Tag Archives: norveç

Dünya’nın En Prestijli Kürdanı

jordan

Nereden aldım, nasıl geçti elime, en ufak bir fikrim yok. Geçen gün cebimde iki tane paketli kürdan buldum sevgili okur. Normalde kürdanın üzerinde “afiyet olsun”, “Köfteci Reco”, “Japon Kürdan” falan yazmasını beklersin değil mi? Hayır, bu kürdanın üzerinde “http://www.jordan.no” yazıyordu, internet adresi yani. Norveç özel ilgi alanım olduğundan, dedim ki Türkiye’de aldığım bir kürdanda “.no” uzantılı bir internet adresinin yer alması nasıl bir şey acaba? Merak edip www.jordan.no adresine girdim.

Site açılınca ağız sağlığı ürünleri üreten bir firmanın sitesi çıktı karşıma. Ufak bir araştırma yapınca, bu adamların kürdan da ürettiklerini gördüm. Yani o kürdanı nereden aldıysam, ithal edilmiş bir kürdanmış o. Dünya’nın %100 hijyenik tek kürdanıymış. Norveç’te özel olarak huş ağacından üretiliyormuş. Bu ağacın kendi kendine dezenfeksiyon özelliği de varmış. Dolayısıyla Avrupa’daki yedi farklı ağız ve diş sağlığı birliğinin hepsinin birden onayladığı tek kürdan bu jordan kürdan kürdanlarıymış.

kurdanKürdan lan bu! Ne kadar özel olabilir ki? Ama yok işte. Elinize aldığınızda, özel olarak verilmiş biçimini görebiliyorsunuz. Bir de epey dayanıklı. Suyu görünce eğilip bükülmüyor. İnternette pek çok özel restoran için prestij kürdanı olarak servis ediliyor. 3000’li paketi 150 lira! Benim gibi kürdan kullanmayı seviyorsanız, böylesi bir prestij için yanınızda muhakkak bir Jordan kürdanı bulundurmalısınız.

Dünya’nın en faydalı bilgilerini tam da gerektiği anda sunan blog, Proofhead My Resort’ten bugünlük bu kadar. Esen kalın.

İzlandalı Takipçim

 

İzlanda bayrağı

Uzun süredir farkına vardığım bir durum var sevgili okur. Belki tesadüf, belki başka bir şey bilmiyorum; bununla da övünmek istemiyorum ama beni İzlanda‘dan düzenli olarak takip eden bir kişi ya da kişiler var. Dediğim gibi kim olduklarını bilmiyorum. WordPress‘in yeni istatistik arayüzü sayesinde farkına varabildim bu durumun.

Blogda geriye doğru bazı anahtar kelimeler ile araştırdım ama yok. İzlanda ile bağlantılı olabilecek bir şey bulamadım. Şu an için tek ihtimal bunun bir rastlantı olması galiba.

İzlanda’nın adı geçmişken bu ülke hakkında ufak tefek bilgiler vereyim. İzlanda’nın Dünya üzerindeki konumu tam olarak burası, yani Avrupa’nın kuzeybatısıdır.  Grönland ile Norveç arasındadır. 1944 yılında ülke bağımsızlığını ilan etmiş ve cumhuriyet kurulmuş.

İzlanda Adası’nı vakti zamanında (1627) Türk deniz korsanları da işgal etmişler, ancak bu işgal çok kısa sürmüş.

2010 yılında adada bulunan çok sayıdaki aktif volkandan birisi olan Eyjafjallajökull patlamıştı ve Avrupa hava trafiğini felç etmişti. İzlanda’da dünyada termal enerjiden en çok faydalanılan ülkedir.

İzlanda’yı 2010 yılında Oslo’da yapılan Eurovision Şarkı Yarışması‘nda Hera Björk temsil etmişti. Ancak ne yazık ki “Je Ne Sais Quoi” isimli süper şarkısının kıymeti bilinmemiş, birincilik Almanya’dan katılan Lena isimli minnoş kıza verilmişti. Halbuki Je Ne Sais Quoi, şu an Eurovision’nun gelmiş geçmiş en başarılı 30 şarkısı arasında gösteriliyor. Yarı finalde seyirci oylarıyla ikinci olan bu şarkı malesef finalde 19. olmuştu.

