Tag Archives: Murat İlkan

Pentagram – Akustik Plağım

akustik00

akustikcoverUzun zaman oldu yeni plak yazısı yazmayalı sevgili okur. Bu yazı da aslında epey gecikmiş bir yazı ama ancak zaman bulabildim. Evet, şu yazımda anlattığım İstanbul ziyaretimin en harika getirisi tüm grup üyelerinden imzalı bir Pentagram plağı ile Necrophagist‘in kült albümü Epitaph‘ın plağı oldu. Bu yazı Pentagram’ın kısa süre önce çıkardığı Akustik albümünün plak versiyonu için olacak.

Cihan‘la birlikte, plağı alıp köşeyi döndükten kısa süre sonra karşıma Mephisto Kitabevi çıktı. Birkaç kız ellerinde Pentagram Akustik albümünün CD’siyle birlikte konuşuyorlardı: “Çok bekledik ama beklediğimize değdi, tüm grup üyelerine imzalattık.” Konuşmalarına kulak kabartınca dayanamayıp sordum: “Burada bir etkinlik mi var?” Kız hiç duraksamadan devam etti: “Evet, Pentagram’ın imza günü var en üst katta.” Mephisto Kitabevi, üç katlı bir mekan sevgili okur. En üst katı kafe şeklinde kullanılıyormuş ve istan00grup üyeleri de buradaydı. Orta kata çıktığımda upuzun devam eden ve bir üst kata çıkan bir sıra gördüm. Cihan’la konuştuk, planımızı yaptık ve o ayrılıp başka bir mekana geçti. Ben de elimde plak olduğu halde beklemeye başladım. Aşağı yukarı bir saat kadar bekledikten sonra nihayet en üst kata çıktım. Nihayet elemanları görebildim. O an iyi ki beklemişim dedim. Çünkü, Eskişehir konserine katılamayan Demir Demirkan da oradaydı. Nihayet, grubun bu ortak çalışmasına yönelik en değerli materyali olan plağı, çalışmada yer alan müzisyenlerin tamamına imzalatabilecektim. Kısa bir süre sonra isteğime nihayet kavuşmuş ekibin ağa babaları Hakan Utangaç, Demir Demirkan ve Murat İlkan‘la ortak bir karede buluşmuştum.

istan99

Plağı anlatmadan önce, albümü müzikal olarak kısaca değerlendireyim önce. Pentagram’ın Mart ayında çıkardığı albüm, daha önce yayımlanan altı albümde yer alan en iyi parçaların (aslında en iyilerin tamamının değil) akustik yorumlarını içeriyor. Albümü bu denli kıymetli yapan şey ise eski grup elemanlarının da albüme ilk elden katkı vermiş olmalarıdır. Grubun şu anki vokali Gökalp‘in yanı sıra efsane Murat İlkan ve Ogün Sanlısoy‘un vokallerde; Demir Demirkan’ın ise gitarıyla gruba eşlik ediyor. Ayrıca ilk defa bir kadın vokal, Şebnem Ferah‘ın da Anatolia‘yı yorumlamasına şaşırıyoruz.

akustik01

Albümde toplam 11 parça bulunuyor. Çıkış parçası, klibi de çekilen Sonsuz oldu. Bu parça diskografideki akustik parçalardan birisiydi. Eski ve yeni grup elemanlarının katılımıyla yeniden yorumlanması, Demir Demirkan’ın soloyu atması ve söze Murat İlkan başladığında tüylerin diken diken olması sayesinde albümün tanıtımı çok başarılı oldu bence. TRT FM’de bile dinledim. Plaklara göre parça listesi şu şekilde:

A1          Apokalips 5:40
A2          Geçmişin Yükü 5:08
A3          Uzakta 4:48

B1           No One Wins The Fight 4:30
B2           Fly Forever 5:18
B3           Gündüz Gece 4:33

C1           Anatolia 4:36
C2           In Esîr Like An Eagle 5:43
C3           For The One Unchanging 5:31

D1          Give Me Something To Kill The Pain 5:04
D2          Sonsuz 5:44

Yukarıda da bahsettiğim üzere, albüm çıkalı üç ay oldu. Muhtemelen dinlediniz, duydunuz bir yerlerde. O yüzden parçaları tek tek değerlendirmeyeceğim. Favorilerim, akustik konseptine uyumlu olarak, In Esir Like An Eagle ve Sonsuz parçaları oldu. Albümde grup üyesi olmayan, ancak hemen her şarkıya yaptığı katkılarla teşekkürün belki de en büyüğünü hak eden adam, Ozan Tügen‘e buradan saygılar ve sevgiler.

akustik02

Evet, işin hikaye kısmı böyleydi. Şimdi gelelim plağın incelemesine. Pentagram’ın daha önce yayımladığı ve aynı zamanda ilk plağı da olan MMXII‘da yapılan hataların hiç biri bu üründe yapılmamış. Albümdeki hiç bir parça çıkartılmadan, çift plak olarak basılmış. MMXII’da üç parçanın çıkartıldığını fark edince başımıza kaynar sular dökülmüştü. Grup bu sefer bu hataya düşmemiş. Çift plak, doğal olarak bize gatefold yani açılır kapak akustik03olarak dönmüş ki bu da apayrı bir güzellik sevgili okur. Plak dediğin, tek plak olsa bile gatefold olmalı ve hatta bir de inner sleeve içermelidir. Bu albümde sleeve yok, ancak plakların zarfları var 🙂

Plaklar yurt dışında basıldığı için Türkiye’ye gelirken ambalajlanmış olarak geliyor. Dolayısıyla bandrol de bu ambalajın üzerinde oluyor. Benim tavsiyem plağın ambalajını açarken ceplerin olduğu taraftan hafifçe keserek açın böylece üzerinde bandrol ve bazen çeşitli etiketlerin de olduğu ambalajı atmadan katlayıp saklayabilirsiniz. Zira bandrol önemlidir. Şu an plaklarda korsan diye bir durum yok. Henüz o kadar popülerleşmedi. Ancak bu işin piyasasını fark edenler belki de yakın zamanda korsanına da girerler 😀

Albüm Sony Müzik‘ten çıkmış. İstanbul’daki meşhur Babajım Studios‘ta kaydedilip mikslenmiş. Albümdeki akustik havaya aldanmayın, konserde daha sertler. Açıkçası işimize gelen de bu zaten 🙂 Albüm için içimizde kalan tek ukde, konserde çalıp albüme koymadıkları This Too Will Pass. Ahh.

İstanbul’da Neler Oldu?

19-20 Mayıs’ta , Togay‘la birlikte İstanbul‘a gittik sevgili okur. Neden? Konser için. Hangi konser yahu? God Mode‘un, yani Togaylar’ın Peyote‘de vereceği konser.

Bir önceki gün gidecektik ama Ahmet‘in nişanını bırakıp gitmek olmazdı. Ahmet’in nişanı da apayrı bir eğlenceydi aslında. Neyse, bu yazıda İstanbul’dan bahsedeyim. Evet, sabah Togay’la buluşup otogara geçtik. Saat 08.00’de araç hareket etti. İstanbul’a gitmeyeli epey zaman olmuştu. Planımız otobüsle gidip Esenler Otogarı‘ndan Taksim‘e geçmekti. Trenle gidersek Pendik‘ten karşıya geçmek çok sıkıntı olabilir diye düşündük. Ahh salak biz!

