Tag Archives: ozan hoca

Matra Proje Sonuçlarını Değerlendirme Toplantısı

Matra Projesi Değerlendirme Toplantısı 2010

Volkan, Savaşalp ve ben katılacaktık. Ancak 6 kişilik bir kontenjan olunca ve Volkan da fotoğrafçı kontenjanından girince Savaşalp’imizi alamadık yanımıza. Onun üzüntüsü ile başladık organizasyona.

Cumartesi günü Volkan’la birlikte okula gidip pazartesi günü yapılacak toplantıda dağılatacak hediyeleri ve yaka kartlarını hazırladık. Yorucu fakat komik bir gün oldu. Pazar gecesi, ertesi gün okula erken gidebileyim diye Sercanlarda kaldım. Pazartesi Volkan’la 8’e çeyrek kala okula gidip son hazırlıklarımıza başladık. Üzerimize biraz dar olan tişörtlerimizi giydik. Özellikle Volkan’ın ve Orbay’ın göğüz uçlarını belli edecek kadar dardı tişörtler. Sonradan açıldılar tabi 🙂

Planlanandan bi 20 dakika sonra başlayabildik. Kayıt masasında bir ara çok sıkışsak da günü geri kalanı neredeyse boş geçti masada. Bu sebepten biz de masayla sınırlı kalmadık, salon içinde ve dışında elimizden geleni yaptık. Toplam katılımcı sayısı 70 civarıydı. Toplantı üç oturum şeklinde düzenlendi. İyi de oldu. Ancak oturumlar esnasında bazı sunumların uzaması sonucu uyuklayan birkaç yüz görmedim de değil 🙂 Program akışını yanda verdim. İncelediğinizde ne kadar yoğun olduğunu görebilirsiniz. Elimden geldiğince her sunumu dinlemeye çalıştım. Aynı zamanda da dışarıda koşturup durdum.

Organizasyon işini Petek Organizasyon isimli bir firmaya vermişler. İyi de etmişler. Kuru pastaları harikaydı! Akşama kadar Volkan + ben + Akif Hoca iki üç kilo yemişiz ve adam başı 10-15 bardak sıvı tüketmişizdir. O şekilde yani.  Kuru Kahveci Mehmet Efendi standında bekleyen bayan arkadaşlara da buradan selam ederim 🙂 (kızma)

Kısa süre önce ciddi bir rahatsızlık geçiren ancak şükür ki kolaylıkla atlatan Ozan Hocamı da uzun süre sonra gördüm acayip mutlu oldum. Konuşması esnasında toplanma telaşı başladığından konuşmasının çok küçük bir kısmını dinleyebildim. Ancak her zaman ki tarzıyla satır aralarını yine boş bırakmayıp güzel şeyler söyledi.

Toplantı esnasında çevre mühendisi olduğunu bildiğim ya da en azından çevreyle ilgili işler yapan bazı insanların anlatılan konulara sanki hayatlarında ilk kez karşılaşıyormuş gibi tepki vermelerine şaşırdım. Bu arada kimin sunumundaydı hatırlamıyorum, kısa süre önce bizim de çalışmamızda üzerinden geçtiğimiz “10 Numara Yağ” isimli saçmalıktan da bahsedildi.

Program

Öğle yemeği başarılı sayılırdı. Ancak biz yemeği sağolsun Serdar, Aysun ve Semra hocalarımızın katkılarıyla tıka basa yediğimizden tatlılardan pek yiyemedik. Zaten dondurmadaki aşırı tereyağı tadına hala anlam verebilmiş değilim. Ancak olsun, şükretmek lazım. Bunu bulamayan da var değil mi? Yemek esnasında bizim Çevre Şenliği‘ne de çağırdığımız Tepebaşı Belediyesi‘nin Ekoşov ekibi sahne aldı. Türk Marşı’na daha çok çalışmaları lazım.

Akşam tüm sunumlar bitince şehir dışından gelen konuklarımız ve Hollanda’dan gelen iki konuğumuz için (bu arada Alper ve Selma‘ya selam söylediler) bir Eskişehir turuna başladık. Belediye sağolsun en güzelinden bir rehber yollamış. Bu bayan da bize Eskişehir’imizin hızlandırılmış bir turunu attırdı, memnun etti bizi. Kentpark, Sazova Parkı (yalnız burayı hiç gezdirmedi) ve Cam Sanatları Müzesi’ne gittik. Cam Sanatları Müzesi’nde Hollanda ekibinin şirin üyesi olan bayanın tam bir kertenkele tutkunu olduğunu öğrendim ben kendim şahsen yani. Yanımda kimse yoktu, Nesimi hoca da yoktu.

Bu geziden sonra kapanışı Açık Öğretim Fakültesi’nin yeni binasının karşısındaki bir mekanda çifte düğün arasında çiğ börek yiyerek yaptık. 7 tane yedim. Çok doydum. O şekilde de bitti gece. Buradan tüm hocalarıma ve  Akif, Gülçin, Özlem, Hicran, Ömer, Nesimi hocalarıma en derin sevgi ve saygılarımı sunarım.

Bizim Okuldaki O Acayip Kız

Olduğum gibi görünmek üzerine kurulmuştur hayat felsefem. Ne düşündüğümden fazlasını göstermek, ne de inandığıma aykırı davranmak yer alır kendi değerlerimde. Bunu kendime bir övgü olarak anlamayın lütfen. Kendinize göre sahip olduğunuz pek çok değeriniz vardır sizlerin de değil mi? İşte aklımdan geçenler bunlardı bugün otobüste gelirken. Yorgunluğun iyice aptallaştırdığı beynimde böyle düşünceler nasıl oluşuyor bilmiyorum. Yoldaki karanlığın etkisi midir nedir?

“Bizim okuldaki o acayip kızı hatırladım gene. Gözleri nasıl da etkilemişti beni. Çok güzel değildi yüzü. Ama çirkin de değildi. Onu ifade etmek için kullandığım sözcük, birazda edebi bir facia ile “acayip” oluyordu o günlerde. Döndüğüm köşeden karşıma çıkardı bazen, önce yüzüme bakar; sonra kafasını öfkeyle aşağı eğerdi. Bu öfkeyi anlamazdım ben. Bizim okuldaki o acayip kızın acayipliğinin kaynağını da bulmuştum. Kızın o acayip saç modeli, yüzünün ufaklığı ve burnunun şekli ile inanılmaz tezattı. Tahmini olarak benle aynı yaşta olması gereken bu acayip kız yaşından da birkaç yaş fazla gösteriyordu üstelik.”

