Tag Archives: Neredesin Firuze?

Proofhead Antalya’da!

Menajerliğini yaptığımız Godspel grubunun Antalya‘da düzenlenecek olan Headbang Fest III isimli etkinlikte sahne alacak olması sebebiyle Antalya’ya gittik sevgili okur.

Bütün bir yılın sıkıntısı, stresi öyle iki günde atılmazdı ama en azından bir nebze olsun dertten tasadan uzaklaşmak ve çarşamba günkü Calculus II vizemden önce bir rahatlamak istedim.

Hemen planı programı yapıp cuma günü öğlen 12’de üniversitenin önünden bindik Pamukkale Turizm‘in Antalya arabasına. Biletleri 30 liraya internetten aldık Volkan‘ın Pamukkart’ı ile. Böylelikle 6 gidiş 6 dönüş biletiyle Volkan bir bilet hediye kazanmış oldu. 6 kişi dedim evet. Halil, Togay, Volkan, Ufuk, Ufuk’un arkadaşı Murat ve ben. Yağız, Ender ve Anıl bizden iki gün önce gitmişlerdi. Onur ise sınavından kelli pazar sabahı gelecekti.

Pamukkale’nin otobüsleri süper sevgili okur. Önünüzde dokanmatik ekranınız var; ister yerli yabancı ve tarzlara göre ayrılmış binlerce mp3’ü dinleyin; ister yerli yabancı klipleri izleyin; ister yerli yabancı ve tarzlara göre ayrılmış onlarca filmden birini izleyin ya da isterseniz Volkan’ların yaptığı gibi otobüsün içinde multiplayer oyun oynayın. Yemin ederim Volkan, Halil ve Togay tam 3 saat oynadılar.

Neyse, yolda bir turistik tesiste durduk. Turistik dediysem adı öyle yani. Otobüsle asfalttan ve sucuk ekmekle çaydan başka bişey yok. Sucuk ekmek de 6.5 lira. Tadı güzel ama 6.5 lira sevgili okur. İsmar‘da 3 kangal helal kesim sucuk 10 lira. Sucuğu yiyince midemde bi yanma hissettim. Akşam saat 7’de Antalya Otogarı’na indik.

Arabada klima çalıştığından serinceydik hepimiz. Otobüsten inince bi fırın kapağı açılma efekti yedim yüzüme. Ama dedim otobüsün yanındayım onun sıcaklığıdır diye. Otobüs çekip gittiği halde aynı his devam edince acı gerçeği anladım. Antalya çok sıcak! Saat kulesi gibi birşeyin dibinde oturan iki Rus gördük. Bu esnada Ufuk’la arkadaşı ayrıldılar bizden. Biz de hemen gidip dönüş biletlerimizi aldık. Kafamız rahat oldu. Daha sonra az önce bahsettiğim iki Rus hatunun oturduğu yerin hemen arkasına geçip Hande bacımızı beklemeye başladık. Hande geldikten kısa bir süre sonra (ki bu arada temiz 2 saat oldu) Ufuk çoktan eve gidip gelmişti. Bir minibüsle bizi otogardan aldı. Ufukların bu minibüsü 3 günlük Antalya ziyaretimizde ulaşım sponsorumuz olacaktı.

Otogardan sonra doğrudan kent merkezine indik. Arabayı yine fırından farksız bir katlı otoparka çekip meydanda ki su balesini izledik. Su balesi dediysem gözünüzde büyütmeyin, ışıklar ve fıskiyelerle yapılan bir olay, ben de yaparım. Daha sonra Anıl’la buluşup önce yemek yedik. Yemek için baya bi dolandık. Nihayet bir yer bulup oturduk. Burada bize Halil’in yakın arkadaşı Ebru da eşlik etti. Daha sonra pazar günkü konserin yapılacağı mekana geçtik. Mekanda bizi organizatör arkadaş Mustafa Ozan karşıladı sağolsun. Burada biraz laflayıp ayrıldık oradan. Halil, Togay ve Hande bir rock bara gittiler. Anıl’la biz de Anıllar’ın kaldığı pansiyona gittik. Burada Yağız ve Ender’le görüştük. Pansiyonun tuvalet & duş kabinleri inanılmaz küçük olduğu ve Volkan’la ben de şişman olduğumuzdan sığamayacağımız için burada kalmaktan vazgeçtik. O anda sağolsun Ufuk bizi evine davet etti. Pansiyondan ayrılıp ve artık sıcağa dayanamayarak adeta sürünerek Rock Bull isimli mekana geçtik. Buraya giderken Volkan tişörtünü falan komple çıkardı gariban sıcaktan.