Saat 08.00’de bindiğimiz araç saat 14.00’te İstanbul’a, Esenler Otogarı’na girdi. Tam 6 saat sonra yani! İnsan insana böyle zulüm etmez lan! İşin saçma tarafı, saat 12.00’de İstanbul ili sınırlarına girip de Üçüncü Köprü sağ olsun, tam iki saatte Esenler’e bizi ulaştırmış olması. Otobüsler artık mecburen üçüncü köprü güzergahını kullandığı için eskiye göre tam 1 saat yolculuğumuza ekleniyor. Dolayısıyla, İstanbul’a gideceklere tavsiye, trenle gidin abicim. Net. Bu arada şu İstanbul’a o kadar yeni yer yapılıyor, projeler falan. Ama neden bu Esenler’e bir şey yapılmıyor? Otobüsün dolaşıp çıktığı o alt katlarda adam kesiyorlar lan resmen. Enteresan.

istan96Esenler’e inince bir şok da orada yaşadık. Zira Kamil Koç‘un Esenler’den Taksim’e servisi yok. Biz de mecburen metro + metro aktarma yapmak zorunda kaldık. Böylece üçüncü İstanbul Kartı‘mı da almış oldum.

Taksim’e ulaşıp Togay’ın grup arkadaşlarını beklemeye başladık. Eh, bir Decayed Darkness olamasak da, en az onlar kadar havalı bir buluşma gerçekleşti. Daha sonra Togaylar’dan ayrılıp Cihan‘la buluşmak üzere İstiklal Caddesi‘ne daldım. Çok özlemişim herifi. Buluştuktan sonra hemen Karaköy İskelesi‘ne geçtik. Neden? Çünkü Kadıköy‘e gidiyorduk!

istan98

İstanbul’dan aldıklarım

Olum İstanbullu olmadığımız için herhalde daha çok tadına varabiliyoruz. Vapur ne kadar harika bir şey lan! Her geldiğimde bunu tecrübe ediyorum valla. Karşıya inince yine bir turist gözüyle şunu bir kere daha anladım ki İstanbul’un Anadolu yakası çok daha güzel lan. Daha doğrusu Kadıköy. Çok rahat, bariz daha rahat bir yer. Eskişehir’den gelirken, yol boyunca Togay’la planlama yaptığım için nerelere gideceğimi çok iyi biliyordum. Cihan da sağ olsun bana eşlik ediyordu. Önce Hammer Müzik‘e gidip bir önceki gece listelediğim şeyleri aldım. Daha sonra DMS‘nin Kadıköy Şubesi’nden biraz sarf malzeme aldım. Tüm işlerimizi bitirip vapura dönerken, Mephisto Kitabevi‘nden çıkan iki kişinin elinde Pentagram‘ın Akustik albümünün CD’sini gördüm. Neler oluyor diye sorduğumda bana grubun imza günü olduğu söyledi!

istan01Böyle bir şans ancak üç yıl da bir olur. Düşünsene, az önce Pentagram’ın yeni çıkardığı akustik albümün plağını almışsın. Yürüyorsun, köşeyi dönünce grubun imza günü olduğunu görüyorsun. Neyse hemen girdim mekana. Üç katlı mekanın ikinci katından itibaren kuyruk başlıyordu. Cihan üzerimdeki yükü alıp bitişikteki kahveciye gitti. Bir saat kadar bekledikten sonra nihayet en üst kata çıkıp grup elemanlarıyla buluşabildim. Bir de ne göreyim! Demir Demirkan! Eskişehir’deki konsere gelemeyen Demir abi, bu imza gününde grup üyeleriyle birlikteydi. Sırasıyla Hakan Utangaç, Demir Demirkan, Murat İlkan, Cenk Ünnü, Gökalp Ergen, Ogün Sanlısoy, Metin Türkcan ve Tarkan Gözübüyük‘ten oluşan grup katılımcılarla hem sohbet ediyor hem de albümleri imzalıyordu. Sırasıyla her birine plağı imzalatıp bir de şu harika fotoyu çektirdikten sonra adeta uçarak indim mekandan.

istan00

istan02

istan99

Cihan’la buluşup vapura bindik ve bu sefer Eminönü iskelesinde indik. Cihan’ın uzman olduğu alan Yeşilçam filmleri. Özellikle Kemal Sunal, Şener Şen ve İhsan Yüce‘nin çok büyük bir hayranıdır. Yol boyunca onlarca filmdeki replikleri seslendirdik. Bir araya geldiğimizde bunu hep yaparız. Ertesi gün sınavı olduğu için Cihan’la Taksim’de vedalaştık ve ben Togaylar’la buluştum. Bu arada Togaylar diyip duruyorum ama adamların isimlerini de yazayım. Vokalde Erdinç, gitarda Tayfun, bass gitarda Tuna ve davulda Berk. Bu dörtlüye yine gitarda Togay’ı da ilave edince karşımıza God Mode çıkıyor.

istan89İstanbul’daki Peyote, bizim Eskişehir’dekinden daha kötü lan. İnsanın kendi şehri gibisi yok. Neyse biraz da konserden bahsedeyim. Konserde sırasıyla İstanbullu metalcore grubu Grapes In The Mouth, İzmirli deathcore grubu God Mode ve Almanyalı beatdown grubu Spawn Of Disgust sahne alacaktı. Grapes’i duymuştum, Pasif Agresif‘te bir de albüm yorumlarını okumuştum. O yüzden çok merak ediyordum. Grup başladı. Özellikle melodik sololarını çok beğendim. Ama Peyote’nin sahnesi çok kötüydü. Davulun yan olarak kurulduğunu ilk defa burada gördüm. Grapes, özellikle iki gitaristiyle çok dikkatimi çekti. Son şarkı olarak Trivium‘dan In Waves‘i çaldıklarında ben dahil herkes şarkıya eşlik ediyordu.

Daha sonra God Mode sahneye çıktı. God Mode’u ülkede en çok takip eden, albümlerine en detaylı incelemeleri yazan ben, o ana kadar sahnede hiç izlememiştim. Bizimkiler, Tayfun’un sempatik hareketleri eşliğinde sahneye çıktılar. Her iki albümlerinden ve yeni çıkaracakları albümden parçalar çaldılar. İlk grup sahnedeyken eşlik eden seyirci kitlesi biraz daha azalsa  da performansın sonlarına doğru ortalık iyice karıştı. Ortalık karıştı lafını burada gerçek anlamıyla kullanıyorum. Zira yıllardır death metal seyircisine alışmışız. Hayatımda ilk defa core/beatdown dinleyicisi izledim. Evet bir noktadan sonra grubu bırakıp, sahne önünde sağa sola uçan tekmeler savuran seyircilere odaklanmaya başladım. İlk şarkılara en önde eşlik ederken bu tekme tokat faslı başlayınca arkalara çekildim yalan yok. Lan heriflerde nasıl bir enerji var!

istan90

Konserde en çok eğlenen seyirciler 😉

God Mod’un sahne süresi dolmak üzereyken Sercan‘dan mesaj geldi. Taksim’e gelmiş ve bizi bekliyormuş. Togay ve Berk’le birlikte hızlıca toparlanıp mekandan ayrıldık. Sercan’la Galatasaray Lisesi‘nin önünde buluştuk. 1 Mayıs tatilinde görüşmüş olmamıza rağmen epey özleşmişiz. Buradan Sercan bizi Kızılkayalar‘a götürdü. Biz daha önceden hep Bambi Kafe‘ye giderdik. Ama Kızılkayalar’ın ıslak hamburgeri daha güzelmiş lan. Ya da o anda çok açtık öyle geldi.

