Tag Archives: Pamukkale Turizm

Proofhead Antalya’da!

Uzun bir aradan sonra yine Antalya’dayım sevgili okur. Hava Yönetimi Mevzuatı Eğitimi kapsamında, Antalya Kemer’de Grand Haber Otel’deyim. Pazar günü Eskişehir’den Kemer’e direkt olarak giden tek otobüse, Pamukkale Turizm’in saat 13.30 arabasına bindim. Eskişehir İl Müdürlüğü’nden Yunus Emre ve Erdem Abi de bu eğitime gideceklerdi. Önceden herhangi bir plan yapmadan, otogarda buluştuk. Otobüsün hareket edene kadar muhabbet ettik. Erdem Abi, Iğdır Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne yeni atanan Eskişehirli bir arkadaşın da eğitime geleceğinden bahsediyordu. Yolculuk tam zamanında başladı. Son durak olan Kemer’e saat 21.00’de varacaktık. Ben, bu yolda geçecek süreyi nasıl geçireceğimi önceden planlamıştım.

Otobüs hareket ettikten kısa süre sonra henüz Seyitgazi ilçesine varmamışken, otobüste bir kadın rahatsızlandı. Ambulansı aradık hemen. Kısa sürede ambulans gelip kadını otobüsten aldı. Aklıma İlkan Abi geldi bu esnada. Okuyorsa kesin gülecektir. Rahatsızlanan kadını otobüsten ambulansa aktardıktan sonra yolculuğa devam ettik. Önce Penguen’nin son sayısını okuyup bitirdim. Daha sonra otobüsün görüntü kalitesi berbat Türkçe dublajlı film arşivine bir göz attım. Machete (Ustura – 2010) filmini hiç izlememiştim. Onu izledim. Filmin ortalarına doğru Afyon Otogarı’na girdik. Burada hiçbir özelliği, artı lezzeti olmayan sucuk dönerden yedik bizimkilerle. Çok fazla durmadık. Zaten dönerden sonra otobüs hareket etti. Filmi yeniden açıp izledim ve bitirdim. Filmden sonra havanın yavaştan karardığını fark ettim ve bir süredir okuduğum kitabı aldım elime. Şansıma kitabın süper keyifli bir kısmı gelmiş ve yaklaşık bir saatim de böylece gitmiş oldu.

Kitap okumaya ara verdim. Otobüsün içerisi çok gürültülü olduğundan kulağımda kulaklık vardı. Müzik açık değildi, sadece ses yalıtımı için kullanıyordum. Kulaklığı çıkarınca otobüsün içinin hala çok fazla gürültülü olduğunu fark ettim. Bir şeyler yazsam mı diye düşündüm. Ancak bu gürültüde yazmak çok da verimli olmayacağından yine otobüsün film arşivinden The Bank Job (2008) filmini açtım. Film cidden güzelmiş. Bittiğinde Antalya’ya girmiştik. Saat tam 20.00’de Antalya Otogarı’na girmiştik. Ancak hala Kemer’e yarım saat kadar yol vardı. Bu son yarım saatte hiçbir şey yapmadan gece karanlığına baktım durdum.

Nihayet Kemer Otogarı’na vardığımızda hiç vakit kaybetmeden bir taksiye atladık. Beş dakikada bizi otele getirdi. Kayıt işleminden önce resepsiyonun tavsiyesiyle akşam yemeğinin son kırıntılarına yetiştik. İyi ki böyle yapmışız, çünkü epey acıkmıştık. Yemekten sonra gidip otele kayıt yaptırdık. Yolda gelirken Yunus Emre ve Erdem Abi’nin aynı odada kalacaklarını öğrendim. Eğitime birlikte geldiğimiz Şube Müdürüm Talat Bey de benden daha erken saatte otele gelmiş ve single odaya rezervasyon yaptırmıştı. Ben içimden umarım oda arkadaşı olarak kafa dengi birileri denk gelir diye geçirmeye başladım. Bana rastgele bir oda verdiler. Odaya çıktım ve benden önce kimsenin gelmediğini gördüm. Acayip yorgun olduğumdan hemen duşa girdim. Duştan çıkınca odada ikinci bir çanta fark ettim. Kısa süre sonra da kapı açıldı ve içeri biri girdi.

