Tag Archives: Organize Sanayi Bölgesi

İçimde Tutamadıklarım

Sabah erkenden kalktım yine. Saat 07.50 idi. Neyse hazırlandım. Annemin gece hazırlayıp sabah çok daha erken bir saatte pişirdiği taze poğaçaları geçen gün gelen hepsiburada kutusuna doldurdum. Annemin yarısını yaktığı ama diğer yarısını inanılmaz bir lezzette pişirdiği kakaolu kekten yedim biraz. Sonra çıktım evden.

Servisi bekledim. Servis geldi. En arkada İbrahim‘e baktım. Yoktu. Doğru bugün harç yatırmak için sabahtan izin almıştı. Neyse Organize Sanayi Bölgesi‘ne gelene kadar müzik dinledim. Servisten indirip aktarma servisine bindim. Aktarma servisi ile nihayet Arıtma Tesisi‘ne geldim. Aslan Abi ve Emre Abi ile konuştuk gülüştük. Poğaçları açtım kutuyla koydum önlerine.

Albert Szent-Gyorgyi

Daha sonra tesis işletme müdürü Kerim Bey ile tesisin boru yapılarını inceledik detaylı bir şekilde. Sonra içeri geçip laptopumu açtım. Google‘ın koyduğu dodle‘a bakıp bugünün Albert Szent-Gyorgyi‘nin 118. doğum günü olduğu gördüm. Hemen facebook‘u açıp bu adam hakkında google‘dan ve youtube‘dan çıkan ilk içerikleri paylaştım. Nasılsa gün boyunca bir sürü kişi paylaşacaktı ben önce davranayım dedim.

Sonra şu yazıyı yazdım. Daha sonra işletme müdürümüz ile arıtma tesisinde kontrole çıktık. Az önce geldim kontrolden. Yemek, yememek üzere yapıldığından ben, 80 kiloluk bir organizma, yemeği yiyemedim. Gelip bu yazıyı yazdım.

Ve tüm bunlar olurken, bu anlattıklarımın her anında kendimi aptal gibi hissettim. Kandırılmış gibi hissettim. İşte bu yazıyı yazma amacım bu duyguyu dışa vurmaktır.

NOT: Yazarken şunu dinledim.

Ölüyordum: Havale Geçirmeye 1 Kala

Cuma günü hayatımda belki de en unutulmaz günlerden biri oldu. Öğlene kadar artarak devam eden baş ağrılarıma dayanamayıp izin aldım eve gelmek için. Organize Sanayi Bölgesi‘den Batıkent‘e gelinceye kadar yolda adeta kendimden geçtim sevgili okur ve artık Batıkent’te otobüsten inip apartmanın kapısına gelince dayanamayıp yığıldım.

Bu noktadan sonrasının annemlerin bana anlattıklarından kaynakla yazıyorum. Benim sendeleyerek geldiğimi gören aşağıdaki komşular bana ne oldu diye sormuşlar ben birşeyler demeye çalışmışım ama yığılmışım. Komşumuz hemen tutmuş beni. Oradan bir sandalye bulup oturtmuşlar. Sabah hava biraz serindi diye tişört üzerine polar giymiştim. İş yerinde de aynı serinlik olunca çıkarmamıştım. Geri dönüş yolunu da aynı şekilde gelince tabi epey bir sıcak basmış beni. Neyse poları falan çıkartıp beni soğuk suyla bir ayıltmışlar. Bu arada ellerim kitlenmiş. Parmaklarımı falan ayırmaya çalışmışlar. Ben bu anlarda sadece gürültü duyduğumu anımsıyorum. Ha bir de sağ bacağımı komple hissetmiyordum sevgili okur.

Neyse ağzımı yüzümü soğuk suyla yıkayıp hemen Ümit Hastanesi‘nin Acil Servisi‘ne kaldırmışlar. Yol boyunca annem ellerimin kilitli kaldığını, sayıkladığımı söyledi ve sağ bacağım yok diyormuşum.

