Tag Archives: Özlem Hoca

Eskişehir Teknik Üniv. Mühendislik Fak. Proje Yarışması

19fuar01Geride bıraktığımız hafta salı günü çok özel ve çok güzel bir gündü benim için. 2006 yılından beri öğrencisi olmaktan gurur duyduğum okulumun ve fakültemin, 2019 yılı Mezuniyet Proje Fuarı ve Yarışması‘nda Çevre Mühendisliği Bölümü Jüri Üyesi oldum. Özlem Hoca‘mın davetiyle katıldığım etkinlikte uzun süredir görmediğim pek çok dostumla  ve hocamla muhabbet etme şansım oldu.

19fuar05.jpgSaat 10.00 civarı Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nde yer alan Eskişehir Sanayi Odası’na ait fuar alanına geldik. Yıllar önce, bizim mezuniyetimizde de benzer bir poster sunumu ve yarışması olmuştu. Bir günü kendi fakültemizde, diğer gün ise yine aynı adreste, Sanayi Odası’nda yapmıştık. Gerçekten dolu dolu geçmişti. Fakültede mezun olan tüm arkadaşımlarım ve tüm hocalarımız oradaydı. Erdem Hoca‘mın bana ve Alper‘e takılmasını bile hala anlatırız. Ahh ahh, ne güzel zamanlardı be.

Fuar alanına geldikten sonra bir süre rektör hocamızın gelmesini bekledik. Bu esnada fakülteden eski dostlarımla, hocalarımla ve Mukadder annemizle biraz sohbet ettim. Daha sonra dekanımız ve rektör hocamızın konuşmalarıyla Proje Fuarı’nın açılışı yapıldı.

19fuar04

Rektörümüz Prof. Dr. Tuncay DÖĞEROĞLU

Jüri üyesi olarak görevim çok basitti: Bölümümüzden bu yıl mezun olacak arkadaşlarımızın posterlerini inceleyip bitirme projelerini dinlemek ve bazı kriterlere göre bu çalışmalara puan vermek. Diğer jüri üyesi olarak yakın arkadaşım Ongun‘u davet etmişlerdi. Bir diğer akademisyen jüri üyemizi ise hiç tanımıyordum. Yaklaşık iki saatte toplam 10 farklı projeyi ve posteri değerlendirdim. Yeni mezun olacak arkadaşlarımızla tanıştım. Yalnız, bizim dönemimizde en az 20-25 poster vardı. Bu sene bu kadar az poster olması beni epey hayal kırıklığına uğrattı.

Ongun’la beraber değerlendirmelerimizi yapıp puanlarımızı verdik. Sonra Ongun’un iş ortağı, benim de arkadaşım Tacettin ve kısa süre önce bölüm başkanı yardımcısı olan arkadaşımız Alp‘le birlikte epey bir muhabbet ettik. Tüm bölümlerde puanlamalar bittikten sonra, Eskişehir Valisi de etkinliğin yapıldığı alana geldi. Vali de gelince tüm öğrenciler ve hocalarla birlikte üst kattaki toplantı salonuna geçtik. Burada projeleri dereceye giren öğrencilere birer hediyeleri verilecekti.

19fuar02

Okulumuzun büyük bir incelikle, eserleri değerlendiren jüriler için de birer teşekkür belgesi vereceğini duyunca pek bir mutlu olduk. Alfabetik avantajımızı kullanarak, Bilgisayar Mühendisliği’nden sonra kürsüye biz çıktık. Diğer jüri üyesi ortalıkta olmadığından, Ongun’la birlikte çıktık sahneye. Tıpkı Alp gibi, kısa süre önce yeni bölüm başkanımız olan Eftade Hoca‘mız verdi teşekkür belgelerimizi sağ olsun. Daha sonra ilk üçe giren projelerin sahiplerini ve birinci olan projenin danışmanı olan Serdar Hoca‘mı 19fuar03davet ettiler sahneye. Serdar Hoca’mın öğrencisi, yaptığı projeyle bu yılın birincisi oldu. Gezerken çalışma yöntemini çok beğendiğim “Bor Giderimi Projesi” de üçüncü oldu yanlış hatırlamıyorsam.

Birinci öğrencilere verilen döküm tavalardan çok Serdar Hoca’ma verdikleri porselen megafon ilgimi çekti 🙂 Sonrasında biraz konuştuk ki Serdar Hoca’mın da “dikkatini” çekmiş.