Sercan, gecemizi kurtaran adam oldu. Eğer Sercan olmasaydı, o yorgunlukla yola çıkıp eve dönmeye çalışacaktık. Ya da bir arkadaşın arkadaşında kalacaktık. Ama Sercan’ı şans eseri İstanbul’da yakalayabildiğimiz için öz be öz kardeşimizin evinde kalmış olduk. Gece nereden aklına geldi Sercan’ın bilmiyorum, Godspel‘in yıllar önceki bir şarkısına taktı kafayı. Ben tüm o kahkahanın içinde uyumuş gitmişim. Rüyamda da seni gördüm.

Sabah, kahvaltı faslından sonra Sercan’ın evine yakın bir yerden servisine bindik Anadolu Turizm‘in. Gelirken Kamil Koç’la daha rahat gelmiştik. Anadolu Turizm, herhalde birkaç koltuk daha sığdırabilmek için koltuk aralarındaki mesafeyi daraltmıştı. Bir de önümdeki herif daha yolculuğun başında koltuğunu yatırınca altı saatlik yolculuk ızdırap oldu. İşin kötü yanı Bozüyük’te trafik sıkışmıştı ve araçlar bir metre bile ilerleyemiyordu. Şoför erken davranıp bizi Kütahya yoluna soktu. Böylece fazladan 30 km daha yol geldik. Trafikte beklemektense yol gitmek daha iyidir değil mi?

İstanbul’dan saat 14.00’te bindiğimiz araçtan saat 20.00’de indik yine. Yorgun ve perişandık. Ki bu halimizin Sercan’ın evinde güzel bir uyku çekip dinlendiğimiz halde böyleydi.

Velhasıl kelam, yolculuk kısımlarını saymazsak İstanbul bu sefer güzeldi sevgili okur. Albümler, sürpriz imza günü, konser, Cihan, Sercan ve vapur. Her biri harikaydı.

istan97

29 Mart Eskişehir Pentagram Akustik

17545219_10150793627169975_1295992163512144504_o

– Merhaba, grupla görüşme imkanımız olabilir mi acaba?
– Pek sanmıyorum arkadaşlar.
– Ama biz çok seviyoruz, yani cidden seviyoruz. Başımıza da ne geldiyse bu yüzden geldi.
– Hımm, o zaman siz üçünüz buyurun.

Bu blogda daha önce pek çok defa Pentagram’ı okudun sevgili okur. Hatta Pentagram’a ait konser değerlendirmesi bile okudun. Ama ilk defa bu kadar büyük bir mutlulukla yazıyorum Pentagram’ı.

Sevgili okur, 29 Mart 2017 gecesi tüm dertleri üç beş saatliğine unutup kendimizi dünyanın tek gerçek güzelliği olan müziğin kollarına bıraktık. Çok sevdiğimiz Pentagram, kuruluşunun 30. yılına özel olarak yayımladığı “AKUSTİK” albümü ve akustik turnesiyle ülkeyi dolaşmaya başladı. İzmir, Ankara ve İstanbul’dan sonra sıra Eskişehir’deydi. Bu albümü ve turneleri, normal bir Pentagram konserinden ve albümünden bir adım öne geçiren şey kadroda gruba emek vermiş eski grup elemanları olan Demir Demirkan, Ogün Sanlısoy ve The Magnificent Murat İlkan’ın da bulunmasıdır. İşte biz de Eskişehir’de, Pentagram akustik konseri haberini öğrendiğimizde, ilk çığlığımızı Demir Demirkan’ı Pentagram’la sahnede izleme ihtimali için atmıştık Alper’le. Demir Demirkan’ın Eskişehir konserinde sahne almayacağı netleşti gerçi sonradan, ama bu durum bizim bir an için bile tereddüt etmemize yol açmadı. Öyle ya, Ogün Sanlısoy, Gökalp Ergen ve kişisel olarak da hayranı olduğumuz Murat İlkan’ı aynı sahnede bir daha izleme şansımız olmayacaktı.

01

Alper sağ olsun biletleri aldı. Ben de yeni yayımlanan akustik albümü aldım. Hali hazırda arşivimde yer alan diğer albümlerle çantamı doldurdum ve 29 Mart akşamı evden çıktım. Konser, 222 Park’ta yapılacaktı. Ahh, bu mekanda ne güzel anılarımız vardı sevgili okur. Düzenlediğimiz ve katıldığımız onlarca etkinlik geldi yol boyunca aklıma. Özgür Abi‘nin kulaklarını çınlattım.

Saat 20.00’de önce Koray’la buluştuk. Birlikte mekana geçerek kuyruğa girip kapı açılışını beklemeye başladık. Daha sonra Alper ve Mustafa da koşarak geldiler. Kapı açıldı ve içeri girdik. Düşün, öyle heyecanlıyız ki daha performansa 1,5 saat var ve biz içeride bekliyoruz. İçeride okuldan arkadaşımız olan diğer bir Mustafa’yla karşılaştık. O kadar saat aynı yerde ayrılmadan bekledim lan. Bizimkilerle muhabbet ede ede geçti zaman. Düşün hepsi en az birer kere dışarı çıktı. Ama ben çıkmadım ben, Yaşar Usta.

Dersime iyi çalışmıştım ve grubun daha önce verdiği üç konserin de incelemelerini okumuştum. Çalacakları parçaları ve sıralamayı aşağı yukarı biliyordum. Tam da beklediğim gibi başladı konser. Grup tam vaktinde sahnede yerlerini aldılar. Saydığım isimlere ilave olarak gruba sahnede Ozan Tügen de eşlik etti ki, kimse kusura bakmasın, kapasite olarak en iyi oydu diyebilirim. Ama orada gerçek bir yıldız vardı ve herkes kim olduğunu biliyordu.

02

Önce grubun Eskişehir konseri çalma listesini vereyim:

  1. Apokalips
  2. Lions In A Cage
  3. Fly Forever
  4. Şeytan Bunun Neresinde
  5. Uzakta
  6. No One Wins The Fight
  7. For The One Unchanging
  8. Gündüz Gece
  9. Geçmişin Yükü
  10. 1000s In The Eastland
  11. Anatolia
  12. In Esir Like An Eagle
  13. Doğmadan Önce
  14. Give Me Something To Kill The Pain
  15. Dark Is The Sunlight
  16. This Too Will Pass
  17. Bir
  18. Sonsuz
  19. Bir
  20. Gündüz Gece

03

Evet, tam yirmi şarkı çaldılar! Sonsuz’u çaldıktan sonra seyircinin ısrarı üzerine yine Bir’i çaldılar ve ardından Gündüz Gece’yi de eklediler. Ancak bizi bitiren olay “This Too Will Pass” olmuştu. Alper’le birlikte en sevdiğimiz Pentagram şarkısıdır This Too Will Pass. (Gerçi bazen de Lions In A Cage oluyor.) Daha önceki akustik konserlerinde çalınmamıştı. Albümde de yoktu zaten. Grubun Eskişehir’de ilk defa bu şarkıyı çalmaları ,bizim için gecenin Top 3 anından ilki olmuştu. Şarkıyı duymaya başlayınca kendimi kaybedip zıplamaya başladım. Enteresandır.

