Tag Archives: Savaş Sungur

Sabhankra – From The Frozen Mountains (2018)

Artık şunu herkes biliyor sevgili okur: Söz konusu Sabhankra ise, Proofhead My Resort bu grup hakkındaki en kapsamlı bilgiyi bulabileceğin yegane ortamdır. İşte yine Sabhankra’nın yeni albümü “From The Frozen Mountains” hakkında yazılmış en kapsamlı incelemeyle karşındayım. Şimdi şu aşağıdaki videodan, albümü dinlemeye ve yazıyı yavaş yavaş okumaya başla.

20626564_10210396217567187_7655190690518992723_oTürkiye’nin şüphesiz en üretken ve diskografisinde en çok şarkıyı barındıran gruplarından biri olan Sabhankra, bu yıl da yepyeni bir albümle bizlerin şu küçücük dünyalarını aydınlattı. Ben bu tamlamayı (Türkiye’nin en üretken ve diskografisi en kalabalık metal gruplarından bir tanesi) geçen yıl yazdığımda herifin biri yorum olarak bana “sen daha lastik don giyerken bilmem kim grubu albüm yayımlamıştı” yazmıştı. Mail adresini falan çok araştırdım da bulamadım kim olduğunu. Benim demek istediğimi anlamamak bir yana, ortaya sürdüğüm gerçek, nedense onu çok üzmüştü.

Durum ortada. Her sene yeni parçalar üreten, albüm yapan, konser veren bir metal grubu var: Sabhankra. Henüz bu yılın başında yepyeni albümlerini yayımladılar ve -bazılarının iddiasının aksine- pek çok dinleyici/yorumcu tarafından çok başarılı bulundular. PasifAgresif, albümü Sabhankra’nın her açıdan en iyi albümü olarak değerlendirdi. Dost sitelerimizden olan ZeroSixExtreme ise albümü “en hızlı, en sert ve en vurucu Sabhankra albümü” olarak nitelendirdi. 

Albüm, 2017’nin son aylarında duyuruldu. Önce albümün kapağı, hemen ardından da albüme adını veren parça “From The Frozen Mountains” yayımlandı. Bu dönem hayatımın karmakarışık dönemlerinden bir tanesine denk geldiği için şarkıya epey tutundum. Heyecanla albümün gelmesini bekledim. Bundan önceki iki albümde Rusya’yla çalışan Sabhankra, bu albümde de rotayı Rusya’ya çevirmişti. Dolayısıyla ipler Rusların elindeydi. Albümün gelmesini bekliyorduk. Bu esnada albümü basan firma Metalism Records albümü Youtube’a yüklemişti. Hatta pek çok sitede kritikler bile yayımlanmaya başlamıştı. Geç oldu ama nihayet geçen hafta CD olarak elime geçti yeni albüm. Elbette Yurtiçi Kargo, kalitesini göstermiş ve sipariş ettiğim iki CD’nin de kutuları paramparça olmuş, kartonetleri delinmiş halde elime ulaşmıştı. Ama olsun, en azından CD’lere bir zarar gelmemişti ve şükretmem gerekiyordu.

frozen001

Evet, albümde 6 parça yer alıyor. Aslında parça sayısı olarak bakıldığında EP olarak değerlendirilebilir. Ancak çalma süresi yaklaşık 41 dakika olan bir EP olamayacağı için, Sabhankra diskografisinin 4. full-lenght albümü oluyor. Albümün açılış parçası “Crushed Under The Fists Of The New Reign“. Parçanın en başında scream bir giriş olduğu için anlıyoruz ki “bu sert bir Sabhankra şarkısı” olacak. (Albüm bu açıdan ikiye ayrılıyor. Üç parça çok sert ve agresifken, üç parça ise daha hüzünlü ve vurucu.) Albümün süre olarak en kısa parçası. Ben özellikle vokal altı melodisini çok beğeniyorum ve parçadan aklımda kalan melodi de bu oluyor. Davulun trafiği bir dakika olsun yavaşlamıyor, blastlar ve peşine seri ataklar ve twinlerin üzerine kurulmuş bir yapıyı dinliyoruz. Grubun davulcusu Rıdvan Başoğlu, teknik olarak bunun da üzerinde bir davulcu olduğu için konserlerde epey olay çıkacağa benziyor bu parçada.

Bir sonraki parça da yine screamle başlama geleneğini bozmuyor: They Are Everywhere. “Kim onlar?” diye sordum defalarca Savaş Sungur‘a. Cevap vermedi. İşte cevabı şarkının sözlerinde:

This nightmare I had found myself in – Kendimi içerisinde bulduğum bu kabus,
Won’t let me be myself again – Yeninden “ben” olmama izin vermeyecek,
It pings inside my head – Kafamın içerisinde dönüp duruyor,
How to get rid of my visions? – Bu rüyalardan (sanrılardan) nasıl kurtulurum?
They are everywhere! – Her yerdeler!

Yazmış, helal olsun. Parça böyle böyle giderken üçüncü dakikadan itibaren bir klavye melodisi giriyor ki off off. Anlatamam sevgili okur. Klavyecisi olmayan, konserlerde alt yapı kullanan bir grup için fazlasıyla cesur, cesaret isteyen ve parçayı sırtlayan bir melodi bu. İşte Sabhankra, bu sebepten çok kaliteli bir grup. İşte Sabhankra bu sebepten Türkiye’nin en iyi metal gruplarından bir tanesi. Melodiyle birlikte başlayan davul atakları da en az melodinin kendisi kadar yükseğe taşıyor parçayı. Parça boyunca aynı frekansta ve seste devam eden tek bir nota var. Bir dokunuş. Parça bitiyor ve hala kulaklarımızdan kaybolmuyor. Yıllar önce To Die For A Lie’da bir benzeri vardı. İşte bu ses, şarkıda anlatılan ve “kafamızın içerisinde sürekli dönen” o ses!

Üçüncü parça: My Thirst For Blood. Klavyenin olabildiğine sakin tonuna karşılık oldukça yırtıcı bir vokal eşlik ediyor parçaya. Savaşmak ve öldürmek için yol alan askerlerin havadaki korkuyu hissetmeleri ancak bu şekilde anlatılabilir. Fazlaca bir aksiyona girmeden, bu formülle bitiyor parça. Bu açıdan bakıldığında albümün en zayıf parçası diyebilirim.

