Tag Archives: Osmangazi Üniversitesi

Kardeşim ve Babam Trafik Kazası Geçirdi

Bu blog bir anlamda hayatımın arşivi olduğu için bu başlığı da yazdım sevgili okur. Yine yazmayı sevmediğim yazılardan birisi olacak bu.

Salı sabahı saat sabah 8’e doğru babam ve kardeşim Mustafa birlikte yola çıkmışlar. Babam kardeşimi okula bırakıp oradan da işe gidecekmiş. Eskişehir’de bilen bilir, Batıkent Mahallesi‘nden Çevre Yolu’na bağlanan bir çıkış vardır. Oradan sağa döner ve yola çıkmış olursunuz. O sabah babam da aynısını yapmış. Ancak sağa döner dönmez karşısına çıkan sabah güneşi gözünü almış ve hiç bir şey görememiş yolda. İç güdüsel olarak sağ şeride yanaşmış iyice, ancak ne olmuşsa o zaman olmuş. Meğer sağ şeritte (emniyet şeridinde değil, yolun en sağında trafiğin aktığı şeritte) durmuş olan bir tır varmış. Babam hiç görmeden tıra arkadan çarpmış. Dorse bizim arabanın kaputunu komple kazımış. Konum olarak Eskişehir girişindeki Renault Güven Otomotiv‘in tam karşısında olmuş kaza.

Mustafa’nın emniyet kemeri takılı olmadığı için, çocuk savrulmuş arabanın içinde. Dudağının üst kısmı parçalanmış, burnu ve yüzündeki kemikler kırılmış. Babamın ise alnında bir kesik oluşmuş. Arabada hava yastıkları açılmış. Muhtemelen Mustafa’nın halen hayatta olmasını bunlara borçluyuz.

Hemen hastaneye kaldırmışlar. Hiç birinin hayati tehlikesi yoktu. Ben Bilecik’ten saat 9’da haber alıp hemen Eskişehir’e geldim. Acil’de gördüm kardeşimi. Bilinci açıktı, zaten hiç kapanmamış. Kazayı hatırlamıyor. Tomografi falan çekilmiş. Beyninde hiçbir sorun yokmuş. Kulaklarında ve gözlerinde de herhangi bir sorun yoktu. Çocuğun yüzünden başka vücudunun herhangi bir yerinde bir kırık çıkık yoktu şükürler olsun ki. Osmangazi Üniversitesi‘ne sevk edildi hemen. Burada Acil’de doktorlar bir süre muayene ettikten sonra Plastik Cerrahi Servisine çıkardılar.

Babamda herhangi bir sorun yok. Kardeşim de iki gündür serviste yatıyor. Yarın yüzündeki kırıklardan ameliyat olacak. Doktoru Yakup Karabağlı. İnternetten kısa bir araştırma yaptım. İyi bir cerrahmış. Umarım ameliyat da iyi geçer.

Şu an için kardeşimin hastane ve tedavi süreci devam ediyor. Herşey iyi bir şekilde bittiğinde buraya çok detaylı bir kaza incelemesi yazacağım. Yapılan yanlışlara ve alınması gereken derslere değineceğim. Umarım bu bloga bir daha böyle kötü haberler yazmam sevgili okur.

Garip Bir Tesadüf!

Açıklanmaya müsait bir olay

Geçen kış yaşadığım bir tesadüfü dün şans eseri olarak hatırladım sevgili okur. Hayatımın gariplikleri ile dolu bloga bu garipliği çok geç de olsa ekleme zorunluluğunda hissettim kendimi.