Sizi bilmiyorum ama ben seviyorum sevgili okur. Okulumu seviyorum. Bazıları gülüyor, bazıları deli diyor, bazıları ise sinir oluyor. Buna rağmen ben seviyorum. Hep seveceğim. Çok yaşa sen!

İtalyan Yemekleri Üzerine Bir Yazı – 1

İtalya’ya gelmeden önce başta Akif Hoca olmak üzere pek çok kişiden İtalyan mutfağına dair övgülü sözler duymuştum. Aynı şekilde başta Özlem Hoca olmak üzere az sayıdaki kişiyle de konuşunca tamamen tırt bir mutfak olduğuna dair fikirler edinmiştim. İtalya’da kaldığım sürece yiyip içtiklerimi not tutacağım ve elimden geldiğince sizi fikir sahibi yapmaya çalışacağım.

İlk gün otele yerleştikten sonra açlık epey bastırdı. Dışarı çıktım amacım bir büfe, bir market vs bulmaktı. Önce bir büfe benzeri ama sadece gazete ve su satan bir yerden su aldım. Lan su istedim herif bana asidi kaçmış maden suyu gibi bir su verdi. Yani açınca tısladı falan. Meğer bu sofra suyu ile kaynak suyu ayırımı burada çok ciddi imiş. Her neyse, önce birkaç restoran yazan yerin fiyat tabelalarına baktım. Bunların kalın olacakları belliydi. En azından ilk günden gerek yok dedim. Sonra yemişken iyi bir yerde yerim diyerek buraları pas geçtim. Bir de sıkıntım: Pancet. Yani domuz. Bizdeki ekmek arası döner olayı gibi burada da salam veriyorlar. Adamın birine yaklaştım “Is it pork or kind of it?” dedim. Bana supreno, probobilo gibi bir şeyler söyledi. Sonra “Pancet” dedim. Aahh, si si dedi. Ben de hadi si ordan dedim 🙂 Demedim lan şaka yaptım, ayıp olur.

Bana bunu kim söylemişti bilmiyorum ama birisi bir zamanlar “McDonald’s, Burger King falan olmasa inan Asya’da, Avrupa’da aç kalırsın” demişti. Hakikaten doğruymuş. Sonuç olarak bu hayvandan iğreniyorum.

Her neyse, gittim Mc Donald’s’tan Big King Menü yedim. Fiyatı 6.90 Euro. Yalnız burada bu herifler her şeye para alıyor. Ketçap ve mayonez her biri 0,20 Euro. Tadı da bildiğin Mc Donald’s.

İlk yemeğimi böylece yedikten sonra Luisa’nın gün içerisinde bana o inanılmaz İtalyan aksanlı İngilizcesi ile söylediği saat olan 20.00’de aşağı indim. Dediğim gibi aksandan dolayı sadece saat 20.00 ve lobiyi anlayabildim. Ne olacak acaba, diye aşağı indiğimde katılımcıların bazıları da gelmişti. Hemen mutfağa geçtik ve akşam yemeği faslı başladı. Hâlbuki daha birkaç saat önce hamburger yemiştim ben. Neyse.

Önce pasta diyerekten önümüze bir tür domates soslu makarnayı getirdiler. Masada rendelenmiş peynir duruyordu tıpkı tuz gibiydi. Makarnayı önce bu peyniri dökmeden yedim, tadı güzeldi. Ama peyniri dökünce tadı acayip bozuldu. Doğru dürüst yiyemedim. Makarna faslı bitince bu sefer deniz ürünleri faslı başladı.

Marul ile Arapların “Reyhaaan” dedikleri bir şeyi salata yapıp getirdiler. Ben bir şey diyemeden hemen bir tanesi zeytinyağı ile sirkeyi döktü üzerine. Tadına baktım, fena değildi. Daha sonra sofraya kalamar, bir tür balık (sapsarı), ıstakoz, karides’ten oluşan kocaman bir tabak geldi önümüze. Bunların hiçbirini ne yalan söyleyeyim yememiştim daha önce. Her birinden önce limonsuz, sonra da limonlayarak tattım. Kalamar limonsuz güzeldi. Limonla daha da güzel oldu. O sapsarı balık limonsuz iğrenç tattı. Tadını şöyle tarif edebilirim, nalburdan şu küçük çivilerden, yeni olanlarından, bir avuç alıp ağzınıza atın. Alacağınız metalik tat muhtemelen bu balığınki ile aynı olacaktır. Limon dökünce de aynı tadın limonlusunu alacaksınız. Daha sonra karidesi tattım. Tadı ilk başta kötü gelmedi.  Sonradan bunu da sevemedim. Iskatozdan da bir parça aldım. Bu da sarmadı. Bunun tadı güzeldi gerçi ama yemesi zahmetliydi.

