Tag Archives: Spagetti Western

Bu Aralar Elime Geçenler

Şimdi sevgili okur, malum geçenlerde bir İstanbul seyahatim olmuştu. Bununla ilgili yazıları zaten okumuştun blogda. O seyahatte aldığım, sonrasında da elime geçen bir kaç farklı albüm oldu. Onları da seninle paylaşmak istedim.

Affliction – Execution Is Necessary

Bana ve Togay‘a göre Affliction, bu topraklardan çıkan en iyi metal gruplarındandır. Execution Is Necessary ise kaydedilmiş en iyi metal albümlerinden birisidir. Grup sonradan isim değiştirdi ve Affliction ismiyle bir daha albüm çıkarmadı. Ancak EIN, Türk metalcisinin gönlünde en iyi Türk metal albümleri arasından hiç çıkmadı. Albüm açılış parçasından son parçasına kadar dopdolu. Bazı albümler vardır, parça atlamadan, baştan sona dinlersiniz. İşte EIN tam da böyle bir albüm. Parçaların aralarında mükemmel melodiler gizli. Albümdeki her parça hit ancak özellikle hastası olduğum parçalar: The Question, Hollow, WWW (World Wide Wrath), Dark Side Of Creation ve Raven. Bakın en sevdiklerimi sayarken bile albümün yarısını saymış oldum.

affl01 affl02

Albümün yayımlanma yılı 2007 olduğu ve üzerinden 8 sene geçtiği için sıfırını bulmak çok çok zor. Ancak şans eseri ben buldum ve hemen arşive kattım. Umarım siz de en az benim kadar şanslısınızdır ve bir gün bir yerlerden bulabilirsiniz bu baş yapıtı. Bu tarzda, Türkiye’de yapılmış en iyi albümlerden birisi olduğuna şüphe yok çünkü. Affliction keşke hep aynı tarzı yapsaydın…

Pentagram – LIVE MMXIV

pent01  Biz, Alper‘le birlikte, Pentagram dinleriz sevgili okur. Hatta şu yazımda son albümleri MMXII ile ilgili değerlendirmelerimi yazmıştım. Üyesi olduğum Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘nda birkaç ay önce bir dostumuz Pentagram’ın yayımlandığı LIVE MMXIV isimli dvd ve cd albümden bahsetmişti. Albümün DVD’sinde HRC İstanbul Grand Opening konserindeki 45 dakikalık performans ve Yavuzfest‘teki 25 dakikalık performans yer alıyor. Bu konserlerin ikisi de 2014 yılına ait. Diğer taraftan yarım saatlik Dream TV ana sahne performansı (2013) ve albümden çıkan iki video klip, Geçmişin Yükü ve Apokalips de dvd de yer alan diğer içerikler. CD’de ise son albümün playlisti aynen var ancak çeşitli konserlerden alınmış live versiyonları ile. Albümün satış fiyatı da çok uygun (üstelik bir de dvd içermesine rağmen). Kartonet tasarımı MMXII ile uyumlu olmuş, steampunk hakim.

pent03

Tıklayınca büyür

pent02

Tıklayınca büyür

SABATA – OST PLAĞI

sabataSpagetti Western‘lere olan ilgimi bilirsin sevgili okur. Daha önce bu blogta bununla ilgili pek çok yazı yazmıştım. Spagetti Western denilince akla gelen ilk on film arasında sayılabilecek ve ülkemizde de zamanında büyük ilgi gören bir  film var: Sabata. Ya da orijinal adıyla “Ehi amico… c’è Sabata, hai chiuso!” Kemal Sunal’ın “Umudumuz Şaban” filminde bu repliği bolca duyarız. İşte, Sabata’nın sevilmesinde belki de en önemli pay soundtrack’i olmuştur. Zaten spagetti westernlerin en tipik özellikleri film müziklerinin zamanla filmin ötesine geçebilmiş olmalarıdır.

İstanbul’da Akmar Pasajı‘nda bir dükkanın önünde kırkbeşlikler serilmiş ve tanesi dört liradan keşfedilmeyi bekliyordu. uzun sürmedi Sabata’yı farketmem. Plağın bir yüzünde “Sabata” diğer yüzünde ise “Banjo” parçaları yer alıyordu. Hemen müthiş bir heyecanla dükkana daldım ve plağı aldım.

