Tag Archives: Savaş Sungur

Ağustos Dolunayı Sürprizleri

agustos02Bu yazın son ayında, Ağustos’ta nihayet güzel haberler almaya başladık sevgili okur. İşlerin giderek sarpa sardığı, sıkıntıların sağda solda fink attığı onca aydan sonra nihayet, aklımızı fikrimizi bir nebze olsun bu Dünya’dan alıp çok uzaklara götürmemizi sağlayacak sürprizler oldu.

Alper‘in olayı şüphesiz önceki gecemizin en büyük olayıydı. Şaşkınlık ve anlam verememekle karışık geçen dakikaların ardından konuşacak bu kadar çok şey bulduğumuz için biz de çok şaşkındık. Utku, sabah uyandığında bile şaşkın ve olanları sorgular haldeydi. Sevgili okur şimdi soruyorsun evet, ne oldu lan açıkça anlat, diyorsun. Yok. Bu sefer açıkça anlatmayacağım. Birazcık daha bekleyeceğim.

sabhankramountainSabhankra, dolunaylı gecelerimize soundtrack olan parçaların yaratıcısı. Moonlight isimli şaheseri adeta benim için yazmışlar. Aşıkken dinlediğim, kızgınken dinlediğim, yorgunken dinlediğim, yoldayken dinlediğim, hayatımın hemen her anına şahit tuttuğum Sabhankra, bu yıl da boş geçmedi. Yüreğimizi donduracak, kuzeyin karlı dağlarının soğuğundan, öfkesinden ve acımasızlığından beslenen yepyeni bir albümün müjdesini verdi: From The Frozen Mountains. Yalnızca kapağı bile beni heyecanlandırmaya yetti. Yalçın, ulaşılmaz dağların soğuğundan süzülen kızıl bir ejder, Savaş Sungur‘un kabuğu soğuyan ve taşlaşan yüreğinin içinde halen yanan öfkeyi sembolize etmiş adeta. Yeni albümden birkaç küçük parça dinleme imkanım oldu. Görünen o ki ağlayacağız. Çok ciddi anlamda ağlayacağız.

Geçenlerde YÖKDİL sınavına girmiştim. Sonuç iyi geldi. Bir ufak pürüzü de hallettikten sonra çok güzel bir gelişmeyi duyuracağım.

tirofficial

Tir Official – Full Moon Madness

Bir güzel gelişme de bugün yaşandı:

Muhtemelen tabakların serilip kadehlerin dolduğu şu saatlerde nihayet yitip gidişinin ilk saniyelerini kutluyorlar. Sen sanıyor musun ki çok sevildin yüreklerde? Sen sanıyor musun ki kaliten yeri göğü titretti de bir çift kelime söyleme gereği duyduk? Yanılmışsın. Olmamışsın. Bu suyu durulmayan kuyuya bir taş da, epey büyükçe bir taş, sen attın. Sayende kaybettiğimiz onca güzel dostluğun, kırılan kalplerin acısı umarım senden çıkar. Umarım.

Neyse, yaz bitiyor. Bir sonraki görüşmemiz sonbaharda olacak. Belki de o çok sevdiğim hırkanın sıcaklığına sığınırsın. Her hareketinde kokun yayılır gecenin karanlığına. Ellerim sen kokar. Evet, bu gece de başını kaldıran herkes seni görecek, belki fotoğrafını çekmeye çalışacak. Ancak kimse bilmeyecek yüreğimdeki resmini.

agustos01

Reklamlar

Muhteşem Dolunayın Etkileri!

owlproofheadCuma gecesi Utku‘nun doğum günüydü, kutladık. Cumartesi gecesi de Dolunay‘ın gecesiydi. Onu da kutladık. Bu işin giderek benden çıkması ve eşe dosta yayılması ne yalan söyleyeyim hoşuma gidiyor. Gözlerini kaldırıp gökyüzünde seni görenlerin aklına ben geliyorum; bir bütün benliğimle, kelimelerimle ve dertli dertli şarkılarımla ben…

dolunayscreen

Dolunay

Ah keşke o yüksek makamlarından bir ayrılsan, burnunu birazcık aşağı eğsen ve o güzide yörüngenden bir çıksan da yanıma gelsen, seni tanıştıracağım öyle güzel bir insan var ki sen bile hayran olacaksın. Bak dün gece, cümle kuşlar uyurken, dağlar, aşlar, ağaçlar sayıklayıp dururken adını, birkaç çift göz yine seni arıyordu göklerde. Kimi ben gibi gafletten, kimi de hasretten o güzel varlığının hissine.

Yine gittim her şeyin başladığı o yere. Kucağında uyudum sandım dalımda dururken. Uykusuz gözlerle bir sağa, bir sola bir de başımı kaldırıp sana baktım. O şefkatin başka hiçbir yüzde yok. Bunu bir tek ben biliyorum.

Geçen hafta salı günü Ankara‘ya gittim Bakanlığa. Bitmiş, ölmüş. Heyecan kalmamış, yeni bir şeyler bekliyor herkes. Sonumuz hayır olsun. Yolculuğun en güzel kısmı sabah Alper‘le yaptığımız kahvaltıydı. Haa bir de Stefan Zweig‘in Satranç isimli öyküsünü okudum. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı bu. satrancHazal‘ın tavsiyesiyle aldım. Güzeldi gerçekten. Olağanüstü değildi evet ama güzeldi. Bu ara kitapyurdu.com isimli siteden alıyorum kitapları. Acayip indirimler yapıyor. Bir de bu Yapı Kredi Yayınları‘nın Modern Klasikler Dizisi‘nde nereden baksan sekiz on tane Zweig kitabı var. En çok satan ilk dört tanesini almıştım. Sırayla okuyacağım. Okudukça yazarım. Sen seversin edebiyat sohbetlerini.

Taa askerde, 1 Nisan 2014’te Seval‘in beni ziyaret ettiği gün getirdiği beyaz renkli Sony kulaklarım bozulmuştu. Bir süredir kardeşim Mustafa ve Savaş Sungur‘un şiddetle tavsiye ettiği Sennheiser‘ın çeşitli modellerini inceliyordum. sennheiserGeçen gün harika bir indirim denk getirip birikmiş bonuslarımın da katkılarıyla CX500 modelli kulaklığı aldım. Bu kulaklık aldığım ilk kulak içi tipteki kulaklık. Alışmam biraz zor oldu ama şu an gayet memnunum. Ses olarak da çok başarılı buluyorum. Basslar az geldi başlarda. Ancak kulaklıkla verilen dört farklı silikon başlıktan bir tanesi tam istediğim kaliteyi yakalamamı sağladı. Kılıfı, sargısı ve toplam kalitesiyle, gayet memnun kaldığım bir alışveriş oldu.

