Tag Archives: Otogar

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nden İnanılması Zor İşgüzarlık!

Eskişehir yerel basının işgüzar haberleri ile desteklemeleri sonucu Büyükşehir Belediyesi, Eskişehir’de yaşayan halkın sıkıntı çekmesini sağlayan ve destekleyen bir uygulamayı yürürlüğe koydu. Artık şehirler arası otobüsler yolcularını ara duraklarda indirmiyorlar. Yani yolcu indirme bindirme işlemi zamanında Belediye eliyle yapılan ve sayısı dördü geçmeyen ara duraklarda da alternatif olarak yapılamıyor, sadece Otogar’da yapılıyor. Yerel basın, gelen tepkiler üzerine topu kendi üzerinden atmak için “gazetelerine ulaşan şikayetleri” işaret diyor. Sürekli yolculuk yapan ve Tepebaşı, Yenikent gibi uzak bölgelerde oturan bir vatandaşın bu durumdan şikayet etmesi mümkün değildir. Bu sözde şikayetlerin Otogar Esnafı tarafından kasten yapıldığını anlamamak aptallık olmalı bence. Burada esnaf kendince haklı olarak, yolcuyu otogara çekebilmek için yol üzerinden sadece birkaç noktada yolcu indirip bindiren otobüs firmalarını şikayet ediyor sürekli. Amaç çok açık: yolcuyu ne olursa olsun Otogar’a çekmek.

Ancak uygulamada çok ciddi sıkıntı yaratıyor bu durum. Batıkent‘te oturan bir vatandaş, otobüs evinin yanından geçip gelmesine rağmen Tepebaşı Işıklar mevkiinde inemiyor, Otogar’da iniyor. Sonra o boşuna gittiği yolu 1 saat tramvayla geri gelmek zorunda kalıyor. Belediyenin bu uygulaması tamamen işgüzarlıktır. Bir uygulamayı yürürlüğe koymak güzeldir. Ancak bununla ilgili altyapıyı hazırlamadan, ön çalışmayı yapmadan tepeden inme kararlar almak şu anda Eskişehir halkına yapıldığı gibi angaryadan öteye gidemez.

Belediye bu soruna nasıl bir çözüm getirebilirdi peki? Aslına bakacak olursak ortada herhangi bir sorun da yok. Eskişehir içinde Tepebaşı Işıklar ve Anadolu Üniversitesi Kampüs olmak üzere iki tane ara durak var. Ayrıca Basma Kavşağı mevkiinde ve Osmangazi Üniversitesi Meşelik Kampüsü önünde de birer ara durak var. Mesafe olarak Otogar’a uzak kalan vatandaşlar bu ara duraklardan otobüslerine binebiliyorlardı. Ara durakların hepsinde otobüslerin akan trafiği aksatmayacak şekilde yanaşabilmeleri için cepler bulunuyor. Üstelik kampüs önünde bulunan ceplere bizzat belediye tarafından duraklar yapılmıştı zamanında. Belediye illa ki bu duruma el atmak istiyorsa otobüs firmalarıyla oturup bu ara durakların konumunu iyileştirebilir ve sadece bu ara duraklarda yolcu indirilip bindirilebilmesi şartıyla şehir içinde durulmasına izin verebilir. Belediye illa ki otobüs firmalarının ara duraklarda yolcu bindirip indirmelerini yasaklamak istiyorsa, Otogar’dan uzak mahallelere kalkan ücretsiz ve en az 20 dakikada bir hareket eden ring hatları koymak zorundadır. Ya da otobüs firmalarına servis olayını zorunlu hale getirmelidir.

Sakarya Gazetesi‘nin söz konusu durumla ilgili yaptığı iş güzar haberleri ve altına düşülen yorumları okuyabilirsiniz.

http://www.sakaryagazetesi.info/haberler.php?sayfa=detay&oku=20376&kategori=5

http://www.sakaryagazetesi.info/haberler.php?sayfa=detay&oku=21359&kategori=5

Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

Bir KPSS Böyle Geçti

Taa şubat ayında yazdığım şu yazıyla sana duyurmuştum KPSS‘ye gireceğimi, dershaneye yazıldığımı falan hatırlarsın kesin sevgili okur.