16441_b

Hayat çok garip sevgili okur. Merhaba ben Mesut, dedim. Aaa, ben de Mesut, dedi. Erdem Abi’nin Eskişehir Otogarı’nda bahsettiği Iğdır Çevre Müdürlüğü’nden gelen arkadaştı bu kişi: Mesut Ahmet. Ailesi Eskişehir’de oturuyormuş. Kendisi de Iğdır’a yeni atanmış. Tanıştık, epey kafa dengi çıktı. Saat 23.00’e doğru uyudum. Sonrasını hatırlamıyorum.

Sabah saat 08.30’da acayip dinlenmiş olarak uyandım. Hazırlandık ve kahvaltıya indik. Burada Yunus Emre ve Erdem Abi’yle buluştuk. Mesut’la bunları da tanıştırdım. Kahvaltıdan sonra önce denizin kıyısına gittik. İlk defa bir plajın otelin dışında olduğunu gördüm. Ana kapıdan dışarı çıkıp yolun karşısına geçiyorsunuz. Karşıda plaj var. Deniz çok dalgalıydı. Bir halta yaramadı, geri döndük. Lobide beklemeye başladık. İlk defa internete burada girdim. Bir önceki gece internete girmeyi denediğimde, bu otelde odalarda internetin “ücretli” olduğunu öğrendim. İnternet yalnızca lobide ücretsiz. Ona da internet derseniz ayıp olur. Bu kadar yavaş bir internet ancak eskiden çevirmeli modemle girerdik, onlarda olurdu. Hani 100 kb.lık bir görsel indirdiğimizde indirme çubuğunun yavaşça dolmasını beklerdik. Aynı yavaşlık işte. Facebook’u açıyorsunuz, sayfanın kendine gelmesi bir buçuk dakika sürüyor.

Bu ölümüne yavaş interneti geride bırakıp saat 10.00’da eğitime girdik. Eğitimin teknik içeriklerinden bahsetmiyorum. Saat 12.30 civarı yemek arası verdiler. Restorana gittiğimizde kuyruğun kapıdan taştığını gördük. Zira o esnada otelde üç farklı kurumun tam dört farklı eğitimi vardı. Restoranda zor bela oturacak bir yer bulup beklemeye başladık. Baktık olacak gibi değil, ufak tefek doyurduk karnımızı. Bir sonraki ders saat 14.30’da başlayacağından yine lobide dönüş yolu alternatiflerini konuştuk.

Öğleden sonraki eğitim tam planlandığı saatte bitti. Erdem Abilerle ve Talat Bey’le vedalaşıp adaşımla odaya çıktık. Şortumuzu terliğimizi alıp havuza koştuk. Pek bir hevesle gittik ama apıştık kaldık. Bir grup havuzun yarısını işgal etmişti. Diğer grup da havuzun diğer yarısında kontrolsüzce eğleniyordu. Adaşımla fazla durmadık, tekrar odamıza çıktık. Bu yazıyı yazmaya başladım. Saat 19.00’da akşam yemeğini için aşağıya indik. Yemekten sonra iki saat kadar lobide takıldık. Yazıyı yazmayı bitirdim. Şimdi yayımlayacağım. Bakalım yarın neler olacak. Antalya’dan sevgilerle sevgili okur.

Proofhead Marmaris’te!

Bakanlığın eğitimleri devam ediyor sevgili okur. Bu sefer de Atık Yönetimi eğitimi için Marmaris‘teyim.

Dün, yani cumartesi gecesi saat 22.30’da Eskişehir’den Pamukkale Turizm‘in Marmaris arabasına bindim. Berbat, bol ağrılı, bol uyuşmalı, bol üşümeli bir gece yolculuğundan sonra pazar sabahı saat 08.30 civarında Marmaris Otogarı‘na indim. Otogar dediysem baya derme çatma bir yer. Otobüs’te topu topu dört kişi kalmıştık.  Sonradan tanıştığıma göre diğer üç kişi de yine bizim kurumdandı, Malatya’dan geliyorlardı.

Otele saat 09.00 civarında geldik. Otelin adı Martı Resort Deluxe Hotel. Marmaris’in İçmeler beldesinde yer alıyor. Koyun içerisinde süper bir konumda. Söz de bol ödüllü, ödüle doymayan bir otelmiş. Proofhead My Resort‘te ödüle doymayan bir blog, ne var yani bunda?