Az önce, YÖKDİL sınavından geldim. Kolaydı. Keşke çalışsaymışım. Çok pişmanım çalışmadığım için. YDS’nin aksine bu sınavda kelime bilgisi çok etkilemedi beni. Yalnız paragraflardan bazıları çok karmaşıktı. Bir de üç dört tane devrik cümle yapısı vardı. Uyanıklar o yapıları da tıpkı soru cümlelerine benzetmişler. Çok kötü gelmez sonuç. Ama çok da iyi bir şey beklemiyorum açıkçası. Sınavdan bahsetmişken, geçen hafta Alper’in tavsiyesiyle bir başvuru yaptım. Ne olduğunu ve nasıl sonuçlandığını “aşılmaz” tabularım yüzünden daha sonra anlatacağım.

miklosMüzik. Evet biraz da müzik. Şu sıralar Miklos Rozsa‘nın El Cid filmi soundtracklerine sarmış durumdayım. Aslında bu müzikleri sen de biliyorsun. Nereden? Cüneyt Arkın‘ın kült filmleri Battalgazi serisinden. Şu senfoni beni benden alıyor, yere göğe sığamıyorum. Nasıl anlatsam sana bilemiyorum. Böylesi bir ruh, böylesi bir destansılık, ahh! Cüneyt Arkın’ın tarihi filmlerinde özellikle de Battalgazi serisinde Miklos Rozsa’nın El Cid ve Ben-Hur filmleri için yaptığı soundtrackler kullanılmış. Bu aslında güzel bir şey. Düşünsene, Avrupa’nın en saygın senfoni orkestrasını dinlemeye annemle gitsek, orkestra Miklos Rozsa çalsa, annem bile dinlediği şeyden etkilenecek, bu müzik ona bir şeyler anımsatacak. Harika!

Son olarak, Wonder Woman‘ı izledik. Allah’ım gülüşü aynı sen! Bilerek o ön iki dişini gösterecek şekilde bırakılan bir ağız, duru bir güzellik ve enteresan bir çekim gücü (astronomik espri yaptım). Velhasıl, DC’nin yaptığı en iyi film galiba bu olmuş. İşin içine bir de çok sevdiğim 1. Dünya Savaşı‘ atmosferini serpiştirmişler. Osmanlının falan adı geçiyor. Sümerler’in de adı geçiyor ama ne alaka çözemedim. Gerçi başka bir yerde  de saçmalayıp Nazi falan dediler, şaşırdık. Bir daha izlemek şart. Merve, Mustafa  ve Hafize açıkça söylemediler ama pek beğenmediler filmi. ne yalan söyleyeyim ben de iki buçuk saat sürecek bir film beklemiyordum. Film, antik bir havada başlıyor. Bu kısımlarda epey sıkıldım. Ancak ne zaman ki savaşın içerisine dahil oldular, koltuğumda daha bir kuruldum. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarına ilişkin filmlere bayılıyorum sevgili okur. Özellikle ikinci dünya savaşı teması, bu yöndeki kitaplar, filmler ve belgeseller her zaman ilgimi cezbetmiştir ki bunu sana da anlatmıştım, bir Umur‘a bir de sana.

Evet, bu aylık bu kadar. Kendine iyi bak. İzimden ayrılma.

WONDER WOMAN

Bütün filmin hikayesi bu fotoğrafla başlıyor

Sabhankra – Live At Headbangers’ Weekend 2017

Artık gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki Türkiye’nin en çok üreten metal grubu Sabhankra‘dır, sevgili okur. Sabhankra adıyla albüm çıkardığı 2006 yılından beri hemen hemen her yıl grup ya yeni bir albüm ya yeni bir EP ya da konser videosu yayımladı. 2016’nın son aylarında şu yazımda bahsettiğim Live At Roxy konseri DVD’sinden sonra grup hiç hız kesmeden ve hatta vites yükselterek yepyeni bir çalışma daha yayımladı: Live At Headbangers’ Weekend 2017. Bu 22 dakikalık konser videosu, grubun şu ana kadar yayımladığı en iyi prodüksiyonlu iş, bunda hiç şüphe yok.

Yine yukarıdakine benzer bir ifade kullanarak belirtmekte bir sakınca görmüyorum, Türkiye’de bu kalitede kaydedilmiş ve üretilmiş başka bir metal konseri videosu yok. Varsa lütfen yorumlarda belirtin ben de düzeltme olarak ekleyeyim.

01Elimizdeki materyal çok kıymetli. Zira grubun davulcusu Rıdvan‘la kaydedilmiş ve yayımlanmış ilk materyal olma özelliği taşıyor. Grubun çok uzun süre bekletmeden videoyu yayımladıktan çok kısa bir süre sonra konser kaydını kaset olarak yayımlaması da mutluluğumuzu zirveye çıkardı. Tıpkı Live at Roxy albümü gibi bu albüm de sınırlı sayıda, Dead Generation Records tarafından kaset formatında yayımlandı. 2 ve 3 numaralı kasetleri sipariş edip aldım hemen.

05Konser, “Abandoned By The Gods” parçasının efsanevi klavye introsuyla başlıyor. Çok hızlı ve sert bir girişin ardından grup tempoyu düşürüyor ve en uzun Sabhankra parçalarından olan kişisel favorilerimden “We March” başlıyor. Özellikle Gürkan‘ın bu şarkı boyunca pozları çok başarılı. We March’ın olanca gazıyla bitiyor. Seyirciye küçük bir laf atmadan sonra Alper’in favori parçalarından “The Hunt” başlıyor. Parçanın girişindeki scream’le birlikte olayın rengi epey değişiyor. The Hunt, Sabhankra’nın en hızlı ve en iyi soloya sahip parçalarından birisi. Bu konserde soloyu Savaş Sungur atıyor ve daha da bir devleşiyor. The Hunt bittikten sonra Savaş tüm seyirciyi “metaaaalll metaalll” diye bağırtıyor. Sonrasında da “Our Kingdom Shall Rise” başlıyor. Kameranın açısı seyirciye döndüğünde anlıyoruz ki ortalık epey karışmış.

Bakın bu konserin olduğu festivalde, aynı günde tam 9 grup sahne aldı. Bunlardan son ikisi, headliner olanlar, Kalmah ve Eluveitie gruplarıydı. Konser sonrasında okuduğum yorumlarda herkes bizim Türk gruplarının başarısından ve diğer iki grubun tırt performansından bahsediyordu. Özellikle Kalmah çok büyük bir hayal kırıklığı olmuş. İşte bu konserin performansıyla parlayan yıldızı da Sabhankra olmuş. Dolayısıyla grubun böyle güzel organizasyonların sahne olanaklarını iyi kullanıp kaliteli işler üretme çabasını takdir etmek gerekiyor.

Neyse, Our Kingdom Shall Rise son parça olarak anons edildiği için grup bunu normal çalma süresinden daha kısa çalarak “The Moonlight“a bağlıyor. Ahh Moonlight. Canım, kalbim, bir tanem Moonlight. Sen ne hüzünlü, ne öfkeli bir parçasın öyle… Moonlight bitince Sabhankra, “bizden bu kadar” diyor ve sahneden iniyor. “Metaaaallll

03

Gelelim videonun prodüksiyonuna. Sırf davul için üç ayrı kamera kullanılmış. Davulcunun arkasından sahne önünü gören kamera ile sahne önünden Savaş Sungur’u çeken kameraların açıları çok başarılı. Live at Roxy’nin aksine, seyircinin coşkusuna da bu videoda fazlasıyla şahit olabiliyoruz. Video çekimleri Semih Yüksel, Can Ceyhan, Oğuzhan Ardahan, Raffi Etyemez, Garo Vram Babayan ve Levan Uzbay gardaşım tarafından yapılmış. Videonun prodüksiyon işlemlerini ise Semih Yüksel yapmış. Konserin kaydı (sesler cidden çok başarılı) Ali Sak tarafından yapılmış. Hepsinin eline emeğine sağlık.