Vee hemen ardından albümün açık ara en iyi parçası, en unutulmaz melodisi başlıyor: It Burns! Aman yarabbim! Ne kadar çok özlemişiz Sabhankra’nın gitar melodilerini. Ne kadar çok özlemişiz Powercraft‘takine benzer, ilk saniyede beyne işleyen o melodileri. It Burns, özellikle gitarlardaki muazzam numaralarıyla ön plana çıkıyor. Çok az kişinin bildiği bir detayı hemen aktarayım. Bu şarkı, The Game Of Thrones‘un (içimin yağlarını da eriten sahnelerinden biri olan) 7. sezonundaki o meşhur ejderhayla savaş sahnesini, Daenerys Targaryen‘in ejderhasıyla Lannister ordusunu kavurduğu o sahneyi anlatıyor. Albümün kapağındaki ejderhayı hatırladınız değil mi? Beşinci dakikadan itibaren ejderhanın alevi kavuruyor, yakıp yıkıyor ortalığı. “Köleler yok, efendiler yok, zincirleri sonsuza dek parçalarım, yeni bir düzen geliyor ve ben bunu koruyacağım!” Şarkının son kısmının özellikle savaş alanındaki seslerle birlikte mikslenmiş olması, parçayı benim gözümde bir başyapıt seviyesine taşıdı. Bu parçada emeği olan herkesi özellikle tebrik etmek gerekiyor. Şimdi o sahneyi hatırlayabilirsiniz…

Evet, Sabhankra diskografisinin ilk featuring şarkısı var beşinci sırada: The Last To Stand. Klavyenin yine “naifliğiyle” bizi bizden aldığı, vokalin Yaşru grubundan Berk Öner tarafından yapıldığı albümün en slow parçası. Ayakta kalan son adamın öyküsü. Brutal vokalin altında eğer “Berk Öner” ismi yazmasa, pekala bu sesi Savaş Sungur’a benzetebilirsiniz. Yaşru ve Sabhankra birbirlerine çok yakın dost olan gruplar ve daha önce de sahnelerini paylaşmışlıkları vardır. Altıncı dakikanın sonlarına doğru parça bitiyor, sonrasında duyduklarımız ise yutkunduktan sonra aklımıza gelen her şey. Pişmanlıklar, eskimiş mutluluklar, keşkeler ve birazcık da öfke. Ahh.

frozen002

Albümün kapanış parçası albüme adını veren “From The Frozen Mountains”. Bana göre albümün ikinci en iyi parçası. Olabildiğine sert ve soğuk. İskandinav stilinin çok başarılı bir uyarlaması. Özellikle nakarat üstü giren ve parçayı o donmuş dağların zirvelerine taşıyan klavyeler ilk duyduğum günden beri M-Audio midi klavyemde çalmaya çalıştığım kısımlar oldu. Vokalin scream ve hızlı üslubu, grubun özellikle Powercraft albümünden sonra çıkardığı 2010 dönemindeki parçalarındakinin aynısı. Üçüncü dakikadan itibaren parçanın akışı değişmeye başlıyor ve burada çok yerinde bir soloyla bunu yapıyorlar. Gitaristlerin hangisi hangi kısmı çalıyor o anda bilemiyorum ancak burada ilk defa parçayı gitaristler sırtlanıyor. Ancak tekrar yazıyorum, albümde ne zaman parça, yükselse bunun altından klavye ve davulun işbirliği çıkıyor. Parçanın son kısmı, muhtemelen son parça olması ve kapanışın etkisini çok daha iyi verebilmek için karın içerisinde yürüyerek uzaklaşan kahramanımızın ayak sesleriyle bitiyor. Arka planda ise bize Our Kingdom Shall Rise’dan hatırladığımız o meşhur “snare roll” partisyonu eşlik ediyor. Diyorum ya, çok özlemişiz.

Albümün kapağı son iki albümün kapaklarını çizen Martha Sokolowska‘dan farklı olarak bu sefer Jereme Peabody tarafından çizilmiş. Donmuş karlı tepelerden süzülerek inen kızıl bir ejderha. Sade, beyazın ve grinin hakim olduğu ancak ejderhanın bir anda tüm dikkati kendi üzerinde topladığı çok başarılı bir görsel olmuş. Bunun plağı ne biçim olurdu be…

Albümün mix ve mastering işlemleri Ali Sak tarafından gerçekleştirilmiş. Bundan önceki albümlerin tamamında Barbaros Ali Kaynak imzası vardı. Ali Sak da en az onun kadar başarılı bir iş çıkarmış. Keşke basslar birazcık daha belirgin olsaydı diyebilirim belki. Emeğine sağlık. Kartonette yer alan grup fotolarını Levan Uzbay gardaşım çekmiş. Eline sağlık onun da. Bir fan olarak en mutlu olduğum an da tabii ki teşekkür listesinde kendi adımı gördüğüm an oldu 🙂

frozen003

Geçen seneki konser albümlerini saymazsak, davulcu Rıdvan Başoğlu’nun Sabhankra’daki ilk albümü bu. Sevgili misterimiz Süha Kozbey (gitar) ve muhteşem dostumuz Gürkan Yücel (bass),  grubun diğer emektarları. Vokal ve gitarda ise olmazsa olmaz, “Yeterince metal mi?” sorusunu dillere pelesenk eden Savaş Sungur yer alıyor.

Yukarıda da bahsettiğim üzere, Albüm Rusya’da Metalism Records tarafından basıldı. Diğer iki albümü basan firma Haarbn Productions tarafından da dağıtımı yapılıyor. Türkiye’de Hammer Müzik ve bizzat grup tarafından satışı yapılıyor.

Bu yıl maceramız donmuş dağlarda, buzul tepelerinde geçiyor. Sabhankra üretmeye devam ediyor. Beğenenler destek oluyor, albüm satın alıyor, konserlere geliyor, merchandise alıyor, başkalarını dinlemek için teşvik ediyorlar. Türkiye’de metal müziğin ihtiyacı olan şeyi yapıyorlar yani. Öpüyorum.

 

Reklamlar

2017 Yılımın Özeti

owl-illustration.jpgDaha başlarken katliama sahne olan, yıl boyunca göz yaşının, ölümlerin, vedaların eksik olmadığı, bir önceki yıldan hiç de arta kalmayan, toplumun artık geri dönülemez şekilde ayarlarının bozulduğu, müzikten başka hiçbir şeyin tat vermediği bir yılı, 2017’yi de geride bıraktık sevgili okur. Bu yıl çok fazla sağlık sorunu ve hastane problemleriyle uğraştım. Yıldım. Ama nihayet bitti ve blogun geleneksel yıl özeti yazısına hoş geldin. Uzun bir yazı olacak ama keyifli bir yazı olması için de elimden geleni yapacağımdan şüphen olmasın.

31 Aralık tarihleri yılın son günü olmasının yanında benim için meslek hayatımın başlangıcının yıl dönümüdür. Bu yıl mesleğimde beşinci yılımı doldurdum. Şüphesiz yılın en önemli olaylarından birisi, uzun süredir beklediğim bir şey gerçekleşti ve Eskişehir’e tayin oldum. Kadere bak ki sevgili okur, Eskişehir’de de tıpkı Bilecik gibi, yılın son iş gününde, 29 Aralık tarihinde iş başı yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle böyle oldu. Zaten bu sağlık sorunları da yılın son iki ayında bize bir türlü huzur vermedi. O açıdan 2017 bir an önce bitmesini istediğimiz bir yıla dönüştü.

Bu yıl, blogta reytingler önceki yıla göre ciddi bir artış gösterdi. Özellikle yeni okurlara teşekkür ederim. Eski okurun ise gönlümde tahtı altındandır! Ancak yazıların en çok geciktiği yıl galiba bu yıldı. Olaylar olup bittikten sonra yazma fırsatı bulabildim çoğunlukla. Bunun bir sebebi malum, yıl boyunca Bilecik’e yaptığım git gel durumu idi. Diğer sebebi de bu yıl kayıt olduğum Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü ile halen devam eden Doktora derslerimdi. Olsun lan, okumak güzel şey.

