Tag Archives: pınar

Head Bang 4’te Neler Var?

headbang4_1.jpgSıkış tepiş masamda oturmuş, belki de haftalar önce yazmam gereken bir yazıyı nihayet yazabilmenin mahcubiyetle karışık mutluluğunu yaşıyorum şu anda. Bir üst rafta duran, şu anda Türkiye’nin en eli yüzü düzgün metal müzik yayını olan Head Bang‘in dört sayısına ve hatta dördüncü son sayısına bakıyorum. Bu sayının diğer sayılara göre çok daha kalın olduğunu (220 sayfalık bir ansiklopedi) hemen en başta söyleyeyim. Çağlan Tekil ve arkadaşları, her geçen sayıda kaliteyi daha da yukarıya taşıyarak devam ediyorlar yola.

En kalın sayı olmasının yanında, ilk defa bir Türk Metal ikonunu kapağına taşıması bakımında da dördüncü sayı Head Bang’in en önemli sayısı oldu bana göre. Bookazine denilen formatta yayımlanan ancak en nihayetinde bir dergi olan Head Bang’in bu sayısında, kapakta Dr. Skull‘un maskotu kuru kafa Vehbi‘nin biraz “makyajlı” bir görüntüsü yer alıyor. Derginin de en iddialı röportajlarından birisi Dr. Skull’la yapılan röportaj şüphesiz. Çok büyük ihtimalle 2019 yılında yerli metal piyasamızdaki en büyük olay Dr. Skull’un yıllar sonra gelen birleşme haberi ve akabinde gelen konser oldu. Dr. Razor ismiyle sahne alan Razor’un müthiş performasına birkaç şarkıda Dr. Skull’un asıl elemanları da eşlik edince tarihi bir gece yaşanmıştı. Velhasıl, o geceye ve grubun en güncel durumuna ilişkin okuyabileceğiniz en kapsamlı röportaj bu sayıda yer alıyor.

headbang4_07 Okumaya devam et

Otel Hikayeleri Serisi: Aynalar – 2

Şuradan devam.

“Birader hemen çık oradan ve sakın o aynalara dokunma.”

Dondum kaldım. Böyle anlarda beyninize binlerce soru hücum eder. Nasıl? Savaşalp nasıl olmuştu da bilmişti nerede olduğumu, ne yaptığımı? Buradan nasıl çıkacaktım?

salon

Gözlerimi kapattım ve bildiğim tüm duaları yalan yanlış, eksik gedik okumaya başladım. Salonun kapısını tüm gücümle ittirdim ve sanki yokuş aşağı iniyormuş gibi parmak uçlarımı direye direye çıktım salondan. Ortalıkta kimsecikler yoktu. Kattaki güçlü lambaları sönmüş, geriye ufak tefek loş aydınlatmalar kalmıştı. Ancak aşağısı, lobi katı, gündüz gibi aydınlıktı. Telefonu henüz kapatmadığımı anlamam iki üç dakikamı aldı. Savaşalp de kapatmamış, diğer tarafta bekliyordu. “Adamım iyi misin? Çıktın mı?” diye sordu. “Çıktım Savaş çıktım. Ölüyordum lan korkudan.” dedim. “Bak dinle şimdi beni” diye devam etti Savaşalp. “Akşam Facebook’a girdiğimde senin tarafından beğenilen bazı bağlantılar gördüm. Herhalde otel hakkında araştırma yapıyordun. Farkında olmadan girdiğin sayfaları beğenmişsin. Onlar da doğrudan beğeni olarak karşıma çıktı. Benim de ilgimi çekince otel, araştırmaya başladım. Adamım, bu otel senin tahmin ettiğinden çok daha eski bir zamanda yapılmış. Hikayesi en az iki asırlık. İki asır önce de burada bir kumarhane varmış. O zaman adına ne diyorlarmış bilmem ama burada bulunan bir hanla ilgili hikayeler okudum. Şehre dışarıdan gelen tüm tüccar kazandıkları ne varsa burada kaybeder giderlermiş. Hatta pek çoğu kederinden kendini öldürürmüş. O dönemde bu handa çalışan bir odacı varmış. Bu zavallıların haline acırmış. Zaten yataklarında ölü olarak bulan da hep bu odacıymış. Kendini öldüren her bir misafir için bulduğu odaya bir ayna asmaya başlamış. Bir süre sonra bu aynalar odalara sığmamaya, hanın duvarlarını süsleme başlamış.” Savaşalp’in sözünü heyecanla kestim: “İyi de o günden bu güne ayna mı kalır Savaş?” Sanki bekliyormuş gibi devam etti: “Evet işte. Bu han büyük bir yangında yok olmuş. İçinden çıkan tüm aynalar parça parça olmuş. Sonra bir Rum ortaya çıkmış ve ‘Bu han dedemin yani benimdir. O yüzden geriye kalan her şey, külü bile, benimdir!’ demiş. Adam aslında bir ustaymış. Tüm aynaların kırıklarını toplamış, kille yoğurmuş ve bunlardan çok ihtişamlı varaklar yapmış. Ve tahmin et ne olmuş: Buraya yeni bir otel ve kumarhane yapılmasına karar verdiklerinde bu Rum’un oğlu çıkmış ve babasının vasiyeti olduğunu söyleyip tüm bu süslü varaklar otele hibe etmiş. Bedava mal baldan tatlıdır. İşte tüm oteldeki varaklar yıllar içerisinde ufak tefek tamirat görseler de hep o Rum’un yoğurduğu aynalı balçıktan yapılmış. Orada ocağı sönen zavallılar o aynalarda yaşıyor Mesut.”

Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemez bir halde, lobiye varmıştım bile. “Peki, benim orada olduğumu nasıl anladın Savaş?” diye sordum. Dolunay söyledi.” dedi.

“Dolunay” diye sayıklayarak odaya çıktım. Halil Abi uyumuştu bile. Yatağa uzandım ve gözlerimi yumdum.

Ertesi sabah perişan bir halde uyandım. Baş ağrısından gözlerimi açamıyordum. Hazırlandım ve kahvaltıya indim. Bu otelin sayesinde epey az yemek yiyorum sevgili okur. Mutluyum. Kahvaltıdan sonra hep birlikte salona geçtik. Eğitime dair detay verip canını sıkmıyorum. Öğle arası ve akşamdı derken yine gün bitti. Aynı akşam Halil Abi okuldan arkadaşlarıyla, Pınar ise Antalya’da oturan bir arkadaşıyla buluşacaktı. Dolayısıyla bana yalnız geçirecek koskoca bir akşam kalıyordu. Yemekten sonra sahile indim. Uzun süredir yalnız başıma dolaşmak istiyordum. Dolunayı izledim dakikalarca. Daha sonra dönüp odaya çıktım. Son iki

oda

Kaldığım oda

gecedir yaşadıklarımı düşündüm. Aklımı tek bir düşünceye odaklarsam herhalde daha rahat yatabilirim diye geçirdim içimden.

Bu arada otele geldiğimden beri çift kişilik yatakta yatıyordum. Geçen gece Halil Abi odasında uyuyamadığını söyleyince odalarımızı değiştirdik. Artık tek kişilik yatakta, F tipi bir hücreyi andıran odamda kalıyorum. Yalan yok hoşuma da gitti. Odanın tek bir küçük penceresi var. O da yangın merdivenine bakıyor. Neyse, ne diyordum. Tek bir düşünceye odaklandım. Belki biraz müzik de işime gelir diye düşündüm. Çok uzun süredir, neredeyse üç yıldır dinlemediğim bir parçayı fark ettim: Hedon. Açtım hemen, en kısık seste çalmaya başladı. Zifiri odada düşündüm, düşündüm, düşündüm. Uyumuşum.

