Tag Archives: Pink Floyd

42 Kasetlik Açık Arttırmayı Kazandım

Yakın arkadaşım, kod adı: Ayrancı, sayesinde geçtiğimiz hafta bir açık arttırmaya katıldım. Açık arttırmaya benden başka teklif veren de olmadığı için kazandım ve çok komik bir fiyata 42 tane muhteşem albümü kaset formatında aldım. Üstelik bunlardan yaklaşık 35 tanesi orijinal yurt dışı basımlar.

kasetler

Tıkla büyüsün sevgili okur.

Kasetlerin sahibi, muhtemelen büyük bir The Doors fanıydı galiba çünkü The Doors’un tam dokuz tane albümü vardı serinin içerisinde. Bunun dışında beni en çok mutlu edenler ise Pink Floyd albümleri oldu. Bunlardan iki tanesi zaten ben de mevcuttu gerçi ama olsun. Tam beş kasetlik Led Zeppelin albümleri bir diğer güzellik oldu. Beatles‘ın ve Red Hot Chili Peppers‘ın da üçer tane kaseti bulunuyor. Ben aşağıdaki görselde kasetleri gruplamaya çalıştım.

Kaset her ne kadar modası geçmiş gibi görünse de durumun ileride tıpkı plaklardaki gibi olacağı kesin. Plaklar nasıl yeniden popüler olmaya başladıysa kasetler de zamanla yeniden popüler olacak. Koleksiyoncular için önemini hiç yitirmedi zaten.

Ayrancı kardeşime teşekkürü bir borç bilirim. Zira kendisinin bana daha önce şöyle de bir krallığı daha olmuştu.

Ayrancı Ziyaretim Sonrası

Kod adı “Ayrancı” olan bir dostum var. Koleksiyoncu, arşivci ve bilimum şeycidir kendisi. Pek çok açıdan da benzeriz birbirimize. Biz, Ayrancı’yla zaman zaman buluşur, arşiv takası, efemera değiş tokuşu yaparız. İşte dün de o günlerden biri oldu sevgili okur.

kaset02

Öğleden sonra Ayrancı’nın gizli üssüne gittim. 4 metrekarelik bu oda, aklının alamayacağı şeylerle tıka basa dolu. Ayrancı’yla uzun süredir görüşememiştik. Bana sürekli sürprizleri olduğundan bahsediyordu. Bugün işte o sürprizleri nihayet gördüm 🙂

kaset01Tam 35 tane kaset aldım Ayrancı’dan. Bunların tamamına yakını metal albümlerinin kasetleriydi. Arasında birkaç Türk rock grubunun albümleri, birkaç soundtrack albüm de var. Pentagram‘ın NEPA Müzik‘ten çıkan ve kendi adını taşıyan ilk albümü de bu serinin içinde yer alıyor.  Ayrıca Metallica‘nın Garage Inc. (çift kaset) ve Pink Floyd‘un Pulse (çift kaset) albümleri de eksiksiz olarak serinin içerisinde var. Hatta Pulse’un özel kabı bile var! Radical Noise, Comma, Almora ve The Climb‘ın ben de bulunmayan albümlerini kaset formatında da olsa bulmak beni nasıl heyacanlandırdı anlatamam sevgili okur.

pentag00Yerli ve yabancı pek çok albümün kasedinin yanı sıra Ayrancı’nın asıl bombası Pentagram’ın Popçular Dışarı albümünü digipack formatında hediye etmesi oldu ki bugün bana toplamda üç Pentagram albümü (iki kaset ve bir cd) hediye etmiş oldu! Ah ulan Ayran be 🙂 Bilmeyenler için Popçular Dışarı, grubun 5 Temmuz 1997’de Harbiye Açıkhava Tiyatrosu‘nda verdiği efsane albümün kaydıdır. Rivayete göre konsere Demir Demirkan‘ın o dönemki kız arkadaşı Sertap Erener‘in geldiğini gören kalabalık “popçular dışarı” diye bağırmaya başlarlar. Hatta bu bağırış çağırış albüm kaydında da duyulmaktadır.

pentag01

Bunların dışında kartvizit koleksiyonu için çok yararlı cemiyet ve derneklerin kartlarından güzel bir derleme yapmış sağolsun. Ve yine 01.06.2002 tarihinde darphanenin bastığı bir hatıra parasıyla birkaç sahte bozuk para da günün son parçaları oldu. Ayrancı’nın tavsiyesi ile filateliye başlıyorum sevgili okur. Muhtemelen yarın Merkez Postane’ye giderek kaydımı yaptıracağım.