02Şimdilik bu videonun, bir önceki Live At Roxy konseri videosuyla birlikte DVD olarak basılmasını bekliyorum. Ben kendim, MCA Productions and Distro olarak, Live At Roxy Konser DVD’sini basmıştım. Ama bizzat grubun onayını almadığım için dağıtmıyorum, bekliyorum. Gel gelelim kasede. Yalnızca 50 adet basıldı kaset. Baskı olarak bir önceki kaseti daha çok beğenmiştim ancak bu kasetin de kartonetinin tasarımı çok başarılı. Şimdi bu albümde şöyle bir detay var. Albümün kasede basılan kapağı ile grubun dijital platformlarda yayımlanan kapağı birbirinden farklı. Kasette Süha‘nın fotoğrafı var. Dijital platformlarda ise benim çok sevdiğim o “davulcu arkasından seyirci” açısı var.

Sabhankra, yine çok kaliteli bir iş, kaliteli bir albümle karşımızda. Yerli metal gruplarına destek verin. Bak yapmayın etmeyin, konserlerin giderek azaldığı, tırtladığı bu dönemde hiç olmazsa kendi gruplarımız, yerli gruplarımız üretmeye, kaydetmeye devam edebilsinler. Seni çok seviyoruz Sabhankra. Sen de bizi sev ve artık yeni bir albüm yap!

04

Yaşru – Börübay (2016)

folderSavaş Sungur’un paylaştığı cover videosunu izleyene kadar Yaşru’nun müziğinden haberim yoktu. Ülkemizde daha önce de birkaç şamanik black metal, orta asya folk metali vb. türlerinde gruplar, projeler olmuştu ama ne yalan söyleyeyim pek sevememiştim bu işleri.

Yaşru’nun Rüzgarın Yırları isimli parçasını, parçaya geleneksel enstrümanlarla işlenmiş olan o melodileri duyunca, tıpkı Constantinopolis’i ilk defa dinlediğimde duyduğuma benzer bir heyecan duydum. Birkaç gün boyunca evde dinlediğimiz ve konuştuğumuz ve hatta çalmaya başladığımız parça artık bu olmuştu: Rüzgarın Yırları.

Yaşru’nun 2016 yılında çıkan üçüncü albümü Börübay’daki diğer parçaları da dinledikçe albüm bendeki yerini sağlamlaştırdı. Benim metal müzikte hayranı olduğum melodik yapı, Yaşru’nun parçalarında çok ön plandaydı. Üstelik melodinin yarattığı etki, geleneksel enstrümanlarla desteklenerek folk havası daha da perçinlenmiş. Albümde ilk dönem Türk kültürü, inanışları ve geleneklerini anlatılıyor.

Yaşru, Göktürkçe bir sözcük. “Gizem, sır, gizli” anlamlarına geliyor. Grubun şarkılarında da bolca eski Türkçe sözcük kullanılıyor. Örneğin aşığı olduğumuz Rüzgarın Yırları, parçasındaki yır sözcüğü de şarkı, türkü anlamında bir sözcük.

yasru01

Kendi kendime koyduğum satın almadığım albümün yorumunu yazmama kuralını bozmamak için, hemen grubun kurucusu, vokalisti, gitaristi Berk Öner’le irtibata geçtim. Bir gün sonra albüm elimdeydi bile, üstelik imzalı olarak! Berk’ten bahsetmişken hemen ilave edeyim grubun diğer üyesi de bass gitarist Batur Akçura.

Albümde, biri “hidden track” olmak üzere toplam sekiz parça bulunuyor. Kartonette yedi parçanın adı yer alıyor. Ancak yedinci parça bittikten sonra başlayan sekizinci şarkı çok iyi bir sürpriz oluyor yalan yok 🙂 Kartonetin yan kısımlarında günümüz Türkçesi ile yazılmış grup ve albüm ismine karşılık, ön kapaktaki grup ve albüm adı Göktürkçe yazılmış. Sağdan sola okumanız gerekiyor. Albümün parça listesi şu şekilde:

01. 552 AD ( Börü )
02. Börübay
03. Atalara
04. Nazar Eyle
05. Rüzgarìn Yìrlarì
06. Hafis
07. Yaşru

Buradaki bir diğer sürpriz ise Barış Manço’nun Nazar Eyle isimli parçasına yapılan cover. Berk Öner’in bu şarkıyı seçmesinin başlıca sebebinin şarkıda anlatılan hikaye olduğunu düşünüyorum. Hafis isimli parçada ise Aslybek Ensepov’a ait bir Kazak ezgisi kullanılmış. Yine albümden klip çekilen ilk ve şu an için tek parça Atalara isimli parça.

Albüm şu an için yalnızca CD formatında basılmış. Kartonette şarkı sözlerinin yanı sıra, Bilge Kağan’ın kitabesinde yer alan metnin Göktürkçe yazılışı ve okunuşu ile günümüz Türkçesi’yle çevirisi yer alıyor. Albümü WormHoleDeath Records basmış. Albümün kapak ve logo tasarımı basçı Batur ile Erencan Çingir tarafından, albümdeki leziz çizimler ise Ömer Tunç tarafından yapılmış. Ellerine sağlık.

yasru04

yasru02

Alper’le birlikte, albümdeki favori parçamız Rüzgarın Yırları için kısa bir cover video yaptık. Bu yazıya özel olarak 15 dakika içerisinde hazırladığımız bu videoyu buradan başka yerde de yayımlamayız herhalde.

Velhasıl sevgili okur, Yaşru harika melodileri olan, Türkçe sözlü ve dinlemesi keyif veren gruplardan birisi, son dönemde de keşfettiğim en iyi grup. Umarız ki albümden ikinci video Rüzgarın Yırları’na çekilir. Bu yazı, Börübay albümü üzerine olduğu için diskografideki diğer iki albüm hakkında pek bilgi vermiyorum. Onları keşfetmeyi de sana bırakıyorum.

yasru03

Sabhankra – Live at Roxy Kaseti

roxy01Sabhankra, kaydetmeye ve üretmeye devam ediyor sevgili okur. Bir ay kadar önce şu yazımda, Sabhankra‘nın yayımladığı Roxy Konseri DVD’sinin, ayrıca kaset formatında da yayımlanacağını duyurmuştum. Bir takım kimseler de bana inanmamıştı. Kaset mi kaldı lan artık, diyen güruha inat, grup son çalışmasını kaset formatında yayımladı.

fb_img_1479750247074Sabhankra, diskografisinin ilk kasedi: Live at Roxy. Albüm, underground distrolarımızdan birinden, Kadıköy’den Dead Generation Records‘tan çıktı. Sınırlı sayıda (yalnızca 50 adet) ve kaset formatında yayımlanan bu albümden çıkar çıkmaz hemen iki adet sipariş verdim. Distronun sahibi Semih Şimşek tarafından, şimdiye kadar teslim aldığım en iyi paketin içerisinde geldi kasetler. Distro’da basıldıktan sonra muhtemelen Türkiye’de ilk alan kişi de ben oldum. Zira elimdeki kasetlerin baskı numaraları 3 ve 4.

