Tag Archives: Sad But True

Proofhead İtalya’da! – 1. Gün

İtalya yolculuğumun ilk kısmı Türkiye’den evimden ayrılıp Roma’ya kadar geçen kısımdan oluşuyor.

Geçtiğimiz cuma günü saat sabah 11.00’de İsmail Ayaz ile yola çıktım. Sözde VIP koltuk olduğu için 38 liralık evlat acısı bir bilet parası ödedim. Yolda can sıkıntısı ve tam beş buçuk saat süren yolculuktan dolayı 4 film izledim. Kimisinin ortasında kapandı, kimisini dönüşümlü izledim falan. Ama Oxford Murders ve Indiana Jones ve Kristal Kafatası Krallığı filmi çok iyiydi.

Otobüste başıma bir de ilginç bir olay geldi. İzmit’ten otobüse orta yaşlı bir adam bindi. Adam bana o kadar tanıdık geldi ki ama bir türlü çıkaramadım kim olduğunu. Sonradan aklıma biri geldi ama emin olamadım. Otobüsten inince dayanamadım sordum ve haklı çıktım. Adam yani Ertunç dayı, aslında annemin öz dayısı çıktı 🙂

Esenler’de bir süre bekledim ve halamın eşi Nurettin Amcam beni almaya geldi. Halamlara geçtik. Burada o gece ve cumartesi gecesi kalıp dinledim. Pazar sabahı saat 06.30’da evden çıktık. Saat 07.00 gibi havaalanına geldik. Burada havaalanında çalışan bir akrabamız ile içeri girdim. Ne yapacağımı bilmiyordum açıkçası. Önce sorup soruşturup THY’de check-in denen işlemi yaptım. Burada valizimi verdim ve Cagliari’ye bağlantılı uçuşum işlendi valizin üzerine. Adam bana artık valizle uğraşmama gerek kalmadığını söyledi.

Bu işlemde internet biletimi yazdırdım. Daha sonra yurtdışına çıkarken ödenen 15 liralık harç parasını ödedim. Daha sonra artık kapılara giden gidişe yaklaşırken birden müthiş bir şey fark ettim! Biletin üzerinde kalkış saati olarak 07.20 yazıyordu ama saat 07.40 civarındaydı. O an başımdan aşağıya kaynar sular döküldü uçağı kaçırdım diye. Sonra orada gişedeki memura sorunca “Hayır, o saat gittiğiniz yerin saatine göre, bu uçak 08.20’de kalkacak” dedi. Lan nasıl rahatladım anlatamam. Neyse epey bir yürüyüp çıkış yapacağım kapının önüne gelince acayip bir kuyruk gördüm. Neyse üstümüzü başımızı çıkardık, aradılar falan. Daha sonra dış kapıya geldim. Tam bileti verdim dışarı çıkacakken bizi uçağa götürecek olan otobüs dolduğu için ikinci otobüsü beklemem gerektiğini söyledi görevli. Neyse bir süre sonra otobüs geldi bindim ve uçağın yanına gittik. Uçağa bindim. Bir de baktım ki tüm uçak Japon! Lan nasıl iş anlamadım. Koltuğum koridor tarafındaydı.

En nihayetinde uçak süper bir kalkış yaparak havalandı sevgili okur. Yolculuğum çok sessiz geçti. Kimse ile konuşmadım. Hostesle biraz konuştuk sadece. Bu arada buradan tüm THY aşçılarına özellikle de arkadaşım Sevinç’e bir selam yollayayım, uçakta kahvaltı olarak verdikleri menü süper sevgili okur. Lan habire yedim içtim. Bir mantarlı yumurta vardı öff süperdi 🙂

Uçak artık Roma’ya geldiğinde kemerimizi falan bağladık inişe başladık. İndik indik indik en son yere konduk. Sonra en az (bak yemin ediyorum en az) 10 dakika pilot uçağı yerde sürdü. Gittik gittik gittik ve nihayet durduk bir yerde.

Hemen atladım doğru pasaport geçişine gittim. Adam yeşil pasaportumu aldı, suratıma baktı. Mührü bastı geçti. Daha sonra sıra biletimi almaya gelmişti. Alitalia isimli hava yolu şirketinin yeşil amblemini nerede görsem gittim yardım istedim lan. Ama kimse doğru dürüst İngilizce bilmiyor. En son bir kız buldum hem çok güzel hem de çok iyi İngilizce konuşuyor. Onun yardımıyla gittim Terminal 1’i ve gişeyi buldum, yazdırdım bileti. Burada bana sordu memur “cam mı koridor mu abi” diye. Dedim “Cam ver güzelim.