Yukarıda bahsettiğim “Popçular dışarı” seslerini duymak için aşağıdaki videonun ilk saniyelerini dinlemeniz yeterli.

Roxy Music Plağım

64691617Bundan bir hafta önce Flashbacks Of A Fool filmi için yazdığım şu yazıda şöyle diyordum: “…Filmden sonra If There Is Something’deki ruha daha fazla kayıtsız kalamadım ve Roxy Music’in bu şarkıyı da içeren aynı adlı albümünü plak formatında çok komik bir fiyata aldım. Bununla ilgili yazıyı bir iki gün içerisinde yazacağım…” Eh, bir hafta olduğuna göre ben artık o yazıyı da yazayım.

00 1Yetmişler İngiliz rock müziği, inkar edilemez bir şekilde o dönemde Dünya müziğinin en kaliteli işlerini barındırıyordu. Progressive rock‘ın temelleri de işte bu dönemde atılmıştır. Roxy Music de işte bu dönemde, İngiltere de ortaya çıkan ve Art Rock denen tarzda eserler veren bir grup. Pink Floyd, David Bowie gibi dönemdaşları ve türdaşlarının yanında özellikle işin boya kısmıyla dikkatleri hemen çekmiş. Açık söylemek gerekirse ben Flashbacks Of A Fool filmini izleyene kadar bu gruptan haberdar değildim. Filmde grubun If There Is Something isimli şarkısı soundtrack olarak kullanılmış. Sözünü ettiğim film, büyük oranda bu şarkıyla iç içe geçtiği için, filmi kapattıktan sonra yaptığınız ilk şey Youtube‘a Roxy Music yazmak oluyor.

If There Is Something, filmin bir numaralı soundtrack’i. Öyle ki lirikleri senaryoya bile işlenmiş. Bu parça Roxy Music’in 1972’de çıkardığı aynı adlı albümleri, Roxy Music‘te 3. numaralı parça. Albümdeki tüm parçalar, grubun vokalisti de olan Brayn Ferry‘e ait. Şöyle bir parça listesi var albümün:

Birinci Yüz
 No. Başlık Süre
 1 “Re-Make/Re-Model” 05:10
 2 “Ladytron” 04:21
 3 “If There Is Something” 06:33
 4 “2 H. B.” 04:34
İkinci Yüz
No. Başlık Süre
1 “The Bob (Medley)” 05:48
2 “Chance Meeting” 03:00
3 “Would You Believe?” 03:47
4 “Sea Breezes” 07:00
5 “Bitters End” 02:02

Albüm açıkçası benim için One-hit-wonder kıvamında olduğundan, müzikalite anlamında tamamı için bir yorum yazmayacağım. Ancak, plak formatındaki bu albümün şimdiye kadar aldığım en renkli ve canlı kapağa ve baskı kalitesine sahip olduğunu belirtmem gerekiyor. 2008 baskılı Limited Edition sürümünde albümle beraber bir de poster hediyesi var. If There Is Something, albümdeki en iyi parça ve sizlerle paylaşıyorum:

If there is something that I might find
Look around corners
Try to find peace of mind I say
Where would you go if you were me
Try to keep a straight course not easy
Somebody special looking at me
A certain reaction we find
What should it try to be I mean
If there are many
Meaning the same
Be specific just a game

I would do anything for you
I would climb mountains
I would swim all the oceans blue
I would walk a thousand miles
Reveal my secrets
More than enough for me to share
I would put roses round our door
Sit in the garden
Growing potatoes by the score

Shake your hair girl with your ponytail
Takes me right back (when you were young)
Throw your precious gifts into the air
Watch them fall down (when you were young)
Lift up your feet and put them on the ground
You used to walk upon (when you were young)
Lift up your feet and put them on the ground
The hills were higher (when we were young)
Lift up your feet and put them on the ground
The trees were taller (when you were young)
Lift up your feet and put them on the ground
The grass was greener (when you were young)
Lift up your feet and put them on the ground
You used to walk upon (when you were young)

03 21

İlk defa dinleyenler, vokaller çok dikkatinizi çekti değil mi? Benim de çekmişti çünkü ilk dinlediğimde. Dinlediğim ortamın ambiyansını da hatırlıyorum da belki de tam olması gerektiği gibi, tatlı bir sarhoşlukla karşılamıştım şarkıyı. Beynimde dolanıp durmuştu. Böyle bir anımı süslediği için aldım bu albümü. Satın alma sürecinde gelişen bazı durumlardan dolayı, plağın şöyle bir özelliği oldu: Bende duran ama sadece bana ait olmayan tek plağım işte bu plak.