Yazı bir konser hakkında olduğu için, yirmi parçanın her birine ayrı ayrı yorum yazmak mümkün değil. O yüzden olayın tamamıyla ilgili özet halinde, değerlendirmeler yapacağım. Belki de hayranı olduğumuz için bilmiyorum, bana göre Murat İlkan gecenin yıldızı oldu. Ozan Tügen’i de unutmuyorum. Gecenin şaşırtan ismi ise Gökalp Ergen oldu. Pentagram’ın daha önceki Eskişehir konserinde hastaydı ve konserde kendisi de bunu dile getirmişti. Bu seferki akustik konserde inanılmaz işler yaptı. Mest olduk. Lions In A Cage’in aralarında “fifty years behind a wall” kısımlarını bu ülkede söyleyebilecek üç kişiden biri olduğunu gösterdi. Hem çaldı hem söyledi. Çalmak söylemek derken, bazı anlarda sahne dört tane akustik gitar oldu. Üç kişi ritim çaldı, bir kişi solo attı. Soloları Metin Türkcan, Hakan Utangaç ve Ozan Tügen değişmeli olarak çaldılar. Hakan Utangaç her solo attığında kalabalık çılgına döndü. Hakan abi, Ogün Sanlısoy’la birlikteki sahnede en karizma duran kişiydi. Haa, bir de Gündüz Gece’de Ozan Tügen’in cura solosuyla Tarkan Gözübüyük’ün bass solosu epey alkış aldı. Bu arada yine bak konusu açıldı. Ozan Tügen gece boyunca gruba back vokal, piyano, cura, ritim ve solo gitarda eşlik etti. Adam!

Gündüz gece! #PentagramAkustik #pentagram #mezarkabul

Gündüz gece! #PentagramAkustik #pentagram #mezarkabul

Üç vokalist de ağırlıklı olarak kendi dönemlerinde yazılan şarkıları seslendirdiler. Cenk Ünnü hariç herkes back vokallere katkı sağladı. Her şey çok güzeldi lan. Murat İlkan’ın şarkılara tıpkı bizim gibi “tadına bakılacak tatlar” olarak yaklaşması bizi mest etti. “Hadi şimdi şöyle güzel bir Anatolia yapalım mı?” ya da “En nefis parçalardan olan In Esir Like An Eagle” gibi anonsları duydukça Alper sırıttı durdu. Bir ara Mustafa kayboldu yanımızdan, sonra yanında kız arkadaşıyla döndü.

Unutmadan, bizim için gecedeki bir diğer kahraman da Tuğba’dan emanet aldığı iPhone 7 ile konserdeki en süper şarkıları kaydeden Koray gardaşımız oldu. Önümüzdeki iki Suriyeli ise konseri izlemekten çok canlı yayımlamayı tercih ettiler. Gerçi bunu yapan çok kişi varmış Alper söyledi. Salonda kaç kişi vardı emin değilim ama iki tane öküz vardı ki bunlar kapalı alanda, hınca hınç dolu salonda sigara içmekten hiç utanmadılar.

Gece yarısı geçti, tahminim saat 00.30 civarında iş bitti. O anda grubun fotoğraflarını çeken kişi dikkatimi çekti. “Lan dedim bu Levan!” Sabhankra’nın da fotoğraflarını çeken kişi. İstanbul’da tanışmak istiyordum ama şansa bak, Eskişehir’de tanıştık. Bu arada konser boyunca, salonun sağ tarafında kule arkasında grubu izleyen Janset’i de fark ettik. Bilmeyenler için, Janset büyük bir Pentagram hayranıdır.

Sahne bitip de grup kulise geçtiğinde biz de hemen kulisin kapısına seğirttik. Kapıda mekânın görevlileri soru sormaya bile imkan vermeyen bir açıyla bekliyorlardı. Neden sonra kapıda bir kadın belirdi. Boynunda asılı “ALL ACCESS” kartını görüp kıskandım. Neyse, yazının o en başında okuduğun diyalog vardı ya, işte bu aşamada o diyalogu yaşadık ve bam bam bam! İçerideyiz. İşte bu da gecenin Top 3 anlarından ikincisi olmuştu. Yukarı çıktık ve abilerimizi dinlenirken yakaladık. Çantama doldurduğum ne kadar albüm varsa döktüm önlerine. O dakikadan sonrası Allah Allah! Koray bir yandan, Alper bir yandan, ben diğer yandan albümleri imzalatmaya başladık. Çok kral adamlar, en ufak tepki göstermeden, aksine büyük bir sevecenlikle albümlerimizi imzalamaya başladılar. Şu an grubun aktif kadrosunda benim en sevdiğim adam Hakan Utangaç mesela. Ona “This Too Will Pass” parçasını sordum. Kim yazdı bunu, dedim. Tarkan abi’yle ikisinin şarkısıymış. Dedim, “Unspoken” bizim en sevdiğimiz albüm. Aaa, onun yeri çok ayrı tabi, dedi. Muhtemelen o da en çok Unspoken’ı seviyor 🙂

06

alper07

En son Murat İlkan’ın yanına gittik. Bundan birkaç ay önce Murat İlkan, Metin Türkcan’la birlikte yine bir akustik projeyle birlikte Eskişehir’de sahne almıştı. O konserde kendisine eşi Alper İlkan ile Melisa Uzunarslan da eşlik ediyordu. O konserden önce Murat İlkan’a ve Metin Türkcan’a kendi solo albümlerini imzalatmıştık. “Murat abi bizi hatırladın mı Eskişehir konserinden?” diye sorduk. Baktı “Tamam ya hatırladım” dedi. “Abi o konserde eksik kalan albümler vardı imzalamadığın, onları da şimdi imzalatalım”. Murat Abi bizi kahkahalara boğan ve gecenin Top 3 anlarının sonuncusunu yaşatan o cevabı verdi: “Ooo lan Mesut, aştın sende kendini haa”. Sonra sağ olsun albümlerimizi isimlerimize imzaladı. Alper’in albümü de imzalarken yine bombayı patlattı: “Alper de en sevdiğim isimdir!

010

Kasetler hariç hepsi imzalıdır.

Şimdi bunları sana anlatıyorum sevgili okur. Belki saçma geliyor, belki komik geliyor. Ama inan ben aylar sonra geriye dönüp bunları okuduğumda o anki coşkuyu tekrar yaşıyorum. Samimi olarak yazıyorum.

Saat 01.00’i çoktan geçmişti. Az önce bizi içeri alan hanım efendiyle göz göze gelince artık kulisten çıkalım dedik. O da bizi arşivimiz için tebrik etti. Çıkarken Levan’la Savaş Abi’ye selam gönderdim. İletir herhalde.

Daha nice Pentagramlara diyorum ve yazıyı burada bitiriyorum. Fotoğrafları Koray çekti. Video da Instagramdan. Sevgiyle kal sevgili okur.