İzlandalı gizemli takipçim için bu yazıyı hazırladım. Bilerek ya da bilmeyerek takip etmen dileğiyle güzel kardeşim 🙂

 

Eskişehir Çok Soğuk

cold-winter-day-a-girl-aloneBu kış Eskişehir, efsane olabilecek kadar soğuk sevgili okur. Dün Ezgi‘nin attığı bir mesajdan sonra dank etti bana da. Ezgi’nin dediğine göre son 5 yılın en soğuk kışıymış. Hakikaten de benim kışın şiddetini bu derece ağır hissettiğim son zaman ben lise 3‘e giderken ki seneydi. Yani 2006’nın ocak aylarında.

Servisçimiz vardı Mehmet Abi kulakları çınlasın. Servisten inerdik, okula gidene kadar burnumun içinde sümüğüm donardı. Sınıf arakadaşlarımından bazıları okula yürüyerek gelirdi. Onlar da gelip donmuş sümüklerini gösterirlerdi. Burnumuzun içindeki tüyler donardı lan soğuktan. Hatta galiba o zaman yine bu aşırı soğuktan, yani kardan falan değil, soğuktan dolayı okul tatil olmuştu. O zaman tek tük çıkan sakalımızdan bıyığımızdan buz sallanırdı lan.

İşte bu kış da aynı işte sevgili okur. Eskişehir’deysen zaten biliyorsundur da, bilmeyenler için cidden bu kış Eskişehir’de çok soğuk. Bakın ben hastalandım mesela, ağır bir kırgınlık yorgunluk var üzerimde. Ama kışı çok soğuk geçen yılda yazın armutlar çok lezzetli olurmuş. Yani en azından bu armut durumunu düşündükçe mutlu oluyorum.

Eskişehir’in bu hali bana cennet vatan Norveç‘i anımsatıyor. Yani Norveç’te de bu kadar ayaz var mıdır lan? Vardır kesin. Bu arada Devlet Meteoroloji İşleri‘nin sitesinden Eskişehir’de ölçülen en düşük sıcaklıkların ne olduğuna baktım. İnanamadım! Merkezde ölçülen en düşük sıcaklık – 16 derece olmuş. Şöyle ki;

soguk

Çifteler ilçesi soğuklukta Türkiye rekoru kırmış.

Forgea International Work-Shop’una Katıldık

Etkinlik Programı (Tıklayınca büyür)

Pazartesi gününden çarşamba’ya kadar yani 28-30 Mart tarihleri arasında süren üç günlük bir eğitimdi bu. Konusu “Waste Management and Treatment Theory and Practice” yani “Atık Yönetimi ve Arıtım Teorileri ve Uygulamaları” şekilde idi. İtalya merkezli bir kuruluş olan Forgea International‘in ve bizim okulun ortaklaşa organizasyonu ile gerçekleştirildi bu etkinlik. Sağolsun Hicran Hoca mail atmış herkese. O sayede haberimiz olmuştu ve günler öncesinden kayıtlarımızı yaptırmıştık. Bu etkinlik bu sene aslında Tunus‘ta yapılacakmış. Ancak bölgedeki karışıklıktan dolayı Tuncay Hoca‘nın çabalarıyla bizim okula alınmış bu sene.

Etkinlik boyunca 3 günde toplam 9 tane sunum dinledik. Bu sunumların hepsi İngilizce idi. Konuşmacılardan birisi Yunanistanlı bir Profesör (George Anastasakis), diğerleri ise tamamı İtalyan olan iki doktor (Mariano Murtas, Elena Garbarino), iki profesör (Paolo Bevilacqua, Antonio Zucca) idi. Hepsi cana yakın ve sokakta görseniz “hadi canım hayatta İtalyan değildir lan bu” diyeceğiniz kadar Türk’e benzeyen insanlardı. Prof. Anastasakis’in inanılmaz bir İngilizce telaffuzu vardı konuşurken. Herhalde Yunan aksanı böyle bir şey oluyor (dangerous – danceruz, as regards – azragardz). Diğer yandan Prof. Zucca hariç İtalyanların tümü inanılmaz bariz bir İtalyan aksanı ile konuştular. Aklıma Ömer Hoca‘nın Calculus anlattığı dönemler geldi 🙂

Sunumlardan özellikle Elena Garbarino’nun yaptıkları inanılmaz ağırdı. Bir buçuk saatlik sunumlarından çıktığımızda tam anlamıyla yıkıma uğramış gibi oluyorduk. Ancak övünerek söylemeliyim ki ben ve Emre o salonda her sunumu sonuna kadar aralıksız dinleyen tek isimlerdik. Alper, Turgut, Eftade Hoca bile, aralarda çıktılar, bazı oturumlara girmediler. Ama biz sonuna kadar dayandık. Bu esnada Prof. Bevilacqua ve Zucca ile süper arkadaşlıklar edindik.

