Tag Archives: Şevkiye

2020 Yılımın Özeti

Mad Max: Fury Road filmini ilk kez sinemada izlerken filmin ilk aksiyon sahnesiyle koltuğumdan öne doğru fırlamış, bir daha da geriye yaslanamamıştım. İşte öyle bir yıl oldu 2020.

Blogun geleneksel yıl özeti yazısına hoş geldiniz. Bu özet yazıları, yıllardır her yılın sonunda yazdığım bir tür hesaplaşma, skor tutma, istatistik verme, racon kesme, kuyruğu kıstırma ve yazılması en uzun süren yazılar oluyor. Haydi, türümüzün son birkaç yüzyıldır yaşadığı en sıkıntılı yıllardan biri ve belki de en sıkıntılısı olan 2020 yılını nasıl geçirmişim hatırlayalım.

Bu yıl önceki yıla göre blogla daha çok ilgilenmeme rağmen, okuyucu sayımız biraz düşmüş. Ancak yazı sayısının önceki yıla göre ciddi oranda da arttığını söylemek lazım. Toplamda 80 yazı yayımlanmış blogda. Blogun son dört ayında WordPress ciddi bir güncelleme alarak “Blok” tasarımına geçti. Bunu okuyucu olarak siz fark etmediniz. Ancak içerik üreticisi olarak ben, ilk aylarda çok ciddi sıkıntı çektim. Ancak sonradan uyum sağlamayı başardım ve yazılar gelmeye devam etti. Tam 10 sene önce yazdığım “İyi Bir Münazara İçin İpuçları” isimli yazım bu yılında reyting rekortmeni. Hemen ardından Türkiye’nin belki de ilk ve tek Gillette Blue 3 ve Mach 3 koleksiyoncusu olmamı ispatlar şekilde, “Gillette Tıraş Bıçakları Kullanıcı Deneyimleri” isimli yazım en çok okunan yazım oldu. Ciddi bir sağlık problemi yaşadıktan sonra yazdığım “Bir Reflü Macerası” yazım en çok okunan üçüncü yazı oldu. Buna çok sevindim çünkü internette çok az yerde bulunabilen bir diyet ve yasaklılar listesini yayımladım bu yazıda. Umarım okuyan herkesin işine yaramıştır o liste. Google’a “münazara” yazarak bana ulaşan çok ciddi sayıda okuyucu olması sevindirici. Çünkü ben yıllar önce yazdığım o yazıma ek olarak bir yazı daha yazdım ve ilk yazıyı okuyan okuyucuların bu ikincisini de okumasını görmek iyi. Bloga en çok ziyaretçiyi arama motorları göndermiş. Bunun dışında sırasıyla Facebook, Twitter, Linkedin ve Instagram okuyucu göndermiş. Bu sene birkaç özel yazı için ilk defa reklam vereceğim. Bugüne kadar reklamdan bir kuruş kazanmadım. Ancak yıl içerisinde bazı özel yazılar yazmayı planlıyorum. Bunlar için reklam vereceğim. Bir de yakında My Resort için bir Instagram hesabı açmayı düşünüyorum. Ancak yazılarıma link veremeyeceğim için bunu nasıl yaparım ya da neye yarar, bunu iyice planlamam lazım.

İhsan Oktay Anar‘ın çeşitli dergilerde yayımlanmış küçük öykülerini derlediğim şu iki dosya (İhsan Oktay Anar’ın Minik Öyküleri Derlemesi ve İhsan Oktay Anar Minik Öyküler Derlemesi 2: Rabnûma) bu yıl en çok indirilen içerikler olmuşlar. Bu yıl onun İngilizce basılan tek kitabı olan The Book Of Devices‘ı aldım. Blogda en çok tıklanan görseller yüksek lisans diplomam ve reflü beslenme alışkanlıkları listesi olmuş. Haa bir de Gandalf var tabi. Bu yıl ülkemizden sonra en çok okuyucu ABD, Almanya ve can Azerbaycan’dan gelmiş. İngiltere’den yapılan 86 girişin ise en az yarısının bizim Seval olduğundan eminim 🙂

Şimdi gelelim aylık performanslara ve yaşananlara:

Ocak 2020: Yıl içerisindeki en kötü yazım performansı bu ay olmuş sadece 3 yazı! Bunlardan bir tanesi de zaten 2019 yılımın özetiydi.
:: Geçen yılın en büyük müzikal keşiflerinden birisi olan Altın Gün ön plana çıkmış. Bana göre şimdiye dek çektiğimiz en iyi cover videolarından birini çekmişiz ve Altın Gün yorumuyla “Kolbastı” çalmışız. Sağ olsun Cem‘in bağlama da akmış gitmiş valla 🙂
:: Yıllar sonra nihayet blogun arka planını değiştirmişim. Ayrıca Gillette tıraş bıçağı koleksiyonum için de ayrı bir sayfa açmışım.

Ocak 2020’de kullandığım üst resim

Şubat 2020: Toplam 5 yazı. Eh, fena değil. Bu ay yılın hareketlenmeye başladığı, Covid-19‘un duyulmaya başlandığı bir aydı. Başımıza neler geleceğinden habersiz, öylece bekliyorduk.
:: Alper ve Özge nişanlandı. Bu yılın ilk düğün/dernek haberi Alperler’den geldi. Hep birlikte Ankara’ya gittik. Böylece Özge’nin ailesiyle de tanışma imkanımız oldu. Yıl içerisinde de pek çok arkadaşımızın güzel haberlerini almaya devam ettik.
:: Kendime nihayet bir masaüstü bilgisayar toplayabildim. Tabi bu gelişmede en büyük pay Kerem Bey‘in ve Lütfi Abi‘nin. Sağ olsun Kerem Bey’in bir kıyıda kalmış emektar bilgisayarını aldıktan sonra ram ve SSD takviyesi yaparak şu anda da kullandığım bilgisayarı hayata döndürmüş oldum.
:: Yağız ve Alper’le birlikte, şimdiye kadar yaptığımız en prodüksiyonlu videomuzu yaptık. Yıllardır severek dinlediğim büyük üstat Ennio Morricone’yi de andık böylece.
:: Kendime bir 75-300 odak uzunluklu zoom lens aldım. Böylece özellikle dolunaylarda çok daha güzel görüntüler çekebilmeye başladım.

Mart 2020: Bu ay toplam 8 yazı yazdım. Ayrıca çok fazla sayıda eski yazımı da güncelledim. Özellikle eski görsellerin linkleri öldüğü için blogun arka planında epey hummalı bir çalışma devam ediyor. Ülkede de bu aydan itibaren Covid salgını ciddi bir boyuta taşınmıştı. Yakın zamanda iki arkadaşımız HazalUtku ve BetülMustafa yeni evlerine taşındılar. Ayrıca bu ay Antalya’ya bir eğitim çıkmıştı, Yunus Emre‘yle birlikte gidecektik. Ancak Covid nedeniyle iptal edildi.
:: Orta Dünya’ya ait yepyeni kitaplar yayımlandı ve ben hepsini kitaplığıma ekledim. Şu anda birkaç eksik dışında gayet iddialı bir Orta Dünya kitaplığım oldu.
:: Ali Sami Yen‘e bir kere daha, bu sefer de Alperler’le gittim. Orada Özlem ve Ceyhun da ekibe katılınca müthiş bir gün ve müthiş bir maç oldu. Galatasaray’ımızın o yıl seyirciyle oynadığı son maçtı bu. Bir hafta sonra tüm ülkede Covid alarmları çalmaya başladı.

:: Çok uzun süredir arşivime katmak istediğim Daft Punk‘ın Random Access Memories isimli albümünün plağını nihayet alabildim.
:: Yıllardır karşılaştığım en kötü virüs bilgisayarıma bulaştı. Hep duyduğum ama bir şehir efsanesi olarak dinlediğim .remk virüsü bilgisayarıma bulaşıp tüm dosyalarımı şifreledi ve şifre için benden 980 dolar para istediler. Neyse ki (hala şükrediyorum) %99 oranında yedeklerim sayesinde kayıpsız olarak kurtuldum. Ancak bu bana yaklaşık 1 haftaya mal oldu.

Nisan 2020: Pandemi ülkeyi kasıp kavurmaya başladı. Evlere kapandık. İşe dönüşümlü olarak gidiyoruz. Karamsarlığın en üst düzeyde olduğu bir aydı. Arkadaşlarımız bir biri ardına evlilik tarihlerini ertelediler. Bu ay 8 yazı yazmışım.

:: Yıllar sonra arşivden bulunca Hobbit’in orijinal illüstrasyonlarını yayımladım. Eğer gözden kaçıran varsa muhakkak indirip arşivlesin.
:: Ülkemizin rock ve metal müzik kültüründe önemli bir paya ve yere sahip olan Çağlan Tekil bu ay hayatını kaybetti. Geçirdiği beyin kanaması sonucu bir sürede komada yaşam savaşı verdi ancak daha fazla dayanamadı. Bu yazıda “Şimdi ardından Head Bang ne olur, yeni sayı yayımlanır mı, yoksa Baron’la birlikte bu efsane de ölümsüzlüğe doğru yelken açar mı bilmiyorum.” demiştim. Birkaç ay sonra Head Bang son bir sürpriz yapacaktı.
:: Mach3 koleksiyonuma iki önemli parça eklemişim.
:: Bir süredir uğraştığım fotoğraf stoklama işlemini nihayet yapabilmişim. Bu sayede ayın çok daha net fotoğraflarını çekebiliyorum.
:: Halen daha hayatımızın en büyük maceralarından biri olarak nitelendirdiğimiz Gelibolu Maceramıza ait yıllar sonra bir keşif yaptım. Üstelik yıllar önce yazılan yazılardaki görselleri de güncelledim.

2012 Aralık

Mayıs 2020: Pandemi tüm ülkede devam ediyor. Nisan ayına göre biraz daha iyiye gidiyor durum. Bu ay yine 8 yazı yazmışım. “Evde kal“manın en büyük faydalarından birisi bu oldu. Bir de elbette bu yılın bizim için en büyük, en önemli ve en güzel olayı var: Mert Ekin dünyaya geldi.
:: İhsan Oktay Anar’ın daha önce hiç okumadığım bir öyküsünü keşfettim: Rabnûma. Yıllardır üstadın kaleminden yeni şeyler okumuyoruz. Bu öyküsü de 1989 yılında kaleme aldığı bir öykü. Tarzının oturmaya başladığı dönemler. Hoca bu öyküden 5 yıl sonra da Puslu Kıtalar Atlası’nın yayımlayacak.