Nasıl bir ruh hali, nasıl bir sapıklıksa bendeki, şu yukarıdaki satırları yazmışım gelen kadar. Tabiki yine hayal dünyamın yarattığı bir karakter oldu bu. Tamam itiraf edeyim, gözümün önüne bir kız geldi bu satırları yazarken ama bu kız benim bir arkadaşım. Tanımıyor değilim yani 🙂 Bu arada tanıdığım birisini gördüm otobüste. “Meraba abi! Nassın?” diyerekten halini hatrını sorayım dedim, adımın cevabının “Teşekkür ederim siz nasılsınız?” şeklinde olmasıyla hafiften g.t olarak gülümsemekle yetindim sadece. O esnada Buried In Dust başladı. Çok acayip oldu 🙂 Her ne kadar dışarıya belli etmesemde aklımda pazar günkü konserin ve aynı gece çıkacağım yolculuğun detayları dolaşıp duruyor. Heyecan da var azıcık ne yalan söyleyeyim. Kaç seneden sonra ilk kez İstanbul‘a gidiyoro! (Yanlış yazmadım.)

Yarın Alperler bize geliyor biyodiskleri yapmak için. Bakalım ne olacak. Akşamına da stüdyo aldık. Müzik yapmak da gerek elbette. Eğer neyzen gelirse, Pentagram parçaları mükemmel olacak. Acayip lezzetli olacak. Ancak ben çok anlamasam da İlker’in telleri tekrar re’den mi’ye almaları sebebiyle ciddi şüpheleri var. Vokale Volkan’la Murat’ı çağırdım. Başka da kimseyi çağırmadım zaten 😀

Sevgili okur Sercan ismindeki şişman arkadaşım, kuzeninin acayip kıyağı sayesinde bedava Windows 7 Ultimate sahibi oldu. Kurdu ve malesef bilgisayarı hatasız, problemsiz çalışıyor. Makinenin açılış süresi ne yazık ki 43 saniye sürüyormuş. Nasıl kıskandım, nasıl üzüldüm anlatamam.

Son bir şey daha. Bugün Hava Kirliliği dersinde Ozan Hoca misafirimiz oldu. Geçen gün Alper’le bana 5 dakikada anlattığı tüm o bilgileri bugün derste de anlattı. Söylediği her cümleyi biliyor ya da en azında fikir yürütebiliyor olmam beni nasıl mutlu etti anlatamam! Kendimi bu zamanlarda bir başka mutlu addediyorum sevgili okur 🙂

Gürleyikli Avatarlar Arasında!

4 senedir Anadolu Üniversitesi öğrencisiyim. Geçtiğimiz perşembe gününe kadar yalnızca 1 defa okulum beni bir yerlere götürmüştü. 1 defa. Ama perşembe günü biraz da şansımın yardımıyla 2. teknik gezime gitmiş oldum. Güzel bir gezi oldu. Notlarıma bakarak ve aklımda kalanlarla anlatmaya başlıyorum.

Tıklayın, büyütün, beni bulun!

Tıklayın, büyütün, kocaman olsun!

4. sınıfların bu sene aldığı Çevre Yönetimi dersi kapsamında Eskişehir ili sınırları içerisinde yer alan ama Ankara’nın Nallıhan ilçesine de yakın olan Mihallıççık ilçesine bağlı Gürleyik Köyü‘ne gittik.  Neden yaptık bunu? Çünkü oraya bir hidroelektrik santrali kurulacak ve bunun için bir Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecine girilmiş. Bu süreçteki bir gereklilikte Halkın Katılımı Toplantısı ismindeki bir olay. Bu toplantıda yapılacak projenin bölgeye getireceği faydalar ve zararlar tartışılıyor. İşte biz de bu toplantıya gözlemci olarak katılacaktık. Yazın yaptığım staj boyunca onlarca Proje Tanıtım dosyası okumuştum ve bu toplantıları hep merak ediyordum ve bu benim için süper bir fırsat olacaktı.Bizimle birlikte bölümümüzden Ozan Hocamız ve Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden hocamız Yard. Doç. Dr. Nadide Karkıner‘de bu geziye dahil oldular. Bir otobüsle Eskişehir’den çıktık. İki saatten biraz uzun süren bir yolculukla Eskişehir’in pek çok ilçesini de geçerek geldik bu köye. Geldiğimizde bir de gördük ki bizim 2. sınflar nereden nasıl duymuşlar, onlarda kalkıp gelmişler 🙂

Her neyse, şimdi biraz da teknik detay vermek istiyorum. Bu proje Gürleyik deresi üzerine kurulacak bir hidroelektrik santrali. Ancak bildiğimiz o barajlı klasik hidroelektrik santrallerinden değil. Bu sistemde su, kaynağından ( ya da kaynağına çok yakın bir yerden) borular ile alınarak normal yatağının dışına alınıyor. Su boru sistemlerinden geçirilerek cebri boru denen bir sistemle elektrik enerjisini üretecek tirbünlere verilecek. Su ile santral arasında yaklaşık 5 km’lik bir mesafe olacak. Bu santral ile 8 MW elektrik enerjisi elde edilecek. Ancak Ozan Hoca ile yol boyunca yaptığımız konuşmalarda ortalama bir hidroelektrik santralinin 250-300 MW arası elektrik ürettiğini öğrendim. Bu kadar küçük bir miktar için bu derenin doğallığını bozmaya değer mi diye düşündük Alper’le. Şimdi şirket, yazın 3,5 aylık sulama süresince dereden su almayacağını, elektrik üretmeyeceğini söylüyor, bir lütuf olarak da Türkiye’de bunun bir ilk olduğunu ekliyor ve ayrıca normal dönemlerde de köylülerin ihtiyacı kadar miktarı ve derenin can suyu denen dere içerisindeki ekolojik yaşamın devam etmesi için gerekli olan miktara da dokunmayacak, geri kalanıyla elektrik üretecekmiş. Proje toplamda 25.812.244 TL‘lik bir projeymiş. Üretilen enerjinin miktarı bölgede yer alan diğer hidroelektrik santralleri ve termik santrali düşünüldüğünde bu üretimin yaklaşık %1‘i civarında. Ozan Hoca söylemişti, şuradaki verileri kullanıp kaba bir hesap yaptım az önce doğruymuş. Bu kadar düşük bir enerji için böylesine saçma bir yöntemle enerji üretmek muhtemelen birilerini ihya edeceği için bu kadar ısrarcı bu şirket.