Lions in a cage. #pentagramakustik2017 @pentagramofficial #muratilkan #222park

A post shared by Mesut Proofhead Çiftçi (@proofhead) on

Teşekkürler Eskişehir! #PentagramAkustik #pentagram #mezarkabul

2016 Yılımın Özeti

Kan, şiddet, göz yaşı ve umutsuzlukla dolu, lanet olası bir yılı geride bıraktık sevgili okur. Kutuplaşan bir toplum, vahşetin hızla normalleşme sürecine girip insanların haber dinlemekten sıkılıp TV8’e hatta yetmiyormuş gibi 8,5’a koştuğu, aşşağılık yalanların hayatları mahvettiği bir yıl bitti. İyi şeyler de oldu muhakkak. Ancak kötülük o kadar fazlaydı ki geriye baktığımda bir tutam saçtan ve eğrelti birkaç nottan başka bir şey kalmadı aklımda.

My Resort‘un her yıl yeni okuyucuları olduğundan bir kere daha bahsetmekten üşenmiyorum. Şu an okumakta olduğun “Yılımın Özeti” bu blogun geleneksel yazılarından birisi ve hatta en sevilenidir. Her yıl 31 Aralık tarihi, hem yılın son günü hem de benim meslek hayatımın yıl dönümüdür. Geride bıraktığımız 31 Aralıkla birlikte çalışma hayatımın 4. yılı da bitmiş oldu.

Şimdi blogun istatistikleriyle beraber bütün bir yıl boyunca buralarda, hayatımda neler olup bitmiş şöyle bir bakalım. Okumaya devam et

Murat İlkan & Metin Türkcan Akustik Konseri

mi05
İyi konserlerin yazılarını geç yazan blog, Proofhead My Resort’ten merhaba sevgili okur.

18 Kasım gecesi, çok uzun süre sonra hayranı olduğumuz bir sesi dinleme şansımız oldu yeniden. Pentagram‘ın efsane vokalisti, Cem Köksal‘la yaptığı şarkılar dillere pelesenk olmuş adam, muthiş insan Murat İlkan Eskişehir’e geldi. Pentagram’ın ezbere bildiğimiz hemen her şarkısını onun sesiyle beynimize kazıdığımızdan, “Kalbim bomboş!” çığlıklarını atarken onun sesine eşlik ettiğimizden bu konseri kaçırmamız olanaksızdı. Biz de elimizde avucumuzda ne var ne yoksa toplayıp o gece konserin yapılacağı mekana gittik. Elimizde avucumuzda ne varsa derken neyi kastettiğimi birazdan anlayacaksın.

Mekana gayet kalabalık ve organize olmuş bir kadroyla gittik. Başta Alper olmak üzere Merve, Utku, Hazal, Volkan, Murat ve Gökçe‘den oluşan ekibimize bir de yakın arkadaşımız Mustafa dahil olunca sahne önünü biz doldurmuş olduk. Mekanda oturmak için yer yoktu eyvallah da yaslanmak için masa da yoktu. Akustik konser olunca zaten fazla atraksiyona girilemeyeceğinden sabit durmak yetiyordu. Ancak özellikle mont ve çantalar sıkıntı oldu.

Neyse, biz mekana gittiğimizde saat 21.00 civarıydı. Aynı günün sabahında organizasyonu yapan dostlarımız Murat ve Özcan Brothers‘ı Pilot Bar‘da yakaladım. Konser öncesinde bir fan buluşması olup olmayacağını öğrendim böylece. Akşamki programın detaylarını kestirebildikten sonra iş mekana gidip beklemeye kaldı.

13071948_10154115780073630_5346793829956951623_o

Bir gözüm Murat abi‘nin üzerinde beklemeye başladım. 10 dakika sonra Murat abi eliyle beni işaret etti ve çağırdı. Hazırdık, Murat İlkan ve Metin Türkcan‘ın mi01yanına gidiyorduk! Alper’le birlikte mekanın üst katındaki kulise doğru çıktık. İşte, hayranı olduğumuz ses, taze metalciliğimizin en büyük kahramanı Murat İlkan karşımızdaydı. Kuliste eşi Alper İlkan, Metin Türkcan ve aslında o gecenin
de en büyük sürprizlerinden birisi olacak Melisa Uzunarslan ona eşlik diyordu. Kısa bir selamlaşma faslından sonra elimizde ve avucumuzdakileri dökmeye başladık: 2 tane plak, 1 tane DVD ve bir sürü CD. Murat İlkan ve Metin Türkcan büyük bir ilgiyle ve samimiyetle tüm bu materyallerimizi imzaladılar. Murat İlkan’ın sol anahtarı şeklindeki imzasına dikkat edin lütfen 🙂 Konsere gitmeden mi02iki tane CD kalemi hazırlamıştım. Ancak orada ne hikmetse kalemlerin ikisi de yazmadılar! Eğer organizatör Murat Abimiz bir kalem daha bulup gelmeseydi ağlayarak ayrılmak zorunda kalacaktık.

Murat İlkan’a ilk solo albümü Fanus’un plağını ve Pentagram’la birlikte yaptığı işleri imzalattım. Metin Türkcan’a ise yine ilk solo albümünün CD’sini ve yıllar önce Pentagram’la konsere geldiğinde grubun diğer üyelerinin imzalayıp onun imzalamadığı CD’yi imzalattım.

mi04

Tüm bu imza ve sohbet faslından sonra birer fotoğraf çektirip kulisten ayrıldık ve o gazla aşağıda beklemeye başladık. Herkes ayakta beklemekten şikâyetçiydi ama benim dünyayı gördüğüm duyduğum yoktu mutluluktan. Bir süre sonra sırasıyla Metin Türkcan, Alper İlkan, Melisa Uzunarslan ve Murat İlkan sahneye çıktılar.

Rahatsızlığının Murat İlkan’ı yorduğu çok belliydi. Hareketlerini de bir miktar kısıtlamıştı. Ancak sesine hiçbir şey olmamıştı! En ufak bir tereddüt yoktu hiçbir şarkıda. Çalma listeleri de harikaydı. İlk çaldıkları şarkı haricinde, listede boş şarkı yoktu. İlk şarkıyı bilmiyordum çünkü 🙂 Özellikle kendi albümünün çıkış şarkısı Yaramaz Çocuk’a tüm salon eşlik etti. Pentagram’dan da söyledi. Her şarkıyı aslında salon da onunla birlikte söyledi. Pink Floyd’lar da ise özellikle solo kısımlarında Melisa Uzunarslan’ın kemandaki ustalığı alkışlara boğuldu. Metin Türkcan da kendi albümden bir şarkı söyledi. Ancak gecenin sürprizini yine Melisa Uzunarslan yaptı ve Kaan Tangöze’nin Bekle Dedi Gitti isimli parçasını söyledi. Ne söylemek! Yaşattı resmen! Jestleri, mimikleri ve sesiyle yaptıklarını dinleyip izledikten sonra bu ismi not ettik telefonlarımıza. Ancak salaklık edip kaydetmedik bu performası.

mi03

Murat İlkan’a sahnede bir ara kim olduğunu anlamadığımız birisi eşlik etti. Gereksiz bir eşlikti bence, Murat abinin ihtiyacı yoktu zira 🙂 Konser boyunca seyirciyle en az etkileşime geçen isim Murat İlkan’ın eşi ve bass gitaristi Alper İlkan’dı. Neden bilmiyorum ama yüzünü pek az defa tebessüm ederken görebildik.

mi06

Neyse, her şey süper giderken pek çok konserde olduğu gibi bu konser de bazı aksilikler yaşadığım için erken ayrılmak zorunda kaldım. Zira ben ne zaman bir konserde eğlensem mutlaka bir şeyler bir tarafımı çekiştirir.

