Tag Archives: selma

Su Sebiliyle Mutlu Olmak

 

Cuma günü Alper‘e ve kendime BİM‘den 8 liraya aldığım su sebili sayesinde tüm günüm çok güzel geçti sevgili okur. Birkaç gün önce yaşadığım o moral bozukluğunun etkisi geçiyor sanki 🙂

Sabah gidip BİM’den iki tane sebili alıp, durağa geri döndüm. İki dakika beklemiştim ki otobüs hemen geldi. Hızla okula geldim, o canım laboratuvarıma, o mutlu mesut iş yerime kavuştum. Bir gün önce yaptığımız alışverişin tüm detaylarını sağolsun benden öncekiler masalara dizmişlerdi. Kahveler, top top kağıtlar, kalemler, kokulu silgiler, tüylü kalemlikler, bonibonlar ve daha yüzlercesi…

Öğlene doğru yerimizde duramayıp, laboratuvarda bir temizlik yapmaya karar verdik. En aşağı 4-5 çöp torbası atılacak malzeme çıkardık. Eski numuneler, kokuşmuş pancarlar, gereksiz kağıtlar gibi her türden atığı tobalara doldurup uzaklaştırdık. Sonra Merve, Şevkiye ve Betül‘ün ileri ev dekorasyon deneyimlerinden faydalanıp çalışma ortamımıza yeni bir bakış açısı getirdik. Özellikle adını bile söyleyemediğim Mançois François gibi bir ev dekorasyon dergisini sürekli takip eden Betül’ü ikna etmek çok zordu ama oldu 🙂 Bu arada Betül’e sakar dedim, sonra asıl sakarın ben olduğum ortaya çıktı ama buna fazla değinmek istemiyorum.

Öğleden sonra Eğitim Bilimleri Enstitüsü‘ne gittim. Geçen hafta giremediğimiz Bilim Etiği dersi bu hafta başlıyordu. Neyse, gittik, koskoca fakültenin bir köşesine saklanmış olan sınıfı bulduk ve ders başladı. Çevre Mühendisliği‘nden üç arkadaş vardık. Diğer arkadaşlarımız çeşitli branşlardan öğretmenlerdi. Özgür Hocamızın bende bıraktığı ilk izlenim gayet başarılı idi ve kanımca bu sene bu ders epey eğlenceli geçecek sevgili okur.

Bilim Etiği’nin beklediğimden iyi geçmesi ve sabah aldığım su sebili sayesinde moralim tavan yapmıştı. Su sebili çok önemli ve gerekli bir icattır. Mesela bizim evde beş kişi yaşıyoruz. O yüzden sürahiler sürekli boştur. Hele gece kalktığın zaman damacanı kaldır, sürahiye su doldur, onu bardağa aktar, iç, geri yat, sonra kalk, açık unuttuğun balkon ışığı söndür derken sabaha kadar o vakit boşa gider ya, bu bana ölüm gibi gelir sevgili okur. İşte su sebili bu sıkıntılara son verecek. Hem benim istediğim o iki üç tane musluğu olup yok sıcak, yok soğuk su verenlerden de değildi. Bana su versin yeterdi. Ve öyle oldu şimdiki sebilim.

Neyse, Bilim Etiği’nden sonra çarşıya geldim. Yağız, Ender ve Togay‘la stüdyoya girdik ayıptır söylemesi. Çok iyi çalmadım belki ama inanılmaz keyifli bir stüdyo oldu. Benim moral yine tavan yaptı.

Stüdyodan sonra KPSS kursuna geldim. Bir saat Vatandaşlık, iki saat matematik dersinden sonra yorgun argın eve geldim, yolda Selma ile mesajlaştık. Günler sonra ilk defa bu kadar mutluydum. Mutlu mutlu uyudum.

 

Mezun Oldum!

İki günlük sevinç gösterisinden sonra nihayet yazabiliyorum. Bu başlığı atabilmeyi tam 4 senedir bekliyordum lan! Evet, 20 ocak 2012 cumartesi günü, Anadolu Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü‘nden teorik olarak mezun oldum. Diplomamı falan daha almadım ama.

1. Sınıfta ben

Bu yazı sizlere benim normalde 8 dönem yani dört sene ama benim için 9 dönem süren Çevre Mühendisliği eğitimim hakkında bilgi vermek için hazırlanmıştır. İçerisinde çeşitli bilgi ve değerlendirmeler olacaktır. İlk olarak bu 9 dönem ve 4 yaz okulu boyunca aldığım dersleri listeledim aşağıya. Dersin adının önünde yazan kredisidir. Üzeri kırmızı ile çizgiliyse o dönem o dersten kalmışım demektir. Eğer dersin adı koyu ile yazılı ise o dersi AA ya da AB ile geçmişim demektir.

2007-2008 Güz Dönemi

  • 7,5    Calculus I (Genel Matematik I): Lanet ders.
  • 3,0    Technical Eng.I (Tek.İng.I): Ozan Hoca ile bu ders sayesinde tanıştım.
  • 6,0    Fizik I: Fizikten zaten nefret ederdim, bu dersle nefretim tavan yaptı.
  • 1,5    Fizik Laboratuvarı I: Resmen bir kabustu. Asistanlar bize pislikmişiz gibi davranıyorlardı.
  • 6,0    General Chemistry I( Genel K.): Eftade Hoca ile tanışma sebebimdir. Kimyayı hep sevmişimdir.
  • 2,0    Kültürel Etkinlikler: Hayatımın en kültürel dönemidir.
  • 4,0    Türk Dili: İhsan Oktay Anar‘ı bu ders sayesinde tanıdım.
  • 2,0   Atatürk İlke. ve İnk. Tar. I: Tarihi hep severdim, yine sevdim. Şaduman Halıcı‘ya hayran oldum.

2007-2008 Bahar Dönemi

  • 3,0 Introduction To Environmental Eng.: Garip bir dersti ama sevmiştim.
  • 6,0    Fizik II: Fizikten tamamen soğumuştum. Lanet etmiştim.
  • 1,5    Fizik Laboratuvarı II: Kabus Part. II idi. Gene aynı davranışlara maruz kalıyorduk.
  • 1,5    General Chemistry Laboratory: Çok sakardım lan ben.
  • 6,0  General Chemistry II(Genel K.): Kimyayı hep sevdim. Bu biraz zordu ama.
  • 4,5  Teknik Resim: Zakir Poyraz hocamın ellerinden öperim. Gayet keyifle geçtim bu dersi.
  • 7,5    Calculus I (Genel Matematik I): Ucu ucuna kalmıştım.
  • 2,0   Atatürk İlke. ve İnk. Tar. II: Şaduman Hoca bir efsanedir. Tarih II ise daha keyiflidir.
  • 4,5    Bireylerarası İletişim: Bu dersi AA ile geçmek hiç de zor değildi. Taa ki o talihsiz ana dek.

2007-2008 Yaz Dönemi

  • 7,5    Calculus I (Genel Matematik I): Param boşa mı gitti lan diye üzülmüştüm.

2. Sınıfta Alper ben Emre

2008-2009 Güz Dönemi

  • 2,0  Türk Sanat Müziği: Danyal Mantı hocamıza buradan sevgiler. Sağolsun varolsun.
  • 7,5    Calculus I (Genel Matematik I): İllallah dedim!
  • 4,5    Fundamental of Infor.Tech: Hehe çok kolaydı lan 🙂
  • 2,0    Technical English II (Tek.İng.: Evet, yavaş yavaş mühendis mi olıuyorum sorusunu sormaya başlamıştım.
  • 3,0  Çevre Kimyası Laboratuvarı I: İşte. İşte benim en sevdiğim derslerden birisi. O raporlar meğer gelecek yılların habercisiymiş.
  • 4,5    Çevre Kimyası I: Çok iyi, çok sıkıntısız geçtim. Savaş Hoca‘ma saygılarımı iletiyorum.
  • 3,0  Economics (Genel İktisat): Mükemmel bir ders daha. Halen aklımdadır hocanın verdiği örnekler.
  • 3,5   Materials Science: Emrah Hoca bu okuldaki en kral hocalardan birisidir.
  • 3,0    Topluma Hizmet Uygulamaları: 100’den değil de 90’dan AA aldığıma üzüldüğüm tek derstir.