04 16

Not: Filmde geçen sahneyi izlemek isteyenler buraya tıklayabilirler.

02 23

Plaktan çıkan poster

Antalya’da Hasta Oldum!

Bloga “hasta oldum” başlığı ile yazdığım 5. yazı olmuş bu 🙂 Malumunuz üzere geçtiğimiz haftasonu Antalya‘daydım. Cuma sabahı otele giriş yaptıktan sonra kısa bir süreliğine sahile gitmiştim üzerimde gömlekle. Acayip bir esinti vardı. Sonra geri döndüğümde oda buz gibiydi. Üzerime bir “yorgan alıp” öylece uzandım yatağa, sonra yemeğe gittim. Akşam üzeri de odadaki klimayı en sıcağa aldım ve altında uyudum. Muhtemelen bu üçgenin bir köşesinde olan oldu ve soğuk aldım. Aynı akşam pek belli etmesem de (hatta oturup bloga yazı yazdım) üzerimde hafif  bir kırgınlık vardı.

Eğitimin ilk günü Eskişehir‘den dostlarım Halil Bey, Hülya Hanım ve Sanem Hanım‘la yeniden görüştük. Uzun süre olmuştu görüşmeyeli. Halil Bey ve Hülya Hanım’la 2008’de Eskişehir İl Çevre ve Orman Müdürlüğü‘nde yaptığım stajdan; Sanem Hanım’la da 2011’de Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi‘nde yaptığım stajdan tanışıyorduk. O akşam lobide vakit geçirdikten sonra odaya döndüm. Tam odaya girecekken Yasin Abi aradı ve tekrar lobiye döndüm. Edirne’den Kerim Abi‘yle epey bir sohbet muhabbet olayına girdik. Renkli ışıklar altında onlar dans ederken ben daha fazla dayanamayıp odaya çıktım. Uyudum. Ancak çok doğru dürüst bir uyku uyuyamadım: Hastalanmıştım zira.

Hastalık meselesi başa belaydı ancak eğitim de önemliydi. İkinci gün ne kahvaltı da ne öğle yemeğinde bir şey yiyebildim. Bir de öğleden sonra  Antalya’da bulunan Hurma Atıksu Arıtma Tesisi‘ne gittik uygulama eğitimi için. Yaklaşık 2 saatlik gidiş geliş beni iyice sersem bir hale getirdi. Sağolsun Halil Bey’in verdiği “A-ferin“i içip sarıldım yorgana. Akşam saat 21.30 civarı tamamen sulara batmış olarak Halil Bey’in telefonuyla uyandım. Sağolsun nasıl oldum diye sormak için aramış. Hemen kalkıp bir duş aldım. Üstümü başımı değiştirdim ve odadan dışarı çıkmadım. İşte o gece Beşiktaş‘ın maçı vardı hani Fener’i son dakika golüyle yendiği. Yasin abi de oradaydı. Oda da yalnızdım.

Çok uzun süredir hem yalnız hem de hasta olmamıştım. Biraz hüzünlü de olsa garip hissediyordum. Şansıma Tipsy Channel‘de Pink Floyd Gecesi varmış. Açtım. Ardı ardına geliyordu David Gilmour‘ın şifalı sözcükleri kulağıma. Bir süre sonra tamamen ayılıp kendime geldim. Yasin abi de geldi. Oturduk gece yarısını biraz geçene kadar internetten eski Şahan videolarını izledik. Sonra uyuduk. Ertesi gün öğleden sonra artık yola çıkacaktık.

Dönüş yolculuğu bu zamana kadar yaptığım en güzel dönüş yolculuğu oldu. Bilecik’ten Onur, Yasin, Şemre ve ben yani dört kişi ve İstanbul’dan da Orhan Bey olmak üzere toplamda 5 kişi Onur Bey’in arabasıyla yola çıktık öğleden sonra. Yavaş yavaş geldik. Gece geç saatte geldiğimizde hastalıktan kurtulmuş olmanın verdiği sevinç, yolculuğu vermiş olduğu yorgunluk ve kavuşmanın vermiş olduğu hüzünle yatağıma çullandım adeta.

