Tag Archives: odunpazarı

Odunpazarı Modern Sanat Müzesi

ommmuze.jpg

Alper‘le birlikte sanata, sanatın hemen her dalına ve özellikle resim ve heykel alanında da modern sanata karşı olan ilgimizi herkes bilir. En azından bizi iyi kötü tanıyan herkes. O yüzden Eskişehir’de geçtiğimiz günlerde açılışı yapılan Odunpazarı Modern Sanat Müzesi, duyduğumuz ilk günden beri bizi inanılmaz heyecanlandırdı.

omm00Geçtiğimiz hafta sonu, tüm planlarımızı iptal edip telefonlarımızı da uçuş moduna aldıktan sonra, bisikletlerimize atlayıp Odunpazarı‘na, henüz önünde Balmumu Müzesi kadar kuyruk oluşmamış müzeye gittik. Müzedeki eksikliklerden çok da önemli olmayan bir tanesi henüz ilk dakika karşımıza çıktı. Bisikletler için bir park yeri düşünülmemiş. Oysaki müzenin giriş kısmındaki merdivenler engelli araçları ve çocuk arabalarının da erişimini kolaylaştırmak için Eskişehir’de ilk defa gördüğüm rampalı basamak sistemiyle inşa edilmişti. Bu sayede bisikletimizden hiç inmeden ve yardım almadan müzenin kapısına ulaşmak mümkün oluyor.

Biletlerimizi hemen müzenin önünde bulunan gişelerden aldıktan sonra içeri girdik. İçeri kesinlikle yiyecek ve içecekle giremiyorsunuz. Bu malzemelerin çanta içerisinde olması gerekiyor. Girişin hemen yanında bir kafeterya var. Aldığınız biletle, burada bir takım indirimler oluyor. Biz kafeteryaya girmeden doğrudan müzenin zemin katına indik. Toplamda üç katlı olan müzenin her katında bir sergi alanı var. En alttan yukarı doğru gezdik biz.

omm10

Müzenin giriş kısmı

Zemin katta indiğinizde sizi şu üç boyutlu yüz karşılıyor. Esere tam karşıdan baktığınızda dahi sanatçının bakış açısı sayesinde yüzdeki derinliği görebiliyorsunuz. Müzede ziyaretçileri bu durgun yüz ifadesi karşılıyor. Gülmüyor, ağlamıyor, kızgın değil, yorgun değil, bomboş.

omm01

Erol Tabanca isimli sanatseverin “Vuslat” isimli koleksiyonunda yer alan eserleri görmeye başlıyoruz birer birer. Yazının devamında yer alacak görsellerin altında o görseldeki eserin ve sanatçının isimleri ile küçük açıklamalar yer alacak. Okumaya devam et

DÇK Çevre Şenliği 2012 – 1. Kısım

afis

Bundan 3 yıl öncesinde o zamanki dönem arkadaşlarım Murat, Oğuz, Seda, Elif ve şimdi adını hatırlayamadığım aşağı yukarı 10 kişilik bir ekiple 1. Çevre Şenliği‘ni düzenlemiştik sevgili okur. Pek bir heyecanlı, pek bir meraklıydık 🙂 Hatta yaptığımız işin geleceğinden o kadar emindik ki etkinliğin adını “1. Geleneksel Çevre Şenliği” koymuştuk.

Bu sene o ekipten sadece Elif ve ben kalmıştık. Ancak yanımızda yepyeni bir ekip vardı. Bu ekiple yeni bir çevre şenliği düzenlemek için yaklaşık 2 ay öncesinden çalışmalara başlamıştık. 28 Nisan’ı büyük bir heyecan ve gerginlikle bekliyorduk 🙂 Sayılı gün çabuk geldi geçti ve 27 Nisan gecesi konuklarımızdan ilki olan EKOIQ dergisi editörü Duygu Yazıcıoğlu‘nu karşılayarak resmi olarak başlamış olduk Çevşen 2012‘ye 🙂

Etkinlikten önceki gün ana sponsorumuzla çok ciddi bir sıkıntı yaşamıştık. Hepimizde bunun stresi vardı. Ayrıca birkaç gün önce de diğer üniversitelerden gelen arkadaşlarımızın kalacak yerleri ile alakalı bir sıkıntı baş göstermişti. O kadar derde tasaya rağmen etkinlik günü tüm bu dertler mucizevi gelişmelerle çözülecek ve bize sıkıntı veremeyecekti artık.

