Tag Archives: murat abi

İngilizce Metal Şarkılarındaki Türkçe Kısımlar

ÖNEMLİ NOT: Yazının devamında şarkıların bazıları ciddi anlamda ağır küfürler içeriyor. O açıdan rahatsız olacak sevgili okurum bu yazıyı okumasın.

Şimdi sizinle üç video paylaşacağım. Bunların ikisini Savaş Abi‘nin facebook profilinde gördüm. Yarıldım gülmekten. Diğerini de daha az önce Murat Abi sağolsun paylaşmış. Şarkılar malumunuz İngilizce, ancak adamlar artık bazı kısımlarda ne söylüyor ve nasıl söylüyorlarsa basbaya Türkçe gibi çıkıyor o kısımlar. Hatta bazılarında bu kadar da olmaz dedirtiyor. Bu video kolajlarını skitchin isimli bir arkadaş hazırlamış, eline emeğine sağlık.

Videolarda çalan parçaları da aşağı yazdım. Boş bir vaktimde bunları oturup toparlarım kendime. Link koyarım siz de alırsınız.

1. Death – Suicide Machine
2. Nickelback  – Because Of You
3. Opeth – Master’s Apprentices
4. Iron Maiden – Chains Of Misery
5. Patti Smith – Gloria
6. Arakain – Uz Ho Vezou
7. Whitechapel – Possession
8. Rammstein – Sonne
9. All Shall Perish – Never Ending War (buna dikkat)
10. Motörhead – God Was Never On Your Side
11. Darkthrone – En As I Dype Skogen (bu çok fena işte)
12. Ektomorf – Oly Korban Eltem

Ve son şarkı da Murat Abi’nin paylaştığı Burzum’un – Enhver Til Sitt isimli parçası: (popomu elleme, b.k yiyen… diyor)

DÜZENLEME: Buraya daha önce koyduğum üç videonun da linki ölmüştü. Hepsini tek bir videoda toparlayıp kendi hesabımdan yükledim. 31.12.2011

18 Ekim Eskirock Metal Fest Vol. I

Afiş

Bügüne kadar pek çok konser yorumu yazdım. Ancak insanın iğneden ipliğe herşeyine kendi koştuğu bir organizasyonu; kendisi ve arkadaşlarıyla düzenlediği bir organizasyonu yorumlaması cidden zor olacağa benziyor.

Gecenin hazırlık aşamasını çok kısa notlarla verip performanslara geçeceğim. Ses sistemini Karakedi Records‘tan aldık. Sağolsun Ferdi Abi‘miz elinden gelen yardımı yaptı. Saat 17.00 gibi mekana getirdik ekipmanları. Ancak unuttuğumuz bazı parçalar olduğu için bir daha stüdyoya dönmek zorunda kaldık. Bu da bize çok vakit kaybettirdi. Saat 19.30’da yapmayı planladığımız kapı açılışını 20.00’de yapmak zorunda yaptık.

Godspel

Saat 20.10’da benim merakla beklediğim ilk grup olan Godspel sahneye çıktı. Bu grubun ilk sahne performansıydı. 8 parçalık listelerinde tam 7 parça kendi besteleriydi. Grup bana göre mükemmel bir performans sergiledi. Besteleri çok güzeldi bir kere. Ciddi anlamda insana keyif veren melodiler duydum. Sonra, bayan vokalistleri hem zerafeti hem de sesi ile insanları büyüledi. Bu grubun adını not alıp takip etmenizi tavsiye ederim. Gecenin süpriz grubu oldular.

Mosh

Godspel’den hemen sonra sahneye Lamb Of God’çı dediğim Mosh grubu çıktı. Bu arkadaşların da zengin bir müzik anlayışları var. İlk parçaları kendi uyarlamaları olan Requiem For A Dream oldu. Harika! O esnada buram buram Türk aksanıyla İngilizce konuşup kendinin yabancı olduğunu düşündürtmeye çalışan bir salağa bişeyler anlattığımı hatırlıyorum. Neyse, Mosh da son iki parçalarında biraz yorulduklarını belli etseler de güzel bir performans sergiledi. Tüm gruba özellikle davulcu arkadaşım Burağa çok selam buradan.

Amoral Vuslat

Üçüncü grubumuz benim alışkanlıktan Ali Abiler diye adlandırdığım ve bu gece sahnede olmalarını özellikle istediğim Amoral Vuslat oldu. Grubun sahne almadan önce yaşadığı bir takım sıkıntılara rağmen özellikle Ali Abi‘yle Umut’a özverilerinden dolayı çok teşekkür ederim buradan. Amoral, eski vokalistleri Orhan’ı yeniden gruba dahil edip on numara bir hareket yapmış. Ancak grubun iki gitaristi de değişmişti. Buna rağmen yine de deyim yerindeyse ki yerinde, yardırdılar performansta. İşte benim belim bunlar sahnedeyken darbe aldı. Grubun bu gece en iyisi Umut’tu. Ancak dediğim gibi grubun tamamı da çok iyiydi kanımca.

A'khuilon

Amoral’dan sonra bizim Halil‘in gitaristi olduğu A’khuilon sahneye çıktı. Bu grup bir anlamda kendi grubumuz sayıldığı için yorumlarım taraflı olabilir. Kimse artislik yapmasın. İyiydiler ama Halil’in bir ara elinde olmayan sebeplerden performansı düşünce gruba yansıdı durum. Ancak diğerleri her zaman ki gibiydi. Oğuz gruba iyi tutuntu, taş gibi çaldı bası. Murat kendi sahnesinde yaptıklarından ve biraz sonra okuyacağınız olaydan dolayı Gecenin Top 5’ine adını yazdırdı. Mehmet, bilmiyorum farkında olarak mı yaptı nasıl yaptı, bir yerde çok pis çuvallayacakken o kadar mükemmel bir atakla kurtardı ki dedim lan helal olsun. Yunus’un bir şeye canı sıkıldı ancak çözemedim. Neyse onu da sonra öğrenirim.

A’khuilon sahnede 1 saat 5 dakika durup biraz abarttıktan sonra gecenin en beklenen gruplarından Hope To Find çıktı sahneye. Diğer müzisyen arkadaşlar yanlış anlamasınlar elbette ancak adamlar gerçekten müthiş tevazulu, harika insanlar. Sahneye çıktıklarında da anladım ki müzisyenlikleri de mükemmel bunların! Vokalistlerinin sesi harikaydı. Lan insan dehşete düşüyor cidden. Her birine teker teker teşekkür ederim buradan. Progressive’in hakkını veriyorlar bence. Yalnız bu  grubu diğerleriyle mukayese etmek doğru değil. Neden? Çünkü death metali, hardcore’u ya da black metali, progressive metalle hangi açıdan karşılaştırabilirsiniz ki? O açıdan gecenin en iyi grubuydular cümlesini kurmuyorum. Ancak gecenin en kaliteli 2 grubundan biriydiler diyorum gönül rahatlığıyla.