Her gidişimde bana başka bir şey öğretiyorsun Antalya. Sana karşı çok “hisli duygular” içerisine girmeye başladım. Diğer seferlerden farklı olarak bu sefer otelde iki tane de bayan futbol takımı vardı. Bir tanesi Moskova’dan “SHVSM IZMAILOVO” takımı; diğeri ise Alman bir takım ama adlarını hatırlamıyorum. Benim hasta olmama tezat hava epey hoş geçti. Yani otelde falan sürekli olarak denizden dönen turistleri gördüm. Muhtemelen geçen sefer Sinem‘le çok dalga geçtiğim için, bu sefer ben aynı duruma düştüm. İnsanlar şort tişört gezerken ben kot montla gezdim.

Eğitime geri dönecek olursak şimdiye kadar katıldığım en kaliteli eğitimdi. Şöyle ki kendi adıma çok verimli geçti. Özellikle dağıttıkları dökümanlar çok kaliteli idi. Her ana başlık altında gerekli olabilecek tüm kaynakları tek bir rehberde toplamak çok akıllıca olmuş. Ayrıca eğitim süresince izlenen program da çok başarılı ve yerindeydi. İlk defa anlatılanların uygulaması da yapıldığı için her şey dört dörtlük oldu ve bitti. Değerlendirme sınavı beklediğimizden çok farklı çıktı. Epey zordu ve tam 50 soruydu. Yavaş ama emin adımlarla çözdük teslim ettik kağıtlarımızı.

Pink Floyd – Wish You Were Here Plağım

0564Geçtiğimiz haftanın en önemli olayı şüphesiz yepyeni bir plağa daha sahip olmam oldu: Pink Floyd Wish You Here! Böylece şu ve şu plaktan sonra Pink Floyd’un en sevdiğim albümünü de elde etmiş oldum.

Albüm bana göre Pink Floyd’un en iyi üç albümünden birisi. David Gilmour ve Rick Wright‘a göre ise grubun en iyi albümüdür. 1975 yılında çıkan albümde en sevdiğim şarkı albüme de adını veren Wish You Were Here’dır. Albüm grubun isim babası ve eski elemanı Syd Barrett‘a itafen Roger Waters tarafından yazılmıştır. Toplamda 25 dakikalık bir süresi olan ve kendi içinde 9 parttan oluşan Shine On You Crazy Diamond (birinci üçüncü beşinci kelimelerin baş harfleri SYD adını oluşturmaktadır) albümün en öne çıkan şarkısı olmuştur.

0565

Pink-floyd-cover-1Albümün bir özelliği de kapağıdır. Kapak Storm Thorgerson tarafından tasarlanmıştır ve kapaktaki fotoğraf Aubrey Powell tarafından California’da Warner Bros Stüdyoları‘nda çekilmiştir. (Pink Floyd’un neredeyse tüm albüm kapaklarını Storm Thorgerson tasarlamıştır.) Kapakta el sıkışan iki kişi yer almaktadır. Bunlardan birisi alevler içerisindedir. “Yanan kişi samimidir ve tüm dürüstlüğüyle tokalaşmaktadır ve bu yüzden yanmaktadır.”

Kapakta yer alan arka plan

Syd Barret, Stüdyo ziyareti

Albümün kaydı esnasında şöyle bir olay cereyan etmiştir:

Albüm kayıtları sırasında grubun yıllardır görüşmediği Syd Barrett stüdyoya girmiştir. Uzun süre sessiz bir şekilde oturan şişman ve kel Barrett’i hiç kimse tanıyamamış ancak tanıyınca grup üyeleri gözyaşlarına boğulmuşlardır. Ona albümden bir şarkıyı dinlettirmişler ancak o hiçbir tepki vermemiştir. Şarkıyı eski moda bulmuştur. Have A Cigar’ın kayıtları sırasında ise Roger Waters Syd Barrett’i sigarası elinde ancak hiç içilmemiş ve tamamen kül olmuş şekilde dururken görmüş ve daha sonra bu sahneyi ve o günkü Syd Barrett imajını Pink Floyd: The Wall filminde kullanmıştır. O günden sonra grup üyeleri onu ölümüne dek hiçbir zaman görmemişlerdir.

Albüm kapağındaki yana adam teması o kadar meşhurdur ki 2012 Londra Olimpiyatları kapanış töreninde canlandırılmıştır. Gerçi o konserde Wish You Were Here’ı çalan kadroda sadece grubun davulcusu Nick Manson vardı. İddia ediyorum o şarkıyı Pink Floyd orijinal kadro ile Olimpiyata özel olarak çalsaydı o stadyum yıkılırdı!