O güzel kız da sağolsun cam kenarı verdi. Daha sonra hızla kontrolden geçip uçağın kalkacağı kapıya gidip yine 2 saat bekledim. Bu esnada tanıdık gelen tek şey bir büfede çalan Sad But True oldu. İki saat sonra kapıyı açtılar ve yavaş yavaş almaya başladılar bizi. Lan şansıma yine tam bana geldi kadın “prego, mrego, osso, üsso” bişeyler dedi. Ben de “English please” dedim. O da “Please wait” dedi. Yani yine beklemeye başladım. Bir 10 dakika kadar bekledim ve otobüs yine geldi. Bu anda bendeki “küçük kızların bana kitlenerek bakması” özelliğimin uluslar arası olduğunu gördüm. Üzüldüm kendime.

Bu arada Roma’da cep telefonumu açınca Turkcell’den mesaj geldi. Ücretsiz arayın açalım yurtdışı aramalara diye. Aradım ben de. Açtırdım. Tarife çok basit. Eğer Türkiye’yi ararsan dakikası 1 lira. Seni Türkiye’den ararsalar arayana dakikası 1 lira yazıyor, sana da arama başına 1 lira yazıyor. Ama olsun, annemi aradım. Dayım da beni aradı. Görüştüm süper oldu.

İtalya’da Roma’dan kalkıp Cagliari’ye gelen uçakta yerim arkalardaydı sevgili okur. Cam kenarı olması süper oldu. Tam kalkış anında video çektim. Süper fotoğraflar çektim.

Bu uçakta inerken basınç kötü etkiledi ve sol kulağım ağrıdı. Halen ufak ufak ağrıyor. Bu arada iki uçak yolculuğum boyunca da aralıksız Sabhankra dinledim.

Uçak nihayet Cagliari’ye indi. Ama uçağın kapısını açmadılar. Bir süre bekledik. Önce İtalyanca sonra da İngilizce olduğunu iddia ettikleri bir dilde bir şeyler dediler. Lan İngilizceyi çok hızlı ve çok bozuk konuşuyorlar, bir halt anlamadım. Tam o anda arkamdan “hay ulan lan hadi be” diye bir ses duyunca hemen döndüm. Baktım adama, Abi Türk müsün, diye sordum. Evet kardeşim, dedi. Sonra uçağın kapısı açılana kadar konuştuk. Bunlar iki arkadaş, başka bir için gelmişler. Neyse vedalaştık. Havaalanına girdim. Baktım valizler geliyor. Bekledim, bekledim benim ki gelmedi. Sonradan dank etti, o iki Türk’ten biri dedi, senin uçuşun uluslar arası olduğu için git o bölümden bak diye. Neyse o bölüme gittim. Oradaki yine İngilizce bilmeyen adam İstanbul dedim. Haa, Stanbule, Stanbule dedi ve bir düğmeye bastı. Benim valiz çıktı geldi önüme.

Hemen aldım valizi, doğru dışarı çıktım. Orada elinde “Forgea International” yazan bir adam, Mr. Cario, beni bekliyordu. Kısaca selamlaştık. Hemen arabaya gittik. Bindim arabaya. Hareket ettik. Yolda çok az konuştuk. Otelin önüne geldik, hemen ayrıldı.

Otel burası

Otele girdim, resepsiyona yaklaştım. Dedim ben misafiriyim Forgea’nın. Orada duran sarışın mükemmel hatun, güldü falan sonra çıkardı 210 numaralı odayı verdi.

Odaya çıktım, oda sade ama güzel döşenmiş. Tek kişi kalacağım odada çift kişilik bir yatak, kitaplık, çalışma masası, uydu alıcı, dolap, bol bol çekmece falan var. Fena değil yani.

Oda da biraz durduktan sonra Luisa ki kendisi bu sistemin organizatörüdür, o aradı aşağı lobiden. İndim aşağı. Tuncay Hoca’mın hediyesini ilettim. Aldı, açtı baktı. İtalyanca bir şeyler konuştular resepsiyondaki hatunla. Beğendi galiba. Sonra facebook’a girip Alperler’le konuştum. Özledim hepsini.

Daha sonra dışarı çıktım. Cagliari’yi hızlıca üstünkörü olarak dolaştım ve buranın Akif Hoca’nın ben giderken tarif ettiği yer olmadığını gördüm. Her şey çok pahalıydı lan.

Yani şaraplar falan pahalı, market göremedim hiç. Pizzacıları gözüm kesmedi ilk etapta ben de kalktım Mc Donald’s’a gideyim dedim bari ilk günlük. Lan McKing menü aldım 7 Euro!

Bu arada burada çok fazla zenci var. Yani her yerde var. Garip.

Bu faslı da halledip az önce otele döndüm. Oturup bu yazıyı yazdım. Şu an lobideyim. Mümkün olduğunca her günü bu şekilde anlatacağım. Çektiğim fotoları da yazıya eklemek sıkıntı olabileceğinden şimdilik facebook hesabıma yükleyeceğim. Eve dönünce sadece video ve fotoğraftan oluşan bir post daha hazırlayacağım.

Hepinizi seviyorum. Bu arada poofhead.net yazınca İtalya’da açılıyor lan 🙂