Tag Archives: Seers Memoir

2015 Yılımın Özeti

Yılda bir kere yazdığım, blogdaki en uzun soluklu serilerden, aslında yazmayı da çok sevdiğim bir yazıyla daha karşındayım sevgili okur. 2015 yılı bakalım nasıl bir yılmış, neler yapmışım, hep birlikte okuyalım, gülelim, ibret alalım, bir sonraki yıla hedefler koyalım kendimize.

Geçen yıl yazdığım değerlendirme yazısından hatırladım. 2014 yılı askerlik dolayısıyla blogun yerlerde süründüğü bir yılmış. 2015’te bu durumu biraz kırıp, blogu yeniden ayağa kaldırmak için uğraştım durdum. Bu çaba, reyting kasmaktan ziyade içeriği daha kaliteli ve sürekli hale getirmek içindi. Ama iş yoğunluğundan ve başka projelerden dolayı bloga yine hak ettiği önemi veremedim. Ama blogun görsel olarak daha çok zenginleştiğini söyleyebilirim. Bloga yıl içerisinde 136 tane yazı yazmışım. Blogdaki toplam yazısı sayısı ise 1350 civarına ulaşmış. Yüzlerce paragraf, binlerce sözcük, on binlerce harf…

Ocak 2015: Bu ay 9 yazı yazmışım bloga. Bu ay tek gündemimiz hava soğukluğuydu. Dairede işler yılın ilk ayı olmasına rağmen yoğundu.

Şubat 2015: Bu ay tam 17 tane yazı yazmışım ve tüm yıl boyunca en çok yazı yazdığım ay da Şubat olmuş. Okumaya devam et

Sabhankra 1/3 Oktav Ölçümleri

Bu yazı %100 doğru tespitler içermiyordur belki de. Burada anlatılan çalışma, ideal koşullarda gerçekleşmemiş olabilir. Standartlara uygun olmayabilir. 

İşyerinde, gürültü şikayetlerine giderken kullandığımız bir gürültü ölçüm cihazımız var. Bu cihaz çevresel gürültü seviyesi sonuçlarını 1/1 ve 1/3 oktavlarında da verebiliyor. Belirli aralıklarda cihazı kalibre etmek gerekiyor, ayrıca tüm fonksiyonlarının düzgün çalışıp çalışmadığını da denemek gerekiyor. Zira şikayetlerde yaptığımız gürültü ölçümlerine istinaden idari yaptırım uygulanabiliyor, olay mahkemeye taşınabiliyor.


sesolcumchaziGeçtiğimiz gün cihazın ses ölçüm sonuçlarını eskiden olduğu gibi oktav bantlarını da içerecek şekilde göstermediğini fark ettim. Başta birazcık paniklemiş olsam da sonradan olayın basit bir ayar karışıklığından kaynaklandığını anladım ve düzelttim. Sonra aklıma gürültü ölçümü eğitimi alırken hocanın oktav bantlarıyla ilgili verdiği örnekler geldi. Orkestra seslerinin hangi oktav bandında olduklarını anlatmıştı. İyi kaydedilen albümlerde oktav bantlarının dağılımlarının nasıl olduklarından bahsetmişti. Bu da benim aklıma bir deneyi getirdi.

Sabhankra

Bir süre önce Alper‘le Sabhankra‘nın en iyi kaydedilmiş albümü hangisi diye bir muhabbetimiz olmuştu. O günden beri grubun tüm diskografisini dinliyorum. Yayımlanan ve yayımlanmayan albümler içerisinde Seers Memoir ile Revenge arasında kaldım. Uzunca bir süre farklı marka ve güçte sistemlerde dinledim ve kararımı verdim: Revenge, kayıt kalitesi olarak Seers Memoir’den bir tık daha üstün bir albüm. Sonra aklıma bu 1/3 oktav testi geldi. Yazının en başında dediğim gibi belki bu %100 doğru bir tespit değil ama en azından parçadaki oktav dağılımlarını görmemiz açısından bile faydalı bir çalışma olabilirdi.

Revenge albümünden Immortal Son isimli parçayı ve Seers Memoir albümünden Seers Memoir isimli parçayı sırayla 60 saniye çaldım. Creative marka 1+1 stereo hoparlörler kullandım. Equalizer‘ı kapattım. Cihazı hoparlörlerin yaklaşık 50 cm. uzağına konuşlandırdım. Ortamdaki diğer sesleri kestim. Daha sonra sırasıyla parçaları açtım ve cihazla ses ölçümüne başladım.

sabhankratest

Tıklayın büyüyor

Evet ölçüm sonuçlarını gürültü ölçüm cihazının programı sayesinde bu şekilde alabiliyoruz. Ben daha sonra iki ölçüm sonucunu aynı görsel üzerinde birleştirdim. Gördüğünüz üzere iki parçayı da aynı media player’la aynı ayarlarla çalınca ve aynı cihazla aynı mesafeden ölçünce; Immortal Son her bir oktav bandında daha güçlü ses basıncına sahip. Yani her bir frekans, Seers Memoir’deki her bir frekansa göre daha yüksek seviyede kaydedilmiş, daha iyi duyulabilir. Elbette, ben bir akustikçi değilim. Burada yazdığım yorum, teknik bir yorum da değil. Sadece elde ettiğimiz ölçüm sonuçlarını değerlendirmeye çalışıyorum.

