Tag Archives: plak

Pharrell Williams – G I R L Plağım

Bir süre önce blogdaki “PLAKLARIM” sayfasını güncellerken elimde olan ancak buraya yazmayı unuttuğum, aslında çok da eğlenceli bir plağı fark ettim: Pharrell WilliamsGIRL. 2014 yılında çıkan eğlenceli bir albüm bu.

Bu albümü aslında tüm Dünya, tamamen acapella (vokal koro) altyapısı, eğlenceli trafiği ve akılda kalan ritmi sayesinde ilk seferde dikkat çekmeyi başaran Happy isimli parçası sayesinde biliyoruz. Single olarak yayımlandığı 2013 yılında, motion picture olarak da yer aldığı Despicable Me 2 filmi sayesinde çok kısa sürede küresel bir hit haline geldi parça. Şu anda resmi viedosu Youtube’da bir milyar izlenmeyi geçen şarkılardan birisi. Aynı yıl “En İyi Özgün Şarkı” kategorisinde Oscar’a aday oldu ancak kazanamadı. 2015 yılında ise Grammy kazandı.

Bu şarkıya çekile klip Dünya’nın ilk 24 saatlik klibi olarak yayımlandı. Günün her saati için ayrı bir klip şeklinde yayımlandı. Şurada dört saatini görebilirsiniz.

Merve sağ olsun bu albümü bana doğum günü hediyesi olarak almıştı ve arşivimin en kıymetli plaklarından bir tanesi şu anda. Eh, bu şarkıdan başka bir şarkı da ilgimi çekmedi ne yalan söyleyeyim.

Plak ne yazık ki gatefold değil ancak güzel bir sleeve çıkıyor içerisinden. Bir de bandrolün jelatin üzerinde olması nedeniyle jelatini de saklamak zorunda kalıyorum. Albümün şarkı listesi şu şekilde:

No. Başlık Süre
1. Marilyn Monroe 05:51
2. Brand New 04:31
3. Hunter 04:00
4. Gush 03:54
5. Happy 03:53
6. Come Get It Bae 03:21
7. Gust of Wind 04:45
8. Lost Queen 07:56
9. Know Who You Are 03:56
10. It Girl 04:47

Sultan-ı Yegah Plağım

yegah00

Çok uzun süredir piyasadan bulmaya çalıştığım, ancak fahiş fiyatları nedeniyle bir türlü alamadığım bir plaktı bu. Çok uzun yıllardır ayıla bayıla dinlediğim, Türk müzik yegah04tarihinde gerçek anlamda bir kilometre taşı sayılan bu albüm, nihayet yeniden plak formatında basıldı, analog bant kayıtları kullanılarak titizlikle yapılan bir mastering çalışması ile Avrupa’nın en iyi fabrikasında üretildi. Bana göre 2020 yılının yerli müzik piyasası açısından en iyi haberlerinden birisi bu oldu. Ben de görür görmez, Hammer Müzik sayesinde ön siparişle aldım.

İlk olarak 1981 yılında Nur Yoldaş ve Ergüder Yoldaş ikilisinin tüm ülkede epey ses getiren ve albüme de ismini veren “Sultan-ı Yegah” isimli parçası sayesinde, albüm çıktığı dönemde epey satış yapıyor. Ergüder Yoldaş, Atilla İlhan‘ın dizeleri üzerine bestelediği bu eserle o güne kadar alışılagelen müzikal anlayışı epey bir değiştiriyor ya da bu yönde ilk adımı atıyor. Çok iyi bir pop, çok iyi bir alaturka ve çok iyi bir enstrüman parçası yaratıyorlar birlikte.