Yanımda Filistinli bir profesör vardı. Adam o az önce bahsettiğim koca tabağın neredeyse tamamını yedi. Bu arada şu ana kadar gördüğüm katılımcıların tamamı Müslüman ülkelerden geliyor. Acayip seçiciler. Sürekli “halal, halal?” diye soruyorlar.

İkinci günün sabahında “kahvaltı” dedikleri olay için aşağı indim otelin salonuna. Yiyim böyle kahvaltıyı sevgili okur. Etimek’i, bildiğimiz Etimek’i alıyorlar, üzerine tereyağı ile reçel sürüp yiyorlar. Aha kahvaltı. Dolayısı ile yalan oldu bu da.

Öğle yemeğinden önce kahve arasında o ana kadar İtalya’da yediğim en lezzetli şeyleri yedim. Bizdeki eklerin karşılığı olan bu küçük pastacıkların üzerine bir şekilde mandalina, limon ve ananas monte etmişler. Çok başarılı idi. Bu arada bu konuyu birkaç sene önce Yusuf Hoca ile konuşmuştuk. Burada adam gibi içme suyu yok lan. Yani suları gazları. Gazsız olanların da tadı bir yumuşak içilemiyor. Bizde sular “natural spring water”, oysa bunlarda “natural mineral water”. Bizdeki sulara sadece fiziksel arıtma yaptığımızı, kimyasal bir şey eklemediğimizi anlattım.

pazartesi öğle yemeği

Öğle yemeğini iple çekiyordum. Önüme şöyle güzel bir İtalyan yemeği koyarlar diye umut ediyordum. Ama yine olmadı. Yani bu İtalyanlar’ın muhtemelen pizza hariç tüm yemekleri kolaylıkla hazırlanabilen, makarnadır, salatadır, balıktır hep o tip şeyler. Neyse, buradaki Coca Cola’lar bizdeki Pepsi’nin tadı ile aynı. Şekerli. Öğlen yemeğinin ana yemeği peynirle pişmiş olan pirinçti. Pirinçler sararmıştı. Patates de vardı ve ikisi de lezzetliydi. Dediğim gibi yine salata vardı. Çeri domates, yeşil ve siyah domates ve küçük turplar vardı sofrada. Çok fazla domates yiyorlar. Domatesleri üç tür: Yeşil, kırmızı ve siyah. Siyah olan bu adanın özel bir ürünüymüş. Tadı da çok iyi. Ve peynir. Bir Karslı olarak peynirsiz sofraya oturmadığımdan bu adamların da peynir olayını çok beğendim. En aşağı 4 çeşit peynirleri var.  Rengi en sarı olan en yağlı ve lezzetli olandı. Bizdeki kaşara benzeyen de çok iyi. Bir de normal beyaz peynir var. Bu öğle yemeğine bir noktadan sonra sadece peynir ile devam ettim.

Pazartesi akşamı yine makarna vardı. Makarnanın içine peynir doldurmuşlar. Hiç sevmedim. İnan hele domates sosuyla falan hiç sevemedim. Salata yedim bol bol.

2. gün öğle yemeği

salı öğle yemeği

Salı günü yediğim öğle yemeği çok başarılıydı. Gerçekten çok iyiydi. Bizdeki midyeyi kabuklarıyla birlikte mercimeğin içinde pişirmişler. Tadı süper. Ama elbette kabukları yemekten ayırmanız lazım. Yumurta, bezelye ve peynir ile baklava şeklinde ama daha ince olarak hazırlanan kek kıvamında atıştırmalıklar vardı. Bunlar mükemmeldi işte. Harikaydılar. Yine bol salata, domates aldık. Çok iyi bir öğle yemeğiydi gerçekten İtalya’ya geldiğimden beri yediğim komple olarak en güzel yemekti bu.

