Tag Archives: Pilot Bar

Murat İlkan & Metin Türkcan Akustik Konseri

mi05
İyi konserlerin yazılarını geç yazan blog, Proofhead My Resort’ten merhaba sevgili okur.

18 Kasım gecesi, çok uzun süre sonra hayranı olduğumuz bir sesi dinleme şansımız oldu yeniden. Pentagram‘ın efsane vokalisti, Cem Köksal‘la yaptığı şarkılar dillere pelesenk olmuş adam, muthiş insan Murat İlkan Eskişehir’e geldi. Pentagram’ın ezbere bildiğimiz hemen her şarkısını onun sesiyle beynimize kazıdığımızdan, “Kalbim bomboş!” çığlıklarını atarken onun sesine eşlik ettiğimizden bu konseri kaçırmamız olanaksızdı. Biz de elimizde avucumuzda ne var ne yoksa toplayıp o gece konserin yapılacağı mekana gittik. Elimizde avucumuzda ne varsa derken neyi kastettiğimi birazdan anlayacaksın.

Mekana gayet kalabalık ve organize olmuş bir kadroyla gittik. Başta Alper olmak üzere Merve, Utku, Hazal, Volkan, Murat ve Gökçe‘den oluşan ekibimize bir de yakın arkadaşımız Mustafa dahil olunca sahne önünü biz doldurmuş olduk. Mekanda oturmak için yer yoktu eyvallah da yaslanmak için masa da yoktu. Akustik konser olunca zaten fazla atraksiyona girilemeyeceğinden sabit durmak yetiyordu. Ancak özellikle mont ve çantalar sıkıntı oldu.

Neyse, biz mekana gittiğimizde saat 21.00 civarıydı. Aynı günün sabahında organizasyonu yapan dostlarımız Murat ve Özcan Brothers‘ı Pilot Bar‘da yakaladım. Konser öncesinde bir fan buluşması olup olmayacağını öğrendim böylece. Akşamki programın detaylarını kestirebildikten sonra iş mekana gidip beklemeye kaldı.

13071948_10154115780073630_5346793829956951623_o

Bir gözüm Murat abi‘nin üzerinde beklemeye başladım. 10 dakika sonra Murat abi eliyle beni işaret etti ve çağırdı. Hazırdık, Murat İlkan ve Metin Türkcan‘ın mi01yanına gidiyorduk! Alper’le birlikte mekanın üst katındaki kulise doğru çıktık. İşte, hayranı olduğumuz ses, taze metalciliğimizin en büyük kahramanı Murat İlkan karşımızdaydı. Kuliste eşi Alper İlkan, Metin Türkcan ve aslında o gecenin
de en büyük sürprizlerinden birisi olacak Melisa Uzunarslan ona eşlik diyordu. Kısa bir selamlaşma faslından sonra elimizde ve avucumuzdakileri dökmeye başladık: 2 tane plak, 1 tane DVD ve bir sürü CD. Murat İlkan ve Metin Türkcan büyük bir ilgiyle ve samimiyetle tüm bu materyallerimizi imzaladılar. Murat İlkan’ın sol anahtarı şeklindeki imzasına dikkat edin lütfen 🙂 Konsere gitmeden mi02iki tane CD kalemi hazırlamıştım. Ancak orada ne hikmetse kalemlerin ikisi de yazmadılar! Eğer organizatör Murat Abimiz bir kalem daha bulup gelmeseydi ağlayarak ayrılmak zorunda kalacaktık.

Murat İlkan’a ilk solo albümü Fanus’un plağını ve Pentagram’la birlikte yaptığı işleri imzalattım. Metin Türkcan’a ise yine ilk solo albümünün CD’sini ve yıllar önce Pentagram’la konsere geldiğinde grubun diğer üyelerinin imzalayıp onun imzalamadığı CD’yi imzalattım.

mi04

Tüm bu imza ve sohbet faslından sonra birer fotoğraf çektirip kulisten ayrıldık ve o gazla aşağıda beklemeye başladık. Herkes ayakta beklemekten şikâyetçiydi ama benim dünyayı gördüğüm duyduğum yoktu mutluluktan. Bir süre sonra sırasıyla Metin Türkcan, Alper İlkan, Melisa Uzunarslan ve Murat İlkan sahneye çıktılar.

Rahatsızlığının Murat İlkan’ı yorduğu çok belliydi. Hareketlerini de bir miktar kısıtlamıştı. Ancak sesine hiçbir şey olmamıştı! En ufak bir tereddüt yoktu hiçbir şarkıda. Çalma listeleri de harikaydı. İlk çaldıkları şarkı haricinde, listede boş şarkı yoktu. İlk şarkıyı bilmiyordum çünkü 🙂 Özellikle kendi albümünün çıkış şarkısı Yaramaz Çocuk’a tüm salon eşlik etti. Pentagram’dan da söyledi. Her şarkıyı aslında salon da onunla birlikte söyledi. Pink Floyd’lar da ise özellikle solo kısımlarında Melisa Uzunarslan’ın kemandaki ustalığı alkışlara boğuldu. Metin Türkcan da kendi albümden bir şarkı söyledi. Ancak gecenin sürprizini yine Melisa Uzunarslan yaptı ve Kaan Tangöze’nin Bekle Dedi Gitti isimli parçasını söyledi. Ne söylemek! Yaşattı resmen! Jestleri, mimikleri ve sesiyle yaptıklarını dinleyip izledikten sonra bu ismi not ettik telefonlarımıza. Ancak salaklık edip kaydetmedik bu performası.

mi03

Murat İlkan’a sahnede bir ara kim olduğunu anlamadığımız birisi eşlik etti. Gereksiz bir eşlikti bence, Murat abinin ihtiyacı yoktu zira 🙂 Konser boyunca seyirciyle en az etkileşime geçen isim Murat İlkan’ın eşi ve bass gitaristi Alper İlkan’dı. Neden bilmiyorum ama yüzünü pek az defa tebessüm ederken görebildik.

mi06

Neyse, her şey süper giderken pek çok konserde olduğu gibi bu konser de bazı aksilikler yaşadığım için erken ayrılmak zorunda kaldım. Zira ben ne zaman bir konserde eğlensem mutlaka bir şeyler bir tarafımı çekiştirir.