Eve gelip araştırınca müthiş bir şok geçirdim. Çünkü benim dört liraya aldığım kırkbeşlik, orijinal basım, bire bir kompozöründen, Marcello Giombini‘den, albümün soundtracki olarak yayımlanan plakmış. Vay arkadaş, bu nasıl güzel bir şans böyle 🙂

Yeni Başlayanlar İçin 8 Videoda Spagetti Western

Geçenlerde yine İtalya‘dayım (!), orada yine bir film muhabbeti açılınca dayanamayıp konuyu western filmlerine getirdim ve İtalyanlar’ın Amerikalılar’a kafa tutup o kısıtlı imkan ve bütçelerle efsane filmler çektiklerinden bahsettim.

Sergio Leonne

Elbette tüm bu western daha doğrusu spagetti western hikayesi içinde öne çıkan üç dört isim oldu. Bu isimlerden ilki İtalyanlar’ın baş tacı ettikleri yönetmenleri Sergio Leone. Bu adam efsane bir yönetmen gerçekten. Sağdan soldan derlediğim bilgilere göre Dolar Üçlemesi diye bilinen filmlerden ilkini (Bir Avuç Dolar İçin) sadece 200000 dolar para ile ve çalıştığı stüdyonun bir önceki işinden artan negatif filmlerle çekmiş. Film sadece içeriği ile değil, müzikleri ile de çok büyük ilgi çekmiş. Yönetmenin devam eden iki sene boyunca sırasıyla serinin diğer iki filmini de çekebilmiş olmasından çıkarıyorum ki bu projenin tamamı zaten yönetmenin aklında en azından taslak olarak yatıyormuş.

İyi, Kötü ve Çirkin

Sergio Leone, serinin son iki filmi Birkaç Dolar İçin ve İyi, Kötü ve Çirkin‘i çektiğinde, bir zamanlar İtalyanlar western mi çekermiş hadi canım sende diyerek türün adını Spagetti Western’e çıkarıp kendilerinde alay eden Amerikalıların bile artık saygı duruşuna geçtiği bir gerçektir. Bu yüzdendir ki aynı oyuncular Amerika’da da western filmleri çekmişlerdir. Bunların en bilinenleri Dolar Üçlemesi’nde de görebileceğimiz Clint Eastwood ve Lee Van Cleef‘dir.

Tipik bir spagetti western filminin bazı özellikleri vardır. Bu özellikler elbette her filmde görülmez. Ayrıca bu çekim tekniklerinin Amerikan yapımı bazı western filmlerinde de görebiliriz. Spagetti westernler, Amerikan westernlerine kıyasla olayın hissiyatını sadece aktörün rol yapma yeteneği ile değil, filmin müziği ile de vermeye çalışır. Bu tip filmlerde oynayan aktörler ciddi anlamda anlattığı dönemi, rolü yaşar. Toz ise toz, çamur ise çamur akar yüzünden. Karakterler arasında tam anlamıyla iyi biri yoktur. Filmin iyi karakteri bile kısmen de olsa pisliktir, suça bulaşmıştır. Kadınlar filmde genelde hayat kadınıdır, eziktir. Ve vikipedi’nin ilginç tespitine göre bu filmlerde zenci oyuncu yok denecek kadar azdır, hakikaten de öyle.

Spagetti westernlerin en kült özelliği oyunculara yapılan zoomlardır. Ekranda sadece gözleri gösterip sesin başka bir taraftan gelmesi, oyuncuların bacak aralarından, koltuk altlarından karşıdaki sahneyi göstermesi, detaylara müthiş bir şekilde odaklanması gibi özellikleri vardır. (Bu teknikleri şimdi Quentine Tarantino kullanıyor.) Bir spagetti filminde kötü adam, sadece vurulup yere düşmez. Yere düşer, acı çeker, siz onun kirli çizmelerine bakarsınız, uzamış tırnaklarını görürsünüz. Yere akan kanı görürsünüz, yerde duran kovanı görürsünüz. Ayrıca filmlerde kullanılan çok ilginç silahlar da görebilirsiniz. Özellikle Sabata serisini izlemenizi tavsiye ederim.

