Tag Archives: steampunk

Yürüyen Kentler Serisi – İhanet Altını

yk_04
Taa şu yazımda aldığım bir kitap vardı, o kitabı kısa sürede okuyup bitirmiştim ancak serinin diğer kitabını almam epey zaman aldı. Bu hafta yıllık izinde olduğum için elimde biriken tüm kitapları bitirmek niyetindeyim. Philip Reeve tarafından yazılan steampunk bir gelecekte geçen bilim kurgu serisi Yürüyen Kentler‘in ikinci kitabı olan İhanet Altını‘nı da bitirdim.

Kitabın adı “İhanet Altını” ancak kitap içerisinde çevirmenler hep “yağmacı altını” ibaresini kullanmışlar. Serinin ilk kitabını açıkçası bir çocuk kitabı sanıp okumaya başlamıştım. Sonradan anladım ki kitap yetişkinlere yönelik fantastik bilim kurgu türündeymiş. Üstelik pek çok ödül almış tam dört kitaplık bir seriymiş. Biraz araştırıp şurada kitapla ilgili güzel bir değerlendirme yazısı okumuştum.

Kitap Türkiye2de giderek daha da tanınıyor. Türkçe’ye ilk defa Günışığı Kitaplığı tarafından çevrilmiş. Benim seriyle ilk tanışmam yine bir başka yıllık iznimde olmuştu. Bir sahafta Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan ilk kitap “Yürüyen Kentler”i bulmuş ve açıkçası çok ilgimi çeken kapak illüstrasyonu sayesinde almıştım. Okudum ve çok sevdim. Sonra ikinci kitabı almak için interneti araştırınca Yürüyen Kentler serisinin artık ON8  Yayınevi‘nden çıktığını gördüm. Çevirmenler de değişmişti haliyle. Seriye hazırladıkları yeni kapak görselleri Günışığı Kitaplığı tarafından hazırlanan kapaklardan çok farklı ve çok daha etkileyiciydi. İkinci kitabı sipariş ettim ben de.

yk_02

Günışığı Kitaplığı’nın bastığı kitaplar

yk_01

ON8 Yayınevi’nin bastığı kitaplar

İkinci kitapla ilgili spoiler vermemeye çalışarak anlatmaya devam edeyim. İlk kitapta Tom ve Hester, ortalığı epey yıkıp döktükten ve koskoca bir yürüyen kenti havaya uçurduktan sonra aradan iki yıl geçiyor. Bir gün hava araçları Jenny Hanniver‘a bir tarihçi olan Profesör Pennyroyal‘i alıyorlar. Bu adamın başlarına ne maceralar açacaklarını bilmiyorlar elbette. Kitabın ortalarına doğru Tom, başka bir hanımla yakınlaşıyor. Hester, gerçek babasının kim olduğunu öğreniyor. Acayip gelişmeler oluyor; ölümler, patlamalar, silahla yaralamalar ve nihayet sonsuz düzlüğün ötesinde bir yerde ikinci kitap bitiyor. Üstelik Philip Reeve, bir de beklenmeyen misafir ekliyor öyküye son dakikada.

yk_05

Şimdiden yıllık iznimin en güzel taraflarından birisi oldu bu kitap. Ekonomik olarak düze çıkınca diğer iki kitabı da alıp seriyi bitireceğim. Para vermeye kesinlikle değiyor çünkü. Philip Reeve ile ilgili olarak “Modern çağın Jules Verne’i” diyorlar. Eh, bu bile almak ve okumak için bir sebep değil mi?

Bu seri hakkında bir sonraki yazıyı son iki kitabı da okuduktan sonra yazacağım. Yani serinin tamamını okuduktan sonra. Bakalım seriyi okumayı bitirdikten sonra da bu kadar beğeniyor olacak mıyım? Bakalım öykünün sonunda Dünya nasıl bir yere dönüşecek. Karakterler hala hayatta kalacak mı?

yk_03

Serinin üçüncü ve dördüncü kitapları

Serinin Facebook sayfası: https://www.facebook.com/yuruyen.kentler

yk_julesverne

Pentagram – MMXII

IMF601Pentagram geçtiğimiz günlerde 5. stüdyo albümü olan MMXII (2012)’yi piyasaya sürdü sevgili okur. Grubun bu albümden bir önceki albümü 2002 yılında çıkardığı Bir albümü idi. 2008 yılında çıkardıkları konser dvdsini hesaba katmadan, aradan geçen 10 yılda öyle ya da böyle Pentagram’ın yeni şarkıları çok beklendi. Dolayısı ile albüm çıkar çıkmaz “10 yıllık hasret sona erdi” teması işlendi.