Velhasıl, son zamanlarda gittiğim en iyi konserdi diyebilirim Murat İlkan ve Metin Türkcan Akustik Proje için. Konserde pek çok şarkıyı 4K kalitesinde videoya çektim. Ancak bu boyuttaki videoları işlemek biraz zaman aldığından ortaya çok da istediğim gibi bir video çıkmadı.

mi07

Uzun Hikayeler: Taşınma, Doğum Günü ve Dolunay

tasinma04
Bu yazıyı çok uzun zamandır erteleye erteleye bugüne kadar geldim. Neredeyse yirmi günlük bir yazı bu. 19 Temmuz 2016’da, hayatımın en güzel akşamlarından birini yaşadım. Doğum günüm dolunaya rastladı ve iki yıldır oturduğum evden taşınıp yeni bir eve geçtim.

Doğum günümün Temmuz ayı dolunayına rastlaması zaten beni epey heyecanlandırmıştı. Dolunaylardan başka tutunacak bir şey kalmadığı için, bu muhakeme gününün hoş tesadüfü, beni fazlasıyla mutlu etmeye yetti.

Bir süredir ev arıyorduk. Ancak emlakçıların komisyon pişkinliğinin artık dayanılmaz boyutlara ulaşması sebebiyle, öfkelenip güzel bir ev bulmak konusunda umudumu kesmiştim. Eski evin bir sonraki kirası son gün yaklaştıkça tedirginliğimiz artmıştı. Şansımıza, umudu kestiğimiz günün akşamı, bambaşka bir mahallede, Vişnelik Mahallesi‘nde tam da aradığımız gibi bir ev bulduk. İlanı gördüğümüz akşam hiç vakit kaybetmeden evi gezdik. Aynı gece evin sahibiyle epey uzun bir konuşma yapıp heyecanla ertesi sabahı beklemeye başladık. Çok uzun süre sonra ilk defa heyecandan uyuyamadım. Ertesi gün, evi tutmuştuk bile 🙂 Artık yeni bir ev sahibimiz ve arkadaşımız vardı: Selim.

tasinma07

Taşınma günü olarak 18 Temmuz’u seçmemize rağmen nakliye firmasının özrü ile 19 Temmuz gecesine kaldı iş. Neden gece? Çünkü tramvayın geçtiği caddelerdeki evlere nakliye asansörü kurulmasına ancak gece 01.00’den sonra izin veriliyormuş. 19 Temmuz günü iş yerinde heyecandan duramadım. Akşam adeta koşarak eski eve gittim. Günlerdir Merve, Hazal ve Utku‘nun  insan üstü gayretiyle tüm eşyalar kolilenmişti. Bir gün önceden de Murat Abi‘ye mobilyaları söktürmüştüm. Her şey hazırdı yani. O arada Yağızhan aradı.

Abi çok acil Pilot Bar‘da buluşmamız lazım, dedi. Lan, dedim. Akşam taşınacağım ne Pilot’u? Abi sahne durumu var, hemen konuşalım bağlayalım, dedi. Hesapladım. Nakliye aracı saat 23.00’de gelecekti. O arada bir kaç saat zamanım vardı. Peki, dedim Yağızhan’a. Hemen görüşüp eve dönmek için aceleyle çıktık evden. Yolda aklımda en büyük sıkıntı beliriverdi: Yeni taşınacağımız evin önünde park etmiş araçlar olacaktı. Gece 01.00’de bunların sahiplerini nereden bulup kaldıracaktık? Kaldıramazsak asansör kurulamazdı ki?

Mekana girdik Merve’yle. Bir anda tanıdığım bütün yüzler bana döndü ve İyi ki doğdun şarkısı söylemeye başladı! Hayatımın ilk sürpriz doğum günü kutlamasıydı bu. Abartmıyorum, ciddiyim. Yağız, Ender, Hazal, Utku, Uğur, Burcu, İpektoş, Şevkiye ve Betül oradaydı. Bir süre sonra yanlarına adaşım Mesut, Murat ve Gökçe de katıldılar. Doğum günü hediyesi olarak aldığım iki plak, başka bir yazının konusu olacak. Ama Şevkiye ve Betül’ün aldığı Pentagram plağıyla, Hazal ve Utku’nun aldığı Savatage plağı için teşekkür ederim buradan onlara. Ayrıca Burcu’nun babasının yaptığı Hürkuş uçağının merchandise şapkası için de ayrıca teşekkür ederim.

tasinma08

Doğum günüm

Bu sürpriz doğum günü kutlamasından sonra, Uğur’la birlikte eşyaların olduğu eve döndük. Nakliyeciler geldi. Yükleme başladı. Kazasız belasız bittiğinde saat 01.00 civarındaydı. Hızlıca bomboş daireyi temizledik ve önde biz arkada kamyon olduğu halde yeni eve doğru yola koyulduk.