Hemen bir oda verdiler bana. Oda arkadaşım Yozgat İl Müdürlüğü’nden bir abiydi. Gittiğimde uyuyordu. Ben de hemen valizimi bırakıp yatağa girdim ve öğlene kadar aralıksız uyudum. Öğlen 12.30 civarında uyanıp yemeğe geçtim. Burada Kocaeli İl Müdürlüğü’nden Olgun‘la karşılaştım. Yemeği beraber yedik.

Yemekten sonra biraz sahilde dolaştım. Sessizlik, kimsenin olmayışı ne büyük bir nimetmiş! Sahilde dolaştığım yarım saatte içim müthiş bir huzurla doldu. Sonra tekrar odama döndüm. Bir süre daha uyukladım. Sonra bilgisayara oturdum. Bloga yazı yazdım. Biraz da kitap okudum. Diyorum ya yalnız olmanın keyfini çıkardım.

mar02

   Akşam yemeği vakti gelince Ersil‘i aradım. O da oteldeymiş. Onunla buluştuk ve yemeğe indik. Yemekte Rize İl Müdürlüğü’nden Cemil isimli çok kafa dengi bir arkadaşla tanıştım. Epey uzun bir muhabbete tutuştuk. Şube Müdürüm Talat Bey‘le ilk defa yemekte karşılaştık. Onunla da  biraz muhabbet ettik. Daha sonra sahile indik Ersil, Cemil ve ben. Sahipsiz bir ateş bulup başına çöktük. Yine uzun muhabbetler…

mar01

Ersil ve ben

mar03

Cemil ve ben

Sahilden sonra son bir çay içmek için lobiye geçtik. Lobide garson abla bize kızdı, neyse ki bizi dövmedi. Çayı içtim ve odama çıktım. Az önce duş aldım. Birazdan da yatacağım. Marmaris’te beş gün kalacağım. Bu süre zarfında olan bitenleri yazarım. Öpüyorum.

mar04

Bursa’ya Gittim Geldim

İşte yine o çocuklar!

Çarşamba günü son iğnemi olduktan sonra Yağız ve Onur‘la buluştum. O çocukları epey özlediğim için kendilerini gece geç saatlere kadar takıldık, yemek yedik, muhabbet ettik. Hastalıktan sonra çok iyi geldi bu.

Ertesi gün yani perşembe günü sabahtan birkaç günlüğüne Bursa‘ya gitmek üzere hazırlandım. Eskişehir’de epey bunalmış, yorulmuş, üzülmüş ve yer yer hayal kırıklığına uğramış olduğumdan birkaç günlük bu ortam değişiminin bana iyi geleceğini düşündüm.

Ak Turizm

Saat 11.00’de Bursa Yolu‘na çıktım. Otobüs durağında beklemeye başladım. Galiba Kahramanmaraş Ak Turizm‘di, bir otobüs geldi durdu şansıma. Bursa arabasıymış hemen atladım. Bir ay önce Antalya’ya giderken bindiğimiz Pamukkale Turizm‘deki hizmetin aynısı vardı bu arabada. Yine dokunmatik LCD ekranlar, süper rahat koltuklar ve on numara ikramlarla keyif yaşadım Bursa’ya gidene kadar. Bilet fiyatı da 15 lira, diğer firmalarla aynı yani. Yolculuk inanmazsın 1 saat 40 dakika sürdü ve nasıl geçtiğini anlamadım. Yolda Son Savaşçı filminin epey kısılmış, kesilmiş bir versiyonunu izledim. Şaşılacak derecede keyifli geçen bu yolculuktan sonra Bursa Otogarı‘na indim.

Sude

Sude

Ferhat abim geldi hemen aldı minibüsle. Eve gittik, hazırlanıp hemen piknik yapmak üzere çıktık. Botanik Park‘ının yanındaki yeşillik bir alanda piknik yaptık sevgili okur. Köfteci Yusuf var Bursa’da meşhur, ondan pişmemiş köfte almıştık. Onları pişirdim. Pişirdim diyorum yine her zamanki gibi mangal yakma olayı bana kaldı. Neyse yaptım güzel oldu. Akşam hava iyice karardığında eve döndük. İşte bu gezi de benim Bursa’da yaptığım yegane gezi oldu. Cumartesi akşamına kadar aralıksız evde oturduk. Baklava yedik, kola içtik. Kısır yaptım ben yine. Ama süper oldu sevgili okur. Ferhat abimin bilgisayarıyla uğraştım. Bir de taşınma olayı var dayımların. Onunla uğraştık. Nihayet cumartesi akşamı bir saatliğine de olsa çıkıp AS Merkez’e gidip yeğenim Sude‘yi biraz atlatıp zıplattık. Sonra canımız sıkıldı eve döndük. Alper‘le buluşamadım hiç. Bu konuda tel suçlu da benim. Dolayısıyla Alper atıp atacağı her tripte haklıdır.

