Tag Archives: O Ses Türkiye

Cengiz Tural Workshop’a Katıldım

ctural01Geçen hafta perşembe günü işten çıkıp Halil Abi‘yle biraz vakit geçirdik. Sonra eve doğru geçerken Alper aradı. “Ben bugün gecikeceğim, sen Cengiz Tural’a yalnız git” dedi. Lan! Cengiz Tural Eskişehir’e geliyordu! Ben bunu nasıl unutmuştum?

Aslında tüm mevzu ben geçen haftalarda şehir dışındayken olmuştu. Şehrimizin iddialı müzik marketlerinden Music Store, O Ses Türkiye‘de zaman zaman orkestranın da önüne geçen performansı sayesinde, son yılların en popüler davulcularından biri olan Cengiz Tural’ı bir workshop için şehrimizde ağırlıyordu. Alper sağ olsun ikimiz için birer davetiye aldı. Etkinlik günü geldiğinde de kendisi geciktiği için benim yalnız da olsa, gitmemi sağladı.

Etkinlik için saat 19.00’da Public Arena‘ya gittim. Şansıma kapı henüz açılmıştı. Gittim en öne yalnız başıma oturdum. Sonradan mekan doldu. Mekan yarım saat içerisinde herhangi bir grubun konseri varmış gibi doldu. Saat 19.30’da sahneye çıkan Cengiz Tural da bu doluluktan hem memnun hem de şaşkındı. “Bizim What Da Funk ismindeki grubumuzun sahnesine bile bu kadar gelmiyorsunuz“, dedi. Kısaca kendisini tanıttı. Bilmeyenler için 1984 doğumlu ve 1999 yılından bu yana davul çalıyor. Bana göre ülkedeki en teknik davulculardan bir tanesi. Şansı (ya da şanssızlığı) bu müzisyenin, O Ses Türkiye sayesinde tanınmış olması.

ctural02Geçtiğimiz yıllarda, Türk Metal tarihinin en büyük davulcusu Goremaster, Cem Devrim Dursun ile sohbet etmiştik onun hakkında. Cem abi bana, Cengiz Tural’ı beğendiğini, çok büyük ihtimalle onun geçmişinde bir metalcilik olduğunu düşündüğünü söylemişti. Aklımdaki sorulardan bir tanesi buydu aslında. Ancak benim sormama gerek kalmadan kendisi de cevapladı. Çok sıkı bir metalciymiş. Cannibal Corpse dinliyormuş zamanında. Hatta kendi ifadeleriyle, “Hammer Smashed Face’i ezbere söylerim, gerekirse distortion’a boğarım”. 

Cengiz Tural, gerçekten komik, sempatik, sevecen bir insan. Olması gerektiği yerde çok ciddi, bir öğretmen tavrına sahip. Üç saatten biraz fazla süren workshop boyunca sekizlik ve onaltılık notaların gruplamalarından bahsetti. Ama benim için en önemli kısımlar “Duyum” ile ilgili anlattıklarıydı. Bir de “tarza göre sahip olunması gereken” yaklaşımları çok iyi açıkladı. Epey moralim bozuldu mu? Evet. Çünkü adam çok iyi, çok çalışmış, çok emek vermiş ve hala kendisini yeterli görmüyor. Sürekli çalışıyor. Çalıyor ama çalışıyor da 🙂 Şaka bir yana, özellikle nota bilmekle ilgili söyledikleri beynime kazındı. Bana yepyeni ufuklar açtı.

Cengiz Tural, iyi davul çalabilmek için gerekli olan en önemli şeylerden birinin İngilizce bilmek olduğunun altını defalarca çizdi. Çünkü ancak bu sayede en doğru kaynaklara erişilebilir. Bu konuda sonuna kadar haklı. Okulda gördüğümüz mühendislik eğitiminde de bize sürekli dikte edilen buydu. Öğrenim boyunca, İngilizce sayesinde ödevlerimizi yapabildik. Bu noktada, “güzel davul çalabilmek için nota bilmek ilk öncelik olmayabilir ama İngilizce öyle” diyerek noktayı koydu.