Köy, inanılmaz bir örgütlenmeye sahip. Köylülerin açtığı bir web sitesi var. Onlar bu santrali köylerinin doğasını bozacağı için istemiyorlar. Bu dere, onların değirmenlerini çalıştırıyor, tarlalarını suluyor. Ayrıca projede söylenen 3,5 ay üretim yapılmayacaktır sözüne de güvenmiyorlar. Ayrıca bu miktarın yetmeyeceğini çünkü yılın nerdeyse 6 ayı bu suya tarımsal faaliyetleri için ihtiyaç duyuyorlarmış. Bir dernek kurmuşlar ve bu dernek ile projeye sonuna kadar hayır diyorlar.

Gürleyikli Avatarlar Doasına Sahip Çıkıyor

Bizi karşıladıklarında kendimizi bir eğlencenin ortasında bulduk. Sivrihisar‘dan özlediğim Org+saz melodilerini buldum burda 🙂 Biz oynamadık ama, Alper, Selma ve Turo ile köyün değirmenini gezdik, sağına soluna baktık, bir amcanın dereden bulduğu bir zamanlar bir odun parçası olan ancak zamanla taşlaşan o acayip nesneyi alıp taşıdık. (Getirdim Eskişehir’e de 🙂 )Köyün meydanındaki afişler çok acayipti. Ama en tuhafı “Gürleyikli Avatarlar Doasına Sahip Çıkıyor” yazanıydı. Evet, Avatar filmine gönderme yapmışlar 🙂

Daha sonra da ÇED Halkın Katılımı toplantısına gidip gitmemek konusunda derin tartışmalar yaşadık. Zira köylülerin hiçbiri katılmıyorlardı. İmza toplamışlar.  Sonra gitmeye karar verdik. Ozan Hoca bizden önce gitmişti, bizde toplantı başladıktan biraz sonra girdik köy kahvesine. Hayatımda katıldığım ilk halkın katılımı toplantısı başlamış oldu böylece. Toplantıyı İl Çevre ve Orman Müdürü yönetiyordu. Bir yanında projeyi yapan firmadan bir Çevre Mühendisi ve diğüer yanındaysa stajımdan da tanıdığım şube müdürüm İsmail Bey, mühendisler Halil Bey ve Fatih Bey vardı. Ancak onlar toplantı boyunca sessiz kaldılar.

Toplantı İl Çevre müdürünün bir anlam veremediğimiz üslubu ile devam ediyordu. Az sayıdaki köylünün yaptığı itirazlar dinleniyordu. Odada ki herkes gibi bende bunların beyhude olduğunu anladım. O esnada orada projeyi yapan firmadaki mühendislerden biri hepimizi salak yerine koyup şu anlamsız konuşmayı yaptı: “Ben 40 yaşındayım. Bu lüks altında çok ders çalıştım. (O esnada kahvehanede gördüğü lüks ışıklarını kastediyor) Enerji bizim ihtiyacımız. Karadeniz’e yapmayalım, Tunceli’ye yapmayalım, ee nereye yapacaz biz bu tesisleri? Yakında heralde tekrar başlayacağız lüks kullanmaya.” Orada odada bulunan onca Çevre Mühendisliği öğrencisini salak yerine mi koyuyorsun? Bu kuracağın tesisin üreteceği enerji ile vatanı mı kurtaracaksınız? Üstelik siz bu enerjiyi üretmek için sayıları giderek azalan derelerimizinden birisinin akışını değiştiriyorsunuz, doğal yatağından çıkarıyorsunuz. Bunu da sırf para kazanmak için yapıyorsunuz, ülkeyi daha çok sevdiğiniz için değil. Bölgede rüzgar enerjisini bile kullanarak bu enerjiyi elde edebilirsiniz. Biz bu yapılmaya çalışılan şeyi görmüyoruz sanki. Toplantı boyunca İl Müdürünün de emeklilik hayallerinden bahsetmesi olaya renk getiren başka bir konuydu. Emekli olduğunda pazarda Gürleyik fasülyesi arayacakmış mesela. Tüm bu salaş hava Ozan Hoca’nın konuşmaya başlamasıyla dağıldı. Ozan Hoca, önce İl Müdürü’ne toplantının başında bizim şahit olmadığımız bir olaydan dolayı tepki gösterdi. Sonradan öğrendiğimiz, meğer toplantının başında sanki Gürleyikliler bizi onlara destek olalım diye çağırmışlar, biz Anadolu Üniversitesi’nden otobüs kaldırmışız gibi bir izlenim oluşmuş müdürde. Dernek başkanına tepki göstermiş, çıkışmış. Ozan Hoca’da bu haksız tepkiye tepki göstererek başladı. Sonra raporun yazılmasındaki özensizlikten, kopyala yapıştırlardan bahsetti. Bakanlığın bu tip halkın istemediği projelerde Proje dosyalarına internetten tesadüfen kısa bir süre kala erişime izin verdiğine dikkat çekti. Daha önceki projelerde de halkın istemediğini açıkça ortaya koyduğunu ancak nihai rapora halk bu projeyi sıcak karşılamıştır yazıldığından bahsetti.

Toplantı boyunca müdürün kurduğu birkaç cümleyi not aldım. “Şimdi burada ben güçlüyüm, ama yarın emekli olduğumda benimle rahatlıkla konuşabileceksiniz.”, ” Bu bölgede okur yazarlık düşük işte bu da bir gerçek.” ve ” DSİ’den istemişsiniz yapmamış, bakın işte özel şirket yapıyor, daha ne istiyorsunuz?” Bu cümlelerle ne demek istediğini düşündüm uzun süre.

Yandaki Amcaya Dikkat

En nihayetinde hiçbir şeyle başlayan toplantı yine hiçbir şeyle bitti. Çevre ve Orman Bakanığı’ndan gelen ve sebebini bilmediğimiz halde kalkıp ÇED sürecini, sanki idiyotlara anlatıyormuş gibi anlatan o bayanın anlamsız kahkahaları kulağımda çınlayarak çıktık kahveden. Yazın birlikte çalıştığım mühendislerle sohbet ettik biraz. Özlemişim hepsini. Sonra hocamızla ve arkadaşlar arasında değerlendirmelerimizi yapıp tekrardan Eskişehir’e doğru yola koyulduk. Güzel ve pek çok yönden anlamlı bir gezi olmuştu. Teşekkürler Ozan Hoca.