Hastaneye girince ayılır gibi oldum biraz. Hemen acilde bir masaya aldılar. Doktor ellerimdeki kitlenmeyi görünce anneme epilepsisi var mı diye sordu. Yok, dedim kendim. Doktor sırayla sağ sol ellerimi oynatmamı istedi yaptım. Sonra sağ bacağını oynat, dedi. Lan sevgili okur sağ bacağım oynamadı! Bir daha dedi. Sağ bacağımı oynatmak istedim ama yine olmadı. Sağ bacağıma hafifçe vurdu, bunu oynat, dedi. Bu sefer epey bir ıkınıp oynattım bacağımı. Doktor, aferin sol şimdi, demeden annem yanımda bayıldı düştü! Annemi hemen yanımdaki masaya alıp benimle uğraşmaya devam ettiler. Ateşimi ölçtüler. Ateşim 40 derece çıkınca bu sefer doktor da panikledi. Önce kan şekeri için işaret parmağımın ucunu delip kan aldılar. Sonra bir kas gevşetici iğne yaptılar. Daha sonra da bir serum bağladılar.

Birkaç saat sonra annem artık ayaklanmış yine yanımdaydı. Ateşimi düşürmek için sürekli soğuk suyla sildiler vücudumu. Ateşim makul düzeylere inince ben de rahatlamış oldum.

Birkaç gündür hem sabah hem akşam gidip iki iğne yiyorum sevgili okur. Antibiyotik ve ağrı kesici (novalgin) iğneler bunlar. Boğazımda inanılmaz bir enfeksiyon varmış ve tüm vücuda yayılınca böyle olağanüstü yüksek ateş yaparmış. Birkaç günlük bu ani üzüntü ve stres işte bu yayılma durumu için en güzel ortamlardan biriymiş. Yine bu boğazımdaki durumdan dolayı birkaç gündür yemek yiyemiyorum çünkü yutamıyorum. Ama bugün biraz daha iyiyim. İlk günlerde idrar rengi kolanın rengi ile aynıydı sevgili okur ki bu da sökülüp atılan iltahap.

Olayın ciddiyetini şu cümlelerle özetledi 6. sınıf tıp öğrencisi: “Senin ateşin 40 derece. 41 derece olunca havale geçiriyorsun. Bu da beyinde kalıcı hasara yol açıyor. Zaten ellerinin kitlenip ayağının uyuşması da nörolojik olarak bunu doğruluyor.”

Sevgili okur, üzülsen de hasta olma. Sakın hasta olma. Geceleri uyku uyuyamıyorsun, sürekli bir tarafın ağrıyor. Yemek yiyemiyor ve içemiyorsun. Ve ateşin en az 2 gün hiç düşmüyor. Ben bugün daha iyiyim. yarın daha da iyi olurum umarım. Herkesi özledim. Hepinizi seviyorum. Sevgilerimle 🙂

Mesut Proofhead.

Poster Sunumu – Proje Fuarı 2011

Posterimiz

Mezun olma yolunda yaptığım üç aşamalı planın ikinci aşamasını tamamlamama çok az bir süre kala çuvallamamak için çok fazla emek serfediyorum sevgili okur. Blogdaki aksamaları da görüyorsun zaten.

Bu sene bizi acayip yoran ama bir o kadar da eğlenceli bitirme tezimizin poster sunumları vardı Pazartesi günü fakültemizde. Pazartesi sabahı uzun süredir giymediğimiz takımlarımızı çıkarıp giydik. Okula gidip posterimizi asacağımız yeri de bulduktan sonra tezgahımızı kurduk.

Alper, ben, Rektör

Güzel bir 3 saat oldu sevgili okur. Hatta sonlara doğru üniversitemizin rektörü Prof. Dr. Davut Aydın hocamız da geldi sağolsun. Poster diziliminde en sona İnşaat Mühendisliği ile Çevre Mühendisliği’nin posterleri konulmuştu. O yüzden rektör yanımıza geldiğinde koridorda bir tek bizler kalmıştık. Elbetteki bu da bizim için iyi oldu. Yıllık Komitesi olarak ve karma bir şekilde rektör hocamızla ve dekanımız Tuncay Hocamızla fotoğraf çektirdik.

Burcu'nun Posteri (tıklayınca büyüyor)

Bu arada o günen iyi posterlere oy verilmiş. Birinci de minnoşumuz Burcu olmuş. Portakaldan biyobozunur gıda maddesi ambalajı ürettiği çalışmasının posterinin bıdık bir halini ekliyorum yan tarafa.