Bu filmler İtalyan yapımı olmasına karşın çoğunluğu İspanya‘nın arazi yapısı çöl olan bölgelerinde çekilmiştir. Filmlerin hepsi İtalyanca çekilmiş olup, Dolar üçlemesi gibi bazı filmlerde İngilizce çekilmiştir.

Ennio Morricone

Yukarıda da anlattığım gibi belki de bu filmleri bu kadar baş tacı yapan diğer unsur da müzikleri olmuştur. Benim bu konuda gözüm kapalı söyleyebileceğim tek isim Ennio Morricone‘dir. O bir dahidir. Onun yaptıkları baş yapıtlardır. Benim de spagetti western’e ilgi duyma sebebimdir. Zaten aşağıdaki videolarda dinleyeceğiniz müziklerin tamamını Ennio Morricone yapmıştır. İtalyanlar’ın yine baş tacıdır. Müziklerde ıslık, trompet ve gitar olmazsa olmaz enstrümanlardır.

Hiç vakti olmayanlar için çok daha konsantre bir şekilde sunacak olursam, şu dört ismi anahtar kelime olarak kullanın: Ennio Morricone (besteci), Sergio Leone (yönetmen), Clint Eastwood (oyuncu), Lee Van Cheef (oyuncu)

Şu dört filmi de ölmeden izleyin:

  • Per Qualche Dollaro In Più – A Fistful of Dollars (Bir Avuç Dolar İçin) – Yönetmen: Sergio Leone (1964)
  • Per un pugno di dollari – For a Few Dollars More (Birkaç Dolar İçin) – Yönetmen: Sergio Leone (1965)
  • Il buono, il brutto, il cattivo – The Good, the Bad and the Ugly (İyi, Kötü ve Çirkin) – Yönetmen: Sergio Leone (1966)
  • Il MercenarioThe Mercenary (A Professional Gun) – Yönetmen: Sergio Corbucci (1968)

Şu filmleri de türü severseniz izleyin:

  • Once Upon a Time in the West (Batıda Kan Var) – Yönetmen: Sergio Leone (1968)
  • Django – Yönetmen: Sergio Corbucci (1966)
  • My Name is Nobody – Yönetmenler: Sergio Leone (1973)
  • A Fistful of Dynamite (Duck, You Sucker!) (Yabandan Gelen Adam) – Yönetmen: Sergio Leone (1971)
  • Sabata – Yönetmen: Gianfranco Parolini (1969)

İyi, Kötü ve Çirkin: The Good, The Bad and The Ugly Theme

İyi Kötü ve Çirkin: Ectasy Of Gold

Profesyonel Silahşör:  L Arena (Kill Bill II’den hatırlarsınız. Bu filmin yönetmeni Sergio Corbucci’dir ki kendisi de Leone’den sonra bence en iyi yönetmendir.)

Birkaç Dolar İçin: For A Few Dollars More Theme

Vahşi Belde: Wild Horde (Bu film Amerikan yapımıdır ancak müzikleri Ennio Morricone’a aittir.)

Batıda Kan Var: The Man With the Harmonica

Bir Avuç Dolar İçin: A Fistful Of Dollars Theme

Sabata: Ehi amico… c’è Sabata, hai chiuso (Kemal Sunal‘ın Umudumuz Şaban filminden hatırlarsınız Hey Amigo Çe Sabata‘yı. Bunun bestecisi Marcello Giombini’dir)

Yazımın son kısmında biraz da ülkemize değineyim. Benim izleyip hatırlayabildiğim tek kovboy filmi Cüneyt Arkın‘ın Sezercik‘le oynadığı Küçük Kovboy filmidir. Bunun müziklerinin tamamı Ennio Morricone’den çakmadır. Zaten film de İtalyan ortaklı çekilmiştir. Ha, bence başarılı bir filmdir orası ayrı.

