Tag Archives: Osman

Bu Yılın İlk Bahar Alerjisi Krizim

Geçtiğimiz gün bir şikayet üzerine Bilecik’te bir maden ocağına gittik. Burada arazide diz boyunda otların ve bilumum yeşilliğin, ağacın arasında incelemeler yapmak gerekti. Blogu uzun süredir okuyan okur bilir, bende çok ağır bir bahar alerjisi (Alergic rhinitis – alerjik rinit) var. Her yıl, yılın en az 5-6 ayını bu hastalıktan muzdarip olarak geçiriyorum.

levmont_496383Yıllar boyunca bu blogda bu hastalığımla ilgili pek çok yazı yazdım. Bu yazılardan pek çok alerjik rinit hastası okuyucu da faydalandı. En azından Google aramalarından bunu anlayabiliyorum. Bu senede alerjim için Levmont kullanıyorum. Son iki üç yıldır Desmont gayet etkili bir şekilde derdime derman oluyordu. Hatta askerdeyken evden 30 tablet kadar Desmont getirtmiştim. Osman bu yazıyı okuyorsa hatırlayacaktır, küçücük bir hapın hayatımızı nasıl da kurtardığını.

Bu sene ilacım bittiğinde alerji mevsiminin tam ortasında kalmıştım. Bir de yukarıda bahsettiğim durumla karşılaşınca iş yerindeki arkadaşlarım o gün akşama kadar “çok yaşa” demek zorunda kaldılar. Bunu ancak yaşayan bilir. Sürekli akan burnunuz, sürekli bir baş ağrısı falan. Sinir bozucu bir göz kaşıntısı da cabasıdır üstelik.

Cuma günü sabah erkenden kalkıp Bilecik’teki Aile Sağlığı Merkezi‘ne gittim. Burada bir süre bekledikten sonra muayene olmak için girdim. Gerçi muayene olmama da gerek yoktu. Doktora durumu anlattım ve mümkünse bir Desmont yazmasını istedim. Ancak bu ilacı sadece uzman doktor yazabiliyormuş. Doğru ya! Bunca yıldır ben hep Kulak Burun Boğaz Polikliniğine giderdim. İlk defa ASM’ye gelmiştim. Neyse, bunu da öğrenmiş oldum. Randevum olmadığı halde Devlet Desmont_5_10mg_90t_16022012Hastanesi‘nin KBB polikliniğine gittim. Burada sağolsun bir doktor hanım vardı. Önce sekreterine durumumu anlattım. O da, o günün heyet günü olduğunu, muayene olamayacağımı, ancak ilaç yazdırma durumunu doktora sorabileceğimi söyledi. Ben de tam içeri girecekken doktor hanıma sordum ilaç yazabilir mi diye. Gayet sevecen bir tavırla “Tabii ki yazarım buyurun içeri” dedi. Oh be, dedim. İçeri girdim. Alerjik rinitim var mümkünse Desmont ya da Levmont yazabilir misiniz, dedim. Tamam, dedi. Bir kağıda birkaç sayı ve harf yazdı. Reçete yok artık biliyorsunuz.

Bilecikli olanlar bilir, Arif Eczanesi var hemen yakında. Bilecik’e geldiğim günden beri başka yerden ilaç almadım. Gittim, yine oradan aldım ilacımı: Levmont. Geçen yıl tek tük Levmont kullanmıştım. Ama bu yıl ilk defa tamamen Levmont kullanacağım. Şimdilik çok iyi gidiyor. Uyku yapmadı. Herhangi bir yan etki de yok şimdilik (Ah o rüyalar yok mu). Bizim hastalıkta en can sıkıcı durum, bir süre sonra bünyenin ilaca iyice alışması ve alerjinin yeniden başlaması. Umarım öyle bir sıkıntı yaşamam. Bir de tecrübelerimden dolayı ben ilacımı gece yatmadan önce içiyorum. Dolayısıyla gün içerisinde pek yan etki göstermiyor. Uyku yapma halini zaten uykuda atlatıyorum.