Albümde beş parça yer alıyor. Bunlar :

1- We March (Seers Memoir, 2014)
2- The Hunt (Powercraft, 2006)
3- Buried In Dust (Revenge, 2016)
4- Our Kingdom Shall Rise (Aynı adlı EP, 2010)
5- The Moonlight (Swords Of The Night EP, 2011)

Kasetin kartonetin gerçekten çok şık ve kartonette yer alan fotoğraflar neden bu konserin albüm olarak yayımlanması gerektiğini özetler nitelikte. Kim çekmiş bu fotoğrafları? Levan Uzbay kardeşim çekmiş. Kartonet tasarımı ise bizzat Savaş Sungur tarafından yapılmış. Live albüm olmasına rağmen kartonette şarkı sözlerinin yer alması bir artı.

roxy03

Bu albüm, grubun eski davulcusu Mehmet‘in çaldığı son albüm olması, Sabhankra diskografisinin ise ilk kaset albümü olması bakımından çok önemli. Albüm halen Spotify üzerinden dinlenilebiliyor. Şunu unutmamakta fayda var sevgili okur. Underground piyasası hem gruplarıyla hem distrolarıyla hem de basınıyla güçlü olan bir ülkenin metal piyasası da çok güçlü oluyor. Müzik yapan gruplar bu sayede tutunabiliyor. O yüzden tüm bu oluşumlara maddi destek vermek çok önemli. Facebook’ta paylaşıp destek olma devri bitti artık. Albümün konser videosunu hala izlememiş olan varsa buyursun:

roxy02

Asia Minor – Between Flesh and Divine Plağım

asia01
Bir yıldan daha uzun süre önce, Savaş Sungur bir link gönderdi: “Asia Minor’ın efsane albümü Between Flesh and Divine, yayımlandıktan tam 35 sene sonra plak olarak basılıyor.” Plağı basan firma, benim daha önceden alışveriş de yaptığım Rainbow 45 Records. Türk firması. Ancak yalan yok, ben o güne kadar Asia Minor isimli bir grubun adını dahi duymamıştım.

Önce grubu araştırdım, sonra da bahse konu albümü buldum. Dinlemeye başladıkça, yavaş yavaş albümün beni sardığını, sarmaladığını, ellerimi kavradığını, kafamda şimşekler çaktırdığını, tüylerimi diken diken ettiğini fark ettim. Albümde yer alan altı parçanın tamamının çok iyi olmasının yanı sıra, parçalara gizlenmiş melodiler, insanı isyan ettiren kıvraklıkta davul ritimleri ve hayran bırakan bir teknik, yan flütün doğa üstü uyumu, gitar ve klavyenin yerinde, kararında hakimiyeti, tüm bu ahengin 1980 yılında kaydedilmiş olması, üstelik grubun iki elemanının Türk asıllı olması, albüme beni bu denli yakınlaştıran etkenler oldu.

asia05

Asia Minor, Türkiye’den Fransa’ya okumaya giden ve oraya yerleşen iki Türk Setrak Bakırel ve Eril Tekeli ile Lionel Beltrami ve Robert Kempler isimli iki Fransız’dan oluşan bir progressive rock grubu. En azından bu albümün kaydedildiği zaman kadrosu bu şekildeymiş. Grup Fransa’da iki albüm kaydediyor. Kaydedildiği dönemde Türkiye’de yapılan işlerle kıyaslanamayacak kadar kaliteli bir albüm olan, bir başyapıt olan Between Flesh and Divine, grubun ne yazık ki son albümü oluyor. Asia Minor’ın tüm besteleri Setrak Bakırel ve Eril Tekeli’ye ait. Grubun beyni bu iki vatandaşımız. Parçaların düzenlemeleri ise grubun tamamı tarafından yapılmış. Grubu bu denli sevmeme neden olan yan flütler partisyonları Eril Tekeli’ye ait. Çok büyük müzisyen. Umarım bir gün canlı dinleme fırsatım da olur.

Yukarıda da bahsettiğim üzere albümde toplam 6 parça bulunuyor. Bu parçalardan dört tanesi altı dakikanın üzerinde hatta yedi dakika. İki parça ise üçer dakikalık parçalar. Parçaların girişinden çıkışına kadar her bir notada progressive yapının tipik özellikleri görülebiliyor. Önce parça listesi:

A1 Nightwind 6:23
A2 Northern Lights 7:45
A3 Boundless 3:00
B1 Dedicace 6:11
B2 Lost In A Dream Yell 7:42
B3 Dreadful Memories 3:00

Albümün açılış parçası Nightwind. Çok iyi bir bass riffi ile başlıyor albüm. Bass gitara sırasıyla gitar, klavye ve aksak davul ritimleri eşlik etmeye başlıyor. Birinci dakikanın sonunda ise gerçek melodileri duymaya başlıyoruz. Zira flüt partisyonları giriyor devreye. Aman allahım! Bu nasıl bir hüzün, bu nasıl bir lezzet! Parça boyunca piyano ve flüt melodileri tempoyu hiç yükseltmeden, az önce bahsettiğim o melankoliği artırıyor da arttırıyor. Parçanın ortalarında itibaren ise o aradığın progressive kısım başlıyor. Burada tekrar altını çizmem de fayda var. Böylesine harika bir davul soundu böylesine tertemiz bir kayıt, o dönemi düşününce çok zor geliyor kulağa. Dördüncü dakikanın sonunda albümün ilk incisi parlıyor. Albümün en vurucu yükselişlerinden biri, henüz daha ilk parçadan gösteriyor kendisini. Burası işte benim ellerimi bıraktığın yer. O yüzden ne zaman dinlesem tüylerim diken diken oluyor, ellerim titriyor. Bu albümü ben yapsam, bu kapanışı herhalde son parçaya koyardım.

asia04

Northern Lights, huzurlu bir klavye melodisiyle başlıyor. Hemen ardından flüt devreye girdiğinde bir kere daha anlıyorsunuz ki Asia Minor’ın alameti farikası bu yan flüt. Böylesi naif bir girizgahtan sonra ikinci dakikadan itibaren parça kopuyor. İşte albümün ikinci incisi! Aksak ve hatta bana göre yer yer doğaçlama olarak giden bir davul trafiği, ana melodiyle öylesine uyumlu ki sanıyorsun dört dörtlük ritimli parça. Bir de bu parçayı dinlerken hep davulcunun setup’ı geliyor aklıma. Bunu kaydederken kaç parça zil kullandı mesela? 7.47’lik süresiyle albümün en uzun parçası olan Northern Lights’da ilginçtir ilk dört buçuk dakika boyunca söz yok. Bu dakikadan itibaren sözler başlıyor. Setrak Bakırel’in albümdeki en iyi vokalleri bu parçada.

Boundless, albümde vokalin en erken başladığı parça. Neredeyse ilk notayla beraber giriyor Setrak Bakırel. Hüzün mü? Dibine kadar hem de. Çok acıklı. Hem sözler hem de vokaller. Bu parçada hiç flüt partisyonu yok. Bu dikkate değer bir detay bence. Albümdeki en vurucu lirikler de bu şarkıda ayrıca:

There is no universe without harmony,
And no illusion without dreaming,

Through your eyes I see a light,
Which shows me the way into your paradise…

Dedicace, diğer şarkıların aksine çok daha yüksek başlıyor. Progressive kurgunun fazlasıyla hissedildiği bir girizgahtan sonra albümün en coşkulu vokallerine başlıyor Setrak abi. Yan flütün en yoğun kullanıldığı parça olmasının yanı sıra gruptaki Türk etkisini de özellikle aralara serpiştirilen küçük melodilerden anlayabiliyoruz. Bana göre müzikte melodi herşeydir. İşte albüm bu açıdan tam bir hazine! İkinci dakikanın sonuna doğru başlayan vokalin kısa sürede şarkıyı zirveye çıkarması, özellikle “silent beauty soft as light, charming lady of all nights!” diye bağırdığı an albümün bir diğer incisi. Dedicace, beşinci dakikadan itibaren bitişiyle de göz dolduruyor ve grubun albümde belki de en doruğa çıktığı anları dinletiyor bize.