Garmadh

Son grup, Serkan‘ın grubu Garmadh oldu. Garmadh’ın basslarını da bir diğer dostumuz İlker çalıyor bu arada. Grup bu konser için vokale Episode 13‘ten tanıdığımız Tolgahan’ı, davula da on numara insan Black Omen Onur‘u getirmişti. Serkan, İlker ve Onur sahnede harikaydılar. Özellikle Murat Abi (Chaos) ile birlikte Garmadh’ta epey kafa salladık. Onur açık ara her zaman ki gibi davulda gecenin en iyisi, en hızlısı oldu. Şaşırtmadı. Serkan tıpkı Murat abi’nin de dediği gibi Eskişehir’deki en iyi gitaristlerden olduğunu gösterdi. İlker’in soundcheck’te bassla çaldığı bir parça vardı dedim bu İlker bunu nasıl yapıyor lan! Sonra bir de Behemoth coverında akustik gitar çaldı İlker. Serkan’dan Tyrants’daki o ara melodiyi nasıl çaldığını göstermesini isteyeceğim banada öğretisin. Bu arada İlker ve Serkan bu sene Rock Kulübü olarak Anadolu Üniversitesi‘nde düzenleyeceğimiz gitar kurslarında hocalık yapacaklar. Grup açılış olarak şu anda da bunu yazarken dinlediğim Catastrope‘u çaldı. Bu parçada vokalde Black Omen’dan Karahan Abi vardı. Harika oldu. Garmadh o gün sahnede kendi bestelerinin yanında Immortal‘dan Tyrants ve Behemoth‘tan At The Left Hand Ov God’ı

Garmadh

çaldı. Klasik bir zihniyete, black metal diyince ‘abi n’olcak cazır cuzur çalar, ne çaldığına bile bakmaz’ der. Yalan! Gelin dinleyin lan Garmadh’ı! Garmadh son parçasını çalarken vokal boş kaldı. Bu da Behemoth’un parçasıydı işte. A’khuilon’dan Murat dayanamayıp sahneye çıktı ve söylemeye başladı. Ancak ne yazık ki mikrofona birşeyler olmuştu ve ses çıkmıyordu. Yoksa Murat ve Garmadh bu şarkıyı harika tamamlayacaklardı. Vokalsiz de olsa biz yine elemanların harika çalışlarına tepkisiz kalmadık ve parçanın sonunu “La ilahe illallah” larla bitirdik.

Konserdeki en büyük sıkıntı başlangıçta yaşadığımız gecikme oldu. Bu da konserin planlanandan bir buçuk saat geç bitmesine sebep oldu. Bir de bu konserde gördük ki artık şehrimizde metal müzik üç beş tanıdık simayla sınırlı olan o kabuk kitleyle sınırlı kalmıyor. Konsere pek çok Eskişehir’de yeni olan insan, öğrenci geldi. Herkes memnundu yani. Erasmuslular bile vardı.

Ses sistemi olarak da çok ciddi sıkıntılar yaşamadık. Tonmaisterımız Orkun‘a hem ses sisteminde hem de ışıklarda ki başarısından dolayı teşekkür ettik. Bu açıdan organizasyon planladığımızdan daha iyi oldu.

Girişe bir de merchandise standı açtık. Burada Sabhankra demoları, Eskirock üye kartı ve sponsorumuz Black Art‘tan bir takım aksesuarların satışını yaptık. Bundan sonraki her organizasyonumuzda da bu standı açacağız.

İsmini yazmayı unuttuğum, o gece görmediğim kişiler varsa lütfen küsmesin darılmasınlar.Krvestreb Fanzin Buğra (sağolsun İzmir’den geldi), Chaos Murat Abi, Kadir Abi, Episode 13 Can, Black Omen Karahan ve Tolga‘ya da ayrıca teşekkür ederim destekleri için.

Unuttuğum şeyler mutlaka olacaktır. O yüzden tavsiyem bu yazıyı bir hafta sonra tekrar okumanız. Böylelikle yaptığım ekleme ve düzeltmeleri de görebilirsiniz. Organizasyona katılan, katılmasa bile desteğini esirgemeyen herkese çok teşekkür ederim. Etkinlik boyunca görevli olarak çalışan 222 Park personeli, Sercan, Alper, Savaşalp, Merve ve kardeşim Murat‘a da çok teşekkür ederim.

Buğra’nın çektiği bazı kareler:

imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com

Godspel: http://www.myspace.com/godspelband
Mosh: http://www.myspace.com/moshofficial
Amoral Vuslat: http://www.myspace.com/amoralvuslat
A’khuilon: http://www.myspace.com/akhuilonband
Hope To Find: http://www.myspace.com/hopetofind
Garmadh: http://www.myspace.com/thetruegarmadh

NOT: Konserde video ve fotoğraf çeken onlarca arkadaş, lütfen fotoğraf ve videolarınızı paylaşın. Aşağıda yorumlara lütfen link verin. Böylelikle sizin de emeğiniz değer bulmuş olsun. Elinizdeki her tür materyali eskirock@gmail.com adresine yollayabilirsiniz.

NOT 2: Performans fotoğraflarını en kısa sürede ekleyeceğim, henüz Volkan’dan alamadım.

DÜZENLEME 1: Facebook’tan toplayabildiğim fotoğrafları ekledim. Hope To Find performansının fotoğraflarını da ekleyeceğim. 20.10.2010.

Paragöz(!) Organizasyon

Son sınıfın baskısını giderek hissetmeye başlıyorum. Bu sene hiç bitmeyecek gibi geliyor. Nasıl başarılı olacağım diye düşünüyorum.

Bugün Doğa ve Çevre Kulübü‘nün toplantısı vardı. Yeni başkanı seçtik. İyi işler yapabilecek bir arkadaşımıza benziyordu ya zamanla göreceğiz. Toplantıya gelmeden önce de Alper’in bilgisayara yine format attık. Alper bulmuş bir yerden SP3 adapte edilmiş bir cd. Çok iyi oldu valla. Çok da kısa sürdü bu arada. Sonra indik Akif Hoca‘yı dolandırdık, üye kartı sattık 🙂 Sağolsun hep bu tip olaylarımıza destek olmuştur kendisi.