NOT: Yazımda hatırlayabildiğim ve not aldığım herşeyi yazdım. Şirket adını ve bazı şahıs isimlerini bilerek kullanmadım. Burada yazımda her ne kadar HES karşıtı gibi dursam da aslında karşı olduğum şey yazımda da belirttiğim üzere buı kadar küçük bir şey için böyle değişimin yapılması. Toplantıdaki çevre mühendisi en temiz enerji üretim yolunun HES olduğunu söylüyordu. Ancak ben bu yolun pek temiz bir yol olduğunu sanmıyorum. Devlet, bu suyun kullanım hakkını 49 yıllığına kiralamış bu şirkete. Oradaki halkın suyunu, hepimizin suyunu yani.

Selma - Ben - Alper

NOT 2: Biraz uzun bir gün olduğu için bu yazıya ilerleyen günlerde eklemeler olacaktır.

Projeler

Az önce otururken yapmam gerekenler, yapacaklarım ve yapmak istediğim şeylerden oluşan bir uzun liste yaptım. Unutmayayım diye de buraya yazdım.

:: Grup Projesi: Yeniden toplanıyoruz galiba. Şimdilik İlker, Alper, Murat ve benden ibaret kadromuza bir bassçı eklemek gerek lakin. İbrahim artık Zıvana ile çaldığından başka birilerini bulmak gerekecek. Sağolsun Yakup şimdilik eşlik ediyor. Koray’ı bir şekilde bu ekibe dahil etmek istiyordum ama şimdilik olmadı. Dur bakalım ileride ne yapabiliriz. Şu an ısınma aşamasındayız. Eski şarkıları yeniden gözden geçiriyoruz ama eksik büyük. Çalışmak didinmek lazım.

:: EskiRock Radyo Projesi: Radyoda deneme yayını bitip adam akıllı yayına başladığımızda bu radyo eğer mümkün olursa 2 saatlik falan bir Türk Metal Saati yapayım diyorum lan. Aklımda uzun zamandır vardı böyle birşey. Eğer mümkün olursa çok sevineceğim valla. Programa bir de isim bulmak lazım lan. Fikri olan?

:: Dergi Projesi: Bu projenin olabilitesi tamamen Onur’un elinde. Bugün sağolsun anlattı biraz. Kafama da yattı. Eğer olursa çok daha falza insana ulaşabiliriz sevgili blogum 🙂 Şaka lan,seni bu işe ne kadar dahil ederim bilmiyorum. Oraya yazacaklarımı belki sende yayınlamam bile. O kadar yani 🙂

:: Davul Çalışmaları: Onur’la yapacağız yine. Bunu kesin yapacağım. Kendim için gerekli birşey bu. Güzel olur inşallah. Bu saate kadar ders almadan geldim. Ama artık bir noktadan sonra iş tekrara dönüyor. Yeni birşey üretemiyor insan. Bakalım bu çalışmalarla karşılıklı etkileşim içine gireriz belki 🙂

:: Özgün & Akordeon: Bu daha çok deneysel bir iş olacak. Eğer kafamdaki şekli diğerleri de onaylar ve beğenirseler. Özgün’e söz verdim hem.

:: Blog Düzenlemeleri: Blog’un sağ cephesine bir bakım yapayım diyorum. Gözünüz alıştı sizin de değil mi? Evet. Türker’in çizeceği görseli bekliyorum. Eğer güzel birşey olursa yan tarafı biraz daha neşelendireyim diyorum. Bu lanet olası wordpress’in .com blogları elini ayağını bağlıyor insanın ama artık yapabildiğim kadarıyla.

:: Bir Türlü Bitmeyen Hikayem: İlkini yayınladığım hikayelerimin ikincisini de yayınlayıp bitireyim diyorum. Ama içimden yazmak gelmediği için bakamıyorum hiç. Öylesine de yazmak istemiyorum. Aslında sevdiğim de bir iş ama neden böyle oluyor anlamıyorum. Belki Onur’un dergi de yayınlarım bir kısmını lan. Olur mu bilmiyorum.

ÇMO

:: ÇMO Tanıtım Günü: Evet lan. Böyle bir gün ayarlayalım diyorum. Yani ne bileyim kantinde masa açarız bir tane. Sonra bir de bir bir buçuk saatlik bir konferans düzenleriz. Bu konferansta Ozan Hoca konuşur mesela. Çevre Mühendisleri Odası‘nı anlatırız. Konferans sonunda da üye olmak isteyenleri üye yaparız.

NOT: Geçen gün uzun süredir görmediğim lise arkadaşım Esra‘yı gördüm. Esra aşmış coşmuş valla. Bölüm falan değiştirmiş, epey uğraşmış arkadaşım. Çok mutlu oldum lan. Lisedeyken Esra ile Burcu’yu bir başka severdim bak yine hatırladım lan 🙂 Lisedeyken de çok projelerim vardı benim. Pek çoğu hüsran olmuştu be. Bunlar olmaz inşallah.

Staj Sunumumu Yaptım

Alper çekmiş sağolsun.

Ama çok iyi olmadı. Hele ki sunumun sonunda Ozan Hoca‘nın raporumda tespit ettiği hatalar çok canımı sıktı. Nasıl gözümden kaçtı bilmiyorum. İstediğim gibi olamadı yani. 10 üzerinden 7 verdim kendime.

Sunumda vakit çok yetersizdi. Altı kişilik bir grup 45 dakikada neyi nasıl anlatır bir türlü anlayamadık. O yüzden biraz da benim yüzümden bu süre uzadı. Hocalardan sunumumu uzun tuttuğum yönünde bir eleştiri gelse de ben uzun tuttuğuma inanmıyorum. Zira anlatacağım şey çok fazlaydı. Herkes bir birim anlatırken ben iki birimi birden anlattım. Başlarda nedenini anlayamadığım dil sürçmeleri yaşadım. Ozan Hocam da sağolsun düzeltti beni 🙂 Baya düzeldim. Ondan sonra da sonlara doğru artık sıkış tepiş hızlı hızlı geçtim.