Oysa ki grup, bu albümün ancak son iki yıldır üzerinde çalışılan bir albüm olduğunu dile getiriyor. Efsane vokalleri Murat İlkan‘ın rahatsızlığı sonrasında grubu bırakacağını açıklaması üzerine yeni vokal arayışlarına giriyor ve albüm yapıyorlar.

IMF602Evet, Pentagram’ın bu albümünde belki de herkesin öncelikli olarak merak ettiği şey yeni vokalin gruba nasıl bir getirisi olacağı idi. Kimilerine göre Pentagram artık bitmişti, dinlemeye gerek yoktu. Kimilerine göre de yeni vokalist Gökalp Ergen yanlış bir seçimdi. Albüm yorumuyla ilgili söyleyeceğim ilk şey de bununla alakalı olacak. Bence Gökalp Ergen, yerinde bir seçim olmuş. Hem sesinin güzelliği hem de Murat İlkan’ın ses rengine çok benzemesi sebebiyle ben açıkçası yeni albümü dinlerken hiç yabancılık yaşamadım.

10 parçalık albümün açılış parçası Sand olarak belirlenmiş. Nasıl başlarsan öyle gider, genellemesine de uymuş albüm. Yani yapı olarak tipik bir Pentagram parçası seçilmiş ve albümünün devamının da ne ayarda olacağı sezdirilmiş. Sand parçasında vokaller başarılı bana göre. Ana riff de gayet akılda kalıcı ve güzel, ancak solosu çok kötü. O meşhur Pentagram sololarıyla uzaktan yakından alakası yok. Sanki ilgili kısımdaki boşluğu doldurmak için yazılmış gibi.

İkinci parça Now and Nevermore, Pentagram’la bütünleştirdiğim o ney sesini yeniden duymamı sağladı. Etkileyici bir girişi ve melodisi var. Bu parçayı ilk defa dinleyen ve grubun vokalini değiştirdiğinden habersiz olan kimseler hiçbir farklılık göremeyeceklerdir klasik Pentagram’dan. Evet, albümdeki en Pentagram parça bu olmuş. Sözleri de gayet başarılı. Parça kapandıktan sonra kulaklarınızda kalıyor melodi. Solosu da bir önceki parçaya ve hatta albümdeki pek çok şarkıya göre çok daha iyi.

Bir sonraki parça Geçmişin Yükü, albümün ilk klip parçası olarak karşımıza çıkıyor. Türkçe sözlü bu parçada heavy metal havasından ziyade bir rock parçası havası var. Ben burada grubun dinlenilirliğini arttırmak adına böyle bir parça yaptığını düşünüyorum. Parça kötü mü? Hayır. Ama kemik fanlar belki de grubun müziği yumuşamış diye tepki gösterebilirler. Parçanın klibi de en az parça kadar ilgi çekici. Zira yine yukarıda dediğim sebepten dolayı klipte grubun yakın çevresinden pek çok eşine dostuna rastlıyoruz. Klibi Ketche çekmiş. Elbetteki bu isimlerin pek çoğu ülkemizin bilinen simaları. Bu kliple ilgili ayrı bir yazı hazırlayacağım. (Not: Hazırladım.)

Dördüncü ve albümün geneline oranla en sert parça Beyond Insanity adıyla karşımıza çıkıyor. Bence bir sonraki klip de bu şarkıya çekilmelidir. Belki siz farklı düşünebilirsiniz ama bu parçanın vokal, davul ve ritim gitarlarını başarılı buldum. Çok başarılı bir heavy metal şarkısı olmuş. Pentagram ritim gitarlarıyla ilgili ekşi sözlük‘te mi nerede bir yerde bir yazı okumuştum: Ritim gitarların bu denli ön plana çıktığı başka bir popüler metal grubu yoktur, diye. Hakikaten doğru, demiştim o zaman. Bu parçada da yine sönük bir solo var. Ritmin altında ezilmiş hatta. Kulaklıkla dinlerken ritmi daha çok duyuyorum.