Aldığım plak EMI Electrola firmasının 1975 Almanya basımı. Yani albüm çıktığı sene yapılan baskılardan. Kapak yer yer tahrip edilmiş ancak herhangi bir yırtık vs yok. 38 yıllık bir albüm olduğu için kapakta hafif bir sararma da var. Ancal plak kesinlikle mükemmel durumda. Kondüsyon notu nm+ (near mind plus).

 Albümün çalma listesi şu şekilde:

A yüzü
# Başlık Müzik Vokaller Uzunluk
1. “Shine On You Crazy Diamond (Parts I–V)” Gilmour, Waters, Wright Waters 13:30
2. “Welcome to the Machine” Waters Gilmour 07:31
B yüzü
# Başlık Müzik Vokaller Uzunluk
1. “Have a Cigar” Waters Harper 05:08
2. “Wish You Were Here” Gilmour Gilmour 05:40
3. “Shine On You Crazy Diamond (Parts VI–IX)” Gilmour, Waters, Wright Waters 12:31

2012 Londra Olimpiyatları Başladı

Dün hem Dünya için hemde benim için çok sportif bir akşamdı sevgili okur. Londra 2012 Olimpiyatları‘nın açılış törenini beklerken annemin de gazıyla kalkıp hazırlandım ve ufak çaplı bir koşuya çıktım. Öff nasıl iyi geldi anlatamam.

Bizim evden çıkıp neredeyse Batıkent’in diğer ucuna kadar koşu ve yürüme karışık bir program yaptım. Dönüşte de biraz bacak hareketleri falan çalıştım. Diyorum ya olimpiyat oyunları beni çok gaza getirdi.

Lord Voldemort

Nihayet gerekli nevaleyi hazırlayıp oturdum televizyonun karşısına ve açılış seramonisi başladı. Bu sene hayatımda ilk defa bir olimpiyatın açılış seramonisinin tamamını izledim. İngilizler‘e helal olsun, sahip oldukları tüm değerlerini sergiledikleri bir açılış töreni hazırlamışlar: Lord Voldemort‘tan James Bond‘a kadar… Ben bir Doctor Who da beklerdim ne yalan söyleyeyim.

Türk takımının geçişi epey geç oldu. Dolayısı ile geçen ülkelerin tamamını eksiksiz izledim. Güzel kızların olduğu ülkeleri not aldım. Danimarka takımındaki o kızıl saçlı hatunu halen arıyorum mesela.

Rowan Atkinson

İzleyenler bilirler, hani geçmişten günümüze müziğin (ve aslına İngiliz grupların) evrimi diye bir bölüm vardı. İşte orada Pink Floyd‘u çok bekledim ama çalmadılar. Lan nasıl sövüyorum ama İngilizler’e, yuh lan Pink Floyd’u nasıl unutursunuz, diye. Ama bizi bekleyen süprizden habersizdim tabiki. Bu arada ekrana anlık olarak verilen şu sosyal medya iletileri falan da on numaraydı, hani fotoğraf çekme olayı falan. Bir milyon tane şarkı çaldılar. Not almadım. Bilmediğim şarkı çoktu zira. Ama bildiklerimden aklımda kalanlar ve zaten en çok reaksiyon verilen şarkılar da Bee Gees – Stayin’ Alive ve The Chemical Brothers – Galvanize oldu. Rowan Atkinson‘ın dahil olduğu bir kısım vardı. Orkestra “Chariots of Fire“ı çalarken bu da sözde arkada org çalıyordu. O kısımda da çok güldüm şahsen. Buyrun siz de gülün.

Olimpiyat Meşalesi

Meşalenin nereden nasıl çıkacağını tahmin edemedim. Ama en azından resmi geçiş esnasında o çocukların ellerinde taşıdıkları şeylerin meşaleyle alakalı olduğunu anladım. Ben meşaleyi tüm ülkeler ortak yakar diye düşünüyordum ama öyle olmadı. Yine de meşale fikri çok başarılıydı bana göre.

İşte tam bu meşale yakılıp, havai fişek gösterisi başlayınca fonda hangi müzik başladı dersiniz? Pink Floyd’dan Eclipse! Demek ki en önemli an için en önemli gruplarını saklamış İngilizler 🙂

Sabaha karşı 3’te bitti açılış töreni. Ondan sonra da oturup iki bölüm Teen Wolf izledim, saat 6’ya doğru da yattım sevgili okur. 2012 Londra Olimpiyat Oyunları, Türk takımımıza hayırlı uğurlu olsun. Başarılar bekliyoruz.