Az önce hani kamera efeklerinden falan bahsetmiştim. Şu aşağıdaki videoda da yine Türkiye’de yapılmış bir spagetti western türü kovboy filminden bir sahne var. Müzik yine Enni Morricone’den çakmadır.

Proofhead İtalya’da! – 5. ve 6. Gün

Sabah 8’de uyanıp bir süre tuvalette kaldım. Sonra aşağı indim. Dün Mısırlı oğlan benden Türk Lirası istemişti. Onu verdim. Canım birşey istemedi. Dolayısı ile kahvaltıyı çok az yaptım. Alper süper bir haber verdi. Ona sevindim. Ezgi‘yle konuştuk sağolsun. Merve aradı onunla konuştuk. Öner Abim de aramıştı dün. Gördüğün gibi eş dost arıyor sevgili okur.

Bugünkü derslerde yine tanıdık bir yüz, Elena Garbarino‘yu gördüm. Hiç değişmemiş. Yunanlı Profesör Geoge Anastasakis de gelmişti. Selamlaştık her ikisiyle de.

Bevilacqua‘nın sunumu çok iyiydi. Aynı benim gibi ders anlatıyor. Bu arada kendisinin 4 tane patenti varmış. Çok kıskandım adamı. Helezyonik bir su kaydırağından içerisinde ince ve kalın parçacıklar olan suyu akıtınca suyun savurma etkisiyle bunlar ayrılıyor. Suyun da bir özümleme kapasitesi var, diyor Bevilacqua. Dolayısı ile amacı ne olursa olsun devirdaim sularının muhakkak senede en az bir kere tamamen değiştirilmesi gerektiğini söyledi.

Öğleden sonra gelen adam tam bir felaketti. İngilizcesi çok kötü. Yani adam İngilizce biliyor ama İngilizce’yi İtalyanca konuşuyordu. Ancak adam sonradan bir açıldı, bir süper anlatmaya başladı adama hayran kaldım. Epey anladım anlattıklarını, çevre mühendisliği konularıydı zaten.

Bir türlü anlamayamıyorum ama. Almanlar Alman’a, İngilizler İngiliz’e benziyor da bu İtalyanlar neden Türklere benziyor? Adamın adı Aldo mesela, ama adamda gayet bildiğin Ekrem tipi var. Kadının adı Irene ama Türkiye’de görsen kesin Begüm der sarılırsın.

Mısırlı kızın hayatını mahvettim. Onu Paris Hilton‘un varlığından haberdar ettim. Bilmiyormuş bu ismi hiç. Yazık oldu kıza.

Ders bitince yine otele döndük. Yemekten önce şehri biraz daha dolaştık, sahilde filan oturduk. Otele dönüp yemeği yedikten sonra da dışarı çıktım. Koleksiyona bir şeyler aldım. Dar sokaklarda dolaştım. Bir saat kadar gezip otele döndüm ve odama çıktım. Valizimi düzenledim falan. Sonra acayip uykum geldi. Uyudum.

Ertesi sabah erkenden uyandım. Mısırlı kız ve oğlan sahilde yürüyelim demişlerdi. Ben de kalktım lobiye indim. Ama uyumuş puştlar, dolayısı ile lobide bağlı ve adı Şampiyon (kampioonee) olan itle oynadım biraz. Oynadım dediysem elimi sürmedim, gözlerimle kontrol ettim. Yerden birkaç santim yükseldi ve gözlerinden ışıklar saçmaya başladı. Sonra öldü.

Yarın dönüyorum. Roma‘da yaklaşık 5.5 saatim olacak. (Bu şekilde yazmışım not defterine ama yalan oldu o hayal) Mısırlılar Vatikan‘a gitmeyi teklif ettiler. Ben de kabul ettim. Az kalsın unutuyordum. Dün Faslı dostum Raşit bana kadehten acayip sesler çıkarmayı öğretti. Türkiye’de bunu bir tek Mıstığa, Merve’ye ve Alper’e öğreteceğim.