Evet, haydi bakalım bu yıl blogta neler oldu neler bitti. Aylara göre önemli olaylar nelerdi? Okumaya devam et

Ağustos Dolunayı Sürprizleri

agustos02Bu yazın son ayında, Ağustos’ta nihayet güzel haberler almaya başladık sevgili okur. İşlerin giderek sarpa sardığı, sıkıntıların sağda solda fink attığı onca aydan sonra nihayet, aklımızı fikrimizi bir nebze olsun bu Dünya’dan alıp çok uzaklara götürmemizi sağlayacak sürprizler oldu.

Alper‘in olayı şüphesiz önceki gecemizin en büyük olayıydı. Şaşkınlık ve anlam verememekle karışık geçen dakikaların ardından konuşacak bu kadar çok şey bulduğumuz için biz de çok şaşkındık. Utku, sabah uyandığında bile şaşkın ve olanları sorgular haldeydi. Sevgili okur şimdi soruyorsun evet, ne oldu lan açıkça anlat, diyorsun. Yok. Bu sefer açıkça anlatmayacağım. Birazcık daha bekleyeceğim.

sabhankramountainSabhankra, dolunaylı gecelerimize soundtrack olan parçaların yaratıcısı. Moonlight isimli şaheseri adeta benim için yazmışlar. Aşıkken dinlediğim, kızgınken dinlediğim, yorgunken dinlediğim, yoldayken dinlediğim, hayatımın hemen her anına şahit tuttuğum Sabhankra, bu yıl da boş geçmedi. Yüreğimizi donduracak, kuzeyin karlı dağlarının soğuğundan, öfkesinden ve acımasızlığından beslenen yepyeni bir albümün müjdesini verdi: From The Frozen Mountains. Yalnızca kapağı bile beni heyecanlandırmaya yetti. Yalçın, ulaşılmaz dağların soğuğundan süzülen kızıl bir ejder, Savaş Sungur‘un kabuğu soğuyan ve taşlaşan yüreğinin içinde halen yanan öfkeyi sembolize etmiş adeta. Yeni albümden birkaç küçük parça dinleme imkanım oldu. Görünen o ki ağlayacağız. Çok ciddi anlamda ağlayacağız.

Geçenlerde YÖKDİL sınavına girmiştim. Sonuç iyi geldi. Bir ufak pürüzü de hallettikten sonra çok güzel bir gelişmeyi duyuracağım.

tirofficial

Tir Official – Full Moon Madness

Bir güzel gelişme de bugün yaşandı:

Muhtemelen tabakların serilip kadehlerin dolduğu şu saatlerde nihayet yitip gidişinin ilk saniyelerini kutluyorlar. Sen sanıyor musun ki çok sevildin yüreklerde? Sen sanıyor musun ki kaliten yeri göğü titretti de bir çift kelime söyleme gereği duyduk? Yanılmışsın. Olmamışsın. Bu suyu durulmayan kuyuya bir taş da, epey büyükçe bir taş, sen attın. Sayende kaybettiğimiz onca güzel dostluğun, kırılan kalplerin acısı umarım senden çıkar. Umarım.

Neyse, yaz bitiyor. Bir sonraki görüşmemiz sonbaharda olacak. Belki de o çok sevdiğim hırkanın sıcaklığına sığınırsın. Her hareketinde kokun yayılır gecenin karanlığına. Ellerim sen kokar. Evet, bu gece de başını kaldıran herkes seni görecek, belki fotoğrafını çekmeye çalışacak. Ancak kimse bilmeyecek yüreğimdeki resmini.

agustos01

Muhteşem Dolunayın Etkileri!

owlproofheadCuma gecesi Utku‘nun doğum günüydü, kutladık. Cumartesi gecesi de Dolunay‘ın gecesiydi. Onu da kutladık. Bu işin giderek benden çıkması ve eşe dosta yayılması ne yalan söyleyeyim hoşuma gidiyor. Gözlerini kaldırıp gökyüzünde seni görenlerin aklına ben geliyorum; bir bütün benliğimle, kelimelerimle ve dertli dertli şarkılarımla ben…

dolunayscreen

Dolunay

Ah keşke o yüksek makamlarından bir ayrılsan, burnunu birazcık aşağı eğsen ve o güzide yörüngenden bir çıksan da yanıma gelsen, seni tanıştıracağım öyle güzel bir insan var ki sen bile hayran olacaksın. Bak dün gece, cümle kuşlar uyurken, dağlar, aşlar, ağaçlar sayıklayıp dururken adını, birkaç çift göz yine seni arıyordu göklerde. Kimi ben gibi gafletten, kimi de hasretten o güzel varlığının hissine.

Yine gittim her şeyin başladığı o yere. Kucağında uyudum sandım dalımda dururken. Uykusuz gözlerle bir sağa, bir sola bir de başımı kaldırıp sana baktım. O şefkatin başka hiçbir yüzde yok. Bunu bir tek ben biliyorum.

Geçen hafta salı günü Ankara‘ya gittim Bakanlığa. Bitmiş, ölmüş. Heyecan kalmamış, yeni bir şeyler bekliyor herkes. Sonumuz hayır olsun. Yolculuğun en güzel kısmı sabah Alper‘le yaptığımız kahvaltıydı. Haa bir de Stefan Zweig‘in Satranç isimli öyküsünü okudum. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı bu. satrancHazal‘ın tavsiyesiyle aldım. Güzeldi gerçekten. Olağanüstü değildi evet ama güzeldi. Bu ara kitapyurdu.com isimli siteden alıyorum kitapları. Acayip indirimler yapıyor. Bir de bu Yapı Kredi Yayınları‘nın Modern Klasikler Dizisi‘nde nereden baksan sekiz on tane Zweig kitabı var. En çok satan ilk dört tanesini almıştım. Sırayla okuyacağım. Okudukça yazarım. Sen seversin edebiyat sohbetlerini.

Taa askerde, 1 Nisan 2014’te Seval‘in beni ziyaret ettiği gün getirdiği beyaz renkli Sony kulaklarım bozulmuştu. Bir süredir kardeşim Mustafa ve Savaş Sungur‘un şiddetle tavsiye ettiği Sennheiser‘ın çeşitli modellerini inceliyordum. sennheiserGeçen gün harika bir indirim denk getirip birikmiş bonuslarımın da katkılarıyla CX500 modelli kulaklığı aldım. Bu kulaklık aldığım ilk kulak içi tipteki kulaklık. Alışmam biraz zor oldu ama şu an gayet memnunum. Ses olarak da çok başarılı buluyorum. Basslar az geldi başlarda. Ancak kulaklıkla verilen dört farklı silikon başlıktan bir tanesi tam istediğim kaliteyi yakalamamı sağladı. Kılıfı, sargısı ve toplam kalitesiyle, gayet memnun kaldığım bir alışveriş oldu.

