Tag Archives: Ozan Tügen

Pentagram – Akustik Plağım

akustik00

akustikcoverUzun zaman oldu yeni plak yazısı yazmayalı sevgili okur. Bu yazı da aslında epey gecikmiş bir yazı ama ancak zaman bulabildim. Evet, şu yazımda anlattığım İstanbul ziyaretimin en harika getirisi tüm grup üyelerinden imzalı bir Pentagram plağı ile Necrophagist‘in kült albümü Epitaph‘ın plağı oldu. Bu yazı Pentagram’ın kısa süre önce çıkardığı Akustik albümünün plak versiyonu için olacak.

Cihan‘la birlikte, plağı alıp köşeyi döndükten kısa süre sonra karşıma Mephisto Kitabevi çıktı. Birkaç kız ellerinde Pentagram Akustik albümünün CD’siyle birlikte konuşuyorlardı: “Çok bekledik ama beklediğimize değdi, tüm grup üyelerine imzalattık.” Konuşmalarına kulak kabartınca dayanamayıp sordum: “Burada bir etkinlik mi var?” Kız hiç duraksamadan devam etti: “Evet, Pentagram’ın imza günü var en üst katta.” Mephisto Kitabevi, üç katlı bir mekan sevgili okur. En üst katı kafe şeklinde kullanılıyormuş ve istan00grup üyeleri de buradaydı. Orta kata çıktığımda upuzun devam eden ve bir üst kata çıkan bir sıra gördüm. Cihan’la konuştuk, planımızı yaptık ve o ayrılıp başka bir mekana geçti. Ben de elimde plak olduğu halde beklemeye başladım. Aşağı yukarı bir saat kadar bekledikten sonra nihayet en üst kata çıktım. Nihayet elemanları görebildim. O an iyi ki beklemişim dedim. Çünkü, Eskişehir konserine katılamayan Demir Demirkan da oradaydı. Nihayet, grubun bu ortak çalışmasına yönelik en değerli materyali olan plağı, çalışmada yer alan müzisyenlerin tamamına imzalatabilecektim. Kısa bir süre sonra isteğime nihayet kavuşmuş ekibin ağa babaları Hakan Utangaç, Demir Demirkan ve Murat İlkan‘la ortak bir karede buluşmuştum.

istan99

Plağı anlatmadan önce, albümü müzikal olarak kısaca değerlendireyim önce. Pentagram’ın Mart ayında çıkardığı albüm, daha önce yayımlanan altı albümde yer alan en iyi parçaların (aslında en iyilerin tamamının değil) akustik yorumlarını içeriyor. Albümü bu denli kıymetli yapan şey ise eski grup elemanlarının da albüme ilk elden katkı vermiş olmalarıdır. Grubun şu anki vokali Gökalp‘in yanı sıra efsane Murat İlkan ve Ogün Sanlısoy‘un vokallerde; Demir Demirkan’ın ise gitarıyla gruba eşlik ediyor. Ayrıca ilk defa bir kadın vokal, Şebnem Ferah‘ın da Anatolia‘yı yorumlamasına şaşırıyoruz.

akustik01

Albümde toplam 11 parça bulunuyor. Çıkış parçası, klibi de çekilen Sonsuz oldu. Bu parça diskografideki akustik parçalardan birisiydi. Eski ve yeni grup elemanlarının katılımıyla yeniden yorumlanması, Demir Demirkan’ın soloyu atması ve söze Murat İlkan başladığında tüylerin diken diken olması sayesinde albümün tanıtımı çok başarılı oldu bence. TRT FM’de bile dinledim. Plaklara göre parça listesi şu şekilde:

A1          Apokalips 5:40
A2          Geçmişin Yükü 5:08
A3          Uzakta 4:48

B1           No One Wins The Fight 4:30
B2           Fly Forever 5:18
B3           Gündüz Gece 4:33

C1           Anatolia 4:36
C2           In Esîr Like An Eagle 5:43
C3           For The One Unchanging 5:31