Şamdanları donanınca
Eski zaman sevdalarının
Başlar ay doğarken saltanatı
Sultanı yegahın, sultanı yegahın
Tende nemli, yumuşaklığı
Denizden gelen ahın
Gizemli kanatları
Ruhta ölüm karanlığının
Başlar ay doğarken saltanatı
Sultanı yegahın, sultanı yegahın

yegah03

LaLuna isimli firma tarafından dağıtımı yapılan albüm, muhteşem bir gatefold (açılır kapak) tasarıma sahip. Albüm sınırlı sayıda, 180 gram kırmızı renkli baskıya sahip. Bir de bu baskıya özel bir insert eklenmiş. Murat Menteş‘in albümle ilgili yazdığı uzun bir inceleme yer alıyor üzerinde.

yegah01

Yıllardır bu şarkıyı, plaktan dinleyebilmek istiyordum. Bu fırsatı bana ve diğer tüm müzikseverlere verdiği için Hammer Müzik’e teşekkür ederim. Tarz gözetmeksizin, plak koleksiyonu yapan herkesin arşivinde muhakkak olması gerektiğini düşündüğüm bir albüm bu.

yegah02

Daft Punk – R.A.M. Plağım

dpram00

Bazı albümler vardır, dinlediğiniz hiç bir albüme benzemez, genel tarzınızın dışındadır. Bazen gizli gizli dinler, bazen de hiç umulmadık bir anda açıp etrafınızdakileri şaşırtırsınız. İşte Daft Punk‘ın Random Access Memories albümü, dinlerken sürekli olarak “Aaa sen ne alaka bu tarzla?” sorusunu bana sorduran bir albümdür.

dpram01İlk kez 2013 yılında, yanılmıyorsam Bilecik’te çalışmaya başladığım ilk aylarda duymuştum bu albümden çıkan ilk single olan Get Lucky‘i. İtiraf etmek gerekirse o güne kadar Daft Punk grubunun isminden başka hiçbir şeyini bilmiyordum. Get Lucky dinlenmeye, sevilmeye başlandıkça hemen her ortamda da sıkça duyulmaya başlandı. Albümün ismini çok sevmiştim. Random Access Memories: RAM. Bilgisayar jargonunda RAM isimli donanım, Rastgele Erişilebilir Bellek (Random Access Memory) olarak isimlendiriliyor. Grup küçük bir kelime oyunuyla aslında sonradan “Amerikan Müziğine Saygı Duruşu” olarak açıkladıkları albümlerini ismini “Rastgele Erişilebilir Hatıralar” olarak koymuş.

Albümü ufak ufak dinlemeye başladıkça, aslında en az Get Lucky kadar başarılı pek çok parça içerdiğini keşfettim. Özellikle Alper ve Caner sayesinde farkına vardığım “Giorgio by Moroder” isimli parça 9 dakikalık süresi içerisinde funk, elektronik, jazz, klasik ve rock müzik elementlerini bir biri ardına sunması bakımından bana göre albümün incisi denilebilecek parçadır.

dpram04

Albümde, Get Lucky ve Giorgio by Moroder’dan başka Instant Crush ve Lose Yourself to Dance gibi ciddi anlamda başarılı pek çok parça yer alıyor.

No. Başlık Süre
1. Give Life Back to Music 04:34
2. The Game of Love 05:21
3. Giorgio by Moroder 09:04
4. Within 03:48
5. Instant Crush (Julian Casablancas) 05:37
6. Lose Yourself to Dance (Pharrell Williams) 05:53
7. Touch (Paul Williams) 08:18
8. Get Lucky (Pharrell Williams) 06:08
9. Beyond 04:50
10. Motherboard 05:41
11. Fragments of Time (Todd Edwards) 04:39
12. Doin’ It Right (Panda Bear) 04:11
13. Contact 06:21

Random Access Memories, bana göre içerdiği zenginlik ve aradan geçen 7 yılda halen dinlenilen bir albüm olması nedeniyle modern müzik tarihinde apayrı bir yere sahip. Böyle albümlerin muhakkak arşive katılması gerektiğini düşünüyorum. Bu sebepten ve albümün analog esintilerinden dolayı R.A.M.’in plağını bulmayı kafaya koymuştum.