Salı günü akşamında ise bu sefer sebzeli makarna vardı. Heriflerin makarnaya olan bağımlığına deli oluyorum lan. Yedim bunu da. Ama hakkını vereyim çok iyiydi. Galiba bu da şu ana kadar yediğim en güzel makarna oldu. Herkes de aynı şeyi söyledi. Sonra da tavuk budu geldi. Annemin birazcık yaktığı tavuklar gibi tadıyordu. Ama lezzetliydi.

3. gün öğle yemeği

çarşamba öğle yemeği

Çarşamba günü öğle yemeğinde nihayet pizza yedim. Peynirli, domatesli ve İtalyanca adını bilmediğim bir şeyli bu pizza müthiş lezzetliydi. Çok iyiydi, harikaydı. Alper olsa bahse varım en az 10 çeyrek yerdi. Pizzanın yanında bu sefer bir değişiklik (!) yapıp makarna, peynir, salata ve domates vardı. Adamlar peynire bal döküp yiyorlar çok garip. Bir tür garip sebzeli, patatesli ve peynirli olmak üzere üç tür börek vardı. Patatesli hariç hiçbiri beş para etmezdi. Allahtan pizzadan üç dilim aldım da aç kalmadım. Adamlara yazık diyorum cidden. Bildiğin abur cuburla, ıvır zıvırla besleniyorlar. Dört gündür buradayım, bir yudum çorba içemedim lan. Şöyle süper bir kavurma olsa, şehriyeli pilav olsa, ah ulan ah…

Yazının devamı için tıklayınız.

İtalya’ya Gidiyorum!

İtalya - Cagliari

Pek çok yakın arkadaşımın bir süredir bildiği üzere önümüzdeki pazar günü İtalya‘ya gidiyorum sevgili okur.

Geçtiğimiz yaz Volkan, Alper ve benim başvurduğumuz bir eğitim vardı İtalya’da. Daha önce bizim okulda 3 günlük bir eğitim veren Forgea International isimli kuruluşun düzenlediği bir eğitimdi bu. Katı Atık Yönetimi konusunda çeşitli başlıkları içeriyor eğitim. Şans mı dersin, yazdan beri yolunda gitmeyen işlerimin karşılığında bir ödül mü dersin ne dersin bilemem, bu eğitime ben seçilmişim.

Detaylar kesinleşinceye kadar kimseye bahsetmedim. Ama işte nihayet herşey tamamıyla belli olunca ben de yazayım dedim. Daha biletim iki gün önce geldi. Yani inan son dakikaya kadar ne olacağını ben de kestiremiyordum.

Eğitim çok uzun değil, bir hafta sürecek. İtalya’nın Sardinya Özerk Bölgesi‘nin başkenti Cagliari‘de küçük bir kasabada olacak. Şansıma aynı yere daha önce bizim Akif Hoca ile Özlem Hoca da gitmişler. Onlardan epey tavsiye aldım.

Yeşil olan yer Cagliari

Yeşil olan yer Cagliari

Pazar günü THY ile Roma‘ya gidiyorum. Oradan da aktarma ile Cagliari’de ilginç bir şekilde adı Elmas olan havaalanına iniyorum. Bu gittiğim bölgede İngilizce bilen insan sayısı azmış diyor Akif Hoca. Dolayısı ile ben de bir Pratik İtalyanca Konuşma Klavuzu aldım.

Gerginim biraz ne yalan söyleyeyim. İlk defa yurtdışına çıkıyor olmamın gerginliği bu elbette. Öyle görünüyor ki bir sonraki yazımı İtalya’dan yazacağım sevgili okur.

Gideceğim yer olan Cagliari hakkında elbette biraz araştırma yaptım. Şu aşağıdaki iki link epey faydalı oldu.

Cagliari’de şu otelde kalacağım. Küçük sevimli bir yere benziyor. Orada günlük olarak yaptıklarımı yazacağım. İnternet bağlantısı bulabileceğimi düşünüyorum. Hepinizi öpüyorum 🙂

MMF Mezuniyet Balosu 2011

Bu yazıyı yazmayı hiç istemiyordum aslında sevgili okur. Çok güzel bir geceydi ve bunu sadece orada olanlarla paylaşmak, hafızamda bırakmak istiyordum. Ancak sizi de seviyorum. O sebepten dolayı sadece satırbaşlarından bahsedeceğim. Bir sonraki sene bu yazıyı eğer bir Yıl Kom üyesi okursa belki faydalanabilir diye yazacağım.