Pazar sabahı yani bu sabah uyanıp saat 9’da Nilüfer Turizm‘in Ankara arabasına bindim. Gelirken bindiğim firmadan daha iyi değildi. İkram mikram olmadı.

Bu Bursa ziyaretimle alakalı olarak aklımda kalan şeyler Köfteci Yusuf’un köftesindeki o acayip tat, yediğimiz 2 kilo beyaz tuzlu çekirdek ve Sude’nin inanılmaz sevimliliği oldu. Ayrıca can sıkıntısından güreştiğim Ferhat abimin kolumda bıraktığı o morluğu da pas geçmiyorum.

Güzel bir iki gündü. Sevgiler.

Proofhead Antalya’da!

Menajerliğini yaptığımız Godspel grubunun Antalya‘da düzenlenecek olan Headbang Fest III isimli etkinlikte sahne alacak olması sebebiyle Antalya’ya gittik sevgili okur.

Bütün bir yılın sıkıntısı, stresi öyle iki günde atılmazdı ama en azından bir nebze olsun dertten tasadan uzaklaşmak ve çarşamba günkü Calculus II vizemden önce bir rahatlamak istedim.

Hemen planı programı yapıp cuma günü öğlen 12’de üniversitenin önünden bindik Pamukkale Turizm‘in Antalya arabasına. Biletleri 30 liraya internetten aldık Volkan‘ın Pamukkart’ı ile. Böylelikle 6 gidiş 6 dönüş biletiyle Volkan bir bilet hediye kazanmış oldu. 6 kişi dedim evet. Halil, Togay, Volkan, Ufuk, Ufuk’un arkadaşı Murat ve ben. Yağız, Ender ve Anıl bizden iki gün önce gitmişlerdi. Onur ise sınavından kelli pazar sabahı gelecekti.

Pamukkale’nin otobüsleri süper sevgili okur. Önünüzde dokanmatik ekranınız var; ister yerli yabancı ve tarzlara göre ayrılmış binlerce mp3’ü dinleyin; ister yerli yabancı klipleri izleyin; ister yerli yabancı ve tarzlara göre ayrılmış onlarca filmden birini izleyin ya da isterseniz Volkan’ların yaptığı gibi otobüsün içinde multiplayer oyun oynayın. Yemin ederim Volkan, Halil ve Togay tam 3 saat oynadılar.

Neyse, yolda bir turistik tesiste durduk. Turistik dediysem adı öyle yani. Otobüsle asfalttan ve sucuk ekmekle çaydan başka bişey yok. Sucuk ekmek de 6.5 lira. Tadı güzel ama 6.5 lira sevgili okur. İsmar‘da 3 kangal helal kesim sucuk 10 lira. Sucuğu yiyince midemde bi yanma hissettim. Akşam saat 7’de Antalya Otogarı’na indik.

Arabada klima çalıştığından serinceydik hepimiz. Otobüsten inince bi fırın kapağı açılma efekti yedim yüzüme. Ama dedim otobüsün yanındayım onun sıcaklığıdır diye. Otobüs çekip gittiği halde aynı his devam edince acı gerçeği anladım. Antalya çok sıcak! Saat kulesi gibi birşeyin dibinde oturan iki Rus gördük. Bu esnada Ufuk’la arkadaşı ayrıldılar bizden. Biz de hemen gidip dönüş biletlerimizi aldık. Kafamız rahat oldu. Daha sonra az önce bahsettiğim iki Rus hatunun oturduğu yerin hemen arkasına geçip Hande bacımızı beklemeye başladık. Hande geldikten kısa bir süre sonra (ki bu arada temiz 2 saat oldu) Ufuk çoktan eve gidip gelmişti. Bir minibüsle bizi otogardan aldı. Ufukların bu minibüsü 3 günlük Antalya ziyaretimizde ulaşım sponsorumuz olacaktı.