Az önce, YÖKDİL sınavından geldim. Kolaydı. Keşke çalışsaymışım. Çok pişmanım çalışmadığım için. YDS’nin aksine bu sınavda kelime bilgisi çok etkilemedi beni. Yalnız paragraflardan bazıları çok karmaşıktı. Bir de üç dört tane devrik cümle yapısı vardı. Uyanıklar o yapıları da tıpkı soru cümlelerine benzetmişler. Çok kötü gelmez sonuç. Ama çok da iyi bir şey beklemiyorum açıkçası. Sınavdan bahsetmişken, geçen hafta Alper’in tavsiyesiyle bir başvuru yaptım. Ne olduğunu ve nasıl sonuçlandığını “aşılmaz” tabularım yüzünden daha sonra anlatacağım.

miklosMüzik. Evet biraz da müzik. Şu sıralar Miklos Rozsa‘nın El Cid filmi soundtracklerine sarmış durumdayım. Aslında bu müzikleri sen de biliyorsun. Nereden? Cüneyt Arkın‘ın kült filmleri Battalgazi serisinden. Şu senfoni beni benden alıyor, yere göğe sığamıyorum. Nasıl anlatsam sana bilemiyorum. Böylesi bir ruh, böylesi bir destansılık, ahh! Cüneyt Arkın’ın tarihi filmlerinde özellikle de Battalgazi serisinde Miklos Rozsa’nın El Cid ve Ben-Hur filmleri için yaptığı soundtrackler kullanılmış. Bu aslında güzel bir şey. Düşünsene, Avrupa’nın en saygın senfoni orkestrasını dinlemeye annemle gitsek, orkestra Miklos Rozsa çalsa, annem bile dinlediği şeyden etkilenecek, bu müzik ona bir şeyler anımsatacak. Harika!

Son olarak, Wonder Woman‘ı izledik. Allah’ım gülüşü aynı sen! Bilerek o ön iki dişini gösterecek şekilde bırakılan bir ağız, duru bir güzellik ve enteresan bir çekim gücü (astronomik espri yaptım). Velhasıl, DC’nin yaptığı en iyi film galiba bu olmuş. İşin içine bir de çok sevdiğim 1. Dünya Savaşı‘ atmosferini serpiştirmişler. Osmanlının falan adı geçiyor. Sümerler’in de adı geçiyor ama ne alaka çözemedim. Gerçi başka bir yerde  de saçmalayıp Nazi falan dediler, şaşırdık. Bir daha izlemek şart. Merve, Mustafa  ve Hafize açıkça söylemediler ama pek beğenmediler filmi. ne yalan söyleyeyim ben de iki buçuk saat sürecek bir film beklemiyordum. Film, antik bir havada başlıyor. Bu kısımlarda epey sıkıldım. Ancak ne zaman ki savaşın içerisine dahil oldular, koltuğumda daha bir kuruldum. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarına ilişkin filmlere bayılıyorum sevgili okur. Özellikle ikinci dünya savaşı teması, bu yöndeki kitaplar, filmler ve belgeseller her zaman ilgimi cezbetmiştir ki bunu sana da anlatmıştım, bir Umur‘a bir de sana.

Evet, bu aylık bu kadar. Kendine iyi bak. İzimden ayrılma.

WONDER WOMAN

Bütün filmin hikayesi bu fotoğrafla başlıyor

Sabhankra – Live At Headbangers’ Weekend 2017

Artık gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki Türkiye’nin en çok üreten metal grubu Sabhankra‘dır, sevgili okur. Sabhankra adıyla albüm çıkardığı 2006 yılından beri hemen hemen her yıl grup ya yeni bir albüm ya yeni bir EP ya da konser videosu yayımladı. 2016’nın son aylarında şu yazımda bahsettiğim Live At Roxy konseri DVD’sinden sonra grup hiç hız kesmeden ve hatta vites yükselterek yepyeni bir çalışma daha yayımladı: Live At Headbangers’ Weekend 2017. Bu 22 dakikalık konser videosu, grubun şu ana kadar yayımladığı en iyi prodüksiyonlu iş, bunda hiç şüphe yok.

Yine yukarıdakine benzer bir ifade kullanarak belirtmekte bir sakınca görmüyorum, Türkiye’de bu kalitede kaydedilmiş ve üretilmiş başka bir metal konseri videosu yok. Varsa lütfen yorumlarda belirtin ben de düzeltme olarak ekleyeyim.

01Elimizdeki materyal çok kıymetli. Zira grubun davulcusu Rıdvan‘la kaydedilmiş ve yayımlanmış ilk materyal olma özelliği taşıyor. Grubun çok uzun süre bekletmeden videoyu yayımladıktan çok kısa bir süre sonra konser kaydını kaset olarak yayımlaması da mutluluğumuzu zirveye çıkardı. Tıpkı Live at Roxy albümü gibi bu albüm de sınırlı sayıda, Dead Generation Records tarafından kaset formatında yayımlandı. 2 ve 3 numaralı kasetleri sipariş edip aldım hemen.

05Konser, “Abandoned By The Gods” parçasının efsanevi klavye introsuyla başlıyor. Çok hızlı ve sert bir girişin ardından grup tempoyu düşürüyor ve en uzun Sabhankra parçalarından olan kişisel favorilerimden “We March” başlıyor. Özellikle Gürkan‘ın bu şarkı boyunca pozları çok başarılı. We March’ın olanca gazıyla bitiyor. Seyirciye küçük bir laf atmadan sonra Alper’in favori parçalarından “The Hunt” başlıyor. Parçanın girişindeki scream’le birlikte olayın rengi epey değişiyor. The Hunt, Sabhankra’nın en hızlı ve en iyi soloya sahip parçalarından birisi. Bu konserde soloyu Savaş Sungur atıyor ve daha da bir devleşiyor. The Hunt bittikten sonra Savaş tüm seyirciyi “metaaaalll metaalll” diye bağırtıyor. Sonrasında da “Our Kingdom Shall Rise” başlıyor. Kameranın açısı seyirciye döndüğünde anlıyoruz ki ortalık epey karışmış.

Bakın bu konserin olduğu festivalde, aynı günde tam 9 grup sahne aldı. Bunlardan son ikisi, headliner olanlar, Kalmah ve Eluveitie gruplarıydı. Konser sonrasında okuduğum yorumlarda herkes bizim Türk gruplarının başarısından ve diğer iki grubun tırt performansından bahsediyordu. Özellikle Kalmah çok büyük bir hayal kırıklığı olmuş. İşte bu konserin performansıyla parlayan yıldızı da Sabhankra olmuş. Dolayısıyla grubun böyle güzel organizasyonların sahne olanaklarını iyi kullanıp kaliteli işler üretme çabasını takdir etmek gerekiyor.