tasinma05

Yeni evimin dolunay manzarası

tasinma06

O saatte yollar bomboş tabi. Geldik yeni eve. Murat ve Mustafa, süper bir iş başarıp evin önündeki park etmiş araçları çektirmişler. Rahatça yerleşti nakliyeciler. Ancak bu sefer de asansörün uzunluğu yetmedi. Yeni bir asansör çağırdılar. Eşyaları indirmeye daha doğrusu çıkarmaya başladılar. Bu asansör sistemi süper bir iş cidden. Salonun penceresini söküp kurdular ve tüm evin eşyasını buradan çektiler.

tasinma03

tasinma00

Darbe girişimini izlerken Volkan da Amerika’da müze geziyordu. Watsap grubundan anlık olarak haberdar ettik

Aynı günün sabahında, iki yıldır beyaz eşya dükkanında bekleyen ancak yer darlığı sebebiyle kullanamadığımız buzdolabını da getirtmek istemiştik yeni eve. Ancak kat asansörüne sığmadığından ve apartmanın merdivenleri de çok dar olduğundan bunu taşımak için de akşamı beklememiz gerekmişti. Buzdolabı da sorunsuzca çıkıp kurulacağı yere bırakıldıktan sonra saat 04.00 civarında iş bitti. Ertesi sabah işe gidecektim. Çünkü 15 Temmuz darbe girişiminden dolayı izinlerimiz iptal edilmişti. Bu darbe girişimine dair bir şeyler yazmak istiyorum aslında. Bunu da bir başka yazıya bırakayım şimdilik. Darbe girişiminin yapıldığı akşam da Utku ve Hazalla koli yapıyorduk. Olaylar olunca ağzımız açık halde televizyonu izlemeye devam ettik.

Evi taşıdıktan sonraki gün yeni eve geldiğimde yapılacak bir dünya iş olduğunu gördüm. O gün tarih 20 Temmuzdu. Heh işte, bak bugün 7 Ağustos olmuş. Hala o işler bitmedi. Neden? Çünkü okumayı öğrendiğim 7 yaşımdan beri biriktirdiğim kitaplarım, buna ilave dvdler, cdler ve bilumum ıvır zıvırdan oluşan, iki yıldır annemlerin evinde bekleyen devasa bir mal varlığım vardı. Bunlar için yeni evin bir odasını tahsis etmiştim. Bak günler geçti. Halen buraya bir çeki düzen verebilmiş değilim. Yavaş ama güzel bir şekilde ilerliyor. Pek çok noktada kontrolü ele aldım.

tasinma11tasinma10tasinma12

Yeni evde, ilk bağlanan şey internet ve tv oldu. Apartmanda kablo dünya hizmeti vardı. Ben bu kadar çabuk gelip bağlayacaklarını hiç düşünmüyordum. Şu ana kadar en ufak bir sıkıntı yaşamadım. Televizyonda da süper belgesel kanalları var. Evin içinde pek çok yerde irili ufaklı tadilatlar yapmak ve elektrik hatları çekmek gerekti. Güzel oldu sevgili okur.

Yazıya koyacağım görselleri seçmek de epey zor oldu. Bir de doğum günü yazılarının geleneksel özelliği olarak geçmiş yılların doğum günü yazılarını koyuyorum buraya.

tasinma13

Şu an ki manzaram

Geçmiş doğum günümü kutlayan herkese teşekkür ederim. Bu yazı, yeni evin oturma odasında yazdığım ilk yazı oldu. Umarım bu yeni yaşımda her şey çok daha iyi olur. He unutmadan bir üzücü gelişme oldu bu süreçte. İlkan Abi Tokat’a tayin oldu. Şu aşağıdaki fotoğraf da hep birlikte geçirdiğimiz son iş günümüzden. Onun gidişini, benim de geçmiş doğum günümü kutlamıştık. Umarım Tokat’taki hayatın Bilecik çukurundan çok daha iyi geçer sevgili abim 😦
tasinma09

Geçen Haftadan Satır Başları

Türker’İ Askere Uğurlama

turkerEskişehir’deki en eski arkadaşlarımdan birisi İlker‘dir. Bu sevgili Japon dostum, Batuhan‘la birlikte, taa dershane günlerimizden beri arkadaşımdır. Kendisiyle bir süre aynı grupta da çaldık. Eh, işin daha çok başında olduğumuz zamanlardı. Ne kadar güzel zamanlarmış. Daha sonra okuldu, dersten kalmaktı geçmekti, işti güçtü derken biz bu İlker’le çok az görüşür olduk. Sonra İlker askere gitti. Gerçi hala askerde, Ankara’da yedek subay. İlker’in en az kendisi kadar renkli ve yetenekli bir kardeşi var: Türker. Türker’in bloguyla ilgili şu yazıyı yıllar önce yazmıştım. İlker’le görüşemediğimiz dönemlerde Türker’le sürekli muhabbetimiz devam ediyordu. Geçtiğimiz günlerde aradı beni. Abisi gibi o da askere gidiyormuş. Hatta buna da yedek subay çıkmış 🙂 Ancak henüz nereye gideceği belli değilmiş. Hemen Pilot Bar‘da buluştuk. Oturduk sohbet ettik. Yan masayla tatsız bir münakaşa yaşadık hatta. Ancak bu bile keyfimizi kaçırmadı. Abisini askere yolcu edemedim ama Türker’i ettim. Abisi beş ay sonra, Türker de bir sene sonra gelecekler.