Bu sene (2011) Anadolu Üniversitesi MMF, geleneksel mezuniyet balosunu Anemon Hotel‘de yaptı. Zira buradan çok iyi fiyat aldık. 55 liraya sınırsız yerli içkili bir organizasyon yaptık. Sınırsız yerli içki olunca sonlara doğru insanlar salonu emekleyerek dolaşmaya başladılar. Allahtan kimse salona kusmadı.

Saat 7’de kapılar açıldı ve insanlar gelmeye başladılar. Hocalarımız, arkadaşlarımız birer ikişer gelmeye başladı. Anemon’da Eskişehir Salonu’nda yaptık bu baloyu. Anemon’la çalışırken çok dikkatli olun, çünkü sizin verdiğiniz kişi sayısı üzerinden servis çıkarıyorlarmış. Yani oradaki görevliy sorduğumda fazladan tek bir dolma bile olmadığını söyledi. İşte o sebepten dolayı müzisyen ekibini sayıya dahil etmediğimizden sıkıntı yaşadık. Biz de dışarıdan birşeyler yaptırıp ekibe bunun parasını ödedik. İçecekleri de mekandan sağladık. Bunda da problem çıkarır gibi olsalar da hallettik.

Yemek yenirken çello çalan bir arkadaşımız da yemek müziği çaldı. Yemek müziği dediysem bildiğin klasik müzik işte. Zaten o anda çelloyla ya da kemanla ne çalsan giderdi. Bu arkadaş da aralarda Nothing Else Matters ve One‘ın başlarındaki Intro’ları çalarak fazlasıyla mutlu etti bizi.

Balo için SET grubunu ayarladık. Başlangıçtaki iki şarkıda sesin çok fazla olduğundan falan şikayet edildi. Birkaç kişi de beğenmediğini, böyle bir balo için uygun olmadığını falan söyledi. Ancak grup 3. şarkıda “Ya Mustafa” diye başlayınca birde herkes piste döküldü, böylece hocaların hemen önünde pisste onlarca kişi olduğu için bir duvar oluştu ve hocalar da sesten fazla rahatsız olmadılar. Grup bu şarkıdan hemen sonra bir mastika patlatınca zaten olay koptu gitti. Buradan SET grubuna ve Özgür Abi‘ye çok teşekkür ediyorum. Bu arada SET’in kendi programlarından farklı olarak son şarkıda Murat Abi gitara geçti, o da solakmış, Özcan Abi’de bir şarkı söyledi.

SET’ten sonra bizim Vecihi‘nin ayarladığı klarnet dabruka ekibi çıktı sahneye. Bu saatlerde millet iyice astronot olduğu için herkes birbiriyle oynuyordu. Bu arada sonlara doğru şefleri gittiğinden herhalde garson elemanlar millete içecek falan vermemeye başladılar. Bahşiş istiyorlardı herhalde. Bunlara şefinizle görüşeyim diyince bertaraf oluyorlar. Aklınızda olsun.

Ben hariç tüm YılKom ekibi

Alper acayip sarhoş oldu. Öyle böyle olmadı. Bir noktadan sonra ben daha fazla olamaz dedim. Daha çok oldu. Emre ve Turgut ama çakı gibi dimdik durdular. Gece bizim masada Dilek, erkek arkadaşı, Turgut, Emre, Merve, Selma, Alper ve tabiki ben vardım. Aslında Selma’nın masası arkadaydı ama o bizimle oturmayı tercih etti. Böyle son bir defa (Seval olmadan) tüm ekip bir arada oturmuş olduk. 4 seneyi birlikte geçirip birlikte noktalamış olduk. Gece kimseye belli etmesem de en eski arkadaşlarımdan hiç biri yoktu. Sadece Ergin ve Aygün vardı. Bu ikisiyle bol bol sarıldık, güldük, eğlendik. Ancak gözlerim hep Volkan‘ı, Savaşalp‘i ve Mert‘i aradı. Aynı masada oturacaktık gelselerdi Savaşalp ve Volkan. Ama olmadı.