27 Nisan gecesi Alper ve Levent, değerli konuğumuz Duygu Yazıcıoğlu’nu karşılayıp Odunpazarı‘nda Abacı Butik Otel‘e yerleştirdiler. 28 Nisan sabahı Levent ile birlikte diğer üniversitelerden gelen arkadaşlarımızı karşıladık kampüsün önünde. Dokuz Eylül, Bahçeşehir ve Yıldız Teknik Üniversitesi‘nden üçer kişilik ekipler gelmişti. Daha sonra Levent, arkadaşlarımızı kahvaltıya götürürken ben de Alper’e geçip üstümü başımı değiştirip yine Alper’le okula, etkinliğin yapılacağı Salon 2009‘a geçtim. Salon’da gerekli hazırlıkları yaptık. Salon’a ilk gelen Elif olmuştu bu arada 🙂 (İki tane Elif vardı ekibimizde, bu da küçük olan Elif idi.)

Salonda hazırlıkları yoluna koyup, Alper’le birlikte önce Duygu Hanım’ı kaldığı otelden aldık; oradan da otogara geçtik. Zira diğer bir konuğumuz Prof. Dr. İrfan Erdoğan gelecekti. İrfan Hoca’yı da karşıladıktan sonra hızla etkinlik alanına doğru yola çıktık. Alper İrfan Hoca ile konuştu yol boyunca. Ben de Duygu Hanım’a sorular sordum. Salona geldiğimizde tek eksiğin biz olduğunu gördük. Sağolsunlar dekanımız Prof. Dr. Tuncay Döğeroğlu ile bölüm başkanımız Prof. Dr. Erdem Albek bizleri yalnız bırakmamışlardı. Etkinliği başlatmak üzere derhal salona geçtik. Kısa bir süre sonra kulüp danışmanımız Doç. Dr. Müfide Banar da gelip bizleri mutlu etti 🙂

04 29O günün sunucularını Ahmet Ali ve Şerare olarak belirlemiştik sevgili okur. Sağolsunlar, program boyunca sunuculuğu üstlendiler. Dışarıdaki kayıt masasında ise değişmeli olarak neredeyse herkes görev yaptı. Katılımcılar için epey bir malzeme hazırlamıştık. Bunları dağıttılar. Fakültemizin en alakasız ve pasif bölümü olduğumuzu bir kere daha kanıtladık, ona çok üzüldüm. Kendi bölümümüzden katılım çok azdı. Şikayet etmeyi seven ama icraatten pek hoşlanmayan arkadaşlarımız etkinliğe çok az ilgi gösterdiler. Ancak gelen arkadaşlarımızın da hakkını yemeyeyim, hepsine çok teşekkür ederim kendi adıma.

01 47İlk önce dekanımız Tuncay Hoca konuştu. Konuşmasına bir haber ile başladı. Önümüzdeki dönemde Mühendislik Mimarlık Fakültemiz, Mimarlık Bölümü‘nün ayrılması ile sadece Mühendislik Fakültesi‘ne dönüşecekmiş! (Bununla ilgili detaylı bir araştırma yapıp bloga bir yazı yazacağım.) Tuncay Hoca ve Erdem Hoca konuşmalarını kısa tutup sözü ilk konuğumuz olan Prof. Dr. İrfan Erdoğan’a verdiler. Konuğumuzun adını duyup sunum yapmaktan çekinen birkaç bağlantımız olduğundan açıkçası merakla bekliyorduk neler olacağını. Erdoğan sunumuna başladığında ben bir sıkıntıyı çözmek üzere dışarı çıkmak zorunda kaldım. Ancak kahve arasına çıkanlardan farklı ve etkileyici bir sunum yaptığını öğrendim. Konuklarımıza da sorduğumda da genelde olumlu dönüşler aldım. Bu arada son stajımı birlikte yaptığım İTÜ‘den İbrahim de süpriz yapıp gelmişti.

Kısa bir aradan sonra etkinliğimizin panel kısmı başladı. Bu sefer Duygu Yazıcıoğlu ve bizden her zaman desteğini esirgemeyen hocamız Yard. Doç. Dr. Ozan Devrim Yay panelistler olarak sahneye çıktılar. Panel yöneticisi de Ahmet Ali oldu. Gayet keyifli bir 1.5 saatten sonra öğle yemeği faslına geçtik. Biz Duygu Hanım’ı ve Prof. Dr. Erdoğan’ı Eskişehir’imizin meşhur Balaban Kebabı‘ndan yemek üzere Alper’le birlikte önceden anlaştığımız bir yere bıraktık. Sonra salona geri geldik. Arada bir iletişim kopukluğu yaşandığından ikinci yarı birazcık geç başladı.

İkinci yarının hemen başında son sözü söylemek üzere sahneye çıktım. Burada 3 arkadaşımıza “bir yıllık EKOIQ dergisi aboneliği” hediye ettik çekilişle. Ayrıca katılan tüm kulüplerimizi de EKOIQ dağıtım listesine eklettirdik. Böylece küçük de olsa bir teşekkür etme fırsatı yakaladık. Ayrıca bu fırsatı bize sunan Duygu Hanım’a da ne kadar teşekkür etsek azdır hani 🙂

Diğer üniversitelerden gelen arkadaşlarımız birer temsilci seçip yine çok kısa olarak düşüncelerini paylaştılar bizlerle sağolsunlar. Daha sonra toplu fotoğraf çektirip atölye çalışmalarına başladık.