:: Aylardır beklediğimiz mucize gerçek oldu ve sevgili yavrumuz Mert Ekin dünyaya geldi. Pandeminin ortasında, gözden uzak ve tedirgin geçen birkaç günün ardından yuvasına geldi. Ben bu satırları yazarken Mert’in 8 aylık olmasına birkaç gün kaldı. Buraya da yeni doğan değil de şimdiki halinin bir fotoğrafını ekliyorum. Yılbaşında çektik.
:: Bu yılın en iyi projelerinden birini daha başarıyla tamamladım. Mini vidalama makinesi yaptım. Bu projeyi yaparken bana destek olan Türker, Süha ve Murat‘a bir kere daha teşekkür ederim.
:: Bu yılın en gurur verici çalışmasına imza attık hem de neredeyse tüm arkadaş gurubumuz bir arada! 19 Mayıs’ta “Hoş Gelişler Ola” marşını çaldık hep birlikte ve ortaya yıllar sonra bile keyifle hatırlayacağımız güzel bir video çıktı. Emeği geçen tüm dostlara bir kere daha teşekkür ederim. Bu arada üç kardeş birlikte yer aldığımız ilk müzik videomuz da bu oldu.

:: Murat İlkan‘ın Fanus albümünün hatalı basılan ilk plağını aldım. Hem Murat İlkan’ı çok sevmem hem de koleksiyon değeri olan bir ürün olduğu için hiç kaçırmadım. Plak dinlenebiliyor ancak mastering’i çok yetersiz ve parçalarda çok ciddi hatalar var.
:: Nereden esti bilmiyorum ama daktilo alırken dikkat edilecek konulara ilişkin güzel bir yazı yazmışım. Bu sene çok okunan bir yazı olmadı ama reytinglerinin giderek arttığını görüyorum. Birkaç seneye blogun önemli yazılarından birisi olabilir.

Haziran 2020: Bu ay sadece 4 yazı yazmışım. Rehavet oldu tabi. Bütün ülke de tıpkı benim gibi rehavete kapıldı. 1 Haziran’da pandemi yasakları sona erdi. Covid 19’da tünelin ucunda birazcık ışık görmüşken, vak’a sayılarını nihayet 100’ün altına düşürmüşken ve tam da tedbirlerin korunması gerektiği yaz sezonun açılışıyla tüm tedbirler kalktı. Aylardır kapalı kalan halk bir anda hiç olmayacağı kadar dolaşıma çıktı. Bankalar insanlar tatile gitsin diye kredi verdi. Tatil sezonuyla çakışmasın diye üniversite sınavı ertelendi. Bunun bedelini de elbette birkaç ay sonra çok daha şiddetli bir şekilde ödeyecektik.

:: Mustafa, Massive Agressive isimli iç dekorasyon butiğini açtı. Başlangıçta steampunk esintili objelerde kısa sürede Instagram’da beğenileri toplamayı başardı. Her geçen gün satış ağını da genişletiyor.
:: Alper’le birlikte en sevdiğimiz Türk gruplarından olan Pentagram’ın en sevdiğimiz iki şarkı This Too Will Pass ve Lions In A Cage’i coverladık.
:: Yıllardır istediğim ancak bir türlü fırsat bulamadığım bir şeyi yaptım ve kendi el yazımı bir fonta dönüştürdüm.
:: Ülkemizde basınında da yer alan ancak kimsenin tek bir kare fotoğrafını bulamadığı dergiyi Seval sayesinde Almanya’dan buldum. Seval’in Almanya’dan bana yaptığı son iyilik bu olacaktı. Çünkü bir süre sonra İngiltere’ye taşınacaktı.

Temmuz: Bu ay blogda 7 yazı yazmışım. Önceki yıllarda genede tatile falan gittiğimiz için Temmuz pek yoğun geçmezdi ancak bu sene Covid’den dolayı evlerde kaldığımızdan fena bir ortalama değil.

:: Biricik dostum Selçuk Ceylan‘ın yepyeni iki kitabını daha okudum. Selçuk’un yazdığı kitap sayısı 6’ya ulaştı.
:: Yılın en iyi dolunayını yılın en sevdiğim ayında yaşadım. Ender ve Alper’le birlikte Ghost’un Ritual parçasını coverladık.
:: Büyük üstat, çağımızın en büyük müzisyenlerinden Ennio Morricone hayatını kaybetti. Türkiye’de kendisinden ve eserlerinden en çok bahseden bloglardan birisi olan My Resort’ta, olabildiğince güzel bir yazı yazarak uğurladık ustayı.
:: Utku ve Alper’le pizza yeme yarışmasına katıldık. Ben dereceye giremedim ama Alper ikinci, Utku üçüncü oldu.
:: Hayatımın en sessiz sedasız doğum günlerinden birini geçirdim. Aynı dönemde In Flames, Clayman albümüne 20. yıl özel baskı yayımladı. Ben de bu albüm ve Fury filmi için birkaç yeni baskı tasarladım.

:: Okulda bu yıl düzenlenmeye başlayan çevrimiçi Öğrenci-Mezun Buluşmaları etkinliğinde bölümümüz ve mesleğimiz adına bir sunum yaptım. Keyifli bir akşam oldu. Bir kere daha, beni davet eden sevgili hocalarıma ve öğrenci arkadaşlarımıza teşekkür ederim. Blogda bahsetmesem de bu yıl bu şekilde pek çok çevrim içi etkinlik oldu. Covid-19’un hayatımıza kattığı farklı tecrübelerden birisi de bu oldu.
:: Çok kıymetlim ve yıllardır eski baskıları astronomik fiyatlarla satıldığı için alamadığım Nur Yoldaş’ın Sultan-i Yegah albümü yeniden plak olarak basıldı. Üstelik şeffaf, kırmızı renkli ve gatefold olarak. Hemen aldım.

Ağustos 2020: Yaz bütün rehavetiyle devam ediyor. Covid yavaş yavaş ülkeye yeniden yayılmaya devam ediyor. Gerçek rakamların kelime oyunlarıyla gizlendiği yönünde toplumda ciddi bir kuşku ortaya çıktı. Bir süre sonra bu kuşkuların haksız da olmadığı görülecekti. Bu ay toplam 7 yazı yazmışım. Bu ay hem Koray ve Tuğba‘nın hem de Alper ve Özge’nin düğünleri vardı. Koray ve Tuğba’nın Antalya’daki düğününe gidemedim.

:: Alper tam 14 yıl sonra Eskişehir’den taşındı. Blogda yazdığım en depresif yazılardan birini yazdım. 2020’nin en kötü anlarından birisiydi veda anı. “Fotoğrafların kesilmiş yerlerini saklamayı yıllarca becerdim ama artık sen de yoksan çerçevede çok azımız kalıyor o yıllardan.”
:: Kiracı olarak oturduğum evde büyük bir tadilat yapıldı. Ustaların da temiz çalışmamasından dolayı toparlanmak epey uzun sürdü. Ancak yine de ustaların hakkını yemeyeyim, en azından kısa sürede tamamladılar. Temizlik uğraştırdı biraz.
:: Özge ve Alper’in düğünü oldu. Bursa’ya gittim düğün için. Corona’nın gölgesinde korka korka yaptığımız, çok şükür kimseye de bir şey olmadan tamamladığımız bir düğün oldu.
:: Gillette Blue 3, beni şaşırtarak üç büyükler (Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş) renklerinde tıraş bıçakları çıkardı. Koleksiyona bir anda üç bıçak daha eklenmiş oldu. Ülkenin en iddialı koleksiyonuyum.
:: Bir klasik olan Fahrenheit 451‘i okudum. Kitap başta sarmadı, epey zorladı ancak sonradan çok hoşuma gitti. Filmini izledim ve çizgi romanını sipariş ettim. Bir de Eskişehir’de Fahrenheit 451 isimli bir sahaf keşfettim. Mehmet‘in sayesinde Devran’la tanıştık. İlerleyen günlerde de Devran’dan epey bir kitap alacaktım.

Eylül 2020: Covid’e karşı alınan önlemlerin göstermelik olduğu anlaşıldı. Özellikle Kurban Bayramı’yla birlikte memleketin dört bir yanına dağılan vatandaşlar sayesinde en küçük köylere bile virüs ulaştı. Nisan ayından daha beter bir duruma doğru ülke sürükleniyordu. Bu ay toplam 7 yazı yazmışım.

:: Grafik tablet aldım. Okulların açılmayacağı ve derslerin uzaktan yapılacağı anlaşılınca bir fırsatçılık ülkesi olan Türkiye’de 300 liralık ortalama grafik tabletler 600-700 liralara fırladı. Milli Eğitim Bakanı’nın eğitim uzatan yapılacaktır diye açıkladığı gece neredeyse %100 zamlandı tüm tabletler.
:: Yağızhan mezun oldu. Sagopa Kajmer, Yunus EP isminde bir albüm çıkardı. Bu albüm benim yıllar sonra dinlediğim ilk yeni Sagopa albümü oldu.
:: Gıda Dedektifi Musa ÖZSOY’un “Ne Yediğinizi Biliyor musunuz?” isimli kitabını okudum. Yalan yok, gıda endüstrisi hakkında daha önce bilmediğim pek çok yeni bilgi öğrendim. Ayrıca gıda tercihlerimi yeniden gözden geçirmemi sağladı.
:: Scooter aldım. Xiaomi M365 marka modelli scooter, bu yıl aldığımız en verimli aletlerden birisi oldu. Özellikle şehir içi ulaşımda büyük bir devrim yarattığını söyleyebilirim.