Ne biliyim yav, içimde bir kuşku da olsa elimden geleni yaptım. Yani sunumdan önce tespit ettiğim birkaç nokta vardı, onları söyleyebildim. Sunumun sonunda hocalar soru sormadılar. Bu da en gerildiğim kısım olacaktı ama olmadı. Şimdi aklımda iki ihtimal oluştu:

  1. Herşeyi mükemmel anlattık ve anlattıklarımızdan tatmin oldular.
  2. Zaman kalmadığı için ya da sıkıldıklarından soru sorup uzatmak istemediler.

İlk sunum olduğundan herhalde, salon çok da kalabalık değildi. O açıdan da güzel oldu.

Ozan Hoca sunumları “Zaman açısından olmasa da içerik açısından iyi” olarak değerlendirdi. Gerçi staj raporunda yaptığım salaklıklar muhtemelen bana eksi olarak dönecek ama olsun. En azından baştan sona orjinal bir çalışma olduğuna inanıyorum. Lan bir de eski birkaç yönetmeliğe atıfta bulunmuşum. Yenilerine neden bulunmadım bilmiyorum.

İki İyi Haber = Bir Kötü Haber

Güne kaç aydır II. taksitini yatırmadığım Açıköğretim Fakültesi harcımın 273 TL olduğunu öğrenerek başladım. Beklediğimin çok altında çıktığı için sevindim. Demek ki 6 ayda neredeyse hiç faiz gelmemiş. Zaten almadağım bir hizmetin parasını ödeyeceğim, bari az olsun lan 🙂 Bu birinci iyi haber oldu.

Daha sonra okula gidip Zerrin Hoca’dan staj raporlarının teslim tarihinin bir hafta uzatıldığını öğrenip epey bir sevindim. Bu ikinci iyi haber oldu. Gerçi sonrasında Zerrin Hoca okuldan çıktıktan sonra beni gayet üzen bir şey oldu ama onu saymıyorum.

Öğlen alt sınıflardan ve daha sonrasında teyit ettirdiğim Ozan Hocamdan kasımda Antalya’da yapılacak olan kongreye gidilmeyeceğini, okulumuzun bir türlü ısınamadığım Doğa ve Çevre Kulübü‘nün süper (!) bir koordinasyonla ve ayrımcılıkla (evet çekinmeden bunu söylüyorum) her zamanki isimleri İzmir’de yapılacak olan “Su Kongresi”ne götüreceğini öğrendim. Kafamdaki herşeyin allak bullak olduğu andı bu evet.

Şu aralar okuldan en nefret ettiğim zaman. Zira yine okulun bursuna başvurma zamanı geldi ve yine herkes gizli gizli bursa başvurup, kimseye bir şey söylemiyor. Bende üç senedir yaptığım gibi, bu sene de başvuracağım. İhtiyacım olduğu için çıkacağını pek zannetmiyorum.

Bugün nacizane davul geçmişimde önemli bir karara vardım. Arkadaşım Onur’un bana aylar önce tavsiye ettiği kick tekniğine geçiyorum.

Bu şarkı da rahmetli Zeki Müren’den canımı sıkan herkese geliyor. Alın ulan!

Başarının Sırrı İlk Gün Okula Gitmekte Saklıdır

Bu sözü kimse söylememiş. Ben söyledim. Doğruluğu tartışılır tabi:) Tahmin edebileceğin yazı da bu kardeşinin okuldaki ilk günü ile alakalı olacak. İl dediysem, 3. sınıfın ilk günü 🙂

Bugün pek çok kötü şey oldu. Mesela programıma süper uyan Diferansiyel Denklemler dersini bırakmak zorunda kaldım. Zira Calculus II‘yi vermeden alınamıyormuş. Allah bu Calculus’un bin bir türlü belasını versin.

Sonra Alper‘i aradım. Dün sabah gelmişler Selma ile Hollanda’dan. Lakin dün gece anneannesi vefat etmiş. Kötü bir hoşgeldin olmuş yani. Allah rahmet eylesin. Neyse çarşamba geliyorlarmış onu öğrendim.

Günün en güzel kısımları Seval‘le geçirdiğim kısımlarıydı. Sonra bir de Espark’a gittim Sercan‘la Merve‘nin yanına. O sıra Burak geldi veda etmeye sağolsun. (Burak okur musun bilmem ama senin gömlek bendeymiş. Annem hatırladı lan.)

Bugün aldığım başka bir kötü haber de şu: Meğer Ankara’da Kızılay’ın rehabilitesi için bir proje yarışması düzenlenmiş. Mimarlık Bölümü’nden iki kız bizim Ozan Hoca‘ya da danışmışlar. O da sağolsun bizim adresleri falan vermiş. O iki kızdan birisi ile geçmişte bazı problemler yaşadığımız için bunlar beni aramamışlar. Ona üzüldüm lan. Yaz başındaki Konur Sokak Projesi‘nde gerçekleştiremediğimiz epey fikirler vardı aklımda. Hem de ne olur ne olmaz diye çizime de dökmüştüm. Neyse bakalım ne olacak o projelerinin sonucu.

Okurum bugün aylardır hayalini kurduğum bir olay hakkında tekrardan hayal kırıklığına uğradım. Zaten afedersin b.ku çıktı yavaştan bu işin. İçimdeki istek azalıyor lan yavaştan. Artık başka şekillerde telafi etmem gerekecek. Neyse muhtemelen anlaması gereken anlamıştır.

Sevgili okurum, neden bütün arkadaşlarım (Seval, Orbay, Can, Ati hariç) okulun ilk günü okula gelmez ki? Neden hep yalnız takılmak zorundayım lan?

Bu dönem girdiğim ilk ders diferansiyel denklemler oldu. Tabi daha sonra dersi bıraktım ama 🙂 Su ve Toprak Kirliliği diye bir ders var. Çok acayip görünüyor. Akışkanlar Mekaniği dersi de öttürmeye aday bir ders kanımca.

Bugünün diğer sevimli anları ve durumları ise şöyle; Hicran Hoca‘yı gördüğüm an, Özlem Hoca‘yı da gördüğüm an, Ozan Hoca’nın yakında kestireceği saçları, tekrar 26A numaralı dolabı almam, Merve’nin “Ya bu yüzüğü küçülttürelim” diyişi, en sonunda yaptırabildiğim Proofhead armalı polarımı giymem 🙂

Konur Sokak Yaz Okulu Değerlendirmesi

Bu yazıyı en güzel fotoğraflarıma bezeyeceğim :)

Bu yazıyı en güzel fotoğraflarıma bezeyeceğim 🙂

Geç de olsa yazmasam ayıp olurdu bu değerlendirmeyi. Burada sadece proje ile ilgili değil, benimle ilgili bir değerlendirme de yer alıyor.