İlerleyen dönemlerde aynı testi farklı parçalarla yeniden yapmak istiyorum. hatta ortam koşullarını daha da ideal hale getirerek yapmak istiyorum. Örneğin çok daha iyi bir ses sistemi ile.

Hangi frekansı kaç desibel olursa olsun, değişmeyen bir gerçek var sevgili okur. Sabhankra, çok iyi müzik yapıyor.

Sabhankra – A Star To Shine EP

01

Bir gruba gönül vermek zor iş sevgili okur. Özveri istiyor. Özveriniz biraz da yaratıcılık ile buluşunca, işte o zaman aldığınız zevk çok daha fazla oluyor.

Sabhankra‘nın son çıkardığı albüm, Seers Memoir, aylardır mp3 çalarımda dönüp duruyor. Evde, işte, yolda her yerde kulaklarımda Seers Memoir var. Bu albümde de A Star To Shine diye bir parça var ki, ne ben anlatayım ne siz sorun: açın dinleyin. Albümle ilgili yazdığım kapsamlı değerlendirme ise şurada.

02

Bir aşk varmış. Saçlarının kokusu rüzgarla diyar diyar gezer, yine de gelir onu arayanın yüreğine dolarmış. Narince bileğini uzatırmış aşk, bir nefes alabilsin diye arayanına. Gözleri kararırmış arayanın, aşk sarhoş edermiş onu. Ah o koku…

Dinliyorum açıp açıp sesini. Rüzgarı hissediyorum ve şu parlak gökyüzünün altında seni düşünüyorum. Rüzgarla salınan bir periydin, mutluluk ve güzelliğin cıvıltılarıyla dans ederdin. Tüm bunların bittiğine inanmak çok zor. Beni burada bir başıma bırakan tanrılar ne de zalimler! Ve şimdi o parlayan bir yıldız, beni kucaklıyor ve gecemi aydınlatıyor. Ve şimdi o parlayan bir yıldız, beni izliyor ve orada, göklerde bekliyor. Ve şimdi sen parlayan bir yıldızsın…

Bu aşkı nasıl paylaşırım? Bu aşk beni nasıl çıldırtıyor ah bir bilsen.

Bu parçadaki derinliği ve anlamı, benim kadar görüp anlayan birisi belki karşıma çıkar ve “Evet Mesut, ben de seninle aynı fikirdeyim” der diye hiç bir zaman satmayacağım bir EP yaptım, bundan da az sayıda bastım. Bir Fan Made EP oldu bu. A Star To Shine EP; üç parça içeriyor. Seers Memoir’in introsu olan “Pyron”, “A Star To Shine” ve “Easing The Pain”. Albümü mini cd formatında bastım. Kartonetini de kendim hazırladım. Orijinal albüm kapağını çizen Maria Sokolowska’nın Deviantart profilinden bir başka görsel alıp bunu da kullandım. Kartonetin iç kısmında A Star To Shine’ın sözleri yer alıyor.

03

Fan Made ürünler çok popülerdir. Gruba gerçekten gönül veren fanların bizzat emek vererek yaptığı ve dinlediği müziği, notalardan kurtarıp adeta vücut verdiği çalışmalardır. MCA Productions & Distro etiketiyle bastığım bu EP’yi sana adıyorum. Sevgili dostlarım, Sabhankra ailesine de sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.

Sabhankra diskografimde A Star To Shine EP'nin yeri

Sabhankra diskografimde A Star To Shine EP’nin yeri

Sabhankra – Seers Memoir (2014)

Ve aradan çok uzun zaman geçtikten sonra Sabhankra‘mız nihayet yepyeni albümü ile karşımızda sevgili okur!

Grup, 2011 yılında Swords Of The Night isimli dört parçalık EP’sini yayımladığından beri müthiş bir özlemle yeni parçaların ve yeni bir albümün haberini bekliyorduk. Aradan geçen 3 yıllık süreçte grup sadece 3 tane cover parça yayımladı. 2007 yılında kaydedilen ancak bir türlü dinleyiciyle buluşamayan albüm Revenge‘in tam da bu dönemde çıkacağına kesin gözüyle bakıyordum. Ancak olmadı. Sabhankra, çok daha iyi bir sürpriz yaparak yepyeni 10 şarkıdan oluşan müthiş bir albüm yayımladı: Seers Memoir!

Albümün yayımlanma süreci yaklaşık iki yıl sürdü. İlk parçalar yazılmaya başladığında çok kısa sampleları dinleme şansım olmuştu ve tutulmuştum adeta. Albüm kapağı da da yayımlandıktan sonra geri sayıma başlamıştım. Albüm ilk etapta yine bir EP olarak yayımlanacaktı ancak sonradan albüm olarak yayımlanmasına karar verildi ve  2014’ün son aylarında albüm nihayet yayımlandı, hem de Rus bir firma Haarbn Productions tarafından.