D1          Give Me Something To Kill The Pain 5:04
D2          Sonsuz 5:44

Yukarıda da bahsettiğim üzere, albüm çıkalı üç ay oldu. Muhtemelen dinlediniz, duydunuz bir yerlerde. O yüzden parçaları tek tek değerlendirmeyeceğim. Favorilerim, akustik konseptine uyumlu olarak, In Esir Like An Eagle ve Sonsuz parçaları oldu. Albümde grup üyesi olmayan, ancak hemen her şarkıya yaptığı katkılarla teşekkürün belki de en büyüğünü hak eden adam, Ozan Tügen‘e buradan saygılar ve sevgiler.

akustik02

Evet, işin hikaye kısmı böyleydi. Şimdi gelelim plağın incelemesine. Pentagram’ın daha önce yayımladığı ve aynı zamanda ilk plağı da olan MMXII‘da yapılan hataların hiç biri bu üründe yapılmamış. Albümdeki hiç bir parça çıkartılmadan, çift plak olarak basılmış. MMXII’da üç parçanın çıkartıldığını fark edince başımıza kaynar sular dökülmüştü. Grup bu sefer bu hataya düşmemiş. Çift plak, doğal olarak bize gatefold yani açılır kapak akustik03olarak dönmüş ki bu da apayrı bir güzellik sevgili okur. Plak dediğin, tek plak olsa bile gatefold olmalı ve hatta bir de inner sleeve içermelidir. Bu albümde sleeve yok, ancak plakların zarfları var 🙂

Plaklar yurt dışında basıldığı için Türkiye’ye gelirken ambalajlanmış olarak geliyor. Dolayısıyla bandrol de bu ambalajın üzerinde oluyor. Benim tavsiyem plağın ambalajını açarken ceplerin olduğu taraftan hafifçe keserek açın böylece üzerinde bandrol ve bazen çeşitli etiketlerin de olduğu ambalajı atmadan katlayıp saklayabilirsiniz. Zira bandrol önemlidir. Şu an plaklarda korsan diye bir durum yok. Henüz o kadar popülerleşmedi. Ancak bu işin piyasasını fark edenler belki de yakın zamanda korsanına da girerler 😀

Albüm Sony Müzik‘ten çıkmış. İstanbul’daki meşhur Babajım Studios‘ta kaydedilip mikslenmiş. Albümdeki akustik havaya aldanmayın, konserde daha sertler. Açıkçası işimize gelen de bu zaten 🙂 Albüm için içimizde kalan tek ukde, konserde çalıp albüme koymadıkları This Too Will Pass. Ahh.

Reklamlar

29 Mart Eskişehir Pentagram Akustik

17545219_10150793627169975_1295992163512144504_o

– Merhaba, grupla görüşme imkanımız olabilir mi acaba?
– Pek sanmıyorum arkadaşlar.
– Ama biz çok seviyoruz, yani cidden seviyoruz. Başımıza da ne geldiyse bu yüzden geldi.
– Hımm, o zaman siz üçünüz buyurun.

Bu blogda daha önce pek çok defa Pentagram’ı okudun sevgili okur. Hatta Pentagram’a ait konser değerlendirmesi bile okudun. Ama ilk defa bu kadar büyük bir mutlulukla yazıyorum Pentagram’ı.

Sevgili okur, 29 Mart 2017 gecesi tüm dertleri üç beş saatliğine unutup kendimizi dünyanın tek gerçek güzelliği olan müziğin kollarına bıraktık. Çok sevdiğimiz Pentagram, kuruluşunun 30. yılına özel olarak yayımladığı “AKUSTİK” albümü ve akustik turnesiyle ülkeyi dolaşmaya başladı. İzmir, Ankara ve İstanbul’dan sonra sıra Eskişehir’deydi. Bu albümü ve turneleri, normal bir Pentagram konserinden ve albümünden bir adım öne geçiren şey kadroda gruba emek vermiş eski grup elemanları olan Demir Demirkan, Ogün Sanlısoy ve The Magnificent Murat İlkan’ın da bulunmasıdır. İşte biz de Eskişehir’de, Pentagram akustik konseri haberini öğrendiğimizde, ilk çığlığımızı Demir Demirkan’ı Pentagram’la sahnede izleme ihtimali için atmıştık Alper’le. Demir Demirkan’ın Eskişehir konserinde sahne almayacağı netleşti gerçi sonradan, ama bu durum bizim bir an için bile tereddüt etmemize yol açmadı. Öyle ya, Ogün Sanlısoy, Gökalp Ergen ve kişisel olarak da hayranı olduğumuz Murat İlkan’ı aynı sahnede bir daha izleme şansımız olmayacaktı.