:: Bu yaz okulu öncelikle bana mimarlık disiplini hakkında bilmediğim pek çok şey öğretti.

:: Bu yaz okulunda bol bol Photoshop alıştırması yaptım 🙂

:: Uzun süre sonra bilgisayar başında sabahlamanın verdiği o hazzı duydum 🙂

:: Nedense o bir haftalık süre boyunca şu iki şarkıyı defalarca dinledim; Dream Theater – Forsaken ve Dream Theater – These Walls

:: Kızılay‘ı artık epey biliyorum yav 🙂

:: Ankara dönerinin meşhurluğundan umudu kestim, tırt! Bir daha şu Aba Piknik, Hosta Piknik tarzı yerlere gitmeyeceğim. Ayrıca Ankara çok pahalı bir şehir kardeşim.

:: Şu bir haftada dinlemediğim ve görmediğim kadar devrimci gördüm, dinledim.Yeni şeyler öğrendim. Bildiğim şeylerin bazılarının da şüpheli olduğunu farkettim.

:: Ülkemizdeki diğer Çevre Mühendisliği bölümlerinin içeriği hakkında bilgi sahibi oldum. Ayrıca TMMOB Çevre Mühendisleri Odası ile acayip içli dışlı oldum.

:: Uzun süre sonra ilk kez canlı canlı türkü dinledim. İyi oldu bak bu.

:: Türkiye’de bürokrasinin nasıl lanet bir şey olduğuna tekrar tekrar kanaat getirdim. Herkesin yanlışın ne olduğunu görüp de neden birşey yapmadığına canlı canlı tanık oldum.

Vallaha gerçek!

Vallaha gerçek!

:: Yaptığımız projeye destek olan belediyenin asıl amacı neydi sorusunu sormaya başladım şu günlerde.

:: Hep merak ettiğim meşhur “Çin Çin Mahallesi“ni gördüm, ama onlar beni görmedi:)

:: Ankara Kalesi‘nde acayip film çekileceği kanısına vardım.

:: Kendini dinletmek istiyorsan bağırman gerektiğini anladım sunum yaptığımız gün.

:: Projenin sunumunu yaptığımız gün ortaya somut bir şeyler koyamadığımız için çok üzüldüm. Sonradan belediyenin bizim yaptıklarımızdan yararlanıp bunu yapacağını öğrenince biraz üzüntüm azaldı. Emeğimiz boşa gitmeyecek en azından, değil mi?

:: Halen daha keşke o bir hafta içerisinde en azından kaldırım işgalleri için elle tutulur birşey yapabilseydik diye hayıflanıyorum.

:: Şu soru çok hoşuma gitti: “Acaba Konur Sokak, solcuların kendini tatmin ettiği bir korunmuş bölge midir?” Öyle değildir diyorum ama sormadan da edemiyorum neden başka sokaklarda da aynı şeyler olmuyor? İnsanların kendilerini demokratik ve medeni bir biçimde ifade etmeleri, gördükleri eksiklikleri dile getirmeleri çok güzel ama bundan herhangi bir şekilde masum insanların canının yanmasını kabullenemiyorum yav.

:: Bir insanın nasıl,

hem ciddi bir mevki sahibi hem çok tatlı hem de çok samimi olabileceğini (Burçak Abla),

ilk bakışta insanın çekindiği ama perdeler kalkınca sımsıcak biri olabileceğini (Yeşim Hoca),

yıllarca hoca olarak görülürken bir anda sıkı bir arkadaşa, dosta dönüştüğünü (Ozan Hoca),

bütün meslektaşları ile aynı tutulmayacağına (mimarlık okuyan tüm arkadaşlar),

gerçekten içinden geldiği gibi, kasmadan davranabileceğine (Mustafa Kemal)

şahit oldum. Bunu daha da uzatabilirdim ama başka şeyler de yazayım.

:: Yaptığımız projenin sonunda aklıma gelen birkaç “şık ve ucuz fikirler”den birkaçı;

  • Sokakta var olan çöp kutusu problemi (sokakta çöp kutusu yok, daha doğrusu Kızılay’da hiç bir yerde yok) Eskişehir’de uygulanan geri dönüşüm torbası modeli ile çözülebilir. Böylelikle bu gayet ucuz ve içi çöp dolu çöp torbalarını kimse çalar diye ya da içine bomba koyar diye endişelenmeye de gerek kalmaz. Bu dediğim yöntem çok basit metal çerçevelerin içine yırtılması zor çöp poşetlerini tutturmaktan ibaret. Bunlar da belediye görevlilerince belli saatlerde toplanır.
  • Konur Sokak’ta hatta Kızılay’ın hiç bir yerinde engelli vatandaşlar için kolaylıklar yok. Özellikle Eskişehir’i bildiğim için bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. Konur Sokak’ta ki neredeyse hiçbir dükkana engellilerin yardım almadan girmesi mümkün değil. Ancak Mülkiyeliler Lokali, sadece bahçe girişindeki basamağı iptal edip rampa yaptırsa Konur Sokak’ta engellilerin engelsizce girip çıkabildiği yegane mekân olurdu.
Dua edenler: Tuğba ve Mustafa Kemal -------- Dua edilen: İmparator Jüstinyen anısına dikilen dikili taş!

Dua edenler: Tuğba ve Mustafa Kemal Dua edilen: İmparator Jüstinyen anısına dikilen dikili taş!

:: Projeye neden İnşaat Mühendisliği ve Şehir Bölge Planlamacılığı disiplinlerinden öğrencilerin katılmadığını o gün bu gündür hala düşünmekteyim.

:: Bu bir haftalık süre içerisinde Ankara’da iyi para harcadım. Ama aldıklarım belki size ıvır zıvır olarak gelebilir. Annem öyle dedi zira 🙂 4 tane 45’lik, bir tane de 33’lük plak aldım. 2 tane kitap (İhsan Oktay Anar‘ın kitapları) aldım. Haa, bir de imzalı kitabım oldu (Ötekilerin ‘Çevre’si).  3 tane de kaset aldım. Aklıma gelmeyen birçok şey var ama yazamıyorum.

:: Meşhur Hayri Plak‘a gittim ama birşey almadım.