Konser Afişi

Bir de malum yaklaşıyor ayın 18’i. Heyecanımız giderek artıyor. 222 Park‘ta metal müzik dinleyebilecek olmak, üstelik bu etkinliği bir de organize etmek falan epey heyecanla bekliyoruz. Elimizden geldiğince online ortamda tanıtım yapıyoruz. Bir de bu hafta okulda stand açacağız. Uzun süredir Eskişehirli metalseverin istediğini verebileceğiz umarım. Bu arada canımı az önce facebook’tan aldığım bir mesaj sıktı biraz. Dün biraz da espiri amaçlı bir mesaj atmıştık etkinliğe geliyorum ve belki diyenlerle henüz cevap vermeyen kullanıcılara. Ayın 7’sinde öğrenim kredinizi alıp konser için bilet de alın diye. Ancak bir arkadaş bunu yanlış anlayıp bizim paragöz olduğumuzdan falan bahseden bir mesaj yollamış. İşte o an anladım sevgili okur Murat Abi‘nin neden organizasyon işini bıraktığını. Yani bir tarafımıza giren onca maliyetten, onca sıkıntıdan sonra bir de muhtemelen gelmeyi hiç düşünmeyen birinden kalıp böyle bir söz duymak inanılmaz üzdü beni. Yapmaya çalıştığımız şeyi anlayabilmek bu kadar mı zor? Yani biraz bu işlerden anlayanlar özellikle Eskişehir’de metal müziğin para kazandırmak bir yana organizatörünü borca soktuğunu, zarara uğrattığını bilir. Ancak bizim amacımız kendi resmi sitemizde de yazdığı üzere para kazanmak değil, kendi müzisyenlerimize destek olmak. Bugün istisnasız Eskişehir’deki her metal grubunda en az bir arkadaşımız var. Neden bizim şehrimizde kaliteli müzik yapan insanlar diğer büyük şehirlerdekilerle aynı fırsatlara sahip olamasın ki? Üstelik asıl o şehirlerde yapılan işlerin çok büyük bir kısmı kâra odaklı işlerken?

Sabahtan akşama kadar facebook’ta black metal videosu paylaşıp, Chuck’a, James’e, Dio’ya ne biliyim envai çeşit metal müzisyenine övgüler düzen, profiline her yerinden metalcilik damlayan görseller koyan o kitlenin, ki bunlara Murat Abi’nin icat ettiği terimle “internet metalcileri” diyorum, Eskişehir’de ya da sadece Eskişehir’de değil Türkiye’nin herhangi bir yerinde bir konser olunca evde oturup tuzlu fıstık yemesi ve bir de utanmadan ertesi gün o konser hakkında “off çok süperdi” diye yorum yazması çok garibime gidiyor. Elbette her konsere, her festivale gidilecek diye bir şey yok ama bana göre “ben metal müzik seviyorum, metal müziği destekliyorum” diyen bir kişinin bu müzik için para harcaması şart. En azından sevdiği grubun albümünü alması, alamıyorsa konserine gitmesi şart. Müziğin yapılış amacı paylaşmaktır. Ancak bu paylaşımı evde bilgisayardan torrent yardımıyla, facebook yardımıyla yapmak hatalıdır. Bu paylaşım konserlerle olur. Merak ediyorum kaç kişide bir tane de olsa herhangi bir Türk grubunun çıkardığı EP, albüm vs vardır da bu ülkede bu müzik için bir kuruş harcamıştır?

Neyse, bu konuyu daha fazla uzatmıyorum. İnanıyorum ki 18 Ekim günü 10 kişi de olsa 100 kişi de olsa 300 kişi de olsa eğleneceğiz, mutlu olacağız.  Yukarıda yazdıklarımdan rahatsız olanlar varsa özür dilerim. Size yanlış gelen kısımları yorumlarda belirtebilirsiniz.

“Krvestreb Fanzine” Diye Bir Fanzin :)

Krvestreb Fanzine

Online ya da basılı farketmeden elimden geldiğince fanzinleri takip etmeye çalışırım. Özellikle online olanların RSSleri eklidir düzenli olarak edinirim. Basılı olanları da genellikle eski sayı yeni sayı demeden nerede bulsam okurum, saklarım. Mesela Eskişehir de Murat Abi var Chaos Magazine‘i hazırlayan. Sağolsun sayesinde çok şeyden haberimiz oldu.

Bu yazımda da yine böyle bir dostumuzdan Buğra‘nın fanzini Krvestreb Fanzine‘den bahsedeceğim. Henüz üçüncü sayısı yeni çıkacak. Ancak bu tip tamamen kişisel emeğin, kazanç derdi gütmeyen, çıkarsız projelerin tümünde olduğu gibi bu proje de Buğra’nın ekonomik durumu doğrultusunda çıkabiliyor. Hatta Buğra bu son sayısı için eminim ki kendisi için çok değerli olan bir takım merchandise’larını satmaya kalktı. Sadece Buğra’nın değil, Murat abinin ve diğer pek çok fanzin yazarının da benzer şekillerde mücadele verdiklerini biliyorum.

Yazının başında dediğim gibi fanzinler iki yolla basılı ve online olarak yayın hayatlarına devam ediyorlar. Basılı fanzin, Murat Abi’nin ifadesiyle sadece isteyen okuyucusuna ulaştığı ve onlardan para kazandığı için ve koleksiyon değeri olduğu için daha bir anlamlı tabiki. Ancak masrafları inanılmaz büyük. Elbetteki bu kişilerin arkalarına büyük medya holdingleri yok ya da maaşla çalışmıyorlar. O yüzden yapılan işler de daha bir amatör ruhla ve daha bir underground yapılıyor. Ancak şu da bir gerçek ki pek çok devasa grubu, harika grubu da büyük dergilerden önce fanzinler keşfediyor.

Krvestreb’in üçüncü sayısı İngilizce hazırlanmış. Buğra galiba özellikle yaşadığı yerdeki ilgiyi az bulmuş.  Aslında haklı sayılır. Bir şekilde bu tip olaylar yurtdışında daha çok ilgi görüyor. Bu sebepten de uluslararası geçerliliği olan bir dil kullanmak mantıklı geliyor elbette. Bu üçüncü sayıda 20 tane röportaj ve tam 262 underground grubun demo yorumları var. 262 diyorum bakın! Bu anlamda cidden helal olsun. Yazıyı hazırlarken Buğra’nın profillere bıraktığı tanıtım mesajını da buldum. Buyrunuz;

Krvestreb Fanzine #3 sayısı çok yakında çıkıyor, Common Grave, Nuclear, Dr. Gore, Killing Fields, Legion, Puteraeon, Psychogenesist, Naetu, Crypt, Nervous Impulse, Old Corpse Road, Licurgo, Raped By Pigs, Brabazom, Shredding Consequences, The Source, Vulvathrone, Confused Prod…., Frozen Runis Prod. and Coyote Rec. röportajları + underground 250 demo album tanıtımı, A4 boyut ve ingilizce olarak çıkıyor

Velhasıl, böyle bir fanzin var. Takip edin, en azından facebook ve myspace üzerinden ekleyip destek olabilirsiniz. Aşağıya da iletişim adreslerini koyuyorum.