Ekim 2020: Blog açısından iyi geçen, 9 yazılık bir ay oldu. Covid’in daha da kötü bir hal aldığı artık kabul edildi ve yeni tedbirler alındı. Bu ayın diğer bir özelliği ise Sertan ve Ayşe‘nin biricik yavrucukları Özüm dünyaya geldi. Mert doğduğunda yaşadığımız heyecanı, bu sefer de Özüm için yaşadık 🙂

:: Şevkiye‘nin teleskobunu ödünç aldım. Aynalı teleskop hiç kullanmamıştım. Ancak kurduktan sonra epey bir keyif verdi.
:: Bir devrin sonu geldi ve Head Bang 6, Çağlan Tekil’in yarım bıraktığı işi tamamlamak için son kez yayımlandı. Head Bang devri sona erdi. Müthiş bir bir veda sayısı olmuştu.
:: Efendi, 2020 yılı içerisinde tam üç tane single yayımladı. Bu yıl umarım yeni albümleri çıkar.
:: Plak koleksiyonumdaki ilk long playlerden biri olan Kamuran Akkor’un Boşver Üzülme plağı için yıllar sonra bir kapak yaptım.

Kasım 2020: Yıl sonu yaklaştıkça doktora teziyle ilgili kaygılarım da tavan yapmış durumdaydı. Covid’in tedavisine dair her kanalda aşı çalışmalarıdan bahsediliyor. Biz de yeni bir dönüşümlü çalışma sistemine geçtik. Bu ay 5 yazı yazabilmişim.

:: Yıllardır kitaplığıma katmayı çok istediğim Harry Potter’ın resimli baskılarını Merve’nin hediyesiyle aldım. Kitaplarım açısından bu yılın şüphesiz en müthiş olayı buydu. Aynı dönemde bir de Buz ve Ateşin Dünyası isimli Game Of Thrones evreni kitabını aldım.
:: Anneannem Kars’ta vefat etti. Yıl boyunca uzak akrabalarımızın, birkaç tanıdığımızın Covid’den dolayı vefat haberini almıştık. Ancak anneannemin vefatı hepimizi yaraladı. Onu bu şekilde kaybetmek tarifsiz. Hala da ne diyeceğimi bilmiyorum. Gidemedik göremedik. Işıklar içinde uyusun, mekanı cennet olsun.

Aralık 2020: Yılın son ayında 8 yazı yazmışım. Bu yıl da böylece bitmiş oldu. Covid’e karşı geliştirilen aşı haberleri büyük bir mucize gibi karşılandı Dünya’da. İnsanlar umut beslemeye başladılar. Çünkü ekonomi çok kötü durumdaydı. Aşı haberleri ve ülkedeki bir takım siyasi gelişmelerden dolayı (Maliye bakanı istifa etti) ekonomide olumlu yönde kıpırdanmalar oldu. Eve kurutma makinesi aldık. Resmen bayram havası yaşanıyor günlerdir 🙂
:: Tam 15 yıldır bıkmadan, sıkılmadan izlediğimiz Supernatural dizisi final yaptı. Hayatımızın yarısına eşlik etmiş abilerim Sam ve Dean Winchester’a veda ettik.
:: Kendime iyi bir tripod aldım. Bu sene 75-300 objektiften sonra fotoğrafçılığa yaptığım son yatırım bu oldu.
:: Avatar’ın “Verilen Söz” isimli çizgi romanı ilk defa Türkçe yayımlandı.

:: Yıllardır kullandığım emektar bendirimi modifiye ederek yeni bir bendir sahibi oldum. Devrim yaratan akort sistemi sayesinde çok başarılı tonlar elde edebiliyorum.
:: Çok sevdiğim Fury filminin Amerika’dan aldığım soundtrack plağına kavuştum.
:: Cidesphere’in Dawn Of A New Epoch albümünün plağını aldım. Bu yılın en iyi metal işlerinden birisiydi bu albüm.

Bu yıl iş yerindeki üçüncü yılımdı. Önceki yıllara göre biraz daha karamsardım bu yıl. Hayal kırıklıklarım çok fazlaydı. Bu yıl vedaların yılı oldu. Geçici süreliğine de olsa Pınar ve Melike gittiler. Lütfi abi ve Şükrü abi gibi değerli abilerimiz emekli oldular. İsmihan abla emekli oldu. Biricik arkadaşımız, en yakın arkadaşımız Caner ise en büyük darbeyi vurdu ve Zonguldak’a tayin olarak gitti. Üç yılın ardından ilk defa bu yıl şubeler arası ufak görev değişiklikleri oldu. Sevgili oda arkadaşım Hülya Hanım diğer şubeye, kıymetli arkadaşım Sanem Hanım da bizim şubeye geçti ve yeni oda arkadaşım oldu. Masam değişti. Gerçi itiraf etmek gerekirse masamın değişmesine çok ama çok sevindim. Bu yıl uzaktan çalışma kavramıyla tanıştık. Bütün bir yıla baktığımızda da yine iş yoğunluğumuzu Sıfır Atık, mahkemeler, yılın ilk dönemlerinde gürültü şikayetleri oluşturdu. Bu yıl ne yazık ki hiç spor etkinliğimiz olmadı. Sadece iş yerinde değil, Covid’in başlangıcı olan Mart ayından itibaren spor salonlarının kapatılması nedeniyle dışarıda da spor yapma imkanım olmadı. Spor salonu ekibiyle dışarıda görüştük. Enes, tam da bu dönemde askerden geldi. Erhan Abi ve Enes’le birkaç defa buluştuk.

Gelelim Instagrama. Bu yıl Instagram’da çok güzel coverlar paylaştık. Ayrıca koleksiyonla alakalı güzel derlemeler yaptım. Hepsini değil ama bir kısmını aşağıda paylaşıyorum.

Bu yılın da en sekmeyen yazıları dolunay yazıları oldu. Hatta bu sene 12 değil, 13 tane dolunay yazısı yazdım. Bu yazıların en güzel özelliği o dönem sahip olduğum ruh halini çok iyi yansıtmaları. Ayrıca müzikal çalışmalarımız da genellikle bu yazıların içerisinde veriyorum.

Youtube’u çok ihmal ettim. Çok ihmal ettim ve sadece 1 video yayımladım. Belki 2021’de daha dolu geçer. Covid pandemisi aslında evde kaldığımız dönemde film ve dizi izlemek için uygun bir zamandı. Ancak hem Merve’nin hamileliğinin son dönemleri olması hem de Mert’in doğmasıyla birlikte hayal ettiğimiz gibi olmadı film izleme olayı. Yine de Netflix‘te epey bir şeyler izledik. Bunların içerisinden beğendiklerimden bazıları Old Guard, Cinayet Süsü, Nice Guys gibi filmler oldu. Bu arada umarım Old Guard’ın devam filmi çekilir. Şunu fark ettim ki eski filmleri izlemeyi daha çok seviyorum. Fury, Yüzüklerin Efendisi, Kapıdaki Düşman, Er Ryan’ı Kurtarmak gibi filmleri senede birkaç kere izliyorum. Mesela How I Met Your Mother‘a başladık yeniden.

Halen izlemekte olduğum İkinci Dünya Savaşı’nın En Önemli Olayları isimli belgesel ise hayatımda izlediğim en derli toplu 2. Dünya Savaşı belgeseli. Bu yıl ayrıca Atiye, Breaking Bad, Spartacus ve La Casa De Papel‘i izledik. Netflix dışında bu yıl Mustafa sayesinde Amazon Prime‘ı da denedim ama burada da birkaç eski film dışında yeni bir şey izlemedim. Bunlardan bağımsız olarak 1917 isimli film muhteşem bir WW1 filmiydi. Ayrıca ilk defa izlediğim Bone Tomahawk da yıllar sonra izlediğim en iyi western filmiydi.

Bu yıl edebiyatla dopdolu geçti. Bunda da en büyük pay Hicri Bilakis Kuşçu‘nundur. Bugüne kadar yıl içerisinde okuduğum, aldığım kitapların sayısını tutmazdım. Ayrıca kitaplara dair yaptığım incelemeleri de yazmazdım. Onun yılbaşından hemen önce verdiği Metis Ajanda 2020 – Ya Kebikeç! sayesinde bu envanteri günden güne tutabildim. Bu ajandanın en güzel yanı, ihtiyacınız olan her şeyi içeriyor olması. Önemli günleri, dolunay takvimi, özel sözler, yazarları eserlerinden alıntıları (ki bunlar bile başlı başına bir okuma kaynağı), küçük bir not bölümü, telefon rehberi ve birkaç faydalı bilgi. Yoğun geçen bir yıl olmasına rağmen baş ucumdan kitabı hiç eksik etmedim. Bu yılın ilk kitabı Borges’in Ficciones: Hayaller ve Hikayeler oldu. Burada yer alan Artificos kısmı müthişti. Bu yıl okuduğum en iyi kitaplar ise Alamut, Malafa ve Sapiens oldu. Bunu Herkes Bilir ve Meteor Avı‘nı yarıda bıraktım. Ayrıca Zaman Makinesi ve Fahrenheit 451‘den çok etkilenip çizgi romanlarını aldım. Bu yıl çeşitli yollarla (satın alarak, hediye olarak, takasla, ücretsiz olarak ve hibe edilerek) elime toplam 93 kitap geçmiş. Bunlardan 30 tanesi Jules Verne kitapları.

Jules Verne demişken, hayatımın Jules Verne’yle dopdolu geçen yıllarından birisiydi. Yılın ortalarında Murat Haser isimli ülkenin en büyük Jules Verne koleksiyoncusuyla tanıştım internetten. Paylaşımları üzerinden epey muhabbet ettik. Bu sayede benim tamamladığımı sandığım bazı serilerin eksik olduklarını görüp tamamladım. Ve İthaki koleksiyonumu sadece son kitap (46 no) eksik olmak üzere tamamladım. ALFA Yayınlarının “Olağanüstü Yolculuklar” serisine başladım. Bu serinin güncel bir seri olması nispeten işimi kolaylaştıracak.

Müzik. Bütün yıl boyunca dinledim. Hastanede doğum için kontrole gidince de dinledim, sabahları işe giderken de dinledim. Kulaklığım bozuldu ve aylardır servisten gelmedi. Dışarıdayken idare ediyorum başka kulaklıklarla. Bir gün Ender’le buluşmuştuk. Arabada radyoda bir şarkı duydum. Giriş melodisi acayip hoşuma gitti. Yıl boyunca da dinleyip durdum: Kahraman DenizUzak Gelecek. Oluyor böyle takıyorum bazı şarkılara. Mesela hiç tarzım olmamasına rağmen Kül, Dünya’dan Uzak ve Kentsel Dönüşümler isimli şarkıları da çok beğendim. Sagopa Kajmer’in de girişteki strachleri çok hoşuma gittiği için Pankart isimli yeni şarkısını beğendim. Bir de keşif yaptım ki keşfettikten sonra defalarca dinledim. İstanbul Şarkıcıları isimli oluşumun Köroğlu Dağları isimli şarkısı. 1980 yılında yayımlanmış. Müthiş bir şarkı. Bir de bahsetmezsem olmaz, Ouzo Bazooka‘nın Space Camel isimli şarkısı var ki klibiyle falan muazzam. Mert’i kucağıma alınca bunu açıp dans ediyoruz. Gerçek saykodelik budur!