01

Alper sağ olsun biletleri aldı. Ben de yeni yayımlanan akustik albümü aldım. Hali hazırda arşivimde yer alan diğer albümlerle çantamı doldurdum ve 29 Mart akşamı evden çıktım. Konser, 222 Park’ta yapılacaktı. Ahh, bu mekanda ne güzel anılarımız vardı sevgili okur. Düzenlediğimiz ve katıldığımız onlarca etkinlik geldi yol boyunca aklıma. Özgür Abi‘nin kulaklarını çınlattım.

Saat 20.00’de önce Koray’la buluştuk. Birlikte mekana geçerek kuyruğa girip kapı açılışını beklemeye başladık. Daha sonra Alper ve Mustafa da koşarak geldiler. Kapı açıldı ve içeri girdik. Düşün, öyle heyecanlıyız ki daha performansa 1,5 saat var ve biz içeride bekliyoruz. İçeride okuldan arkadaşımız olan diğer bir Mustafa’yla karşılaştık. O kadar saat aynı yerde ayrılmadan bekledim lan. Bizimkilerle muhabbet ede ede geçti zaman. Düşün hepsi en az birer kere dışarı çıktı. Ama ben çıkmadım ben, Yaşar Usta.

Dersime iyi çalışmıştım ve grubun daha önce verdiği üç konserin de incelemelerini okumuştum. Çalacakları parçaları ve sıralamayı aşağı yukarı biliyordum. Tam da beklediğim gibi başladı konser. Grup tam vaktinde sahnede yerlerini aldılar. Saydığım isimlere ilave olarak gruba sahnede Ozan Tügen de eşlik etti ki, kimse kusura bakmasın, kapasite olarak en iyi oydu diyebilirim. Ama orada gerçek bir yıldız vardı ve herkes kim olduğunu biliyordu.

02

Önce grubun Eskişehir konseri çalma listesini vereyim:

  1. Apokalips
  2. Lions In A Cage
  3. Fly Forever
  4. Şeytan Bunun Neresinde
  5. Uzakta
  6. No One Wins The Fight
  7. For The One Unchanging
  8. Gündüz Gece
  9. Geçmişin Yükü
  10. 1000s In The Eastland
  11. Anatolia
  12. In Esir Like An Eagle
  13. Doğmadan Önce
  14. Give Me Something To Kill The Pain
  15. Dark Is The Sunlight
  16. This Too Will Pass
  17. Bir
  18. Sonsuz
  19. Bir
  20. Gündüz Gece

03

Evet, tam yirmi şarkı çaldılar! Sonsuz’u çaldıktan sonra seyircinin ısrarı üzerine yine Bir’i çaldılar ve ardından Gündüz Gece’yi de eklediler. Ancak bizi bitiren olay “This Too Will Pass” olmuştu. Alper’le birlikte en sevdiğimiz Pentagram şarkısıdır This Too Will Pass. (Gerçi bazen de Lions In A Cage oluyor.) Daha önceki akustik konserlerinde çalınmamıştı. Albümde de yoktu zaten. Grubun Eskişehir’de ilk defa bu şarkıyı çalmaları ,bizim için gecenin Top 3 anından ilki olmuştu. Şarkıyı duymaya başlayınca kendimi kaybedip zıplamaya başladım. Enteresandır.