Myspace: http://www.myspace.com/krvestrebzine

Facebook: http://www.facebook.com/Krvestrebzine Buğra TOKSOY

Adres:PK: 1197 01122 Cemalpaşa Adana Türkiye

MSN: krvestrebugra@hotmail.com

Vize Haftasına Kurban Edilen Konserler

:: 3 Mayıs Quo Vadis & Seth Ect:

Seth Ect ve Volkanlar

Bu konseri kaçırarak epey günaha girdim. Lakin ertesi gün 2 vizenin olmasının verdiği vicdani yükümlülük daha ağır bastı. Konser Murat Abi‘nin son organizasyonu olduğundan gitmek bir yerde vefa borcuydu. Ki gelen gruplar da özellikle Seth Ect, acayip merak ettiğim bir gruptu. Olmadı işte. Murat Abi’nin sitem ettiği internet metalcilerinden biri oldum. Gidemediğim bu konser için Volkan’dan birkaç cümle istedim. İşte Volkan’ın yorumu:

iki grup birbirinden mükemmeldi. acayip süperdi. sethect kayıtlarda nasıl çaldıysa aynı öyle çaldı o kadar kraldı. mekanda grup elemanları haricinde 20 kişi falan olsa da gelenler çılgınlar gibi eğlendi aha budur kısa özeti.
bu zamana kadar eskişehir’de gittiğim konserler içinde canlı performansı en iyi olanlardan biriydi bu konserdeki iki grupta.

:: 5 Mayıs Anathema:

Yüce rabbim boş durmadı ve diğer bir iyi konseri de Temel İşlemler sınavından bir önceye koydurdu. Aslında gitsem de birşey kaybetmiyormuşum onu farketmek acı oldu. Ama Oğuz, mükkemel bir karar verip gitti bu konsere. Acayip de eğlendi. İşte Oğuz’un ağzından konser:

anathema 05.mayıs.2010
her ne kadar temel sınavından önce olsa da anathemanın eskişehire gelceni öğrenince ben bu konsere giderim demiştim. nitekim öyle de oldu. kapı giriş saati 9.30 yazmasına rağmen anathema 12yi biraz geçerekten çıktı. ben zaten 11.45 te gittiğim için gittim anathema çoıktı gibi oldu 🙂 açılışı yeni çıkan we’re here because we’re her albümünün ilk şarkısı olan ‘thin air’ şarkısıyla yaptılar. sahneye ilk çıktıklarından itibaren anathemanın sahne performansı mükemmele yakındı. özellikle danny cavanagh cidden izlerken büyüledi. eline bi akustik bir elektro aldı. forgottan hopes, empty, panic, lost control, angelica, flying kısacası tüm sevilen şarkılarını çaldılar diyebilir. konserin mükemmel kapanışı ise fragile dreams leydi. konserde ilginç olansa dinleyicilerin çok odun olmasıydı. bilhassa ön taraftakiler konseri sanki videoya çekmeye gelmiş gibilerdi. zaten danny de takılmadan edemedi. önce tepkisiz bi şekilde izleyenlerin sahneye boş boş bakışlarını taklit etti. sora da sanırım siz konseri şimdi çekip ewde eğlenceksiniz diye laf attı. bi değişiklik olmaması üzerine bi kaç kez do you spreak english diye sordu ve en son dediklerimden hiç bişe anlamıyonuz di mi diyip güldü zaten sora da bi daha konuşmadı. güzel bi olaysa 2 sene önce geldiklerinde flying şarkısından sora bi 15-20 dklık ara vermişlerken bu sefer ara vermediler. daha doğrusu grubun tüm elemanları sahneden indi fakat gitarcı vincent cavanagh inmeyerek akustik olarak are you there i hem çaldı hem söyledi. şarkı bitince de konsere devam ettiler. 2.5 da da konser sona erdi yani gidenler 2.5 saat boyunca anathemaya doydu!

Kahroldum lan bir daha okudum da yorumu. Öyle işte, inşallah bir daha böyle şeyler gelmez başıma. Buraya eklediğim fotoğraf Volkan’a ait; video da o sözü geçen 2 sene önceki Anathema konseri’nde Pınar tarafından çekildi.

Anathema – Fragile Dreams Eskişehir Konseri

Metal Invasion III

Son grubun da sahneden inmesiyle biten konserin ardından tüm metalciler şiddetli baş ve boyun ağrılarıyla evlerine doğru yollandılar.” Diye bitirmek isterdim bu yazıyı. Şu anda bu konser yorumunu İstanbul’dan boynum ağrıyarak yazıyorum.

Metal Invasion II ile ilgili yazdığım yazıdan sonra serinin 3. konserinin yazısının benim için ayrı bir önemi var. Zira bu sefer organizasyon ekibinde arkadaşımız Halil de yer alıyordu. Sağolsun Volkan’ı fotoğrafçı beni de staff olarak görevlendirmiş. Keşke kartımı da unutmasaymış daha kral olurmuş.

Ancestry

Her neyse, Murat Abi’nin Chaos Fest 6’yı iptal etmesinden hemen birkaç hafta sonra bu konserin olması iyi oldu. Uzun süredir grup dinleyemiyorduk. Metal Invasion III’de tıpkı öncekiler gibi Hayal Kahvesi’nde saat 5’te kapı açılışıyla başladı. Hayal Kahvesi ile yapılan anlaşmadan kelli konserin 11:30 civarı biteceği söyleniyordu. Sahne alacak gruplardan üçü tanıdıktı: A’khuilon, Amoral Vuslat ve Kene. Ama son dinlediğimizden beri Halillerin (A’khuilon) ve Ali Abilerin (Amoral Vuslat) gruplarında epey değişiklik yaptığını biliyorduk. Ali Abiler tarzlarını daha bir gore’laştırmış; Haliller de grubun basçısını ve davulcusunu değiştirmişlerdi. Konserin diğer iki grubu da İzmir’den The Trusted ve Ankara’dan kızlardan kurulu Ancestry isimli death metal grubuydu.