Genel olarak bahsettikleri konu başlıkları maden sektörü, seramik sektörü, inşaat sektöründe agrega yeniden kullanımı, geri kazanımı, sürdürülebilir kalkınma, arıtma teknolojileri, boru sonu arıtım mantığı, ekoendüstriyel tesisler, hukuksal yaptırımlar, AB çevre mevzuatı şeklinde idi.

Bu üç gün boyunca hiçbir derse girmedik. Bakalım bunları nasıl telafi edeceğiz. Son gün tüm sunumlar bitti. En son sunumu Paulo yaptı ve mükemmeldi bence. Burada Türkiye’nin Dünya’da refah düzeyi bakımından 82. sırada olduğunu gördük. Gözümün nuru Norveç‘in de 1. olduğunu gördük. Sunumdan hemen sonra da bir değerlendirme testi yaptık ve kısa bir törenle sertifikalarımızı aldık. Değerlendirme testinde Prof. Zucca bir soruda kopya verdi sağolsun. Sekiz sorudan bir yanlış çıkardık yine. Canımız sağolsun n’apalım. Bu arada eğitimlere dair tüm içeriği de dijital olarak vermeleri mükemmel bir artı oldu. Bu arada etkinliğe sağdan soldan epey katılımcı olmasına rağmen salonda kimse yoktu. O da ayrı bir mevzu. Bunların hepsine de sertifika bastırmışlar. Almaya bile gelen olmadı.

Seval çıktığında aniden bağırıp çağırmaya başlayarak, Seval’de görebileceğimiz en koyu kırmızı tonlarından birisini de görmüş olduk. Öff 🙂 Kapanışta Profesörleri sahneye aldığında Dekanımız hepsini acayip tezahüratlarla falan alkışlayıp Türk olduğumuzu gösterdik, acayip sevindi adamlar. Özellikle Yunan Profesör çok mutlu oldu. Sonra bir de toplu fotoğraf çektirdik.

Şimdi ufak bir değerlendirme yapayım:

Prof. Zucca: Neden bilmiyorum, bu adamı çok sevdik biz. İngilizce de birazcık sorun yaşadı ama canı sağolsun. Acayip sigara tiryakisi.

Prof. Bevilacqua: Aralarında en İtalyan duran ve en karizma olan bu adamdı. Çok iyiydi sunumları. İngilizcesi de acayip aksanlı idi.

Prof. Anastasakis: Tek bir sunum yaptı. Ama özellikle aksanı ile aklımıza kazandı. Sunumlarını ders anlatır gibi yaptı. İyi oldu.

Dr. Garbarino: Ekibin tek kadın üyesiydi. En çok sunumu kendisi yaptı. İngilizcesi İtalyanca’yla karışık gibi geldi aksanından dolayı. Sunumlarının içeriği çok ağırdı ama sempatik duruyordu. Bu açıdan telafi etti.

Dr. Murtas: Adamdaki ses inanılmaz ötesiydi, acayip karizmaydı. Sadece sesi bile yeter derler ya öyle işte. Al Pachino desem anlarsın sevgili okur.

Aşağıda etkinlik süresince çektiğim fotoğrafları görebilirsiniz. Bazılarınızda görünmeyebilir. Muhtemelen proxy ayarlarınızı yapmadığınız için. Lütfen bana yorumlarda bu durumu belirtin.

imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com

Suudi Arabistanlı Ziyaretçim

Suudi Arabistan

Suudi Arabistan

Lan nasıl mutlu oldum, nasıl sevindim, nasıl kısa sürede olsa moralim düzeldi anlatamam! Birisi; artık kimdir, nedir, Arap mıdır, Türk müdür, yanlışlıkla falan benim bloguma girmiş! Aha bak kanıtı da burada valla:) Ne olur ne olmaz diye hemen print screen yaptım. Dur bakalım sevgili okuyucu, daha nerelere ulaşacağız! Burada sana Norveç bayrağı da göstereceğim! Küba bayrağı da! Hatta Zimbabve bayrağı da olacak!