Otel Hikayeleri Serisi: Aynalar

01Otelde günler fena geçmiyor. İlk gün eğitimleri gayet keyifliydi. Çok sıkılmadan takip edebildiğimiz bir program ayarlamışlar. Öğle arasında biraz sahil boyunca dolaştık. Program bittiğinde, akşam yemeğinden önce biraz dinlenmek için odaya çıktık Halil abiyle. Oturdum, epey bir yazı yazdım. Yemek zamanı geldiğinde vakit kaybetmeden restorana geçtik. Yedikten sonra Eskişehir’den katılan diğer arkadaşımız Pınar ve Halil abiyle birlikte otelin civarında bir keşif turuna çıktık. Sahilde bir yerde biraz mola verip daha önce hiç girmediğimiz bir sinema tartışmasına girdik. Çok eğlenceliydi. Bu keşif faslından sonra Pınar uyumak için odasına gitti. Biz de Halil abiyle lobide bir köşeye sinip muhabbet ettik, internete girmeye çalıştık. Çalıştık, çünkü burada da internet rezil sevgili okur. Odalarda paralı. Lobide de yavaş. Ben odada girebilmek için haftalık internet paketi aldım Turkcell’den. Böylece odadan da sıkıntısız girebiliyorum.

Lobide birkaç saat oturduk. Otelin abartılı süslemelerine, özellikle de duvarları kaplayan türlü türlü aynalarına baktım durdum. İnternette otelle ilgili araştırmalar yaptım. Önceleri kumarhane olarak hizmet veriyormuş. Ama çok ciddi ve büyük bir mekandan bahsediyorum. Türkiye’nin önemli isimlerinin geldiği, kaldığı, oyun oynadığı bir yermiş. Çok ünlü bir kumarhaneler kralının mekanıymış zira. İnternette epey bir bilgi, iddia ve hatta tuhaf haberler okudum. Sonra önce benim, sonra Halil abinin şarjı bitince artık uyumak vakti gelmiştir diyerek odaya tırmanmaya başladık. Odaya giderken ince montumu konferansın yapıldığı salonda unuttuğumu fark ettim.

Konferans salonu, restoranın hemen yanında yer alıyordu. Saat gece yarısına yaklaşırken umarım kapısını kitlememişlerdir diyerek kale kapısını andıran, şaşaalı bir kapının önüne gittim. Kapalıydı. Elimle açmayı denedim ve bingo! Kapı ağırlığından beklenen bir azametle, yavaşça açıldı. İçerisi zifiri karanlıktı. Gündüz eğitim esnasında sürekli olarak duvarlara bakıyordum. Duvarlarda asılı olan belki elli çeşit altın rengi varak içerisinde boy boy aynalar asılıydı. Gece zifiri karanlıkta hiçbiri görünmüyordu elbette. Açıkçası biraz da korkarak salona girdim.

Gündüz imza föylerini imzalatan kızın oturduğu köşedeki sandalyeye takıldı ayağım. Tökezledim ama düşmedim. Aksi gibi telefonumun şarkı bitmişti, aydınlatma düğmelerini bulmak ise neredeyse imkansızdı. El yordamıyla sol kanatta en öndeki sırayı buldum. Sonra yoklaya yoklaya dördüncü sıranın baştan ikinci sandalyesini seçebildim. İşte montum buradaydı. Çok şükür! Kapıya doğru yönelecekken arkamdaki duvardan bir tıkırtı geldi. Döndüğümde duvara asılı aynanın biraz sağa yatmış olduğunu seçebildim. Zifiri karanlığa gözüm alışmıştı biraz. Salonun sımsıkı kapalı perdelerinden sızan ışıklar duvarlardaki aynalarda korkunç görüntüler oluşturuyordu. Hemen arkamdaki hafifçe sağa yatmış duran aynaya yaklaştım. Elimi uzatıp düzeltmeye çalıştığımda “Anladı herhalde” diye bir fısıltı duydum. Salonda birileri vardı! Seslendim: “Kimse var mı?” Cevap gelmedi. Bir anda bütün aynaların tıkırdamaya, yerlerinden oynamaya başladığını fark ettim.

Korkuyla kaçmaya çalıştım. Yarabbi, o ne korkuydu öyle! Kapıya nihayet ulaştığımda cebimde telefonumun titrediğini hissettim. İyi de bu telefon kapalı değil miydi? Cebimden çıkardığımda arayanın Savaşalp olduğunu gördüm. Telefonu açtım, gerçekten de onun sesiydi ve telaşlıydı: “Birader hemen çık oradan ve sakın o aynalara dokunma.”