Sahneye ilk olarak kızlar çıktı. Daha önce Ancestry’ı hiç dinlememiştim. Grup gayet sempatik bir girişin ardından vokallerinin yaptığı ve çoğumuza “abi bir kızdan bu ses nasıl çıkıyor?” sorusunu sorduran performansına başladı. Şarkıları brutal ağırlıklı ve yer yer de scream vokalin olduğu ve belli bir konsepte göre yazılmış parçalardı. Burada konseptten kastım şu ki mesela bir parçalarını şehitlerimize

Behemoth ve Basçı 🙂

yazmışlar. 191919 isimli parçalarını da Kurtuluş Savaşımız için yazmışlar. (Hatta sonradan öğrendim bu parçayla ilgili bir takım olaylar dönüyor.) Kızlar birkaç tane de cover çaldılar. (Six Feet diye yazmışım ama yanılmıyorum inşallah.) Kendi bestelerinden Angels Lies isimli parçayı beğendiğimi söyleyebilirim. Grubun genel olarak bestelerinde gördüğüm şey şu ki çok komplike olmayan ama kaliteli rifflerin döndürülmesiyle oluşturuyorlar parçalarını. Bir de dışarıdan bir eleştiri grup üyelerinin, vokalist hariç (tabi davulcu da), çok hareketsiz olmaları yönündeydi. Kötü şanslarına yine bir Eskişehir klasiği yaşandı ve performanslarını ilk grup olduklarından çok az bir dinleyici kitlesine yaptılar. Kimse önlerde değildi. Bir hata da davulun mikrofonlanmasında olmuş herhalde ki snare’in sesi neredeyse hiç gelmedi. Şimdi gelelim kişisel favorime: Behemoth tişörtü giyen basçıları epey atar yaptı gözümde. Performanslarından sonra pogolara katılması hatta beni düşürmesi bu atarın gerçek sebebidir. Çok sağlam bir omzu da varmış kendisinin. Penasını da sağolsun verdi. Teşekkür ederim. Tabiî ki gitaristine de. Sözün özü Ancestry, başarılı ama kısacık bir performans gösterdi kanımca. Yolları açık olur kesin 🙂

A'khuilon

Bir sonraki grup A’khuilon’du. Yani kısaca bizim Haliller. Davulcularını değiştirmişler, daha önceden de izleme fırsatı bulduğum Rotten Dogs grubunun davulcusu Mehmet’i dahil etmişler kadrolarına. Ayrıca basçıları da değişmiş (Basçı kardeşim ismini hatırlayamadım, kusura bakma.). Performansları çok kesildi ses sistemindeki arızadan dolayı. Hatta daha ilk parçanın başlarında ötmeye başladı amfiler. Sonradan biraz daha oturdu ama. A’khuilon’un en sevdiğim yanı bestelerinde benimde çok sevdiğim brutal ve clean vokali bir arada kullanma olayına girmiş olmalarıdır. Vokalleri Murat ki kendi ile gecenin ilerleyen saatlerinde muhabbeti baya ilerlettik, cidden başarılı bu konuda. Bir önceki grupta yazdığım kızlarla pogo olayı işte bunların Desert Of 1o ooo Lies isimli parçalarında oldu. Kızlar bize acımadı ve biz de onlara. Ama dediğim gibi o Behemoth tişörtlü olan basçıları ayrıca aklımda. Daha sonra A’khuilon gecenin en kral hareketini yapıp benim için Focus Shift’i çaldı 🙂 Nasıl mutlu oldum, nasıl gaza geldim anlatamam. Zaten neredeyse vokalleriyle birlikte söyledik. Çok cik cikli, aşırı vik vikli ve bir o kadar da dehşet bir andı. Kendilerine buradan yine teşekkür ediyorum. Focus Shift 🙂 Halillerin performansı iyiydi bence. Ama biraz konuştuğumuzda kendi ağızlarından ufak tefek eksikliklerini dinledik. Bana göre Haliller yakın zamanda bu kadro ile başarılı olurlar. Bu arada grubun resmi fotoğrafçısı bizim Volkan oldu. Şişman durdu durdu; sağlam bir iş yaptı. Aferin.

The Trusted

Üçüncü grup The Trusted oldu. İzmirli Trusted, aslında Volkan’ın ve benim bir süredir takibe aldığımız bir grup. Hatta Volkan’la arada sırada düşünmekten kendimizi alamadığımız konser organizasyonu hayalimiz için getirmeyi düşündüğümüz gruptu. İlk parçaya başladıklarında duyduğum ses gecenin en kaliteli en temiz sesi oldu. O an en yıkıcı grup kesin bu olur dedim. Oldu da sayılır. Ama The Trusted’a rezil olduk maalesef Eskişehir olarak. Önce ses sistemi arızalandı. Grup üyelerine monitörlerinden ses gelmiyormuş. Sonra gitaristlerinin gitarı arızalandı. Diğer gitarını almak için sahneden inmek zorunda kaldı falan. Sonra grup haklı olarak seyirci azlığından bahsetti. Haklılar da. Sokaklarda, benim her gün hazırlık binasında, mühendislik mimarlık fakültesi kantininde gördüğüm metalciler nerede? Neden konser olduğunda kayıp oluyorlar? Her neyse, grup tüm bu negatifliklerden dolayı erken bitirme kararı alıp iki parça daha çalmaya karar verdi. Bu parçalara grupla birlikte gelen eski Prime Object vokali Berkay’da vokali ile eşlik etti. Grup bir Sepultura klasiği olan Roots Bloody Roots’u çaldı. (Ve A’khuilon grubunun davulcusu Mehmet’te kendinden geçti; bizden kaçmaz Mehmet Bey 🙂 ) Grubun çaldığı son iki cover Lamb Of God ve Pantera oldu. Yalnız son parça olan 5 Minutes Alone iyice çamur oldu. Evet, artık ses sistemi çökmüştü. Grup teşekkür edip sahneden indiğinde yarım saatlik bir mola verildi. (Sonradan fark ettim bu gece ne kadar çok Lamb Of God şarkısı çalındı böyle.)