Geçen cumartesi günü nihayet vakit geldi ve KPSS’ye girdik bir cümle alem. Daha önce girdiğim sınavlarda sınav yerlerim hep akıllı, mantıklı yerler olmuştu. Ama bu sefer bana sınav yeri olarak Şeker İlköğretim Okulu çıktı! Batıkent‘te oturduğumu düşünürsek burası benden nereden baksan 1 saatlik uzaklıkta, taa Otogar‘ın yanındaydı.

Sınav sabahı saat 7’de kalktım. Pek bir şey yiyemedim. Hazırlanıp saat 07.30’da evden çıktım. Önce dolmuşa bindim. Sonra indim tramvaya bindim. Kolumda saat, üzerimde telefon olmadığından tamamen kontrolsüz bir şekilde yoluma devam ettim. Aradan ne kadar geçti bilmiyorum, Gökmeydan Tramvay Durağı‘nda indim. Sınava üzerine bakar da kopya çekeriz diye bozuk para sokmak da yasak olduğundan kelli, cebimdeki 3.5 lira bozuk paranın 50 kuruşunu su almak için ayırır kalanını Eskart‘a yükletirim diye düşündüm. Lan ne oldu ne bitti anlamadım kafam karıştı verdim paranın hepsini Eskart’a yüklettim. Durumun farkına varamadım. Bu arada büfedeki adama saati sordum 08.05 dedi. Yola devam ettim. Gökmeydan da bir yokuş vardır bilen bilir. Oradan aşağı indim. İmam Hatip Lisesi‘ni ve oradaki başka bir ilköğretim okulunu geçip bir ara yola döndüm. Yaklaşık 10 dakika yürüdükten sonra nihayet varabildim okula. İşte o anda dank etti su almak için bozuk para kalmadığı. Üzerimde para vardı ama bu parayla su alırsam yine bir sürü bozuğum olacaktı. Sıkıntı çıkacaktı.

Kendimi bu susamanın “psikolojik” olduğuna inandırıp, evet öyle yapıp, sınav salonuna girdim. Yaklaşık 15-20 dakika sonra da sınav başladı.

Sınavın Allah belasını versin. Türkçe çok kazıktı. Matematik nispeten daha kolaydı. Tarih ve coğrafya bizim dershanede gördüğümüz gibiydi. Vatandaşlık da zordu bana göre. Zaten 2 saatin sonunda gelen İngilizce testini hiç sormayın. Artık beyin yoruldu ondan mıdır nedir, bu teste hiç konsantre olamadım. Çok zorladı beni.

Sınavdan çıktıktan sonra evime giden bir otobüsün geçtiği ilk durağa gelebilmem yarım saat sürdü. Buradan da eve gittim.

Eve geldikten sonra biricik dostum Alper‘i aradım. Seval de aramış sağolsun. Onu da aradım. Daha sonra Togay kardeşim aradı. Sınavdan önce verdiğim sözü hatırlatarak buluşma yerine çağırdı beni. Ben neden oldu nasıl oldu anlamadım, saat 7’deki buluşmaya saat 6’da gittim. Hera‘da 10 dakika oturduktan sonra Togay’ı arayıp durumu anladım. Neyse, tam saatinde geldi Togay kardeşim. Ardından Halil, Yunus ve Volkan akrabam da geldiler. En son olarak aşırı etkileyici yepyeni sakal kesimiyle Yağızhan kardeşimiz geldi. Epey güldük, konuştuk. In Flames muhabbeti yaptık (Aynı gece rüyamda Anders‘i bizim evde gördüm, onu da anlatacağım).

Ben Ayberk Savaşalp Duran Tayfun Gil (Fotoğrafı çeken Volkan)

Volkan’la birlikte Hera’dakilere veda edip bu sefer Peyote‘ye geçtik. Savaşalp, Duran, Ayberk, Tayfun ve Gil de bu mekan da oturuyorlarmış. Hepsini de uzun süredir görmemiştim iyi oldu, görüştük. Gil ile Ayberk’in şirket kurdukları haberini aldım, epey sevindim. Bu arada Ayberk’in babasının ajan olduğunu öğrendim (Bununla ilgili bir yazı yazacağım). Savaşalp, Duran ve Tayfun’la da okul hakkında muhabbet ettik biraz.

Sonra hepsine veda edip eve geldim. Üzerimde birkaç günün değil, tam 4 ayın yorgunluğu vardı. Önce The Woman In Black‘i izleyip yatayım dedim. Sonra, izlerken uyuklamaya başlayınca kapattım, yatağıma girdim ve en başından beri soramadığım o soruyu sordum: “Nasıl geçti lan bu gün sınav hakkaten?