1546169_10152785289374871_1168176377985885292_nAlbümle ilgili değerlendirmelere geçmeden önce grubun güncel kadrosundan bahsetmekte fayda var. Grubun 2012-2013 yılları arasındaki durgunluğunun sebebi Savaş‘ın askerde oluşuydu. Nihayet bu süreç bitti ve grup hem konserlerine hem de kayıt çalışmalarına süratle devam etti. Askerlik sonrası dönemde grubun soundu giderek sertleşti hatta bazı parçalarında black metal havasına girdi. Ben bu süreçte o çok sevdiğim klavye melodilerinin azalacağını düşüyordum ancak yanıldım, yanıldığıma da çok sevindim. 2013 yılı içerisinde grup çok sevgili klavyecisi Elif ile ayrıldı ve yola dört kişiyle devam etme kararı aldı. Seers Memoir, Sabhankra’nın dört kişilik kadrosuyla kaydettiği ilk albüm oldu. Grubun bu albümü kaydeden kadrosu; Savaş (gitar-vokal), Süha (gitar), Gürkan (bass) ve Mehmet (davul) şeklinde. Ayrıca eski grup elemanlarından ve hemen hemen tüm albümlerde halen gruba destek veren Sinan da iki parçada solo gitar olarak konuk edilmiş.

On parçalık albümün açılış parçası en iyi Sabhankra introsu olan Pyron. Albüm yayımlanmadan çok önce, albümden dinlediğim ilk parça. Sert gitar riffleriyle desteklenen, mükemmel klavye melodileri. Bir Sabhankra klasiği, dinledikçe sarmalayan bir melodi. Hiç Sabhankra dinlemeyen, metal müzik bile dinlemeyen insanlara dinlettiğimde istisnasız “harika bir melodi” yorumu aldığım bir parça. Albümün genel havasına uygun bir intro parçası olmuş.

İkinci parça Against The False Gods, albümün çıkış parçası olarak seçildi ve klip çekildi. Çok gaz bir girişle başlıyor, aynı gazla devam ediyor. Albümde vokal olarak en başarılı parça bu. Melodikliğe yine laf yok. Klip çekilmiş olması bu parçayı çok daha dikkat çekici hale getirmiş. Sabhankra yıllardır klip de çekmiyordu. Özlediğimiz dostlarımızı yeniden görmenin mutluluğunu da yaşamış olduk bu videoyla. Şarkının hissettirdiği en yoğun duygu öfke. Klipte de bu öfkeyi görebiliyoruz. Albümdeki en iyi sololardan birini duyuyoruz yine. Parçada klavye etkisi çok az. Aslında klavyeli bir grubun çıkış parçası olarak salt gitar parçası seçmesi beni biraz düşündürdü başlarda, ancak melodiklik zaten fazlasıyla ön planda olduğu için gayet güzel bir seçim olduğu kanısına vardım.

We March, albümdeki uzun parçalardan biri. Yaklaşık yedi buçuk dakika. Tam ad parçanın adına yaraşır bir şekilde yürüyüşe geçmiş bir ordunun ayak sesleriyle başlıyor, bu yürüyüş yaklaşık bir dakika sürdükten sonra gerçekten Sabhankra’ya ait olan, o tanıdık melodileri duymaya başlıyoruz. Sonra 4.34’te en iyi, en gaz Sabhankra melodilerinden biri başlıyor. Daha önce samplelarda dinlediğim ve sonunu çok merak ettiğim o melodi. Meğer sonu, başından daha efsaneymiş! Parçanın başında yürüyüşe geçen ordu, parçanın burasında savaş düzeni alıyor. Düşünsenize bu parçayı dinliyor, kendinizi o askerlerin arasında hissediyor ve olayların akışını melodiye göre kafanızda hayal ediyorsunuz. Ve tam 6.19’da hücuma kalkıyorsunuz! We March, tam bir konser şarkısı sevgili okur. Umarım konserde dinleme fırsatını da sizlerle paylaşacağım günler gelecek.

Albüme adını veren parça Seers Memoir, albümdeki en iyi girişe sahip şarkı. Parçadaki en harika melodiyi parçanın en başına koyarak dinleyiciyi kitleme fikri hangisinden çıktı bilmiyorum ama harika bir fikirmiş 🙂 Evet, ilk defa clean back vokalleri duyuyoruz, “people rise and ruler dies” çığlığyla da Savaş Sungur’un özlediğimiz o vokaline kavuşuyoruz. Scream vokal, bu şekilde clean vokalle desteklendiğinde acayip hoşuma gidiyor. Albümün en iyi ikinci solosu Seers Memoir’in solosu bence. Hemen ardından gitarlar biraz geri plana çekiliyor ve az önce tadımlık duyduğumuz Savaş Sungur çığlıkları ve klavye ön plana çıkıyorlar. Parça bitebileceği en güzel şekilde, böylece bitiyor.

The Windshaper‘ı ilk dinlediğim anı hatırlıyorum, Bilecik’ten Eskişehir’e içimde büyük bir öfkeyle dönüyordum. (Gerçi sonradan o öfkeyi aldılar içimden, pamuk gibi oldum) The Windshaper, albümdeki en ilginç parça bana göre. Soundunda mı formülünde mi kaydında mı bilmiyorum, diğer parçalardan çok farklı geliyor bana. Çok sert, tam bir gitar parçası, en farklı Sabhankra sololarından birini içeriyor, melodik değil bence daha çok teknik bir parça.