Topluma Hizmet Uygulamaları dersi için şarkı hazırlarken

2008-2009 Bahar Dönemi

  • 4,5    Çevre Mikrobiyolojisi: Mikrobiyolojiyi seviyorum.
  • 2,5  Çevre Mikrobiyolojisi Lab.: Mikrolaboratuvarını da sevdim. Yalnız bir kere hasta oldum Eşerşiya yiyerek.
  • 4,5   Environmental Chemistry II: Bu dersin kitabını çok severdim garip bir şekilde.
  • 3,0 Environ. Chemistry Lab. II: Laboratuvarları hep sevmişimdir. Bunu da sevdim.
  • 4,5    Ekoloji: Arzu Hoca ile tanışmamı sağlayan ders.
  • 4,5  Statics Strength of Materials: Turgut‘un çok büyük desteği ile geçtim. İlk vizeden sıfır alıp ikincisinden 60 alıp da geçtim.
  • 4,5 Linear Algebra and Numerical Methods: Ucu ucuna tırmalayarak, ite kaka geçtim. Ama geçtim! Erdem Hoca ile bu derste ilk defa tanıştık.

2008-2009 Yaz Dönemi

  • 6,0   Fizik II: Metin Hoca‘nın sayesinde fiziğe yeniden saygı duydum.
  • 7,5    Calculus I (Genel Matematik I): Sedat Hoca kraldır.
3. Sınıfta Murat ile girdiğimiz seçim

3. Sınıf Matra Projesi toplantısı

2009-2010 Güz Dönemi

  • 3,5   Computer Program. in Engineering: Matlab‘ı çok sevdim, çok  da rahat geçtim.
  • 6,0  Unit Operations and Proces. I: Çok zor geldi, öyle böyle zor gelmedi yani.
  • 4,0   Su ve Toprak Kirliliği: Serdar Hoca‘yı işte bu derste sevdim.
  • 3,0   Temel İşlemler ve Süreç. Lab.I: Laboratuvarları çok sevdim. Bu laboratuvar epey zorladı ama geçtim.
  • 3,0   Fotoğrafçılık: Güzel bir ders, tavsiye ederim.
  • 4,5  Hidroloji: Malesef bu derste birşey öğrenemedim. Ucu ucuna ancak geçebildim.
  • 6,0 Akışkanlar Mekaniği: Mantığını çözdüğümde final sınavı bitmişti.
  • 4,0    Almanca I: Sertan Gür‘ü bu sayede tanıdım. Ich bin Mesut.

Volkan'la birlikte aldığımız yegane ödül

2009-2010 Bahar Dönemi

  • 4,5    Su Temini ve Atıksu Uzaklaştırma: Yılmaz Muslu ve kitapları.
  • 3,0 Temel İşlem. ve Süreç. Lab. II: Efsane olup zirvede bıraktım, laboratuvar defterini kapattım.
  • 4,5 Air Pollution (Hava Kirliliği): Hava derslerini çok zor anlayabildiğimi keşfettim.
  • 4,5   Çevre Mühendis. Bilişim Tekno.: Serdar Hoca’dan tez almaya bu ders sayesinde karar verdim.
  • 4,5  Enerji Üretiminden Kaynaklanan Çevre Sorunları: Okul hayatım boyunca aldığım en iyi derslerden biriydi. Çok araştırıp çok şey öğrendim.
  • 3,0    İstatistik: Zorlanırım diye korkuyordum ama rahat geçtim.
  • 4,5   Termodinamik: Çok zor oldu ama geçebildim. Tabloların hastası oldum. Ayrıca Yunus Çengel‘in kitabına da hayran oldum.
  • 6,0    Temel İşlemler ve Süreçler II: Çok ağır geldi. Acayip geldi bu ders.

3. Sınıf Yaz Okulu Savaşalp Volkan Seval

2009-2010 Yaz Dönemi

  • 7,5    Calculus II (Genel Mat. II): Yazık oldu. Üzüldüm.

4. Sınıfın en yoğun zamanları

2010-2011 Güz Dönemi

  • 6,0  Unit Operations and Proces. I: Zorlandım ama affetmedim, çaat diye geçtim.
  • 6,0  Akışkanlar Mekaniği: Mantığını anladığımı söylemiştim. Rahat geçtim.
  • 6,0    Katı Atık Yönetimi: İşte en zorlayıcı ama bana en faydalı olan derslerden biri daha. Çok iyi bir deneyim oldu bana.
  • 4,5  Air Pollution Control: Hava derslerini anlayamadığımı keşfettim. Ama suç kitaptaydı ben de değil.
  • 4,0    Su Arıtımı Projesi: Zevkli derslerden birisiydi. Yusuf Hoca‘ya baba demeye başladık.
  • 4,5    Environmental Modelling: İlk vizeden 20 alıp ikinci vizeden 85 aldım. Öyle geçtim.
  • 3,5    Wastewater Engineering: Ben sevdim bu dersi sizi bilemem.
  • 3,0    Çevre Müh. Bitirme Projesi I: Hehe.
  • 3,0  Küçük Ölçekli Atıksu Arıtma Sistemleri: Bir diğer faydalı seçmelilerdendi bu ders de. Herkese tavsiye ederim.

Volkan ve Savaşalp

2010-2011 Bahar Dönemi

  • 4,5  Differential Equations): Tek seferde çaatt diye geçtim. Laplace ve Yılmaz Dereli sağolsun.
  • 6,0    Temel İşlemler ve Süreçler II: Affetmedim bu sefer. Çok onurlu geçtim.
  • 4,0    Atıksu Arıtımı Projesi: Bu ders de iyiydi.
  • 6,0   Çevre Yönetimi: Proje kısmı çok zorladı. Arcgis öğrendik biraz da, o açıdan iyiydi.
  • 3,5  Tehlikeli Atık Yönetimi: Fena değildi. Ama Katı Atık kadar sevemedim.
  • 3,0    Suların Yeniden Kullanımı: Kolay bir dersti. İkili dağıtım sistemi mantığını aklıma soktu.
  • 6,0    Çevre Müh. Bitirme Projesi II: Hahaha.
  • 4,5  Computer Aided Engineering Design: Kesinlikle alınması gereken bir ders. Otoket herkese lazım.
  • 4,5    Çevre Politikaları: Ethem Torunoğlu‘nu tanıma şansını elde ettim.

2010-2011 Yaz Dönemi

  • 7,5    Calculus II (Genel Mat. II): Ölüyordum az daha. havale geçirdim.

2011-2012 Güz Dönemi

  • 7,5    Calculus II (Genel Mat. II): Efsane oldum.

Buradaki tabloya baktığımda en başarılı yılımın son sınıf olduğu görülüyor. Hatta öyle ki son sınıfın ikinci dönemini 3.06 ortalama ile bitirmişim. O yaz Calculus II’den kalmasaymışım Onur Belgesi bile alabiliyormuşum. Her sene yaz okuluna gelmişim ama bir tek ikinci sınıfın yaz okulunun faydasını görmüşüm. Calculus I ve Fizik II derslerini bu yaz vermişim. Ayrıca ilk stajımı da o yaz yapmıştım. Son stajımı da 4. sınıfın yazında yapmıştım. Arkadaşlara tavsiyem stajlarını 2. ve 3. sınıfın yaz aylarında yapmalarıdır. Son senelerini mezuniyet telaşına bıraksınlar.

Bu dört yılda beni zorlayan dersler Calculus I, Calculus II, Temel İşlemler I ve Temel İşlemler II olmuştur. Bu dört ders benim dengemi o dönemlerde altüst etmiştir.

Serdar Hocamızla

Aşağı yukarı her hocamla aram çok iyidir. Her birine burada saygı ve sevgilerimi iletiyorum. Ancak danışman hocam olması sebebiyle Ülker Hoca‘nın, sonsuz yardımlarından dolayı Ozan Hoca’nın, yapı olarak çok benzediğimizi düşündüğüm için Serdar Hoca’mın yeri bende çok ayrıdır. Müfide Hoca‘nın da kimsenin açıkça dile getirmediği herşeyi üzerine basa basa söylemekten hiç çekinmediği ve mesleğimizi bu kadar savunduğu için yeri ayrıdır. Bölümümüzde

Ozan Hocamızla

istisnasız tüm hocalarımı sever, saygı duyarım. Şu dört senede en az sevdiğim dersler Fizik I, Fizik II, Calculus I, Calculus II, Hidroloji, Bireylerarası İletişim ve Hava Kirliliği Kontrolü dersleridir. Bu dersleri sevemeden geçtim. Kendimi olayın tamamen dışında hissettiğim tek ders ise Diferansiyel Denklemler dersi olmuştur. Zaman zaman Hava Kalitesi Kontrol dersinde de bu şekilde hissettiğim anlar oldu.