Neyse, Our Kingdom Shall Rise son parça olarak anons edildiği için grup bunu normal çalma süresinden daha kısa çalarak “The Moonlight“a bağlıyor. Ahh Moonlight. Canım, kalbim, bir tanem Moonlight. Sen ne hüzünlü, ne öfkeli bir parçasın öyle… Moonlight bitince Sabhankra, “bizden bu kadar” diyor ve sahneden iniyor. “Metaaaallll

03

Gelelim videonun prodüksiyonuna. Sırf davul için üç ayrı kamera kullanılmış. Davulcunun arkasından sahne önünü gören kamera ile sahne önünden Savaş Sungur’u çeken kameraların açıları çok başarılı. Live at Roxy’nin aksine, seyircinin coşkusuna da bu videoda fazlasıyla şahit olabiliyoruz. Video çekimleri Semih Yüksel, Can Ceyhan, Oğuzhan Ardahan, Raffi Etyemez, Garo Vram Babayan ve Levan Uzbay gardaşım tarafından yapılmış. Videonun prodüksiyon işlemlerini ise Semih Yüksel yapmış. Konserin kaydı (sesler cidden çok başarılı) Ali Sak tarafından yapılmış. Hepsinin eline emeğine sağlık.

02Şimdilik bu videonun, bir önceki Live At Roxy konseri videosuyla birlikte DVD olarak basılmasını bekliyorum. Ben kendim, MCA Productions and Distro olarak, Live At Roxy Konser DVD’sini basmıştım. Ama bizzat grubun onayını almadığım için dağıtmıyorum, bekliyorum. Gel gelelim kasede. Yalnızca 50 adet basıldı kaset. Baskı olarak bir önceki kaseti daha çok beğenmiştim ancak bu kasetin de kartonetinin tasarımı çok başarılı. Şimdi bu albümde şöyle bir detay var. Albümün kasede basılan kapağı ile grubun dijital platformlarda yayımlanan kapağı birbirinden farklı. Kasette Süha‘nın fotoğrafı var. Dijital platformlarda ise benim çok sevdiğim o “davulcu arkasından seyirci” açısı var.

Sabhankra, yine çok kaliteli bir iş, kaliteli bir albümle karşımızda. Yerli metal gruplarına destek verin. Bak yapmayın etmeyin, konserlerin giderek azaldığı, tırtladığı bu dönemde hiç olmazsa kendi gruplarımız, yerli gruplarımız üretmeye, kaydetmeye devam edebilsinler. Seni çok seviyoruz Sabhankra. Sen de bizi sev ve artık yeni bir albüm yap!

04

Yaşru – Börübay (2016)

folderSavaş Sungur’un paylaştığı cover videosunu izleyene kadar Yaşru’nun müziğinden haberim yoktu. Ülkemizde daha önce de birkaç şamanik black metal, orta asya folk metali vb. türlerinde gruplar, projeler olmuştu ama ne yalan söyleyeyim pek sevememiştim bu işleri.

Yaşru’nun Rüzgarın Yırları isimli parçasını, parçaya geleneksel enstrümanlarla işlenmiş olan o melodileri duyunca, tıpkı Constantinopolis’i ilk defa dinlediğimde duyduğuma benzer bir heyecan duydum. Birkaç gün boyunca evde dinlediğimiz ve konuştuğumuz ve hatta çalmaya başladığımız parça artık bu olmuştu: Rüzgarın Yırları.

Yaşru’nun 2016 yılında çıkan üçüncü albümü Börübay’daki diğer parçaları da dinledikçe albüm bendeki yerini sağlamlaştırdı. Benim metal müzikte hayranı olduğum melodik yapı, Yaşru’nun parçalarında çok ön plandaydı. Üstelik melodinin yarattığı etki, geleneksel enstrümanlarla desteklenerek folk havası daha da perçinlenmiş. Albümde ilk dönem Türk kültürü, inanışları ve geleneklerini anlatılıyor.

Yaşru, Göktürkçe bir sözcük. “Gizem, sır, gizli” anlamlarına geliyor. Grubun şarkılarında da bolca eski Türkçe sözcük kullanılıyor. Örneğin aşığı olduğumuz Rüzgarın Yırları, parçasındaki yır sözcüğü de şarkı, türkü anlamında bir sözcük.

yasru01

Kendi kendime koyduğum satın almadığım albümün yorumunu yazmama kuralını bozmamak için, hemen grubun kurucusu, vokalisti, gitaristi Berk Öner’le irtibata geçtim. Bir gün sonra albüm elimdeydi bile, üstelik imzalı olarak! Berk’ten bahsetmişken hemen ilave edeyim grubun diğer üyesi de bass gitarist Batur Akçura.

Albümde, biri “hidden track” olmak üzere toplam sekiz parça bulunuyor. Kartonette yedi parçanın adı yer alıyor. Ancak yedinci parça bittikten sonra başlayan sekizinci şarkı çok iyi bir sürpriz oluyor yalan yok 🙂 Kartonetin yan kısımlarında günümüz Türkçesi ile yazılmış grup ve albüm ismine karşılık, ön kapaktaki grup ve albüm adı Göktürkçe yazılmış. Sağdan sola okumanız gerekiyor. Albümün parça listesi şu şekilde:

01. 552 AD ( Börü )
02. Börübay
03. Atalara
04. Nazar Eyle
05. Rüzgarìn Yìrlarì
06. Hafis
07. Yaşru

Buradaki bir diğer sürpriz ise Barış Manço’nun Nazar Eyle isimli parçasına yapılan cover. Berk Öner’in bu şarkıyı seçmesinin başlıca sebebinin şarkıda anlatılan hikaye olduğunu düşünüyorum. Hafis isimli parçada ise Aslybek Ensepov’a ait bir Kazak ezgisi kullanılmış. Yine albümden klip çekilen ilk ve şu an için tek parça Atalara isimli parça.

Albüm şu an için yalnızca CD formatında basılmış. Kartonette şarkı sözlerinin yanı sıra, Bilge Kağan’ın kitabesinde yer alan metnin Göktürkçe yazılışı ve okunuşu ile günümüz Türkçesi’yle çevirisi yer alıyor. Albümü WormHoleDeath Records basmış. Albümün kapak ve logo tasarımı basçı Batur ile Erencan Çingir tarafından, albümdeki leziz çizimler ise Ömer Tunç tarafından yapılmış. Ellerine sağlık.

yasru04

yasru02

Alper’le birlikte, albümdeki favori parçamız Rüzgarın Yırları için kısa bir cover video yaptık. Bu yazıya özel olarak 15 dakika içerisinde hazırladığımız bu videoyu buradan başka yerde de yayımlamayız herhalde.

Velhasıl sevgili okur, Yaşru harika melodileri olan, Türkçe sözlü ve dinlemesi keyif veren gruplardan birisi, son dönemde de keşfettiğim en iyi grup. Umarız ki albümden ikinci video Rüzgarın Yırları’na çekilir. Bu yazı, Börübay albümü üzerine olduğu için diskografideki diğer iki albüm hakkında pek bilgi vermiyorum. Onları keşfetmeyi de sana bırakıyorum.

yasru03

Sabhankra – Live at Roxy Kaseti

roxy01Sabhankra, kaydetmeye ve üretmeye devam ediyor sevgili okur. Bir ay kadar önce şu yazımda, Sabhankra‘nın yayımladığı Roxy Konseri DVD’sinin, ayrıca kaset formatında da yayımlanacağını duyurmuştum. Bir takım kimseler de bana inanmamıştı. Kaset mi kaldı lan artık, diyen güruha inat, grup son çalışmasını kaset formatında yayımladı.

fb_img_1479750247074Sabhankra, diskografisinin ilk kasedi: Live at Roxy. Albüm, underground distrolarımızdan birinden, Kadıköy’den Dead Generation Records‘tan çıktı. Sınırlı sayıda (yalnızca 50 adet) ve kaset formatında yayımlanan bu albümden çıkar çıkmaz hemen iki adet sipariş verdim. Distronun sahibi Semih Şimşek tarafından, şimdiye kadar teslim aldığım en iyi paketin içerisinde geldi kasetler. Distro’da basıldıktan sonra muhtemelen Türkiye’de ilk alan kişi de ben oldum. Zira elimdeki kasetlerin baskı numaraları 3 ve 4.