Geçen kış Godspel‘in ilk albümleri için kayıt, beste işleri epey yoğunlaşmıştı. Biz de aralıklarla o zaman grupta bas çalan dostumuz Ufuk‘un Osmangazi Üniversitesi yakınındaki, tramvay durağının hemen karşısındaki evinde toplanıyorduk. Yine bir gün hem biraz çalışmak hem de kahvaltı için erkenden Ufuk’un evin önüne gitmiştim. Eve girmeden önce bir şey dikkatimi çekti. Evin önüne park etmiş, üstelik üçü yanyana olmak üzere, dört aracın il plaka kodları sıralıydı. 37 (Kastamonu), 38 (Kayseri), 39 (Kırklareli) ve 40 (Kırşehir) plakalı araçlar yanyana duruyorlardı.

Yani böyle bir şeyin olma olasılığı kaçtır lan acaba, diye kendime sorduktan sonra telefonla fotoğraflarını çektim. Hatta bir de video çektim. Buraya tıklayıp indirebilirsiniz, küçücük zaten. Sonra millet elimde telefonla arabaları çekiyorken görünce yanlış anlar diye fazla üstelemeden Ufuk’un eve çıktım.

Bu tesadüfü de dün telefonumdaki herşeyi bilgisayara aktarırken gördüm ve hatırladım. Alper‘in çok hoşuna gider böyle şeyler, o yüzden de vakit kaybetmeden yazdım. Hayat garip sevgili okur. 37-38-39-40 plakalı tüm araçlara sevgilerimi yolluyorum.

MobilogrenG ve Eskirock İşbirliği

 

Eskişehir Rock Topluluğu olarak Osmangazi Üniversitesi öğrencisi olan arkadaşlarımıza bir süpriz hazırladık!

Daha önce şu yazımda tanıttığım ESOGU MobilogrenG uygulaması ile Türkiye’de ilk defa bir underground metal konserine mobil ortamda reklam çalışması yapmış olduk. Bu hususta çok değerli dostumuz Ergin Karadağ‘a ve Eskişehirli yazılım devi ESTER‘e sonsuz teşekkür ederiz.

MobilogrenG uygulamasını kullanan arkadaşlarımız, bu uygulama içerisinde yer alan Promosyonlar menüsüne girerek Eskirock Metal Fest Vol. IV etkinliği ile ilgili olan duyuruyu okuyabilirler. Daha sonra yine aynı uygulama içerisinden hızlı bir şekilde bize ulaşabilir, konser için bedava ya da normalin çok altında fiyata bilet sahibi olabilirler.

Bu promosyon sınırlı sayıda olacağı için eğer Osmangazi Üniversitesi öğrencisi iseniz bir an önce programı kurup indirim fırsatından yararlanın!

Sadece bu etkinliğimiz için değil, ilerleyen zamanlardaki etkinliklerimizi de yine bu faydalı uygulama sayesinde takip edebilirsiniz.

İndirim fırsatından yararlanma hakkı elde eden arkadaşlarımız konser günü kapıda Osmangazi Üniversitesi Öğrenci Kimliklerini göstererek biletlerini alabilirler. Unutmayın, uygulamayı kullanarak kazandığınız indirimli ya da hediye bilet sadece sizin tarafınızdan kullanılabilir.

Uygulama ile ilgili tüm detayları http://www.mobilogreng.net/ adresinde bulabilirsiniz.

 

Alper’in Yeni Evi

Dönem başından beri orada burada, kuytularda, köşelerde barınan, yatıp kalkan dostum; güzel insan Alper‘e nihayet bir ev bulduk. Pazar günü de onun taşınması işiyle meşgul olduk. Aslında ev taşıma işleri artık hayatımızın sıradan bir parçası olduğundan dolayı bunu yazmasam da olurdu ancak bu sefer anlatılmaya değer olay ev taşıma değil, bunun sadece küçük bir kısmında yaşadığımız komik olaylardı.

Sercan‘ın sınıf arkadaşı Bilge‘nin bir akrabasının eviymiş Alper’in tuttuğu ev. Ev sahibinden, depozito zart zurt yok. Kirası da 400 lira. Yeni bina olduğundan biraz ısınma sorunu olacak gibi duruyor ama bakalım. Sağolsun Bilge sadece eve aracı olmakla kalmamış, kendi evindeki kullanmadığı birkaç parça eşyayı da vermeyi teklif etmiş.