ctural04

Katılan kitleye yönelik, 2000’lerde doğan jenerasyon için yaptığı “Instagram jenerasyonu” tespiti muazzamdı. Küçük (muhtemelen 4-5 yaşlarında) bir kız çocuğu sordu: “O Ses Türkiye’yi izliyor musun?” Cevap verdi: “Evet, ama arkalardan izliyorum.” 🙂 Bir başka arkadaş, sahneye çıkıp şarkı söylemek istedi. Usta kırmadı bu arkadaşı. Meğer arkadaş, O Ses Türkiye seçmeleri yapılıyor sanmış öyle gelmiş 🙂 Soru faslında bir sürü komik soru soruldu. Sağ olsun, bıkmadan usanmadan hepsine cevap verdi.

ctural00

O Ses Türkiye’de

Workshop esnasında sürekli olarak Eren Başbuğ‘un ismini andı. Bu arkadaşımız, belki de ülkemizden çıkan en yetenekli klavyecilerden. Dream Theater‘ın klavyecisi Jordan Rudess‘la çalışmaları var. Üstelik çok da iyi besteleri var. Progressive müziğin ülkemizdeki öncülerinden olmaya aday bir arkadaşımız. Cengiz Tural da kendisiyle çalışıyor. Tural’ı, “sadece O Ses Türkiye’nin davulcusu” olarak tanıyanlar da ilk duyduklarında çok şaşırıyordur muhtemelen. Ancak öylesi progressive bestelerin altından kalkabilecek az sayıdaki isimden biri bana göre.

 

Son kısımda, Dream Theater’ın “legend” parçası “The Dance Of Eternity“i çaldı. Grup bu parçayı yıllar önce kendi davulcularını seçerken kullanmıştı. Audition’lar sırasında Mike Mangini ile Marco Minnemann, muhtemelen saatler boyunca aynı şarkıya çalıştıkları için ezberden çalabilmişlerdi. Tural, workshop esnasında notadan çaldı. İşte bu da bana aradığım bir başka sorunun cevabını verdi.

ctural03

Kendisi çok büyük bir davulcu. Çok önemli isimlerle güzel işler yapmaya devam ediyor. Onun tavsiye ettiği davulcuların başında ise Doğaç Titiz geliyor. Oturup izlemekten, takip etmekten asla vazgeçmeyin, diyor. Etkinliğin sonunda ben önce Özcan Yapıcı‘yı tebrik ettim, böyle kaliteli müzisyenlerle tanışma imkanını bize sağladığı için. Ayağına sağlık Cengiz Tural. Seni tanımak çok keyifliydi. Şimdi o müthiş performansı izleyelim:

 

Yepyeni Blue Jean

bluejean-kapakYıllar önce Blue Jean okurduk sevgili okur. Lisenin hazırlık sınıfıydı. O zamanlar Sivrihisar‘da internete bağlanmak, internete erişmek, aslında büyük şehirler haricinde tüm ülkede olduğu gibi, çok zordu. İlçedeki internet kafelerde internet yoktu, Counter Strike vardı sadece. Komşunun evinde çift çanak uydu anteni vardı. Onlara gittikçe Viva Polska ve MTV‘yi açardım kaçak göçek. Oradan görüp duyduğum gruplarla yetinmeye çalışırdım. Sonra ilçede haftada bir gün kurulan pazarda korsan cd satan elemanlara gidip gelmeye başladım. Böylece yabancı grupları tanıma fırsatım oluyordu. Ama bu bahsettiğim kaynaklar yine de çok ciddi bir bilgi sağlamıyordu bana. Okulda benden iki üst sınıfta Onur isminde bir arkadaşla tanışmıştım. Bu arkadaş bana “Blue Jean” isimli bir dergiden bahsetti. Düşün, o zaman dergiyi Sivrihisar’da satan bir tane gazete bayi var. O da her ay iki üç tane getirirdi. Muhtemelen birini Onur alırdı. Bir diğerini kim alırdı bilmiyorum, sonuncuyu hep ben alırdım 🙂 Daha sonra Eskişehir’e taşındık. Ben yepyeni bir ortamda buldum kendimi. Blue Jean’i de üniversite yıllarıma kadar aralıksız takip ettim. Geçen bu yıllar içerisinde benim dinlediklerim giderek sertleşmeye, derginin içeriği ise giderek yumuşamaya başlamıştı.