:: Bu bir haftalık süre içerisinde 3 kilo aldım! Yuh bana.

:: Uzun süredir düşündüm, şimdi cevap veriyorum: Evet, işporta Konur’dan çıkartılmalı.

:: Konuştuğumuz, sokağın eski sakinlerinin düşüncesinin aksine Konur’u eski haline getirmek için bence halen geç değil.

:: Belediye bu sokak işgallerinin yasal olmadığını biliyor da neden yaptırım gücünü kullanmıyor?

:: Yaz okulu boyunca bence hepsi çok faydalı birçok sunum dinledik. Ama nedense ben halen daha Erdal Kurttaş‘ın yaptığı o sunumun etkisinden kurtulamadım. Neden acaba?

:: Bence faydalı mıydı bu yaz okulu? Evet öyleydi. Yine olsa gider miydim? Evet giderdim 🙂

Ankara Barları

Aslında bu başlık yanlış bir başlık oldu biliyorum. Sonuçta Ankara’daki barları benim gittiğim 3 bara göre değerlendiremeyiz. Her neyse, burada bir haftalık süre içerisinde gittiğim 3 barı da değerlendireceğim. Bu barların hepsi Kızılay bölgesinde. Hadi bakalım, hatırlayabildiğim kadar.

NEFES BAR:

Fikir güzel, mekan güzel ama yemezler, lütfen…”  Arif Işık, G.O.R.A.

Duvar Kağıtları

Duvar Kağıtları

Güzel bir bardı. Özellikle mekanın duvar kaplamaları çok etkiledi beni. Sahnesi falan epeyce genişti üstelik. Ses sistemi de iyiydi. Ama yaptıkları bir hata, belki de bana hata olarak gelmiştir olayın normali budur, tüm büyüyü bozdu. Garsondan standardım olarak elmalı soda istedim. Gelen şey elmalı soda değildi. Bambaşka birşeydi. Daha sonra garsona sorduğumda anladım ki, garsonumuz elmalı sodayı şu şekilde hazırlamış: Elma suyu + soda 🙂 İçemedim tabiki. Garsona söyledim. O gayet anlayışla karşıladı ve adisyondan sildi sağolsun. Bu açıdan süper oldu bak.

Çalan Grubun Solisti

Çalan Grubun Solisti

Gittiğimiz gece sahne alan grup latin çalıyordu. Özellikle üflemeliler çok başarılıydı. Vokalistleri de hem kulağa hem de göze hitap eden çok hoş bir bayandı. Gece boyunca gerek hareketli gerek slow pek çok şey çaldılar. Comandante ile A Drinking Song‘u da çaldılar. En azından çaldıkları parçalardan benim bildiklerim bunlardı 🙂 Geceye Ozan Hoca ile Cemil’in çılgın dansları damgasını vurdu kanımca 🙂 Burçak Abla ile ben izlemeyi tercih ettik.

Mekanın iç hacmi epey geniş, bir o kadar da bahçesi vardı görebildiğim kadarıyla. Hesabı ben ödemediğimden fiyatları konusunda bir fikrim yok valla.

Her şeyiyle düşününce bu mekâna 10 üzerinden 9 veriyorum 🙂

Duvar Kağıdı :)

Duvar Kağıdı 🙂

İN KAFE:

Böyle üst katta bir yerdi. Adamlar bir binanın terasını komple kapatmışlar, o terası da kendi içinde parçalara bölmüşler. Barı oturduğumuz yerden görebiliyordum. Tabii biraverlerden taşan biraların nasıl “geri kazanıldığını” da 🙂 Gittiğimizde klasik müzik çalıyordu. Kalktığımızda yavaştan hard rock’a bağlamışlardı. Tarzlar arası geçişleri çok yumuşak yaptılar. Artık özellikle uğraştılar mı yoksa Winamp’ın suffle özelliği mi sağolsun 🙂 Mekanda her tarzdan insan vardı gittiğimizde.

Mekana birazdan eksi puan vereceğim. Bunun sebebi de garson! Mustafa Kemal, limonlu soda istedi. Garson geldi, “Ayıp olmasın diye votka bardağına koydum” dedi, güldü ve gitti! Ayıp olmasın mı? Bira içmemenin ayıp olduğunu bilmiyordum valla. Mustafa Kemal o sodadan içmedi. Ben de mangolu Ice Tea istedim. Bana da votka bardağı ile getirdi ama Allah’tan aynı muhabbeti yapmadı. Canım sıkıldı ne olursa olsun.

Bir de bir kötü olay daha var. Gece ilerleyen saatlerde heralde mekanın kapanma saati geldi, bunlar terasın üstünü kapattılar, müziği falan kapattılar. Resmen hadi kalkın artık oldu 🙂

Mekanın en güzel özelliği açık havadasınız. Gökyüzünü görebiliyorsunuz. Sigara dumanı o kadar rahatsız etmiyor. Ama dediğim gibi Evanescence t-shirt’i giymiş o garsonun “laubaliliği” mahvetti. Fiyatlar ortalama.

Bu mekana 10 üzerinden 6 veriyorum. Seveniniz varsa, kızmasın.

FİKRİM:

Sahne Alan Grup

Sahne Alan Grup

Güzel mekândı. Yalnız oturduğumuz mekânlar içerisinde oturma alanı en dar olan bu mekandı. Gittiğimizde sahnede olan grup türkülerimizden çalıyordu. Şunu itiraf etmeliyim ki müzik gerçekten tatmin ediciydi. Grupta vokalden ayrı olarak 2 kişinin daha farklı türkülerde vokal yapması çok hoş oldu. Ayrıca grubun basçısının bayan olması da ayrı bir güzeldi.

Mekanın kötü yanı basıklığından dolayı o gece orada içilen tüm sigaraları solumam oldu. Aklıma gelmişken, barın tuvaletinde şöyle bir yazı vardı;

Ardımızdan gelenler, parmaklıklardan değil, asma bahçelerinden gözleyecekler baharın gelişini

Tam böyle de olmayabilir. Buna yakın birşeydi. Fiyatları çok iyiydi. Haa, burada da aynı elmalı soda hatasına düştüm. Garson yine aynı şekilde hazırlamış. Bende rica ettim değiştirdi. Yerine limon soda içtim. Yalnız bu limon sodanın tadı mükemmeldi lan.