Albümde beş parça yer alıyor. Bunlar :

1- We March (Seers Memoir, 2014)
2- The Hunt (Powercraft, 2006)
3- Buried In Dust (Revenge, 2016)
4- Our Kingdom Shall Rise (Aynı adlı EP, 2010)
5- The Moonlight (Swords Of The Night EP, 2011)

Kasetin kartonetin gerçekten çok şık ve kartonette yer alan fotoğraflar neden bu konserin albüm olarak yayımlanması gerektiğini özetler nitelikte. Kim çekmiş bu fotoğrafları? Levan Uzbay kardeşim çekmiş. Kartonet tasarımı ise bizzat Savaş Sungur tarafından yapılmış. Live albüm olmasına rağmen kartonette şarkı sözlerinin yer alması bir artı.

roxy03

Bu albüm, grubun eski davulcusu Mehmet‘in çaldığı son albüm olması, Sabhankra diskografisinin ise ilk kaset albümü olması bakımından çok önemli. Albüm halen Spotify üzerinden dinlenilebiliyor. Şunu unutmamakta fayda var sevgili okur. Underground piyasası hem gruplarıyla hem distrolarıyla hem de basınıyla güçlü olan bir ülkenin metal piyasası da çok güçlü oluyor. Müzik yapan gruplar bu sayede tutunabiliyor. O yüzden tüm bu oluşumlara maddi destek vermek çok önemli. Facebook’ta paylaşıp destek olma devri bitti artık. Albümün konser videosunu hala izlememiş olan varsa buyursun:

roxy02

Asia Minor – Between Flesh and Divine Plağım

asia01
Bir yıldan daha uzun süre önce, Savaş Sungur bir link gönderdi: “Asia Minor’ın efsane albümü Between Flesh and Divine, yayımlandıktan tam 35 sene sonra plak olarak basılıyor.” Plağı basan firma, benim daha önceden alışveriş de yaptığım Rainbow 45 Records. Türk firması. Ancak yalan yok, ben o güne kadar Asia Minor isimli bir grubun adını dahi duymamıştım.

Önce grubu araştırdım, sonra da bahse konu albümü buldum. Dinlemeye başladıkça, yavaş yavaş albümün beni sardığını, sarmaladığını, ellerimi kavradığını, kafamda şimşekler çaktırdığını, tüylerimi diken diken ettiğini fark ettim. Albümde yer alan altı parçanın tamamının çok iyi olmasının yanı sıra, parçalara gizlenmiş melodiler, insanı isyan ettiren kıvraklıkta davul ritimleri ve hayran bırakan bir teknik, yan flütün doğa üstü uyumu, gitar ve klavyenin yerinde, kararında hakimiyeti, tüm bu ahengin 1980 yılında kaydedilmiş olması, üstelik grubun iki elemanının Türk asıllı olması, albüme beni bu denli yakınlaştıran etkenler oldu.

asia05

Asia Minor, Türkiye’den Fransa’ya okumaya giden ve oraya yerleşen iki Türk Setrak Bakırel ve Eril Tekeli ile Lionel Beltrami ve Robert Kempler isimli iki Fransız’dan oluşan bir progressive rock grubu. En azından bu albümün kaydedildiği zaman kadrosu bu şekildeymiş. Grup Fransa’da iki albüm kaydediyor. Kaydedildiği dönemde Türkiye’de yapılan işlerle kıyaslanamayacak kadar kaliteli bir albüm olan, bir başyapıt olan Between Flesh and Divine, grubun ne yazık ki son albümü oluyor. Asia Minor’ın tüm besteleri Setrak Bakırel ve Eril Tekeli’ye ait. Grubun beyni bu iki vatandaşımız. Parçaların düzenlemeleri ise grubun tamamı tarafından yapılmış. Grubu bu denli sevmeme neden olan yan flütler partisyonları Eril Tekeli’ye ait. Çok büyük müzisyen. Umarım bir gün canlı dinleme fırsatım da olur.

Yukarıda da bahsettiğim üzere albümde toplam 6 parça bulunuyor. Bu parçalardan dört tanesi altı dakikanın üzerinde hatta yedi dakika. İki parça ise üçer dakikalık parçalar. Parçaların girişinden çıkışına kadar her bir notada progressive yapının tipik özellikleri görülebiliyor. Önce parça listesi:

A1 Nightwind 6:23
A2 Northern Lights 7:45
A3 Boundless 3:00
B1 Dedicace 6:11
B2 Lost In A Dream Yell 7:42
B3 Dreadful Memories 3:00

Albümün açılış parçası Nightwind. Çok iyi bir bass riffi ile başlıyor albüm. Bass gitara sırasıyla gitar, klavye ve aksak davul ritimleri eşlik etmeye başlıyor. Birinci dakikanın sonunda ise gerçek melodileri duymaya başlıyoruz. Zira flüt partisyonları giriyor devreye. Aman allahım! Bu nasıl bir hüzün, bu nasıl bir lezzet! Parça boyunca piyano ve flüt melodileri tempoyu hiç yükseltmeden, az önce bahsettiğim o melankoliği artırıyor da arttırıyor. Parçanın ortalarında itibaren ise o aradığın progressive kısım başlıyor. Burada tekrar altını çizmem de fayda var. Böylesine harika bir davul soundu böylesine tertemiz bir kayıt, o dönemi düşününce çok zor geliyor kulağa. Dördüncü dakikanın sonunda albümün ilk incisi parlıyor. Albümün en vurucu yükselişlerinden biri, henüz daha ilk parçadan gösteriyor kendisini. Burası işte benim ellerimi bıraktığın yer. O yüzden ne zaman dinlesem tüylerim diken diken oluyor, ellerim titriyor. Bu albümü ben yapsam, bu kapanışı herhalde son parçaya koyardım.

asia04

Northern Lights, huzurlu bir klavye melodisiyle başlıyor. Hemen ardından flüt devreye girdiğinde bir kere daha anlıyorsunuz ki Asia Minor’ın alameti farikası bu yan flüt. Böylesi naif bir girizgahtan sonra ikinci dakikadan itibaren parça kopuyor. İşte albümün ikinci incisi! Aksak ve hatta bana göre yer yer doğaçlama olarak giden bir davul trafiği, ana melodiyle öylesine uyumlu ki sanıyorsun dört dörtlük ritimli parça. Bir de bu parçayı dinlerken hep davulcunun setup’ı geliyor aklıma. Bunu kaydederken kaç parça zil kullandı mesela? 7.47’lik süresiyle albümün en uzun parçası olan Northern Lights’da ilginçtir ilk dört buçuk dakika boyunca söz yok. Bu dakikadan itibaren sözler başlıyor. Setrak Bakırel’in albümdeki en iyi vokalleri bu parçada.