Otogardan sonra doğrudan kent merkezine indik. Arabayı yine fırından farksız bir katlı otoparka çekip meydanda ki su balesini izledik. Su balesi dediysem gözünüzde büyütmeyin, ışıklar ve fıskiyelerle yapılan bir olay, ben de yaparım. Daha sonra Anıl’la buluşup önce yemek yedik. Yemek için baya bi dolandık. Nihayet bir yer bulup oturduk. Burada bize Halil’in yakın arkadaşı Ebru da eşlik etti. Daha sonra pazar günkü konserin yapılacağı mekana geçtik. Mekanda bizi organizatör arkadaş Mustafa Ozan karşıladı sağolsun. Burada biraz laflayıp ayrıldık oradan. Halil, Togay ve Hande bir rock bara gittiler. Anıl’la biz de Anıllar’ın kaldığı pansiyona gittik. Burada Yağız ve Ender’le görüştük. Pansiyonun tuvalet & duş kabinleri inanılmaz küçük olduğu ve Volkan’la ben de şişman olduğumuzdan sığamayacağımız için burada kalmaktan vazgeçtik. O anda sağolsun Ufuk bizi evine davet etti. Pansiyondan ayrılıp ve artık sıcağa dayanamayarak adeta sürünerek Rock Bull isimli mekana geçtik. Buraya giderken Volkan tişörtünü falan komple çıkardı gariban sıcaktan.

Mekana giderken acayip yerlerden geçtik. Yokuşlar tırmandık, inişler indik. Nihayet bara geldik. Yorgunluktan ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum. Bir süre oturduk ve Haliller ayrıldılar. Biz de biraz daha oturup kalktık Ufuk, Murat, Volkan ve ben. Yolda giderken niyeti bozup Konyaaltı plajına yöneldik. Gecenin o karanlığında sahilde oturmak mükemmel bir keyifmiş sevgili okur. Denize girenler, rüzgar falan… Midye yedik, çok güzeldi. Bir sonraki gün için ölümcül bir midye katliamı planladık. Az daha oturup nihayet Ufuklar’ın evine gittik.

Ufuk’un anne ve babası çok iyi insanlar. Sağolsunlar gecenin o saatinde annesi bizim için birşeyler hazırladı. Babası ile sohbet ettik. Daha sonra SKY Turk kanalında samuraylarla ilgili bir belgesel çıktı. Onu izledik. Beş Çember Kitabı‘ndan falan bahsettiler ki ben blogda daha önce yazmıştım bu kitabı. Daha sonra NTV‘de sürekli bir yerlerde bir şeyler yiyip puan veren adamı izledik. Ağzımızın suyu aktı gece gece.

Neyse gece uyuduk. Sabah uyandığımda klimanın genzimi mahvettiğini farkettim. Yutkundukça acıyordu boğazım. Sabah bilerek erken kalktık. Hazırlanıp çıktık ve Beach Club denilen yere minibüsümüz ile vardık. 6 numaralı SKY Beach‘di galiba, mekana geldik. Burada fiyat uygundu. Bir şezlong 5 lira. Ayrıca çalışan arkadaşlardan birkaç tanesi de Eskişehirli çıktı. Daha bir iyi oldu.

Antalya macerasının en keyifli kısımlarından biri işte bu denizdi. Deniz epey berrraktı ancak birden derinleşiyordu. Olsun dedik. Volkan hemen giremedi. Buzlu Ice Tea içti baştan 5 lira verip. Neyse ben de şöyle bir açılayım dedim. Lan ne mümkün! 5 metre gidiyorum bildiğin kesilip kalıyorum yorgunluktan. Deniz çabuk derinleştiği için de ister istemez panik oluyorum. Neyse dedim kendime. Sonra Volkan vurdu kendini Akdeniz’e. Deniz bir inler gibi oldu. Hakkını vereyim bizim şişman oğlan iyi yüzüyor. Ufuk’la kapıştılar ama yoruldu biraz. Onun dışında yarış marış hep tokatladı yani.

Daha sonra Halil’ler geldi aynı kadro. Onlar da cumburlop girdiler. Öğlen vaktini kesintisiz şemsiye altında geçirdik. Bu arada Togay ve Ufuk, Volkan’ı tavlada yenmediler, rezil ettiler. Çok şaşırdım.