Grup sahneden indikten sonra bir süre daha teypten cansız müzik devam etti. Grubun vokalistini tebrik ettim. O da sağolsun samimiyetle ve içtenlikle teşekkür etti. En eğlendiğim mekan burası oldu. Şule, Mutlu, Cemil, Mustafa Kemal ve ben 🙂 Saat 03:00’te ayrıldık.

Bu mekâna da 10 üzerinden 8 verdim. O da tamamen mekanın basıklığı ve sıkışıklığıyla ilgili. Yoksa dediğim gibi burası en eğlendiğim yer oldu.

Yeniden Konur Sokak 5. ve 6. Gün

Sabah erken saatte bir önceki gün yemekte söz verdiğimiz için Ethem Hoca’nın yapacağı sunumu dinlemek üzere Mimarlar Odası’nda soluğu aldım. Bu sabah otelde kahvaltı yapmadım.

Ötekilerin Çevresi

Ötekilerin "Çevre"si

Ethem Torunoğlu bir çevre mühendisi. Kendisi bizim okulda yanlış hatırlamıyorsam “Çevre Politikaları” dersi vermiş birkaç dönem. Şu anda da Çankaya Belediyesi Sosyal Kültür İşler Müdürü olarak görev yapıyor. Çok değerli bir insan ve gayet alçak gönüllü. Sunumu, geçen aylarda katıldığım mühendislik etiği ve çevre konferansının üzerine çok iyi geldi. Sunumundan sonra “Ötekilerin ‘Çevre’si” isimli kitabını imzalayıp verdi.

Bugün genelde akşama oluşturacağımız paftalar hakkında çalışmalar yapmakla geçti. Akşama diyorum, zira gece sabahlamaya karar verdik.

Paftalarda kullanacağımız altlığı benim hazırlamama karar verdiler. Paftalar 2 metreye 80 cm boyutlarında olacaktı. Bende elimden geleni yaptım. Herkes beğendiğini söyledi.

Saat 6’dan sonra herkes birer ikişer terketmeye başladı mekânı. Evet artık saat 8 civarıydı ve biz yalnızdık 🙂 Şule, Serkan, Mutlu, İrem, Mustafa, Yeşim Hoca, Cemil, Duygu ve ben:) Sabah gün ışıyana kadar bol bol Photoshop ve Autocad kullandık, pafta hazırladık. Şule ile ortak çalıştık. Bu kızın gerçekte bu kadar mükemmel bir insan çıkması beni çok mutlu etti. Ayrıca Mutlu ile de çok iyi anlaştık. Haa, şunu ekleyeyim de haksızlık olmasın. Bize yanılmıyorsam saat

Hazırladığımız Paftalara Bir Örnek

Hazırladığımız Paftalara Bir Örnek

gece 1’e  kadar Burçak Abla, eşi Emin Abi ve Ozan Hoca’da eşlik etti. Bunlarla birlikte tüm ekip saat 24:00 civarı Sakarya Caddesi‘ne midye yemeye gittik. Çok özlemişim lan 🙂 Hepsi birbirinden iğrenç midye dolma, midye tava ve kokoreçleri afiyetle yedim. Ne güzeldi be 🙂 Daha sonra Mustafa Kemal’ler çiğköfte almaya gitti. O esnada bizde Şule ile çalışmaya devam ettik. Bize ait 2 paftayı saat 03:00 civarı bitirdik. Daha sonra diğerlerine yardım ettik. Sabah, sıçtın mavisini görünce dedik tamamdır. Sonra Cemil gitti. Biz de Youtube‘tan 80’lerden 90’lara uzanan bir pop kuşağı yaptık. Gülmekten yırtıldık 🙂 İşte izlediklerimizden birisi de bu şarkıydı. Yeşim Hoca’nın videosu daha elime ulaşmadı 🙂

Sabah 8’de kahvaltı için Cafe Taşfırın diye bir yere gittik Konur’da. Daha önce Merve ile de gitmiştik. Poğaça yedim ama nedense karnımda inanılmaz bir ağrısı vardı. Daha sonra Mimarlar Odası’na döndük. Orada biraz oturduk, diyordum ki uyuyakalmışım. Sonra baktım olacak gibi değil, dedim ben otele gidiyorum.

Saat 09:00’da otele gittim. Gittim ama benim oda arkadaşı Cemil, kapıyı açmıyor. Herif öyle bir uyumuş ki! Kapıyı açtırdım otel görevlilerine. Önce bir duş aldım. Ardından tam uyuyordum ki kuzenim aradı. Telefondan format attık bilgisayarına. Ben anlattım o yaptı. Daha sonra biraz uzanmıştım ki annem aradı. Anne! Kapattım, biraz uzandım. Gözlerim kapanmaya başlamıştı ki, bu sefer odadaki telefon çaldı. Aşağıda lobiden arıyorlar, rezervasyonunuzu uzatacak mısınız diye sorddular. Bende, Pazartesi çıkacağız, dedim. Adam teşekkür etti kapattı. Lan saate baktım saat 12:00. Allah kahretsin deyip gerisin geriye döndüm Konur Sokak’a. Bizimkiler Mülkiyeliler Lokali‘nde öğle yemeği yiyormuş. Orada adını bilmediğim bir makarnadan sipariş ettim. Güzeldi, ama o kadar da güzel değildi.

Yemekten sonra akşama kadar dünden hazırlanan paftalarda düzeltmeler yaptım. Öldüm 🙂 Daha sonra işimiz bitti. Biz de yemeğe galiba Papağan Kebap’a gittik.

Güzel Değil mi?

Güzel Değil mi?

Yanılıyor da olabilirim. Ama yok lan, oraya gittik. Orada bir karikatürist Mustafa Kemal’in karikatürünü çizdi. Benim adımı da “süslü yazıyla” yazdı, başım göğe erdi. Daha sonra akşama kadar değişik konumlarda çoğunlukla da Photoshop başında çalıştım. Akşam “İn Kafe” idi galiba öyle bir yere gittik. Oradan da bir türkü bara geçtik. Gece saat 3’te otele dönen ben değildim, hayır 🙂 Bu ben olamazdım. Lan nasıl dayandım o yorgunluğa inanamadım. Gerçi türkü barda bir ara baya heyecanlandım, belki ondan pilim şarj oldu 🙂

Barlarla ilgili detaylı yazımı başka bir başlı altında yazacağım.

Cidden buraya kadar sıkılmadan okuduysanız, helal olsun be 🙂