Neden bilmiyorum ama bu cuma günü acayip canım sıkkın lan burada. Hem ağız tadı ile sövemiyorum da burada. Yani elbette sürekli sövüp durmadım ama bazen sinirlendiğim anlar oldu yolda falan. Faslı profesör Türkçe küfürleri anlıyor. Başka şeyleri değil ama küfürleri. Adam gülüyor, seni anladım Mesut, diyor. Anlaşılan ya hiç sövmemek lazım ya da yaratıcı olmak.

Cuma günü normalde akşam yine 5’e kadardı ders. Ancak artık biz isyan ettik. Yav izin verin bari bir yarım gün gezebilelim, dedik. Tamam, dediler. Test yaptılar. Testten sonra da sertifikalarımızı dağıttılar. Herkesle vedalaştık. Dostum Massimo‘ya da veda ettim. Sonra hemen otele döndük.

Forgea‘nın sekreteri Tamara ile anlaştık ben, Bosnalı kız ve Mısırlı kız. Dördümüz birlikte Cagliari’nin iç kısımlarına doğru hareket ettik. Geçen sefer gece gittiğimiz o müthiş kaleyi bu sefer gündüz gözüyle gördük. Kalenin içindeki sokaklarda dolaştık. Atmosfer inanılmazdı sevgili okur.

Kalenin eski bina yapılarını üniversiteler kullanıyor derslik olaraktan. Ayrıca burada Cagliari Katedrali yer alıyor. Hayatımda gördüğüm en mükemmel, en olağanüstü kilise idi bu. Şansımıza noel ayini provasına denk geldik. Kilisedeki orgu bir görsen sevgili okur, ah bir görebilsen. Mermerden işlenmiş Hz. Meryem, Hz. İsa ve bilimum papaların heykelleri, azizlerinin resimleri hem mozaik hem de yağlı boya olarak her biri çok güzeldi. Kiliseye girdiğinizde her iki yanınızda mozaleler var. Burada anlayabildiğim kadarı ile katedrali inşa edenlerin mezarları varmış. Katedral 1200 yılında yapılmış. Üç çok keskin ve yüksek çan sesi, sonra daha uzun ve daha az sesli çan sesleri katedralin çağrı şekli. Bu arada Hz. Meryem’e de Madonna diyormuş İtalyanlar. Bunu yeni öğrendim.

Sardunya Bölgesi Bayrağı

Katedralden sonra yine kalenin içindeki dar sokaklarda dolaştık. Nihayet şehre indik. Orada aşağıya limana kadar uzanan bir caddede sağlı sollu uzanan onlarca mağazanın ve sokak satıcılarının olduğu bir yere geldik. Kendime bir Sardenia Region bayrağı aldım. Üzerinde başında bir bez bağlı 4 zenci resmi var. Uzun yıllar önce Afrika’dan buraya başlarında bu şekilde bez bağlı olan adamlar gemilerle istilaya gelmişler. Bu bezlere “mori” diyorlar. Bayrak da onu simgeliyor. Resmi binalarda üç tane bayrak asılı. Bir tanesi Avrupa Birliği bayrağı, bir tanesi İtalya bayrağı ve bir tanesi de Sardunya Bölgesi bayrağı.

Yanımızda bulunan İtalyan Tamara ile epey sohbet ettik. Spagetti Western‘lerden bahsettik. Filmlerin İtalyanca adlarını ezberlediğimden çok iyi anlaştık. İlk önce ne dediğimi anlamadı, ancak sonradan açıldı o da. Benim ilgime çok mutlu olduğunu söyledi. Daha sonra gidip bir İtalyan Café’sinde kapuçino içtik. Hayatımda içtiğim en güzel kapuçino da bu işte. Türkiye’dekilerle arasında çok fark var. Hem lezzet hem de üslup olarak yani.

Kahveden sonra yine otele döndük. Kısa süre sonra yemeğe indik. İlk gün gelen menünün aynısı vardı.

Yemekten sonra zaten saat 23.00’e yaklaşmıştı. Gece yarısına kadar lobide oturup çektiğimiz fotoğrafları paylaştık. Birbirimize adres, telefon vs bilgilerimizi verdik. Herkesle vedalaşıp odama çıktım nihayet. Acayip yorulmuştum ve yarın sabah 10’da ayrılacaktım. Duş alıp uyudum.