asia03

Lost In A Dream Yell, albümün sample’lı tek girişi. Gök gürültü ve yağmur sesiyle başlıyor. Üçüncü dakikaya doğru parça bitiyor sanıyoruz. Yağmur devam ediyor, biz aklımıza eski günleri getiriyoruz. Sonra yan flüt alıyor koparıyor bizi o ortamdan. Yavaş yavaş yükselen trampet vuruşlarıyla (army snare roll deniyor buna) hayata, gerçeklere, sonradan duyulanlara dönüyoruz. Vay be! Amma dönüş oldu. Devam ediyoruz, yan flüt abarttıkça abartıyor. Bu sefer hayal kurmaya başlıyoruz. Aklımızdan neler neler geçiyor. Sonra ne mi oluyor? Parça bitiyor. Öylece kalakalıyoruz. Ortada ve yalnız…

Dreadful Memories, süper bir outro, enstrümental. Süre olarak da çok ideal uzunlukta. “Albümde dinlediğiniz herşeyi unutun çocuklar, hayat devam ediyor” kafasında ve eğlenceli aslında. Grup muhtemelen konserlerde bu parçayı çalıp sırasıyla tüm elemanlarını takdim ediyordur. Tek bir noksan var: yan flüt yok. Outro’nun tamamı klavye üzerine kurgulanmış. Yoğunluk bu enstrümanda. Böyle böyle giderken birden tak diye kesiliveriyor parça. Plak bitiyor anlayacağın sevgili okur.

1980 yılında, iki Türkün Avrupa’nın göbeğinde böyle bir albüm kaydedebilmiş olması zaten büyük bir başarıyken bu albümün bugün bile hala türün severleri tarafından baş yapıt olarak addedilmesi çok ayrı bir başarı daha. Savaş Abi’ye birkaç defa teşekkür etmiştim bu grubu tanımamı sağladığı için. Bir kere daha ediyorum.

Şimdi son olarak plaktan da bahsedeyim ve yazıyı bitireyim. Plağı, kısa sürede çok önemli albümleri basarak bir anda Türk plakseverlerin gönlünü kazanan Rainbow 45 Records bastı. Plakseverler olarak zaten bu firmayı öncesinde de muhteşem arşivleri ve internetten yaptıkları kaliteli satışlarla biliyorduk. Albüm, kendisine yakışır şekilde gatefold yani açılır kapak olarak basılmış. Tek plak. İç baskı kusursuz. Şarkı sözleri ve kayda ilişkin tüm bilgiler eksiksiz olarak yer alıyor. Yetmiyor, bir de bu basıma özel olarak grup üyelerinin iyi dilek mesajlarını ve imzalarını içeriyor. Albüm toplamda 1000 adet basıldı ve elle numaralandırıldı. Mesela bendeki kopya 710 numaralı kopya. Albümün kapağı da en beğendiğim çizimler arasında yer alıyor. Hatta büyük boyutta bastırıp odama asmıştım bile. Grubu dinlemeye başladığımdan beri birkaç yazımın içerisinde bu kapağın anahtar olarak kullanıldığı şifreler koymuştum. Sizce kapağı çizen kim? Setrak Bakırel. Albüme can veren adam yetmemiş bir de yüzünü çizmiş.

asia02

Özetle sevgili okur, muhakkak dinlenilmesi, edinilmesi gereken bir albüm ve plak. 1000 adet basıldı. Üstelik 35 yıl sonra belki de son defa 1000 adet basıldı. Plak biriktiriyorsan, progressive rock müzik seviyorsan, istesen de ağlamayı beceremiyorsan bu albümü al. Benden sana tavsiye. Aşağıda grubun 2014 yılında Paris’te verdiği konserde çaldıkları Northern Lights’ın videosu var.

 

Carnophage – Monument Plağım

carno01Kendime not, Savaş Sungur’un yaptığı yorumla bu yazıyı bitireceğim.

Carnophage, Ankara’da kurulmuş bir death metal grubu. Brutal vokalli ve fazlasıyla teknik bir altyapıda, ezberlenmesi zor parçalar icra eden, Türkiye’de tarzında öncü gruplardan birisi. 2008 yılında ilk albümleri Deformed Future // Genetic Nightmare’ı Unique Leader Records’tan çıkardıklarında yalnızca iki yıl önce kurulan bir grubun uluslararası dağıtım yapabilen bir müzik şirketinden albüm çıkarabilmesine (üstelik Türkiye’den çıkmalarına rağmen) ben dahil pek çok müziksever şaşırmıştı. Halen yetmişten fazla underground olan ve olmayan metal grubunun albümünü basıyor ve dağıtıyor olduklarını da ilave edeyim.

carno00

Aradan geçen sekiz yılda grup, yurt içinde ve dışında pek çok konser verdi. Grubun ilk albümünün Türkiye’de dağıtılan kopyaları bitti, tükendi, yerin dibine geçti. Bir tane bile bulamıyoruz! Bu sekiz yıllık aradan sonra, nihayet bu yıl içerisinde yepyeni bir albümün, yine aynı firmadan çıkacağı haberini aldık. Ağustos başında albümden ilk parça At the Backside of Our Civilization, Youtube’dan yayımlandı. Şayet parçayı Carnophage’ın yeni parçası diye dinlememiş olsam Nechrophagist’in yeni albümünden bir parça sanardım. Şok geçirdim! İlk albüme kıyasla daha sert, çok daha teknik ve özellikle davul ve vokallerde harikalar yaratılmış bir parçaydı bu. Biraz erken bir çıkarım yaparak bu parçanın, bir Türk gruba ait olarak dinlediğim, teknik death metal türündeki en iyi parçalardan biri olduğunu söyledim hemen eşe dosta (oysaki albümün tamamını dinleyince sıralama değişecekti).

Grubun davulcusu, yakın arkadaşım Onur’la irtibata geçtim ve albümün plak formatında da yayımlanacağını öğrenip ön sipariş için sipariş verdim. Yurtdışında basılacak materyalin Türkiye’ye gelmesi Eylül ayından sonra olacakmış çünkü.  Sınırlı sayıda geleceği için almamak gibi bir hataya düşmek istemedim.

Albüm Eylül ayında yayımlanır yayımlanmaz stream’e yüklendi. Albümü dinleyince Onur’u arayıp kutlamak istedim bir cumartesi gecesi saat 02.00’de. (Aramadım o saatte ama ayıp olur diye.) Albümü dinledikçe aklımda ilk oluşan Necrophagist hissi tamamen kayboldu. Zira Necrophagist parçalarında olan o melodik riffler, Carnophage’ın yeni albümünde yoktu. Gitaristleri tebrik etmek lazım. Bass gitar yalnızca birkaç parçada ufak partlar halinde kendini ön plana çıkarıyor. Hep ön planda olan ise çok ciddi anlamda takdir ettiğim ve hayran olduğum vokaller. Aslında, arka planda Onur harika işler çıkarıyor ve tüm albümü bizzat kendisi çalarak kaydediyor ama vokaller özellikle bazı yerlerde öylesine ustalaşıyor ki parçayı geriye sarma isteği uyanıyor.

carno05

Sparks Of The Experiment, melodiklikten biraz nasibini almış ve albümdeki favori parçam. Bu parçayı grup geçtiğimiz yıl single olarak da yayımlamış ancak ben o sıralar ne yapıyorsam, hiç fark etmemişim. Albümün parça listesi şu şekilde:

  1. Incandescent
  2. Second Genesis
  3. Resistance Against Mind Clouding Heresy
  4. Same Old Circle
  5. Unbroken Fortitude
  6. At the Backside of Our Civilization
  7. Ode to Corruption
  8. Sparks of the Experiment
  9. Inertia and Failure