(Devamı çok yakında…)

Vize Haftasına Kurban Edilen Konserler

:: 3 Mayıs Quo Vadis & Seth Ect:

Seth Ect ve Volkanlar

Bu konseri kaçırarak epey günaha girdim. Lakin ertesi gün 2 vizenin olmasının verdiği vicdani yükümlülük daha ağır bastı. Konser Murat Abi‘nin son organizasyonu olduğundan gitmek bir yerde vefa borcuydu. Ki gelen gruplar da özellikle Seth Ect, acayip merak ettiğim bir gruptu. Olmadı işte. Murat Abi’nin sitem ettiği internet metalcilerinden biri oldum. Gidemediğim bu konser için Volkan’dan birkaç cümle istedim. İşte Volkan’ın yorumu:

iki grup birbirinden mükemmeldi. acayip süperdi. sethect kayıtlarda nasıl çaldıysa aynı öyle çaldı o kadar kraldı. mekanda grup elemanları haricinde 20 kişi falan olsa da gelenler çılgınlar gibi eğlendi aha budur kısa özeti.
bu zamana kadar eskişehir’de gittiğim konserler içinde canlı performansı en iyi olanlardan biriydi bu konserdeki iki grupta.

:: 5 Mayıs Anathema:

Yüce rabbim boş durmadı ve diğer bir iyi konseri de Temel İşlemler sınavından bir önceye koydurdu. Aslında gitsem de birşey kaybetmiyormuşum onu farketmek acı oldu. Ama Oğuz, mükkemel bir karar verip gitti bu konsere. Acayip de eğlendi. İşte Oğuz’un ağzından konser:

anathema 05.mayıs.2010
her ne kadar temel sınavından önce olsa da anathemanın eskişehire gelceni öğrenince ben bu konsere giderim demiştim. nitekim öyle de oldu. kapı giriş saati 9.30 yazmasına rağmen anathema 12yi biraz geçerekten çıktı. ben zaten 11.45 te gittiğim için gittim anathema çoıktı gibi oldu 🙂 açılışı yeni çıkan we’re here because we’re her albümünün ilk şarkısı olan ‘thin air’ şarkısıyla yaptılar. sahneye ilk çıktıklarından itibaren anathemanın sahne performansı mükemmele yakındı. özellikle danny cavanagh cidden izlerken büyüledi. eline bi akustik bir elektro aldı. forgottan hopes, empty, panic, lost control, angelica, flying kısacası tüm sevilen şarkılarını çaldılar diyebilir. konserin mükemmel kapanışı ise fragile dreams leydi. konserde ilginç olansa dinleyicilerin çok odun olmasıydı. bilhassa ön taraftakiler konseri sanki videoya çekmeye gelmiş gibilerdi. zaten danny de takılmadan edemedi. önce tepkisiz bi şekilde izleyenlerin sahneye boş boş bakışlarını taklit etti. sora da sanırım siz konseri şimdi çekip ewde eğlenceksiniz diye laf attı. bi değişiklik olmaması üzerine bi kaç kez do you spreak english diye sordu ve en son dediklerimden hiç bişe anlamıyonuz di mi diyip güldü zaten sora da bi daha konuşmadı. güzel bi olaysa 2 sene önce geldiklerinde flying şarkısından sora bi 15-20 dklık ara vermişlerken bu sefer ara vermediler. daha doğrusu grubun tüm elemanları sahneden indi fakat gitarcı vincent cavanagh inmeyerek akustik olarak are you there i hem çaldı hem söyledi. şarkı bitince de konsere devam ettiler. 2.5 da da konser sona erdi yani gidenler 2.5 saat boyunca anathemaya doydu!

Kahroldum lan bir daha okudum da yorumu. Öyle işte, inşallah bir daha böyle şeyler gelmez başıma. Buraya eklediğim fotoğraf Volkan’a ait; video da o sözü geçen 2 sene önceki Anathema konseri’nde Pınar tarafından çekildi.

Anathema – Fragile Dreams Eskişehir Konseri