Mekana giderken acayip yerlerden geçtik. Yokuşlar tırmandık, inişler indik. Nihayet bara geldik. Yorgunluktan ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum. Bir süre oturduk ve Haliller ayrıldılar. Biz de biraz daha oturup kalktık Ufuk, Murat, Volkan ve ben. Yolda giderken niyeti bozup Konyaaltı plajına yöneldik. Gecenin o karanlığında sahilde oturmak mükemmel bir keyifmiş sevgili okur. Denize girenler, rüzgar falan… Midye yedik, çok güzeldi. Bir sonraki gün için ölümcül bir midye katliamı planladık. Az daha oturup nihayet Ufuklar’ın evine gittik.

Ufuk’un anne ve babası çok iyi insanlar. Sağolsunlar gecenin o saatinde annesi bizim için birşeyler hazırladı. Babası ile sohbet ettik. Daha sonra SKY Turk kanalında samuraylarla ilgili bir belgesel çıktı. Onu izledik. Beş Çember Kitabı‘ndan falan bahsettiler ki ben blogda daha önce yazmıştım bu kitabı. Daha sonra NTV‘de sürekli bir yerlerde bir şeyler yiyip puan veren adamı izledik. Ağzımızın suyu aktı gece gece.

Neyse gece uyuduk. Sabah uyandığımda klimanın genzimi mahvettiğini farkettim. Yutkundukça acıyordu boğazım. Sabah bilerek erken kalktık. Hazırlanıp çıktık ve Beach Club denilen yere minibüsümüz ile vardık. 6 numaralı SKY Beach‘di galiba, mekana geldik. Burada fiyat uygundu. Bir şezlong 5 lira. Ayrıca çalışan arkadaşlardan birkaç tanesi de Eskişehirli çıktı. Daha bir iyi oldu.

Antalya macerasının en keyifli kısımlarından biri işte bu denizdi. Deniz epey berrraktı ancak birden derinleşiyordu. Olsun dedik. Volkan hemen giremedi. Buzlu Ice Tea içti baştan 5 lira verip. Neyse ben de şöyle bir açılayım dedim. Lan ne mümkün! 5 metre gidiyorum bildiğin kesilip kalıyorum yorgunluktan. Deniz çabuk derinleştiği için de ister istemez panik oluyorum. Neyse dedim kendime. Sonra Volkan vurdu kendini Akdeniz’e. Deniz bir inler gibi oldu. Hakkını vereyim bizim şişman oğlan iyi yüzüyor. Ufuk’la kapıştılar ama yoruldu biraz. Onun dışında yarış marış hep tokatladı yani.

Daha sonra Halil’ler geldi aynı kadro. Onlar da cumburlop girdiler. Öğlen vaktini kesintisiz şemsiye altında geçirdik. Bu arada Togay ve Ufuk, Volkan’ı tavlada yenmediler, rezil ettiler. Çok şaşırdım.

Akşama doğru denize girdik çıktık bir baktık ki her yerimiz makine yağı olmuş! Lan bu ne dedik? Ben hariç neredeyse herkesin vücudunun bir kısmı komple yağa batmıştı. Oralardan bir tiner bulup temizlendik ve duş alıp ayrıldık plajdan. Halil’le Togay’ı Haliller’in evine bıraktık. Ufuk, Murat, Volkan ve ben de Ufuklara geçtik. Ufuk’un annesi sağolsun yine yemekler hazırlamıştı. Onları yedik. Sonra hemen çıktık. Zira Murat’ın denizdeyken kulak zarı patlamıştı! Ufuk’la Murat hastaneye gittiler. Volkan’la ben de Haliller’e gittik. Hemen birer duş alıp kendimize geldik. Biraz dinlenip yine Ufuklar’la buluştuk. Kaleiçi’ne gittik önce. Burada tam 20 dakika süren kesintisiz ve yer yer Volkan’ın taciz ettiği bir video çekimi yaptık. Bir önceki gece planladığımız üzere tam 300 midye aldık 70 liraya. Midyecilerin hepsi Mardinli. Üstelik hepsi de aynı köyden. Midyeleri alıp önce falezlerin yanında bir yere geçtik. Volkanlar burayı beğenmeyince minibüsümüze kadar yürüyüp bir önceki gece gittiğimiz kumsala gittik. Orada yedik midyeleri. Hayatımda bu kadar midye yememişimdir herhalde. Midye faslından sonra Hande ve Erdil‘le buluştuk. Gerçi buluşmadık. Onlar yanımıza geldi. Oturduk baya sohbet ettik. Sonrasında tüm ekip toparlanıp bu sefer kalmak için Haliller’e geçtik.