Bu dört yılda en keyif alarak geçtiğim dersler bitirme tezi, Katı Atık Yönetimi, Çevre Yönetimi’nin proje kısmı, Temel İşlemler Laboratuvarı II’nin projesi, Fotoğrafçılık, Almanca I, İnkilap Tarihi I ve II, Türk Dili, Teknik Resim, Temel Bilgi Teknolojileri, Türk Sanat Müziği, İktisat, Topluma Hizmet Uygulamaları, Mühendislikte Bilgisayar Uygulamaları, Bilgisayar Destekli Tasarım, Enerji Üretiminden Kaynaklanan Çevre Sorunları dersleri oldu. Unuttuğum bir iki ders olabilir.

Eğitimimi su konuları ağırlıklı olarak aldım. Tezimi de yine su ile çalışarak yaptım. Dolayısı ise sucu oldum. Sucu olmasam belki Katı Atık konularıyla çalışabilirdim.

2009 Bahar Şenliği

Okuldaki 5 senemde de Bahar Şenlikleri‘ne katıldım. Bunların son 3 senesinde çeşitli aksiyonlara girdik. Eğlendik epey. 201120102009 Son yılımızda yaptığımız tramvay halen bölümde durur 🙂

Beş buçuk yıllık üniversite hayatımın en süper zamanı hazırlık zamanıydı. Bir yıl boyunca hiçbir şey yapmadım. Hiçbir şey yapmadım diyorum! En zor ve

2010 Bahar şenliği: Sercan Merve ben

sıkıntılı zamanı da dördüncü sınıf zamanıydı. Çünkü zaten zor olan dördüncü sınıf derslerine ilaveten alttan Temel İşlemler ve Süreçler dersi ile Akışkanlar Mekaniği dersleri alıyordum. Yaz geldiğinde zihnen ve bedenen bitmiş tükenmiş durumdaydım.

2011 Bahar Şenliği Seda Ben Tramvay Alper Ahmet

Ben Akif Hoca Alper Volkan

Asistanlarımızın hepsi ile aram iyi olmuştur. Ancak halen daha Akif Hoca‘nın yeri bende ayrıdır. Hatta Alper’de de ayrıdır. Akif Hoca bizim Akif Abi’mizdir.

Bizim dönemin tek derli toplu fotoğrafı

Dört yıl içinde teknik gezilerimiz de oldu elbette. Bunlar içerisinde en iyileri İzaydaş Teknik Gezisi ile barajlara yaptığımız teknik gezi oldu.

Dört yılda en çok utandığım an Tehlikeli Atık vizesinden 5 aldığım zaman ile Kimya II dersinde Eftade Hoca’nın yerine o derslik Malzeme Mühendisliği’nden gelen bir hocanın bana kızması oldu. Öldüm yerin dibine geçtim.

2011 Mezuniyet Emre Turgut Ben Alper En İyi haber fotoğrafı ödülü.

En mutlu olduğum an ise Alper ve Emre ile birlikte Çevre Yönetimi dersinin sunumunda birinci olduğumuz an oldu. Emre’yi o kadar mutlu ve kontrolden çıkmış olarak görebileceğim bir başka an daha yoktur. Öğrenciliğimizin en mutlu dönemleri Alper, Selma ve Emre ve Turgut’la kantinde langırt oynadığımız zamanlardı. İş yükü olarak en yoğun olduğumuz zaman dördüncü sınıfın ikinci döneminde ilk vizelerden sonraki dönemdi. Benim moral olarak en bitik olduğum zaman dördüncü sınıfın yaz okulu zamanıdır.

2006 Yılı Hazırlık Ergin Ben Mert

Üniversite hayatımın en eski arkadaşları sırasıyla Mert, Ergin ve Volkan’dır. Birinci sınıfta da Alper’le tanıştım. İkinci sınıfta da Sercan’la ve Koray’la tanıştım. Sercan o zaman şişmandı.

Çevre Mühendisliği eğitimi öyle akılsız salakların söylediği “çevrede okusam 5 ortalama yaparım” gibi birşey değilmiş bunu gördüm sevgili okur. Zor yani hakikaten emek istiyor, hata kabul etmiyor. Sürekli çalışman lazım. Boşlasan olmuyor, bir vizeden düşük alsan sıkıntı oluyor, üstelik bizim bölümde devamsızlık da çok ciddi sorun. Adamın gözünün yaşına bakmıyor.

Mezuniyet için 240 kredi gerekiyor. Benim 255 kredim var. Bunu da ekstradan aldığım seçmelilere borçluyum. Evet, ben mezun oldum. Vatana millete hayırlı olsun.

Halkı selamlayarak bitiriyorum.

Yazdığım uzun yazılardan birisi oldu bu farkındayım. Hepsini okuyana da helal olsun 🙂 Yorum olarak hepsini okudum yazan ilk beş kişiye Proofhead My Resort kupası vereceğim. Buraya kadar sıkılmadan okuyan eşe dosta okura sonsuz teşekkürler.

EKLEME: Facebook’tan da sevincime ortak olan herkese teşekkürler.

Herkes sağolsun varolsun

MMF Mezuniyet Balosu 2011

Bu yazıyı yazmayı hiç istemiyordum aslında sevgili okur. Çok güzel bir geceydi ve bunu sadece orada olanlarla paylaşmak, hafızamda bırakmak istiyordum. Ancak sizi de seviyorum. O sebepten dolayı sadece satırbaşlarından bahsedeceğim. Bir sonraki sene bu yazıyı eğer bir Yıl Kom üyesi okursa belki faydalanabilir diye yazacağım.

Bu sene (2011) Anadolu Üniversitesi MMF, geleneksel mezuniyet balosunu Anemon Hotel‘de yaptı. Zira buradan çok iyi fiyat aldık. 55 liraya sınırsız yerli içkili bir organizasyon yaptık. Sınırsız yerli içki olunca sonlara doğru insanlar salonu emekleyerek dolaşmaya başladılar. Allahtan kimse salona kusmadı.

Saat 7’de kapılar açıldı ve insanlar gelmeye başladılar. Hocalarımız, arkadaşlarımız birer ikişer gelmeye başladı. Anemon’da Eskişehir Salonu’nda yaptık bu baloyu. Anemon’la çalışırken çok dikkatli olun, çünkü sizin verdiğiniz kişi sayısı üzerinden servis çıkarıyorlarmış. Yani oradaki görevliy sorduğumda fazladan tek bir dolma bile olmadığını söyledi. İşte o sebepten dolayı müzisyen ekibini sayıya dahil etmediğimizden sıkıntı yaşadık. Biz de dışarıdan birşeyler yaptırıp ekibe bunun parasını ödedik. İçecekleri de mekandan sağladık. Bunda da problem çıkarır gibi olsalar da hallettik.

Yemek yenirken çello çalan bir arkadaşımız da yemek müziği çaldı. Yemek müziği dediysem bildiğin klasik müzik işte. Zaten o anda çelloyla ya da kemanla ne çalsan giderdi. Bu arkadaş da aralarda Nothing Else Matters ve One‘ın başlarındaki Intro’ları çalarak fazlasıyla mutlu etti bizi.

Balo için SET grubunu ayarladık. Başlangıçtaki iki şarkıda sesin çok fazla olduğundan falan şikayet edildi. Birkaç kişi de beğenmediğini, böyle bir balo için uygun olmadığını falan söyledi. Ancak grup 3. şarkıda “Ya Mustafa” diye başlayınca birde herkes piste döküldü, böylece hocaların hemen önünde pisste onlarca kişi olduğu için bir duvar oluştu ve hocalar da sesten fazla rahatsız olmadılar. Grup bu şarkıdan hemen sonra bir mastika patlatınca zaten olay koptu gitti. Buradan SET grubuna ve Özgür Abi‘ye çok teşekkür ediyorum. Bu arada SET’in kendi programlarından farklı olarak son şarkıda Murat Abi gitara geçti, o da solakmış, Özcan Abi’de bir şarkı söyledi.