Bu yumuşama, belki de yıllar geçtikçe türeyen pamuk şekeri gruplar, şarkıcıların yüzündendi. Blue Jean üzerine basa basa söylüyordu, biz herhangi bir tarzın değil, tüm müzik tarzlarının dergisiyiz diye. Dergi giderek pembeleşti pembeleşti ve ben artık dergiyi almayı bıraktım.

blue01Yıllar sonra benim gibi sitem eden tüm eski Blue Jean okuyucularını sevindirecek bir haber geldi: Blue Jean, içeriğinde sadece rock ve  metal müzik olan yepyeni bir ekle piyasaya çıkacaktı artık. Head Bang isimli bu ek, bir süre Blue Jean’le birlikte yayımlandı. Aradan yine zaman geçti ve bir gün Head Bang’in artık Blue Jean’den bağımsız olarak yayımlanacağını öğrendik.

Bu blogda bağımsız Head Bang sayılarının tamamıyla ilgili yazılar okudun vakti zamanında. İşte bugün de yine güzel ve gecikmiş bir haberle karşındayım sevgili okur.

Blue Jean artık yenilendi! Ocak 2016’dan itibaren dergi, hem içerik, hem boyut olarak çok ciddi bir değişikliğe gitmiş. Son zamanlarda raflarda çoğalmaya başlayan, garip adlara sahip aylık kültür edebiyat dergileri dikkatini çekmiştir muhakkak. Kafa, Kafka Okur, Ot, Fil gibi adlara sahip bu dergiler, karikatür dergisi okumayı marjinallik sanan sikik tayfaya güzel bir alternatif oldular dopdolu içerikleriyle.

blue04İşte Blue Jean’in de yeni tasarımı ve içeriğini oluştururken, bir nebze de olsa bu dergilerden yararlandığını düşünüyorum. Hem içerik, hem boyut bakımından giderek küçülen bir derginin geriye dönüşü ancak böylesine kocaman ve dopdolu olabilirdi! 70 sayfalık bu ilk geri dönüş sayısının konsepti tabiki Star Wars olmuş. Ancak dergide sadece Star Wars değil, diğer pek çok farklı konuda da muhteşem yazılar yer alıyor. 70 sayfada tam 36 yazarın emeği var. İlüstrasyonlar çok çok başarılı olmuş.

Dergide en sevdiğim yazı, Elif Key‘in “Hayaller Rihanna” isimli yazısı oldu. Bu tam da benim birkaç hafta önce İlkan Abi, Gizem ve Zekiye Hanım‘la Bursa’ya giderken arabada konuştuğumuz konudan bahsediyordu: O Ses Türkiye‘deki samimiyetsizlikten. İçeriğinden bahsetmeyeyim ki merak edip dergiyi alın.

Dergi bu sayısında konsept olarak, bu zamana kadar Star Wars hakkında okuduğum en kapsamlı “süreli yayın”. Bunda hiç şüphe yok. Bir sonraki sayıda konsept ne olacak ve yine yazarların yarısından çoğu bu konuda neler yazacak merak ediyorum.

blue03Dergide çok merak ettiğim bir diğer yazı ise Paris’teki Bataclan katliamından sağ kurtulanlar arasındaki tek Türk’ün başına gelenleri anlattığı yazı oldu.

Yeni Blue Jean’de müzik bolca var, sinema var, edebiyat var, eleştiri var, bilgisayar oyunları var, mekan tavsiyesi var… Muhakkak size göre bir içerik var yani. Derginin sevindiren güzel bir yanı Çağlan Tekil‘in blue05hazırladığı Plak köşesi. Bu arada unutmadan dergide yazar olarak yer alan ve ilgimi çeken bazı isimleri yazayım: Çağlan Tekil, Doğu Yücel, Çizenbayan, Feridun Düzağaç, Elif Key, Tuna Kiremitçi, Yekta Kopan, Ahmet San, Kutlukhan Kutlu, Genç Osman Yavaş ve Güven Erkin Erkal.