Albümdeki en iyi girişe sahip parça, Doğmadan Önce, aynı zamanda albümdeki üç Türkçe parçadan ikincisi. Türkçe parçalar içinde de bana göre en iyisi ve en serti. Konserleri nasıl olur nasıl geçer bilmiyorum ama bu parçada epey kişinin eşlik edeceğini kestirebiliyorum. Sözleri çok iyi yazılmış bu arada. Türkçe söz yazılmıyor diyenlere de bir cevap niteliğinde kanımca. Vasatın biraz üzerinde olmuş solosu, o açıdan iyi haber diyebilirim.

“Duvarlar örülmüş üstüne, öldürmüşler seni doğmadan önce…”

Wasteland, albüm çıkmadan önce yayımlanan bir parçaydı. Çekinmeye kıvırmaya gerek yok. Parçanın başlangıç kısmı Black Tooth‘un Iron Clad‘iyle aynı olmuş. Iron Clad’in ilk çıktığı demo versiyonuyla aynı. Haa, parçanın devamı bambaşka bir çizgide ileriliyor o ayrı. Albümün yine en sert parçalarından birisi. En başında duyduğumuz postal seslerinden sonra oturup parçanın sözleri üzerinde de düşünmeden edemiyor insan. Konserlerin en gaz parçası da bu olacak kanımca.

“It’s time to rise, depopulation, flies, death and decay…”

It’s Dawn Again albümdeki 7. parça. Ben bu parçayı sevemedim. Karamsar Pentagram parçalarından birisi olmuş.

Disturbing The Peace, kendi çapında gaz bir girişle geliyor adamın adamın kulağına. Davul olarak falan hoşuma gitti. Bir tek bu parçanın solosu aklımda kaldı garip bir şekilde. Bu parça da tıpkı Wasteland gibi konserlerde epey can yakar gibime geliyor.

Dokuzuncu parça Uzakta tam bir alternatif rock parçası! Dorian falan yapsaydı hakikaten mükemmel olurdu. Albümdeki üç Türkçe parçadan en piyasa olanı. Dağlaaar, dağlaaaar nakaratı ile kemik fanları epey kızdırmış olsa da gruba pek çok yeni fan kazandıracak bir parça.

Son parça Apokalips kapanış için yerinde bir seçim olmuş bence. Şarkı ortalama ayarda bir parça. Albümde süre olarak en uzun parça, altı buçuk dakikaya yakın. Parça back vokalleri ve parça sonuna doğru aniden değişen yapısı ile eski albümlere şöyle bir selam çakmış. Solo yine vasat, yine akılda kalmıyor, yine efsane olmaktan çok uzak. Ama tam beşinci dakikada öyle bir kısım başlıyor ki… Albüm çıkmadan önce yayımlanan teaser videosunda da bu kısım vardı. (Ekleme: Apokalips’in klibi de çekildi.)

Evet, buraya kadar ki yorumlarımdan anlayabildiğiniz üzere ben kendi adıma albümü ortalama buldum. Ancak yakın çevremdeki dostlarım ne düşünüyorlar onu da bilmek istedim ve onlara albüm hakkındaki düşüncelerini sordum.

alper 1anilburakendersuha

Albümün kapak tasarımı, tasarımda esas alınan konsept, fotoğraflar vs çok çok iyi olmuş. Konsept olarak birkaç gün önce şu yazımda yazdığım Steampunk akımı seçilmiş. Albüm standart cd kutusu bir kartonet içine konulmuş olarak geliyor. 24 sayfalı bir kitapçık çıkıyor içinden. Fotoroman tadındaki bu kitapçıkta bir hikaye anlatılıyor. Fotoğraflardaki oyuncu Lions In A Cage gibi bazı Pentagram klasiklerinin söz yazarı ve bu albümde de Now and Nevermore, It’s Dawn Again ve Apokalips şarkılarının sözlerine katkı sağlayan Turgut Berkes.