Poster sunumlarında başta Savaş Hocamız, Erdem Hocamız, Ozan Hocamız ve Ülker Hocamız olmak üzere fikir veren, eleştiren ve beğenisini sunan tüm hocalarımıza içtenlikle teşekkür ediyoruz Alper’le. Posterimizi sadece kendi hocalarımıza değil, Yusuf Hocamızın Suriyeli bir misafirine de sundum İngilizce. Epey zor oldu teknik ingilizceyle ama kendimi anlatabildiğimi düşünüyorum.

Serdar Hocamızla

Ozan Hocamızla

Alper ben

Pazartesi günü bu şekilde bitti sevgili okur. Sırada çarşamba günü gittiğimiz Proje Fuarı var. Çarşamba saat 11.30’da 4 otobüsle Organize Sanayi Bölgesi‘ne hareket ettik. Saat 2’de başlayacak bu etkinlik için neden bu kadar erken gittik anlayamadım. Malum bende bahar alerjisi – alerjik rinitis – olduğu için ve gittiğimiz yerde de epey ağaç, çayır çimen olduğu için hapşırıp burnumun akmadığı tek bir 5 dakika bile olmadı. Öldüm resmen. Mide özsuyumuzun yavaş yavaş midemizi yakmaya başladığı o anlarda sıraya girip nihayet kıymalı pide alabildik. Yemeyenlerinkini de alarak 1.5 kıymalı pide ben, 4 kıymalı pide ( evet 4 tane) de Alper kardeşim yedik. Doyduk. Sonra kimsenin duyamadığı ama alkışladığı konuşmalar yapıldı ve biz içeri girdik. İçeri girdik ama ne görelim? Hangi mantığa göre dizildiği belli olmayan posterlerimiz salonun en sonunda en sonunda en solunda yer alıyordu. Yani duvarla posterimin arasında yaklaşık 50 cm’lik bir boşluk vardı. Dolayısı ile insanlar bizim posterlerimize bakmadan ayrıldılar. Biz bunun bu şekilde olacağını tahmin ettiğimiz için pılımızı pırtımızı toplayıp terkettik fuar alanını. Bu arad Fuar Alanı dediysem halı saha. yani yanlış anlama.

Sanayi Odası Başkanı ile birlikte

Dışarıda beklerken yağmur yağmaya başladı. Lanet edip gelen otobüslere bindik. Bindiğimiz otobüs önce İki Eylül Kampüsü‘ne dönmek üzere kalktı. Ancak içerdeki iş güzarlar sayesinde otobüs rotasını Bağlar olarak değiştirdi ve biz de salak gibi Bağlar’a geldi. Lanet edip adama rica ettik tekrar Yıldız durağına geldik. Oradan dolmuşla kampüse geldik. Yol boyunca da otobüsün rotasını değiştiren zihniyete, işgüzarlara sövdüm.

Bir Proje Fuarı da bu şekilde bitti sevgili okur.

Proofhead In Da Staj

Bu yazıda da gittiğim denetimlerden bahsedeceğim. Acayip şeyler oldu.

:: Bir maden işleme tesisine gittik. Acayip bir yerdi. Karma karışıktı. Atıklar ortalıktaydı falan. Yahu bir de bu haberli denetimdi. Asitler falan yerlere sızmıştı. Ölüm saçıyordu! Yok lan bu son kısmı abarttım.

:: Ülkemizdeki neredeyse tüm madenler yabancılara satılmış yahut yabancı ortaklığındaymış. Bizim işletmeciler artık işleyecek maden bulamadıkları için yavaş yavaş kapatıyorlarmış tesislerini. Bizim Tarım Bakanlığı da yerli üreticiden almak yerine Çin‘den tarım ilacı, gübre falan ithal ediyormuş. Vee bu kimyasalların hepsi kalitesiz ve arsenikli mallarmış.

:: Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi‘nde bir fabrikada Arçelik‘in yan sanayisi olarak çalışıp senelerce devlete en ufak bir bildirim yapmadan çalışabilmek mümkünmüş lan. Bizzat örneğini gördüm.

:: Ulan daha hiç şöyle çatır çatır bir ceza yazmak nasip olmadı be. Hep uyardık yav.

Stajın bu geçtiğimiz haftası iyiydi baya. Hareketliydi. Yani sürekli denetime gittim falan. Çok öğreniyorum ya. Valla bak. Bu arada İlker’in bu hafta bitiyor lan stajı. Yalnız, yapayalnız kalacam lan. Üzgünüm o yüzden…