Başladık dedim ama Alper, Volkan ve ben toplanma hazırlıklarını başlattık. Salonu, eşyalarımızı falan toplarladık. Böylelikle tahminimizden de yarım saat geç olacak şekilde atölyeler bitti. Akşam için misafirlerimizin kalacak yerlerini ayarlayıp organizasyonu yaptıktan sonra Duygu Hanım’ı ve İrfan Hoca’yı Alper’le yine otogara bıraktık. Burada vedalaştık. Sağ olsunlar bizi hiç yormadılar ve iyi ki çağırmışız dedik 🙂

Levent, salondaki işleri halledip Mustafa ve Volkan ile birlikte misafirleri evlerine dağıtırken Alper ve ben de geri gelip bir gün sonraki piknik için alışveriş yaptık sevgili okur.

02 4405 24Alışverişten sonra hemen bizim eve geldik. Volkan da arkamızdan yetişti geldi. Önce bir yemek yedik, maç izledik. Sonra ertesi gün için köfte hazırlamaya başladık. O gece tam 260 tane köfte hazırladık sevgili okur! Volkan, Alper, annem ve ben tam 260 tane köfte hazırladık! En sevdiğim eşofmanımı yırttım o esnada.

Köfte faslı bittikten sonra bir dışarı çıktık. Ama biz çıktığımızda diğer ekip yorulup evlerine dağılmıştı. Hayatımda gördüğüm en kalabalık cumartesiydi sevgili okur. O hafta sonu Eskişehir’de çok fazla etkinlik vardı. En önemlisi de ralli vardı. Otellerde yer yoktu. Barlar Sokağı taşıyordu! 222 Park’ta ayakta durmaya yer yoktu. Öyle bir gündü işte.

03 37Gece geç saatte Saim kardeşimizin yanına gidip birer çay içtik. Sonra Alper’e geçip öyle bir uyumuşuz ki öyle yani!

Böylelikle etkinliğin ilk günü bitmiş oldu sevgili okur. İkinci günü piknikte olanları da bir sonraki yazıda bulacaksın.

Etkinliğin ilk günü ile ilgili Anadolu Üniversitesi e-gazete’de çıkan haber.

Direksiyon Sınavını Nasıl Geçtim?

Taşbaşı Sürücü Kursu Adalar Şubesi

Bu kargaşada yazmayı unutmuşum. Halbuki böyle önemli bir olayı es geçemezdim.

Her neyse, sınav günü Ihlamurkent‘e gitmek için Odunpazarı‘nda Tarihi Evler‘in karşısındaki duraktan kırmızı 63 numaralı otobse bindim. Uzun bir yolculuktan sonra Ihlamurkent’e vardım. Ancak Taşbaşı Sürücü Kursu‘nunsınav yeri Plevne İlköğretim Okulu‘nun yanındaymış ve bu bindiğim otobüs oraya çıkmıyormuş. Oraya aynı otobüsün siyah numaralısı çıkıyormuş. O yüzden bir beş dakika kadar yürüdüm. Sonunda sınav alanına ulaştım.

Tahmin edebileceğiniz gibi çok kalabalıktı. Saat 14:00 gibi oradaydım ve 20 kişilik listeden henüz 3. adaylar sınavda idi. Aynı günün sabah kurunda Seval sınava girmiş ve geçmişti. Listenin en sonunda olduğumu öğrenip beklemeye başladım. Bu esnada direksiyon hocam Adnan Sülüşoğlu sağolsun her türlü moral ve teknik desteği sağladı. Aynı şekilde tanıdığım bir diğer hoca Sülbiye Hanım‘da sürekli moral verdi.

Sınava giren o kadar enteresan insan vardı ki onları anlatmaya başlamak istemiyorum bile çünkü anlata anlata bitiremem. Neyse, yaklaşık 2.5 saat bekledikten sonra saat 16:30’da artık son aday olarak alanda ben kalmıştım. Diğer hocaların adayları hep sınava girip gitmişti. Sınav yerinde en son Adnan Hoca ile ikimiz kaldık. Sıram geldi ve sınava girmek için araca doğru yürüdüm. Sonrasını tek tek anlatıyorum:

  • Sınav aracının arkasından dolaşıp bindim.
  • Koltuğa yerleşip koltuk uzaklığını ayarladım. Emniyet kemerini taktım.
  • Sonra hemen dikiz aynasıyla sağ ve soldaki aynaları ayarladım.
  • Kontağı takıp çevirdim ve aracı çalıştırdım.
  • Önce vitesi boşa alıp sonra bire geçirdim. Burada vitesin birde olduğundan emin olmak için bu hareketi yaptım.
  • Sola sinyal verip el frenini indirdim ve aracı kaldırdım.
  • Araç kalktıktan sonra hemen hızımı arttırıp vitesi ikiye aldım. Yaklaşık 150 metre ileride rampanın aşağısında sola bir dönüş olduğu için vitesi üçe almadım. Çünkü heyecanlanıp virajı alırken vitesi ikiye almayı unuturum diye.
  • Viraja yaklaşınca yaklaşık 30 metre kala sinyali verdim. Sadece fren kullanarak iyice yavaşlayıp dönüşü yaptım. Sonra tekrar hızlanıp vitesi üçe aldım. Önümde tekrar bir rampa inişi vardı.
  • Bu esnada hocam sağolsun heyecanımı yenmem için mesleğimi falan sordu. Hiç üşenmeden Çevre Mühendisliği‘nin geçmişi ve geleceğini anlatıverdim bir çırpıda.
  • Bu esnada yine bir dönüş vardı ve ben vitesi ikiye alıp sinyal vermeyi unutmadım.
  • Son kişi olduğum için sınav yeri çok kalabalık değildi.
  • Rampa kalkışı yaptığımız yere yaklaşırken ben sordum rampa için yanaşayım mı diye, ancak jüri “yok yok gerek yok” dedi 🙂 Direksiyon çalışırken Adnan Hocam demişti ki eğer jüri rampa kalkışı yaptırmıyorsa sınavı geçtin demektir diye.
  • Dörtyol ağzı gibi bir yerde yine nizami bir dönüş yapıp rampa tırmanmaya başladık. Hemen üçe aldım.
  • Önümde asalak gibi giden bir araç vardı. Bu sınav aracı değildi ama. Hoca solla istersen dedi. Ama ben bu sinyali vs yanmayan arabaya güvenemedim, riske girmek istemedim. Hocama da bu şekilde söyledim. Ben sözümü bitirip biraz gitmiştim ki bu araç yine sinyal lamba dinlemeden ani bir hamle ile kenarda duruverdi. Arkadaki jüri birazda beni onaylayarak trafikte en önemli olayın öndeki aracın hareketlerini tahmin edebilmek olduğunu söyledi.
  • Sınav bitiş noktasına gayet güzel yaklaştım. Hocam aracı stop ettirmeden emniyete alıp bırakmamı söyledi. Ben de aynen dediğini yaptım. Sinyal verip sağa yanaştım, el frenini çektim ve vitesi boşa aldım. İnerken arkayı kontrol edip o şekilde açtım kapıyı ve sınavım bitti.

İşte tüm bu anlattıklarımdan sonra akşam sürücü kursuna gitim sonuçlar için. Kardeşiniz 88 alıp geçmiş sınavı 🙂 10 gün içerisinde de evraklarınızı hazırlıyorlar, 5 lira evrak masrafı ve sonra gidip Trafik Tescil Şubesi‘ne de 295 lira ödeyip alıyorsunuz ehliyetinizi.

Ha Ha Büyükerşen :)

İşe yaramadı evet 🙂 Yılmaz Hoca başına vura vura aldı Büyükşehir Belediyesi’ni yine. Galiba Türkiye rekoru da oldu bu. 3 dönem ardarda seçilen var mıdır bilmiyorum. Ben bu satırları yazarken Tepebaşı Belediyesi’ni de DSP almıştı. Ama Odunpazarı’nda büyük bir çekişme vardı.  Mutluyum lan 🙂 Bugün seçimlerde 3. defa oy kullandım. (Daha önce genel seçimlerde ve referandumda oy kullanmıştım.)

İşin güzel tarafı artık insanların neyin doğru neyin yanlış olduğunu görmesi. Aslında bu yanlış bir cümle oldu. İnsanların kimin ne yaptığını yapmadığını görmesi. Evet, bu cümle doğru oldu 🙂 Yani hani n’oldu bas bas bağırıyordular? Neyse dur, bu yazı giderek başka bir hal almaya başladı. Burada bir son veriyorum. Ama mutluyum. Şimdi benim tahminimce Eskişehir’i ilerleyen günlerde şunlar bekliyor;

:: Batıkent ve Çamlıca’ya tramvay hattı döşenecek.
:: AK Parti artık Eskişehir’e hiç bir yatırım yapmayacak. Bu hızlı tren projesinin devamı gelmeyecek.
:: Eskişehirspor, uzun bir süre transfer yapamayacak. Bak bu kötü olacak işte.

Valla dua ediyorum iyi dileklerim doğru çıksın diye. Kötü dileklerim konusunda da umarım yanılırım, göt olurum. Evet, bu yazı bitti.