Elbette bu süreçte pek çok siteyi, mağazayı dolaştım ancak tamamında ürün tükenmişti. Ürünün tükenmesi bir yana, muhtemelen albümün yeni baskısı olmaması sebebiyle özellikle ikinci el satış yapan sitelerde plağın fiyatları uçmuş durumdaydı. Durumlar böyle olunca “Gelince Haber Ver” seçeneği sunan her yere haber bıraktım.

dpram03

Geçen gün spam klasörümü temizlerken şans eseri o beklediğim haberi gördüm: Bir sitede plak stoğa girmişti. Yeni mi basıldı, yoksa sürpriz bir şekilde stoktan mı çıkardılar bilmiyorum, plak satışta görünüyordu. Vakit kaybetmeden, saniyeler içerisinde siteye girdim ve aldım. İşlem tamamlandığında ben bile şaşırmıştım. İçinden bir ses sürekli olarak “Olmadı, bir hata var” diyordu. Birazdan telefon çalacak ya da bir mail alacaksın, “Yanlışlıkla stokta görünüyordu, kusura bakmayın aslında bu plaktan kalmadı” diyecekler diye korktum. Bu korkum, birkaç gün sonra kargocuyu görene kadar da devam etti. Neyse ki plağım sapasağlam bir şekilde elime ulaştı.

Telefondan, Youtube’dan falan dinlerken, “Ulan bu şarkıyı plaktan dinlemek ne acayip olur?” diye düşündüğüm Giorgio parçasını açtım hemen. Şimdi bu satırları da yine aynı şarkı Youtube’dan açıkken yazıyorum.

Albüm, en sevdiğim şekilde, çift plak ve gatefold olarak basılmış. İçerisinden sleeve boyutunda çok güzel bir de kitapçık çıkıyor. Diğer versiyonlarda nasıl bilmiyorum ama bendeki plakta iç kapaktaki synthesizer’ın ters olarak basılmış. Yani albümü açınca ters duran bir synth görüyorsunuz. Belki baskı hatasıdır, belki bilerek yapılmış bir şeydir, bilmiyorum.

dpram02

Güzel bir albüme plak formatında sahip olmanın verdiği keyif bambaşkadır. Umarım sen de bu keyfi zaman zaman yaşayabiliyorsundur sevgili okur. Mutlu ve sağlıklı günler 🙂

2019 Yılımın Özeti

Koskoca bir yıl geride kaldı. Olanlar bitenler ve yaşananlar hep hatıralarda kaldı. Blogun en geleneksel yazısı olan “2019 Yılımın Özeti” yazısına kavuştuk nihayet. Eh bu yazının yazılması elbette birazcık zaman alıyor. Haydi o zaman başlayalım.

2019 yılı, önceki yıla göre blogun yine aktif kaldığı bir yıl oldu. Bir önceki sene ulaştığı okuyucu ve tekil ziyaretçi sayısı -çok küçük bir farkla- neredeyse aynı. Bu yılın da en çok okunan yazısı tıpkı geçen sene olduğu gibi “İyi Bir Münazara İçin İpuçları” isimli yazı oldu. Daha sonra “Gillette Tıraş Bıçakları Kullanıcı Deneyimleri” isimli yazı ve tam sekiz yıl önce yazdığım “Diski Kullanabilmeniz İçin Önce Biçimlendirmeniz Gerekiyor Hatası Çözümü” isimli yazılar giriyor sıralamaya. Bu sene Gillette tıraş bıçakları için yeni bir yazı daha yazmayı düşünüyorum. Böylece eski yazıyı da güncellemiş olacağım. 2019 yılında yazdığım ve en çok okunan yazım ise Şef Musa Göçmen‘in muhteşem bir gece yaşattığı “Senforock Eskişehir – Şef Musa Göçmen” isimli yazım oldu. Özellikle Musa Hoca’nın da takdirini aldığım için çok mutlu olmuştum. Bloga ülkemizden sonra en çok okuyucu ABD, Çin ve Almanya’dan gelmiş. Blogun en çok tıklanan görseli müthiş alerji ilacım Levmont’un kutusu, Keşan’daki acemi birliğimin fotoğrafı ve Legolas’ın posteri olmuş. Bloga Google’dan sonra en çok ziyaretçiyi sırasıyla Facebook, Twitter, LinkedIn ve Instagram göndermiş.