Halİl Eskİşehİr’deydİ

hailCan dostumuz Halil geçen hafta Eskişehir’deydi sevgili okur. Uzunca bir süre sonra Halil’le görüşme fırsatım oldu. Geçen hafta içi Pilot Bar’da önce Togay‘la buluştuk. Sonra ardımızdan Volkan ve Halil de geldiler. Eskişehir Rock Topluluğu ekibi uzun bir aradan sonra, tam da ilk zamanlarında olduğu gibi Pilot Bar’da yeniden buluştu. Eskirock Metal Fest 6‘yı yapabilir miyiz diye konuştuk. Sonra telefon, tablet mevzularını tartıştık. Geçenlerde İzmir’de yapılmak istenen ancak ele yüze bulaştırıldığı herkes tarafından açıkça söylenen festival, Alive Fest ile ilgili konuştuk. Bu festivalle ilgili olarak yapılan şu yoruma hepimiz güldük: “Festivallerde aksaklıklar olur eyvallah, ama bu adamlar aksaklık organize edip adını festival koymuşlar…” God Mode ve festivalde sahne alacağı söylenen grupların neredeyse %75’inin sahne almadığı ya da üç dört parça çalıp sahneden indiği bir festival olmuş.

Volkan’ın yâri Kübra’nın KPSS’den “maşallah” gayet güzel bir puan alarak “inşallah” atanmayı beklediğini öğrendik. Amin. Halil’in ve benim tayin planlarımızı konuştuk. Sonra elbette konu benim “efsanevi” davuluma geldi. Ah, canım peram, ahh. Daha sonra Halil’le kucaklaşıp vedalaştık. Uzunca bir süre görüşemeyeceğiz çünkü. Ayrılırken hepimizin ağzından aynı sözcükler dökülüyordu: Hail Satanas, Hail Ceylan.

Kick pedalı aldım

tama-hp200-32679Geçenlerde şu yazımda aldığım davuldan bahsetmiştim. Bu benim için çok önemli bir gelişme, adete bir milat oldu. Ancak elektronik davul setup’ında bir eksik vardı: O da kick pedal. Standart setup içerisinde kick pedalı çıkmıyor. Ancak Roland‘ın (gerçi kaliteli diğer markaların da) en büyük avantajlarından birisi kick pad’ler sayesinde davulcuya istediği pedalı kullanabilme imkanı veriyor olmasıdır. Ben de biraz araştırıp İzmir’den kendime bir TAMA HP200 pedal buldum. Aslında niyetim single kick pedal almak değildi. Ancak bir süre param kalmadığı için mecburen single’la takılmak zorundayım. İleride kendime Pearl marka bir twin pedal almak niyetindeyim. Neyse şimdilik single da işimi görüyor. Pedalın altında tablasının olması çok önemliydi, altında tabla olmayan pedallar seri olmuyor. Pedalı bulduğum yer şans eseri İzmir’de dayımın çalıştığı yerin çok yakınında bir mağazaymış. Dayım aynı gün alıp kargoladı sağolsun. Pedalda ufak tefek çizikler vardı ancak mekaniğinde en ufak bir problem yoktu. Ufak bir yay ayarıyla mükemmel bir hale geldi.

ECE ve onur’un Düğünü

onrGeçtiğimiz hafta sonu, Cumartesi günü, Onur ve Ece‘nin düğünleri vardı sevgili okur. Osmangazi Üniversitesi yakınlarındaki GAGA isimli mekana gittik. Şimdiye kadar katıldığım en “organizasyonlu” düğünlerden birisiydi. Evlenenler arkadaşımız, sahnede çalanlar arkadaşımız ve masamızdakiler arkadaşlarımız olduğundan eğlenceli bir akşam oldu. Düğünün en güzel yanı da uzun süredir göremediğimiz dostlarla buluşabilme imkanı oldu. Serkan Abi‘yi Trabzon’da olduğu için aylardır görmüyordum. Düğünde bir süre hiç tanımadığım bir grubun arasında kaldık. Tam da o anda Serkan Abi’yle Ali‘yi gördüm. Ali de uzun zamandır tanıdığım, taa Amoral Vuslat zamanlarından bildiğim, kral bir adam. Hemen yanlarına gittim. Metalciler yan yana gelince düğünde bile, muhakkak bir albüm, grup muhabbeti dönüyor. Serkan Abi ayak üstü Cradle Of Filth‘in yeni albümü Hammer Of The Witches‘i tavsiye etti. En son bizim konserdeyken görüştüğümüz Tolga‘dan düğünle ilgili tüyolar aldık. Gelin ve damat, davetliler için bir Kiss şarkısı çalacak ve söyleyeceklermiş. Gelin ve damatların böyle sürprizler yapması davetliler için de heyecan verici oluyor sevgili okur. Heyecan.

Getik Fanzin’de Öykümüz Yayımlandı!

getik0
Ender
‘le birlikte başlayıp Aysun‘u da aramıza dahil ederek devam ettiğimiz “Ortaklaşa Öyküler” maceramız yepyeni bir mecra üzerinden devam ediyor: GETİK Fanzin!

getik1Ender’in kendi gruplarından arkadaşı Kerem sayesinde Getik Fanzin’le tanıştık. Ender, Fanzin’in ilk sayısını Pilot Bar‘dayken gösterdiği zaman epey heyecanlanmıştım. Farklı konularda yazılmış onlarca içerik, kullanılan görseller, yazarların bambaşka kişilikler olması… Her biri beni ciddi anlamda etkiledi. Daha önce IDEA Magazine ile yaklaşık bir yıllık bir fanzin maceram olmuştu. Çok güzel zamanlardı. Her ay bir sayfa hazırlıyordum müzikle alakalı. Sonra devam etmedik ve bitti. Aradan bir yıldan daha uzun bir süre geçti ve yine bir fanzinin içerisinde buldum kendimi.