Kene

The Trusted’tan sonra sahneye Kene çıktı. Kene gayet sert ama nasıl oluyorsa aynı zamanda matrak ve eğlenceli o tarzlarıyla sahneye çıktı yine. En baştan söyleyeyim, davulcuları Mürsel, mükemmel çaldı. Bunların ilk şarkılarında yaşadığım his “ben nerden biliyorum lan bu şarkıyı?” oldu. Nereden biliyorum harbiden ya? Mürsel’in acayip tuşelerine dayanamayan davulun kick sesleri patlak patlak gelmeye başladı 2. parçadan itibaren. Zillerde de çok keskin bir tizlik vardı. Bir ara ne oldu nasıl oldu kaçırdım basçıları, grubun en oraya ait değil gibi duran elemanı, bir bass solosu attı sağolsun. Zaten performans boyunca yaptığı back vokallerle de eğlendirdi epey. Bu arada bir de şikayetim var, sahnede şarkı aralarında çok fazla geyik yaptılar. Bir noktadan sonra sıkılıyor insan. Grubun 2. gitaristi yaşça çok küçük duruyordu. Eğer yanılmıyorsam da gitaristin kardeşiydi. O da iyi çaldı. Duyabildiğim kadarıyla saçmalamadı. Bunların clean tonda başlayıp sonradan kopardıkları bir parçaları var. Adını hatırlamıyorum, davulcuları bu parçanın sonuna doğru bir yerde öyle bir hızla çapraz yaptı ki gözlerime inanamadım. Hemen ardından başladıkları parçanın da 10 numara girişini izledikten sonra bu davulcu abimizin ellerinden öpülecekbir insan olduğuna karar verdim.

Amoral Vuslat

Amoral Vuslat

Kapanış Amoral Vuslat’ın oldu. Bu performanslarının benim için en önemli yanı Umut Abinin askerlik durumundan kelli uzun süredir Amoral Vuslat’ı izleyememiş olmamdı. Umut, hatta nickiyle Umuth, en sevdiğim davulculardan birisidir. Grubun basçısı Ali Abiyle de eskiden beri bir muhabbetimiz olduğundan bu grup da “Proofhead’in Sevdiği Gruplar” arasındadır. Grubun tüm üyeleri bence harikaydılar. Arada bir parçada ya ben yanlış duydum ya da gerçekten vokalistin sesi yetmedi. Onun dışında yoktu bir hata. Hatta Umut Abi’nin askerde nöbette falan boş durmayıp postallarla twin falan çalıştığı ortaya çıktı kanımca. Bu da teknik bir detay, Umut abi, çaprazları benim gibi open-hand çalıyor. Kendisi ile yakın zamanda görüşeceğim bakalım. Amoral, tam iki tane Lamb Of God parçası çaldı. Kapanışı da eski besteleri Lost Time ile yaptılar. Amoral için bariz olarak fark ettiğim ve söyleyebileceğim yegane şey kaliteyi epey yükseltmiş olmalarıdır. Black Label’ı çaldıklarında başıma anlam veremediğim bir ağrı girmesinden dolayı biraz dışarı çıktım. İnşallah o arada enterasan bir olay olmamıştır. Sonra Amoral’da teşekkür edip sahneden indi.

Gelelim şimdi son yorumlara ve durumlara. Maalesef katılım çok azdı. İnsanları anlamak zor gerçekten zira konserin saati en uygun olabilecek durumdaydı. Saat 5’te başlayıp 11’de bitti. Daha ne olsun. Hayal Kahvesi geçen yaptığı terbiyesizliği yapmayıp son gruba kadar bekledi. Club için gerekli hazırlıkları sonra yapmaya başladı. Aferin. Olan Halil kardeşimize oldu. Katılımın böyle az olması elbette az da olsa hevesini kırmıştır. Ama umarım moralini çok bozmamıştır. Gelen gruplara ve dinleyicilere çok teşekkür edeyim bari kendi adıma.

Katılan grupların myspace adresleri:

Ancestry: http://www.myspace.com/warancestry

A’khuilon: http://www.myspace.com/akhuilonband

Amoral Vuslat: http://www.myspace.com/amoralvuslat

The Trusted: http://www.myspace.com/thetrustedband

Kene: http://www.myspace.com/keneband

Tadına Doyamadık Sabhankra

Sabhankra

Bu yazıya çok başlık düşündüm. Savaş Abi’den “Patlayan Dudak” diye bir öneri geldi hatta. Her neyse, bu yazı dün (21 Şubat 2010) tarihinde Eskişehir Artis Kafe Bar‘da gerçekleşen Chaos Fest V organizasyonunda sahne alan Sabhankra grubunun konser kritiğidir. Ya da en azından öyle olmasını temenni etmekteyim. Ama biliyorum ki yazının ortalarından itibaren konuyu dağıtacağım.

Sabhankra

Neyse efendim, o gün saat 3’te tren garında karşıladım olanca heyecanımla sevgili grubumu. Bunu, uzun süredir görmediğiniz arkadaşlarınız sizi görmeye geliyor diye düşünün. Hepsi ile iyi kötü konuşmuşluğum olduğundan dost canlısı insanlar olduklarını kestirebiliyordum, ve öyle de çıktılar sağolsunlar. Yanıltmadılar beni. Epey kalabalık bir kafile ile gelmişlerdi. Kısa bir tanışma faslından sonra hemen mekana geçtik. Klavyecileri Elif‘in o ağır Yamaha MO6′sını sırtlanıp grubun önüne düştüm ve  mekanın yolunu tuttuk. Mekan dediğim yer Artis Kafe Bar diye bir yer. Burası Kızılcıklı Caddesi‘nin ortasında eskiden Leman Kültür diye bildiğimiz bir mekan. Buraya sadece 1 kere gelmiştim. Onda da masalardan dolayı mekanın büyüklüğü konusunda kafamda pek birşey oluşmamıştı. Dün hep beraber mekana gittiğimizde ufak çaplı bir şok yaşadık o yüzden. Mekanın sahnesi yoktu en başta 🙂 Zeminle yükseltisi aynıydı. Ve mekan gerçekten çok küçüktü. Etkinlik sayfasında geleceğini söyleyen 600 kişi nasıl sığacaktı ki buraya? Şimdi bu noktada tüm oklar organizatör Murat Abi‘ye dönse de, işi bilenler bunda onun bir suçu olmadığını biliyor. Zira bu organizasyon Glow Bar‘da yapılacaktı. Mekana iki ay öncesinden haber verilmişti ancak Glow Bar ne hikmetse o gün tadilatta olduğundan son anda organizasyonu iptal etmek yerine buraya taşınması söz konusu oldu. Burada açıkça yapılan bu yakışıksız hareketin karşılıksız kalmamasını temenni ettim içimden.