Geride bıraktığımız yıl içerisinde bloga toplamda 68 tane yazı yazmışım. Bu sayı bir önceki yıla göre daha fazla. Yazılar belki ay ortalaması olarak az olabilir ancak önceki senelere göre içerikler kesinlikle daha dolu ve zengin. Yazılar biraz daha uzun ancak bir konu üzerine en kapsamlı olacak şekilde yazdım. Şimdi ay ay neler yaptığıma bakalım.

Ocak 2019:

ezgif-5-1424cc83d984

Hayatımda yaptığım en güzel .gif

senforock-2019115172424Bu ay toplam 4 yazı yazmışım. Bunlardan ilk bir önceki yılın özet yazısı olmuş. Onu geçiyorum. Bu ayın en önemli olayı doktora yeterlik sınavını vermem oldu. Yıla müthiş bir başlangıç oldu. Gerçi sizi bilmem ama benim için nedense yıllardır Ocak ayı hep Aralık ayının gölgesinde kalır. Yıl sanki Şubat’la başlıyor gibi gelir.

senforock04

Şubat 2019:

labklar02Tam 7 yazı yazarak güzel ve verimli bir ay geçirmişim. Siyatik ağrılarıyla tanıştığım (ve halen de zaman zaman yaşadığım) bir aydı. Kışın ardından bahar çok güzel geldi.

dreamiskaset

Mart 2019:

Okumaya devam et

The Good The Bad and The Ugly Plağım

Watercolor Wild West Scene Background 800 x 800 px_1

Oradaydım diyorum sana ya

Plak koleksiyonu yapmaya başladığım ilk dönemlerde, bir gün arkadaşım Gil‘in koleksiyonundaki The Good The Bad and The Ugly sountrack albümünün plağını gördüm. Spagetti Western‘lere olan hayranlığım bir yana, Ennio Morricone‘nin yaptığı bu müziklere ulaşmanın belki de o dönemin ruhuna en uygun yolu elbette plaklardı. Artık o albüme karşı olan hislerimi nasıl belli ettiysem Gil sağ olsun bana içerisinde filmin esas müziğini (The Good The Bad and The Ugly isimli parçayı) içeren bir kırk beşlik hediye etmişti. Halen de arşivimin en değerli parçalarından bir tanesidir.

Aradan geçen onca yılda ne bu soundtrack albüme karşı olan sevgim, ne de Ennio Morricone’ye karşı olan ilgim azaldı. Geçtiğimiz haftalarda Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘na atılan bir mesajda yine bu albümü gördüm. Londra‘da yaşayan Oğuz abinin paylaşımında adeta parlıyordu plak. Ben de yorum olarak yukarıya yazdığım hikayenin küçük bir özetini bıraktım.

goodbad02

Bir süre sonra Oğuz abi bana ulaştı ve Türkiye’ye geldiği zaman plağa ulaşabileceğimi söyledi. Her şey birkaç gün içerisinde oldu ve kendimi kargoda sıra beklerken buldum. Bu arada “Şahane cuma” olaylarından sonra Türkiye Cumhuriyeti’ndeki tüm kargo firmaları akıllarını kaybettiler, dengeleri şaştı. Kargolar gelemez, ayağına çağırır oldu. Neyse, 30 lira kargo parası ödeyip plağı aldıktan sonra eve geldiğimde o heyecanla pikaba taktım. Hemen B yüzündeki dördüncü parçaya ayarladım ve ilk piyano vuruşları duyulmaya başladı: The Ecstasy Of Gold. Albümün altını, incisi, pırlantası. Basit bir western müziği olmaktan çok öte, tarifsiz bir hissiyat. Yazıyı okurken bırakın alttan  çalsın.