Bu arada Desmont da Levmont da reçetesiz alınca gayet pahalı ilaçlar. O yüzden en iyisi şu alerjim için bir rapor almak. Böylece bittikçe bir daha doktora gitmeden alabilirim her yerden. Yani öyle olabiliyor herhalde değil mi?

Proofhead İstanbul’da – 2

Yazının ilk kısmı için tıklayın.

Eğitimin ikinci günü de tıpkı birinci gün gibi dolu dolu geçti. Akşam ders bittiğinde ben yine kendimi tutamamış ve birkaç plak ve kitap daha almıştım. Akşam için planımız bir önceki gün yiyemediğimiz balık ekmeği yemek ve biraz dolaşmak şeklindeydi. Dünden muhabbete doyamadığımız Umur da aradı ve buluşabileceğimizi söyledi. Biz de İlkan Abi‘yle önce eve gittik, eşyalarımızı bıraktık. Sonra Keyb‘nin “piç kasa” diye nitelendirdiğimiz A3’üne atladık. Doğruca Üsküdar‘a gittik. Balık ekmeği yedik ve Umur geldi. Sonra hep birlikte Çamlıca‘ya doğru yola çıktı. Bu esnada Osman aradı ve onu da Çamlıca’ya çağırdık.

ist03

Osman Ben Umur

Osman, Umur ve ben yaklaşık altı ay sonra buluşmuş olduk. Çamlıca’da saçma sapan canlı müziklerin çaldığı bir mekanın, canlı müzik olmayan kısmına geçtik. Burada epey muhabbet ettik. Sonra Osman ve yanındaki arkadaşları kalktılar. Biraz oturduktan sonra bizler de kalktık. Umur’u Kadıköy’de metrobüse bindirdik, sonra da eve geçtik. Evde oturken televizyonda çiğ köfte reklamı çıktı. Ulan nasıl canım çekti anlatamam. Sağolsun Keyb de gitti aldı geldi. İşte o zaman anladım arkadaşla kardeşin farkını 🙂

Yolculuğun başında aldığımız bilete amorti bile çıkmadı.

Yolculuğun başında aldığımız bilete amorti bile çıkmadı.

Ertesi gün, pazartesi, eğitimde ilk defa farklı bir hoca gelecekti. Biz yine aynı saatte Fizik Mühendisleri Odası‘na gittik. YTÜ’den bir hoca, Cihan Hoca, geldi. Diğer derslerden farklı olarak, biraz daha teorik, biraz daha formüllü, fizik dersi ayarında üç saatlik bir ders işledik. Öğle arasında ben yine Akmar’a… Aynı gün öğleden sonra, nihayet beklediğimiz hoca, Murat Hoca geldi. Çevre ve Orman Bakanlığı‘ndan emekli ve halen TÜRKAK denetçisi olan Murat Hoca, gürültü konusunda Türkiye’de saha deneyimi en fazla olan kişilerden. Sunumları harikaydı. Tamamen uygulamaya yönelikti. Adam ufkumuzu genişletti adeta.

Raif Ben Keyb

Eğitimin en yorucu günü 3. gün oldu. Ertesi gün gireceğimiz sınavın gıdıklayan heyecanıyla akşamı ettik. Karnımız acıkmıştı. Bir yerde oturduk yemek yerken Keyb geldi. Keyb’den kısa süre sonra da bir diğer asker arkadaşım Raif geldi. Raif, askerden birlikte terhis olduğum, beraber tezkere aldığım arkadaşımdır. Hep birlikte Kadıköy’de dolaşmaya başladık. Hava buz gibiydi, mekanlar ise saçma sapan… İki farklı mekanda iki üç saat oturduktan sonra Raif gitti. Biz de son sürat eve yollandık. Ertesi gün olacak sınav için ufak çaplı bir çalışma yaptık. Sonra uykumuz geldi.