Süha ve Elif

Grup, Murat Abi’den gerekli bilgileri aldıktan sonra Murat Abi’nin ayarladığı üzere hep beraber Donas‘a gittik. Şimdi takip eden okur hemen diyecektir Mesut daha geçenlerde Donas’a laf ediyordun diye. Hayır, Eskişehir’deki bozmayan tek Donas’a – Kızılcıklı Caddesi’ndeki- gittik. Grubun Donas hakkındaki genel fikri kendi sözcükleri ile “ÇOK BAŞARILI” oldu 🙂 Yemek faslından sonra da kendilerini yalnız bırakıp sırf benim ısrarım üzerine işlerini güçlerini bırakıp Sabhankra izlemeye gelen dostlarımın (ki adlarını tek tek saymazsam ayıp olur Koray, Sercan, Utku, Savaşalp, Alper, Selma, Burcu, Merve, Murat) yanına gittim. Volkan‘ı yazmadım, kendisi zaten her türlü gelecekti etkinliğe 🙂 Merve’ye de ayrıca teşekkür ederim, bu günün benim için önemini bildiği ve beni kırmayıp yanımda olduğu ve geceyi benim için unutulmaz yaptığı için. Evet. Murat ise kardeşim olur, ilk defa böyle bir olaya dahil oldu. Çok da mutluydu.

Saat 17:10 da kapı açıldı bizde içeri doluşup mekanın oturma imkanı olan iki koltuğundan birini hemen kendimize rezerve ettik 🙂 İlk grup Chopstick Suicide ismindeki gruptu. Önceki yazılarımda bahsetmiştim bu gruptan. Şarkıları birden bire değişiyor, bi caz havası giriyor, acayip oluyor falan. Güzel gruptu kendileri. Tebrik ettim.

Saat 18:10’da beklediğim an geldi ve Sabhankra sahneye çıktı. Kafamda aşağı yukarı 11 parçalık falan bir çalma listesi yapmıştım kendimce. Ancak önceki gruba bakaraktan kesin 7-8 parça çalarlar diye düşündüm. Öyle de oldu. Grup hızlıca bir ses kontrol aldı. Şimdi bu konularda çok uzman olmadığım için fazlaca yorum yapamıyorum. Ancak sahne önüne gelen ses iyiydi ilk parçalarda. Ancak ortalara doğru (Prophet’ten sonra) Savaş Abi’nin vokal ve gitarının sesi epey düştü.Konseri anlatmaya başladım madem dur parça listesini de vereyim:

  1. Powercraft
  2. Our Kingdom Shall Rise
  3. Prophet
  4. Tomorrow Never Comes
  5. You Will Die
  6. Hunt
  7. Buried In Dust

Savaş

Evet, 7 parça çaldılar sadece 😦 Beklediğimin neredeyse yarısı yani. Sonradan grubun planladığı listeyi aldığımda gördüm ki 10 parça düşünmüşler ve bunların arasında Sorrowland‘de varmış meğer. Ama işte kısa olunca adamlar Sorrowland’i iptal edip yerine acayip gaz You Will Die’ı koymuşlar. Keşke Hunt’ı iptal etselerdi ama neyse. Anlayacağın doyamadım tadına grubun. Grubun iddialı bir fanı olduğumdan bütün şarkıları aynı tatta çaldıklarını rahatlıkla söyleyebiliyorum. Sonradan Savaş Abi’nin kendini duymadan ezbere çaldığını öğrendim. Yine de iyiydi. Ancak işte sesler biraz daha yüksek olsaydı keşke. Şarkılardan Powercraft ve Our Kingdom Shall Rise mükemmel bir gazda geldi geçti. Ortalık karıştı. Benim payımda var elbette bunda. Sonradan Alper’den ağzımda salyalarla sağa sola saldırdığımı falan öğrendim. Ne olmuştu lan bana 🙂 Pogo esnasında mikrofon Savaş Abi’nin dudağına çarpıp patlatmış, Süha sallanırken kafasını ride ziline çarpmış falan 🙂 Yerin kısıtlı olmasının azizliği oldu dunlar hep. Bir de davul setup’ı çok yetersizdi. Neyse, You Will Die da zaten en sevdiğim parçalardan olduğundan iyi kopardım onda da. Şimdi tekrar bakıyorum da ayırt edemiyorum ya. Hepsinde de coşmuşum. O esnada Volkan onlarca kare fotoğraf aldı, Sercan’da konseri eksiksiz kaydetti videoya.

Süha

Konserden sonra grubumla fotoğraf çektirdik. Konseri yorumladık. Grubun davulcusu Yağız’ın biraz canı sıkıldı ve erken ayrıldı o. Sonra bende grubun bastırdığı kupayı ve Our Kingdom Shall Rise EP’sini alıp çeşitli istenmeyen sebeplerden ötürü erken ayrılacağımdan vedalaştım grubumla. Hepsi de 10 numara insanlar. Beklediğimin çok çok üstünde bir samimiyetle sağolsun katlandılar bana. İmzaladılar albümlerini. Hatta onlarda olmayanları bile 🙂 Süha, Savaş, Gürkan, Elif ve Yağız, hepside hem müziklerine hem de kendilerine hayran olunabilecek kadar iyi insanlar. Penalarını topladım bir canavar edasıyla 🙂 Koleksiyonumdaki yerini aldı hepsi.

Gürkan

Şiddetli bir boyun ağrısı ile yazmaya devam ediyorum. Grup açıkçası beğenmedi bu konserlerini. Hatta en kötüsü bu oldu dediler. Ancak dediğim gibi bunun en büyük sorumlusu mekanın kendisi ve ses düzeneğindeki yetersizlikler oldu. Ulan Glow! Artık kesinlikle kafama koydum, madem Eskişehir’de olmadı, bende gidip İstanbul’da izleyeceğim adamlarımı.

Grupla vedaşlatım ve mekandan ayrıldım diğer grupları izleyemeden. Bu yazıyı daha fazla uzatmayacağım. Sabhankra, sizi seviyorum. Aklımdakileri notaya döktüğünüz için, tek bir kötü parça bile yapmadığınız için, hepiniz ayrı ayrı çok kral olduğunuz için 🙂

OUR KINGDOM SHALL RISE!

NOT: Bu yazı bir iki gün içerisinde yeniden güncellenecektir. Video eklenecektir, yorum eklenecektir. Bu yazıya Volkan Vardar‘ın fotoğrafları eşlik etmektedir.
Grubun Our Kingdom Shall Rise EP‘sinden elimde orjinal olarak bulunmaktadır. Fiyatı 5 TL’dir. Koleksiyonuna almak isteyen, grubun tadına doyamayanlar lütfen buraya tıklayıp benimle iletişsin.

Düzenleme: Şarkı sıralamasını hatalı yapmışım. Onu düzelttim. 
Konserden bir performans videosu ekledim.