Velhasıl, son zamanlarda gittiğim en iyi konserdi diyebilirim Murat İlkan ve Metin Türkcan Akustik Proje için. Konserde pek çok şarkıyı 4K kalitesinde videoya çektim. Ancak bu boyuttaki videoları işlemek biraz zaman aldığından ortaya çok da istediğim gibi bir video çıkmadı.

mi07

Murat İlkan – Fanus

Yıllarca Pentagram‘ın vokalistliğini yaptıktan sonra, yakalandığı MS hastalığı sonucu, 15 yıllık grubundan ayrıldığında çok üzülmüştük Murat İlkan için. O dönem yaptığı açıklamalarda müzik hayatına solo çalışmaları ve Murat İlkan Akustik Projesi ile devam edeceğini belirtmişti.

İşte o solo çalışmalar meyvesini verdi ve 2013’ün son günlerinde Fanus isimli ilk solo albümü piyasaya çıktı. Çok kısa bir süre sonra da Yaramaz Çocuk isimli ilk klibini çekti Murat İlkan. Bu yazıyı da açıkçası klibi gördükten sonra dinlediğim albüm için yazmaya karar verdim.

Kliple başlayayım önce. Ben şarkıyı çok sevdim. Özellikle giriş kısmındaki o klavye melodisine bayıldım. Klipteki senaryoyu da kıyafetleri de performans sahnelerini de çok sevdim. Özellikle Murat İlkan’ın 3.59’daki “heepp” hareketini çok sevdim. Bizim Alper‘in, Bursa’dan tanıdığı gitarist Erdem Karaman‘ın da gayet dikkat çektiğini söyleyebilirim. Klibin peformans sahneleri Maltepe Üniversitesi Platoları’nda, diğer sahneler ise  Kayışdağı Ormanı’nda çekilmiş. Yönetmen ise Kaan Yenileyen. Kostümleri ve hikayeyi gayet beğendiğim klibin sanat yönetmeni Özge Şen olmuş. Klip oyuncuları ise Ceyda Yücesan, Nihan Aypolat, Çağdaş Dilber, Seda Özgiş, Kaan Songün, Rohan Kaan İlkan, Burak Ergün, Ali Dağhan Balaban.

Albümün davullarını Murat İlkan’ın kardeşi olan Aykan İlkan çalmasına rağmen klipte izlediğimiz davulcu Erce Arslan. Youtube’da şöyle bir kanalı var. Kesinlikle inceleyin. Adam esasında çok iyi bir metal davulcusuymuş.

Albümde 7 tane parça var. Ciddi bir rahatsızlığa yakalanıp müziği, yıllardır emek verdiği grubunu bırakma nokasına gelmiş her insanın yapacağı gibi Murat İlkan da bu albümde çektiği sıkıntıları anlatmış. Sözlerini eşinin yazdığı ve gayet harika bir girişi olan Mirror, Mirror isimli şarkı hariç tüm sözleri de kendisi kaleme almış. Albümün parça listesi şu şekilde:

1. Merhaba (5.03)
2. Yaramaz Çocuk (5.48)
3. Mirror Mirror (4.19)
4. Fanus (5.01)
5. Dil (4.31)
6. Yalan (3.34)
7. Sen ve Ben (3.30)

Albüm hiç sevemediğim bir “aaaaaa doğan güneşe merhaabaa” sesiyle başlıyor. Hiç gerek yoktu bence böyle bir merhaabaa’ya. Ancak hemen devamında progressive bir albüm dinleyeceğimizi daha ilk notalardan haber veren melodiler başlıyor. Albümde klavyeleri fazlasıyla sevdim onu hemen belirteyim. Albümde tek bir parça haricinde tüm parçalar Türkçe. Dolayısı ile sözlerin ne denli ön plana çıktığının altını çizeyim hemen. Sözler de fena değil. Tam da Murat İlkan’ın tüm röportajlarında belirttiği şeyleri, hastalığı döneminde hissettiği sıkıntıları konu alıyor.

Merhaba‘dan sonra albümün en iyi parçası Yaramaz Çocuk başlıyor. Yukarıda da belirttiğim üzere harika bir girişi var. Klavye ve davul muhteşem olmuş. Şarkının sözleri biraz vasat olsa da nakarat falan gayet iyi olmuş. Akılda kalıyor. “Herşey yalan, herkes yalan, bir tek sensin bende kalan” tekerlemesini günlerdir söyleyip duruyorum.

Albümün tek İngilizce parçası, Murat İlkan’ın eşi tarafından sözleri yazılmış olan Mirror, Mirror. Yapı itibariyle en sert parçası aynı zamanda. Murat İlkan’ın Pentagram zamanlarına hafiften göz kırpıyor.

Albüme de adını veren Fanus isimli parça bana göre ortalamanın üzerine çıkamamış. Sözleri itibariyle düşünecek olursak iyi bir parça ama albümün genel hareketinin dışında kalmış. Devamında gelen Dil isimli parça da yine melodik bir girişle başlıyor. Klavye sololarıyla süslenmiş. İlerleyen kısımlarda gitar soloları yoğunlaştırılmış bir şekilde yer alıyor. Tam bir progressive parça anlayacağınız. Ama melodiklik olarak girişiyle yetinmek durumunda kalıyoruz.

Yalan bir önceki parçada özlemini duyduğumuz o melodiyi hemen girişte veriyor kulaklarımıza. Parçanın ritmi de harika olmuş. Gayet sevdiğim bir parça oldu bu. Yaramaz Çocuk ve Mirror, Mirror ile birlikte albümün en göze çarpan parçası. 2.30 civarında bir gitar solosu kısmı var parçaya biraz farklı bir hava katmış. Ancak hemen devamında melodi yine başlıyor ve parça bir saniye olsun o havasından kopmadan bitiyor.

Albümün son parçası Sen ve Ben. Akustik bir parça. Davul yok. Kapanışa uygun bir parça olmuş. Ama sönük. Sönük yani.

Belki de az parça olduğu için bilmiyorum, 7 parçalık bu albümde sevebildiğim 3 parça oldu sadece. Elbetteki Fanus’un çıkmış olması bile bizler için bir lütuf. Üstelik Murat İlkan’ın iyileşme dönemine girdiğini de bilmek ayrıca keyif verici. Umuyorum ki ilerleyen zamanlarda çok daha iyi albümler yapacak ve bizleri sesinden müziğinden mahrum bırakmayacak Murat İlkan. Yazıyı yazarken haliyle biraz araştırma yaptım. En hoşuma giden haber şu oldu. O yüzden paylaşmak istedim:

11.12.13’yi Değerlendirmek

Geçen sene yazdığım “12.12.12”yi değerlendirmek başlıklı yazımı okumak için tıklayın.