Time Of War, albümün en uzun ve en sevdiğim iki parçasından biri! İçerdiği tüm ögeleriyle tam bir Sabhankra parçası. Taa, şurada yazmıştım efsane olacağını. Albümdeki en hızlı parçalardan, davul performansı en harika parça, melodikliği tavan yapan parça! Çok sert bir vokal girişiyle başlıyor ve çok uzun süre devam eden bir blastla devam ediyor. We March’la birlikte, bu albümün konser parçalarından. Yaklaşık dokuz dakikalık sürenin ilk dört buçuk dakikası büyük bir öfke gösterisine sahne oluyor ve hemen ardından, albümdeki en uzun solo başlıyor. Solo bitiyor, altıncı dakikayla birlikte, bugüne kadar duyduğumuz en harika ve en huzur verici Sabhankra melodilerinden birisi başlıyor Savaş Sungur’un clean vokaliyle birlikte. Ve sonrasında film kopuyor, ne zaman dinlesem gözlerimi kapatıp çok uzaklarda olduğumu düşündüren o kısım başlıyor. Sabhankra’yı sevme nedenimiz olan mükemmel klavye melodileri. Şu anda bu yazıyı yazarken üçüncü defa o kısmı yeniden başlatıyorum. “Blood on my hands, blood on my chest, blood in my eyes, it gets dark” Savaşçı, böylece yere düşüyor ve gözleri kararıyor. Herşey tam da Sabhankra’nın kurguladığı gibi oluyor.

Dancing With Death, bu albümle birlikte iyice yerleşmeye başlayan hızlı girişler ve blastlar formülüne göre yapılmış bir şarkı. Sabhankra şarkılarını dinlerken, değerlendirirken kendimce böyle formüller üretiyorum sevgili okur. Bir şarkılarını anlatırken bu şekilde tarif ediyorum. Bazı parçalarda ağırlık gitarlarda, bazılarında klavyede, bazılarında vokallerde veya davullarda oluyor. Dancing With Death, Mehmet’in canına okuyan parçalardan biri olmalı çünkü albümdeki en hızlı parçalardan 🙂 Melodik değil, en azından diğer parçalar kadar değil. Solosu gayet güzel.

100_9857 copyFate Is Already Written, girişiyle değil, hemen ardından gelen screamle vuruyor. Bunu görebiliyorum, yazının başında grubun bazı parçalarının black metal havasında olduğunu söylemiştim. İşte bu giriş de aynen bana İskandinav bir black metal grubunu dinliyormuş hissi yaşatıyor. Sinan’ın attığı solo başladığında ben bu hisse iyice kapılıyorum. Evet, bu albümdeki en kuzey parça bu bence 🙂 Gürkan’la başka bir albümle ilgili konuşurken bana bu benzetmeyi yapmıştı, “çok kuzey” bir parça demişti. İşte Fate Is Already Written da çok kuzey bir parça sevgili okur. Şunu da ilave edeyim, Sabhankra farkında mıdır bilmiyorum ama çok sert parçaları normalden daha uzun kayıt sürelerine sahip.

A Star To Shine, albümün en iyi parçası ve aşkımın şarkısı. Sabhankra’nın ağlatan şarkılarından. Albümdeki istisnasız en sert parça. Albümdeki en karanlık parça. Albümdeki en iyi nakarata sahip parça bu. “And now she is a star to shine, embracing me and she lightens my night”. Vokaller detah metal parçalarından alışık olduğumuz screamlerden biraz daha farklı olarak daha çok black metal parçalarının vokalleri ayarında. Bu parçayı albüm yayımlanmadan çok önce dinliyordum. O günden bugüne bir kere bile sıkılmadan, parça bitmeden dinlemeyi bırakmadım. Albümde süre olarak en uzun parça. Beşinci dakikadan itibaren slow bir kısım başlıyor, burada clean vokalle Savaş Sungur, Tanrılara acısını hafifletmeleri içi yalvarıyor, bakıyor olacak gibi değil, içimizi yakan bir umutsuzlukla parçayı bitiriyor. A Star To Shine, sadece bu albümün değil, Sabhankra diskografisinin de en iyi şarkılarından birisi. Bir sonraki klibin çekileceği şarkı da kesinlikle bu olmalı. Hatta ben kendi adıma bu olur diye düşünüyordum. Çok merak ettiniz değil mi? Şuraya tıklayıp dinleyin.

Ve albümün kapanış parçası, outro’su, Easing The Pain, savaşan, yaralanan, yorgun düşen, sevdiğini kaybeden, umudunu kaybeden herkese yazılmış adeta. Huzur verici bir solo ve klavye altyapısı. Çok kısa süren bir solonun ardından yine aynı dinginlik. Sabhankra, kimbilir ne kadar süre sonra çıkaracağı bir sonraki albümünden önce daha güzel veda edemezdi herhalde.

Albüm, bir Rus firması olan Haarbn Productions tarafından basıldı. Türkiye’ye ilk etapta sınırlı sayıda getirildi. Biz de Eskişehirli Sabhankra dostları olarak kendi imzalı kopyalarımızı edindik tabiki 🙂 Albüm kapağı Marta Sokolowska tarafından yapılmış. Albümün mix ve masteringi Barbaros Ali Kaynak tarafından ki kendisine hemen her Sabhankra albümünde rastalarız, yapılmış. Albümün kartonet tasarımı Tunay Komut tarafından hazırlanmış ve fotoğraflar da dostumuz Doğukan Binici ve Mustafa Serbes tarafından çekilmiş.