Elbette ki seneler içerisinde albümün onlarca farklı versiyonları basılmış. Ancak bendeki versiyon Discogs.com’a göre de ilk baskılardan bir tanesi. A1’de yer alan ve filmin adını da alan parça, ülkemizde “kovboy müziği” denilince şüphesiz akla gelen ilk melodi.  Yukarıda da yazdığım gibi bu parça bende zaten kırk beşlik olarak vardı ancak uzun çalar olarak elde etmek muhteşem oldu. Albümün çalma listesi şu şekilde (Parantez içerisinde parçaların İtalyanca orijinal isimleri yer alıyor):

Sıra Parçanın Adı Süresi
A1 The Good, The Ugly And The Bad (Main Title) (II Buono, II Brutto, II Cattivo) 02:38
A2 The Sundown (II Tramonto) 01:12
A3 The Strong (II Forte) 02:20
A4 The Desert (II Deserto) 05:15
A5 The Carriage Of The Spirits (La Carrozza Dei Fantasmi) 02:04
A6 Marcia (Marcetta) 02:46
B1 The Story Of A Soldier (La Storia Di Un Soldato) 03:50
B2 Marcia Without Hope (Marcetta Senza Speranza) 01:47
B3 The Death Of A Soldier (Morte Di Un Soldato) 03:05
B4 The Ecstasy Of Gold (L’Estasi Dell’oro) 03:20
B5 The Trio – Main Title (II Triello) 04:54

goodbad01Tek bir keşkem oldu: Ulan keşke şu plağın gatefold versiyonu elime geçseydi. Umarım bir gün aklı başında bir fiyatla karşıma çıkar. Bu elimdeki de “filmin yayımlandığı dönemde İngiltere’de basılan” versiyonu. Düşünsenize, birisi size 1968 yılında aldığınız bir plağı elli üç sene boyunca ilk günkü gibi saklamanızı söylüyor. İşte bu aldığım plak tam da öyle bir plak. İlk baskı. Muazzam!

Bu yılın son plağı bu oldu. Umarım 2020 yılı plak açısından çok daha renkli bir yıl olur 🙂

Vega – Delinin Yıldızı Plağım

delinin002

delininyildiziSon yıllarda çıktığı günden beri aralıksız dinlediğim az sayıdaki albümden birisiydi Delinin Yıldızı. Az değil, tam 12 sene sonra yayımlandığında, benzeri pek çok grubun aksine, kaldığı yerden devam etti müziğine Vega. Şaşırtmadı belki ama üzmedi de. İşte bu yüzden Vega, Delinin Yıldızı ile kendi tarzında son yılların en doğru dürüst işini yaptı diyebilirim.

Albüm çıkmadan hemen önce ön siparişi vermiştim. Şansıma Eskişehir‘deki konserinden önce CD’sini almıştık. Ancak birkaç ay sonra, grubun bağlı olduğu firma Gergedan Müzik, albümün plak formatında da yayımlanacağını duyurduğunda artık beklenecek üç şey kalmıştı: İlk klip, albümün plağı ve ilk reaksiyon. İlk reaksiyonu boş verin, onu daha sonra açıklayacağım. Okumaya devam et

İlkyazım! Biricik Dolunayım!

dolnask02

Merhaba,

Bahar geldi artık. Hatta biraz da acele etti ve neredeyse yaza döndü yüzünü. Her sabah yalnız başıma, Eskişehir’in bahar sabahlarını adımlıyorum. Belki seneler sonra, bu şehre dair hatırlayacağım en güzel anları yaşıyorum bir başıma.
dolnask09Bu ay enfes bir dolunay var gökyüzünde. Üstelik ilginçtir, tam üç gündür öylece parlıyor. Fersah fersah uzakta ancak ışığı sıcacık, aydınlığı çok berrak. Baktıkça güzünü alamıyor insan. Sana çok yakınım biliyordum ama uzanıp dokunmak için bir hamle yapmıyordum. Yapmadım da. Döndüm ve geldim o küçük dünyama yine. Çirkinliğimi bağışla, inan içim seninle dolu.