EKLEME: Şu linkten açılış seramonisinde çalan tüm şarkıların sırasına ve kendilerine ulaşabilirsiniz. Sezgin‘e teşekkürler.

Bir Pink Floyd Çizgisi

Geçen gün Erol‘un Facebook‘taki yeni profil fotoğrafı çok dikkatimi çekti sevgili okur. Life Lines başlıklı bu görselde Pink Floyd elemanlarının özelliklerinin verildiği bir çizelge vardı. Google‘dan kısa bir araştırma ile bu çizimlerin The Pink Floyd Super All Action Official Music Programme for Boys and Girls isimli bir çizgiye ait olduğunu keşfettim. Bir kısmı renkli bir kısmı siyah beyaz olan bu çizgi romanın orjinali çok sınırlı sayıda olduğundan epey de değerliymiş onu öğrendim. Hemen tüm görselleri indirip Alf Kırtasiye‘den bastırdım sevgili okur. Orjinali olmasa da 16 sayfalık bu çizgi romanı da koleksiyonuma kattım. Şimdi biliyorum, senin de ağzın sulandı. Al o zaman aşağıdan tıkla indir, sen de kat koleksiyonuna.

Bu 16 sayfalık çizgi romanda farklı 3 öykünün çizimleri, orta sayfada bir büyük boy çizim, en arka sayfa yine renkli bir çizim, 3 tane şarkının sözleri ve bir tane fan testi yer alıyor. Şu adreste çok detaylı bilgi yer alıyor.

Bu değerli eserli pdf formatında da olsa sevgili okurumla buluşturduğum için “kendimi bir başka mutlu addediyorum”.

THE PINK FLOYD TOUR

Başucu Albümlerim – Part 2

90912705Demonaz – March Of The Norse (2011): Serkan Abi‘nin deyişiyle “epik” bir albüm bu. Immortal‘ın söz yazarı Demonaz’ın albümü, salt black metal olmamakla birlikte teması ve müzikal kalitesi ile henüz bir yıllık bir albümken bile efsane olmuştur gözümde. Bu güzide çalışma sınırlı sayıda Picture Disk formatında basıldı. Eğer şanslıysam bu picture disklerden birisi de yakın zamanda benim olacak sevgili okur. Biz de Dağlar Dağlar diyince akla Barış Manço gelir, Norveç’te de Demonaz.

67462478.jpgAt The Gates – Slaughter Of The Soul (1994) (Remastered 2002): At The Gates’in dağılmadan önce çıkardığı son albümdür. İsveç Death Metali‘nin en önemli dört albümünden bir diğeridir. Tipik bir melodik death metal albümüdür. Yine kendi tabirimle akışkan bir albümdür. Özellikle Cold parçası olmak üzere her parçanın ayrı bir havası vardır. Bu albümün 2002 yılında çıkarılan bir Remastered versiyonu vardır ki orjinal albüm parçaları haricinde içerdiği bonus tracklerle de albüme yeni bir tat katmıştır. Melodik Death Metal dinliyorum diyen metalseverlerin muhakkak dinlemesi gereken bir albümdür SOTS.

22563668Atheist – Elements (1993): Bu listeye koyup koymamakta çok kararsız kaldığım bir albümdür bu. Dinlediğim ilk anı hatırlıyorum. Volkan‘ın 2+1 evindeydik. Volkan uyuyordu. Ben albümü indirip ilk şarkı Green ile başlamıştım dinlemeye. O an bana nasıl inanılmaz gelmişti o parça! Yıllardır halen aynı tadı verir bana. Teknik Death Metal‘in çok önemli bir albümü olduğunu sonraları araştırıp öğrendiğim bu albüm’den tam 18 sonra grup yeniden toplanıp bir albüm kaydetti, Jüpiter. Atheist grubunun üyelerinin görüntülerine baksanız aklınıza hayatta gelmez bu adamların bu müziği icra edebilecekleri:)

Yazının bundan sonraki kısmında metalin dışında yer alan ama benim için yine önemli olan albümlerden bahsedeceğim.

45042398.jpgLinkin Park – Meteora (2003): Dinlediğim ilk Linkin Park albümüdür. Sivrihisar‘da MTV‘yi bırak Kral TV bile olmadığı için müziğe anında erişimimiz kolay değildi. Bu albümü bir çarşamba günü Sivrihisar Halk Pazarı‘nda korsan cd satan bir adamdan almıştım. Albümün ilk şarkısı Don’t Stay‘i o kadar çok sevmiştim ki winamp‘ta repeat track‘de çalıyordum. Bence Linkin Park’ın en başarılı albümüdür. Sertliği ayarındadır, rapliği ayarındadır, tam Linkin Park’tır. Bir önceki albüm Hybrid Theory‘i tekrar etmektedir gerçi ama olsun. Albümün orjinal CD’sini de yıllar sonra Eskişehir’e taşındığımızda şans eseri bulmuş ve neredeyse iki haftalık paramı verip almıştım. Meteora, benim her zaman sevip dinleyeceğim bir albüm olmuştur.