SET’ten sonra bizim Vecihi‘nin ayarladığı klarnet dabruka ekibi çıktı sahneye. Bu saatlerde millet iyice astronot olduğu için herkes birbiriyle oynuyordu. Bu arada sonlara doğru şefleri gittiğinden herhalde garson elemanlar millete içecek falan vermemeye başladılar. Bahşiş istiyorlardı herhalde. Bunlara şefinizle görüşeyim diyince bertaraf oluyorlar. Aklınızda olsun.

Ben hariç tüm YılKom ekibi

Alper acayip sarhoş oldu. Öyle böyle olmadı. Bir noktadan sonra ben daha fazla olamaz dedim. Daha çok oldu. Emre ve Turgut ama çakı gibi dimdik durdular. Gece bizim masada Dilek, erkek arkadaşı, Turgut, Emre, Merve, Selma, Alper ve tabiki ben vardım. Aslında Selma’nın masası arkadaydı ama o bizimle oturmayı tercih etti. Böyle son bir defa (Seval olmadan) tüm ekip bir arada oturmuş olduk. 4 seneyi birlikte geçirip birlikte noktalamış olduk. Gece kimseye belli etmesem de en eski arkadaşlarımdan hiç biri yoktu. Sadece Ergin ve Aygün vardı. Bu ikisiyle bol bol sarıldık, güldük, eğlendik. Ancak gözlerim hep Volkan‘ı, Savaşalp‘i ve Mert‘i aradı. Aynı masada oturacaktık gelselerdi Savaşalp ve Volkan. Ama olmadı.

Gece partinin devamında 222‘ye ücretisiz servis ayarladık. Ancak Alper iyice uçuşa geçtiğinden biz partiye gidemeden taksiye binip evlere döndük. Ancak Turgut, son bir bira içmek için 222’ye gitti. Helal olsun bu çocuğa 🙂

Yıllıklar için Burak Dijital‘le anlaştığımız için Özgür Dijital, baloya fotoğraf makinesi sokturmadı. Sokanlarınkini de içeride avladı. Ancak yine de sağolsunlar sürekli fotoğraf çekip çektiklerini de 3 liradan sattılar. O sebepten mekanda hiç fotoğraf çekemedik. İki tane fotoğraf aldım.

Aralarda güzel şeyler oldu, aklıma gelenler gelmeyenler var bir sürü. Çok şaaşaalı giyinip bence hiç güzel olmayanlar olduğu gibi, gayet sade giyinip gecenin en güzel kızlarından olanlarda vardı. Bizim Erman papyon takmış, süper de olmuştu.

O gece pek çok yüzü orada son kez gördüm. İşte bu şekilde düşününce biraz hüzünlü oluyor be sevgili okur.

Bu arada gecey katılarak bizi yalnız bırakmayan tüm hocalarıma da teşekkür ediyorum. Özellikle pistte de bizi yanlız bırakmayan Serdar Hoca‘mıza, Özlem, Hicran ve Burcu Hocalarımıza acayip teşekkür ediyorum.

Harddisk’im Yandı!

80 GB’lık Seagate marka ve yaklaşık 7-8 yıllık olan harddiskim dün gece saat 23:35’de yandı sevgili okur. Ağladım. Hıçkıra hıçkıra ağladım. Gece ikiye kadar düzeltmeye çalıştım ama nafile.

Harddiskin içerisinde bugüne kadar topladığım müzik arşivimin en çok kulladığım kısmı duruyordu. Aşağı yukarı 400 tane düzenlenmiş, ip gibi dümdüz ve kusursuz albümden bahsediyorum. Hepsi tek tek klasörlenmiş, albüm kapakları eklenmiş, yılları yazılmış, parça isimleri “no – Parça İsmi” şeklinde düzenlenmiş ve mp3 bilgileri tam ve eksiksiz olarak girilmiş dosyalardı. Ancak hepsi gitti. Bunun yanında internetten yeni indirip henüz dvd’ye yedeklemediğim pek çok albüm, terekeme arşivim, makine ile çekip yedeklemediğim 100’e  fotoğraf, uzun süredir üzerinde uğraştığım beste çalışması da gitti. Aklıma gelmeyen pek çok dökümanım vardı harddiskimde ve hepsi buhar oldu.

Harddisk tıkırdıyor çalışırken. Yani kafası ölmüş anladığım kadarıyla. İşin güzel ama zahmetli yanı bu arşivin yaklaşık %80’ini dvd’lere çekmiş olmam. Ancak tabiki bunlar bilgisayardakiler kadar düzenli değil. O yüzden yine acayip bir yükün altına girdim sevgili okur. Şimdi kendime artık satalı 1 tb’lık bir dahili harddisk alayım diyorum. Yine Seagate alacağım. Çünkü resmen üzerinde zıplamama rağmen emektar harddiskim beni tam 7 sene idare etti. Sağolsun toprağı bol olsun. İnternetten bu harddisk kurtaran firmalara baktım da 100 dolar yazmışlar fiyat olarak. Çok korktum lan 😦

Şimdi benim biraz para bulup kendime bir harddisk almam lazım sevgili okur. Harddiskin yanması çok kötü lan aslında. Yani bildiğin patlıyor harddisk. Artık hiçbir işe de yaramıyor. Ancak işte içindekiler yok mu o içindekiler, asıl onlar mahvediyor sizi.

Sabahtan Alper, Selma, Funda ve Seval geldiler Çevre Yönetimi dersi için hazırladığımız ara rapor için. Baya iyi oldu. Çalıştık, yemek yedik falan. Onlar gittiğinden beri dvdlerden mp3lerimi yüklüyorum bakalım. Epey sıkıntılı oluyor bu iş tabiki. Özellikle bazı dvdler okunmuyor ya deli oluyorum. Ama sabrımı korumam lazım değil mi 😦

NOT: Bu yazıyı yazarken hüznüme tezat bir biçimde Ergin‘in yolladığı şu acayip şarkıyı dinleyip durdum sevgili okur.

Katı Atık Projesi Bitti

Bugün teknik gezi sunumlarımızı yaptık ve bitti.

Fizibilite Raporu CDsi

Neredeyse dönemin başından beri hazırladığımız ve inanılmaz efor sarfettiğimiz “Kentsel Katı Atık Yakma Tesisi Fizibilite Raporu‘muz nihayet bitti. Bugün seminer salonunda yapılan teknik gezi sunumlarıyla da noktayı koyduk.

Projenin sonunda diyebilirim ki yakma tesisi meselesi çok zor mesele arkadaş! Her şey para! Allah’tan biz binaları falan biraz ucuza malettik de, giriş sermayemizi biraz az tutabildik. Üstünü de kredi çekip tamamladık.

Neyse şimdi projenin detaylarından bahsetmeyeceğim. Zaten kaç aydır bunaldım. Özellikle şu son 3 gündür uykunun haram olduğu, lan döner fırın ne kadardır diye düşünmekten kendimi alamadığım; lan cürufu napsak kime satsak diye türlü türlü yer aradığım; acaba ara depolamayı sponsor mu alıp yaptırsak diye işin çakallığına girmeye çalıştığım yetti.

Bugün yaptığımız teknik gezi sunumlarında da hocalarımız sağolsunlar çok beğenmişler. Bizim gruba Anadolu Üniversitesi kupası hediye ettiler. Özellikle yeni bir kupaya ihtiyacı olan Alper, bu tip hediyeleri seven Seval ve elimdeki kupaların sayısı artmaya başladıkça içimden lan acaba bi kupa koleksiyonu mu yapsam diye düşünen ben çok sevindik bu işe.

Sevgili okur çok sıkıntılı oldu. Alperde kalmam gerekti gecelerce. MSN’den yazıştık saatlerce. Belki de milyonlarca kere klavye tuşlarına bastık. Yanlışlar yaptık. Yeniden yazdık. Turgut yanlışlar yaptı, düzeltmek zorunda kaldık. Şebnem sorular sordu, Selma‘nın laptopunun monitörü bozuldu, Emre müdür oldu falan…

Bu proje boyunca setek veren herkese sunumlarda teşekkür edemedim burada teşekkür edeyim. Teknik gezi için bizimle Kocaeli’ye gelen değerli dostlarımız Cem ve Volkan‘a; mimari çizimleri yapan Didem‘e; Alper’le canım sıkıldığında patlat bi Witness diyerek tekrardan gazlanmamızı sağlayan Hope To Find‘a;  İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’nden İsmail müdürümüze ve Halil Bey‘e; zırt pırt odasına gidip rahatsız ettiğimiz tüm hocalarımız özellikle de Aysun Hocamız, Ozan Hocamız, Akif Hocamız ve Zerrin Hocamıza ve elbette dersimizin hocasına büyük teşekkür ederiz.