Yazı bir konser hakkında olduğu için, yirmi parçanın her birine ayrı ayrı yorum yazmak mümkün değil. O yüzden olayın tamamıyla ilgili özet halinde, değerlendirmeler yapacağım. Belki de hayranı olduğumuz için bilmiyorum, bana göre Murat İlkan gecenin yıldızı oldu. Ozan Tügen’i de unutmuyorum. Gecenin şaşırtan ismi ise Gökalp Ergen oldu. Pentagram’ın daha önceki Eskişehir konserinde hastaydı ve konserde kendisi de bunu dile getirmişti. Bu seferki akustik konserde inanılmaz işler yaptı. Mest olduk. Lions In A Cage’in aralarında “fifty years behind a wall” kısımlarını bu ülkede söyleyebilecek üç kişiden biri olduğunu gösterdi. Hem çaldı hem söyledi. Çalmak söylemek derken, bazı anlarda sahne dört tane akustik gitar oldu. Üç kişi ritim çaldı, bir kişi solo attı. Soloları Metin Türkcan, Hakan Utangaç ve Ozan Tügen değişmeli olarak çaldılar. Hakan Utangaç her solo attığında kalabalık çılgına döndü. Hakan abi, Ogün Sanlısoy’la birlikteki sahnede en karizma duran kişiydi. Haa, bir de Gündüz Gece’de Ozan Tügen’in cura solosuyla Tarkan Gözübüyük’ün bass solosu epey alkış aldı. Bu arada yine bak konusu açıldı. Ozan Tügen gece boyunca gruba back vokal, piyano, cura, ritim ve solo gitarda eşlik etti. Adam!

Gündüz gece! #PentagramAkustik #pentagram #mezarkabul

Gündüz gece! #PentagramAkustik #pentagram #mezarkabul

Üç vokalist de ağırlıklı olarak kendi dönemlerinde yazılan şarkıları seslendirdiler. Cenk Ünnü hariç herkes back vokallere katkı sağladı. Her şey çok güzeldi lan. Murat İlkan’ın şarkılara tıpkı bizim gibi “tadına bakılacak tatlar” olarak yaklaşması bizi mest etti. “Hadi şimdi şöyle güzel bir Anatolia yapalım mı?” ya da “En nefis parçalardan olan In Esir Like An Eagle” gibi anonsları duydukça Alper sırıttı durdu. Bir ara Mustafa kayboldu yanımızdan, sonra yanında kız arkadaşıyla döndü.

Unutmadan, bizim için gecedeki bir diğer kahraman da Tuğba’dan emanet aldığı iPhone 7 ile konserdeki en süper şarkıları kaydeden Koray gardaşımız oldu. Önümüzdeki iki Suriyeli ise konseri izlemekten çok canlı yayımlamayı tercih ettiler. Gerçi bunu yapan çok kişi varmış Alper söyledi. Salonda kaç kişi vardı emin değilim ama iki tane öküz vardı ki bunlar kapalı alanda, hınca hınç dolu salonda sigara içmekten hiç utanmadılar.

Gece yarısı geçti, tahminim saat 00.30 civarında iş bitti. O anda grubun fotoğraflarını çeken kişi dikkatimi çekti. “Lan dedim bu Levan!” Sabhankra’nın da fotoğraflarını çeken kişi. İstanbul’da tanışmak istiyordum ama şansa bak, Eskişehir’de tanıştık. Bu arada konser boyunca, salonun sağ tarafında kule arkasında grubu izleyen Janset’i de fark ettik. Bilmeyenler için, Janset büyük bir Pentagram hayranıdır.

Sahne bitip de grup kulise geçtiğinde biz de hemen kulisin kapısına seğirttik. Kapıda mekânın görevlileri soru sormaya bile imkan vermeyen bir açıyla bekliyorlardı. Neden sonra kapıda bir kadın belirdi. Boynunda asılı “ALL ACCESS” kartını görüp kıskandım. Neyse, yazının o en başında okuduğun diyalog vardı ya, işte bu aşamada o diyalogu yaşadık ve bam bam bam! İçerideyiz. İşte bu da gecenin Top 3 anlarından ikincisi olmuştu. Yukarı çıktık ve abilerimizi dinlenirken yakaladık. Çantama doldurduğum ne kadar albüm varsa döktüm önlerine. O dakikadan sonrası Allah Allah! Koray bir yandan, Alper bir yandan, ben diğer yandan albümleri imzalatmaya başladık. Çok kral adamlar, en ufak tepki göstermeden, aksine büyük bir sevecenlikle albümlerimizi imzalamaya başladılar. Şu an grubun aktif kadrosunda benim en sevdiğim adam Hakan Utangaç mesela. Ona “This Too Will Pass” parçasını sordum. Kim yazdı bunu, dedim. Tarkan abi’yle ikisinin şarkısıymış. Dedim, “Unspoken” bizim en sevdiğimiz albüm. Aaa, onun yeri çok ayrı tabi, dedi. Muhtemelen o da en çok Unspoken’ı seviyor 🙂