86873087.jpgAthena – Herşey Yolunda (2001): Athena’yı tanıdığım ve büyük kitlelerce de tanınmasını sağlayan albümdür. Üflemelilerin aşıp coştuğu, gerçek Athena havasını ilk kez dinleyiciye sunan albümdür bence. Çocukluğumdan beri dinlerim, tüm Türkiye dinler. Her şarkısı bilinir, her şarkısı dinlenir bir albümdür. Kaset formatından hemen her Türk gencinin elinden geçmiştir. Yeşil renktedir kaseti de.

11678155.jpgKurban – İnsanlar (2005): Lise 2’deyken çıkmıştı bu albüm ve önceki albümlerinin aksine Kurban’ı ben doğru dürüst olarak bu albümle keşfetmişimdir. Dolayısı ile benim Kurban anlayışımla ilk albümlerinden beri onları dinleyenler arasında fikir ayrılığı vardır (Bkz İlker Erdoğan vs ben). Albüm tamamı hit olacak şekilde hazırlanmıştır bana göre. Bir baş ucu albümüdür benim için zira içerisinde davul merakımın başladığı yıllarda çalmaya çalıştığım parçalar barındırır. Bence gerçek bir Rock albümüdür.

88309533.jpgPink Floyd – Dark Side Of The Moon (1973): Benim için çok geç bir keşiftir. Yıllardır Volkan dinlerdi, ben de ha iyi parçalarmış der geçerdim. Ancak ciddi anlamda ilgi duymam belki birkaç senedir söz konusu bu albüme ve Pink Floyd’a. Bu durumun benim için bir avantajı şu oldu: Albümün tadına bilinçli olarak varabildim, keşfettim çünkü. Ve tabi hemen bu gazla albümün long play’ini buldum aldım. Pink Floyd’un baş yapıtıdır. (Ancak kimileri de gerçek başyapıt olarak The Wall albümünü gösterir, evet The Wall çok iyi bir albümdür. Ancak bence her parçası hit değildir.)

49732763Kill Bill II – Original Sound Track (2004): Filme özgü bir parça yoktur içerisinde. Tarantino‘nun efsane fimlerden, bestecilerden toplarladığı parçaları içermektedir. Ancak öyle bir toplamadır ki bu filmin etkisiyle dinlediğinizde film yeniden oynamaya başlar kafanızda. L Arena, Goodnight Moon, Can’t Hardly Stand It gibi harika parçalar içerir. Bu albüm long play olarak arşivimde gelecek kuşaklara aktarılmayı beklemektedir.

Pink Floyd – The Wall Plağı

benqr

Çirkin bir Pink Floyd Fanı

Fazla birşey yazmaya ya da söylemeye gerek yok. Pink Floyd‘un 1979 yılında çıkardığı o efsane albümü The Wall‘un 1979’da Almanya’da basılan çok temiz, tertemiz bir kopyasına şu an itibariyle sahibim. Çift plaklı bu nadide albümde sadece ilk plağın A yüzünde ilk şarkı üzerinde bir çizik var. Bir de dış kutusunun biraz rengi solmuş malum 30 seneden sonra 🙂

 

Albüm belki de dünyanın en bilinen albümlerinden biridir. Albümde üç şarkı çok ön plana çıkmaktadır. Bunlar Another Brick In The Wall (Part II), Hey You ve Comfortably Numb’dır. Özellikle Another Brick In The Wall’ı Serdar Ortaç konserlerinden hatırlayabilirsiniz. Albümle ilgili olarak biraz da detaylı bilgi kopyaladım:

Albümde Pink isimli sanal bir karakterin yaşadıklarının ve çevresinin etkisiyle kendini toplumdan soyutlaması işlenir. Büyük ölçüde konseptin yaratıcısı ve şarkı sözlerinin yazarı Roger Waters‘ın kişisel deneyimlerine ve Pink Floyd’un kurucusu sayabileceğimiz Syd Barrett‘in yaşamı üzerindeki gözlemlerine dayanmaktadır. Albüme adını veren “The Wall” yani duvar, kişinin kendini soyutlamasını anlatan bir metafor olarak kullanılmıştır. Duvar (Wall) simgesi, 1977’de Animals albümünden sonra yapılan In The Flesh turnesinin Montreal ayağında, Roger Waters’ın sürekli bağıran bir seyirciye tükürmesi sonucunda seyirciyle arasına bir duvar çekme fikriyle ortaya çıkmıştır. Turne sonrasında Roger Waters bir sene boyunca The Wall, sonraki Pink Floyd albümü The Final Cut ve Roger Waters’ın solo albümü The Pros And Cons of Hitchhiking’i oluşturacak olan şarkıların büyük kısmını yazar. Yazım süreci sonunda seyirciyle sahne arasına duvar çekme düşüncesi ana karakterin kendini toplumdan soyutlaması fikri ile bir temele bağlanmıştır.

plakk

Bu plağı çok uzun süre aradım. Bunu almak için epey dil dökmem gerekti. Sonuçta gelen plağı görünce de gözlerime inanamadım sevgili okur. Beklediğimden çok çok daha iyi bir plak geldi. Kargo parası biraz çok oldu ama değdi inan. Umarım bir gün herkesin Pink Floyd – The Wall plağı olur. Aşağıdaki ufak fotoğraflara tıklayınca bir nebze olsun büyüyorlar.

Yazıyı albümden bir parça ile bitiyorum. Hem de müthiş bir video ile:

Floyd Trio – Pink Floyd’dan Hallice :)

10 Nisan - Sinema Anadolu

Volkan‘a teşekkür ediyorum. Dün eve gelip harddiskimin yandığını görmeden önce belki de bu haftanın en iyi “bir saati”ni yaşamamı sağladığı için.

10 Nisan günü Anadolu Üniversitesi Rock Kulübü Olarak “AÜ Rock Konserleri Vol. I” isimli konserimizi Volkan’ın üstün çabaları sayesinde düzenliyoruz sevgili okur. Bu konsere 3 grup çıkacak ki inanın her biri dinlemeye doyulmaz gruplar. 10 Nisan günü Sinema Anadolu‘da dinleyeceğimiz bu grupları tanıtayım hatta durun.

:: Volkan Yırtıcı: Ankaralı ve Fusion – Progressive Rock müzik yapıyor. http://www.myspace.com/volkanyirtici adresinden acayip süper parçalarını dinleyebiliyor ve kalitenin farkına varabiliyoruz. Sadece ekibine bile baksanız diliniz damağınız kuruyor!

:: Hope To Find: Artık yavaş yavaş kendi grubumuz gibi sahiplenmeye başladığımız -ve iddia ediyorum- Türkiye’nin en iyi progressive rock grubu. Aşağıda paylaştığım City Soul parçası en iyi ikinci parçaları. Parçanın sonunda şu sözü söyleyeceksin sevgili okur: “Lan en iyi 2. si buysa, ee?” Evet. Hope To Find çalarken City Soul’un son kısmında sahneye çıkıp atlayacak kişi ben olacağım. İzleyin görün sevgili okur. Grup için detaylı bilgi: http://www.myspace.com/hopetofind

:: Floyd Trio: Vee bu yazının başlığı ve yazılma sebebi olan grup. İşte bu Floyd Trio grubunu dinlemek üzere Volkan’la birlikte stüdyoya gittik nazik davetleri üzerine. Henüz iki ay önce kurulmalarına rağmen aralarındaki uyum mükemmel! Çaldıkları parçalarının tamamı Pink Floyd parçaları olan üçlü, dinleyenlere “Üç kişi bu kadar mı güzel müzik yapar lan?” dedirtiyor. “Lan” dedirtiyor çünkü acayip de samimi insanlar. Bir saatlik stüdyo süresince ağzım açık dinledim. Ara ara gözlerimi kapatıp seni hayal ettim.

10 Nisan’da Sinema Anadolu’da Floyd Trio’yu dinleyenler sadece Pink Floyd şarkılarını dinlemeyecek, harika bir Pink Floyd Görsel şovu yaşayacak ve süprizlerle kendinden geçecek. Kameralarınızı ya da ses kayıt cihazlarınızı getirmenizi tavsiye ederim.

Bu yazıdan çıkarılacak ders sevgili okur, 10 Nisan’da ne yaparsan yap, o konsere gel. Zaten gece yarısından çok önce bitecek. Böylelikle geç kalma sorunun da kalmayacak. Benden söylemesi 🙂