Boundless, albümde vokalin en erken başladığı parça. Neredeyse ilk notayla beraber giriyor Setrak Bakırel. Hüzün mü? Dibine kadar hem de. Çok acıklı. Hem sözler hem de vokaller. Bu parçada hiç flüt partisyonu yok. Bu dikkate değer bir detay bence. Albümdeki en vurucu lirikler de bu şarkıda ayrıca:

There is no universe without harmony,
And no illusion without dreaming,

Through your eyes I see a light,
Which shows me the way into your paradise…

Dedicace, diğer şarkıların aksine çok daha yüksek başlıyor. Progressive kurgunun fazlasıyla hissedildiği bir girizgahtan sonra albümün en coşkulu vokallerine başlıyor Setrak abi. Yan flütün en yoğun kullanıldığı parça olmasının yanı sıra gruptaki Türk etkisini de özellikle aralara serpiştirilen küçük melodilerden anlayabiliyoruz. Bana göre müzikte melodi herşeydir. İşte albüm bu açıdan tam bir hazine! İkinci dakikanın sonuna doğru başlayan vokalin kısa sürede şarkıyı zirveye çıkarması, özellikle “silent beauty soft as light, charming lady of all nights!” diye bağırdığı an albümün bir diğer incisi. Dedicace, beşinci dakikadan itibaren bitişiyle de göz dolduruyor ve grubun albümde belki de en doruğa çıktığı anları dinletiyor bize.

asia03

Lost In A Dream Yell, albümün sample’lı tek girişi. Gök gürültü ve yağmur sesiyle başlıyor. Üçüncü dakikaya doğru parça bitiyor sanıyoruz. Yağmur devam ediyor, biz aklımıza eski günleri getiriyoruz. Sonra yan flüt alıyor koparıyor bizi o ortamdan. Yavaş yavaş yükselen trampet vuruşlarıyla (army snare roll deniyor buna) hayata, gerçeklere, sonradan duyulanlara dönüyoruz. Vay be! Amma dönüş oldu. Devam ediyoruz, yan flüt abarttıkça abartıyor. Bu sefer hayal kurmaya başlıyoruz. Aklımızdan neler neler geçiyor. Sonra ne mi oluyor? Parça bitiyor. Öylece kalakalıyoruz. Ortada ve yalnız…

Dreadful Memories, süper bir outro, enstrümental. Süre olarak da çok ideal uzunlukta. “Albümde dinlediğiniz herşeyi unutun çocuklar, hayat devam ediyor” kafasında ve eğlenceli aslında. Grup muhtemelen konserlerde bu parçayı çalıp sırasıyla tüm elemanlarını takdim ediyordur. Tek bir noksan var: yan flüt yok. Outro’nun tamamı klavye üzerine kurgulanmış. Yoğunluk bu enstrümanda. Böyle böyle giderken birden tak diye kesiliveriyor parça. Plak bitiyor anlayacağın sevgili okur.

1980 yılında, iki Türkün Avrupa’nın göbeğinde böyle bir albüm kaydedebilmiş olması zaten büyük bir başarıyken bu albümün bugün bile hala türün severleri tarafından baş yapıt olarak addedilmesi çok ayrı bir başarı daha. Savaş Abi’ye birkaç defa teşekkür etmiştim bu grubu tanımamı sağladığı için. Bir kere daha ediyorum.

Şimdi son olarak plaktan da bahsedeyim ve yazıyı bitireyim. Plağı, kısa sürede çok önemli albümleri basarak bir anda Türk plakseverlerin gönlünü kazanan Rainbow 45 Records bastı. Plakseverler olarak zaten bu firmayı öncesinde de muhteşem arşivleri ve internetten yaptıkları kaliteli satışlarla biliyorduk. Albüm, kendisine yakışır şekilde gatefold yani açılır kapak olarak basılmış. Tek plak. İç baskı kusursuz. Şarkı sözleri ve kayda ilişkin tüm bilgiler eksiksiz olarak yer alıyor. Yetmiyor, bir de bu basıma özel olarak grup üyelerinin iyi dilek mesajlarını ve imzalarını içeriyor. Albüm toplamda 1000 adet basıldı ve elle numaralandırıldı. Mesela bendeki kopya 710 numaralı kopya. Albümün kapağı da en beğendiğim çizimler arasında yer alıyor. Hatta büyük boyutta bastırıp odama asmıştım bile. Grubu dinlemeye başladığımdan beri birkaç yazımın içerisinde bu kapağın anahtar olarak kullanıldığı şifreler koymuştum. Sizce kapağı çizen kim? Setrak Bakırel. Albüme can veren adam yetmemiş bir de yüzünü çizmiş.

asia02

Özetle sevgili okur, muhakkak dinlenilmesi, edinilmesi gereken bir albüm ve plak. 1000 adet basıldı. Üstelik 35 yıl sonra belki de son defa 1000 adet basıldı. Plak biriktiriyorsan, progressive rock müzik seviyorsan, istesen de ağlamayı beceremiyorsan bu albümü al. Benden sana tavsiye. Aşağıda grubun 2014 yılında Paris’te verdiği konserde çaldıkları Northern Lights’ın videosu var.

 

Carnophage – Monument Plağım

carno01Kendime not, Savaş Sungur’un yaptığı yorumla bu yazıyı bitireceğim.

Carnophage, Ankara’da kurulmuş bir death metal grubu. Brutal vokalli ve fazlasıyla teknik bir altyapıda, ezberlenmesi zor parçalar icra eden, Türkiye’de tarzında öncü gruplardan birisi. 2008 yılında ilk albümleri Deformed Future // Genetic Nightmare’ı Unique Leader Records’tan çıkardıklarında yalnızca iki yıl önce kurulan bir grubun uluslararası dağıtım yapabilen bir müzik şirketinden albüm çıkarabilmesine (üstelik Türkiye’den çıkmalarına rağmen) ben dahil pek çok müziksever şaşırmıştı. Halen yetmişten fazla underground olan ve olmayan metal grubunun albümünü basıyor ve dağıtıyor olduklarını da ilave edeyim.

carno00

Aradan geçen sekiz yılda grup, yurt içinde ve dışında pek çok konser verdi. Grubun ilk albümünün Türkiye’de dağıtılan kopyaları bitti, tükendi, yerin dibine geçti. Bir tane bile bulamıyoruz! Bu sekiz yıllık aradan sonra, nihayet bu yıl içerisinde yepyeni bir albümün, yine aynı firmadan çıkacağı haberini aldık. Ağustos başında albümden ilk parça At the Backside of Our Civilization, Youtube’dan yayımlandı. Şayet parçayı Carnophage’ın yeni parçası diye dinlememiş olsam Nechrophagist’in yeni albümünden bir parça sanardım. Şok geçirdim! İlk albüme kıyasla daha sert, çok daha teknik ve özellikle davul ve vokallerde harikalar yaratılmış bir parçaydı bu. Biraz erken bir çıkarım yaparak bu parçanın, bir Türk gruba ait olarak dinlediğim, teknik death metal türündeki en iyi parçalardan biri olduğunu söyledim hemen eşe dosta (oysaki albümün tamamını dinleyince sıralama değişecekti).