06

alper07

En son Murat İlkan’ın yanına gittik. Bundan birkaç ay önce Murat İlkan, Metin Türkcan’la birlikte yine bir akustik projeyle birlikte Eskişehir’de sahne almıştı. O konserde kendisine eşi Alper İlkan ile Melisa Uzunarslan da eşlik ediyordu. O konserden önce Murat İlkan’a ve Metin Türkcan’a kendi solo albümlerini imzalatmıştık. “Murat abi bizi hatırladın mı Eskişehir konserinden?” diye sorduk. Baktı “Tamam ya hatırladım” dedi. “Abi o konserde eksik kalan albümler vardı imzalamadığın, onları da şimdi imzalatalım”. Murat Abi bizi kahkahalara boğan ve gecenin Top 3 anlarının sonuncusunu yaşatan o cevabı verdi: “Ooo lan Mesut, aştın sende kendini haa”. Sonra sağ olsun albümlerimizi isimlerimize imzaladı. Alper’in albümü de imzalarken yine bombayı patlattı: “Alper de en sevdiğim isimdir!

010

Kasetler hariç hepsi imzalıdır.

Şimdi bunları sana anlatıyorum sevgili okur. Belki saçma geliyor, belki komik geliyor. Ama inan ben aylar sonra geriye dönüp bunları okuduğumda o anki coşkuyu tekrar yaşıyorum. Samimi olarak yazıyorum.

Saat 01.00’i çoktan geçmişti. Az önce bizi içeri alan hanım efendiyle göz göze gelince artık kulisten çıkalım dedik. O da bizi arşivimiz için tebrik etti. Çıkarken Levan’la Savaş Abi’ye selam gönderdim. İletir herhalde.

Daha nice Pentagramlara diyorum ve yazıyı burada bitiriyorum. Fotoğrafları Koray çekti. Video da Instagramdan. Sevgiyle kal sevgili okur.

Lions in a cage. #pentagramakustik2017 @pentagramofficial #muratilkan #222park

A post shared by Mesut Proofhead Çiftçi (@proofhead) on

Teşekkürler Eskişehir! #PentagramAkustik #pentagram #mezarkabul

Pentagram – MMXII

IMF601Pentagram geçtiğimiz günlerde 5. stüdyo albümü olan MMXII (2012)’yi piyasaya sürdü sevgili okur. Grubun bu albümden bir önceki albümü 2002 yılında çıkardığı Bir albümü idi. 2008 yılında çıkardıkları konser dvdsini hesaba katmadan, aradan geçen 10 yılda öyle ya da böyle Pentagram’ın yeni şarkıları çok beklendi. Dolayısı ile albüm çıkar çıkmaz “10 yıllık hasret sona erdi” teması işlendi.

Oysa ki grup, bu albümün ancak son iki yıldır üzerinde çalışılan bir albüm olduğunu dile getiriyor. Efsane vokalleri Murat İlkan‘ın rahatsızlığı sonrasında grubu bırakacağını açıklaması üzerine yeni vokal arayışlarına giriyor ve albüm yapıyorlar.

IMF602Evet, Pentagram’ın bu albümünde belki de herkesin öncelikli olarak merak ettiği şey yeni vokalin gruba nasıl bir getirisi olacağı idi. Kimilerine göre Pentagram artık bitmişti, dinlemeye gerek yoktu. Kimilerine göre de yeni vokalist Gökalp Ergen yanlış bir seçimdi. Albüm yorumuyla ilgili söyleyeceğim ilk şey de bununla alakalı olacak. Bence Gökalp Ergen, yerinde bir seçim olmuş. Hem sesinin güzelliği hem de Murat İlkan’ın ses rengine çok benzemesi sebebiyle ben açıkçası yeni albümü dinlerken hiç yabancılık yaşamadım.