Mor ve Ötesi büyük bir sürpriz yapmıştı hani geçen ay. Biriciğimiz, Sultan-ı Yegâh‘ımızı yeniden yorumlamıştı. İşte sürprizin büyüğü, bu teklinin plağa basılması oldu. Dayanamadım, sınırlı sayıda basılan kırkbeşliklerden bir tanesini sipariş ettim. Heyecanla beklemeye başladım. Şimdiye kadar aldığım en kaliteli kaliteli baskıya ve malzeme kalitesine sahip dış kabıyla çıktı geldi plağım.

Atilla İlhan, süper yazmış eyvallah da, Ergüder Yoldaş‘ın mucizesine her seferinde şaşırmak da neyin nesi? Bunca ay geçti, bir sana bakmaktan bir de bu şarkıyı dinlemekten bıkmadım.

dolnask03Bu tekli, ülkemizi yıllar sonra kaliteli baskı plaklarla yeniden tanıştıran, Rainbow45 Records tarafından 500 adet sınırlı sayıda yayımlandı. Ambalajda yer alan etikette de bu ibare yer alıyor. Bu noktada, Rainbow45’i bir kere daha tebrik etmek lazım. Çünkü ülkede plağa basılmayı hak eden ne kadar kaliteli albüm varsa birer ikişer yayımlamaya devam ediyorlar. Her ay muhakkak sitelerini (http://www.rainbow45records.com/)kontrol ediyorum. Plak koleksiyonculuğuyla ilgilenen herkesin de takip etmesinde fayda var. Çünkü ülkemizde plak basan firma sayısı çok az. Rainbow45’ten başka bir de Sony Music bu işi yapıyor ama açık söylemek gerekirse çoğu işi sırf para tuzağı, başka bir şey değil. Çok kaliteli materyaller sunamıyor.

dolnask01

Geçen hafta, dergileri düzenlerken OT‘un bir sayısında, bloga eklemek için işaretlediğim sayfaları fark ettim. İşaretlediğim dizelerin özellikle çizimleri beni benden aldı. “Neden herkes güzel olmaz?” diye soruyor. Neden herkes sen olmaz? Nedir seni, benim olarak gören her gözden çektiğim? “Seni görünce, aynı anda geçer aklımızdan aynı düşünce… Bir duvar gibi aramızdan.” El ayak çekildiğinde, karanlık bir gecede, sessizce bekleyen benim. Ne olur gözlerim kamaşsa ve kesilse soluk alış verişim?

Bu manzaraları eklemek artık geleneksel bir hal aldı. Belki aynı kareler diyebilirsin. Ancak yanılıyorsun. Her biri tam da o gün çekilen, o anı anlatan kareler. Hiçbir şey aynı kalmıyor. Bir sonraki dolunay, biraz daha yaşlanmış oluyor. Tıpkı büyüyen bir bebeğin fotoğrafını, her ay çekmek gibi düşün. Büyüyen yalnızca et ve kemik değildir onda. Düşüncelerdir, hislerdir ve en önemlisi içindeki o en gizli karanlıktır. Kendisiyle baş başa kaldığında duymaya başladığı o sestir, kendisidir. O hiç susmayan itiraftır. Sen de büyüyorsun dolunayım. Belki gökyüzünde, belki benim içimde…  Değişiyorsun, eskiyorsun, ama hiç bitmiyorsun. Biz göremiyoruz sendeki o tükenişi. Sahi, kim biliyor? Kaç kişiye fısıldıyorsun aklındakileri?

dolnask05

Ulus’a giden yol

dolnask06

Bariyer

Gün batımı

dolnask08

Gizli

Deftones – White Pony Plağım!

deft000deft003Geciken yazıları yazmaya başlıyoruz yine sevgili okur. Şubat ayında İstanbul‘a gitmiştik hatırlarsan. Uzun süredir almak istediğim ve o gün nihayet alabildiğim bir albüm, bir başucu albümü, Deftones‘un efsane albümü White Pony hakkında olacak bu yazı.