Buna benzer bir kamyonetti

Pazar günü saat 12.00’de evin önünde buluştuk Sercan, Alper ve ben. Alper’in ev arkadaşı Salih de ailesi ile kısa bir süre sonra geldi. Salihlerin kamyondan yatak, çamaşır makinesi, fırın ve birkaç parça koliyi yukarı çıkardık. Herşey sorunsuz, sıkıntısız halloldu.

Bir sonraki aşamada ise daha önce hiç gitmediğimiz bir yer olan Karabayır Bağları‘na gidip, Bilgeler’in evi bulup Alper’e vereceği çekyat yatak benzeri eşyaları alacaktık. Üç kişilik bu kamyonete dört kişi nasıl sığacağımızı düşündük önce. Salih şofördü. Yanındaki 2 kişilik koltuğa önce ben oturdum Salih’in yanına. Sonra Alper oturdu. En son da Sercan, Alper’in dizlerine oturdu ama nefes alamamaya başladı. Bir süre sonra biz de alamamaya başladık. Bu halde yola çıktık.

Hyundai marka kamyonete binip Kütahya Yolu‘na doğru hareket ettik. Öncesinde Alper arayıp bir yol tarifi almıştı. Buna güvenip devam ettik. Osmangazi Üniversitesi yol ayrımından Sazova‘ya doğru döndük önce. Sonra yanlış döndüğümüzü anladık. Yola devam edip bir U dönüşü yaptık. Geri dönüp bu sefer köprünün üzerinden Osmangazi Üniversitesi’ne doğru yol almaya başladık. Bu esnada Sercan’ın telefondaki GPS‘ten yardım aldık sözde. Ekranda görülen yolun sonuna bakmadan yine gittik Osmangazi Üniversitesi’nin oralarda bir yerlerde U dönüşü yaptık yine. Gerisin geri gelip bu sefer şehre doğru sürmeye başladık.

Bir süre gidince bu yolunda yanlış olduğunu anladık. Ancak çoktan İl Tarım, Gıda ve Hayvancılık Müdürlüğü‘nün önünde gelmiştik. Alper arabadan inip oradaki görevliye sordu aradığımız adresi. O adam da sağolsun bize tarif etti.

Meğer az önce üzerinden geçip gittiğimiz köprünün altından geçip hemen sağa dönmemiz gerekiyormuş. Zaten köprünün altından geçince aradığımız yerin gösteren bir tabela gördük. Tarımsal Araştırma Enstitüsü 6 KM diyordu levhada. Tam 6 kilometre yol yaptık. Sağlı sollu villalar gördük. Köpekler kediler gördük. Süper tepelerden geçtik. Buraları bana hep Sivrihisar‘ı anımsattı sevgili okur. Şaka maka çocukluğumu özlemişim ben.

Gittiğimiz rota. (tıklayınca büyür)

Epey bir yol gidip artık buradan ileride de ev mev olmaz diye düşünmeye başladıktan sonra gördük enstitüy: Eskişehir Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü. Burada hemen Bilge’yi arayıp evlerinin yerini öğrendik ve evi nihayet bulabildik. Burası mükemmel bir doğanın ortasında sessiz, sedasız, tepelerde çevrili acayip otantik bir yerdi. Tam bir piknik mabediydi burası. Gerçi bakış açısına göre de değişirdi.