Projedeki firmanın adı MORDOR olsun diye uğraştım olmadı. KATYAK oldu. Ben de bu ekinden bir tohum da olsa barındırsın diye nihai raporları bastığımız cd’nin sticker’ını Yüzüklerin Efendisi filminin bir ekstra dvd’sinin baskısı ile yaptım 🙂 Oh.

Teknik Gezi Maceraları – Kocaeli

Birazdan okuyacağınız olayların tamamı yaşanmıştır.

Bu seneki Katı Atık Yönetimi dersi sebebiyle her proje grubunun proje konusu ile alakalı bir tesise teknik gezi yapması gerekiyordu. Biz de proje konumuz Kentsel Katı Atık Yakma Tesisi olduğu için ülkemizin ilk yakma tesisi olan İZAYDAŞ‘a gitmek istedik. Diğer bir yandan derste hocamızın elektronik atıkların geri dönüşümü sektörünü epey övmesi ve yükselen bir sektör olarak bahsetmesi üzerine Türkiye’nin ilk elektronik atık geri dönüşüm tesis olan Exitcom A.Ş. ‘ye gidelim dedik. İki tesisin de Kocaeli ili sınırlarında olması işimizi ve seçimlerimizi kolaylaştıran bir unsur oldu.

Görüşmelerimizi yaptık ve 3 Aralık Cuma günü için her iki tesisten de gerekli izin ve randevuları aldık. Grup toplantısı yaparak bu gezi için gerekli olabilecek ekonomik giderleri vs hesapladık.

Herşeyi halledip cuma gününü bekledik. Toplamda 9 kişi olarak Kocaeli’ye gidecektik. İki araçta 2 grup olarak gidecektik. İlk grupta Volkan (sürücü), Alper, Selma ve ben vardım. Diğer grupta ise Cem (sürücü), Turgut (aşırı sürücü, co-pilot, ileri sürüş teknikleri uzmanı, E sınıfı ehliyet sahibi), Emre, Seval ve Şebnem vardı. Perşembeyi cumaya bağlayan gece saat 04:45’te kalkıp Volkanlara gittim. Volkan’ın arabasının aküsü bitik olduğu için aracı vurdurarak çalıştırmamız gerekiyordu. Neyse saat 05:30’a kadar çalıştıramayınca Alperler diğer araba ile geldiler. Çalıştırdık Volkan’ın Doğan SL‘sini. Planladığımız üzere Alper, Sapanca Gölü‘nü kıyısında yapacağımız piknik için arkaya bir de mangal yükledi. (Ancak hava kararacağından pikik yapamayacaktık.) Açık bir börekçiden poğaça, börek falan alıp nihayet saat 06:00’da Eskişehir’den hareket ettik.

 

Diğer araba

Ortalama 95 km ile saat 06:30 civarında Bursa Bilecik kavşağını gördük. Hava da yavaş yavaş aydınlanmaya başladı. Saat 06:50’de aydınlık iyice arttı ve biz de arabada kahvaltı etmeye başladık. Bu esnada sevgili okur tam 2500 metrelik bir tünelden geçtik 🙂 Hemen ardından bi de 750 metrelik tünel geldi.

 

Bizim araba

Bu arada ben de Volkan’a yardımcı oldum. Sigarasını yaktım, çayını doldurdum, böreğini verdim falan. Alper de teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanıp Blackberry‘nin GPS’i ile yolu bulmamıza yardım etti. Biz öncü araçtık. Arada Cemler gençliğin verdiği heyecanla bizi solladılar falan.

Saat tam 08:00’de Sapanca Gölü’nü gördük. Bu noktada yol ikiye ayrıldı. Bir taraf paralı yol gölün aşağı kısmından, diğer taraf parasız yol gölün yukarı kısmından geçiyordu. Biz parasız kısma girdik. Saat 10:00’da randevulaştığımız İZAYDAŞ’a Alper’in olağanüstü gayretleri ve yol tarfileri, Volkan’ın 100-110 arası değişen hızlarla sürüşü sayesinde 08:45’te vardık. Volkan’ın araba tamamen iptal oldu. Yağ lambası yanıyordu ve aküsü tamamen bitmişti.

 

İzaydaş Genel Müdürlük

İzaydaş’ın kapısında 15 dakika oyalandıktan sonra içeriden bir araç bizi tesie aldı. Bu esnada Volkan’ın arabayı yine itekleyerek otopark’a çektik. Toplantı salouna girip oturduğumuzda saat 09:00’du.

İzaydaş’a daha önce de gitmiştim. Ancak bu sefer gittiğimiz gibi olmamıştı. Bu gezimiz gerçekten çok verimli ve çok başarılı oldu. Burada öğrendiğimiz teknik olayları anlatmayacağım. Onları teknik gezi sunumuna saklıyorum. Ancak diğer bazı olaylardan bahsedeyim.

 

İdari bina

İzaydaş’ın kalbine indik sevgili okur. Baretleri, maskeleri takıp tesisin fırınını, gaz temizleme kısmını ki epey büyük bir kısım, atık depolarını, atıkların fırına yüklendiği yeri, sistemi, enerjinin üretildiği türbinleri, kısacası herşeyi gördük. Özellikle bunker denilen deponun üzerinde vinci yöneten operatör ile epey eğlenceli vakit geçirdik. Bize

Baretler

sağolsun karıştırma falan yaptı. Tesisin kontrol merkezini de gördük. Bu esnada bizimle ilgilenen kimya mühendisi Sibel Hanım‘la Turgut ortak bir noktalarını buldular: İkisi de biyogaz çalışıyorlarmış. Sibel Hanım bize ileride Turgut’un bizi çok şaşırtacağını

Vinç Operatörü

müjdeledi. Turgut’ta “Ben iyi bir mühendis olucam Alper” dedi.

Saat 12:00’de öğle yemeğine davet edildik. Burada özellikle Alper, Volkan ve beni görmeliydin sevgili okur. Bu kadar söylüyorum sana 🙂  Yemeğimizi yedik ancak hareket etmek için Araç Bakım Ünitesi’nin cuma namazından dönmesini bekledik.

Ben

Cuma’dan geldiklerinde Alper gitti buldu o birimden bir kişiyi. Otopark’a gittik her beraber. Meğer Volkan’ın yağı bitmemiş, yağ lambası bozulmuş. Onu yapmaya çalıştı abi. Akü ölmüş bu arada onu öğrendik. Bu arada Turgut’ta kendi teşhisini koyup “Akü işemiş” dedi. Gerekli düzenleme ve son kontrolleri yapıp İzaydaş’tan ayrıldık. Saat 13:45 falandı. Yolda giderken gaz aldıp iki aracı da yıkattık.

 

Exitcom’un Önünde

GPS’imize bu sefer de internetten bulduğumuz Exitcom A.Ş.’ye dair adresi girdik. Alper yine tarif etti yolu. Gittik, gittik, gittik… Ana! Hiç bir yerdeyiz! Ciddi anlamda hiçbir yerdeydik. Meğer aynı isimde başka bir caddeye gitmişiz. Saat 14:40’ta nihayet Exitcom’u bulabildik. Bulana kadar herahalde 30 km boşuna yol gitmişizdir. Bir kişi de yanlış yol tarif etti bize. Neyse, Exitcom’a varınca burada da inanılmaz bir samimiyetle karşılandık. Gecikmeden dolayı özür dileyip hemen teknik muhabbetlerimize başladık. Burada da ne konuştuğumuzu anlatmayacağım.

 

Şebnem Selma Seval Alper

Tesisi daha önce gördüğüm için fazlaca etkilenmedim arka tarafta. Ancak Volkan, etraftaki onca kırık anakart, harddisk, dvdrom, fotokopi faks makinesini görünce çıldırdı! Exitcom işte tüm bunları alıyor, kırıyor, ve geri dönüştürülebilir kısımlarını dönüştürüyor. Burada Esra Hanım‘ın bize karşı olan samimiyetine ve ilgisine hayran kaldık grupça. Bu esnada grup olarak yorgunluktan yavaş yavaş dağılmaya başladık. Volkan elindeki çay bardağını tabağıyla düşürdü. Tabağı kırıldı. Turgut herkes çay istediğinde nescafe isteyerek ne kadar kaliteli ve aranan bir insan olduğunu yine sergiledi. Burada da Esra Hanım’la Turgut Bey’in ortak bir noktası çıktı: Denizli. Turgut yine “Ben iyi bir mühendis olucam Alper” dedi. Bu esnada yukarıda ilk toplantı odasındayken masadaki sodalarla yetinmeyip dışarıdan çay ve kahve söyleyen Selma ve Cem gözümden kaçmadınız.