Metal müzik dünyasında ise epey gelişmeler yayımlandı. In Flames, Clayman albümünün 20. yılına özel bir EP yayımladı. Eski şarkıların yeni düzenlemelerini içeriyordu. Yeni düzenlemelerin hiçbirini beğenmedim. Ancak albümün remastered halini beğendim. Deftones, Ohms isimli albümünü yayımladı. Albüm aklımı başımdan almadı ama kötü de değildi. Önceki albümden çok daha iyiydi. Deftones ayrıca başyapıtları White Pony’nin 20. yılına özel bir Anniversary Edition yayımladı. White Pony x Black Stallion isimli bu double albümde ilk albümün remastered şarkıları ve remiksleri yer aldı. Remikslerin bazıları resmen bambaşka şarkılar olmuşlar. Çok beğenmedim. Katatonia, City Burials isimli yeni albümünü yayımladı ancak olmadı, yaprak kımıldamadı bende. Yine bir başka grup Linkin Park da Hybrid Theory albümlerinin 20. yılına özel bir albüm yayımladılar. İçerik olarak çok zengindi ancak çok da pahalı olduğu için almak mümkün değildi. Yine de eski videolarını yeniden düzenleyip renkleri ve çözünürlüğü olağanüstü hale getirdiler. Sırf bu bile yetti de arttı. Yıllar sonra oturup Linkin Park dinledim. Hatta şu anda da In The End çalıyor.

Ülkemizde de müzik piyasası covid’e rağmen üretkendi. Konserler olmadı ama gruplar evlerinde üretti. Grupların bir dönem evlerinden yaptığı cover ve akustik çalışmaları beğeniyle izledim. Bu yılın en yeni yepyeni grubu benim için Bipolar Architecture oldu. Heretic Soul‘dayken de çok beğendiğim Sarp‘ın yeni grubu. Depresif melodilerin üzerine yaptığı vokali özellikle beğendim. Şu anda grubun üç şarkılık bir EP’si ve bir de single çalışması var. Bu yıl umarım onların adına daha iyi geçer. Canımız ciğerimiz Pentagram‘ımız yeni bir albüm çıkarır diye bekliyorduk ancak “Bu Düzen Yıkılsın” isimli bir single yayımladı. Bir de video çekti. Beğenmedim. Ancak şu açıdan mutlu oldum ki Pentagram yola sekiz kişi olarak devam edecek gibi görünüyor. Cidesphere, bu yılın en iyi albümlerinden birini çıkardı: Dawn Of A New Epoch. Yılın son aylarına denk gelmesine rağmen Spotify’ım da ilk üçe girdi albüm. Özellikle Sacred Patronage bu yıl favori metal şarkım oldu. Sabhankra bu yıl yeni bir materyal üretmedi, konserler verdi. Ancak 2021’de yeni bir albüm yayımlayacaklar. Yani aslında bu dönemi onlar da üretmek için kullandılar. Bu yıl onlarca albüm çıktı elbette ancak belki de bunları ben de ilerleyen yıllarda keşfedeceğim için buraya fazla detay yazmıyorum. Son olarak baş tacım Black Omen‘in ilk demosu kaset formatında yayımlandı. Bununla ilgili ayrı bir yazı yazacağım için detay vermiyorum.

2020’nin ilk aylarında verdiğim bir yedek parça siparişi vardı. Aralık ayının ilk haftası geldi ve yanlış geldi. Yeniden sipariş oluşturdum bekliyorum. Ayrıca Pioneer servisinden hala kulaklığımı bekliyorum. Umarım bunlar bu yıl gelir. Koray’ın istediği Mor ve Ötesi – Deli parçasının davul videosunu hala çekemedim. Onu bitireceğim. Sercan’la bu yıl üç kere görüştük. Ocak ayında Eskişehir’e geldiğinde ve Alper’in düğününde. Volkan’la ise görüşemedik hiç. Sercan‘a doğum gününde güzel bir kolaj video yaptık. Beğenmedi 🙂 Bursa’dan isimsiz bir mektup geldi. İçerisinde uzunca bir plak listesi vardı. Beni nereden buldu, ismime ve adresime nasıl ulaştı bilmiyorum. Ama iç içe de sevinmedim değil. Zaman zaman açıp okuyorum.

Yazmayı yukarıda unuttum ama kardeşim Mustafa, Kocaeli Üniversitesi’nden Osmangazi Üniversitesi’ne geçiş yaptı. Dolayısıyla iki yıldır süren çilemiz nihayet bitti. Nihayet yeniden Eskişehir’de toplandık. Bu yılın güzel gelişmelerinden bir tanesiydi bu. Tabi ki bir diğer Mustafamız da nihayet gitti Trabzon’da nişanlandı Kübra’yla. Mustafa şüphesiz son yıllarda hayatımıza giren en değerli adamlardan. Ama Kübra da o kadar müthiş bir insan ki bazen diyorum acaba Mustafa’yı mı daha çok seviyoruz Kübra’yı mı 🙂

Bu yıl Ferit sağ olsun bana bir sürpriz yaparak hazırladığı exlibrisi göndermiş. Ben de mektuplarımda kullanıyorum bunu. Kendisi yıllar sonra Kütahya’dan ayrıldı. İzmir’e tayini çıktı. Elbette Kütahya demişken bir diğer sevgili kardeşimiz Gürcan‘dan da bahsetmezem olmaz. O da bir kere Eskişehir’de beni ziyaret etmişti. Pandeminin hızlanmaya başladığı günlerdi. Sonrasında iade-i ziyaret fırsatım olmadı. Ama 2021’de şartlar düzelirse Gürcan’ı Kütahya’da ziyaret etmeyi planlıyorum.

Evet, yılın özeti yazılarımın olmazsa olmazı olan Hedefler bölümüne geliyoruz. Bakalım geçen sene kendimize hangi hedefleri koymuşum, neleri başarmış, neleri yapamamışım. En önemlisi de, önümüzdeki yıl neler yapmak istiyorum? 2020 yılı için hedeflerim şunlardı:

  • Elektronik davuluma bir ilave crash zili almak (Olmadı, alamadım. Ancak bozuk bir aksamını tamir ettirdim)
  • Kendime yeni bir bilgisayar toparlamak ve bunu olabildiğince ucuza yapmak. (Harika! Bunu başardım!)
  • Bir şarkıyı baştan sona düzenleyip cover olarak yayımlamak. (Bunu da yaptım sayıyorum, çünkü birkaç şarkıyı baştan sona olmasa da coverladık ve düzenleme yaptım)
  • Konsept bir fotoğraf çalışması yapmak. (Başarısız sayıyorum. Gerçi Alper’in düğününde epey bir çektim ama olsun, bu hedefi yazarken hayal ettiğim şeyi yapamadım)
  • Tank maketimi bitirmek. (Olmadı, yapamadım)
  • Vasatın üzerinde bir otomobil almak. (Olmadı, alamadım)

Evet, hedefler açısından çok da parlak geçmemiş anlaşılan. Moral bozmayalım ve kendimize 2021 için yeni hedefler koyalım. Önceki senelere kıyasla daha minimal hedefler koyuyorum çünkü Covid-19’un ne zaman biteceğini kestiremiyorum. Buyurun:

  • Elektronik davuluma ilave bir crash zili almak
  • Tank maketimi bir diorama ile bitirmek
  • Vasatın üzerinde bir otomobil almak
  • Doktoramı bitirmek
  • Eğer covid-19 nihayet tüm ülkede sona ererse iki farklı zamanda tatile gitmek
  • Alper’in isimsizini bitirmek

Bir önceki yıl şöyle yazmışım: “Umarım 2020 pozitif şeylerle dolu bir yıl olur. Hayatımızın belki kökten değişeceği, belki dibe vuracağımız, belki de göklere çıkacağımız bir yıl olacak. Hazırlıklı olmakta fayda var.” Hazırlıklı olamadık açıkçası. Yıl boyunca çok fazla şey kaybettik. Sevdiğimiz insanları, yakınlarımızı kaybettik. Afetler ve hastalıklar yüzünden çok insan öldü. Ama pek çok yavru da bu yıl gözlerini açtı hayata. Mert Ekin, bizim için bu yılın tek güzel şeyi oldu. Her şeyden habersiz, üç beş kişilik dünyasında yaşamaya devam ediyor 🙂 Ben bu yıl da buralarda olacağım sevgili okur. Bu yazıda unuttuğum bir şeyler muhakkak vardır. Lütfen bana yazın, hatırlatın. Umarım 2021 yılı her birimiz için daha farklı ve daha güzel olur. Unutma, gökte dolunay olduğu sürece Dünya’dan bir çift göz ona bakacak.

Olaylar: Laboratuvar İşlerim, Anadolu Üniv. Reklamı, Mach3 Krom Kaplama

Laboratuvar İşlerimde Son Durumlar

arazi02

En alttaki Heater Failure lambasının yanmaması gerekiyor

Temmuz ayının başında doktora tezimin son arazi çalışması vardı sevgili okur. Adeta saç baş yolduran aksiliklerin ardından nihayet tüm deneylerim bitti. O hafta her şey arazi öncesi çalışmalar sırasında başladı. Bilen bilir, ciddi bir bulaşık yükü vardır çalışmaların öncesinde. O bulaşıkları yıkarken en olmayacak iş oldu ve önemini sonradan anladığımız biricik kıymetli otoklav cihazımız bozuldu. Hem de ne bozulmak! Bozulmuş olduğunu her yerinden sular fışkırtarak belli etti. Üstelik bu olduğunda saat 20.00 civarındaydı ve ben okulda tek başımaydım.