Gece partinin devamında 222‘ye ücretisiz servis ayarladık. Ancak Alper iyice uçuşa geçtiğinden biz partiye gidemeden taksiye binip evlere döndük. Ancak Turgut, son bir bira içmek için 222’ye gitti. Helal olsun bu çocuğa 🙂

Yıllıklar için Burak Dijital‘le anlaştığımız için Özgür Dijital, baloya fotoğraf makinesi sokturmadı. Sokanlarınkini de içeride avladı. Ancak yine de sağolsunlar sürekli fotoğraf çekip çektiklerini de 3 liradan sattılar. O sebepten mekanda hiç fotoğraf çekemedik. İki tane fotoğraf aldım.

Aralarda güzel şeyler oldu, aklıma gelenler gelmeyenler var bir sürü. Çok şaaşaalı giyinip bence hiç güzel olmayanlar olduğu gibi, gayet sade giyinip gecenin en güzel kızlarından olanlarda vardı. Bizim Erman papyon takmış, süper de olmuştu.

O gece pek çok yüzü orada son kez gördüm. İşte bu şekilde düşününce biraz hüzünlü oluyor be sevgili okur.

Bu arada gecey katılarak bizi yalnız bırakmayan tüm hocalarıma da teşekkür ediyorum. Özellikle pistte de bizi yanlız bırakmayan Serdar Hoca‘mıza, Özlem, Hicran ve Burcu Hocalarımıza acayip teşekkür ediyorum.

Doğa ve Çevre Kulübü Bursa – Mudanya Teknik Gezisi

Tam 1 hafta önce bugündü sevgili okur. Finallerden önceki son bir kaçamaktı bu bizim için. Kulüpten arkadaşlarımız ve Alper ve Erol kardeşlerimle birlikte sabah 9’da Yunus Emre Kampüsü‘nde buluştuk ve hareket ettik. Alperle birlikte gidiş yolu boyunca Resident Evil 4‘ü izledik. Filmi beğendim beğenmesine de artık ne kadar daha uzatırlar, devamı nasıl olacak diye sıkıldım bir anlamda da . Yalnız filmle ilgili bir dikkat ettiğim olay da şudur ki, filmde Prison Break‘ten tanıdığımız Wenthworth Miller‘ın oynama sebebi sadece şu repliği söyleyebilmek için: “I know the way out!” Yuh lan 🙂

Neyse, yolculuğun sonunda Alper’in yol tarifleriyle varabildik Erikli Suyu İçme Tesislerine. Ve teknik gezimiz (!) yaklaşık 15 dakika içerisinde bitti. Evet bu kadar kısa sürdü. Neden böyle oldu peki? Zira meğer bizim Erikli’yi Nestle gelmiş satın almış. Bizim ülkemizin belki de en kaliteli bu içme suyunu kendisi üretip satıyor. Oradaki vardiya amiri sadece kendi konusu ile ilgili şeyleri biliyordu. Onun dışında tek bir şey bilmiyordu. Dolayısı ile sorduğumuz üç beş soruya da doğru dürüst cevap alamadık. Türkiye’nin en geniş pazar payı olan suyunun üretildiği tesisi sadece üretim hattı boyunca bir koridorun içerisinden yaklaşık 50 metre uzaktan görebildik. Gördüğümüz şeyler çok da bizi şaşırtan şeyler değildi. Önce suya herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığını sorduk klasik olduğu üzere. Kesinlikle hayır dediler. Daha sonra ozonla dezenfekte ettiklerini öğrendik. Petlerin dezenfeksiyonu  da kimyasallarla yapılıyormuş.

 

Erol ve Alperle

Neyse işte bildiklerimizin üzerine birşey öğrenmedik işin aslı. O açıdan çok zayıf bir teknik gezi oldu. Ne görevli kimseyi görebildik bir amir dışında, ne de bir teknik eleman. Eğer sorularımız varsa kimyagerlerden birisi gelip sorularımızı yanıtlayabilirmiş. Öyle dediler. Biz de yazar sonra yollarız sorularımızı dedik. Nestle satın aldığı için tesiste aldığınız nefesi bile izinle alıyorsunuz. Bu noktada çevre mühendisi arkaşlarımın hepsinin vakti geldiğinde Eskişehir’imizin güzide suyu Kalabak Suyu‘nun tesislerini görmelerini tavsiye ederim.