Raif’e ilk buluşmamızda bana geri vermesi için teslim ettiğim kağıt parçası.

Eğitimin son günü, salı günü, tüm çanta ve valizlerimizi hazırladık ancak yanımıza almadık. Hava iyice soğumuş, hatta hafiften kara dönmüştü. İlkan Abiyle kahvaltı için Mühürdar Caddesi’nde bir mekana girdik. Böylece İstanbul’da kaldığımız dört gün boyunca her sabah farklı bir mekanda kahvaltı yapmış olduk.

FMO’ya geldik ve eğitimin son kısmı başladı. Bir önceki günden tanışmış olduğumuz Murat Hoca, yine süper faydalı ipuçlarıyla, gayet dolu dolu bir sunum yaptı bize. Ekip olarak son öğle yemeğimizi de yine Benusen Restoran da yedik ve ben planladığım bazı işler için ayrıldım. Önceki günlerde Serkan’la geziyorduk Akmar’ı. Sağolsun bana eşlik ediyordu. Ancak son gün yalnızdım.

İşleri halledip sınava girmek üzere son defa FMO’ya geldim. Sınav saati geldi ve başladı. Çok zor bir sınav değildi. En azından, çalıştığımız için zorlanmadık. Eğitim programıyla ilgili bir de anket doldurduktan sonra nihayet eğitim bitmiş oldu. Tüm arkadaşlarla vedalaştık ve İlkan Abiyle son sürat Keyb’nin evine doğru yola çıktık. Tipi başlamıştı ve yürümemiz baya zorlaşmıştı. Neyse, eve geldik. Hazırlıklarımızı tamamladık. Ben o ara “şaire bağladım” 🙂 Evden çıktık ve yaklaşık 400 metre mesafedeki metro durağına doğru yola çıktık. Ancak tipi iyice hızlanmıştı ve gözlermizi bile açamıyorduk.

Trene binmek üzereyken ben, boru ve İlkan Abi

Trene binmek üzereyken ben, boru ve İlkan Abi

Zor bela ilerlerken bir dolmuş durağına geldik ve buradan kalkan dolmuşun doğruca Pendik’e, hatta Hızlı Tren İstasyonu‘na gittiğini öğrendik. Böylece metroya binip Kartal’a, oradan da aktarmayla Pendik’e gitmeye gerek kalmadı. Geldiğimizde yine dolmuşa binmiştik ve bu yolculuk yaklaşık 1.5 saat sürmüştü. Gidiş yolcuğumuz da aynen 1.5 saat sürdü. Dolmuştan indiğimiz yerde gördüğümüz bir restorana girdik ve yemek yedik. Bu yemek, yaklaşık 20 saat içinde İlkan Abiyi zehirleyecekti.

Saat 19.10’da Hızlı Tren’e bindik. Kar yağışı artık ciddi anlamda hızlanmaya başlamıştı ve bunu trenin gidişinden de anlayabiliyorduk. Anonslar sürekli “Yoğun kar yağışından dolayı hız yapamıyoruz” şeklindeydi. Hakikaten yapamadılar. Bir saat rötarla geldik Eskişehir’e inebildik. Böylece İstanbul yolculuğumuz bitmiş oldu. Umarım İstanbul’a daha sıcak bir zamanda ve arayı fazla açmadan yine gidebilirim. Çünkü hala buluşulacak o kadar çok dost ve alınacak o kadar çok şey var ki 🙂

NOT: İlkan abinin durumunu merak edenler için; salı akşamı bende kaldı. Gece rahatsızlandı. Ertesi gün iyileştiğini düşünerek Bilecik’e doğru yola çıktı. Ancak yolda fenalaşıp ambulansla Bilecik Devlet Hastanesi‘ne yetiştirildi. Kalp krizi geçiriyor diye epey paniklediler. Yapılan tüm testler temiz çıktı neyse ki. Ertesi gün akşama doğru hastaneden taburcu oldu. Şimdi çok şükür hiçbir şeyi yok. Geçmiş olsun canım abime.