Bu cihaz bozulunca, muadili bir cihaz arayışına geçtim çünkü arazide kullanılacak bazı kapların sterilize edilmesi gerekiyordu. Bu konuda da her zaman elimizden tutan abimiz, kıymetli büyüğümüz Serdar Hocam yardımıma yetişti. Neredeyse son gün Ümit, İlkin ve Samir‘in olağanüstü yardımları sayesinde arazi hazırlığını tamamladık.

Ertesi gün yine bir aksilik yaşandı ve araziye gideceğimiz aracın aynası koptu. Onu yaptırmak durumunda kaldığımız için geç çıktık ve planladığımız sayının yarısı kadar istasyondan numune alabildik. Diğer gün ise ben laboratuvarda kaldığım için ekip bensiz gitti araziye. Hiç olmayacak bir aksilik daha yaşandı: Aracın lastiği patladı. Böylece akşam 17.00 civarında beklediğimiz numuneler saat 22.00 civarında geldi. Bunca aksiliğe rağmen o gece ve ertesi gün tüm analizleri bitirdik. Merve ve Alper‘in bu süreçteki yardımları olmazsa mahvolmuştum.

arazi01.jpg

Tez çalışmamdaki 1 no.lu istasyon

Neyse ki ertesi hafta da hiçbir sıkıntı olmadan beş gün süren son analizler de bitti ve Esra‘nın yardımıyla kaydını tuttum. Artık kullanacağım verilerin tamamı elimde mevcut. Önümüzdeki üç dönem boyunca tez çalışması devam edecek. Son olarak bu Ağustos ayı içerisinde birkaç gün daha sadece Tarık Abi‘nin arazi çalışması için laboratuvara gireceğiz. Sonrasında laboratuvar işleri proje için sona erecek.

Anadolu Üniversitesi Reklamı

İlginç bir dönemdeyiz. Artık okullar ve kurumlar da kendi reklamlarını çekiyorlar. Üretilen hizmetler kamu adına olsa bile artık kamu kurumları da reklamın gerekli olduğunu keşfediyorlar. Bu, sektör adına güzel bir gelişme.

Her ne kadar artık adımız Eskişehir Teknik Üniversitesi olsa da, halen bir Anadolu Üniversitesi aşığı olduğumdan yıllardır öğrencisi olduğum (bu yaz AÖF’den mezun oldum gerçi) okulumu dikkatle takip ediyorum. Ama nasıl olduysa geçtiğimiz günlerde çok güzel bir gelişmeyi gözden kaçırdım. Hazal ve Şevkiye sayesinde okulumuzun ilk reklam filmini gördüm 🙂 Gerçi sonradan tüm sosyal medyaya yayıldı ama olsun.

Üniversitenin yeni rektörü Şafak Hoca, gerçekten sıra dışı bir insan. Akademik geçmişi, üniversiteye üniversite dışından atanan ilk rektör olması, genç yaşı gibi pek çok faktör onu gündeme taşımıştı. Son dönemde de FETÖ’nün dijital platformlarda yaptığı işlerle ilgili Türkiye’de bir ilk olan araştırmayı kamuoyuyla paylaşmıştı. Bu yaz mezuniyet töreninde çok yakından görme ve konuşmasını dinleme fırsatım olmuştu.

Uzatmayayım, bu yıl Anadolu Üniversitesi tam da üniversite tercih döneminde güzel bir reklam filmi hazırladı. Filmde bir öğrenci. bölüm tercihi konusunda kararsız kalıyor ve rektör hoca da kendisine yardımcı olmaya çalışıyor ama bir yere kadar!

Ben ilk defa bir rektörün böyle farklı bir projede yer aldığını gördüm. İzleyince ister istemez bir tebessüm oluşuyor. Rektör hocanın maşallah cüssesiyle Marlon Brando‘nun Baba tiplemesi de cuk oturmuş. Okulun kendi imkanlarıyla yaptığı bu reklam filminden blogda bahsetmesem olmazdı. Emeği geçen herkese teşekkürler.

Gillette Mach3 Krom Kaplama Özel Seri

10054261276722Gillette, Dünya’nın belki de en meşhur tıraş bıçağı olan Mach3 serisi için yepyeni bir modeli tanıttı: Limited Edition. Bu yeni seri, ilk defa bir Mach3 bıçağıyla birlikte verilen özel bir stantla beraber geliyor ve tamamen krom kaplı, çok şık bir tasarıma sahip. Mach3 ve Mach3 Turbo bıçaklarıyla uyumlu bu yeni sapın orta kısmı kavramayı kolaylaştırmak için pvcden imal edilmiş. Sınırlı sayıda üretileceği söylediği için Migros’ta denk getirip normal bir Mach3 fiyatına alıp koleksiyona ekledim.

Bu yeni eklemeden sonra kendi çapında, ufak bir Mach3 koleksiyonu da oluşmuş oldu. Şu anda 6 farklı tasarımda Mach3 ve Mach3 Turbo bıçağına sahibim. Koleksiyonun tek eksiği yeni çıkan Mach3 Start modeli. Onu da elbet bir gün alınca muhakkak son halinin fotoğrafını paylaşırım. Koleksiyoncular acele edin, tükenmeden alın.

10054261440562

gilletteyeni

Koleksiyonun şu anki durumu: En soldan itibaren özel saklama kutusu, Black, Standart Mach3, Standart Mach3 Turbo, SenseCare, Ferrari, Limited Edition

TEDx Odunpazarı Böyle Geçti

Aniden ortaya çıkan ve beni yatağa mahkum eden bir hastalık dönemini de atlattıktan sonra kaldığımız yerden devam edebiliriz. Geciken, ama gecikse de o ilk günkü heyecanından bir şey kaybetmeyen blog My Resort’ta, 8 Eylül günü Eskişehir’de ilk defa yapılan TEDx Odunpazarı isimli etkinlik hakkında değerlendirmeler yapmaya çalışacağım.

_program

8 Eylül günü, ne yalan söyleyeyim, biraz da heyecanlı olarak etkinlik saatinden neredeyse bir saat önce mekana gittim. Etkinliğin yapılacağı opera binasına geldiğimde ne göreyim! Mekan şimdiden dolmuştu bile. İnsanlar fuaye alanında kurulu olan stantları geziyor, sohbet ediyordu. “Para babalarını değil, fikir babalarını” izlemeye gelen herkes, biraz da ortamın atmosferine kapılıp nasıl derin konularda sohbetler ediyordu görmeniz lazımdı.

Fuaye alanı. Tıklayın dev gibi olsun.

Etkinlikte numaralı bilet ve protokol olmadığından, insanlar salonda gözlerine kestirdikleri yerleri doldurmaya başlamışlardı bile. Ben de Şevkiye ve Betül‘le buluşacağımdan, bu işi biraz ağırdan aldım. Ancak salon dolmaya başlayınca nihayet kendime bir yer buldum. Kızlar da az sonra geldiler zaten.

Katılımcılara, etkinlik anında da orada bulunan bir 3D yazıcı tarafından üretilmiş kırmızı renkli bir X rozeti hediye ediliyordu. Rozeti cebime koyup konuşmacıların adlarını ve branşlarını bir kere daha kontrol ettim. Etkinliğe katılacağımı duyan Halil abimin tavsiyesiyle Doç. Dr. Oytun Erbaş başta olmak üzere tüm konuşmacıları beklemeye başladım. Okumaya devam et

Pentagram – MMXII Plağım

pent01Şu yazımda, bu yıl doğum günümde hediye edilen iki plaktan ilkini anlattım. Bu yazıda da Pentagram‘ın MMXII plağından bahsedeceğim.

Yıllar önce, Pentagram MMXII’yı çıkardığında epey heyecanlanmıştık. Sonuçta, çok uzun süredir beklediğimiz bir albümdü. Pentagram sevsin sevmesin herkes, muhakkak bu albüme bir kulak verecekti çünkü. Türkiye’nin ismi en çok duyulan metal müzik grubu olmanın herhalde en büyük avantajı da budur.

Albümle ilgili çok kapsamlı bir incelemeyi 2012 yılının Mayıs ayında yazmışım. Kendim yazdım diye demiyorum, daha kapsamlısını da bu zamana kadar okumadım. Bu albüm, ilk önce CD formatında yayımlandı. Daha sonra CD ve DVD formatında yayımlandı. Taa o zamandan beri istediğimiz bir şey vardı: Plak olarak da yayımlanması. Albümün plak formatında basıldığını ve dr.com.tr‘de satışa çıktığını gördüğüm gün sepete eklemiştim. Gel zaman git zaman, nedendir bilmiyorum, bir türlü satın almadım bu albümü. En az on tane daha başka albümle birlikte satın alınacaklar arasında bekleyip durdu.

pent05

İşte bu bekleme süresi Betül ve Şevkiye sayesinde bitti 🙂 Canım arkadaşlarım, blogun “Plaklarım” kısmına girip sahip olduklarıma bakmışlar. (Bakmışlardır kesin) Daha sonra Betül, albümün çıktığı sene olan 2012’de, birlikte laboratuvarda çalışırken dinlediğimiz şarkıları hatırlayıp bu albümü almalarını sağlamış.

pent02

Pentagram’ın Brezilya’da basılan korsan “Popçular Dışarı” albümünü saymazsak, bu plak Türkiye’de basılan ilk resmi Pentagram albümüdür. Dolayısıyla Türk Metal müzik tarihinde de önemli bir yeri vardır. Gatefold yani açılır kapak olarak basılması çok iyi olmuş. CD’nin kartonetinde yer alan tüm bilgiler, şarkı sözleri ve konsept fotoğrafların tamamı plak kartonetinde de yer alıyor.

pent03

Albümü alıp eve geldikten sonra Alper‘i de davet ettiğim bir akşam, Alper o ana kadar fark etmediğim çok önemli bir detayı fark etti: Plakta iki şarkı eksikti. Doğru ya! Albümde 3 tanesi Türkçe olmak üzere toplam 10 tane şarkı varken, plakta 1 tanesi Türkçe olan toplam 8 tane şarkı yer alıyordu. Pentagram, yayımladığı ilk resmi plağına Doğmadan Önce ve Uzakta isimli şarkılarını koymamıştı. Doğmadan Önce, albümdeki en iyi şarkılardan birisiydi bana göre. Koyamamaları çok büyük bir hata olmuş. Ayrıca bu durum, Alper için büyük hayal kırıklığı oldu.

pent04

Yazıyı, plağa koyulmayan güzelim şarkı Doğmadan Önce ile bitiyorum:

Uzun Hikayeler: Taşınma, Doğum Günü ve Dolunay

tasinma04
Bu yazıyı çok uzun zamandır erteleye erteleye bugüne kadar geldim. Neredeyse yirmi günlük bir yazı bu. 19 Temmuz 2016’da, hayatımın en güzel akşamlarından birini yaşadım. Doğum günüm dolunaya rastladı ve iki yıldır oturduğum evden taşınıp yeni bir eve geçtim.