 

Esra Hanım’la

Neyse, Esra Hanım’ın yemek davetini nazikçe reddedip buradan da karşılıklı iyi temennilerle ayrıldık. Saat 17:15’te tesisten ayrıldık. Bu esnada GPS bozuldu. Allaha sığınıp çevre yolunu bulabildik. Saat 18:15’te Sakarya‘ya girdik. Zira Selma’yı tren garına bıraktık burada. Buradan ayrıldığımızda saat neredeyse 18:45 falandı. Tüm o bekleme süresi boyunca araba tekrar çalışmaz diye korktuk ve arabayı stop ettirmedik. Sakarya’yı hiç sevmeyip hemen ayrıldık.

 

Köfte ekmek yerken

Saat 19:05’te adını hatırlamadığım bir yerde tuvalet molası verdik. Araba yine çalışmadığı için yine vurdurduk. Burada yemek çok pahalı geldi, yaklaşık yarım saat sonra Pamukova‘da bir pideciden köfteleri tam pişmemiş ekmek arası köfte aldık. Hemen yedik arabayı yine durdurmadan. Pamukova’da yemekten sonra artık durmamak özere sözleşip hareket ettik. Saat 20:05’te Eskişehir’e 123 km kaldığını gördük. Saat 20:33’te yine o 2.5 km’lik tünelden geçtik. Diğer araba bastırıp bitti ancak bizim arabada gaz bittiği için Eskişehir girişinde yine 20 liralık gaz aldık. Burada Emre gaza gelip siz binin ben iterim dedi ve arabayı tek başına ittirip çalıştırdı. Bu arada Selma gittiği için arabada artık Emre’de bizimleydi. Neyse nihayet saat 21:40’da varış noktasına ulaştık ve yolculuğumuz bitti.

Çok şükür kaza bela olmadı. Tatsız bir olay da yaşanmadı.

Toplamda arabalar ortalama 100 lira yaktı. Volkan’ın arabasını Sakarya’da ve yemek yerken hiç stop ettirmedik, ayrıca şehir içinde de baya yol gittik. Volkan’ın arabası 1600 motor Doğan SL, birim fiyatı 2.25 TL’den toplamda 110 liralık; Cem’in arabası 1500 motor Kia Shuma II brim fiyatı 2.25 TL’den toplamda 90 liralık gaz yaktı. Bu bilgileri veriyorum çünkü olurda birinin işine yarar diye.

Proofhead Trafikte! – 1

Taşbaşı Sürücü Kursları

Nihayet 23 yaşında ehliyet almaya karar verince böyle bir başlık atayım dedim. Bugün hayatımın ilk direksiyon dersine girdim. Bunun anlamı ilk defa otomobil sürmeye başladım. Direkt zirvede başlayıp jip sürerek başladım direksiyon eğitmine. Direksiyon hocam Adnan Sülüşoğlu isminde harika bir adam. Yani gerçekten çok sevdim. Önce bi 3 saat kadar arabayı tanıdık. Sağını solunu her yerini tanıdım arabanın. Yıllardır içimde biriken herşeyi sordum. Motor kısmına da baktık. Araba 3 farklı yağ haznesi ve 2 farklı su haznesi olduğunu öğrendim. Sonra gaz devri 3000’i geçince vitesi değiştirmem gerektiğini falan öğrendim. Süper!

Sonra Adnan Hoca bize teker teker zincir takıp sökmeyi, lastik değiştirmeyi gösterdi. Bunları da hemen anladım, yazdım beynime. Sonra nihayet geçtim lan direksiyona! Arabyı çalıştırdım, önce debriyajla frene bastım, kontağı çevirip üç saniye bekledim bıraktım araç çalıştı, sonra freni bıraktım debriyajdan yavaş yavaş ayağımı çekince araba yürüdü lan! Sonra komple çekip gaz verdim. Sonrası malum vites mites 🙂 Yalnız bu aracı çalıştırmadan önce yapılacaklar acayip! Önce koltuğu ayarlıyoruz, sonra aynalar, sonra emniyet kemeri falan. Dikkat etmek lazım değil mi 🙂

Jipler çok rahat. Gerçi gerçek jip değil, çakma jip ama olsun. Konfor on numara. Çalıştığım hoca bizim Selma‘yı ve Aslan Abi‘yi de çalıştırmış. Bu dönemde de Seval‘le beni çalıştıracak. Valla ilk gün için pek bir atraksiyon yok. İyi kullandım heralde. Çok şükür kaza bela da olmadı. Biraz biraz güvenim de gelmeye başladı. Yalnız şu yazılı sınavlara iyi çalışmak gerek ya bakalım.

Kısa Film Çekmek

Zor iş, başta bunu söyleyeyim. Hele ki bizim gibiyseniz acayip zor.

Geçtiğimiz hafta sonumuzu Yeşil Kamera adlı organizasyona kısa film çekmek için harcadık. Aslında katılmayacaktık ancak son anda sitelerindeki “film göndermek zorundadırlar” ibaresini görünce dedik saçma falan bir şeyler yollayalım.

İyi oldu aslında. Çok şey öğrendim. Mesela Türkiye’deki sayılı elektronik atık toplayıcılarından olan Media Markt‘in bizim elektronik atıklar ilgili kısa filmimizdeki bir sahnemiz için izin vermemesi çok düşündürdü bizi. Üstelik bunu biz size döneriz diyerek geçirtirmeleri daha bir düşündürücü ve aslında ayıp oldu. Media Markt’a kalsa halen daha dönmelerini bekleyecektik. Benzer şekilde 15 saniyelik bir sahne için bir haftalık izin bürokrasisi şartı koşan Cinebonus‘a ve Teknosa‘ya teşekkür ederiz.

Ama teşekkürün en büyüğünü okulumuzu temsil etmek adına katıldığımız bu yarışmada 30 saniyelik bir görüntü için bir boş oda vermeyen okulumuzun kendi hastanesi Mavi Hastane‘ye ediyorum. Bu sebepten senaryoya hiç istemediğimiz eklentiler yapmak durumunda kaldık. Filmin en önemli sahnesini de bir türlü canladıramayınca film çöpe döndü. Allahtan montajını bizim İlker‘e yaptırdık da oradan biraz kotardık durumu.

Ama Erol‘la Volkan‘ın montaj esnasında bu kadar ciddi hataya nasıl izin verdiklerini bir türlü anlayamadım. Filmin sonuna bir müzik koysaydınız lan!

Neyse, dediğim gibi bu olay epey zor bir iş. Ama zevkli. Yalan söylemeyeceğim, yakın zamanda böyle bir proje olursa yine girerim. Çünkü bu sahne arkası muhabbetleri çok komik oluyor. Her filmde olduğu gibi bunda da yine en yırtık karakteri ben canlandırdım. Benim dışımdaki oyuncular ise çok da yabancı olmayan Alper, Erol, Volkan (hem çekti hem oynadı), Funda, Selma, Alper ve kuzeni. Sağolsun hepsi de.

Dediğim gibi film aklımdaki filme çok az benzediği için bir ödül vs beklentim yok. Bu sebepten de burada sizinle paylaşmıyorum. Ama set arkası fotoğraflarından koyacağım. Her biri de epey güldüğümüz anlara ait. Sonucunda birşey çıkmasa da emeği geçen herkese teşekkürü bir borç biliyoro.