Albüm uzun süredir beklediğim bir albüm olduğundan benim için çok değerli. Albümü çok değerli yapan bir diğer şey ise Teşekkürler kısmında adımın yer alması oldu! Grup Mesut ‘Proofhead’ Çiftçi‘ye, ülkedeki en büyük hayranlarına, teşekkür etmiş 🙂 Seers Memoir, hayatımın en önemli albümlerinden oldu bile.

100_9862 copy

Albümü grubun sosyal profilleri üzerinden, şu adresten, sabhankra@gmail.com adresini kullanarak ya da benimle iletişim kurarak sipariş edebilirsiniz.

https://www.facebook.com/SabhankraBand
http://sabhankra.bandcamp.com/
http://www.sabhankra.net/
http://www.myspace.com/sabhankra   0004208291_10

Aylar Sonra Bilecik!

2013 yılı boyunca Bilecik’te kaldım. Bu süre içerisinde Şemre’yle harika vakit geçiriyorduk. Vakit buldukça Gizem de bize katılıyor, özellikle iş çıkışı yaptığımız alışverişler saatler sürüyordu. Saatler sürüyordu dediğime bakmayın, aldığımız şeyler iki muz, üç elma, bir ekmek, bir kutu süt oluyordu. Ama o kadar tadını çıkarıyorduk ki zaman su gibi akıp gidiyordu.

2014’ün başında askere gittim, ben askerdeyken, Mayıs 2014’te de Şemre gitti askere. Asker dönüşü iki hafta Bilecik’te kaldım. Daha sonra Hasan Hüseyin’le Eskişehir’e gidip gelmeye başladık. Bu süre içerisinde Şemre askerdeydi. O terhis olup döndüğünde biz aşağı yukarı bir aydır Eskişehir’e gidip geliyorduk. Böylece kardeşimle bir daha Bilecik’te vakit geçirme şansım hiç olmadı.

2014’ün son haftasında başıma gelen şu olaydan sonra, yılın ilk haftasında, Meteoroloji’nin uyarılarına da kulak asarak, Bilecik’te kalmaya karar verdim. Bu fikrimi Şemre’yle paylaştım ve çok sevindi, yerimin hazır olduğunu söyledi.

Dün gece tam 11 ay sonra ilk defa bir Bilecik akşamında dışarıda buluştuk. Nasıl da özlemişiz birbirimizi. En komik muhabbetleri yaptık, en derin düşüncelere daldık, en başarılı tespitlerimizi ortaya koyduk. Özlediğimiz buymuş. Böyle özetledi geceyi.

Şemre’nin Bilecik’te tuttuğu eve gittik sonra. Burası 1+1 ama benim sevdiğim tipte, güzel minik bir daire. Oturduk gece yarısına kadar muhabbete devam ettik. Benim yıllar boyu nasıl bir değişim gösterdiğimi özetleyen fotoğraflarıma baktık, Şemre kahkahalara boğuldu.

sabhankrasemreŞimdi bakıyorum, haberlerde altyazı olarak yarın Rusya üzerinden daha da soğuk bir hava dalgası geleceğinden bahsediliyor. Şemre de mutfaktan sesleniyor, tavuk sulu şehriye çorbası yapıyor. Yanına da tavuk kızartıyor. Yemeği yiyip bulaşığı yıkayacağız, daha sonra da mutfakta temizlik yapacağız. Askere gitmeden önce birlikte aynı eve çıkma planımız vardı. İşte şimdi, bu ev arkadaşlığının provasını yapıyoruz diyebilirim.

Bugün harika gelişmeler oldu. Sabhankra’nın yepyeni albümü Seers Memoir’in Türkiye’ye gelen 100 kopyasından 5 tanesi elime ulaştı. Hem de imzalı olarak 🙂 Bununla alakalı muhteşem bir yazı yazacağım. Az önce de grup, yıllar sonra çektiği ilk video, Against The False Gods’u yayımladı. Hatta şimdi Şemre’yle izliyoruz klibi.

Bilecik, içerdiği onca salakça şeye rağmen, pek az güzelliğiyle beni mutlu etmeyi başarıyor. Bakalım, bu hafta nasıl geçecek. Gerçi en azından ne izleyerek geçeceği biliyorum.

2014 Yılımın Değerlendirmesi

Yıllar bir biri ardına geçiyor, hayatlarımız değişiyor sevgili okur. Hayatımın belki de en önemli yılıydı 2014 ve en çabuk geçen yılı oldu.