Hafta başında büyük bir heyecanla, Onur’la buluştuk. İmzalı olarak getirmesini istediğim plağı imzalatmayı unutmuş. Üzüldüm ama Onur’un başına gelen talihsizliği öğrendikten sonra hak verdim kendisine. Aslında imzaların olmaması bana grubun bir sonraki Eskişehir konserinde bir süre muhabbet etme fırsatı verecek, bu açıdan da mutluyum yalan yok.

carno03carno04

Onur’un talihsizliğinden ayrı bir yazıyla bahsedeceğim. Biraz da albümün plak baskısını anlatayım da ne alacağınızı bilin. Albüm ne yazık ki gatefold yani açılır kapak değil. Ancak inner sleeve dediğimiz baskılı iç zarf yer alıyor. Şarkı sözleri ve albüme dair tüm detaylar burada yer alıyor. Bu çok büyük bir artı. Albümün baskısındaki tek hata, plağın her iki yüzünde de ayırıcı bir işaret bulunmaması. Yani o anda pikaba A yüzünü mü B yüzünü mü koyacağınızı bilemiyorsunuz. Bu ilk etapta sıkıntılı gibi görünse de plağın olası ikinci baskısında bu hata düzeltilirse bu ilk baskı plaklar daha değerli olacak. Yani hangi yüzün hangisi olduğunu yalnızca gerçek fanlar anlayabilecek 😉

carno02Albüme özel olarak basılan tişörtlerden de bahsetmezsem olmaz. Ülkemizde çoğu yerli grup albüm bile bastıramıyorken çok az grup merchandise sunabiliyor fanlarına. Bu sebepten dolayı gruplara albümlerini, tişörtlerini ve diğer sunabildikleri ürünlerini alarak destek olmak zorundayız. Bedavaya dinleyerek gelebileceğimiz noktada debelenip duruyoruz zira. Bir adım ilerisi ancak maddi destekle olabilir. Her neyse sosyal mesaj burada bitiyor.

Son olarak albüm kadrosundan bahsedeyim. İç zarfta grubun dört kişilik bir fotoğrafı yer alıyor. Bu kadro albümü kaydeden kadronun fotoğrafı. Kadro şu şekilde: Oral – Vokal, Mert – Gitar ve Bass, Serhat – Gitar ve Bass, Onur – Davul. Albüm kayıtları yaklaşık bir yıl önce bittikten sonra, grubun eski basçısı güzel insan Bengi de gruba geri dönmüş. Yani şu anda beş kişiler. Albüm Ankara’da Stüdyo Deep’te Ünsal Özata ve Ali Öztürk tarafından kaydedilmiş. Mix ve mastering işlerini ise Tsun Tsun Productions yapmış. Albüm kapağı Cihan Engin tarafından çizilmiş ve yüksek çözünürlükte çıktı alınıp duvara asılacak nitelikte. Yazıya son noktayı koyduktan sonra soruşturmaya başlıyorum anlayacağın.

a3548660550_10

Son olarak şunu da yazayım. Albümle ilgili yapılabilecek en etkili yorumu Savaş Sungur yapmıştı daha ilk gün: “Biz onlara çıtayı yükseltin dedik, onlar çıtayı da kırıp gözümüze soktular.” Göz demediğinden emin olabilirsin.

Carnophage – Sparks Of The Experiment From the 2016 album Monument on LP. #carnophage #monument #longplay #vinyl #metalmusic #technical #deathmetal

Mesut Proofhead Çiftçi (@proofhead) tarafından paylaşılan bir video (13 Eki 2016, 09:11 PDT)

 

carno99

Dünya’nın En Büyük Sabhankra Koleksiyonu

Sen okumaktan sıkıldın belki ama ben yazmaktan sıkılmadım sevgili okur. Evet, yine bir yazıda, yeni bir yazıda Sabhankra’dan bahsedeceğiz. Bu sefer çok fazla yazı olmadan, işi görsellerle bitirmeyi düşünüyorum.

Türkiye’deki (muhtemelen Dünya’da da) en büyük Sabhankra fanı olduğum için elimde Sabhankra’ya ait materyaller çok fazla ve çeşitlidir. Grubu ilk defa tanıdığım 2006 yılından bugüne kadar geçen 10 yılda, grupla da iyice samimi olmamız, ama en temelde de benim özverim sayesinde itinayla biriktirdim tüm bu materyalleri. Hatta itinayla ürettim de diyebiliriz bir kısmını.

sabhankra_koleksiyon (2)

Evet koleksiyonun tamamı bu. Şimdi gelin bu ürünlere yakım çekimde bakalım. Her biriyle ilgili anılarımı anlatayım sizlere.

Okumaya devam et

Sabhankra – Revenge (2016)

revengeNe desem, nereden başlasam bilemiyorum. İşte, 9 yıldır merakla beklediğim Sabhankra albümü nihayet yayımlandı. Mayıs ayının ilk gecesinden beri aralıksız dönüyor kulaklarımda. Albüm Rusya’da yayımlandığı için Türkiye’ye gelmesini de beklemek durumunda kaldık. Geçtiğimiz gün iki kopya olarak elime ulaştı ve birkaç hafta önce yazıp bitirdiğim yazıda son rötuşları da yaparak yayımlıyorum artık.

Sabhankra‘yı ilk defa 2006’da, yayımladıkları ilk albüm Powercraft‘la tanıdım. City Of Tulips‘i ilk defa dinlediğimde “Tamam işte, yapmak istediğim, duymak istediğim müzik bu” demiştim. Üniversitenin hazırlık yılıydı, kampüsün her köşesinde sırf o albümdeki parçaların soundtrack olduğu anılarım saklıdır hala.

Bir yıl sonra Sabhankra, “To Die For A Lie” isimli bir EP yayımladı ve yakın zamanda çıkacak “Cursed Sword” isimli albümün duyurusunu yaptı. O dönem benim evimde internet yok henüz. Volkan’ın evine gittikçe oradan araştırıyorum grubu. Myspace çok popüler o dönemde. Facebook da açmışım nihayet. Tüm grup üyelerini isim isim araştırıp ekledim arkadaş olarak. O ana kadar hayatımda duyduğum en iyi müziği yapan adamları tanımalıydım zira.

00  To Die For A Lie, üç parçadan oluşan bir EP idi ve Powercraft’a göre çok farklı bir soundu vardı. Çok daha iyi kaydedilmişti, vokaller muhteşemdi. Buried In Dust, You Will Die ve To Die For A Lie, o ana kadar duyduğum en sert Sabhankra parçalarıydı. Bu üç parçayı da içerecek albüm “Cursed Sword” nasıl bir albüm olacak acaba diye düşünürken, aradan bir yıl daha geçti. Bu esnada “Cursed Sword” olarak duyurulan albümün adının “Revenge” olarak değiştiği açıklandı ve bir şekilde parça listesi yayımlandı internette. 2008 ve 2009 da bu şekilde geçti. Sabhankra sonrasında konsere geldi Eskişehir’e. Bu konserden sonra grupla olan samimiyetim daha da arttı. Artık herkes beni “Eskişehir Sabhankra Yetkili Bayii” olarak biliyordu. Ancak açık açık da söylüyordum, Türkiye’deki en iddialı Sabhankra fanı bendim. Hala da öyleyim gerçi. 2012’de bir fanın yapabileceği en iyi şeyi yaptım ve arkadaşlarımla birlikte Sabhankra’yı Eskişehir’de ağırladık Eskirock Metal Fest‘te. İşte, en sevdiğim grup kendi organizasyonumuzda sahne alıyordu. O gece bittiğinde yalnızca ben değil, tüm arkadaşlarım Sabhankra’yı dinlemiş olmanın verdiği heyecanı yaşıyordu. Ancak ben onlara kıyasla daha paha biçilemez bir heyecanla doluydum: Savaş Abi‘yle vedalaştıktan sonra, trene binmek üzereyken yapabileceği en büyük jesti yaptı. O ana kadar merak ve heyecanla beklediğim albüm Revenge‘in promo cd’sini elime tutuşturdu. İşte, hayatımın en mutlu anlarından birisi bu andı. Yine aynı albümle alakalı hayatımın bir başka en mutlu anı daha var ama şu an onun sırası değil.