Bizi Bilge’nin annesi, muhtemelen ablası (Bilge’den büyük görünüyordu) ve Bilge karşıladı. Hemen eşyaları arabaya yükledik. Salih güzelce sardı. Sonra dönüş yolculuğu başladı. Gelirken çektiğimiz sıkıntıdan bahsetmiştim. Bundan dolayı uyanık davranan Alper ve Sercan benden önce hareket edip kamyona oturdular. Bu ayazda kasaya oturamayacağıma göre bir tanesinin dizlerine oturmak icap ediyordu. Önce üzerlerine zıplamayı denedim, izin vermedi hırtlar. Neyse, bende çıktım üzerlerinden kayıp tam ortalarına oturdum. Neden bilmiyorum Alper epey saydı sövdü bana, ulan az önce ben böyle mi oturdum, diye. Her neyse gayet rahattım sonuç olarak. Sercan cam açmaya kalktı, soğuk geliyor diye açtırmadım. Alper yine sövdü. Bu esnada yine yanlış yola girdik. Alper iyice çıldırdı bana vurmaya başladı. Kafamı kamyonun tavanına çarptım. Sercan’ın suratı da cama yapıştı. Daha sonra gülme krizine girdik. Sercan yine nefes alamadı, ölüyordu.

Eski Doğum Hastanesi’nin önünden Kızılcıklı Caddesi‘ne girişi kaçırınca Salih bu sefer yine yok yere şehir içi trafiğine daldık. Çok rahatmışız gibi neredeyse 15 dakika daha ekstradan bu eziyete katlandık. Birkaç defa trafik polisinin önünden geçtik. En nihayetinde Sakarya Meydanı‘na çıkabildik. Oradan Seval‘e geçip Alper’e vereceği yatağı aldık.

O kadar yorulmuştum ki anlatamam. O noktada Alperler’den ayrıldım. Benden sonra neler oldu bilmiyorum.Ama şunu öğrendim, eğer Alper rahat olmayı umarken siz bir şekilde ondan daha rahat olursanız Alper sizi dövüyor.

Alper’in yeni evi hayırlı olsun. Bilge’ye ve Seval’e de yardımlarından dolayı ayrıca teşekkür ederiz.

İlker’in Laboratuvarı

Japon dostum İlker‘in mekanına da gittim bugün sevgili okur. ÖSYM bürosunda işim vardı bugün. Ayıptır söylemesi ÜDS‘ye başvurdum. Başvuru ile ilgili detayları bir başka yazıda anlatacağım.

Saat 12’de Osmangazi Üniversitesi‘ne vardığımda ÖSYM bürosu kapandığından İlker’in yüksek lisansında çalıştığı yer olan Fen Edebiyat Fakültesi F5 bloğuna gittim. Bizimki sağolsun kapıda karşıladı beni. Yediğim iki doz morfinin etkisiyle ağzım yüzüm yamulsa da bir şekilde iletişim kurabildik 🙂 Şaka lan o kadar da yamulmadım. Bizim İlker malum organik kimyacı, kısa ziyaretim boyunca epey miktarda uçucu organik bileşiğe maruz kaldım. Oysa ki canım arkadaşım hergün bunları soluyor!

İlker’in laboratuvarı bir nevi cep laboratuvarı lan. Çok beğendim valla ne yalan söyleyeyim. Büyüklük olarak da Alper bilir, Akif Hoca‘nın mekanından az daha ufak. Tepeleme cam malzeme dolu. İlker’in yanında çalışan lisans öğrencileri de varmış. Onu öğrendim. Sonra da gittik öğle yemeği yedik. Villa diye bir yerde. İlker tabağını bitirdiğinde mesela ben daha yeni yarılamıştım sevgili okur. Performans düşüklüğünü görebiliyorsun demi 🙂

 

Olasılıksız

Neyse oradan gittik işlerimi hallettik. Sonra sağolsun benle birlikte geldi, bir de çıktı aldım oradaki bir yerden. Bir de otuzluk cetvel aldım. Neden yaptım bunu bilmiyorum. Dönerken de ilaçlarımı aldım. En son da dayanamadım oradaki bir kitapçıdan Olasılıksız‘ın çakmasını aldım. Böylelikle aylar önce Seval‘in aldığı bir diğer Adam Fewer eseri olan Empati‘nin yanında kardeşini eklemiş oldum.