Sünger Birahanesi

Volkan'ın Evi

Volkan'ın Evi

Bayrak Direği

Mavi Hastane

Mavi Hastane

Mavi Hastane

Volkan Mutfak

Volkan'la İlker

Poster, Biyodisk, Şiir, Kitab-Ül Hiyel, Sabhankra

Posterim

Posterim

Poster baskısı: Bir süredir yazıyorum buraya da Air Pollution dersi kapsamında yaptığımız bir proje vardı. Nihayet bitirebildik ve bu hafta posterini bastırdık okulda. Ancak okulda bedava bastırmamıza rağmen baskı çok kötü oldu. Dışarıda bastırmak da epey tuzlu olduğundan artık kötü falan idare edelim dedik. Yalnız acayip zevkli bir olay lan bu. Yani ne bileyim kaç gece uğraştım Photoshop’ta adam gibi bir şey olsun diye. Sonra gittim baskı makinesinden evladımın (abartıyorum) dünyaya gelişini izledim. Yalnız dediğim gibi makine mürekkebi şerit şerit basıyor acayip birşey yapıyor. Posterdeki tüm siyahlıklar acayip orangutan oldu! Yalnız fotoğraf kağıdına basyıyor, o yönü çok kral 🙂 Evet, artık benim de bir posterim var. Buradan grup arkadaşlarımı da (Alper, Selma ve Seval) teşenkkür ediyorum.

Biyodisk: Bu sene Temel İşlemler II Laboratuvarı kapsamında aldık bu projeyi de. Biyolojik azot giderimi. Biz, klasik reaktör metodunun dışında farklı bir yöntem; biyodisk yöntemini kullanmaya karar verdik. Sistemin imalatı için epey bir uğraştık. Bir dolu para harcadık. Sonunda bizim okulun torna atölyelerinden birisine gidip altın vuruşu yaptık ve sistemimiz çalışmaya hazır hale geldi. Bu noktadan itibaren Zülfikar Usta ile Kenan Abi’ye inanılmaz bir teşekkür borçluyuz. Dün başladık çalıştırmaya. İşin teknik detaylarına girmeyeceğim. (Google’da alakalı bir arama ile bu sayfaya geldiyseniz lütfen iletişim kısmını kullanıp benimle iletişin teknik detaylar için.) Geçen gün bir asistanımızın şu cümlesi beni fazlasıyla mutlu etti: “İşte not için birşeyler yapmayan bir grup! ” He he, biz öyleyiz işte 🙂

Şiir: Geçen gün Deadquenn‘in arşivinden çıkmış, yolladı sağolsun. Şu an geçerli olmayan bir kaç sözcüğünü silip veriyorum aynen:

Sen uzaklardaki bensin
Uzanamadığım ben
Ben seferdeyken sen arkamı bekliyorsun
Ben yataklara düştüğümde sen ayakta bekliyorsun
Ve sen beni istiyorsun; kendini görmek
Ben ise kaçıyorum sadece
Ne olduğunu, nasıl olduğunu umursamadan
Düşüm gerçek; elimde hem sadece o da değil
Kraliçe ayağa kalk ve bana bak
Elimden tut; toprağa sen dik tohumları
Nasıl olur önemli değil,
Gel sadece gözlerimin önüne
Belki yine kaçarım gözlerinden
Ama ruhum ortalıktayken ben ne kadar saklansam da
Ne kadar gizlesem de ayaklarımı
Rüzgâr açıyor tüm örtülerimi
Uyandırıyor soğuk içimde eserek,
Gelmiyor belki de gelmesini umduğum tren
Ben hiç binemiyorum hem de sen de yoksun
Metalin tadını, yağmurun kokusunu alıyorum içtiğim su da
Senin elinden diyorum kendime
Öyle olmadığını bile bile

Ve quenn ben ölüyorum;
Sen bunu bilmesen de, hiç fark etmesen de…

Kitab-ül Hiyel

Kitab-Ül Hiyel: İhan Oktay Anar, yazmış yine! Yapmış, sonuna kadar, dibine kadar ve hatta Allah’ına kadar İhsan Oktay kokuyor kitap! Yanlış anlamayın, bu yeni kitabı falan değil ama bir türlü okuyamamıştım. En son Ankara’dan bulup orjinalini ucuza almıştım. Okuyorum şu an ama doyamıyorum ya! Kitabın tanıtımını yapmayacağım; bu iş için özelleşmiş çok güzel bloglar, siteler var. Merak ederseniz göz atarsınız. Göz atın pişman olmayın:) Bu arada Hiyel, Osmanlıca mekanik bilimine verilen isim. Kitapta farklı mucitlerin yaşam öyküleri ve yaptıkları enterasan buluşlar ve bunları tanıtmak için verdikleri yer yer komik mücadeleler, Osmanlının çürümüş bürokrasi işlemleri anlatılıyor. Komik demişken heralde kitapta beni en çok güldüren şu detayı paylaşayım istedim:

“yoldan eşeğiyle geçen bir sakayı durdurup eline iki metelik sıkıştırdı. Adama maksemden eve derhal su getirmesini istedi. Çünkü Davud’a atacağı köteğe bir sınır koymak istemişti.” (anlayanlar 🙂 )

Sabhankra

Sabhankra Rock Station’da: Sanki MTV Müzik Ödüllerine çıkmışlar gibi yazdım demi 🙂 Bilmeyenler için Rock Station, Hicri Bozdağ abimizin 13 yıdır Ankara’dan Radyo Vizyon‘dan sunduğu bir metal müzik programı. Her hafta bir konsept yapan programın bu haftaki konsepti “%100 Türk Malı” idi. Anlayacağınız üzere yerli gruplarımızdan parçalar çaldı. Bundan bir kaç hafta önce kendisine Sabhankra çalabilir mi diye rica etmiştim ve gerekli materyali ulaştırmıştım. O da sağolsun kırmadı Sabhankra’mızın Our Kingdom Shall Rise isimli parçasını çaldı 🙂 Sonunda da selam yolladı. Lan nasıl mutlu oldum anlatamam 🙂 Sesimiz daha çok duyulacak, bekleyin ve görün.

Gürleyikli Avatarlar Arasında!

4 senedir Anadolu Üniversitesi öğrencisiyim. Geçtiğimiz perşembe gününe kadar yalnızca 1 defa okulum beni bir yerlere götürmüştü. 1 defa. Ama perşembe günü biraz da şansımın yardımıyla 2. teknik gezime gitmiş oldum. Güzel bir gezi oldu. Notlarıma bakarak ve aklımda kalanlarla anlatmaya başlıyorum.

Tıklayın, büyütün, beni bulun!

Tıklayın, büyütün, kocaman olsun!

4. sınıfların bu sene aldığı Çevre Yönetimi dersi kapsamında Eskişehir ili sınırları içerisinde yer alan ama Ankara’nın Nallıhan ilçesine de yakın olan Mihallıççık ilçesine bağlı Gürleyik Köyü‘ne gittik.  Neden yaptık bunu? Çünkü oraya bir hidroelektrik santrali kurulacak ve bunun için bir Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecine girilmiş. Bu süreçteki bir gereklilikte Halkın Katılımı Toplantısı ismindeki bir olay. Bu toplantıda yapılacak projenin bölgeye getireceği faydalar ve zararlar tartışılıyor. İşte biz de bu toplantıya gözlemci olarak katılacaktık. Yazın yaptığım staj boyunca onlarca Proje Tanıtım dosyası okumuştum ve bu toplantıları hep merak ediyordum ve bu benim için süper bir fırsat olacaktı.Bizimle birlikte bölümümüzden Ozan Hocamız ve Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden hocamız Yard. Doç. Dr. Nadide Karkıner‘de bu geziye dahil oldular. Bir otobüsle Eskişehir’den çıktık. İki saatten biraz uzun süren bir yolculukla Eskişehir’in pek çok ilçesini de geçerek geldik bu köye. Geldiğimizde bir de gördük ki bizim 2. sınflar nereden nasıl duymuşlar, onlarda kalkıp gelmişler 🙂

Her neyse, şimdi biraz da teknik detay vermek istiyorum. Bu proje Gürleyik deresi üzerine kurulacak bir hidroelektrik santrali. Ancak bildiğimiz o barajlı klasik hidroelektrik santrallerinden değil. Bu sistemde su, kaynağından ( ya da kaynağına çok yakın bir yerden) borular ile alınarak normal yatağının dışına alınıyor. Su boru sistemlerinden geçirilerek cebri boru denen bir sistemle elektrik enerjisini üretecek tirbünlere verilecek. Su ile santral arasında yaklaşık 5 km’lik bir mesafe olacak. Bu santral ile 8 MW elektrik enerjisi elde edilecek. Ancak Ozan Hoca ile yol boyunca yaptığımız konuşmalarda ortalama bir hidroelektrik santralinin 250-300 MW arası elektrik ürettiğini öğrendim. Bu kadar küçük bir miktar için bu derenin doğallığını bozmaya değer mi diye düşündük Alper’le. Şimdi şirket, yazın 3,5 aylık sulama süresince dereden su almayacağını, elektrik üretmeyeceğini söylüyor, bir lütuf olarak da Türkiye’de bunun bir ilk olduğunu ekliyor ve ayrıca normal dönemlerde de köylülerin ihtiyacı kadar miktarı ve derenin can suyu denen dere içerisindeki ekolojik yaşamın devam etmesi için gerekli olan miktara da dokunmayacak, geri kalanıyla elektrik üretecekmiş. Proje toplamda 25.812.244 TL‘lik bir projeymiş. Üretilen enerjinin miktarı bölgede yer alan diğer hidroelektrik santralleri ve termik santrali düşünüldüğünde bu üretimin yaklaşık %1‘i civarında. Ozan Hoca söylemişti, şuradaki verileri kullanıp kaba bir hesap yaptım az önce doğruymuş. Bu kadar düşük bir enerji için böylesine saçma bir yöntemle enerji üretmek muhtemelen birilerini ihya edeceği için bu kadar ısrarcı bu şirket.