10 parçalık albümün açılış parçası Sand olarak belirlenmiş. Nasıl başlarsan öyle gider, genellemesine de uymuş albüm. Yani yapı olarak tipik bir Pentagram parçası seçilmiş ve albümünün devamının da ne ayarda olacağı sezdirilmiş. Sand parçasında vokaller başarılı bana göre. Ana riff de gayet akılda kalıcı ve güzel, ancak solosu çok kötü. O meşhur Pentagram sololarıyla uzaktan yakından alakası yok. Sanki ilgili kısımdaki boşluğu doldurmak için yazılmış gibi.

İkinci parça Now and Nevermore, Pentagram’la bütünleştirdiğim o ney sesini yeniden duymamı sağladı. Etkileyici bir girişi ve melodisi var. Bu parçayı ilk defa dinleyen ve grubun vokalini değiştirdiğinden habersiz olan kimseler hiçbir farklılık göremeyeceklerdir klasik Pentagram’dan. Evet, albümdeki en Pentagram parça bu olmuş. Sözleri de gayet başarılı. Parça kapandıktan sonra kulaklarınızda kalıyor melodi. Solosu da bir önceki parçaya ve hatta albümdeki pek çok şarkıya göre çok daha iyi.

Bir sonraki parça Geçmişin Yükü, albümün ilk klip parçası olarak karşımıza çıkıyor. Türkçe sözlü bu parçada heavy metal havasından ziyade bir rock parçası havası var. Ben burada grubun dinlenilirliğini arttırmak adına böyle bir parça yaptığını düşünüyorum. Parça kötü mü? Hayır. Ama kemik fanlar belki de grubun müziği yumuşamış diye tepki gösterebilirler. Parçanın klibi de en az parça kadar ilgi çekici. Zira yine yukarıda dediğim sebepten dolayı klipte grubun yakın çevresinden pek çok eşine dostuna rastlıyoruz. Klibi Ketche çekmiş. Elbetteki bu isimlerin pek çoğu ülkemizin bilinen simaları. Bu kliple ilgili ayrı bir yazı hazırlayacağım. (Not: Hazırladım.)

Dördüncü ve albümün geneline oranla en sert parça Beyond Insanity adıyla karşımıza çıkıyor. Bence bir sonraki klip de bu şarkıya çekilmelidir. Belki siz farklı düşünebilirsiniz ama bu parçanın vokal, davul ve ritim gitarlarını başarılı buldum. Çok başarılı bir heavy metal şarkısı olmuş. Pentagram ritim gitarlarıyla ilgili ekşi sözlük‘te mi nerede bir yerde bir yazı okumuştum: Ritim gitarların bu denli ön plana çıktığı başka bir popüler metal grubu yoktur, diye. Hakikaten doğru, demiştim o zaman. Bu parçada da yine sönük bir solo var. Ritmin altında ezilmiş hatta. Kulaklıkla dinlerken ritmi daha çok duyuyorum.

Albümdeki en iyi girişe sahip parça, Doğmadan Önce, aynı zamanda albümdeki üç Türkçe parçadan ikincisi. Türkçe parçalar içinde de bana göre en iyisi ve en serti. Konserleri nasıl olur nasıl geçer bilmiyorum ama bu parçada epey kişinin eşlik edeceğini kestirebiliyorum. Sözleri çok iyi yazılmış bu arada. Türkçe söz yazılmıyor diyenlere de bir cevap niteliğinde kanımca. Vasatın biraz üzerinde olmuş solosu, o açıdan iyi haber diyebilirim.