Her yıl yazdığım ve geride bıraktığım yılı değerlendirdiğim yazılardan birisi olacak bu da. Geçen sene yazdığım, 2013 Yılı Değerlendirmesi‘ni okudum az önce. Blogun en hantal yılı olarak bahsetmişim. Ancak, bu yıl beş yıllık My Resort Tarihinin en kötü yılı olmuş, onu anladım. Çünkü altı ay süren bir askerlik ve bir ay süren bir evlilik sürecinde tamamen blogdan uzaktaydım. Tek bir kelime yazmadım. Haliyle reytingler de düştü. Ancak olsun, bunu dert etmiyorum. İnternet alışkanlıklarında belirli dönemler vardır. Örneğin 2000’lerin başında forum siteleri çok revaçtaydı. Sonra sözlükler birden moda oldular. Sonra blog dönemi başladı. Akıllı telefonlarla birlikte bu sefer de fotoğraf ağırlıklı içeriklerin yer aldığı sosyal profil siteleri popülerleşti. Dolayısı ile kişisel blogların artık iki kuşak geride kaldığını söylemek hiç de yanlış olmaz. Özellikle video ve fotoğraf paylaşımlarına olan ilgi bu denli yoğunken kelimelere ilgi gösteren okuyucuların sayısı ciddi oranda azaldı. Okumaya devam et

2014’ün Son Yazısı – Yolda 9 Saat Mahsur Kaldım

My Resort’un en sönük yılıydı bu yıl. Askerlik nedeniyle verdiğim 6 aylık ara, evlilik nedeniyle verdiğim 1 aylık ara derken blogu yazmaya pek zaman kalmadı. Ama elbette bitmedik, tükenmedik, yine tüm heyecanımızla yazmaya ve okumaya devam edeceğiz sevgili okur.

Yılın son yazısı bu olacak evet. 2015’in ilk yazısı ise bir klasik olan “2014 Yılı Değerlendirmesi” yazısı olacak. Bugün, 31 Aralık günü ayrıca benim meslek hayatımın da ikinci yıl dönümü. Onun için de bir yazı yazacağım.

Geride bıraktığım yıl içerisinde olan ancak benim yazamadığım bir kaç yazı daha var. Bunlar da yılın ilk günlerinde yazılacak. Mesela Sabhankra‘nın yeni albümü Seers Memoir. Albüm çıktı, ancak henüz elime ulaşmadığı için yazıyı bekletiyorum. Bir de Togayların, God Mode, çektiği yepyeni klip var. Bunun da son düzenlemeleri yapılıyor ve bir iki güne yayınlanır diye düşünüyorum.

Yılın son yazısında bahsedeceğim olay dün başıma gelen felaket olacak. Dün saat 16.00’da Bilecik’ten yola çıktık Eskişehir’e gitmek üzere. Hasan Hüseyin‘le birlikte henüz birkaç kilometre gitmiştik ki tıkanmış bir trafiğin ortasında kalakaldık! Meğer öğlen 13.30’dan beri İstanbul yolunda Bilecik-Eskişehir arasındaki kısım tıkanıkmış. Biz de bu curcunanın ortasına dalmış bulunduk.

Geri dönmek imkansızdı. Sağımız solumuz kamyon, tır, otobüs ve otomobillerle doluydu. Kar durmaksızın yağıyordu. Birkaç saat bekledikten sonra artık sinirler bozulmaya başladı. Karnımız acıkıyordu, susamıştık ve tuvalet ihtiyacımız kabarıyordu.

Bir iki saatte, birkaç yüz metre ilerleyebiliyor ve yine dakikalarca aynı noktada saplanıp kalıyorduk. Karşı şeritte de durum aynıydı ve ilermeye yoktu. Yol boştu. Tek tük kamyonlar geçiyordu. Hava da soğumaya başlamıştı. Aracın içinde üşümeye başladık. Saat 21 sularında iki tane çocuktan kraker ve gofret satın aldık. Açlığımızı biraz bastırdı bunlar. Saat 22 sularında moralimi düzelten bir telefon konuşması yaptım ve ferahladım biraz. Saat 23.00’te bir tankerin arkasındaydık ve bir milim ilerleyememiştik. Yoldaki tüm araçlar gibi biz de kontak kapatıp uyumaya çalıştık.

Bir mesaj geldi. O sesle uyandım. Aracın dışına çıktım. Biraz yürüyeyim derken bir trafik polisi beni gördü ve araca binmemi, yolun açıldığını söyledi. Gerçekten de 00.40’ta yavaş yavaş hareket etmeye başladık. Yolun sağ ve sol şeridinde kamyonlar ve tırlar arka arkaya park etmişlerdi.

mesafeAsıl sorun da işte bunlardı zaten. Yüksek tonajlı oldukları için dorselerini kaygan zeminde kontrol edemiyorlar ve kayıyorlardı. Bunlar yoldan çekilince yol açılmıştı nihayet. Saatte 30 km. hızla yola devam ettik. Bilecik’ten Eskişehir’e kadar kilometrelerce süren bir kamyon kuyruğu vardı.

Nihayet kazasız belasız gece 02.40’ta Eskişehir’e ulaştık. Yorulmuştuk, uykusuzduk, her yerimiz ağrıyordu, üşümüştük. Ancak sinir bozukluğu yerini mutluluğa, eve ulaşmanın verdiği heyecana bırakmıştı. Hasan Hüseyin’le sarılıp vedalaştım ve eve doğru yollandım. Doğrudan yatağa girip uyudum.