Köy, inanılmaz bir örgütlenmeye sahip. Köylülerin açtığı bir web sitesi var. Onlar bu santrali köylerinin doğasını bozacağı için istemiyorlar. Bu dere, onların değirmenlerini çalıştırıyor, tarlalarını suluyor. Ayrıca projede söylenen 3,5 ay üretim yapılmayacaktır sözüne de güvenmiyorlar. Ayrıca bu miktarın yetmeyeceğini çünkü yılın nerdeyse 6 ayı bu suya tarımsal faaliyetleri için ihtiyaç duyuyorlarmış. Bir dernek kurmuşlar ve bu dernek ile projeye sonuna kadar hayır diyorlar.

Gürleyikli Avatarlar Doasına Sahip Çıkıyor

Bizi karşıladıklarında kendimizi bir eğlencenin ortasında bulduk. Sivrihisar‘dan özlediğim Org+saz melodilerini buldum burda 🙂 Biz oynamadık ama, Alper, Selma ve Turo ile köyün değirmenini gezdik, sağına soluna baktık, bir amcanın dereden bulduğu bir zamanlar bir odun parçası olan ancak zamanla taşlaşan o acayip nesneyi alıp taşıdık. (Getirdim Eskişehir’e de 🙂 )Köyün meydanındaki afişler çok acayipti. Ama en tuhafı “Gürleyikli Avatarlar Doasına Sahip Çıkıyor” yazanıydı. Evet, Avatar filmine gönderme yapmışlar 🙂

Daha sonra da ÇED Halkın Katılımı toplantısına gidip gitmemek konusunda derin tartışmalar yaşadık. Zira köylülerin hiçbiri katılmıyorlardı. İmza toplamışlar.  Sonra gitmeye karar verdik. Ozan Hoca bizden önce gitmişti, bizde toplantı başladıktan biraz sonra girdik köy kahvesine. Hayatımda katıldığım ilk halkın katılımı toplantısı başlamış oldu böylece. Toplantıyı İl Çevre ve Orman Müdürü yönetiyordu. Bir yanında projeyi yapan firmadan bir Çevre Mühendisi ve diğüer yanındaysa stajımdan da tanıdığım şube müdürüm İsmail Bey, mühendisler Halil Bey ve Fatih Bey vardı. Ancak onlar toplantı boyunca sessiz kaldılar.

Toplantı İl Çevre müdürünün bir anlam veremediğimiz üslubu ile devam ediyordu. Az sayıdaki köylünün yaptığı itirazlar dinleniyordu. Odada ki herkes gibi bende bunların beyhude olduğunu anladım. O esnada orada projeyi yapan firmadaki mühendislerden biri hepimizi salak yerine koyup şu anlamsız konuşmayı yaptı: “Ben 40 yaşındayım. Bu lüks altında çok ders çalıştım. (O esnada kahvehanede gördüğü lüks ışıklarını kastediyor) Enerji bizim ihtiyacımız. Karadeniz’e yapmayalım, Tunceli’ye yapmayalım, ee nereye yapacaz biz bu tesisleri? Yakında heralde tekrar başlayacağız lüks kullanmaya.” Orada odada bulunan onca Çevre Mühendisliği öğrencisini salak yerine mi koyuyorsun? Bu kuracağın tesisin üreteceği enerji ile vatanı mı kurtaracaksınız? Üstelik siz bu enerjiyi üretmek için sayıları giderek azalan derelerimizinden birisinin akışını değiştiriyorsunuz, doğal yatağından çıkarıyorsunuz. Bunu da sırf para kazanmak için yapıyorsunuz, ülkeyi daha çok sevdiğiniz için değil. Bölgede rüzgar enerjisini bile kullanarak bu enerjiyi elde edebilirsiniz. Biz bu yapılmaya çalışılan şeyi görmüyoruz sanki. Toplantı boyunca İl Müdürünün de emeklilik hayallerinden bahsetmesi olaya renk getiren başka bir konuydu. Emekli olduğunda pazarda Gürleyik fasülyesi arayacakmış mesela. Tüm bu salaş hava Ozan Hoca’nın konuşmaya başlamasıyla dağıldı. Ozan Hoca, önce İl Müdürü’ne toplantının başında bizim şahit olmadığımız bir olaydan dolayı tepki gösterdi. Sonradan öğrendiğimiz, meğer toplantının başında sanki Gürleyikliler bizi onlara destek olalım diye çağırmışlar, biz Anadolu Üniversitesi’nden otobüs kaldırmışız gibi bir izlenim oluşmuş müdürde. Dernek başkanına tepki göstermiş, çıkışmış. Ozan Hoca’da bu haksız tepkiye tepki göstererek başladı. Sonra raporun yazılmasındaki özensizlikten, kopyala yapıştırlardan bahsetti. Bakanlığın bu tip halkın istemediği projelerde Proje dosyalarına internetten tesadüfen kısa bir süre kala erişime izin verdiğine dikkat çekti. Daha önceki projelerde de halkın istemediğini açıkça ortaya koyduğunu ancak nihai rapora halk bu projeyi sıcak karşılamıştır yazıldığından bahsetti.

Toplantı boyunca müdürün kurduğu birkaç cümleyi not aldım. “Şimdi burada ben güçlüyüm, ama yarın emekli olduğumda benimle rahatlıkla konuşabileceksiniz.”, ” Bu bölgede okur yazarlık düşük işte bu da bir gerçek.” ve ” DSİ’den istemişsiniz yapmamış, bakın işte özel şirket yapıyor, daha ne istiyorsunuz?” Bu cümlelerle ne demek istediğini düşündüm uzun süre.

Yandaki Amcaya Dikkat

En nihayetinde hiçbir şeyle başlayan toplantı yine hiçbir şeyle bitti. Çevre ve Orman Bakanığı’ndan gelen ve sebebini bilmediğimiz halde kalkıp ÇED sürecini, sanki idiyotlara anlatıyormuş gibi anlatan o bayanın anlamsız kahkahaları kulağımda çınlayarak çıktık kahveden. Yazın birlikte çalıştığım mühendislerle sohbet ettik biraz. Özlemişim hepsini. Sonra hocamızla ve arkadaşlar arasında değerlendirmelerimizi yapıp tekrardan Eskişehir’e doğru yola koyulduk. Güzel ve pek çok yönden anlamlı bir gezi olmuştu. Teşekkürler Ozan Hoca.

NOT: Yazımda hatırlayabildiğim ve not aldığım herşeyi yazdım. Şirket adını ve bazı şahıs isimlerini bilerek kullanmadım. Burada yazımda her ne kadar HES karşıtı gibi dursam da aslında karşı olduğum şey yazımda da belirttiğim üzere buı kadar küçük bir şey için böyle değişimin yapılması. Toplantıdaki çevre mühendisi en temiz enerji üretim yolunun HES olduğunu söylüyordu. Ancak ben bu yolun pek temiz bir yol olduğunu sanmıyorum. Devlet, bu suyun kullanım hakkını 49 yıllığına kiralamış bu şirkete. Oradaki halkın suyunu, hepimizin suyunu yani.

Selma - Ben - Alper

NOT 2: Biraz uzun bir gün olduğu için bu yazıya ilerleyen günlerde eklemeler olacaktır.