 

Çınar Izgara

Erikli’den sonra yolculuğun güzel kısmı başladı. Önce şehir merkezine gidip hakikisini değil ama hakikisine en yakın olan İskender’in yedik. Çınar Izgara diye bir mekan burası. Ulu Camii’nin hemen yanında. O kadar çok tereyağı dökmüşler ki etin tadını alamadan bitti yemek. Biz de artık n’apalım kader böyleymiş diyip ayrıldık. Mekan fena değil gibiydi ya bi de gidip siz görün bakalım. Erol kardeşimiz, Alper kardeşim, Hicran ve Özlem hocalarımız ve alt sınıflardan dört arkadaşımızla ki Özgün de bunların içinde aynı masada oturduk. Hemen arkamızda Candanlar oturuyordu. Şimdi neden böyle önemsiz bir detaya girdim inanın bilmiyorum bende.

 

Taş Mektep

İskenderleri yedikten sonra, neden seçildiğini bilmiyorum ve seçildiği için kimseyi eleştirmiyorum, Mudanya‘nın Trilye kasabasına doğru yola çıktık. Burası 1 saat içinde gezip görülebilecek, deniz kıyısında olan küçük bir yer. Kasabada artık yıkılma tehlikesi olan bir kilise ile bir papaz tarafından yaptırılmış olan

Alper ve Ben

kasabanın belki en eski ama hala en heybetli yapısı olan bir okul var. Bu okula da “Taş Mektep” diyorlar. Bakımsızlıktan artık bu da yıkılmaya yüz tutmuş vaziyette.

Kulüp başkanımız Gülsevin, burada 1 saatlik bir serbest zaman tanıdı bize. Alper ve Erol’la birlikte hızlıca bir kasaba turu yapıp hemen sahile indik. Sahilde yine Özlem ve Hicran hocalarımız, alt sınıftan arkadaşlarımız (ki bazıları Büşra, Gülin, Gamze idi) oturup çay içip çekirdek

Erol'la kilisenin yanında

çitleyerek zamanın dolmasını bekledik. Bu seneki 40 lira zamlı ilk öğrenim kredisini de burada çektik.  Ayrılma vakti geldiğinde yolculukla ilgili sıkıntılar da başlamış oldu burada . Saat başında hareket edeceğimizi söylememize rağmen ancak buçukta hareket edebildik. Otobüste yarım saat bekleyince bize eşlik eden şoförlerle başkanımız arasında ufak çaplı bir sıkıntı yaşandı. Sonradan halledildi ama.

Nihayet kasabadan hareket edebildik. Mudanya’ya gelene kadar bir çiş molası  problemi peydah oldu tüm otobüse. Bira içebildiğini kanıtlayanların çişi gelmişti doğal olarak. Mudanya’ya vardığımızda da tam olarak 2.5 saatlik bir serbest zaman tanındı bize. Biz yine ekibimizi bozmadan

Özlem Hoca - Ben - Alper - Hicran Hoca

Alper, Erol ve yanımızda iki hocamız olduğu halde sahildeki bir balık lokantasına daldık. Camın kenarına oturduğumuz için bizim kafileden de görenler içeri geldi. Bir süre sonra mekanı tamamen doldurmuştuk. Güzel de oldu. Ayıptır söylemesi hayatımda yediğim en güzel levreği ben burada yedim. Mükemmeldi lan! Gecenin sonunda en mutlumuz elbette ki acayip içten davranıyormuş gibi yapan ama 5 liranın hesabını yapabilen lokanta sahibi oldu 🙂 Sağolsun normalde 35 lira yazıyormuş içeceğe bize 30 yazdı. Bu arada fiyatları da yazayım da sevgili okur, Mudanya’da balık yemek istersen haberin olsun. Levrek kızartma 15 lira, salata 10 lira, tatlı 10 lira.

Masamız (Ceren çekti bu kareyi)

Ama dediğim gibi levrek müthiş lezzetliydi. Kafile saat ilerledikçe pamuk gibi olmaya başladı. Mekandan çıkarken en son herkes göbek atıyordu mesela.

Mekandan çıkıp hızımızı alamadık ve midye de yedik Alper, Erol ve ben. Saat 8’de buluşacaktık ama yine aynı zihniyet sayesinde yarım saat geç hareket ettik. Yol boyunca “yakışıklılıktan artık komaya girme derecesinde olan” bu zihniyet bize işkence etti. Bursa’dan Eskişehir’e dönüşhiç bu kadar çekilmez olmamıştı sevgili okur. En son şoför bile tepkisini dile getirdi. Ortam birazcık yumuşasın diye ufak bir mola verdik. Daha sonra sessizce Eskişehir’e doğru yol almaya başladık. Nihayet 11 gibi eve geldim sevgili okur.