2014 Yılımın Değerlendirmesi

Yıllar bir biri ardına geçiyor, hayatlarımız değişiyor sevgili okur. Hayatımın belki de en önemli yılıydı 2014 ve en çabuk geçen yılı oldu.

Her yıl yazdığım ve geride bıraktığım yılı değerlendirdiğim yazılardan birisi olacak bu da. Geçen sene yazdığım, 2013 Yılı Değerlendirmesi‘ni okudum az önce. Blogun en hantal yılı olarak bahsetmişim. Ancak, bu yıl beş yıllık My Resort Tarihinin en kötü yılı olmuş, onu anladım. Çünkü altı ay süren bir askerlik ve bir ay süren bir evlilik sürecinde tamamen blogdan uzaktaydım. Tek bir kelime yazmadım. Haliyle reytingler de düştü. Ancak olsun, bunu dert etmiyorum. İnternet alışkanlıklarında belirli dönemler vardır. Örneğin 2000’lerin başında forum siteleri çok revaçtaydı. Sonra sözlükler birden moda oldular. Sonra blog dönemi başladı. Akıllı telefonlarla birlikte bu sefer de fotoğraf ağırlıklı içeriklerin yer aldığı sosyal profil siteleri popülerleşti. Dolayısı ile kişisel blogların artık iki kuşak geride kaldığını söylemek hiç de yanlış olmaz. Özellikle video ve fotoğraf paylaşımlarına olan ilgi bu denli yoğunken kelimelere ilgi gösteren okuyucuların sayısı ciddi oranda azaldı. Okumaya devam et

Aşırı Gerekli (!) Koleksiyonlar Serisi – Gillette Blue 3

Yeni bir seriye başlıyorum. İlerleyen günlerde bu seri altında pek çok yazı okuyacaksınız.

Askerdeyken her sabah tıraş olmak gibi bir zorunluluğumuz vardı. Acemi birliğinden terhis olduğum güne kadar değişmez jiletim Gillette Blue 3 oldu. Hem çok iyi tıraş ediyordu hem de uzun süre kullanabiliyordum. O sıralarda farkettim, benim kullandığım mavi renkli jiletten farklı olarak kırmızı ve yeşil renkli olanları da vardı ve bizim çocuklar kullanıyorlardı. Daha askerdeyken bendeki mavi renklilerden verip bu değişik renkte olanları takas ettim.

Terhis olduktan sonra da oturup ciddi ciddi araştırdım. Gillette Blue 3’ün ülkemizde satılan toplam beş farklı rengi varmış. Biraz şans biraz da salaklığım sayesinde bu beş rengin her birini topladım. İşte karşınızda toplam beş farklı renkten oluşan Gillette Blue 3 koleksiyonum:

jiletEn baştaki yeşil-sarı, Dünya Kupası için özel üretilmiş ve Brezilya bayrağı renklerinde. İkinci sıradaki ürün Blue 3 Ice diye satılan ürün. Mavi biraz daha donuk bir mavi fark ederseniz. Ortada yer alan bal köpüğü-siyah renk jileti sadece akaryakıt istasyonlarında ya da asker malzemesi satan dükkanlarda bulabildim ben. Kamyoncu jileti diyorum o yüzden. Dördüncü jilet ise Blue 3’ün default rengi. Yani ürünün piyasaya ilk çıktığı renk. Son sıradaki kırmızı-siyah jilet ise Ferrari serisi olarak üretilmiş. Büyük marketlerde bulunabiliyor.

Böyle miniş bir koleksiyon işte bu da. Her birini itina ile saklıyorum ve sayılarının artmasını bekliyorum. Bu koleksiyonumu asker arkadaşım Osman‘a adıyorum. Hadi bakalım.

EKLEME: Yeni bir Gillette Blue 3 bıçağı daha koleksiyonuma dahil oldu. 20.06.2015