Şanslıydım ki İlkerler’in fakültenin hemen arkasındaki duraktan doğruca bizim eve gelen 23 numaralı otobüs geçiyormuş. Sabah ki beklemelerimin acısını çıkarırcasına hemen geldi otobüs. Yaklaşık 1 saatlik bir yolculuktan sonra eve geldim.

Dişim hala sızlıyordu geldiğimde sevgili okur.

Dişimi Çektiremedim!

Sabah 07.55’de evden çıktım sevgili okur. Randevum saat 10.00’daydı. Tam 25 dakika ayazda otobüs bekledim. Nihayet 54 numara gelebildi. Atladım neredeyse buz kesmiş olarak. Saat 08:50 civarı Odunpazarı’nda inip 32 numaralı minibüslerden bir tanesine bindim. Bunlar direk Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi‘nin önünde indiriyorlar zira. Neyse saat 09:05 civarı hastaneye geldim.

Daha önceden Alo 182’den randevu aldığım için hiç beklemeyip doğrudan ilgili gişeden barkodlarımı alıp doktorum Sadettin Duruer‘in odasına girdim. Randevum saat 10’daydı. Ancak henüz kimse gelmediğinden dolayı doktorum hemen aldı beni. Ben de sevindim. İşim erken bitecek diye. Öyle olmadı. Gidip film çektirmem gerektiğini söyledi. Ben çektirip gelen kadar da bir sürü kişi girmiş oldu. Neyse artık zaten bekleyecektim diyip kendimi avuttum. Saat tam 10.15’te içeri girdim. Doktorum dişimdeki eski dolgu kalıntısını temizleyip üstünü açtı. Ancak gördüğü üzere sinirlerim erimiş ve artık çekmekten başka bir çare kalmamış. İyi dedim madem çekelim hocam. Morfini yaptı. Bu iğne canımı ilk başta yakmasa da son hamleler giderek ölümcül oldu ağzımda. İğne bitince uyuşması için hadi dışarıda bekle dedi doktorum. Üç aşağı beş yukarı 20 dakika kadar kapıda süründüm. Sonra yine girdim. Doktor çekmeye uğraştı dişimi ama nafile. Yerinden oynamıyor diş! Üstelik inanılmaz bir ağrı da vardı. Bu yüzden 2. doz morfini de yedim. Suratımın sağ tarafı iptal oldu sevgili okur. Hani bir ara çıkmıştı haberlere Ajda Pekkan’ın dudağında his kaybı varmış. Kadının tükürüğü ağzından akıyormuş haberi yokmuş falan. Aynı durumdaydım. Ağzım iyice uyuşsun diye bi 20 dakika daha dışarı yollandım. Saat aşağı yukarı 11.10 falandı bu sefer son defa girdim içeri. Oturdum. Ancak sonuç yine hüsrandı lan. Çekemedi dişimi. Uyuşmamıştı üstelik. Deli gibi ağrıyordu. O zaman yapılacak birşey yok ilaç kullan 5 gün öyle gel dedi doktor. 5 gün! Lan üstü açık dişle 5 gün hayatım kayar benim! Ama yapacak birşey yoktu.

Hastaneden saat 11.30’da çıkıp oradaki bir taksiciden Osmangazi Üniversitesi‘ne kadar 10 lira yazacağını öğrenince otobüs aramaya koyuldum aynı istikamette. Yaklaşık 2 kilometre (yukarıdaki bir durağa yürüdüm, oradaki bir salağın tavsiyesiyle geri hastaneye yürüdüm, oradan birisi otobüs geçmediğini söyleyince geri üst durağa yürüdüm, aslında oradan da geçmediğini söyleyince bir başkası bambaşka bir durağa yürüdüm) yürüdükten sonra ve soğukta yaklaşık 30 dakika bekledikten sonra nihayet otobüse binip Osmangazi Üniversitesi’ne ulaşabildim.