Doğum günümün Temmuz ayı dolunayına rastlaması zaten beni epey heyecanlandırmıştı. Dolunaylardan başka tutunacak bir şey kalmadığı için, bu muhakeme gününün hoş tesadüfü, beni fazlasıyla mutlu etmeye yetti.

Bir süredir ev arıyorduk. Ancak emlakçıların komisyon pişkinliğinin artık dayanılmaz boyutlara ulaşması sebebiyle, öfkelenip güzel bir ev bulmak konusunda umudumu kesmiştim. Eski evin bir sonraki kirası son gün yaklaştıkça tedirginliğimiz artmıştı. Şansımıza, umudu kestiğimiz günün akşamı, bambaşka bir mahallede, Vişnelik Mahallesi‘nde tam da aradığımız gibi bir ev bulduk. İlanı gördüğümüz akşam hiç vakit kaybetmeden evi gezdik. Aynı gece evin sahibiyle epey uzun bir konuşma yapıp heyecanla ertesi sabahı beklemeye başladık. Çok uzun süre sonra ilk defa heyecandan uyuyamadım. Ertesi gün, evi tutmuştuk bile 🙂 Artık yeni bir ev sahibimiz ve arkadaşımız vardı: Selim.

tasinma07

Taşınma günü olarak 18 Temmuz’u seçmemize rağmen nakliye firmasının özrü ile 19 Temmuz gecesine kaldı iş. Neden gece? Çünkü tramvayın geçtiği caddelerdeki evlere nakliye asansörü kurulmasına ancak gece 01.00’den sonra izin veriliyormuş. 19 Temmuz günü iş yerinde heyecandan duramadım. Akşam adeta koşarak eski eve gittim. Günlerdir Merve, Hazal ve Utku‘nun  insan üstü gayretiyle tüm eşyalar kolilenmişti. Bir gün önceden de Murat Abi‘ye mobilyaları söktürmüştüm. Her şey hazırdı yani. O arada Yağızhan aradı.

Abi çok acil Pilot Bar‘da buluşmamız lazım, dedi. Lan, dedim. Akşam taşınacağım ne Pilot’u? Abi sahne durumu var, hemen konuşalım bağlayalım, dedi. Hesapladım. Nakliye aracı saat 23.00’de gelecekti. O arada bir kaç saat zamanım vardı. Peki, dedim Yağızhan’a. Hemen görüşüp eve dönmek için aceleyle çıktık evden. Yolda aklımda en büyük sıkıntı beliriverdi: Yeni taşınacağımız evin önünde park etmiş araçlar olacaktı. Gece 01.00’de bunların sahiplerini nereden bulup kaldıracaktık? Kaldıramazsak asansör kurulamazdı ki?

Mekana girdik Merve’yle. Bir anda tanıdığım bütün yüzler bana döndü ve İyi ki doğdun şarkısı söylemeye başladı! Hayatımın ilk sürpriz doğum günü kutlamasıydı bu. Abartmıyorum, ciddiyim. Yağız, Ender, Hazal, Utku, Uğur, Burcu, İpektoş, Şevkiye ve Betül oradaydı. Bir süre sonra yanlarına adaşım Mesut, Murat ve Gökçe de katıldılar. Doğum günü hediyesi olarak aldığım iki plak, başka bir yazının konusu olacak. Ama Şevkiye ve Betül’ün aldığı Pentagram plağıyla, Hazal ve Utku’nun aldığı Savatage plağı için teşekkür ederim buradan onlara. Ayrıca Burcu’nun babasının yaptığı Hürkuş uçağının merchandise şapkası için de ayrıca teşekkür ederim.

tasinma08

Doğum günüm

Bu sürpriz doğum günü kutlamasından sonra, Uğur’la birlikte eşyaların olduğu eve döndük. Nakliyeciler geldi. Yükleme başladı. Kazasız belasız bittiğinde saat 01.00 civarındaydı. Hızlıca bomboş daireyi temizledik ve önde biz arkada kamyon olduğu halde yeni eve doğru yola koyulduk.

tasinma05

Yeni evimin dolunay manzarası

tasinma06

O saatte yollar bomboş tabi. Geldik yeni eve. Murat ve Mustafa, süper bir iş başarıp evin önündeki park etmiş araçları çektirmişler. Rahatça yerleşti nakliyeciler. Ancak bu sefer de asansörün uzunluğu yetmedi. Yeni bir asansör çağırdılar. Eşyaları indirmeye daha doğrusu çıkarmaya başladılar. Bu asansör sistemi süper bir iş cidden. Salonun penceresini söküp kurdular ve tüm evin eşyasını buradan çektiler.

tasinma03

tasinma00

Darbe girişimini izlerken Volkan da Amerika’da müze geziyordu. Watsap grubundan anlık olarak haberdar ettik

Aynı günün sabahında, iki yıldır beyaz eşya dükkanında bekleyen ancak yer darlığı sebebiyle kullanamadığımız buzdolabını da getirtmek istemiştik yeni eve. Ancak kat asansörüne sığmadığından ve apartmanın merdivenleri de çok dar olduğundan bunu taşımak için de akşamı beklememiz gerekmişti. Buzdolabı da sorunsuzca çıkıp kurulacağı yere bırakıldıktan sonra saat 04.00 civarında iş bitti. Ertesi sabah işe gidecektim. Çünkü 15 Temmuz darbe girişiminden dolayı izinlerimiz iptal edilmişti. Bu darbe girişimine dair bir şeyler yazmak istiyorum aslında. Bunu da bir başka yazıya bırakayım şimdilik. Darbe girişiminin yapıldığı akşam da Utku ve Hazalla koli yapıyorduk. Olaylar olunca ağzımız açık halde televizyonu izlemeye devam ettik.

Evi taşıdıktan sonraki gün yeni eve geldiğimde yapılacak bir dünya iş olduğunu gördüm. O gün tarih 20 Temmuzdu. Heh işte, bak bugün 7 Ağustos olmuş. Hala o işler bitmedi. Neden? Çünkü okumayı öğrendiğim 7 yaşımdan beri biriktirdiğim kitaplarım, buna ilave dvdler, cdler ve bilumum ıvır zıvırdan oluşan, iki yıldır annemlerin evinde bekleyen devasa bir mal varlığım vardı. Bunlar için yeni evin bir odasını tahsis etmiştim. Bak günler geçti. Halen buraya bir çeki düzen verebilmiş değilim. Yavaş ama güzel bir şekilde ilerliyor. Pek çok noktada kontrolü ele aldım.

tasinma11tasinma10tasinma12

Yeni evde, ilk bağlanan şey internet ve tv oldu. Apartmanda kablo dünya hizmeti vardı. Ben bu kadar çabuk gelip bağlayacaklarını hiç düşünmüyordum. Şu ana kadar en ufak bir sıkıntı yaşamadım. Televizyonda da süper belgesel kanalları var. Evin içinde pek çok yerde irili ufaklı tadilatlar yapmak ve elektrik hatları çekmek gerekti. Güzel oldu sevgili okur.

Yazıya koyacağım görselleri seçmek de epey zor oldu. Bir de doğum günü yazılarının geleneksel özelliği olarak geçmiş yılların doğum günü yazılarını koyuyorum buraya.

tasinma13

Şu an ki manzaram

Geçmiş doğum günümü kutlayan herkese teşekkür ederim. Bu yazı, yeni evin oturma odasında yazdığım ilk yazı oldu. Umarım bu yeni yaşımda her şey çok daha iyi olur. He unutmadan bir üzücü gelişme oldu bu süreçte. İlkan Abi Tokat’a tayin oldu. Şu aşağıdaki fotoğraf da hep birlikte geçirdiğimiz son iş günümüzden. Onun gidişini, benim de geçmiş doğum günümü kutlamıştık. Umarım Tokat’taki hayatın Bilecik çukurundan çok daha iyi geçer sevgili abim 😦
tasinma09

Erzurum Gezi Rehberi

Erzurum‘dan döneli epey bir süre oldu aslında. Ancak halen Erzurum’la ilgili aktarmadığım şeyler var. Bu yazı, ileride bir gün olur da Erzurum’a yolunuz düşerse kentte gezebileceğiniz yerler hakkında bir takım yüzeysel bilgiler, yerine göre ince detaylar içermektedir.

Okumaya devam et

Proofhead Erzurum’da – 2. Bölüm –

İlk bölümü okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Gezi yazılarını yazmayı çok seviyorum. Yazarken sanki yeniden yaşıyormuş gibi hissetmek harika bir duygu çünkü. Yazının önceki bölümünde harika uçak yolculuğu, otele yerleştiğimiz ilk gün ve geceyi hastalanarak kapattığımdan bahsetmiştim.

Yazının ikinci ve son bölümüne hoş geldiniz. Bu biraz uzun bir bölüm olabilir. Üşenmeden okumanızı tavsiye ederim. Eğitimin ilk gününe gece uyuyamamış, gece sürekli sağa sola dönmüş ve üzerimde müthiş bir yorgunluk birikmiş olarak uyandım. Gece, vücudum bu hava değişimini kaldıramamış olacak ki yatağa alışmam çok uzun sürmüştü.

01Bir de önceki yazıda olması gereken bazı detaylar var. Örneğin ilk defa bir eğitime bu kadar kalabalık katıldık: dört kişi. Eğitim bittiğinde anlayacaktım ki şimdiye kadar ki en güzel eğitim buymuş. Gizem‘e ve İlkan Abi‘ye bu noktada teşekkürü bir borç biliyorum. Hastalığım süresince Gizem’in taşıdığı sıcak içecekler için minnettarım. Ayrıca, ilk defa bir eğitime okul arkadaşımla, üstelik üç tanesiyle birden, birlikte katıldık. Kardeşim Ersil Giresun’dan, Şevkiye Eskişehir’den ve Ayşe Harika da Erzincan’dan bu eğitime katıldılar.