“Duvarlar örülmüş üstüne, öldürmüşler seni doğmadan önce…”

Wasteland, albüm çıkmadan önce yayımlanan bir parçaydı. Çekinmeye kıvırmaya gerek yok. Parçanın başlangıç kısmı Black Tooth‘un Iron Clad‘iyle aynı olmuş. Iron Clad’in ilk çıktığı demo versiyonuyla aynı. Haa, parçanın devamı bambaşka bir çizgide ileriliyor o ayrı. Albümün yine en sert parçalarından birisi. En başında duyduğumuz postal seslerinden sonra oturup parçanın sözleri üzerinde de düşünmeden edemiyor insan. Konserlerin en gaz parçası da bu olacak kanımca.

“It’s time to rise, depopulation, flies, death and decay…”

It’s Dawn Again albümdeki 7. parça. Ben bu parçayı sevemedim. Karamsar Pentagram parçalarından birisi olmuş.

Disturbing The Peace, kendi çapında gaz bir girişle geliyor adamın adamın kulağına. Davul olarak falan hoşuma gitti. Bir tek bu parçanın solosu aklımda kaldı garip bir şekilde. Bu parça da tıpkı Wasteland gibi konserlerde epey can yakar gibime geliyor.

Dokuzuncu parça Uzakta tam bir alternatif rock parçası! Dorian falan yapsaydı hakikaten mükemmel olurdu. Albümdeki üç Türkçe parçadan en piyasa olanı. Dağlaaar, dağlaaaar nakaratı ile kemik fanları epey kızdırmış olsa da gruba pek çok yeni fan kazandıracak bir parça.

Son parça Apokalips kapanış için yerinde bir seçim olmuş bence. Şarkı ortalama ayarda bir parça. Albümde süre olarak en uzun parça, altı buçuk dakikaya yakın. Parça back vokalleri ve parça sonuna doğru aniden değişen yapısı ile eski albümlere şöyle bir selam çakmış. Solo yine vasat, yine akılda kalmıyor, yine efsane olmaktan çok uzak. Ama tam beşinci dakikada öyle bir kısım başlıyor ki… Albüm çıkmadan önce yayımlanan teaser videosunda da bu kısım vardı. (Ekleme: Apokalips’in klibi de çekildi.)

Evet, buraya kadar ki yorumlarımdan anlayabildiğiniz üzere ben kendi adıma albümü ortalama buldum. Ancak yakın çevremdeki dostlarım ne düşünüyorlar onu da bilmek istedim ve onlara albüm hakkındaki düşüncelerini sordum.

alper 1anilburakendersuha

Albümün kapak tasarımı, tasarımda esas alınan konsept, fotoğraflar vs çok çok iyi olmuş. Konsept olarak birkaç gün önce şu yazımda yazdığım Steampunk akımı seçilmiş. Albüm standart cd kutusu bir kartonet içine konulmuş olarak geliyor. 24 sayfalı bir kitapçık çıkıyor içinden. Fotoroman tadındaki bu kitapçıkta bir hikaye anlatılıyor. Fotoğraflardaki oyuncu Lions In A Cage gibi bazı Pentagram klasiklerinin söz yazarı ve bu albümde de Now and Nevermore, It’s Dawn Again ve Apokalips şarkılarının sözlerine katkı sağlayan Turgut Berkes.

IMF603IMF604

Beyond Insanity ve Apokalips’te Kerem Özyeğen‘in back vokallere katkısı var. Kerem Özyeğen, İlhan Barutçu ve Ozan Tügen albümün konuk müzisyenleri olarak yer almışlar. Albümün kitapçığının en arka sayfasında yer alan isimlere baktığımızda Türk rock müziğine çok ciddi anlamda yön veren kişileri görebiliyoruz.

album 1

Albümle ilgili tek can sıkıcı durum albümün fiyatı. 10 parçadan oluşan bir albümü 17.5 liraya satıp Pentagram’ı uzun süredir bekleyen insanların bu bekleyişlerinden faydalanmak isteyen Sony Music‘i kınıyorum. Albümün yanında en azından bir dvd verilse hem fanlar için daha anlamlı olurdu hem de eminim ki albümün satışı artardı.

