Tag Archives: nûr

Mezunlar Buluşması 2019

mezun01

Seda’on mezuniyet buluşması selfiesi.

Önceki gün, Eskişehir Teknik Üniversitesi‘nde Mühendislik Fakültesi Mezunlar Buluşması vardı sevgili okur. Okulumuzun her yıl düzenlediği bu organizasyonlara Alper‘le ikinci defa katılmaya karar verdik. Güzel haberi ise Ahmet verdi. Eşi Petra‘yla birlikte cumartesi günü Eskişehir’e geleceklermiş. Çok geçmeden İzmir’den bir telefon daha geldi. Dönemimizin abisi, Aslan Abi’miz de etkinliğe katılmak için yol çıkmıştı bile.

Tüm bu organizasyonun içinde bir de laboratuvarda bir bulaşık yıkama seansı çıktı. Öyle olunca bence cuma günü okula uğrayıp bulaşık için bazı ön hazırlıkları yaptım. Bu sayede cumartesi günü işimiz daha kolay olacaktı.

Cumartesi sabahı erkenden kalkıp tren garına gittim. Ankara’dan gelen bir başka arkadaşımı, doktora çalışmamdaki ortağımı, Tarık Abi’yi karşıladım. Çalıştığımız laboratuvarın anahtarını verdikten sonra yapılacak işlerle ilgili onu bilgilendirdim. Sonra o laboratuvara giderken ben de önce çarşıya uğradım, sonra da Ahmet ve Petra’yı karşılamak için geri döndüm. Üç yıldır görmediğim Petra, Ahmet ve Ahmet’in bıyığıyla  (Ahmet yanında küçük bir sürpriz getirmişti) nihayet buluştuk ve hemen yakında bulunan Hangover Sky isimli mekana gittik. Eşyalarını falan organize ettikten sonra kahvaltıya oturduk. Bu sırada Aslan Abi de çıktı geldi yanımıza. Ancak ortamda birisi eksikti: Alper. Günlerdir devam eden yorgunluk ve uykusuzluğa ne yazık ki mağlup olmuş, alarmları falan duymadan uyumaya devam etmişti. Neyse ki böyle durumlarda Caner her zaman yardımımıza koşup yan odada uyumakta olan abisini uyandırır.

Alper’in nihayet uyanıp yanımıza gelmesi on dakika sürdü. Hep birlikte nihayet kahvaltı edip Petra’yı şehir merkezine uğurladıktan sonra, 2007 yılından beri hayatımın değişmez bir parçası olan okulumuza, İki Eylül Kampüsü‘ne doğru yola çıktık. Bir önceki gün de okulda olduğum için hazırlıkları görmüştüm. Bahçeye tenteler kurulmuş, kürsü yerleştirilmişti. Çok kısa sürede tanıdık yüzleri görmeye başlayınca keyfimiz yerine geldi. Bu esnada ben yine bir kaçamak yapıp laboratuvarda bulaşık yıkamakta olan Tarık Abi’nin yanına koştum. Bir süre onunla birlikte epey bir deney tüpü yıkadıktan sonra tekrar fakültenin kantinine geldim.

mezun05

Serdar Hoca’mızla birlikte

Burada en eski mezunlarımızdan olan Hülya Hanımları (iki tane Hülya vardı), Sanem Hanım‘ı, onların arkadaşlarını, hocalarımızı, dönem arkadaşlarım Seda‘yı ve Esra‘yı, kariyerine işletmeci, üstelik adından söz ettiren bir mekanın işletmecisi olarak devam eden Nur‘u, başka bölümlerden onlarca eski arkadaşımı gördüm. Hocalarımızdan çok az katılmışlardı. Buna biraz üzüldüm. Belki ilerleyen dönemlerde daha çok katılım olur. Bu arada Rektör hocamız (hem de bölümümüzden hocamız) Tuncay Hocamızla da sohbet edebilme şansımız oldu.

mezun04

Okulda planladığımızdan daha çok vakit geçirip merkeze dönmeye karar verdik. Aslan Abi bizimle vedalaşıp İzmir’e doğru yola çıktı. Biz de o sırada Odunpazarı‘nda gezmekte olan Petra’nın keyfinin yerinde olduğunu öğrenip benim eve geçtik. Burada büyük bir hevesle müzik yaptık. Müzik faslı gerçekten güzeldi. Buradan bir hikaye çıktı hatta.

mezun03

Daha sonra çarşıdan Caner’i de alıp yeni açılan kitap fuarına gittik. Kitap fuarı bambaşka bir yazının konusu olacak. Burayla ilgili ilk defa hayal kırıklığına uğradım.

Fuardan sonra Ahmet’in ricasıyla Donas‘a gittik. Birer zurna yedik. Seviyoruz, bunda utanılacak, inkar edilecek bir şey yok. Donas’tan sonra da Caner’i bırakıp, stüdyo planımızı Ahmet’in biraz grip oluşu nedeniyle iptal edip Odunpazarı’na gittik. Buradan Petra’yı ya da bizim bilmediğimiz ismiyle Cansu‘yu alıp sürpriz bir tatlıcıya gittik. Burası çok başarılı künefe yapan bir mekandı. Geçtiğimiz günlerde tanıştığım bir arkadaşımız işletiyordu. Yolda giderken arabada Anadolu Üniversitesi‘nin resmi radyosu, Eskişehir’de yayın yapan en kaliteli radyo, Radyo A çalıyordu. Program sunucusu istekler için bize ulaşın deyince, hemen radyonun sitesine girip “mezuniyet buluşmasındaki arkadaşlarım” için bir parça istedim. Sağ olsun, biz araban inip mekana girdiğimiz sırada anons etmiş. Mekana girince bir baktık aynı radyo açık ve Bohemian Rhapsody çalıyor. Bu radyonun sürekli bir dinleyicisi olan Halil Abim mesaj attı hemen, “bu şarkı sizin için çalıyor proofhead helal olsun” 🙂

mezun02Tatlı faslından sonra dördümüz de masadan mutlu ve mesut olarak kalktık. Kısa bir yürüyüşten sonra, işten yeni çıkan Merve‘yi de alıp bu sefer Kızılcıklı Caddesi‘ne gittik. Burada bir mekanda oturduk. Epey komik bir muhabbet oldu burada. Daha sonra Petra’nın “Barlar Sokağı” isteğine uyup önden Ahmet ve Petra’yı gönderdik. Biz arkadan yetiştiğimizde, sokakta geçirdikleri birkaç dakika içerisinde Barlar Sokağı’nın artık eski tadının kalmadığını anlamışlardı ve sokağın dışında başka bir mekana geçmişlerdi.

mezunyt036Burada da dönüş otobüslerinin saatine kadar oturduktan sonra, yıllardır sağa sola, eve okula, çarşıya, otogara, hava alanına, annemlere bırakma derdimizi çeken Alper önce, Ahmetleri otogara bıraktı. Sonra da beni eve.

Ulan ne muhteşem bir gündü. Uzun süre, cidden çok uzun bir süre sonra böylesine güzel, dolu dolu bir gün geçti. Ahmet’i, Petra’yı, Aslan Abi’yi çok özlemişim. Uzaktan gelen tüm dostların, kardeşlerin ayaklarına sağlık. Ömrünüz uzun ve mutlu olsun. Herkesin ismini tek tek yazmadım, kimse kızmasın, gücenmesin. Hepinizi seviyorum.

Bu arada, Ahmet’in yanında sürpriz olarak getirdiği tek şey bıyığı değil, bir çift de Vic Firth nylon tip 5A baget oldu. Çok çok teşekkür ederim, fazlasıyla mutlu etti beni.

mezun00

Üşenmeden solda sağa: Hülya, Esra, Hülya, Serdar Hoca, Sanem, Esra, Fadime, Alp, Seda, ben, Tuncay Hoca, Aslan Abi, Alper, Deniz (balonlu olan), Eftade Hoca, Sinem, Esra Hoca, Zehra Hoca, Özlem Hoca, Nur

İnsan Ruhu Üzerine Tespitler

Her insanın içinde bir karanlıkla doğduğuna inanırım. Bu sıkıcı satırları okumaktan kaçıp doğrudan konunun özünü merak edenler için bu yazımda kendime itiraf edemediğim pişmanlıklarım olduğundan bahsedeceğim. Her insanın içinde bir karanlık vardır demiştim. Evet. Buna yürekten inanıyorum. Yaşadığımız her anda bu karanlığı biraz daha aydınlatmaya çalışıyoruz. Elimizdeki ışık ise gençliğimiz ve sağlığımız bence. Bunlar yavaşça tükenirken aydınlık da azalıyor etrafımızda. Biz usul usul karanlığa alışıyoruz. Ve o en zifiri anda da bitiyor her şey. Ölüyoruz. Ruhun özü de ışık yani nûrdur bence. İnandığınız değerler size neyi gösteriyor bilemem elbette.

Kendi karanlığımın giderek arttığını fark ediyorum. Bu bir bıkkınlığın, usanmışlığın sonucudur bence. Benimle birlikte dünyaya gelen bu karanlığı belki görmezden geldim. Ancak yaptığım hatayı şimdi görüyorum. Her maddeye karşılık gelen bir anti madde olduğunu biliyorum küstah entelektüelliğimle. Eğer ruhum da bir ışık yani nûr ise elbette ki bunun anti maddesi karanlık olacaktır. Bu da işte içimde, zihnimin derinliklerinde yatıyor. Bilinçaltı diyorum ben buraya.

Bilinçaltım sonsuz bir çöplük gibi. Sizinkileri bilemem. Ama benim ki tıpkı tarif ettiğim gibi. Sonsuz, uçsuz bucaksız bir çöplük… Kendimi bilmeye 92 yılından itibaren başladım. O zamanlar Tunceli’de minik bir çocuktum. Evimizin yanındaki parkta düşüp kafamı kırdığımı, serçe parmağımı evin arkasındaki harç makinesine sıkıştırdığımı hatırlıyorum. Canımı yakan her şeyi hatırlıyorum. İşte bu çöplük de o zamanlardan itibaren dolmaya başlıyor.

Rüyalarım artık beni korkutmaya, bir yandan da cezbetmeye; adeta baştan çıkarmaya başladı. Geçmişte yaptıklarımın pişmanlıkları olacak ki rüyamda yeniden yaşıyorum o anları. Verdiğim kararları tekrar sorgulatıyor beynim bana. Binlerce kıvrımı arasındaki yüz binlerce hücre ele geçiriyor tüm kontrolümü. Bana pişmanlıklarımı gösteriyor devamlı.

Uyku gerçekten ölümün kardeşiymiş. Karanlık ölümün kendisi, ruhun karşıtı demiştim. Uykuda yaptığımız şey kendimizi bu ölümün eline bırakmak anlaşılan. Uykuyu hiç bilmesek ölümden bu denli korkar mıydık? Uykuyu hiç tatmasak ölüm belki de pek çoğu için kaçış olmazdı. Burada bu tezatlığı bilerek veriyorum.

Karanlığım giderek büyüyor zihnimde. Bunun en açık ispatı rüyalarımın artık ruh halime etki edecek kadar etkili olmaya başlamasıdır. Dolayısıyla artık çok okumaya çalışıyorum. Böylelikle rüyalarımı kendi bilinçaltımdan kurtarabiliyorum. Yani geçmişteki hatalarım, zihnimin köşelerinde kalmış kırıntılar ortaya çıkmıyor. Bu açıdan en başarılı eserler İhsan Oktay Anar’ın eserleri. Ya hiç bir şey görmüyorum. Ya da yeniçerilerden kaçıyorum rüyamda. Tertemiz yani.

Ama bunun böyle sürmesine katlanamıyorum artık. Bilinçaltıma format atmanın yollarını arıyorum birkaç gündür. Yeteri kadar para ile bunu yapabilir miyim? Hayır. Seyahat mi etmeliyim? Hayır. İçinde bulunduğum durum da buna müsait değil zaten. İşte bu şekilde ne yaparım diye düşünürken sonunda cevabı buldum. Yazmak. Yazacağım sevgili okur. İçimdekileri, aklımdakileri ne kadar boşaltabilirsem o kadar rahatlarım diye düşünüyorum. İşte bu yazı da bu sebepten kaleme alındı. Gerçekten önce bu yazıyı kalemle yazdım. Sonra üşenmedim bilgisayara geçirdim. Hepinizi seviyorum. Siz de beni sevin.

Mesut Proofhead.

EDIT: Karanlık madde ile antimadde’yi aynı şey zannediyordum. Yazıda düzelttim. Uyardığı için de fasafiso ve Can’a teşekkür ederim. Uyarın beni.