Karayolları’nı aradık. Arayan arkadaşlarımızdan bilgi aldık. Ancak verdikleri bilgiler doğru değildi. Yol açık dedikleri halde saatlerce kıpırdayamadan bekledik. Bu benim başıma ilk defa geliyordu. Aynı şekilde Hasan Hüseyin de ilk kez böyle bir durumla karışılaşmış. Neyse ki usta şoförlüğü sayesinde kaymadan, bir tehlike yaşamadan evimize ulaşabildik.

Yılı bu şekilde kapattık. Aklıma hep Bilecik’teki en mutlu zamanlar geldi. Bu mutlu anların verdiği mutluluğa tutundum 🙂 Bir yıl önce bu yazıyı yazdığım saatleri anımsıyorum. O heyecanı yeniden yaşıyorum.

2015 umarım çok süper bir yıl olur. Herkes her dilediğine kavuşur. Seni çok seviyorum ve öpüyorum sevgili okur. Mutlu yıllar 😉

Tatilin Tam Ortasındayız

İnternetten bulduğum en iyi çalışma 🙂 Bir sonraki en iyi çalışma ise Volkan’ın profil resmi.

Bugün dokuz günlük bayram tatilinin tam ortasındayız sevgili okur. Kendi adıma bu beş günün özetini şu iki kelime ile yapabiliyorum: Fena değildi.

Pazartesi akşamı Bilecik‘e gittim. Salı sabahı görevli olduğum için geceyi Bilecik’te, yalnız ve açıkçası bomboş geçirdim. Günün belki de en önemli olayı yıllardır kullandığım faturasız hattımı faturalıya geçirmem oldu. Bununla ilgili ayrıca  bir yazı yazacağım zaten.

Salı sabahı erkenden kalktım. Öğlen vakitlerine kadar çalıştım. Daha sonra da son gaz Eskişehir‘e döndüm. Gördüklerim, denetlediğim yerler, insanlar kendi kendime sorular sormama sebep oldu. Geçtiğimiz cumartesi gününden beri evden çıkmıyorum. Bilecik’e gidip gelmeyi saymıyorum elbette. Birazdan çarşıya çıkacağım ve uzun süre sonra bizimkilerle buluşacağım. Çıkmadan bir şeyler yazayım istedim.

Yaklaşık birkaç aydır yaptığım bir iş vardı. Pazartesi günü bitti. Pazartesi günü son parçasını da yapıştırdım. Şimdi bununla yapmayı planladığım şeyi yapacağım ve tahminimce epey bir bonus kazanacağım 🙂

Dün Batıkent’te her yer kapalıydı. Akşama doğru çıkıp biraz dolaştık. Şansımıza bir tek İsmar açıktı. Girdik duş jeli aldık. Tatildeki en büyük eksiğimizdi zira. Akşam da milli maçta yenildik. Gerçi oturup en fazla yirmişer dakika izlemişimdir her iki devreden. Olmadı lan, n’apalım.

Harddisk düzenleme işini bitirdim sayılır. 1 terabaytlık yavruya Bluray filmler, BRRip filmler, Kemal Sunal arşivi, film serileri ve South Park (17 sezon ve ekstralar) arşivini yedekledim. Bu harddiski güzelce sarıp sarmalayıp kaldırdım el ayak altından. Onun dışında sezonluk dizileri falan bilgisayarda bir harddiskte biriktirdim. Bunları da düzenleyip DVD’lere çekeceğim. Solid state disklerin boyutları iyice artıp fiyatları da iyice düşmediği sürece galiba en ucuz ve güvenli saklama yolu halen kutusunda saklanan DVD’ler. Birim maliyet olarak harddisk almak daha ucuza geliyor gibi görünse de, harddisk de sonuçta elektronik bir alet ve tüm arşivinizi kaybetmeniz ufak bir elektrik dalgalanmasına bakıyor. Tecrübeyle sabittir 🙂

Tatille ilgili olarak herşey planladığım gibi gidiyor. Bilgisayar masamın altına yepyeni bir çekmece monte ettim mesela. Hatta Japonlara gösterdim inanmadılar. Ha, internette artık Japon arkadaşlarım var. Hepsiyle tanışacaksınız, az sabredin. Müzik konusunda Sabhankra‘yı bekliyorum umutla ancak bu tatilde yetişmeyecek anlaşılan Seers Memoir. Ha unutmadan söyleyeyim, Bilecik’te bir türlü vakit bulup çalamadığım midi klavyemi Eskişehir’e getirdim. Time Of War çalıyorum deliler gibi 🙂

Uzun süredir kullanmadığım bir telefonum var, Nokia 1200. Hatta onunla ilgili şöyle de bir yazı yazmıştım. İki üç aydır çekmecemde yatıyordu. Geçen açtım bir baktım ki bunun bataryası falan hep şişmiş! Orijinal Nokia bataryası böyle şişermiymiş arkadaş! Adeta bir baloncuk olmuş.

Bu tatil, askere gitmeden önceki son uzun boylu tatilim oldu. Askere gidiyorum evet Şubat ayında. Bir aksilik olmazsa. Neyse, şimdilik bu kadar. Öpüyorum hepinizi.

Hiç Bitmiyor Başladığı Gibi Günler

Galiba hayatımın en güzel melodilerini hep Sabhankra‘dan dinledim sevgili okur. Bir haftadır Seers Memoir‘in notalarında bunu duydum. Yakında albüm çıkacak ve yine bu sayfalarda çok kapsamlı bir inceleme okuyacaksınız. Bakın buraya not düşüyorum efsane bir şakının adını: Time Of War.