Dünya’da 2000’li yıllarda yükselmeye başlayan numetal ve alternatif rock türlerinin ders kitabı sayılabilecek albüm, tam da bu yılların en başında, 2000 yılında yayımlandı. Bu yönüyle, yolu açan albümlerden birisi demek hiç de yanlış olmayacaktır. White Pony, grubun ilk iki albümünde ortaya koyduğu tarzı iyice benimseyen, sözleri ve özellikle Okumaya devam et

Bloodbath – Unblessing The Purity 10″

blood000

blood001Plak arşivimin ilk 10″ (inç) plağıyla tanışmaya hazır ol sevgili okur. Karşında BloodbathUnblessing The Purity! Dört parçadan ve aslında dört hit parçadan oluşan bir maksi single. Plağın her bir yüzeyinde ikişer parça kayıt edilmiş.

Superband” olarak adlandırılan Bloodbath grubunun, 2008 yılında çıkardığı ikinci single albümü olmakla birlikte grubun dördüncü yayımlanan çalışması da olan Unblessing The Purity’nin en önemli özelliği, grubun sürekli değişen kadrosunda, bana göre en efsane vokalisti olan Mikael Åkerfeldt (Opeth) ile yayımlanan ilk albüm olması. Uzun ve karışık bir cümle oldu farkındayım. İzah edeyim. Bilmeyenler için Bloodbath, grup üyelerinin tamamının başka ve çok daha popüler projelerde yer aldığı bir keyif projesi. Bu tüp gruplara superband deniyor. Grubun birkaç üyesi hariç diğer tüm üyeleri albümden albüme ya da zamanla değişiyor. Örneğin Bloodbath bugüne kadar toplam üç vokalist, dört gitarist ve iki farklı davulcuyla çalışmış. Grubun değişmeyen üyeleri ise Katatonia grubundan Anders “Blakkheim” Nyström ile Jonas Renkse. İlginçtir Jonas, Katatonia’da vokalde ilahlaşmışken, Bloodbath kadrosunda bass gitar çalıyor.

Her neyse, gelelim Unblessing The Purity’e… Okumaya devam et

Headbang ve Plak Mecmuası

headbangGeçen senenin son aylarında yayımlanan çok önemli iki dergiden bahsedeceğim sevgili okur. Her ne kadar gecikmiş bir yazı olsa da, bahsedeceğim dergilerin formatı ve  yayım sürelerini göz önüne alırsak fazladan bir okuyucuyu bile kazanmak kar olacaktır.

Bahsedeceğim dergilerden ilki zaten yıllardır kesik kesik de olsa yayın hayatına devam eden baş tacı dergimiz Headbang. Blue Jean dergisinin eki olarak yayımlanan dergi, bir süre sonra kendi başına yayımlanmaya devam etti. İki ayda bir yayımlanan bu yepyeni pırıl pırıl formatı çok sevmiştik. Ancak son olarak 2016 yılı Ağustos sayısı yayımlandıktan sonra bir daha yayımlanmadı. Zaman zaman Çağlan Tekil derginin akıbetine ilişkin bilgiler veriyordu sosyal hesaplarından. Nihayet 2017 yılı Kasım ayında dergi yepyeni bir formatta, tam 160 sayfa, kuşe kağıt ve kitap formatında yayımlandı. Hatta öyle ki dergiye sayı verilmedi. Üzerinde yayım periyodu belirtilmedi. Başta D&R olmak üzere pek çok platform bu yeni formatın ne olduğunu anlayamamış olacak ki çizgi roman bölümünde okuyucuya sundular bu yeni formatı. Bookazine denilen bir format bu. Sürekli güncel kalabilecek nitelikte konuları, daha çok makale ve derleme türünde yazılmış. O açıdan çok kıymetli bir iş. Diğer yandan bağımsızlığını ilan eden bir dergi için çok daha özgür bir platform olmuş. Yıllar önce aynı ekibin yayımladığı “The Worst Of Laneth” isimli çalışma gibi bu da tam arşivlik bir iş olmuş. Çağlan Abi’nin ve arkadaşlarının ellerine sağlık. Karakarga Yayınları‘ndan çıkan dergi yakın zamanda 3. baskısını yaptı ve bu alanda bir rekor kırmış oldu. Halen internetteki kitap sitelerinde satışı devam ediyor. Okumaya devam et