Göğe doğru haykıran benim

Elveda Fincan Kafe

Bitti evet. Fincan Kafe’den dün gece saat 23:30 itibariyle ayrıldım. Tam 1 ay 4 gün çalışmışım 🙂 Bu süre içinde teorik olarak elime 340 YTL ve bahşişleri de sayarsak 400 YTL gibi bir para geçti. İyi lan, Allah bereket versin. Yalnız son hafta çok çekilmezdi benim için. Murat abi’nin sürekli sinirli olma durumu iş performansımızı inanılmaz düşürdü. Yani korkudan iş yapamaz olmuştuk. Neyse, herşeye rağmen güzel bir dönemdi. Çok eğlendim, çok şey öğrendim Murat abiden ticaret anlamında. Okulun başlamasının yakın olması durumuyla kalan süreyi evde dinlenerek geçirmeyi planlıyorum. Yalnız Muhammet abi son gün bana iyi bir kazık attı ya, hayırlısı… Şimdi bugüne kadar Fincan Kafe’de geçen çalışma süremle ilgili ufak detaylara yer veriyorum; :: 3 tane su bardağı, 2 tane çay bardağı kırdım, ayrıca 2 tane tuvalet kağıdı telef ettim. :: Bu 34 günlük süre içinde sadece 1 gün izin yaptım. :: Hergün ortalama 9 saat dersek; toplamda 297,yuvarlak hesap 300 saat eder. Bu da aralıksız 12,5 gün eder. :: Toplamda 20 gün sabah açılışı, 13 gün akşam kapanışı, ve 1 günde (son gün) açılıştan kapanışa çalıştım. :: Murat abi’nin kapıda gülümseyerek müşteri çekme taktiği sadece 4 kez işe yaradı. O gelenler de birer çay içip kalktılar. :: Kendime ait pek çok yeni müşteri yaptım. :: Dükkana Gazetelik ve bir poster kazandırdım. Ayrıca tuvalet temizliği için hortum, fırça, çek-pas aldırdım. :: Hiç Türk kahvesi, soğuk-sıcak sandviç, sütlü nescafe, sahlep, köfte hazırlamadım. Onun dışında aşağı yukarı herşeyi hazırladım. :: Tek bir defa nargile servisi yaptım. :: Sadece 1 defa yabancı müşterilerimiz oldu, İngilizce konuştum. :: Tek seferde aldığım en yüksek bahşiş 8 ytl oldu. (2 lira hesap vardı.) :: Toplamda 4 garson ve Murat abi ve Beyza ablayla birlikte altı kişi ile çalıştım. En sevdiğim mesai arkadaşlarım Menşure ile Kenan abi oldu. Ben ordayken yeni eleman alımı olmadı.

Fincan Kafe Günlükleri – 15

Bugün Murat abinin söylediği ve benimde biraz “macunladığım” bir sözü yazmak istiyorum;

:: ” İnsandaki kalp yarası; vücudundaki bir kesiğe benzer. Önce sızlar uzun süre, varlığını hissettirir. Sonra kabuk bağlar, daha bir gösterir kendini. İzi kalır bir süre daha. Sonra kaybolur gider o iz de…”

:: русский & français & deutsch & english Girl: Yani Rusça Fransızca Almanca İngilizce kızı:) Evet lan, bu dört dili bilen bir bayanla tanıştım bugün dükkanda. Baya bir İngilizce muhabbet ettik. Aslında kadın Türk. Murat abinin bir tanıdığıymış. Murat abi dedi ki, git bi kahave yap bakalım. O da geldi mutfağa bana “What is this?” dedi dalgasına. Bende “It is probably Turkish Coffee” dedim. Yüzüme baktı, Do you speak English?, dedi. I live in English!, dedim:) Sonra konuştuk işte. Baya renkli, enterasan bir bayan. Ara sıra uğrarım, konuşuruz, pratik olur dedi. Olur dedim. İyi demiş miyim lan?

Fincan Kafe Günlükleri – 14

Bu aralar dükkanda pek iş yok. O yüzden Murat abinin canı baya sıkkın. Dolayısı ile bu bize de yansıyor. Bu okuyacaklarınız 2 günlük notlarımdan yazılmıştır;

:: Yağmurdan Sonra Açan Güneş: Lan acayip yağmur yağdı. Apar topar tüm masaları şemsiyelerin altına çektik. Sonra yağmur durdu. Güneş öyle bir çıktı ki batmaya yakın o kızıllığıyla… Uzun süredir hava beni bu kadar etkilememişti. Oturdum öylece izledim. Ve tam o anda, yemin ederim bak, Kitaro’nun Silk Road başladı. Lan eridim yeminle.

:: Ahmet Abi: Bizim dükkana sık sık yanında farklı kızlarla gelen yaşı tahmini kırk civarı olan bir adam var. Bu kızlar onun kızının arkadaşlarıymış. Benim adamla bir muhabbetim yok, servis al ver falan o kadar. Neyse şimdi bu adamın o kadar cins özellikleri var ki yazamadan edemedim. Bu arada adamın adı Ahmet değil; buna çok benzer bir isim ama ben adını vermek istemediğim için öyle dedim.
– Sportif: Bir gün bu yanında iki kızla geldi; üstüne siyah bir atletik body giymiş. Öldük lan gülmekten 🙂
– Kızlar: Dediğim gibi Ahmet abinin yanında hep değişik kızlar oluyor. Sakın yanlış anlamayın, öyle terbiyesiz bir insan değil. Sadece şaşırıyorum, kızının ne kadar çok arkadaşı varmış diye.
– Veresiyeci: Dükkanın tek veresiyeci müşterisi. Hesabı toptan öder; atar bi yüz lira. Artık eksik mi fazla mı helal olsun…
Problemci: Ben daha Rafet abinin problemsiz bir servisi olduğunu hatırlamıyorum. Kahvaltı ister; yumurtayı geri yollar, biraz daha pişirelim. Çay ister soğuk der. Yada çağırır bi şeker daha ister. Götürürsün çayı bitirmiş olur. Enterasan bir adamdır. Ama seviyoruz Ahmet abiyi de 🙂

:: Akşamcı: Lan harbi diyorum özlemişim akşam çalışmayı. Zaten bir gittim. Benim müşteriler geldikçe sordular beni. “Naptın ya nerdesin” falan. Epey bir muhabbetimiz oldu. Seviyorum lan akşam işini:)

:: Masalarımız Yenilendi: Evet efendim, her ne kadar dükkanımızı satsak ta; işimizi boşlamıyoruz. Murat abinin uzun süredir planladığı üzere masalarımız yenilendi. Görmeye bekleriz.

:: İstatistik: Lan işe girdiğimden beri; 1 çay tabağı, 1 çay bardağı, 1 su bardağı, 1 rulo tuvalet kağıdı, 1 sünger, çeyrek litre kola ziyan ettim. Yazıklar olsun bana.