Halil’in abisi mükemmel bir insan. Sağolsun bizi inanılmaz güzel ağırladı. Gece televizyonda Hilal Cebeci‘yi izleyip uyuduk o yorgunlukla.

Pazar sabahı kentteki son sabahımızdı ve bu sabahın en güzel hareketi Halil’in abisinin hazırladığı efsane kahvaltı oldu. Mükemmeldi! Defalarca teşekkür ettik. O esnada televizyonda Neredesin Firuze‘yi izlemeye başladık vakit geçirmek için. En son Ufuk, o sabah gelen Onur’u da alarak mesaj attı aşağıdayım gelin diye. Ben de filmin sonunu Hande’ye söyleyip aşağı indim. Daha sonra yine ful techizat konserin yapılacağı mekana doğru gittik. Mekana gitmeden önce Onur’a akşam için dönüş bileti aldım.

(Bu cümlenin altında 10 parça fotoğraf yer alıyor. Görünmüyor ise proxy ayarınız yok demektir.)

imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com

Mekandaki konsere çeşitli sebeplerden çıkmama kararı aldık. Epey uzun bir yazı oldu ama buraya tıklayarak okuyabilir, daha sonra karşı tarafın yazıyı sadece benim yazdığımı düşünüp bana ettiği hakaretleri de okuyarak titreyebilirsiniz.

Mekandan ayrılıp Rock Bull isimli mekana döndük. Yanımızda bizim haricimizde Halil’in, Yağız’ın, Ufuk’un arkadaşları da vardı. Burada önceki gün bize eşlik eden Ebru’ya ilaveten Seda isimli bir arkadaşla tanıştık. Halil hakkındaki ürkütücü gerçekleri öğrendik! O andan taa otobüse binmemize 2 saat kalana kadar hep oradaydık. Ben yine video çektim, nohutlu pilav yedik, bilardo oynadık. Bu kısım da çok güzeldi ve bize özeldi.

Akşam ayrılma vakti gelince taa otoparka kadar yürüdük kitlece. Vedalaştık ve Ufuklar’a doğru yola çıktık. Ufuklarda son kez birşeyler yiyip hiç beklemeden otogara yetiştik. Otobüsümüze bindik ve dokanmatik lcd ekranlarımızı açtık 🙂 Volkan’lar gene çıldırmış gibi saatlerce oyun oynadılar. Ben de az mp3 dinledim. Sonra bi uyudum bi uyandım Eskişehir’deyiz, Volkan omzumda uyuyor, boğazım kitlenmiş klimadan. Felaket olmuşum yani.

Neyse otobüsten bindiğimiz yerde yani kampüsün önünde indim sevgili okur. Volkan’ın ilk cümlesi “Allah’ım üşüyoruz çok şükür” oldu.

Fotoğrafları toplu halde imagebam’a yükledim. Açılmıyor falan diyorsa muhtemelen proxy ayarınız yoktur.

imagebam.comimagebam.com

imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com

Osmanlı Cumhuriyeti

Film Fragmanı

Film Fragmanı

Bu filmi ilk defa dün izledim ve hayran kaldım. Gerçekten Ata Demirer‘in oyunculuğu tam da beklediğim gibiydi. Forumlarda biraz araştırdım. İnsanlar bu film hakkında çok acımasız eleştiriler yapmışlar, filmi beğenmemişler. Valla diğer insanlar ne düşündüler, nasıl düşündüler bilmem ama ben gayet beğendim filmi.