09

Ben Atilla Ersil

Eğitimin ilk günü genelde hastalığımla geçti. Pek bir şey yapmadık. Akşam eğitimden sonra hep birlikte lobide oturduk. Yemekler falan çok eğlenceli geçti. Akşamın konusu Gizem’in müthiş iştahı oldu. Eğlendik, diyorum ya. Bir gün önce, otele gelmeden hemen önce, gittiğimiz Müceldili Konağı isimli mekanda Ersil’i görmüştüm. Sonra otele yerleştiğimiz akşam da lobide bir süre sohbet etmiştik. Yine okuldan bir diğer arkadaşımız Atilla’nın Erzurum Atatürk Üniversitesi‘nde araştırma görevlisi olduğunu söyledi bana. Böylece Atilla ile iletişim kurup ertesi gün için sözleştik. İlk gün akşam yemekten önce İlkan Bey spora gitti. Gizem de yanında getirdiği Şirinler Romanı’nı okuyacağını söyleyip (buna bir anlam veremedim) odasına çekildi. Tam o sırada işte Ersil, Atilla’nın geldiğini haber verdi. Atilla ile epey muhabbet ettik. Sonra yemeğe geçtik. Yemekten sonra da bir müddet takıldık ancak benim rahatsızlığım artınca ayrılmak durumunda kaldım. O ana kadar neden düşünemedim bilmiyorum, otelin marketine gidip bir ağrı kesici ve soğuk algınlığı ilacı alıp içtim. Sonra da vedalaşıp ayrıldım. O gece aldığım duşun, içtiğim ilacın ve uyumadn hemen önce içtiğim gizli formülün (annemin çantama önceden koyduğu) etkisiyle süper uyudum. Ertesi güne yine hasta, ancak çok daha az hasta olarak uyandım.

11Eğitimin ikinci günü çok iyiydi yine. Oturumları izlerken Gizem’le aramızda bir durum hikayesi yazma yarışı başladı. Neden bilmiyorum, bana çok iyi hikayeler yazabileceğini iddia etti. Hodri meydan, dedim. Bu yarışın sonucunu ileride öğreneceksiniz. Öğleden sonra kişisel gelişim eğitimi vardı. Bu güne damgasını vuran olay Bolu’yu Afyon’un yanında sanan teyze oldu. Kişisel gelişim eğitimi de klişesel bir eğitim olmaktan öte gidemedi kanımca. Ufak da olsa yeni fikirler vermedi değil ama.

10

Ders aralarını değerlendirme yöntemi

İkinci günün akşamında Şevkiye ve eşi adaşım Mesut‘la buluştum. Ortam çok iyiydi, Gizem ve İlkan Abi’nin de katılmasıyla muhabbet çok daha iyi oldu. Yemekten sonra uzun süre oturup sohbet ettik. İşte Şevkiye ile Mesut’un o mükemmel planlarını da burada öğrendim. Şu Mesut çok kıyak adam yahu 🙂

O gece de mükemmel bitti. Ulan ne olursa olsun, sağlık çok başka bir şey arkadaş. Kendimi biraz iyi hissedince moralim düzeldi. O gece de kalın pijamalar giyinip yatağa uzandım ve kütük gibi uyudum huzurla.

Çarşamba günü hastalıktan tamamen kurtulmuş olarak, ancak gariptir kart bir sesle uyandım. Bu arada üç gündür her öğünde aralıksız çorba içtim yemeklerde. Sadece tek bir çeşit yemek aldım, çok yemedim, yiyemedim de zaten. Eğitimlerde çÇarşamba günü tamamen bir konuya, e-denetim uygulamasına ayrılmıştı. Şöyle bir değerlendirme yaptım ki bu uygulama tam anlamıyla çalışmayı becerebilirse çevre yönetimi ve denetimi işlerimizi müthiş kolaylaştıracak. Günün devamında kendi adıma bir sıkıntı yaşadım ve günüm zehir oldu. Neyse ki etrafımda melekler var ve beni bu durumdan kurtardılar. Gizem’in çok yemek yemesine nispet olarak şöyle bir yarışa girdik: İkimiz de birbirimizin en çok sevdiği ve tesadüfen bir diğerimizin de hiç sevmediği iki tatlıyı alıp yemeye çalıştık. Ağzımda büyüyen fındıklı kakaolu kek parçalarını hatırladıkça halen kendimi kötü hissediyorum. Bu gün de böylece bitti, her şey telafi edilebilir oldu.

03

Şevkiye ve Gizem

Perşembe günü için çok heyecanlıydık çünkü taa eğitimin ilk gününde Genel Müdür Yardımcımız, Aziziye ve Mecidiye Tabyalarına düzenlenecek bir gezinin sözünü vermişti. Öğleden önce sinirli bir hanım sunum yaptı ancak hepimizin aklı gezideydi, yalan yok. Saat 14.00’te otelin önünden dolmuşlara bindik ve önce Aziziye Tabyası’na gittik. Buradan Mecidiye Tabyası’na geçtik ve en son da Erzurum Şehitliği‘ne uğradık ve gezimiz bitti. Burayı hızlıca geçtim, çünkü bu gezilerim ayrı bir yazının konusu olacak.

04

Tadilatta Çifte Minare

14Bizi çarşının göbeğinde bırakıp saat 18.00’de toplamak üzere ayrıldılar. İlkan Abi ve Gizem’le önce Erzurum Kalesi‘ni dolaştık. Baya bildiğiniz etrafını dolaştık. Buradan şehre hakim tepelerdeki tabyalar olağanüstü görünüyordu. Sonra Erzurum’un en meşhur ve iddialı Meşhur Tortum Koç Cağ Kebap‘a gittik. Cağ Kebabın mucidi imiş bu işletme. İçeri girdiğimizde bizi yediği 28 Cağ kebapla rekor kıran İzzet Yıldızhan posteri karşıladı. Çok iyiydi, evet, çok lezzetliydi. Burada gerçekten çok iyi fiyata çok lezzetli bir cağ kebap yedik.

05.jpg

İzzet Yıldızhan 28 Cağ Yedi

07Sonra hep birlikte (Gizem, İlkan Abi, Şevkiye, Mesut ve Mustafa Abi) Erzurum Evleri denen yere geçtik. Mesut’un kiraladığı araba bu gezimizde yardımımıza yetişti, harika oldu. Erzurum Evleri’ne dair de çok detay vermeyeyim, bu da yine ayrı bir yazı olacak.

06Gece saat 21’e doğru otele döndük. Sonra ne oldu nasıl oldu anlamadım, bir anda çalıştığı şubenin, şube müdürümün, odamın falan değiştiğini öğrendim ve hatta öğrendik. Çok canımız sıkıldı. Bir birimizi teselli etmek durumunda kaldık. Ne yazık ki bu moral bozukluğu tüm gece devam etti. Ancak yine de son gece olduğu için geceyi hep birlikte bitirmeye karar verdik. Topluca lobide oturduk. Gizem bateri çalmaya merak sardı. Sadece biz değil, bizimle birlikte farklı illerden pek çok kişi o gece lobide takıldı. Otel yönetimi de son gecemiz olduğunu anlamış olacak ki lobi son kişi kalkana kadar kapatmadı, ışıklar söndürmedi, müzik yayınını kesmedi. Bir önceki gün yemekte yaptığımız Son Samuray muhabbetinden olacak, oturup Son Samuray’ı izledik telefondan Gizem’le. Sonra gıcığın uykusu geldi ve yarıda kesti 🙂

Eğitimin son günü sabahı Gizem ve Şevkiyeler ayrıldılar. Geride İlkan Abi ve ben kaldık. Denizli’den arkadaşım Orhan‘a, Denizli’deki kardeşim Turgut‘a vermesi için bir mektup yazıp bıraktım. Son ders de bittikten sonra Ersil, İlkan Abi ve ben çarşıya indik. Önce yemek yedik. Sonra Eskişehir’den Mustafa Abi de katıldı bize. Yemekten kalktıktan sonra soğuk algınlığı yüzünden rahatsız olduğu için İlkan Abi’yi öğretmenevine bıraktık dinlensin diye. Ersil de ablasıyla buluşmak için ayrıldı. Mustafa Abi’yle ben Erzurum’da bir tura çıktık. Erzurum Kongresi Binası‘na gittik ama nafile. Bir buçuk ay sonra açılacakmış. Biz de önce Taşhan‘a gittik. Bu Taşhan’a daha önce iki defa, Erzurum’a geldiğimiz ilk gün ve gezi için çıktığımız gün gelmiştik. Ben son defa bir uğrayıp bir iki parça hediye aldım. Daha önce aldığım kemikten yapılma kutuya ilave oldu bunlar da. Sonra Müceldili Konağı’na geçtik. 08Buradayken Ersil ve İlkan Abi de katıldılar bize. Sonra günlerdir Erzurum’da gözümüzün önünde duran ama keşfetmemizi bekleyen o hediyelik eşyacıya girdik. Müthiş orijinal bir iki hediye aldım. Buradan Erzurum’un en büyük alışveriş merkezi olan Paladium’a geçtik. Atilla ile buluştuk yeniden. Kendime daha önce Çorum’daki eğitimde de yaptığım gibi yine bir ejderha buldum aldım. Koçum benim 🙂

Sonra öğretmenevine gittik tekrar. Valizlerimizi sağolsun İlkan Abi’nin odasına bırakmıştık. İlkan Abi ertesi gün gideceği için bir gece daha öğretmenevinde kalacaktı. Mustafa Abi ile benim uçağım aynı akşam saat 21.30’da kalkıyordu o akşam. Öğretmenevinde biraz oturmuştuk ki İlkan Abi’nin kardeşi Serkan geldi Tunceli’den. Çok kafa bir adam. Onunla da biraz sohbet ettik ve saat 19.30 civarında bir taksiye atlayıp havaalanına gittik. Havaalanındaki zamanımız beklemekle geçti. Uçağa önceden check-in yaptığımızdan ve ikimizde cam kenarı seçtiğimizden uçakta ayrıldık birbirimizden. Şansıma yanımdaki iki koltuk da boş kalınca yayıla yayıla uçtum. Öeff, ne biçim uçtum. Öyle böyle uçmadım 🙂 Adeta bir astronot oldum. Neyse, uçak Ankara’ya indi. Hemen AŞTİ’ye geçip Eskişehir’e giden Kütahya ASTUR‘a bindik. Binerken Sivrihisar’da mola veriyor musunuz, diye sorduk. Onlar da hayır dediler. Ancak düzenbaz herifler Ankara’dan yola çıkalı henüz 1.5 saat olmuşken gelip Sivrihisar’da yarım saat mola verdiler. Gece de Eskişehir Otogar’da indirmediler. Saat 03.30 civarında şehiriçinde bir yerde indim.