Grubun genel anlamdaki duruşunu bu albümde vokalin değişmesi ve uzun süren bir aradan dolayı bir nebze yumuşamış, belki de daha piyasalaşmış olarak bulabilirsiniz. Ben de bu fikre kısmen de olsa katılıyorum. Albümün bence gerçek başarısı eylül ayındaki turnelerde belli olacak.

Olay Koleksiyoncusu

Vize haftası bitmedi ancak yazacak epey şey birikti, onları birer ikişer cümle ile yazayım dedim.

:: Temel İşlemler’den çuvaladım: 35-40 beklediğim ilk vizeden 20 almışım. İkinci vizesi zaten berbattı. Eğer finalde bir mucize yaratmazsam kalırım gibi geliyor. Ama yalnız değilim lan 🙂

:: Süpriz Ata Oynamak: Şimdiye kadar geçen vizelerin Temel İşlemler hariç hepsi aynı derecede geçti. Bı sınavların sonuçlarını cidden merak ediyorum. Ya hepsi çok iyi gelecek, ya da hepsi batacak.

:: Hayal Kahvesi’nin Sömürücü Organizasyonu: Kardeşimin grubu bu hafta sonu Hayal Kahvesi’nde beş kuruş para vs. almadan sahneye çıkıyor. Bu çocukların her birine tanesi 5 liradan onar bilet vermişler satın diye. Eğer satamazlarsa da satamadıkları biletlerin paraları ceplerinden çıkacak! Yuh! Organizatöre ve Hayal Kahvesi’ne insanları resmen sömürdükleri, emeklerinin ve heveslerinin içine ettikleri ve böyle ucuz ve basit organizasyonlar yaptıkları için teşekkür ederim! Aynı Hayal Kahvesi’nin bir başka ayıbı için burayı okuyun.

Benim Adım Orman

:: Şebnem Ferah’ın Yeni Albümü: Benim Adım Orman, Şebnem Ferah’ın yeni albümü oluyor. Can Kırıkları albümünden sonra Şebnem giderek gazı arttırır diye düşünmeye başlamıştım. Bu albümün ilk şarkısı Merhaba‘yı dinleyince tamam dedim oldu işte. Ancak diğer şarkıları da dinleyince bu albümün de diğer Şebnem Ferah albümleriyle aynı sertlikte, aynı dozajda ve aynı tatta olduğunu anladım. Yalnız Ozan Tügen‘e ve Aykan İlkan‘a helal olsun. Adamlar epey ön plana çıkmışlar bu sefer. Altyapılar mükemmel 🙂 Albümün kapağını da beğendim lan ben. Ama dediğim gibi Şebnem yine aynı Şebnem, tekrar olmuş biraz 🙂

:: Hafta Sonu Etkilikleri: Lord Of The Rings Extended + Projeksiyon + Duvar = 12 saat!

Facebook

:: Facebook Temizliği: Facebook’um giderek çöplüğe benzemeye başladığı için önceden eklediğim ya da beni eklemiş olan ama sonradan tartıştığım, canımı sıkan, ne mal olduğunu anladığım, ne mal olduğunu anlayamadığım, çakma olduğunu belli eden kişileri sileceğim. Eğer siz benim bu yazdıklarımdan birine dahil olduğumu düşünüyorsanız siz benden önce davranın 🙂 Ancak bunu yapmama rağmen kimseye küsmeyeceğim, valla bak.

:: Eskirock Radyo: Volkan’ın yoğun emekleri ve çabaları sonucunda uzun süredir planını yaptığımız Eskişehir Rock Topluluğu Radyosu ‘EskiRock Radyo’nun altyapısını kurduk. Dün de denemesini yaptık. Radyoda ilk çaldığımız şarkı ne oldu? Sabhankra‘dan Sorrowland tabiki! Çok mutluyum lan. Yakında başlıyoruz yayınlarımıza, blogu takip edin.

:: Müzik Yapmak: Lan sınavdı, ödevdi bir türlü elime baget alıp çalışmadım. Bu hafta sonu japon asıllı gitaristimle bir buluşmam var 🙂 Alper’e sevgilerle 🙂

:: Koray Çok Mutlu: Daha mutlu olur inşallah.