Bu gezi dönüş yolunu saymazsak çok eğlendiğim bir gezi oldu kendi adıma. Erikli Suyun gösterdiği aşırı ilgisizlik canımı sıksa da bizim Kalabak Suyu’muzun kalitesini düşüp mutlu oldum 🙂 Ayrıca bu gezi de önemli bir insanla da tanışmış oldum. Hicran ve Özlem hocalarımızla olan samimiyet seviyemizi ciddi boyutlarda arttırdık. Erol kardeşimizin devrimci bakış açılarına şahit olduk mesela. O açıdan güzel oldu diyebilirim.

Herkese sevgi, saygı ve aşklar.

NOT: Siyah beyaz fotoğraf çekme fikri aşırı devrimci Erol’un fikriydi. Aksi belirtilmedikçe fotoğrafların tamamı Erol’a aittir.

Başarının Sırrı İlk Gün Okula Gitmekte Saklıdır

Bu sözü kimse söylememiş. Ben söyledim. Doğruluğu tartışılır tabi:) Tahmin edebileceğin yazı da bu kardeşinin okuldaki ilk günü ile alakalı olacak. İl dediysem, 3. sınıfın ilk günü 🙂

Bugün pek çok kötü şey oldu. Mesela programıma süper uyan Diferansiyel Denklemler dersini bırakmak zorunda kaldım. Zira Calculus II‘yi vermeden alınamıyormuş. Allah bu Calculus’un bin bir türlü belasını versin.

Sonra Alper‘i aradım. Dün sabah gelmişler Selma ile Hollanda’dan. Lakin dün gece anneannesi vefat etmiş. Kötü bir hoşgeldin olmuş yani. Allah rahmet eylesin. Neyse çarşamba geliyorlarmış onu öğrendim.

Günün en güzel kısımları Seval‘le geçirdiğim kısımlarıydı. Sonra bir de Espark’a gittim Sercan‘la Merve‘nin yanına. O sıra Burak geldi veda etmeye sağolsun. (Burak okur musun bilmem ama senin gömlek bendeymiş. Annem hatırladı lan.)

Bugün aldığım başka bir kötü haber de şu: Meğer Ankara’da Kızılay’ın rehabilitesi için bir proje yarışması düzenlenmiş. Mimarlık Bölümü’nden iki kız bizim Ozan Hoca‘ya da danışmışlar. O da sağolsun bizim adresleri falan vermiş. O iki kızdan birisi ile geçmişte bazı problemler yaşadığımız için bunlar beni aramamışlar. Ona üzüldüm lan. Yaz başındaki Konur Sokak Projesi‘nde gerçekleştiremediğimiz epey fikirler vardı aklımda. Hem de ne olur ne olmaz diye çizime de dökmüştüm. Neyse bakalım ne olacak o projelerinin sonucu.

Okurum bugün aylardır hayalini kurduğum bir olay hakkında tekrardan hayal kırıklığına uğradım. Zaten afedersin b.ku çıktı yavaştan bu işin. İçimdeki istek azalıyor lan yavaştan. Artık başka şekillerde telafi etmem gerekecek. Neyse muhtemelen anlaması gereken anlamıştır.

Sevgili okurum, neden bütün arkadaşlarım (Seval, Orbay, Can, Ati hariç) okulun ilk günü okula gelmez ki? Neden hep yalnız takılmak zorundayım lan?

Bu dönem girdiğim ilk ders diferansiyel denklemler oldu. Tabi daha sonra dersi bıraktım ama 🙂 Su ve Toprak Kirliliği diye bir ders var. Çok acayip görünüyor. Akışkanlar Mekaniği dersi de öttürmeye aday bir ders kanımca.

Bugünün diğer sevimli anları ve durumları ise şöyle; Hicran Hoca‘yı gördüğüm an, Özlem Hoca‘yı da gördüğüm an, Ozan Hoca’nın yakında kestireceği saçları, tekrar 26A numaralı dolabı almam, Merve’nin “Ya bu yüzüğü küçülttürelim” diyişi, en sonunda yaptırabildiğim Proofhead armalı polarımı giymem 🙂