Revenge’in bu 2007’de kaydedilmiş ilk promo cd’si, tüm dünyadan sakladığım bir materyal olarak aylarca gizli kapaklı dinlediğim bir albümdü. Sonra bir gün Alper‘e ve Sercan‘a albümden bir parçayı, Immortal Son‘ı dinlettim. Başka bir gün de Yağız ve Ender‘e de bir başka parça olan Cursed Sword‘u dinlettim. Dördü de albümü onlarla paylaşmam için yalvardılar. Ama vermedim. Aramız bozuldu. Birkaç ay konuşmadık. Sonra vermeyeceğimi kabul ettiler ve barıştık.

Powercraft’taki City Of Tulips isimli parçayı hayatımda dinlediğim en iyi parça sanıyordum. Ancak Revenge’de yer alan Cursed Sword‘u duyunca hayatın anlamı değişti. Sahip olduklarımı ve olabileceklerimi sorguladım bu dönemde hep. Ben böyle odamda gizli gizli Revenge dinlerken 2014’te Seers Memoir yayımlandı. Eh, dedim Sabhankra nasılsa Revenge’i artık yayımlamaz. Umudumu kaybettim. (Ama umut, kaybettikçe değerlenen bir şeymiş bunu anlamak için iki yıl daha beklemek gerekecekti.)

01

2016’da Savaş Sungur yine bir bomba patlattı ve yeniden kaydettikleri Revenge albümünü 30 Nisan’da yayımlayacaklarını açıkladı. Bu, özellikle haberi okuduğum gün bende müthiş bir doping etkisi yaptı. Oturup albümün yayımlanmasını beklemeye başladım. Bu arada yıllar önce yayımlanan To Die For A Lie parçasına klip geldi. Klibi açıp izlemeye başladığımızda şok geçirdik! Çünkü yıllar önce yayımlanan şarkıyı yıllar sonra bambaşka bir sound’la dinliyorduk. Albümü yeniden kaydetmek, albüme bambaşka bir ruh vermişti. Öyle ya, 2007’deki gibi yaşayan ve düşünen bir grup yoktu artık. Yaşlar büyümüş, düşünceler gelişmiş ve daha müzikal kökler daha da sağlamlaşmıştı.

To Die For A Lie’ı dinleye dinleye Nisan ayını bitirdik. Berbat bir aydı. Nisan’ın son gecesi Utkulara gittik oturmaya. Bir yandan sürekli Facebook’u takip ediyorum, gece yarısı olsun da Sabhankra albümü yayımlasın diye. Gece yarısına birkaç saat kala Savaş Sungur, muhtemelen tacizlere daha fazla dayanamadı ve albümü dinleyebileceğimiz linki paylaşıverdi!

Yazının bu paragrafa kadar olan kısmı bir albüm kritiği için yazdığım en uzun girizgah oldu. Anekdotlarla bezeli anlatımın da hastasıyım. Evet, şimdi bu hastalığımı bir kenara bırakalım ve albümden bahsetmeye başlayalım.

Albümün açılış parçası You Will Die. Bu, parçayı ilk defa 2007’de dinlemiştik. O günden beri de Sabhankra konserlerinin en gaz parçalarından biri olarak dinledik hep. Hatta şuraya tıklayıp bu parçanın Eskişehir’de kaydettiğim performans videosunu izleyebilirsiniz. You Will Die’da ve tüm albümle ilk fark edilen şey klavyelerin nispeten daha geri planda kalması ve gitarların ön plana alınması olmuş. Önceki albümlere göre düzenlemelerde davullar nispeten daha sadeleştirilmiş, vokaller daha çok agresifleşmiş.

One Shall Fall, yeni albümden ilk defa dinlediğimiz bir parça. Harika bir giriş melodisi ve ardından gelen çok daha harika bir giriş solosu var. Sonrasında scream vokal üzerinde kurulmuş kısımlar halinde ilerliyor. Yeri gelmişken söyleyeyim bu albümün, Sabhankra’nın en iyi sololarının olduğu albümü olduğunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. One Shall Fall’ın sonundaki melodik soloyu muhakkak bir kenara not edin.

Ve geldik bana göre albümün en iyi parçasına: Cursed Sword. Albüme adını verebilecek kadar efsane bir parça bu. Tüm albümdeki en yoğun klavye kullanımı bu parçada. Muhteşem klavye melodisi biraz gitarlar tarafından ezilmiş ama olsun. Melodinin olağanüstülüğünü yine de örtememiş bu durum. Tüm Sabhankra diskografisinde en sevdiğim beş parçadan biri oldu bu parça. Yavaştan yükselen girişi, sonrasında kesilmeden devam eden twinler ve arka plandaki çok başarılı klavye partisyonuyla albümde kesinlikle ön plana çıkıyor. Savaş Sungur’un hediye ettiği promo diski aldığım günden beri de en çok dinlediğim şarkıdır. Askerdeyken bile Seval’in getirdiği mp3 çalara yükleyip dinliyordum nöbetlerde falan.

Immortal Son, albümdeki çok iyi parçalardan bir başkası. Cursed Sword’la birlikte klavyenin en çok iş yaptığı şarkı. Şarkı özellikle nakarat öncesi kısımdaki yüksek tempolu davul atakları ve peşinden gelen gitar melodisiyle akılda kalıyor. Grubun ilk basçısı Sinan Erez tarafından çalınan solo ise Sabhankra’nın en melodik ve en iyi sololarından birisi olarak parçayı zenginleştirmiş. Bu soloyu da bir kenara not edin. Immortal Son, yapısı itibariyle Sabhankra’nın müziğinin çok iyi bir özeti niteliğinde. 2007’de yazılmış olsa da, bugün dahi grubun giderek sertleşen müziğini çok iyi karşılıyor.

Albüme adını veren parça Revenge, albümdeki beşinci parça. Yaklaşık yedi buçuk dakikalık süresiyle de albümün en uzun parçası. İlk bir buçuk dakika boyunca klavye eşliğinde yürüyen parça, bu andan itibaren klasik Sabhankra tarzı melodilerle koşmaya başlıyor. Uzun bir parça yapınca aralara küçük şakalar ve küçük sürprizler koymayınca olmuyor tabi ki. Bunu da ara ara giren belli belirsiz klavye melodileriyle seziyoruz. Parçanın ortasından itibaren tam da sevdiğim şekilde klavye giriyor ve parçayı kapattığınızda dahi aklınızda kalacak olan melodileri icra ediyor. Ama asıl sürpriz parçanın sonundaki clean vokalle geliyor: Savaş Sungur’un hüznü sesine öyle güzel yansıyor ki “o kısmı bir daha açsana” diyor sağımızda solumuzdaki herkes.