IMF603IMF604

Beyond Insanity ve Apokalips’te Kerem Özyeğen‘in back vokallere katkısı var. Kerem Özyeğen, İlhan Barutçu ve Ozan Tügen albümün konuk müzisyenleri olarak yer almışlar. Albümün kitapçığının en arka sayfasında yer alan isimlere baktığımızda Türk rock müziğine çok ciddi anlamda yön veren kişileri görebiliyoruz.

album 1

Albümle ilgili tek can sıkıcı durum albümün fiyatı. 10 parçadan oluşan bir albümü 17.5 liraya satıp Pentagram’ı uzun süredir bekleyen insanların bu bekleyişlerinden faydalanmak isteyen Sony Music‘i kınıyorum. Albümün yanında en azından bir dvd verilse hem fanlar için daha anlamlı olurdu hem de eminim ki albümün satışı artardı.

Grubun genel anlamdaki duruşunu bu albümde vokalin değişmesi ve uzun süren bir aradan dolayı bir nebze yumuşamış, belki de daha piyasalaşmış olarak bulabilirsiniz. Ben de bu fikre kısmen de olsa katılıyorum. Albümün bence gerçek başarısı eylül ayındaki turnelerde belli olacak.

Steampunk Nedir?

Bir süre önce Pentagram yeni albümünü yayınladı sevgili okur. Albüme dair bir incelemeyi önümüzdeki günlerde yayınlayacağım. Bu yazıya konu olan durum ise Pentagram’ın yeni logosu ve albüm tasarımı olacak. Albümün teaser’ı Youtube‘da yayınlandığında yorumlardan birinde “steampunk” yazıyordu. Bu sözcüğü daha önce hiç duymamıştım ve hemen araştırdım ve bu yazıya konu oldu. Önce Pentagram’ın sitesinde yayınladığı teaser’a ve albüm görseline bakalım:

Evet, steampunk dediğimiz olay videodan ve görselden de çıkarabileceğimiz üzere bir tür fantastik mekanik sanatı 🙂 Bu akımda genellikle 19. yüzyıl teknolojisinin izleri görülür. Mekanik ve hareket ilişkisi buharlı ya da kurmalı sistemlerle ve çok nadiren de elektrikle sağlanır. Bol bol dişli, bol bol çark, bol bol pirinçten malzeme gözlenir. Viktoryan dönemine ait kıyafet ve takılarla bu yarı-kurgusal akım desteklenir. Korse, şapka, bot ve özellikle gözlükler bu akımda olmazsa olmaz aksesuarlardır. Jules Verne ve Herbert George Wells‘in romanları bu akıma ilham olmuş eserlerdir. Ayrıca her tür gotik ve vampirizm akımı da kendine steampunk içerisinde yer bulabilmektedir.

Van Helsing

Anlamını, kapsamını araştırıp öğrendikten sonra farkettim ki ben de bu akımı meğer yıllardır severek takip ediyormuşum. İzleyip beğendiğim filmlerin ve kitapların bu akımın etkisinde olduğunu görünce çok şaşırmadım. Wild Wild West ve Van Helsing filmleri birer steampunk başyapıtıdır. Ayrıca yine tamamını izlediğim Prestij, Altın Pusula, Sucker Punch, Sherlock Holmes, Hugo gibi filmler de başarılı birer steampunk örnekleridir. 2004 yılında çekilen ve halen en sevdiğim 10 film içerisinde yer alan Van Helsing’de vampir avcısı Van Helsing’in kıyafet ve silahları steampunk akımının örnek objelerindendir. 1999 yapımı Wild Wild West

Wild Wild West

(Vahşi Vahşi Batı) filminde Kevin Kline’nın yaptığı tüm icatlar, kullanılan silahlar birer kült steampunk ögesidir. Zaten film de tür olarak “steampunk western action-comedy film” şeklinde kataloglandırılmaktadır.

Bunların dışında bir örnek de hepimizin severek izlediği “Game Of Thrones” dizisinden verilebilir. Dizinin içeriği değil ama başlangıç kısmı çok başarılı bir steampunk çalışmasının örneğidir.

2009 yılında Anadolu Üniversitesi’nde yapılan Bahar Yürüyüşü‘nde iki arkadaşımız steampunk akımına selam yollamıştı. O zaman çok dikkatimi çekmişlerdi. Anadolu Haber arşivimden arayıp buldum ve fotoğraflarını koyuyorum.

Steampunk ile ilgili bir de çok kapsamlı bir site bulunuyor. Buradan mevcut işlere ulaşabilir, zaman zaman yapılan incelemelere rastlayabilirsiniz.

http://www.steampunk.com/