Ender’le birlikte yazıp yayımladığımız şu iki öyküyü (PenceremBin Musibet) okumuş olmalısın sevgili okur. Aysun’un sulu boya çalışmalarından sonra bu öykü işi Ender’de ben de epey büyük bir heves uyandırdı. Getik Fanzin’in ikinci sayısı için yeni bir öykü kaleme aldık. Aysun’dan da yazdığımız kısımlarla ilgili çizimler yapmasını söyledik. Orijinal bir öykü için orijinal görseller olsun istedik.

gilruz

getik2Ufak tefek gecikmelerle öyküyü dergiye yetiştirdik. Ancak bir sayıya sığdıramadık anlattıklarımızı. Böylece Getik Fanzin’in ikinci sayısında ilk defa yayımlanan öykümüz, üçüncü sayıda devam edecek. Öyküyle ilgili bir detay vermek istemiyorum. Dediğim gibi bu öyküyü yalnızca Getik Fanzin’de yayımlanması için yazdık ve oradan başka bir yerde yayımlamak şu aşamada doğru değil. Eğer Eskişehir’deyseniz fanzinimizi pek çok kitapçıdan ve kafeden ücretsiz olarak edinebilir ya da ISSUE profilimizden yine ücretsiz/kayıt olmadan okuyabilirsiniz.

Geçtiğimiz çarşamba akşamı ilk defa dergideki diğer yazarlarla buluşma ve tanışma imkanımız oldu Ender’le. Gayet keyifli bir toplantı yaptık. Derginin geleceği ve ilerleyen dönemlerde neler yapacağımızla ilgili kararlar aldık. Derginin ilerleyen sayılarda siyah beyaz olarak devam etmesi beni biraz üzse de piyasa şartları malum. Reklam almayıp bir de ücretsiz yayınlanan bir dergide yazmak ya da bu dergiye emek vermek için biraz piyasaya boyun eğmek durumunda kalıyorsunuz. Üstelik tek kuruş gelir elde etmek gibi bir planımız da yok.

getik4

Derginin en sevdiğim tarafı, pek çok diğer underground fanzin gibi boğucu, politik içerikten uzak, tam dozunda bir yayım içeriğine sahip olması. Ayrıca toplantıda tanıştığımız yayın yönetmenimiz Levent’in eleştirdiği gibi, tam sayfa fotoğrafın altına üç satır alıntı yaparak içerik dolduran bir yayın değil. Umarım hep de böyle kalır.

getik3Evet, Ender, Aysun ve ben önümüzdeki dönemde “Ortaklaşa Öykülerimiz”le Getik Fanzin’de olacağız sevgili okur. Derginin yeni sayısı yayımlandıkça sen de buradan takip edebileceksin. Hatta buraya bağımlı kalmayıp şu aşağıda yer alan hesaplardan da takip edebilirsin. İyi dergi diyorum bak, bir göz atmanda fayda var.

Facebook grubu: https://www.facebook.com/getikfanzin

Instagram profili: https://instagram.com/getikdergi/

getik5

Olaylar: 1984, Buluşmalar

Marmaris’le alakalı şu fotoğrafı koymayı unutmuşum. Biz çekerken çok eğlenmiştik. Blogta da bulunsun istedim.

Tıklayınca büyür

Evet, eğitime gittiğim gün okumaya başladığım ve eğitimden dönerken yolda bitirdiğim muhteşem bir romandan bahsedeyim biraz da: 1984. George Orwell‘in kült romanı. Daha önce okumamıştım. Çok büyük hata yapmışım. Kurgu müthiş! Detaylar inanılmaz. Kitap çok akıcı bir biçimde ilerliyor, olaylar aniden gelişiyor. Kitabın sonlarına doğru biraz sıkıldığım bölümler oldu gerçi ama kitabın genelini büyük bir keyifle okudum.

Kısaca kitabı özetlemek istiyorum. Kitap bir kurgu dünyasında geçiyor. 1984 yılında Dünya’da üç büyük devlet vardır. Bu devletler sosyalizm benzeri bir yönetimle yönetiliyor, halk adeta robotlaştırılmış. Olayların geçti ülke olan Okyanusya‘da iktidarda olan ve “Parti” diye adlandırılan yapı, İngiliz Sosyalizmi -ingsos- sistemi ile halkı her anlamda kontrol etmektedir. Öyle ki Parti, geçmişi değiştirebilmekte böylece insanların kıyaslayabileceği bir kanıt kalmadığı için daima yanılmaz olan Parti olmaktadır. Kitaptan bununla ilgili müthiş bir örnek vereyim. Parti, halka dağıtılacak günlük çikolata hakkını 30 gramdan 20 grama düşürüyor. Halka bu şekilde duyuruluyor. Ertesi gün halk, günlük çikolata hakkının “20 grama çıkarılmasını kutlamak için” sokaklara dökülüp sevinç gösterileri yapıyor. Yani kimse bir gün önce olanları hatırlamıyor, hatırlamak istemiyor, kanıtlayamıyor.

Big Brother Is Watching You!

Big Brother Is Watching You – Büyük Birader Seni İzliyor!” Bu mottoyu muhakkak duymuşsunuzdur. İşte, büyük birader kavramının çıkışı da bu kitaptır. Sürekli izlenen, evlerine yerleştirilmiş tele-ekran denilen cihazlarla sürekli takip edilen bir toplum. 1984, okunması gereken bir kitap. Zaten Dünya Edebiyatı’na da bir kült olarak geçmiş durumda. Kitap 1949 yılında yazılmasına karşın Türkçe’ye 1984 yılında çevrilmiş, tam da kitabın adıyla aynı tarihte. Ve yine tam da 1984 yılında kitabın filmi çekilmiş. Filmde John Hurt başrolde oynuyor. Kitap Türkiye’de Can Yayınları‘ndan çıkıyor ve sürekli basımı yapılıyor.

Kitapla ilgili çok fazla detay vermeyeceğim. Çünkü bahsettiğim filmi de buldum ve izleyeceğim. Filmi de izledikten sonra bütüncül bir 1984 yazısı yazmak çok daha iyi olacak.

Cumartesi akşamı bizimkilerle birlikte, belki de aylar sonra tam kadro olarak, Pilot Bar‘da buluştuk. Uzun süredir görüşemeyince konuşacak o kadar çok ve o kadar farklı konular oldu ki. Alper, Togay, Volkan, Levent, sahnede olan Yağız, Ender, Mert, Korhan ve yeni klavyeci dostumuz Burak ile gece boyu mükemmel muhabbetler daldık çıktık. Levent’le neredeyse bir yıldır görüşmüyorduk mesela. Koskoca ekipte geriye bir tek Togay ve benim metalci kaldığımız gerçeğiyle yüzleştik bir süre. Sonra Alperler’in grupla ilgili konuştuk. Hatırlarsanız şu yazımda bahsettiğim klipleri yayımlanmıştı geçtiğimiz gün. Volkan okulda  harikalar yarattığından bahsetti. Yağızlar sahneye çıktılar, güzel güzel söylediler, eğlendik. Ben bunlara iki senedir Bora Duran İnsan’ı çaldıramıyordum.  O gece bir sürpriz yaptılar ve hepimiz bana bir sürpriz yapıp çalacaklarını beklerken yine çalmadılar. Bu, inanılmaz bir sürpriz oldu. Çok teşekkür ederim 🙂 Şu aşağıdaki video aynı gece çekildi. Yağızhan şarkıyı söylerken kimin gözlerinin içine bakıyorsun?

Buluşmalar bugün de devam etti. Çok uzun süre sonra önce dayımın yanına, sonra Arzu Hoca‘nın evine, Togay’ın evine gittim. Neredeyse iki yıl sonra Ufuk kardeşimle karşılaştım yolda. Togay’ın evinde, hayatımda görüp keşke benim olsa diye heveslendiğim, en çok heveslendiğim o gitarı gördüm. Resmen kıskandım, yanlışlıkla yere falan düşürmek istedim gitarı ama gitar o kadar iyi ki kıyamadım yere düşürmeye bile. Oradan Orhan Abi‘ye uğradım. Daha sonra da en son askere gitmeden önce gördüğüm Ahmet‘le buluştum. Ahmet’le yine ne biçim muhabbetler ettik. Öeff 🙂

Togay ve ben depresifken.

 

Yanından ayrıldığım herkes beni sonsuzluğa uğurlar gibi veda ediyor anlamadım bu işi bir türlü.

Müthiş Bir Pazar Günü

15 Aralık Çarşamba günü sevgili okur, çok uzun süre sonra harika bir haftasonu geçirdim. Harika lan, harika bildiğin! O günü Yağız zaten taa sabahtan ilan etmişti harika olacak diye.

Herşey bir önceki gün Alper‘le ve Volkan‘la buluşup Espark‘a gitmemizle başladı. Burada hızlıca bir liste oluşturup cuma günü vizyona giren ve tam 1 yıldır izlemeyi beklediğimiz Hobbit – Smaug’un Çorak Toprakları filmine 8 tane bilet aldık. En büyük salondan ve (şansımıza) alabileceğimiz en iyi yerden. Film ne yazık ki üç boyutlu olduğundan gözlük de almamız gerekiyordu. Burada Volkan ve ben hemen devreye girdik ve gözlükleri ertesi gün filmden önce alacağımızı söyleyip almadık. Zira ben de iki tane, Volkan’da da üç dört tane Cinemaximum 3D gözlüğü vardı. Bunları muhtelif zamanlarda aşırmıştık. Ben bir tanesini çok yakın zamanda Thor‘dan aşırmıştım mesela. Neyse. Bu sayede tanesi 2 liradan olmak üzere tam 16 lira para vermekten kurtulduğumuzu sanıyorduk. Evet.

Biletleri alıp uzun süre sonra yeniden açılan Pilot Bar‘a gittik. Burada eski dostlarımız Murat Abi ve Özcan Abi ile biraz muhabbet ettik. Bir şeyler yedik. Benim yediğimin içinde biber vardı. Keşke biber olmasın deseymişim. Yemekten sonra kalkıp Özgür Abi‘nin yanına gittik. Ayaküstü lafladık biraz. Sonra oradan da ayrıldık. Şansıma yolda minibüs denk geldi atladım hemen ve eve geldim.

Ertesi gün, yani bu başlıkta geçen pazar günü, müthiş başladı. Evde çok iyi vakit geçirdim. Haftalardır haftasonları bir müzik sesiyle uyanıyordum. Bu pazar duymadım. Biraz da erken kalktım. Heyecanla saatlerin geçmesini bekledim. Sonra iyice giyinip kuşanıp dışarı çıktım. Yağız ve Ender‘le uzun süredir stüdyoya girmiyorduk çalışmak için. Üstelik bu sefer bass gitarda da Alper olacaktı. Müthiş eğlenceli olacaktı ve öyle de oldu sevgili okur. Yağızların gitar çaldığı dönemden pek bir şey çalmadık son ana kadar ama bu tek düze hafif müzik bile yetti lan eğlendirmeye 🙂 Stüdyonun sonunda ise Ender dayanamadı bana, bastı distortion pedalına 🙂 Kardeşim benim.

Stüdyodan sonra ise apayrı bir dünyaya uçtuk Yağız’la. Etrafımızdan duvarlar falan kalktı bir acayip olduk. Kafamı duvara çarptım, krize girdik, gülmekten yerlere yattık. Çok uzun süre önce yine Yağız’la yapmıştık bunu. O zaman açık havadaydık diye daha bir çarpmıştı beni. Bu sefer o kadar uzun olmadı ama aynı şiddette oldu. Alper o anları görüntüleyebildi sağolsun.

Burada sinirliyiz.

Burada çok sinirliyiz. Hiç gülmedik.

Oradan yavaş yavaş Espark’a doğru yola çıktık. Espark’ta Yağız ve Ender bir sigara molası vermek için yanımızdan ayrıldılar. Acıkmış olan bizler de KFC‘den ayıptır söylemesi bir kova aldık. 30 parçalık tahrik edici tavuk parçaları ve kola. Kova almayalı ne kadar olmuştu acaba. En güzel zamanlarımda kendimi hep KFC yiyerek şımartırım sevgili okur. Şimdi sahip olduğum göbek de işte o güzel zamanlardan bir yadigar. Biz orada kovadaki tavuk parçalarını götürürken çok uzaklarda bir Sercan santral başında askerlik yapıyor ve bize küfür ediyordu.

Filmin başlamasına dakikalar kala sekiz kişilik ekibin tamamı hazırdık: Alper, Murat, Volkan, Togay, Yağız, Ender, Caner ve ben. Volkan’ı sabahtan, öğlenleyin ve filmden yarım saat önce arayıp gözlükleri unutma diye hatırlatmama rağmen sağolsun yine de unutmuştu gözlükleri 🙂 Ben de iki gözlük olduğu için altı tane daha gözlük aldık. Daha da filmlerde gözlüğe para vermeyiz. Senede zaten üç beş defa gittiğimiz sinemada film başına 2 liradan, nerden baksan 10 lira kâra geçer, köşeyi döneriz.

Sinemaya girdik. Volkan bir gün önceden izlediği için nispeten en kötü yere o geçti. Sırayla Togay, Alper, ben, Murat, Caner, Yağız ve Ender şeklinde oturduk. Ender’in bana daha yakın olmasını dilerdim. Film yaklaşık 15 dakikalık bir reklam kuşağından sonra başladı. Keanu Reeves’in acayip bir filmi geliyor dur bakalım. Yazının bundan sonraki kısmında spoiler olacak taa ki suratınıza doğru okunu doğrultmuş bir Tauriel görünceye kadar. Ondan sonrası yine normal yazı.

BU KISIM SPOİLER İÇEREBİLİR, içeriyor hatta

Filmle ilgili aslında kapsamlı bir eleştiri yazabilirim. Hem yakın zaman da kitabı okumuş olmam, hem de film yayımlanmadan önce Peter Jackson‘ın tüm videobloglarını izlemiş olmamdan dolayı güzel bir değerlendirme yapabilirim. Ama neredeyse her sinema yazısından önce yazdığım bir cümle var: Bu blog bir sinema blogu değil ve bende sinema konusunda iddialı değilim. İnternette bunu yapan onlarca muhteşem blog var. Ben sadece hızlıca bir değineceğim The Hobbit: Desolation Of Smaug‘a. Yüzüklerin Efendisi serisinin tek bir cildinden bile daha ince olan tek bir kitaptan üçer saatlik üç film çıkarmak elbette ki herkesin harcı değil. Hele hele söz konusu Yüzüklerin Efendisi’nden bile daha eski ve daha hassas bir eser ise. Şimdi yönetmen Peter Jackson’ı eleştirmek ne derece haklı bilmiyorum. İlk filme nispeten bu filmde çok daha fazla kitaptan bağımsız sahne vardı. Ben çok kaba bir hesapla filmin % 70’i kitapta yoktu diyebiliyorum. Olay akışı doğru, yani sırasıyla uğradıkları mekanlar falan. Ama aralarda olanların çoğu yok abicim kitapta. Beorn‘un evine daldıkları sahne kitaptan farklı, Kuytuorman’da Elflerin eğlenceleri yok, ne bileyim fıçılarla kaçış esnasında o savaşma olayı yok. Hele hele Kili ile Tauriel’in arasındaki o elektriklenmenin tek bir kıvılcımı bile yok kitapta. Yani orijinal eserde böyle bir aşk yok. Kili ve Fili’nin geride bırakılması, Dori’nin onlara eşlik etmesi, kalan ekibin Yalnız Dağa üç cüceden noksan olarak gitmesi falan hep kitapta olmayan kısımlar. Ayrıca dağın içinde gördüğümüz o ocakların çalışması, altıntan dökülen cüce kralı heykeli falan yine hikaye. Zaten Azog karakteri başlı başına bir apayrı bir hikaye. Kirletici Azog diye de çevirmişler. Yalnız Smaug’un sahnelerini pek bir beğendim. Her ne kadar son sahnede çıkıp gitmesi biraz alalade olsa da.

SPOİLER SONU

Peki tüm bunlardan şikayetçi miyim? Hayır lan tabiki. Seri tamamlandığında nekromansırı, büyücüsü, elfi, cücesi herşeyiyle dokuz saatlik bir Orta Dünya ziyafeti olacak. Dokuz saat sevişsen bu kadar keyifli olur mu? Hayır.

Film bittiğinde saat gece 23.30’a geliyordu. Muhteşem geçen üç saatin ardından artık eve dönme vakti gelmişti. İyi de nasıl? Son dolmuş saat 23.30’da geçmiş, son otobüste resmen gözümün önünden zınk diye geçip gitmişti. Geriye tek bir çarem kalmıştı. Tam gece yarısına 10 dakika kala gelen tramvaya binip dua ede ede Tepebaşı’na geldim. Burada hemen koşarak yolun karşısına geçip beklemeye başladım. Ve 23.30’da kaçırdığım dolmuşu turunu tamamlamak üzereyken yakaladım ve bindim 🙂 Böylece eve dönebildim.

Hobbit’le alakalı ilerleyen günlerde başka bir açıdan, başka bir yazı daha yazacağım. Öpüyorum.

İki Yeni Plağım ve Manowar Kasedi

Bu ara plak koleksiyonuma biraz yatırım yapıp kendime iki tane long play plak aldım. İlk plağı çok da aramadan, Media Markt‘ta görüp aldım sevgili okur.

Manga – Şehr-i Hüzün

Tamamını olmasada yaptığı bir takım şarkıları ciddi anlamda başarılı bulduğum Manga grubunun ikinci albümü sınırlı sayıda plağa basılmıştı. Bunu okuduğumu iyi hatırlıyorum. İşte Media Markt’ta o plağı görünce hemen plağın ileride yapabileceği primi düşünüp aldım lan 🙂 10 TL’lik hediye çekim vardı onu da kullandım alırken. İyi denk gelmiş oldu yani.

Dire Straits – Dire Straits

Bir diğer plağımı da tamamen şans eseri olarak Pilot Bar‘da Çevre Modelleme dersinin ilk ödevini yaparken internetten birşeye bakarken aldım. Bir anda kendimi gittigidiyor‘da bir açık arttırmaya teklif verirken buldum:) 24.5 liraya Dire Straits‘in aynı adı taşıyan 1978 İngiltere basım long play’ini aldım. Bu albüm içerisinde bir klasik olan Sultans Of The Swing‘in de bulunduğu albüm. Ve elimdeki kopya çok iyi korunmuş neredeyse sıfır gibi 🙂 Tekrar tekrar baktım yeni basım falan değil, taş gibi 78 basım 🙂 O açıdan değerli bir parça oldu.

Manowar!

Son parça ise bir kaset. Geçen gün şans eseri yine denk geldi aldım hemen 1 liraya! Manowar‘ın en bilinen albümü Warriors Of The World albümünü 1 liraya aldım lan! Kaset maset, elimde orjinalinin olması çok harika değil mi:) Hemen sardım sarmaladım koydum arşivin derinliklerine.Volkan‘ın Blue Jean‘den kazandığı ile kıyaslanamasa da yine de güzel bir cevap oldu.

EskiRock Üye Kartları

Üye Kartı

Nihayet Eskişehir Rock Topluluğumuzun ilk seri üye kartlarını bastırdık. Bir süredir forumumuzda fiyat anketleri ve uygulamalarını konuşuyorduk zaten. Bugün itibariyle ilk seri olmak üzere 100 tane kart bastırdık.

Sahibine, Eskişehir’deki pek çok mekan ve işletmede avantajlar sağlacak kartın fiyatını da 10 TL olarak belirledik. İlk etepta anlaştığımız bir takım mekanlar şu şekilde:

  • Pilot Bar
  • Hera Cafe
  • 2. Kat Kafe & Kahvaltı Salonu
  • Graphic Shop
  • Black Art Giyim & Aksesuar

Üstelik sağlanan avantajlar da çok avantajlı 🙂 Pilot Bar’da biranızı yudumlarken bilimum çerezi bizden mesela 🙂 Ya da Hera’da içeceğiniz hemen her içecek de 50 kuruş; nargilede de 1 lira daha indiriminiz olacak. Konserlerimizde herkes 10 liraya bilet alırken kart sahibi üyeler 7.5 liraya alacak bu bileti. Yani kart tahmini üç dört günde kendini amorti edebilecek avantajlar sağlayacak. Diğer anlaşmalı mekanlar ve mekanların sağlayacağı avantajlar için eskirock resmi forumunu takip edebilirsiniz.

Bu karttan almak istiyorum ben; hem destek olayım, hem de bu ve bundan sonra gelecek avantajlardan yararlanayım diyorsanız yapmanız gereken tek şey herhangi bir şekilde bana ulaşmak. Bu kadar. İsterseniz buraya yorum olarak, isterseniz bana facebook‘tan, isterseniz blogun iletişim kısmından, isterseniz eskirock@gmail.com adresinden ulaşıyorsunuz, kartınızı alıyorsunuz.

Bu noktada beni tanıyan tüm dostlarımdan, arkadaşlarımdan, herkesten elinden geldiğince destek olmasını; bu karttan almasını rica ediyorum.