Blue Jean, bu yepyeni içeriğiyle kesinlikle beni mest etti. Emeği geçen tüm yazarlara bir kere daha teşekkür ederim bir okuyucu olarak. Aylık olarak takip ettiğim dergilere bir yenisini eklemekten mutluluk duyuyorum 🙂

blue02

Kaçalım Kaçalım Diye Şarkı Söyleyen Eleman O Ses Türkiye’de!

by

by01Blogdaki en uzun başlıklı yazı bu oldu sevgili okur. 20 Aralık akşamı O Ses Türkiye‘de sakallı gözlüklü bir eleman izledik sevgili okur. Ben çocuğu görür görmez tek bir kelime etmeden Google’ı açtım. Çünkü biliyordum, ben bu çocuğu daha önce bir yerlerde izlemiştim. Biliyordum ve çok kısa bir araştırmadan sonra kim olduğunu da buldum. Uğur Kaya isimli bu arkadaş, yıllar önce Beyoğlu Mızıkacıları diye bilinen grubun sıra dışı çocuk vokalinin ta kendisiydi! “Kaçalım, kaçalım, kaçalım” diye bir şarkıları vardı. Vampir dişli bir çocuktu. Brutale yakın bir vokal tarzı vardı. Komik bir takım hareketler yapıyordu. Çocukluk tabi, olur öyle. Yıllar önce yaptıkları şarkı şuydu:

20550bu.0İşte bu arkadaş, geçen yılları iyi değerlendirip güzel bir şekil yapmış ve O Ses Türkiye’ye yarışmacı olarak katılmış. Şansına Ebru Gündeş ve Gökhan-Hakan kardeşler de döndüler kendisine. Açıkçası ben jüri olsam dönmezdim. Tavırları çok çakma. Ses olarak çok daha iyilerine dönmedikleri de oldu. Ama Uğur, zeki çocukmuş, Athena’yı seçti. Keşke Ebru’yu seçseydi. Bunun kız kardeşi de daha önce O Ses Türkiye’nin çocuklar için olan versiyonuna katılmış. Onu da öğrendik. Uğur, program esnasında daha önce Beyoğlu Mızıkacıları isminde bir grupla albüm yaptığından, klip çektiğinden hiç bahsetmedi. Bıçaklandığına falan da hiç değinmedi. Merak ettiyseniz bıçaklandığına dair haberi buraya tıklayıp okuyun. Uğur’un  O Ses Türkiye’deki performansını şuradan izleyebilirsiniz:

hqdefault

O dönemde çektikleri klipten bir sahne

Şu Rutin Hayattan Süzülenler

Hafta sonunu hasta ve yatakta geçirdim sevgili okur. Bütün bir hafta boyunca kavuşmayı beklediğim iki gün böylece heba oldu gitti. Planladığım neredeyse hiçbir şeyi yapamadım. Sonra başlayan haftanın da pek bir farkı olmadı gerçi. Yoğun, yoğun, yoğun, saçma bir şekilde yoğun geçen saatlerden sonra eve ulaştığımda, aslında eve ulaşan ben olmuyorum. Üç gündür neredeyse bilgisayarı açamıyorum. Yazılacak çok fazla şey birikti. Bunları ufak ufak eriteceğim. Bu hafta sonu evden pek çıkmayı da düşünmüyorum. Umarım geçen hafta sonunun vakitsizliğini bu hafta sonu telafi edebilirim.

Jordan Smith Keşfi

jordanBizdeki “O Ses Türkiye“nin Amerika versiyonu olan “The Voice!“un şu sıralar çok konuşulan bir yarışmacısı var: Jordan Smith. Ben bu herifi Aykut sayesinde öğrendim. Öğrendiğim akşamdan beri de her fırsat buldukça açıp izliyorum Youtube’dan. Sia‘dan daha iyi Chandelier söylüyor zira. İşin en güzel yanı da jüri beğenip döndüğünde karşısında gördüğü tip oluyor! Tam bir çirkin ördek yavrusu hikayesi. Performansın sonlarına doğru yaptığı ses oyunları bir süre sonra tüylerimi diken diken etmeye başlıyor. Bu arada The Voice’un jürisine bakınca, Gwen Stefani‘nin hareketlerini siz de Hadise‘ye benzettiniz değil mi 🙂 Ya da Hadise kime benziyor gördünüz mü 🙂

Bu arada Jordan kardeşimiz kendinden emin adımlarla finale doğru gidiyor. Diğer performanslarını izleyince anlıyorsunuz ki ilk performanstaki o masumluk gitmiş. Elemanı iyi bir tıraşlayıp jölelemişler. İlk performansın sonunda çıkardığı mutluluk seslerini ise telefonunuza melodi yapabilirsiniz. Böylesini izleyince keyif alıyor insan.