————————-Bundan sonrasında filmle ilgili bilgiler vereceğim. İzlemediyseniz okumayın. —————————-

Bir kere filmin başlangıcı çok güzel. Yani Atatürk‘ün olmaması durumunda ülkenin ne halde olacağı konusu cidden işlemeye değer bir konu. Gani Müjde‘yi tebrik etmek lazım. Özellikle filmde pek çok yerde (en güzeli de final sahnesinde) Atatürk’e atıfta bulunuluyor. Bence filmi bir komedi filmi olarak düşünmek ve izlemek hata. Yani yapımcı şirketin de fragmanlarda vs. bunu böyle yansıtması kötü olmuş. Çünkü film A.R.O.G gibi ya da Recep İvedik gibi salt komedi bir film değil. O açıdan gerçekten içerisinde herşeyi bulabileceğiniz bir film. Aşk var, komedi var, dram var, tarih var. Bazı anlar geliyor ki hayatın o buz gibi gerçekliği olanca soğukluğuyla yüzünüze çarpıyor. Bazı noktalar da ise (en azından bana öyle oldu) içtenlikle gülümsüyorsunuz. Film de bir an var ki gerçekten beni çok etkiledi. Yazıyı yazdıktan sonra açıp tekrar izleyeceğim, o kadar! Memleketin uzak bir kasabası olan Ankara Kasabası‘nda Kuğulu Göl Kıraathanesi‘nde geçiyor bu olay. İzleyenler hatırlayacaktır Amerikan askerlerinin bir Türk’ü “çakı” taşıdığı için alnından vurduğunu ve sonrasında olanları. Kanımca Ata Demirer’in en iyi filmiydi bu. Gerçi şu an hatırlamıyorum başrolünü oynadığı başka bir film var mı? Yan rollerde vardı. “Neredesin Firuze?“, “Vizontele Tuuba” vardı.

Ata Demirer’in film boyunca padişahın yaşadığı o ezikliği seyirciye de hissettirmesi çok başarılı. Yani bir noktadan sonra “Ulan acaba şimdi ne olacak ta bu adam yine rezil olacak?” diyorsunuz. Yeri gelmişken, filmdeki espiriler, komik durumlar öyle göstere göstere değil, bazen aniden çıkıveriyor karşınıza. Kaçırmazsanız güzel espiriler var. Bazen de gayet hoş bir şekilde ince bir mizahla veriliyor. En azından ben öyle anladım. Ha, bu arada filmde Sezen Aksu da var. Filmin bir diğer güzel yönü, Vildan Atasever filmde o kadar güzel ki! Gerçekten büyüledi beni güzelliği!

Tüm film boyunca herşey güzeldi. Yalnız final sahnesi çok zayıftı. Yani 7. Mehmet‘in tahtı bırakması, sonra Asude‘nin aylarca konuşmadığı Mehmet’e tam da İstanbul’dan ayrılırken katılması, üstüne üstlük hamile olduğunu söylemesi falan bana çok aceleye gelmiş gibi geldi. Allah’tan Gani Müjde az önce dediğim gibi Atatürk’e bir gönderme yapmış da filmi bir hayal kırıklığı ile bitirmemiş.

————————-Bundan sonrasını filmi izlemeyenler de okuyabilir  —————————-

Mesaj Atmayıda Öğreniyor

Mesaj Atmayı'da Öğreniyor

Final sahnesinin sonunda gördüğümüz 15 – 20 saniyelik görüntü benim için gerçekten süpriz oldu. Ve bu yazıyı yazmama sebep oldu. Eğer bu kısım olmasaydı tahminim bu filme hiç değer verilmeyecekti. Gerçi beklenen ilgiyi görmedi ama bunun da azı olacaktı. Malum biz halk olarak (ben de dahil) mutlu sonlu filmlerin hastasıyız. Bu filmle ilgili anlatacaklarım bitti.

Mutlu son demişken aklıma geldi. Ulan düşünüyorum, Tolkien acaba Yüzüklerin Efendisi‘ni kötü bir sonla bitirseydi ne olurdu? Yani ne bileyim, Sauron hobbitlerin hepsini öldürüp yedikten sonra yüzüğü alsaydı, sonra sırayla Boramir, Faramir, Aragorn‘u harcadıktan sonra tüm seyirci gözlerini son umut olarak Gandalf’a çevirseydi. Sonra Gandalf tırsıp Elflerle birlikte uzak diyarlara kaçsaydı? Nasıl olurdu lan?