Bugün tarih olarak güzel bir gün sevgili okur. 11, 12, 13 yanyana ancak 100 yılda bir geliyor. Geçen sene çok daha efsane bir tarih vardı: 12.12.12. Ben de bu tarihi geçen sene değerlendirmiş, işe başlarken Bakanlığa evraklarımı bu tarihte vermiştim. Bu sene de bu tarihi değerlendirmek için ufak tefek şeyler yaptım elbette. Ama ufak tefek şeyler oldu yani. Hayatımda önemli yeri olacak işler değil hiçbiri. Bir tanesi birazdan gerçekleşecek hatta. Dolayısı ile bu yazı kendime, geleceğime bir not olarak kaleme alındı. Geçen sene verdiğim tavsiyeye uyup proje hazırlayan ve 11.12.13’te çocuk yapmak üzere 2013 yılında Mart ayı başında çalışmaya başlayanlar muhtemelen bugün yavrularını kucaklarına aldılar. Sezeryanle falan tam denk getirdiler. Bugün doğan tüm yavruların yeni hayatları mutlulukla geçsin.

Bugün, tam bir yıldır işim gücüm var. Geçen sene tam da 31 Aralık günü fiilen işe başlamıştım. Ancak, iş girmek için gerekli evrakları geçen sene 12 Aralık’ta vermiştim.

Bu cuma, yani 13 Aralık’ta The Hobbit serisinin ikinci filmi The Desolation of Smaug vizyona giriyor. Eh bizler de tabiki çoktan planlarımız yaptık, haftasonumuzu bu işe ayırdık. Haftasonu Dünya durmuşsa bile herhalde dönüp bakmayız gibime geliyor. Geçen sene de The Hobbit‘in ilk filme yine aynı ekiple gitmiştik. İlk filmde en son kartallarda kalmıştık. Ama asıl olay zaten kartallardan sonra başlıyor. Cücelerin efsane fıçıyla kaçma sahnesi de muhtemelen bu film de yer alacak. O açıdan ayrıca bir heyecanlıyım kendi adıma.

Dün Volkan haber verdi, Murat İlkan albüm çıkarıyormuş. Teaserını da yayımlamış. Bir dinledim de fena değil gibi duruyor. Çok yakındaymış. Ne kadar yakında bilmiyorum ama teaserdan anladığım kadarıyla yine hem Türkçe hem de İngilizce söyleyecek. Çok büyük ses, helal olsun.

Bu arada geçenlerde şu yazımda bahsettiğim God Mode da çok yakın zamanda albümünü çıkartıyor. Albüm kapağını hazırlanmış. Umarım ki albüm hakettiği değeri görür sevgili okur. Tarz olarak Türkiye’de çok dinleyicisi olan bir proje çünkü. Togay‘ın ve tüm God Mode’un destekçisiyiz.

Şimdi yazmayı bırakıp başlığa baktım. Lan cidden güzel tarihmiş. Keşke daha farklı şekillerde değerlendirseymişim. Nasılsa ölünceye kadar unutamayacağım bu tarihi. Bu aralar yine hayatımın garip zamanları sevgili okur. Bilecik’te yoğun kar yağışı var. Zaten iyice bunalmış olan beni bu kar soğuğu daha bir bunaltıyor, üşütüyor. Sabah kalkıyorum bildiğin hava karanlık, akşam mesai bitiyor yine karanlık. Bugün dairede elektrikler gitti birkaç saatliğine. Başım ellerimin arasında bir yarım saat oturdum masamda. Nasıl rahatladım bilemezsin. Kişi kendinin en büyük destekçisiymiş meğer. Dün gece uyuduğum inanılmaz güzel uykudan sonra bu yarım saatlik rahatlama seansı ile iyice özgürleştim. Etrafımda bir Dünya döndü durdu ama benim Dünyam çok uzaklarda olduğu için etrafımda olan bitene pek aldırmadım.

Artık şakayı, komikliği kenara bırakıp ciddi ciddi askere gidecek adam moduna girmeye başladım. Herşey yolunda giderse Şubat’ın 4’ünde kışlada elimde havlu bekliyor olacağım. Askerde olduğum süre içerisinde blog ne olacak bilmiyorum. Nasıl bir yere düşeceğim konusunda en ufak bir fikrim yok zira. Dolayısı ile buna ilerleyen günlerde karar vereceğim.

Alper‘in Orman ve Su İşleri Bakanlığı‘nda Uzman Yardımcısı olarak işe başladığından haberiniz var mı bilmiyorum. Ama, evet. İki haftadır Alper Ankara’ya gidip geliyor 🙂 Bu haftasonu uzun süre sonra bir toplu hasret giderme etkinliği yapacağız. Onunla ilgili olarak yazacağım yazıda detaylıca bahsedeceğim Alper’den ve yeni işinden. Şimdilik şununla yetinelim.

“Bu Dünya dönmüyor arkadaşım, dönmez. Bu Dünya dönüyor olaydı hepimiz de bunun farkında olurduk.”

Pentagram – MMXII

IMF601Pentagram geçtiğimiz günlerde 5. stüdyo albümü olan MMXII (2012)’yi piyasaya sürdü sevgili okur. Grubun bu albümden bir önceki albümü 2002 yılında çıkardığı Bir albümü idi. 2008 yılında çıkardıkları konser dvdsini hesaba katmadan, aradan geçen 10 yılda öyle ya da böyle Pentagram’ın yeni şarkıları çok beklendi. Dolayısı ile albüm çıkar çıkmaz “10 yıllık hasret sona erdi” teması işlendi.

Oysa ki grup, bu albümün ancak son iki yıldır üzerinde çalışılan bir albüm olduğunu dile getiriyor. Efsane vokalleri Murat İlkan‘ın rahatsızlığı sonrasında grubu bırakacağını açıklaması üzerine yeni vokal arayışlarına giriyor ve albüm yapıyorlar.

IMF602Evet, Pentagram’ın bu albümünde belki de herkesin öncelikli olarak merak ettiği şey yeni vokalin gruba nasıl bir getirisi olacağı idi. Kimilerine göre Pentagram artık bitmişti, dinlemeye gerek yoktu. Kimilerine göre de yeni vokalist Gökalp Ergen yanlış bir seçimdi. Albüm yorumuyla ilgili söyleyeceğim ilk şey de bununla alakalı olacak. Bence Gökalp Ergen, yerinde bir seçim olmuş. Hem sesinin güzelliği hem de Murat İlkan’ın ses rengine çok benzemesi sebebiyle ben açıkçası yeni albümü dinlerken hiç yabancılık yaşamadım.

10 parçalık albümün açılış parçası Sand olarak belirlenmiş. Nasıl başlarsan öyle gider, genellemesine de uymuş albüm. Yani yapı olarak tipik bir Pentagram parçası seçilmiş ve albümünün devamının da ne ayarda olacağı sezdirilmiş. Sand parçasında vokaller başarılı bana göre. Ana riff de gayet akılda kalıcı ve güzel, ancak solosu çok kötü. O meşhur Pentagram sololarıyla uzaktan yakından alakası yok. Sanki ilgili kısımdaki boşluğu doldurmak için yazılmış gibi.