Eve geçtim ve hemen uyudum. Üzerimde hala Erzurum’un kokusu, ağzımda hala cağ kebabının tadı vardı.

NOT: Bu yazıdan sonra, Erzurum’la ilgili olarak aşağıdaki yazıları da okuyacaksınız.

  1. Proofhead’in Gözünden Erzurum Gezi Rehberi
  2. Gizem’in Gözünden Bir Uçak Tecrübesi
  3. Durum Hikayesi Denemesi: Konak

Betül’ün Evini Taşıdık

Mesut ve Alper Nakliye A.Ş. olarak 6. yılımızı kutladığımız şu günlerde bir mutlu taşınma haberi de Betül‘den geldi ve pazar sabahı saat 9’da kalkıp gittik yardım etmeye 🙂

Betül’ün çıktığı eve de eşyalarını biz taşıdığımız için geri indirmek için araya kimseyi sokamazdık. Betülcük de bunu iyi bildiği için bizi davet etti. Bir önceki gece Sercan’la beraber 4 saat Empire Earth oynadığımız için o gece Alper’de kalmıştım. Sabah Alper’in psikolojik bozukluklara yol açan ve düzensiz aralıklarla çalan telefonuyla uyandım. Alper’i de uyandırdım. (Bu arada Empire Earth ve uyandırma alarmları bu blogun konusu olacaktır çok yakında.)

Hazırlanıp Betül’ün evine gittik. Kapıda kardeşi Hatice ve babası karşıladı bizi. Betül’ü yıllardır tanırdım ama babası ile hiç tanışmamıştım. Tıpkı Betül gibi on numara bir insanmış o da 🙂 Hemen klasikleşmiş olan elden ele yönetmiyle evin içerisinde ne varsa aşağıya sokağa döktük. Bu esnada favori çiftimiz Şevkiye ve Mesut da bir kamyonetle çıktı geldiler.

Önce Betül’ün eve taşınırken Mervelerden aldığı eşyaları yükleyip Mervelerin eve bıraktılar. Biz de bu esnada Alper’le çamaşır makinesi ile buzdolabını indirdik aşağıya. Biz indirdikten kısa süre sonra kamyonet geri geldi. O kadar eşyayı bu kamyonete nasıl sığdıracağız diye düşünmeye başladık. Ama adaşım Mesut ve Alper, insanötesi bir gayret tıpkı lego dizer gibi dizdiler tüm eşyaları. Geride sadece üç parça koltuk takımı ve birkaç valiz kalmıştı. Arabayı böyle harika yükledikten sonra iyice sardık. Daha sonra adaşım Mesut kızları alıp kamyonetle önden giderken biz de Betüllerin arabayla arkadan gittik. Bu esnada Betüllerin arabayı da Alper sürdü. Alper’in çok gizli bir listesi var “Sürdüğüm arabalar” diye. Alper’i gizlice o listeye “Toyota Corolla” diye yazarken gördüm, o beni görmezden geldi ama.

Neyse, gittiğimiz ev süper bir muhitteydi. Çok saygın bir sitedeydi. Evin kendisi de çok iyiydi. Ama dördüncü kattaki bu eve çıkmak için asansör yoktu. Asansör yoktu! Biz adaşımla ağlaya ağlaya çamaşır makinesini çıkartırken Alper ve Hatice’nin iki arkadaşı da buzdolabını çıkardılar. Hır gür çıkardık herşeyi. Sonra bir tur daha geri gidip bu sefer kalan birkaç parça eşya ile Betül’ün annesini de alıp geldik.

Eşyalar tamamen taşındıktan sonra sıra artık gelenekselleşen bir uygulamaya geldi: Pide ve lahmacun yemek. Evet,  eğer birileri evini taşıyorsa ve taşıma için arkadaşlarını çağırıyorsa o ev güzelce taşınır. Ardından da ev sahibi arkadaşlarına artık bütçesi elverdiğince pide, lahmacun, ayran, soğan, kola ve bunların kombinasyonlarından oluşan bir teşekkür eder. Betülcüğümüz de sağolsun bu teşekkürünü en içten şekilde etti 🙂 Lan elbette ki birşey beklediğimizden değil ama artık bu bizim aramızda kural oldu. Volkan’ın evi taşıdığımızda da, biz kendi evimizi taşıdığımızda da, Selma’nın evini taşıdığımızda da bütün taşınmaların sonu pide lahmacunla bitiyor. Bu da böyle bir kural işte.

Betül’e ve kardeşine yeni evlerinin hayırlı olmasını diliyorum. Umarım o evde hep güzel zamanlar yaşarlar. Bu arada Mesut ve Alper Nakliye A.Ş., size bir telefon kadar uzağız: 155

Su Sebiliyle Mutlu Olmak

 

Cuma günü Alper‘e ve kendime BİM‘den 8 liraya aldığım su sebili sayesinde tüm günüm çok güzel geçti sevgili okur. Birkaç gün önce yaşadığım o moral bozukluğunun etkisi geçiyor sanki 🙂

Sabah gidip BİM’den iki tane sebili alıp, durağa geri döndüm. İki dakika beklemiştim ki otobüs hemen geldi. Hızla okula geldim, o canım laboratuvarıma, o mutlu mesut iş yerime kavuştum. Bir gün önce yaptığımız alışverişin tüm detaylarını sağolsun benden öncekiler masalara dizmişlerdi. Kahveler, top top kağıtlar, kalemler, kokulu silgiler, tüylü kalemlikler, bonibonlar ve daha yüzlercesi…

Öğlene doğru yerimizde duramayıp, laboratuvarda bir temizlik yapmaya karar verdik. En aşağı 4-5 çöp torbası atılacak malzeme çıkardık. Eski numuneler, kokuşmuş pancarlar, gereksiz kağıtlar gibi her türden atığı tobalara doldurup uzaklaştırdık. Sonra Merve, Şevkiye ve Betül‘ün ileri ev dekorasyon deneyimlerinden faydalanıp çalışma ortamımıza yeni bir bakış açısı getirdik. Özellikle adını bile söyleyemediğim Mançois François gibi bir ev dekorasyon dergisini sürekli takip eden Betül’ü ikna etmek çok zordu ama oldu 🙂 Bu arada Betül’e sakar dedim, sonra asıl sakarın ben olduğum ortaya çıktı ama buna fazla değinmek istemiyorum.

Öğleden sonra Eğitim Bilimleri Enstitüsü‘ne gittim. Geçen hafta giremediğimiz Bilim Etiği dersi bu hafta başlıyordu. Neyse, gittik, koskoca fakültenin bir köşesine saklanmış olan sınıfı bulduk ve ders başladı. Çevre Mühendisliği‘nden üç arkadaş vardık. Diğer arkadaşlarımız çeşitli branşlardan öğretmenlerdi. Özgür Hocamızın bende bıraktığı ilk izlenim gayet başarılı idi ve kanımca bu sene bu ders epey eğlenceli geçecek sevgili okur.

Bilim Etiği’nin beklediğimden iyi geçmesi ve sabah aldığım su sebili sayesinde moralim tavan yapmıştı. Su sebili çok önemli ve gerekli bir icattır. Mesela bizim evde beş kişi yaşıyoruz. O yüzden sürahiler sürekli boştur. Hele gece kalktığın zaman damacanı kaldır, sürahiye su doldur, onu bardağa aktar, iç, geri yat, sonra kalk, açık unuttuğun balkon ışığı söndür derken sabaha kadar o vakit boşa gider ya, bu bana ölüm gibi gelir sevgili okur. İşte su sebili bu sıkıntılara son verecek. Hem benim istediğim o iki üç tane musluğu olup yok sıcak, yok soğuk su verenlerden de değildi. Bana su versin yeterdi. Ve öyle oldu şimdiki sebilim.

Neyse, Bilim Etiği’nden sonra çarşıya geldim. Yağız, Ender ve Togay‘la stüdyoya girdik ayıptır söylemesi. Çok iyi çalmadım belki ama inanılmaz keyifli bir stüdyo oldu. Benim moral yine tavan yaptı.

Stüdyodan sonra KPSS kursuna geldim. Bir saat Vatandaşlık, iki saat matematik dersinden sonra yorgun argın eve geldim, yolda Selma ile mesajlaştık. Günler sonra ilk defa bu kadar mutluydum. Mutlu mutlu uyudum.

 

Yüksek Lisans İşim Oldu

Evet sevgili okur yüksek lisans başvurumdan sonra bugün nihayet yerleştirilmişim.

Dün Keremler’deydik. Biraz bu yüksek lisans olayından da bahsetmiştik. O andan itibaren onlara belli etmesemde kafama takılmıştı ne olacak diye. Aklımda hem midi klavye hem de yüksek lisans başvuru sonuçlarıyla bitirdim dünü.

Sabah kalıp 11’den itibaren de Fen Bilimleri Enstitüsü‘nün sayfasını kontrol etmeye başladım. Nihayet saat 15.00 sularında eklediler başvuru sonuçlarını. 78 küsür puanla Çevre Mühendisliği Ana Bilim Dalı‘na girmişim. Kendimi tebrik ettim. Dedim hemen kalkıp gideyim, evrak işlerini halledeyim. Ama kayıt 7-8 Şubat tarihlerinde olacağından kalakaldım. Yarın sabah erkenden halledeceğim.

Toplam 5 kişi başvurmuş bu ara dönemde. Bunlardan Şevkiye ile Erhan‘ı tanıyorum. İkisi de benim üst dönemimdir. Facebook’a listeyi koydum. Haber bekleyenleri de etiketledim sevgili okur. Bu haberi görüp beğenen herkesi ben de beğeniyorum.Teşekkür ediyorum.

Geçen dönem özel öğrenci statüsünde olduğumdan yüksek lisanstan iki dersi alıp verdim bile. Bakalım ilerisi de umarım bu şekilde güzel devam eder.

Yerleşenler