Grubun davulcusu, yakın arkadaşım Onur’la irtibata geçtim ve albümün plak formatında da yayımlanacağını öğrenip ön sipariş için sipariş verdim. Yurtdışında basılacak materyalin Türkiye’ye gelmesi Eylül ayından sonra olacakmış çünkü.  Sınırlı sayıda geleceği için almamak gibi bir hataya düşmek istemedim.

Albüm Eylül ayında yayımlanır yayımlanmaz stream’e yüklendi. Albümü dinleyince Onur’u arayıp kutlamak istedim bir cumartesi gecesi saat 02.00’de. (Aramadım o saatte ama ayıp olur diye.) Albümü dinledikçe aklımda ilk oluşan Necrophagist hissi tamamen kayboldu. Zira Necrophagist parçalarında olan o melodik riffler, Carnophage’ın yeni albümünde yoktu. Gitaristleri tebrik etmek lazım. Bass gitar yalnızca birkaç parçada ufak partlar halinde kendini ön plana çıkarıyor. Hep ön planda olan ise çok ciddi anlamda takdir ettiğim ve hayran olduğum vokaller. Aslında, arka planda Onur harika işler çıkarıyor ve tüm albümü bizzat kendisi çalarak kaydediyor ama vokaller özellikle bazı yerlerde öylesine ustalaşıyor ki parçayı geriye sarma isteği uyanıyor.

carno05

Sparks Of The Experiment, melodiklikten biraz nasibini almış ve albümdeki favori parçam. Bu parçayı grup geçtiğimiz yıl single olarak da yayımlamış ancak ben o sıralar ne yapıyorsam, hiç fark etmemişim. Albümün parça listesi şu şekilde:

  1. Incandescent
  2. Second Genesis
  3. Resistance Against Mind Clouding Heresy
  4. Same Old Circle
  5. Unbroken Fortitude
  6. At the Backside of Our Civilization
  7. Ode to Corruption
  8. Sparks of the Experiment
  9. Inertia and Failure

Hafta başında büyük bir heyecanla, Onur’la buluştuk. İmzalı olarak getirmesini istediğim plağı imzalatmayı unutmuş. Üzüldüm ama Onur’un başına gelen talihsizliği öğrendikten sonra hak verdim kendisine. Aslında imzaların olmaması bana grubun bir sonraki Eskişehir konserinde bir süre muhabbet etme fırsatı verecek, bu açıdan da mutluyum yalan yok.

carno03carno04

Onur’un talihsizliğinden ayrı bir yazıyla bahsedeceğim. Biraz da albümün plak baskısını anlatayım da ne alacağınızı bilin. Albüm ne yazık ki gatefold yani açılır kapak değil. Ancak inner sleeve dediğimiz baskılı iç zarf yer alıyor. Şarkı sözleri ve albüme dair tüm detaylar burada yer alıyor. Bu çok büyük bir artı. Albümün baskısındaki tek hata, plağın her iki yüzünde de ayırıcı bir işaret bulunmaması. Yani o anda pikaba A yüzünü mü B yüzünü mü koyacağınızı bilemiyorsunuz. Bu ilk etapta sıkıntılı gibi görünse de plağın olası ikinci baskısında bu hata düzeltilirse bu ilk baskı plaklar daha değerli olacak. Yani hangi yüzün hangisi olduğunu yalnızca gerçek fanlar anlayabilecek 😉

carno02Albüme özel olarak basılan tişörtlerden de bahsetmezsem olmaz. Ülkemizde çoğu yerli grup albüm bile bastıramıyorken çok az grup merchandise sunabiliyor fanlarına. Bu sebepten dolayı gruplara albümlerini, tişörtlerini ve diğer sunabildikleri ürünlerini alarak destek olmak zorundayız. Bedavaya dinleyerek gelebileceğimiz noktada debelenip duruyoruz zira. Bir adım ilerisi ancak maddi destekle olabilir. Her neyse sosyal mesaj burada bitiyor.

Son olarak albüm kadrosundan bahsedeyim. İç zarfta grubun dört kişilik bir fotoğrafı yer alıyor. Bu kadro albümü kaydeden kadronun fotoğrafı. Kadro şu şekilde: Oral – Vokal, Mert – Gitar ve Bass, Serhat – Gitar ve Bass, Onur – Davul. Albüm kayıtları yaklaşık bir yıl önce bittikten sonra, grubun eski basçısı güzel insan Bengi de gruba geri dönmüş. Yani şu anda beş kişiler. Albüm Ankara’da Stüdyo Deep’te Ünsal Özata ve Ali Öztürk tarafından kaydedilmiş. Mix ve mastering işlerini ise Tsun Tsun Productions yapmış. Albüm kapağı Cihan Engin tarafından çizilmiş ve yüksek çözünürlükte çıktı alınıp duvara asılacak nitelikte. Yazıya son noktayı koyduktan sonra soruşturmaya başlıyorum anlayacağın.

a3548660550_10

Son olarak şunu da yazayım. Albümle ilgili yapılabilecek en etkili yorumu Savaş Sungur yapmıştı daha ilk gün: “Biz onlara çıtayı yükseltin dedik, onlar çıtayı da kırıp gözümüze soktular.” Göz demediğinden emin olabilirsin.

Carnophage – Sparks Of The Experiment From the 2016 album Monument on LP. #carnophage #monument #longplay #vinyl #metalmusic #technical #deathmetal

Mesut Proofhead Çiftçi (@proofhead) tarafından paylaşılan bir video (13 Eki 2016, 09:11 PDT)

 

carno99

Dünya’nın En Büyük Sabhankra Koleksiyonu

Sen okumaktan sıkıldın belki ama ben yazmaktan sıkılmadım sevgili okur. Evet, yine bir yazıda, yeni bir yazıda Sabhankra’dan bahsedeceğiz. Bu sefer çok fazla yazı olmadan, işi görsellerle bitirmeyi düşünüyorum.

Türkiye’deki (muhtemelen Dünya’da da) en büyük Sabhankra fanı olduğum için elimde Sabhankra’ya ait materyaller çok fazla ve çeşitlidir. Grubu ilk defa tanıdığım 2006 yılından bugüne kadar geçen 10 yılda, grupla da iyice samimi olmamız, ama en temelde de benim özverim sayesinde itinayla biriktirdim tüm bu materyalleri. Hatta itinayla ürettim de diyebiliriz bir kısmını.

sabhankra_koleksiyon (2)

Evet koleksiyonun tamamı bu. Şimdi gelin bu ürünlere yakım çekimde bakalım. Her biriyle ilgili anılarımı anlatayım sizlere.

Okumaya devam et