Chuck Schuldiner’in Ölümü

chuck13 Aralık tarihinin pek çok metal müzik dinleyicisi için hüzünlü bir anlamı vardır. O çok sevdiğimiz death metal tarzının yaratıcısı; tarzı ve şekli ile örnek alınabilecek güzel insan Chuck Schuldiner, beyin kanseri sonucu hayatını kaybetti 2001 yılında. Geride her biri baş yapıt sayılabilecek 9 albüm, Florida Death Metal ekolü ve her izlediğimizde gaza gelip headbang’e başladığımız iki konser DVD’si bıraktı.

Live In Eindhoven konseri en bayıldığım işidir Death’in. Chuck’ın buradaki performansı kusursuzdur. Üzerinde en basitinden bir siyah tişört, kot pantolon ve çizmeler. İşte tüm o karizma bu üç basit kıyafetten ibarettir. Daha fazla aksesuara ihtiyacı yoktur. Gitarı, tekniği, vokali kısacası müzisyenliğiyle ön plandadır. Hep olmayı istediğim, hatta itiraf et senin de istediğin bu değil mi sevgili okur?

Yeni(!) Yepyeni(!!) Telefonum

x3Babam kendisine bir Samsung Galaxy Note serisi akıllı telefon edinince, ondan çıkan eski telefon Nokia X3-02 bana kaldı. Eski telefonumdan farklı olarak bu telefonun ekranı renkli ve dokunmatik. Ama normal tuşları da var. Facebook uygulaması var. Haa bir de Shazam yüklü. O da bir şeydir yani 🙂 Bu arada ben Turkcell faturalıya geçtim yeniden. 500 dakika her yöne, 500 sms her yöne ve 1 GB internete 25 lira veriyorum artık. Bu ay ilk fatura gelecek, bakalım göreceğim neler olacağını.

Babam bu telefonun tuş takımı kilitleme tuşunu bozmuştu. Ben ekrana bir kısayol koyarak bu sorunu çizdim. Aylık 1 GB internet paketim de var. Çılgınlar gibi Facebook’a giriyorum, önbelleğim varla yok arası olduğundan her sayfayı açamıyorum. Bir de minicik ekranda dokunmatik kullanmak büyük sorun. Ama dokunmatik kullandığım için fazla ses etmiyorum.

Güzel Melodileri Ziyan Eden Adam: Mabel Matiz

mabiÜzülüyorum sevgili okur böyle olmasına. Radyoda güzel melodiler duyuyorum mesela. Birazcık hüzünlü, birazcık macunlu, bir kere dinleyince akılda kalıyor. Ulan sonra bakıyorum bu alnı geniş çıkıyor karşıma. Standardın iki katı genişlikle alnıyla burnundan söylemeye başlıyor. Mesela Sarışın. Lan ne güzel miniş miniş giriyor. İnsan gözlerini kapatınca dudaklarında buluyor kendini. Sonra bir açıyorum gözlerimde bu uzanmış römorka gidiyor klipte. Son bir şarkısı daha çıktı şimdilerde: Bir Hadise Var. İlk duydum, sonra buraya bu notu düşmeye karar verdim. Eve gittim aldım gitarı ne güzel melodi diyorum. Ama işte bu başlıyor söylemeye, bütün heves gidiyor. Burundan gidiyor. Bu arada bu son parçanın klibinde oynayan kızı bir ara TV8’deki kıyafet programında görüyordum. O kız mı bilmiyorum ama o değilse bile acayip benzettim. Klipteki baykuş da iyi göz kırpıyor. Şarkı Nazan Öncel‘inmiş. Keşke bunu daha güzel bir vokale verseymiş demekten alıkoyamadım kendimi.

Yazıyı “Bunları İzlemek Şart” klasörüne koyuyorum. Mabel Matiz’e bu kadar laf ettikten sonra bunu izlemek şart demek için yapmıyorum bunu. Ama şarkının başındaki o melodi var ya, ahh gözlerin…

EKLEME: Jordan Smith, The Voice’un 9. sezonunu kazanan isim oldu. 20.12.2015

O Ses Türkiye Bilmeze Yatmaları

o-ses-tc3bcrkiye-logoKasım ayının ortalarında, halen TV8’de yayımlanmakta olan “O Ses Türkiye” isimli yarışma programında yarışan bir yarışmacı hakkında bir haber gördüm: “Yarışmacının Çıkardığı Sesler Jüriyi şok etti!” Lan dedim ne yapmış adam? Videoyu izleyince Deyiş Devran Kılıç isimli yarışmacının, Türkiye’de yıllardır Hayko Cepkin‘in yaptığı gibi, bir rock parçasının içerisine kısım kısım brutal vokaller (ki brutal vokali ağa babalarından dinlemiş biri olarak brutal bile demek zor) ekleyerek, parçayı biraz daha deyis-devran-kilic-bir-derdim-var-7882764_x_oilgi çekici ve ekstrem hale getirdiğini izledim. Mor ve Ötesi’nin Bir Derdim Var Parçası‘nı bilirsin. Deyiş Devran, parçada üç ya da dört yerde ufak brutal çıkışlar yapıyor. Hayko Cepkin’in yaptığının aynısı. Bu videoyu Youtube’da bir yarışma programı olarak değil, normal bir kayıt olarak izlesen şaşırmazsın yani. Hadi bizim basının distortionu biraz fazla Rock müziği, Metal müziği hala “şaşırılacak, alışılagelmişin dışında bir tür” olarak nitelemesine alıştık. Ama bir ses yarışmasının jürilerinin şaşırması?

Programın videosunu izleyelim önce.

Murat Boz‘un yüzündeki o şaşırmış ifade dikkatini çekti değil mi sevgili okur? Neden? Neye şaşırıyor? Bunun neyin ilk defa duymuşluk şaşkınlığı? En az kendisi kadar ünlü bir isim olan Hayko Cepkin’i hiç mi duymamış? Ülkenin müzik piyasasını hiç mi takip etmiyor? Hadi duymamış diyelim. Konservatuvar mezunu birinin, bir ses yarışmasında jüri olan birinin, hayatında hiç brutal vokal duymamış olmaması nasıl bir durumdur?

nergal

Nergal

O Ses Türkiye formatı, The Voice‘un Dünya’daki çeşitli ülkelerde yayımlanan bölümlerinde, yarışmacılar metal de dahil onlarca farklı tarzda söylüyorlar. Polonya’da yayımlanan yarışmanın birkaç sezon önce jüri üyelerinden birisi, Dünya metal sahnesinin en ekstrem metal gruplarından birisi olan Behemoth‘un vokali Nergal idi. Bu açıdan bakınca bizde yayımlanan yarışmada galiba en donanımlı ve en seçilebilir jüri Athena oluyor, yani Hakan ve Gökhan kardeşler. Dört jüri içerisinde yurt dışında albüm yapan, yurt dışında bunlar kadar çalışmış ve hemen her tarz hakkında fikri olan bir başkası daha yok. Belki Hadise diyeceksin. Yanlış. Tek avantajı zamanında babasının işçi olarak Belçika’ya göçmüş olması. Beyaz Show‘a ilk çıktığı programı bulup izle. Şimdi olduğundan daha fazlası değil.

Neyi eleştiriyorum? Bizdeki yarışmanın, üstelik kaç sezondur yayımlanıyor, halen daha yapmacıklığını atamamasını eleştiriyorum. Yarışmacıların neredeyse ön elemeden yarışmaya çıkarıldığına inanıyorum

cengiz.jpg

Cengiz Tural

bazen. Arada çok iyi söyleyenler çıktığında ise jürinin yaptığı alakasız yorumlar çileden çıkartıyor. Metal müziğin hala şaşırılacak bir şey olarak algılanmasını eleştiriyorum. Lan ekmek çarpsın ki “uyuyan yılanı uyandırdın” diye şarkı söyleyen Gülşen‘i duyduğumda ben daha çok şaşırıyorum. Ancak hiç mi iyi yanı yok O Ses Türkiye’nin? Var abicim: Orkestrası. Yurt dışındaki benzerlerini izliyoruz sürekli ama bizdeki kadar iyi bir orkestra yok sevgili okur. Bizdeki orkestrada ise herkesin gözdesi, davulcu Cengiz TURAL. Hususi olarak oturup drumcam videolarını izliyoruz. Helal olsun.

Neyse, uzun süre sonra ilk defa bir kritik yaptım. Yazıya konu olan Deyiş Devran isimli yarışmaya başarılar dileyerek bu yazıyı bitiriyorum.