Akşama doğru denize girdik çıktık bir baktık ki her yerimiz makine yağı olmuş! Lan bu ne dedik? Ben hariç neredeyse herkesin vücudunun bir kısmı komple yağa batmıştı. Oralardan bir tiner bulup temizlendik ve duş alıp ayrıldık plajdan. Halil’le Togay’ı Haliller’in evine bıraktık. Ufuk, Murat, Volkan ve ben de Ufuklara geçtik. Ufuk’un annesi sağolsun yine yemekler hazırlamıştı. Onları yedik. Sonra hemen çıktık. Zira Murat’ın denizdeyken kulak zarı patlamıştı! Ufuk’la Murat hastaneye gittiler. Volkan’la ben de Haliller’e gittik. Hemen birer duş alıp kendimize geldik. Biraz dinlenip yine Ufuklar’la buluştuk. Kaleiçi’ne gittik önce. Burada tam 20 dakika süren kesintisiz ve yer yer Volkan’ın taciz ettiği bir video çekimi yaptık. Bir önceki gece planladığımız üzere tam 300 midye aldık 70 liraya. Midyecilerin hepsi Mardinli. Üstelik hepsi de aynı köyden. Midyeleri alıp önce falezlerin yanında bir yere geçtik. Volkanlar burayı beğenmeyince minibüsümüze kadar yürüyüp bir önceki gece gittiğimiz kumsala gittik. Orada yedik midyeleri. Hayatımda bu kadar midye yememişimdir herhalde. Midye faslından sonra Hande ve Erdil‘le buluştuk. Gerçi buluşmadık. Onlar yanımıza geldi. Oturduk baya sohbet ettik. Sonrasında tüm ekip toparlanıp bu sefer kalmak için Haliller’e geçtik.

Halil’in abisi mükemmel bir insan. Sağolsun bizi inanılmaz güzel ağırladı. Gece televizyonda Hilal Cebeci‘yi izleyip uyuduk o yorgunlukla.

Pazar sabahı kentteki son sabahımızdı ve bu sabahın en güzel hareketi Halil’in abisinin hazırladığı efsane kahvaltı oldu. Mükemmeldi! Defalarca teşekkür ettik. O esnada televizyonda Neredesin Firuze‘yi izlemeye başladık vakit geçirmek için. En son Ufuk, o sabah gelen Onur’u da alarak mesaj attı aşağıdayım gelin diye. Ben de filmin sonunu Hande’ye söyleyip aşağı indim. Daha sonra yine ful techizat konserin yapılacağı mekana doğru gittik. Mekana gitmeden önce Onur’a akşam için dönüş bileti aldım.

(Bu cümlenin altında 10 parça fotoğraf yer alıyor. Görünmüyor ise proxy ayarınız yok demektir.)

imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com

Mekandaki konsere çeşitli sebeplerden çıkmama kararı aldık. Epey uzun bir yazı oldu ama buraya tıklayarak okuyabilir, daha sonra karşı tarafın yazıyı sadece benim yazdığımı düşünüp bana ettiği hakaretleri de okuyarak titreyebilirsiniz.

Mekandan ayrılıp Rock Bull isimli mekana döndük. Yanımızda bizim haricimizde Halil’in, Yağız’ın, Ufuk’un arkadaşları da vardı. Burada önceki gün bize eşlik eden Ebru’ya ilaveten Seda isimli bir arkadaşla tanıştık. Halil hakkındaki ürkütücü gerçekleri öğrendik! O andan taa otobüse binmemize 2 saat kalana kadar hep oradaydık. Ben yine video çektim, nohutlu pilav yedik, bilardo oynadık. Bu kısım da çok güzeldi ve bize özeldi.

Akşam ayrılma vakti gelince taa otoparka kadar yürüdük kitlece. Vedalaştık ve Ufuklar’a doğru yola çıktık. Ufuklarda son kez birşeyler yiyip hiç beklemeden otogara yetiştik. Otobüsümüze bindik ve dokanmatik lcd ekranlarımızı açtık 🙂 Volkan’lar gene çıldırmış gibi saatlerce oyun oynadılar. Ben de az mp3 dinledim. Sonra bi uyudum bi uyandım Eskişehir’deyiz, Volkan omzumda uyuyor, boğazım kitlenmiş klimadan. Felaket olmuşum yani.

Neyse otobüsten bindiğimiz yerde yani kampüsün önünde indim sevgili okur. Volkan’ın ilk cümlesi “Allah’ım üşüyoruz çok şükür” oldu.

Fotoğrafları toplu halde imagebam’a yükledim. Açılmıyor falan diyorsa muhtemelen proxy ayarınız yoktur.

imagebam.comimagebam.com

imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com