Malum, 9 günlük resmi bir tatile girdik. İşe başladığımdan beri bu kadar uzun süre evde kalmadım hiç. O yüzden pek bir mutluyum. Bu haftanın tamamı koşturmaca ile geçtiği için açıkçası biraz da heyecanla bekledim bu tatili. Evde yapılacak onlarca iş, izlenecek saatlerce film ve dizi vardı. Kendime söz verdim, bu dokuz günün en az üçte ikisini evde geçireceğim diye. O yüzden çok az dışarı çıkacağım.

Dün mesela çıktım. Apayrı bir gündü sevgili okur. Kendime aldığım altılı priz, kerpeten ve tornavidaları saymazsak, galiba dünün en kayda değer anlarından birisi dışarıda bir yerde, hayatımın en “doyuran” kahvaltısını yapmış olmamdı. Hayatımın en kötü soda limonlarından birini içmeme rağmen, buna hiç aldırmadım. Ve Irish Coffee‘de alkol olduğu gerçeğini bir an olsun akıldan çıkarmamak gerektiğini öğrendim. Katlı otoparklardan Eskişehir trafiğinin göbeğine uzanan bir hikaye yaşadım. Ara sokaklardan trafık nasıl atlatılır herkese gösterdim. D&R‘da hayatımın en güzel Stormtrooper‘ını gördüm. Al evine koy, o kadar! Adamlar üşenmemiş, Japonya’dan almış getirmişler. Helal olsun!

Bak, yazının bu kısmında Time Of War’ın sonlarına doğru başlayan o klavyeli kısım başladı. Savaş Sungur’un clean vokalde yapabileceklerinin manifestosu bu. Bir şaheser!

Hani şehrin belirli noktaları aklınıza belirli anılarla kazınır ya, mesela ilk kez öpüştüğünüz sinema salonu, sınava geç kaldığınız otobüs durağı, ayağınızın takılıp düştüğünüz o cadde başı gibi. Dün bu kataloga iki yer daha ekledim sevgili okur. Böyle keşiflerin kendiliğinden ortaya çıkması, bunları çok daha unutulmaz yapıyor, bu kesin. Ancak geceyi bu güzel anlarla bitirmek mümkün oldu mu? Hayır. Bu noktada büyük üstad Celal Şengör‘den bir alıntı yapayım:

“Ben jeolojiyi küçük yaştan yani Jules Verne‘in Arzın Merkezine Seyahat kitabını okuduğum günden itibaren sevmeye başladım. Hemen arkasından Denizler Altında Yirmi Bin Fersah ‘ı okudum. Onu da okuduktan sonra kendi kendime, ‘Adam olmak demek, Jules Verne’in tarif ettiği gibi olmak demektir’ diye düşündüm. Bana jeolojiyi Jules Verne sevdirdi…” “Gülerek bakan gözlere yaş düşüyorsa, ölüm peşim sıra geziyor demektir.”

Büyük adam bu Celal Şengör. Ben, Jules Verne seven herkesi severim. Dün gece de oturup Jules Verne okudum. Canım sıkıldığında bazen bunu yapıyorum sevgili okur. Yaşlı gözlere bakıp kendimi lanetliyorum. O kitapta bir kısım var hani. Ha bir de ara ara şu parçayı bile dinledim:

1398356_720609704633479_576234348_o.jpgBugün kılıçlarımı biledik kuzenim Orbay‘la birlikte. Sırf bu iş için BİM’den bileme makinesi aldım. Gayet tatminkar sonuçlar alıyorum. Yakın zamanda bir kaç video ile paylaşacağım. Onun hemen ardından Orbay’ın verdiği fikir ile yeni bir mobilya işine giriştim. Eski bilgisayar masamdan söktüğüm çekmeceyi yeni masama takacağım. Zor iş ama, yapacağım 🙂

Bayramın ilk günü çalışıyorum sevgili okur. Denetimler olacak. Diğer günlerde evde işlerim olacak. Bizimkilerden bir haber bekliyorum. Eğer bir aksilik olmazsa iki gün kaybolacağım. Aksilik olursa kaybolmayacağım.

Hardisklerime bakım yapmam gerekiyor. Bu bayram bu işi de halledeyim artık diyorum hazır evdeyken. Blogda geçen hafta aksama oldu. Özür dilerim. Tatil boyunca günlük olarak yazacağım. Ümitliyim. Şimdilik yazmayı planladığım başlıklar şu şekilde:

  • Turkcell ve iş ortaklarından müthiş kazık!
  • Askere gidiyorum
  • Dizi sezonu başladı!

Elbette bu başlıkların sayısı artacak. Olayı biraz zamana bırakmak lazım. Muhtemelen yeni sezonları başlayan dizilerle ilgili bir sezon başı değerlendirmesi yazarım. Geçen senelerde de yaptığımı hatırlıyorum.

Herkese süper tatiller dilerim. Bol paralı geçer umarım. Ne bileyim mesela, gökten 1000 lira düşsün önünüze… Epey bir şey yapabilirsiniz o parayla.