İkinci parça Now and Nevermore, Pentagram’la bütünleştirdiğim o ney sesini yeniden duymamı sağladı. Etkileyici bir girişi ve melodisi var. Bu parçayı ilk defa dinleyen ve grubun vokalini değiştirdiğinden habersiz olan kimseler hiçbir farklılık göremeyeceklerdir klasik Pentagram’dan. Evet, albümdeki en Pentagram parça bu olmuş. Sözleri de gayet başarılı. Parça kapandıktan sonra kulaklarınızda kalıyor melodi. Solosu da bir önceki parçaya ve hatta albümdeki pek çok şarkıya göre çok daha iyi.

Bir sonraki parça Geçmişin Yükü, albümün ilk klip parçası olarak karşımıza çıkıyor. Türkçe sözlü bu parçada heavy metal havasından ziyade bir rock parçası havası var. Ben burada grubun dinlenilirliğini arttırmak adına böyle bir parça yaptığını düşünüyorum. Parça kötü mü? Hayır. Ama kemik fanlar belki de grubun müziği yumuşamış diye tepki gösterebilirler. Parçanın klibi de en az parça kadar ilgi çekici. Zira yine yukarıda dediğim sebepten dolayı klipte grubun yakın çevresinden pek çok eşine dostuna rastlıyoruz. Klibi Ketche çekmiş. Elbetteki bu isimlerin pek çoğu ülkemizin bilinen simaları. Bu kliple ilgili ayrı bir yazı hazırlayacağım. (Not: Hazırladım.)

Dördüncü ve albümün geneline oranla en sert parça Beyond Insanity adıyla karşımıza çıkıyor. Bence bir sonraki klip de bu şarkıya çekilmelidir. Belki siz farklı düşünebilirsiniz ama bu parçanın vokal, davul ve ritim gitarlarını başarılı buldum. Çok başarılı bir heavy metal şarkısı olmuş. Pentagram ritim gitarlarıyla ilgili ekşi sözlük‘te mi nerede bir yerde bir yazı okumuştum: Ritim gitarların bu denli ön plana çıktığı başka bir popüler metal grubu yoktur, diye. Hakikaten doğru, demiştim o zaman. Bu parçada da yine sönük bir solo var. Ritmin altında ezilmiş hatta. Kulaklıkla dinlerken ritmi daha çok duyuyorum.

Albümdeki en iyi girişe sahip parça, Doğmadan Önce, aynı zamanda albümdeki üç Türkçe parçadan ikincisi. Türkçe parçalar içinde de bana göre en iyisi ve en serti. Konserleri nasıl olur nasıl geçer bilmiyorum ama bu parçada epey kişinin eşlik edeceğini kestirebiliyorum. Sözleri çok iyi yazılmış bu arada. Türkçe söz yazılmıyor diyenlere de bir cevap niteliğinde kanımca. Vasatın biraz üzerinde olmuş solosu, o açıdan iyi haber diyebilirim.

“Duvarlar örülmüş üstüne, öldürmüşler seni doğmadan önce…”

Wasteland, albüm çıkmadan önce yayımlanan bir parçaydı. Çekinmeye kıvırmaya gerek yok. Parçanın başlangıç kısmı Black Tooth‘un Iron Clad‘iyle aynı olmuş. Iron Clad’in ilk çıktığı demo versiyonuyla aynı. Haa, parçanın devamı bambaşka bir çizgide ileriliyor o ayrı. Albümün yine en sert parçalarından birisi. En başında duyduğumuz postal seslerinden sonra oturup parçanın sözleri üzerinde de düşünmeden edemiyor insan. Konserlerin en gaz parçası da bu olacak kanımca.

“It’s time to rise, depopulation, flies, death and decay…”

It’s Dawn Again albümdeki 7. parça. Ben bu parçayı sevemedim. Karamsar Pentagram parçalarından birisi olmuş.

Disturbing The Peace, kendi çapında gaz bir girişle geliyor adamın adamın kulağına. Davul olarak falan hoşuma gitti. Bir tek bu parçanın solosu aklımda kaldı garip bir şekilde. Bu parça da tıpkı Wasteland gibi konserlerde epey can yakar gibime geliyor.

Dokuzuncu parça Uzakta tam bir alternatif rock parçası! Dorian falan yapsaydı hakikaten mükemmel olurdu. Albümdeki üç Türkçe parçadan en piyasa olanı. Dağlaaar, dağlaaaar nakaratı ile kemik fanları epey kızdırmış olsa da gruba pek çok yeni fan kazandıracak bir parça.

Son parça Apokalips kapanış için yerinde bir seçim olmuş bence. Şarkı ortalama ayarda bir parça. Albümde süre olarak en uzun parça, altı buçuk dakikaya yakın. Parça back vokalleri ve parça sonuna doğru aniden değişen yapısı ile eski albümlere şöyle bir selam çakmış. Solo yine vasat, yine akılda kalmıyor, yine efsane olmaktan çok uzak. Ama tam beşinci dakikada öyle bir kısım başlıyor ki… Albüm çıkmadan önce yayımlanan teaser videosunda da bu kısım vardı. (Ekleme: Apokalips’in klibi de çekildi.)

Evet, buraya kadar ki yorumlarımdan anlayabildiğiniz üzere ben kendi adıma albümü ortalama buldum. Ancak yakın çevremdeki dostlarım ne düşünüyorlar onu da bilmek istedim ve onlara albüm hakkındaki düşüncelerini sordum.

alper 1anilburakendersuha

Albümün kapak tasarımı, tasarımda esas alınan konsept, fotoğraflar vs çok çok iyi olmuş. Konsept olarak birkaç gün önce şu yazımda yazdığım Steampunk akımı seçilmiş. Albüm standart cd kutusu bir kartonet içine konulmuş olarak geliyor. 24 sayfalı bir kitapçık çıkıyor içinden. Fotoroman tadındaki bu kitapçıkta bir hikaye anlatılıyor. Fotoğraflardaki oyuncu Lions In A Cage gibi bazı Pentagram klasiklerinin söz yazarı ve bu albümde de Now and Nevermore, It’s Dawn Again ve Apokalips şarkılarının sözlerine katkı sağlayan Turgut Berkes.

IMF603IMF604

Beyond Insanity ve Apokalips’te Kerem Özyeğen‘in back vokallere katkısı var. Kerem Özyeğen, İlhan Barutçu ve Ozan Tügen albümün konuk müzisyenleri olarak yer almışlar. Albümün kitapçığının en arka sayfasında yer alan isimlere baktığımızda Türk rock müziğine çok ciddi anlamda yön veren kişileri görebiliyoruz.

album 1

Albümle ilgili tek can sıkıcı durum albümün fiyatı. 10 parçadan oluşan bir albümü 17.5 liraya satıp Pentagram’ı uzun süredir bekleyen insanların bu bekleyişlerinden faydalanmak isteyen Sony Music‘i kınıyorum. Albümün yanında en azından bir dvd verilse hem fanlar için daha anlamlı olurdu hem de eminim ki albümün satışı artardı.

Grubun genel anlamdaki duruşunu bu albümde vokalin değişmesi ve uzun süren bir aradan dolayı bir nebze yumuşamış, belki de daha piyasalaşmış olarak bulabilirsiniz. Ben de bu fikre kısmen de olsa katılıyorum. Albümün bence gerçek başarısı eylül ayındaki turnelerde belli olacak.