Eternal Rage, albümdeki en sert şarkılardan biri. Çok fazla dur kalk trafiği olan bir şarkı olduğundan ilk etapta çok dikkati çekmiyor. Ama bu şarkıda da bir hazine gizli. Üçüncü dakikanın sonunda başlayan melodi albümdeki gizli hazinelerden biri. Bu kadar kısa ve hüzünlü olması yüzünden, ben bu melodiye “mutlu günlerimin ızdırabı” diyorum.

Hate, albümde en az sevdiğim parça oldu ne yazık ki. Kötü mü? Değil. Harika bir gitar parçası. Hatta sound olarak Powercraft albümüne yakın bir parça.

Şimdi burada derin bir nefes alıyoruz. Yazının buraya kadar olan kısmında parçaları tanıtırken “şöyle güzel”, “böyle efsane” diye yazdım. Şimdi bahsedeceğim parça, öyle bir parça ki ilk duyduğumda kulaklarıma inanamamıştım. Albümdeki en hüzünlü parça, dinleyince “bunu yazan adam ne hissetti de böyle bir melodi çıktı?” diye kendi kendime defalarca sorduğum parça: I Will Die With Your LoveAşkınla Öleceğim. Albümdeki en iyi parçalardan biri olmanın yanında, albümdeki en özel parça. Kimin için? Benim için. Alper için. Ortada bir gerçek var: Sabhankra yapmış. Ve adı da “Aşkınla Öleceğim“. Melodinin hüzünle boğuştuğu, ancak sert kalmaktan da taviz vermeyen bir parça. Her şey fazlasıyla içimizi parçalarken bir de dördüncü dakikanın ortalarına doğru başlayan “albümdeki en iyi clean performansı” sayesinde bu şarkı da unutulmaz Sabhankra şarkılarından biri olmaya aday.

The Nightmare, albümde en az sevebildiğim bir diğer parça. Albümdeki teknik parçalardan birisi bana göre. Bunun dışında pek dikkatimi çekemedi şimdilik. Hemen ardından başlayan To Die For A Lie ise aşina olduğumuz bir diğer parça. Çünkü 2007 yılında yayımlanan aynı adlı EP’de yer alan üç parçadan birisiydi. Şansa bakın ki Revenge’in de çıkış parçası olarak To Die For A Lie seçildi ve bu parçaya klip çekildi. 2007’de dinlediğimiz versiyonda parçanın başlamasıyla birlikte tüylerimizi diken diken eden iki nota vardı klavyede. Yalnızca bu parçada değil, tüm albümde birkaç istisna dışında, klavyeler arka plana çekildiğinden bu şarkıdaki o efsane çıkışlar da ne yazık ki yeni düzenlemelerde yer almıyor. Ancak altyapıdan tamamen çıkarılmamış. Şarkının ruhu kaybolmamış.

Son parça Abandoned By The Gods, albümdeki en iyi girişlerden birine sahip. Klavyedeki ton muhteşem. Parça sürekli olarak yüksek tempoda ilerliyor. Yer yer black metal dinliyor hissine kapılıyorum bu şarkı çalarken. Ben bu şarkıyı, bu albüme kapanış şarkısı olarak tercih etmezdim. Çünkü sonlara kalıp keşfedilmeme riski çok yüksek.

Evet, albümdeki son parça Abandoned By The Gods dedik. Ancak CD’de üç tane de bonus track var. Bunlar 2007’de yayımlanan To Die For A Lie isimli EP’de yer alan üç parça: You Will Die, To Die For A Lie ve Buried In Dust. You Will Die ve To Die For A Lie’ın her iki versiyonunu da dinleyerek kendinizce yorum yapabilirsiniz. Buried In Dust ise Sabhankra’nın klip çekilen ilk parçası olması bakımından önemli.

02

Albümün kayıtlarında gitar ve vokallerde Savaş Sungur, gitarda Süha Kozbey, bass gitarda Gürkan Yücel ve davulda Mehmet Engin yer alıyor. Albüm yayımlanmadan çok kısa bir süre önce grupta eleman değişikliği yaşandı. Grubun yeni davulcusu Rıdvan Başoğlu olarak duyuruldu. Bu ismi Baht grubundan hatırlıyoruz.

Albümün kapağı, bir önceki albüm olan Seers Memoir’in de çizeri olan Marta Sokolowska tarafından çizildi. Kartonet tasarımı ise Tunay Komut tarafından yapıldı. Albümün miks ve mastering işlemleri de aşina olduğumuz bir isim, Barbaros Ali Kaynak tarafından yapılmış. Albüm, tıpkı bir önceki albümde olduğu gibi Rus Haarbn Productions tarafından basıldı ve ülkemize sınırlı sayıda gönderildi. Satın almak için grubun sosyal profillerine göz atmanız yeterli.

Kısaca özetlemek gerekirse Revenge, Sabhankra’nın 2006’da yayımlandığı Powercraft’tan beri yayımlanan ve en iyi albümü. İçerdiği çok iyi parça sayısı ve albümün bağlantılı temalı şarkılarıyla bu yıl içerisinde şu ana kadar yayımlanan en iyi Türk metal albümlerinden de birisi. Bir fan olarak yazı boyunca yer yer objektifliğimi kaybetmiş olabilirim, anlayışla karşılayacağından eminim. Çünkü bu albüm dile kolay, tam 9 yıldır yayımlanmasını beklediğimiz bir albümdü. Son bir not, albümün teşekkürler kısmında bana da bir selam çakan gruba ben de sevgi ve saygılarımı buradan iletiyorum. Bundan değerli bir şey olamaz.

03

Kısa süre sonra blogda yeni bir yazıda, elimdeki tüm Sabhankra materyallerini yayımlayacağım. Böylece Türkiye’deki en büyük Sabhankra fanı olduğumu bir kere daha cümle aleme ispatlamış olacağım.

Albümü grubun Bandcamp sayfasından dinleyebilirsiniz.

Facebook sayfası: http://www.facebook.com/SabhankraBand

 

Perzonal War – Only For Promotion Kırkbeşliği

perzonal

Bu yazı, başlı başına bir Savaş Sungur kıyağıdır bana. Alman Power Metal  grubu Perzonal War‘ın sadece 200 kopya basılan ve herhangi bir firmadan yayımlanmayan “Only For Promotion” isimli EP’si onun sayesinde arşivime katılmış oldu.

Elimdeki en ilginç kırkbeşliklerden birisi bu oldu. Sıradanın aksine şeffaf kırmızı rengiyle dikkat çekiyor. Plağın ön ve arka yüzünde “Only for Promotion” ibaresinden başka hiçbir işaret yok. Discogs.com‘da görünen kopyalarda elle yazılmış kopya numaraları yer alıyor. Ancak bendeki kopyada en ufak bir işaret dahi yok. İlk defa dinlediğim bir grubun ilk defa duyduğum ve sadece bu albümde yer alan iki parçasının adlarının ne olduğunu bulmayı denedim bir süre. Shazam‘a dinlettim, ancak bulamadı. İmdadıma discogs.com yetişti. Kırkbeşlikte yer alan parçalar şu şekilde:

A1 Our Unity
B1 My Secret (Acoustic Version)

Bu parçalardan My Secret‘ın akustik olmayan normal versiyonunu bulabildim ancak Youtube’dan. Diğer parçalar yok. Bu da plağı, çok daha değerli hale getiriyor. Aşağıdaki parçayı imtina etmeyin, dinleyin, seveceksiniz: