Tag Archives: Süha

2020 Yılımın Özeti

Mad Max: Fury Road filmini ilk kez sinemada izlerken filmin ilk aksiyon sahnesiyle koltuğumdan öne doğru fırlamış, bir daha da geriye yaslanamamıştım. İşte öyle bir yıl oldu 2020.

Blogun geleneksel yıl özeti yazısına hoş geldiniz. Bu özet yazıları, yıllardır her yılın sonunda yazdığım bir tür hesaplaşma, skor tutma, istatistik verme, racon kesme, kuyruğu kıstırma ve yazılması en uzun süren yazılar oluyor. Haydi, türümüzün son birkaç yüzyıldır yaşadığı en sıkıntılı yıllardan biri ve belki de en sıkıntılısı olan 2020 yılını nasıl geçirmişim hatırlayalım.

Bu yıl önceki yıla göre blogla daha çok ilgilenmeme rağmen, okuyucu sayımız biraz düşmüş. Ancak yazı sayısının önceki yıla göre ciddi oranda da arttığını söylemek lazım. Toplamda 80 yazı yayımlanmış blogda. Blogun son dört ayında WordPress ciddi bir güncelleme alarak “Blok” tasarımına geçti. Bunu okuyucu olarak siz fark etmediniz. Ancak içerik üreticisi olarak ben, ilk aylarda çok ciddi sıkıntı çektim. Ancak sonradan uyum sağlamayı başardım ve yazılar gelmeye devam etti. Tam 10 sene önce yazdığım “İyi Bir Münazara İçin İpuçları” isimli yazım bu yılında reyting rekortmeni. Hemen ardından Türkiye’nin belki de ilk ve tek Gillette Blue 3 ve Mach 3 koleksiyoncusu olmamı ispatlar şekilde, “Gillette Tıraş Bıçakları Kullanıcı Deneyimleri” isimli yazım en çok okunan yazım oldu. Ciddi bir sağlık problemi yaşadıktan sonra yazdığım “Bir Reflü Macerası” yazım en çok okunan üçüncü yazı oldu. Buna çok sevindim çünkü internette çok az yerde bulunabilen bir diyet ve yasaklılar listesini yayımladım bu yazıda. Umarım okuyan herkesin işine yaramıştır o liste. Google’a “münazara” yazarak bana ulaşan çok ciddi sayıda okuyucu olması sevindirici. Çünkü ben yıllar önce yazdığım o yazıma ek olarak bir yazı daha yazdım ve ilk yazıyı okuyan okuyucuların bu ikincisini de okumasını görmek iyi. Bloga en çok ziyaretçiyi arama motorları göndermiş. Bunun dışında sırasıyla Facebook, Twitter, Linkedin ve Instagram okuyucu göndermiş. Bu sene birkaç özel yazı için ilk defa reklam vereceğim. Bugüne kadar reklamdan bir kuruş kazanmadım. Ancak yıl içerisinde bazı özel yazılar yazmayı planlıyorum. Bunlar için reklam vereceğim. Bir de yakında My Resort için bir Instagram hesabı açmayı düşünüyorum. Ancak yazılarıma link veremeyeceğim için bunu nasıl yaparım ya da neye yarar, bunu iyice planlamam lazım.

İhsan Oktay Anar‘ın çeşitli dergilerde yayımlanmış küçük öykülerini derlediğim şu iki dosya (İhsan Oktay Anar’ın Minik Öyküleri Derlemesi ve İhsan Oktay Anar Minik Öyküler Derlemesi 2: Rabnûma) bu yıl en çok indirilen içerikler olmuşlar. Bu yıl onun İngilizce basılan tek kitabı olan The Book Of Devices‘ı aldım. Blogda en çok tıklanan görseller yüksek lisans diplomam ve reflü beslenme alışkanlıkları listesi olmuş. Haa bir de Gandalf var tabi. Bu yıl ülkemizden sonra en çok okuyucu ABD, Almanya ve can Azerbaycan’dan gelmiş. İngiltere’den yapılan 86 girişin ise en az yarısının bizim Seval olduğundan eminim 🙂

Şimdi gelelim aylık performanslara ve yaşananlara:

Ocak 2020: Yıl içerisindeki en kötü yazım performansı bu ay olmuş sadece 3 yazı! Bunlardan bir tanesi de zaten 2019 yılımın özetiydi.
:: Geçen yılın en büyük müzikal keşiflerinden birisi olan Altın Gün ön plana çıkmış. Bana göre şimdiye dek çektiğimiz en iyi cover videolarından birini çekmişiz ve Altın Gün yorumuyla “Kolbastı” çalmışız. Sağ olsun Cem‘in bağlama da akmış gitmiş valla 🙂
:: Yıllar sonra nihayet blogun arka planını değiştirmişim. Ayrıca Gillette tıraş bıçağı koleksiyonum için de ayrı bir sayfa açmışım.

Ocak 2020’de kullandığım üst resim

Şubat 2020: Toplam 5 yazı. Eh, fena değil. Bu ay yılın hareketlenmeye başladığı, Covid-19‘un duyulmaya başlandığı bir aydı. Başımıza neler geleceğinden habersiz, öylece bekliyorduk.
:: Alper ve Özge nişanlandı. Bu yılın ilk düğün/dernek haberi Alperler’den geldi. Hep birlikte Ankara’ya gittik. Böylece Özge’nin ailesiyle de tanışma imkanımız oldu. Yıl içerisinde de pek çok arkadaşımızın güzel haberlerini almaya devam ettik.
:: Kendime nihayet bir masaüstü bilgisayar toplayabildim. Tabi bu gelişmede en büyük pay Kerem Bey‘in ve Lütfi Abi‘nin. Sağ olsun Kerem Bey’in bir kıyıda kalmış emektar bilgisayarını aldıktan sonra ram ve SSD takviyesi yaparak şu anda da kullandığım bilgisayarı hayata döndürmüş oldum.
:: Yağız ve Alper’le birlikte, şimdiye kadar yaptığımız en prodüksiyonlu videomuzu yaptık. Yıllardır severek dinlediğim büyük üstat Ennio Morricone’yi de andık böylece.
:: Kendime bir 75-300 odak uzunluklu zoom lens aldım. Böylece özellikle dolunaylarda çok daha güzel görüntüler çekebilmeye başladım.

Mart 2020: Bu ay toplam 8 yazı yazdım. Ayrıca çok fazla sayıda eski yazımı da güncelledim. Özellikle eski görsellerin linkleri öldüğü için blogun arka planında epey hummalı bir çalışma devam ediyor. Ülkede de bu aydan itibaren Covid salgını ciddi bir boyuta taşınmıştı. Yakın zamanda iki arkadaşımız HazalUtku ve BetülMustafa yeni evlerine taşındılar. Ayrıca bu ay Antalya’ya bir eğitim çıkmıştı, Yunus Emre‘yle birlikte gidecektik. Ancak Covid nedeniyle iptal edildi.
:: Orta Dünya’ya ait yepyeni kitaplar yayımlandı ve ben hepsini kitaplığıma ekledim. Şu anda birkaç eksik dışında gayet iddialı bir Orta Dünya kitaplığım oldu.
:: Ali Sami Yen‘e bir kere daha, bu sefer de Alperler’le gittim. Orada Özlem ve Ceyhun da ekibe katılınca müthiş bir gün ve müthiş bir maç oldu. Galatasaray’ımızın o yıl seyirciyle oynadığı son maçtı bu. Bir hafta sonra tüm ülkede Covid alarmları çalmaya başladı.

:: Çok uzun süredir arşivime katmak istediğim Daft Punk‘ın Random Access Memories isimli albümünün plağını nihayet alabildim.
:: Yıllardır karşılaştığım en kötü virüs bilgisayarıma bulaştı. Hep duyduğum ama bir şehir efsanesi olarak dinlediğim .remk virüsü bilgisayarıma bulaşıp tüm dosyalarımı şifreledi ve şifre için benden 980 dolar para istediler. Neyse ki (hala şükrediyorum) %99 oranında yedeklerim sayesinde kayıpsız olarak kurtuldum. Ancak bu bana yaklaşık 1 haftaya mal oldu.

Nisan 2020: Pandemi ülkeyi kasıp kavurmaya başladı. Evlere kapandık. İşe dönüşümlü olarak gidiyoruz. Karamsarlığın en üst düzeyde olduğu bir aydı. Arkadaşlarımız bir biri ardına evlilik tarihlerini ertelediler. Bu ay 8 yazı yazmışım.

:: Yıllar sonra arşivden bulunca Hobbit’in orijinal illüstrasyonlarını yayımladım. Eğer gözden kaçıran varsa muhakkak indirip arşivlesin.
:: Ülkemizin rock ve metal müzik kültüründe önemli bir paya ve yere sahip olan Çağlan Tekil bu ay hayatını kaybetti. Geçirdiği beyin kanaması sonucu bir sürede komada yaşam savaşı verdi ancak daha fazla dayanamadı. Bu yazıda “Şimdi ardından Head Bang ne olur, yeni sayı yayımlanır mı, yoksa Baron’la birlikte bu efsane de ölümsüzlüğe doğru yelken açar mı bilmiyorum.” demiştim. Birkaç ay sonra Head Bang son bir sürpriz yapacaktı.
:: Mach3 koleksiyonuma iki önemli parça eklemişim.
:: Bir süredir uğraştığım fotoğraf stoklama işlemini nihayet yapabilmişim. Bu sayede ayın çok daha net fotoğraflarını çekebiliyorum.
:: Halen daha hayatımızın en büyük maceralarından biri olarak nitelendirdiğimiz Gelibolu Maceramıza ait yıllar sonra bir keşif yaptım. Üstelik yıllar önce yazılan yazılardaki görselleri de güncelledim.

2012 Aralık

Mayıs 2020: Pandemi tüm ülkede devam ediyor. Nisan ayına göre biraz daha iyiye gidiyor durum. Bu ay yine 8 yazı yazmışım. “Evde kal“manın en büyük faydalarından birisi bu oldu. Bir de elbette bu yılın bizim için en büyük, en önemli ve en güzel olayı var: Mert Ekin dünyaya geldi.
:: İhsan Oktay Anar’ın daha önce hiç okumadığım bir öyküsünü keşfettim: Rabnûma. Yıllardır üstadın kaleminden yeni şeyler okumuyoruz. Bu öyküsü de 1989 yılında kaleme aldığı bir öykü. Tarzının oturmaya başladığı dönemler. Hoca bu öyküden 5 yıl sonra da Puslu Kıtalar Atlası’nın yayımlayacak.

:: Aylardır beklediğimiz mucize gerçek oldu ve sevgili yavrumuz Mert Ekin dünyaya geldi. Pandeminin ortasında, gözden uzak ve tedirgin geçen birkaç günün ardından yuvasına geldi. Ben bu satırları yazarken Mert’in 8 aylık olmasına birkaç gün kaldı. Buraya da yeni doğan değil de şimdiki halinin bir fotoğrafını ekliyorum. Yılbaşında çektik.
:: Bu yılın en iyi projelerinden birini daha başarıyla tamamladım. Mini vidalama makinesi yaptım. Bu projeyi yaparken bana destek olan Türker, Süha ve Murat‘a bir kere daha teşekkür ederim.
:: Bu yılın en gurur verici çalışmasına imza attık hem de neredeyse tüm arkadaş gurubumuz bir arada! 19 Mayıs’ta “Hoş Gelişler Ola” marşını çaldık hep birlikte ve ortaya yıllar sonra bile keyifle hatırlayacağımız güzel bir video çıktı. Emeği geçen tüm dostlara bir kere daha teşekkür ederim. Bu arada üç kardeş birlikte yer aldığımız ilk müzik videomuz da bu oldu.

:: Murat İlkan‘ın Fanus albümünün hatalı basılan ilk plağını aldım. Hem Murat İlkan’ı çok sevmem hem de koleksiyon değeri olan bir ürün olduğu için hiç kaçırmadım. Plak dinlenebiliyor ancak mastering’i çok yetersiz ve parçalarda çok ciddi hatalar var.
:: Nereden esti bilmiyorum ama daktilo alırken dikkat edilecek konulara ilişkin güzel bir yazı yazmışım. Bu sene çok okunan bir yazı olmadı ama reytinglerinin giderek arttığını görüyorum. Birkaç seneye blogun önemli yazılarından birisi olabilir.

Haziran 2020: Bu ay sadece 4 yazı yazmışım. Rehavet oldu tabi. Bütün ülke de tıpkı benim gibi rehavete kapıldı. 1 Haziran’da pandemi yasakları sona erdi. Covid 19’da tünelin ucunda birazcık ışık görmüşken, vak’a sayılarını nihayet 100’ün altına düşürmüşken ve tam da tedbirlerin korunması gerektiği yaz sezonun açılışıyla tüm tedbirler kalktı. Aylardır kapalı kalan halk bir anda hiç olmayacağı kadar dolaşıma çıktı. Bankalar insanlar tatile gitsin diye kredi verdi. Tatil sezonuyla çakışmasın diye üniversite sınavı ertelendi. Bunun bedelini de elbette birkaç ay sonra çok daha şiddetli bir şekilde ödeyecektik.

:: Mustafa, Massive Agressive isimli iç dekorasyon butiğini açtı. Başlangıçta steampunk esintili objelerde kısa sürede Instagram’da beğenileri toplamayı başardı. Her geçen gün satış ağını da genişletiyor.
:: Alper’le birlikte en sevdiğimiz Türk gruplarından olan Pentagram’ın en sevdiğimiz iki şarkı This Too Will Pass ve Lions In A Cage’i coverladık.
:: Yıllardır istediğim ancak bir türlü fırsat bulamadığım bir şeyi yaptım ve kendi el yazımı bir fonta dönüştürdüm.
:: Ülkemizde basınında da yer alan ancak kimsenin tek bir kare fotoğrafını bulamadığı dergiyi Seval sayesinde Almanya’dan buldum. Seval’in Almanya’dan bana yaptığı son iyilik bu olacaktı. Çünkü bir süre sonra İngiltere’ye taşınacaktı.

Temmuz: Bu ay blogda 7 yazı yazmışım. Önceki yıllarda genede tatile falan gittiğimiz için Temmuz pek yoğun geçmezdi ancak bu sene Covid’den dolayı evlerde kaldığımızdan fena bir ortalama değil.

:: Biricik dostum Selçuk Ceylan‘ın yepyeni iki kitabını daha okudum. Selçuk’un yazdığı kitap sayısı 6’ya ulaştı.
:: Yılın en iyi dolunayını yılın en sevdiğim ayında yaşadım. Ender ve Alper’le birlikte Ghost’un Ritual parçasını coverladık.
:: Büyük üstat, çağımızın en büyük müzisyenlerinden Ennio Morricone hayatını kaybetti. Türkiye’de kendisinden ve eserlerinden en çok bahseden bloglardan birisi olan My Resort’ta, olabildiğince güzel bir yazı yazarak uğurladık ustayı.
:: Utku ve Alper’le pizza yeme yarışmasına katıldık. Ben dereceye giremedim ama Alper ikinci, Utku üçüncü oldu.
:: Hayatımın en sessiz sedasız doğum günlerinden birini geçirdim. Aynı dönemde In Flames, Clayman albümüne 20. yıl özel baskı yayımladı. Ben de bu albüm ve Fury filmi için birkaç yeni baskı tasarladım.

:: Okulda bu yıl düzenlenmeye başlayan çevrimiçi Öğrenci-Mezun Buluşmaları etkinliğinde bölümümüz ve mesleğimiz adına bir sunum yaptım. Keyifli bir akşam oldu. Bir kere daha, beni davet eden sevgili hocalarıma ve öğrenci arkadaşlarımıza teşekkür ederim. Blogda bahsetmesem de bu yıl bu şekilde pek çok çevrim içi etkinlik oldu. Covid-19’un hayatımıza kattığı farklı tecrübelerden birisi de bu oldu.
:: Çok kıymetlim ve yıllardır eski baskıları astronomik fiyatlarla satıldığı için alamadığım Nur Yoldaş’ın Sultan-i Yegah albümü yeniden plak olarak basıldı. Üstelik şeffaf, kırmızı renkli ve gatefold olarak. Hemen aldım.

Ağustos 2020: Yaz bütün rehavetiyle devam ediyor. Covid yavaş yavaş ülkeye yeniden yayılmaya devam ediyor. Gerçek rakamların kelime oyunlarıyla gizlendiği yönünde toplumda ciddi bir kuşku ortaya çıktı. Bir süre sonra bu kuşkuların haksız da olmadığı görülecekti. Bu ay toplam 7 yazı yazmışım. Bu ay hem Koray ve Tuğba‘nın hem de Alper ve Özge’nin düğünleri vardı. Koray ve Tuğba’nın Antalya’daki düğününe gidemedim.

:: Alper tam 14 yıl sonra Eskişehir’den taşındı. Blogda yazdığım en depresif yazılardan birini yazdım. 2020’nin en kötü anlarından birisiydi veda anı. “Fotoğrafların kesilmiş yerlerini saklamayı yıllarca becerdim ama artık sen de yoksan çerçevede çok azımız kalıyor o yıllardan.”
:: Kiracı olarak oturduğum evde büyük bir tadilat yapıldı. Ustaların da temiz çalışmamasından dolayı toparlanmak epey uzun sürdü. Ancak yine de ustaların hakkını yemeyeyim, en azından kısa sürede tamamladılar. Temizlik uğraştırdı biraz.
:: Özge ve Alper’in düğünü oldu. Bursa’ya gittim düğün için. Corona’nın gölgesinde korka korka yaptığımız, çok şükür kimseye de bir şey olmadan tamamladığımız bir düğün oldu.
:: Gillette Blue 3, beni şaşırtarak üç büyükler (Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş) renklerinde tıraş bıçakları çıkardı. Koleksiyona bir anda üç bıçak daha eklenmiş oldu. Ülkenin en iddialı koleksiyonuyum.
:: Bir klasik olan Fahrenheit 451‘i okudum. Kitap başta sarmadı, epey zorladı ancak sonradan çok hoşuma gitti. Filmini izledim ve çizgi romanını sipariş ettim. Bir de Eskişehir’de Fahrenheit 451 isimli bir sahaf keşfettim. Mehmet‘in sayesinde Devran’la tanıştık. İlerleyen günlerde de Devran’dan epey bir kitap alacaktım.

Eylül 2020: Covid’e karşı alınan önlemlerin göstermelik olduğu anlaşıldı. Özellikle Kurban Bayramı’yla birlikte memleketin dört bir yanına dağılan vatandaşlar sayesinde en küçük köylere bile virüs ulaştı. Nisan ayından daha beter bir duruma doğru ülke sürükleniyordu. Bu ay toplam 7 yazı yazmışım.

:: Grafik tablet aldım. Okulların açılmayacağı ve derslerin uzaktan yapılacağı anlaşılınca bir fırsatçılık ülkesi olan Türkiye’de 300 liralık ortalama grafik tabletler 600-700 liralara fırladı. Milli Eğitim Bakanı’nın eğitim uzatan yapılacaktır diye açıkladığı gece neredeyse %100 zamlandı tüm tabletler.
:: Yağızhan mezun oldu. Sagopa Kajmer, Yunus EP isminde bir albüm çıkardı. Bu albüm benim yıllar sonra dinlediğim ilk yeni Sagopa albümü oldu.
:: Gıda Dedektifi Musa ÖZSOY’un “Ne Yediğinizi Biliyor musunuz?” isimli kitabını okudum. Yalan yok, gıda endüstrisi hakkında daha önce bilmediğim pek çok yeni bilgi öğrendim. Ayrıca gıda tercihlerimi yeniden gözden geçirmemi sağladı.
:: Scooter aldım. Xiaomi M365 marka modelli scooter, bu yıl aldığımız en verimli aletlerden birisi oldu. Özellikle şehir içi ulaşımda büyük bir devrim yarattığını söyleyebilirim.

Ekim 2020: Blog açısından iyi geçen, 9 yazılık bir ay oldu. Covid’in daha da kötü bir hal aldığı artık kabul edildi ve yeni tedbirler alındı. Bu ayın diğer bir özelliği ise Sertan ve Ayşe‘nin biricik yavrucukları Özüm dünyaya geldi. Mert doğduğunda yaşadığımız heyecanı, bu sefer de Özüm için yaşadık 🙂

:: Şevkiye‘nin teleskobunu ödünç aldım. Aynalı teleskop hiç kullanmamıştım. Ancak kurduktan sonra epey bir keyif verdi.
:: Bir devrin sonu geldi ve Head Bang 6, Çağlan Tekil’in yarım bıraktığı işi tamamlamak için son kez yayımlandı. Head Bang devri sona erdi. Müthiş bir bir veda sayısı olmuştu.
:: Efendi, 2020 yılı içerisinde tam üç tane single yayımladı. Bu yıl umarım yeni albümleri çıkar.
:: Plak koleksiyonumdaki ilk long playlerden biri olan Kamuran Akkor’un Boşver Üzülme plağı için yıllar sonra bir kapak yaptım.

Kasım 2020: Yıl sonu yaklaştıkça doktora teziyle ilgili kaygılarım da tavan yapmış durumdaydı. Covid’in tedavisine dair her kanalda aşı çalışmalarıdan bahsediliyor. Biz de yeni bir dönüşümlü çalışma sistemine geçtik. Bu ay 5 yazı yazabilmişim.

:: Yıllardır kitaplığıma katmayı çok istediğim Harry Potter’ın resimli baskılarını Merve’nin hediyesiyle aldım. Kitaplarım açısından bu yılın şüphesiz en müthiş olayı buydu. Aynı dönemde bir de Buz ve Ateşin Dünyası isimli Game Of Thrones evreni kitabını aldım.
:: Anneannem Kars’ta vefat etti. Yıl boyunca uzak akrabalarımızın, birkaç tanıdığımızın Covid’den dolayı vefat haberini almıştık. Ancak anneannemin vefatı hepimizi yaraladı. Onu bu şekilde kaybetmek tarifsiz. Hala da ne diyeceğimi bilmiyorum. Gidemedik göremedik. Işıklar içinde uyusun, mekanı cennet olsun.

Aralık 2020: Yılın son ayında 8 yazı yazmışım. Bu yıl da böylece bitmiş oldu. Covid’e karşı geliştirilen aşı haberleri büyük bir mucize gibi karşılandı Dünya’da. İnsanlar umut beslemeye başladılar. Çünkü ekonomi çok kötü durumdaydı. Aşı haberleri ve ülkedeki bir takım siyasi gelişmelerden dolayı (Maliye bakanı istifa etti) ekonomide olumlu yönde kıpırdanmalar oldu. Eve kurutma makinesi aldık. Resmen bayram havası yaşanıyor günlerdir 🙂
:: Tam 15 yıldır bıkmadan, sıkılmadan izlediğimiz Supernatural dizisi final yaptı. Hayatımızın yarısına eşlik etmiş abilerim Sam ve Dean Winchester’a veda ettik.
:: Kendime iyi bir tripod aldım. Bu sene 75-300 objektiften sonra fotoğrafçılığa yaptığım son yatırım bu oldu.
:: Avatar’ın “Verilen Söz” isimli çizgi romanı ilk defa Türkçe yayımlandı.

:: Yıllardır kullandığım emektar bendirimi modifiye ederek yeni bir bendir sahibi oldum. Devrim yaratan akort sistemi sayesinde çok başarılı tonlar elde edebiliyorum.
:: Çok sevdiğim Fury filminin Amerika’dan aldığım soundtrack plağına kavuştum.
:: Cidesphere’in Dawn Of A New Epoch albümünün plağını aldım. Bu yılın en iyi metal işlerinden birisiydi bu albüm.

Bu yıl iş yerindeki üçüncü yılımdı. Önceki yıllara göre biraz daha karamsardım bu yıl. Hayal kırıklıklarım çok fazlaydı. Bu yıl vedaların yılı oldu. Geçici süreliğine de olsa Pınar ve Melike gittiler. Lütfi abi ve Şükrü abi gibi değerli abilerimiz emekli oldular. İsmihan abla emekli oldu. Biricik arkadaşımız, en yakın arkadaşımız Caner ise en büyük darbeyi vurdu ve Zonguldak’a tayin olarak gitti. Üç yılın ardından ilk defa bu yıl şubeler arası ufak görev değişiklikleri oldu. Sevgili oda arkadaşım Hülya Hanım diğer şubeye, kıymetli arkadaşım Sanem Hanım da bizim şubeye geçti ve yeni oda arkadaşım oldu. Masam değişti. Gerçi itiraf etmek gerekirse masamın değişmesine çok ama çok sevindim. Bu yıl uzaktan çalışma kavramıyla tanıştık. Bütün bir yıla baktığımızda da yine iş yoğunluğumuzu Sıfır Atık, mahkemeler, yılın ilk dönemlerinde gürültü şikayetleri oluşturdu. Bu yıl ne yazık ki hiç spor etkinliğimiz olmadı. Sadece iş yerinde değil, Covid’in başlangıcı olan Mart ayından itibaren spor salonlarının kapatılması nedeniyle dışarıda da spor yapma imkanım olmadı. Spor salonu ekibiyle dışarıda görüştük. Enes, tam da bu dönemde askerden geldi. Erhan Abi ve Enes’le birkaç defa buluştuk.

Gelelim Instagrama. Bu yıl Instagram’da çok güzel coverlar paylaştık. Ayrıca koleksiyonla alakalı güzel derlemeler yaptım. Hepsini değil ama bir kısmını aşağıda paylaşıyorum.

Bu yılın da en sekmeyen yazıları dolunay yazıları oldu. Hatta bu sene 12 değil, 13 tane dolunay yazısı yazdım. Bu yazıların en güzel özelliği o dönem sahip olduğum ruh halini çok iyi yansıtmaları. Ayrıca müzikal çalışmalarımız da genellikle bu yazıların içerisinde veriyorum.

Youtube’u çok ihmal ettim. Çok ihmal ettim ve sadece 1 video yayımladım. Belki 2021’de daha dolu geçer. Covid pandemisi aslında evde kaldığımız dönemde film ve dizi izlemek için uygun bir zamandı. Ancak hem Merve’nin hamileliğinin son dönemleri olması hem de Mert’in doğmasıyla birlikte hayal ettiğimiz gibi olmadı film izleme olayı. Yine de Netflix‘te epey bir şeyler izledik. Bunların içerisinden beğendiklerimden bazıları Old Guard, Cinayet Süsü, Nice Guys gibi filmler oldu. Bu arada umarım Old Guard’ın devam filmi çekilir. Şunu fark ettim ki eski filmleri izlemeyi daha çok seviyorum. Fury, Yüzüklerin Efendisi, Kapıdaki Düşman, Er Ryan’ı Kurtarmak gibi filmleri senede birkaç kere izliyorum. Mesela How I Met Your Mother‘a başladık yeniden.

Halen izlemekte olduğum İkinci Dünya Savaşı’nın En Önemli Olayları isimli belgesel ise hayatımda izlediğim en derli toplu 2. Dünya Savaşı belgeseli. Bu yıl ayrıca Atiye, Breaking Bad, Spartacus ve La Casa De Papel‘i izledik. Netflix dışında bu yıl Mustafa sayesinde Amazon Prime‘ı da denedim ama burada da birkaç eski film dışında yeni bir şey izlemedim. Bunlardan bağımsız olarak 1917 isimli film muhteşem bir WW1 filmiydi. Ayrıca ilk defa izlediğim Bone Tomahawk da yıllar sonra izlediğim en iyi western filmiydi.

Bu yıl edebiyatla dopdolu geçti. Bunda da en büyük pay Hicri Bilakis Kuşçu‘nundur. Bugüne kadar yıl içerisinde okuduğum, aldığım kitapların sayısını tutmazdım. Ayrıca kitaplara dair yaptığım incelemeleri de yazmazdım. Onun yılbaşından hemen önce verdiği Metis Ajanda 2020 – Ya Kebikeç! sayesinde bu envanteri günden güne tutabildim. Bu ajandanın en güzel yanı, ihtiyacınız olan her şeyi içeriyor olması. Önemli günleri, dolunay takvimi, özel sözler, yazarları eserlerinden alıntıları (ki bunlar bile başlı başına bir okuma kaynağı), küçük bir not bölümü, telefon rehberi ve birkaç faydalı bilgi. Yoğun geçen bir yıl olmasına rağmen baş ucumdan kitabı hiç eksik etmedim. Bu yılın ilk kitabı Borges’in Ficciones: Hayaller ve Hikayeler oldu. Burada yer alan Artificos kısmı müthişti. Bu yıl okuduğum en iyi kitaplar ise Alamut, Malafa ve Sapiens oldu. Bunu Herkes Bilir ve Meteor Avı‘nı yarıda bıraktım. Ayrıca Zaman Makinesi ve Fahrenheit 451‘den çok etkilenip çizgi romanlarını aldım. Bu yıl çeşitli yollarla (satın alarak, hediye olarak, takasla, ücretsiz olarak ve hibe edilerek) elime toplam 93 kitap geçmiş. Bunlardan 30 tanesi Jules Verne kitapları.

Jules Verne demişken, hayatımın Jules Verne’yle dopdolu geçen yıllarından birisiydi. Yılın ortalarında Murat Haser isimli ülkenin en büyük Jules Verne koleksiyoncusuyla tanıştım internetten. Paylaşımları üzerinden epey muhabbet ettik. Bu sayede benim tamamladığımı sandığım bazı serilerin eksik olduklarını görüp tamamladım. Ve İthaki koleksiyonumu sadece son kitap (46 no) eksik olmak üzere tamamladım. ALFA Yayınlarının “Olağanüstü Yolculuklar” serisine başladım. Bu serinin güncel bir seri olması nispeten işimi kolaylaştıracak.

Müzik. Bütün yıl boyunca dinledim. Hastanede doğum için kontrole gidince de dinledim, sabahları işe giderken de dinledim. Kulaklığım bozuldu ve aylardır servisten gelmedi. Dışarıdayken idare ediyorum başka kulaklıklarla. Bir gün Ender’le buluşmuştuk. Arabada radyoda bir şarkı duydum. Giriş melodisi acayip hoşuma gitti. Yıl boyunca da dinleyip durdum: Kahraman DenizUzak Gelecek. Oluyor böyle takıyorum bazı şarkılara. Mesela hiç tarzım olmamasına rağmen Kül, Dünya’dan Uzak ve Kentsel Dönüşümler isimli şarkıları da çok beğendim. Sagopa Kajmer’in de girişteki strachleri çok hoşuma gittiği için Pankart isimli yeni şarkısını beğendim. Bir de keşif yaptım ki keşfettikten sonra defalarca dinledim. İstanbul Şarkıcıları isimli oluşumun Köroğlu Dağları isimli şarkısı. 1980 yılında yayımlanmış. Müthiş bir şarkı. Bir de bahsetmezsem olmaz, Ouzo Bazooka‘nın Space Camel isimli şarkısı var ki klibiyle falan muazzam. Mert’i kucağıma alınca bunu açıp dans ediyoruz. Gerçek saykodelik budur!

Metal müzik dünyasında ise epey gelişmeler yayımlandı. In Flames, Clayman albümünün 20. yılına özel bir EP yayımladı. Eski şarkıların yeni düzenlemelerini içeriyordu. Yeni düzenlemelerin hiçbirini beğenmedim. Ancak albümün remastered halini beğendim. Deftones, Ohms isimli albümünü yayımladı. Albüm aklımı başımdan almadı ama kötü de değildi. Önceki albümden çok daha iyiydi. Deftones ayrıca başyapıtları White Pony’nin 20. yılına özel bir Anniversary Edition yayımladı. White Pony x Black Stallion isimli bu double albümde ilk albümün remastered şarkıları ve remiksleri yer aldı. Remikslerin bazıları resmen bambaşka şarkılar olmuşlar. Çok beğenmedim. Katatonia, City Burials isimli yeni albümünü yayımladı ancak olmadı, yaprak kımıldamadı bende. Yine bir başka grup Linkin Park da Hybrid Theory albümlerinin 20. yılına özel bir albüm yayımladılar. İçerik olarak çok zengindi ancak çok da pahalı olduğu için almak mümkün değildi. Yine de eski videolarını yeniden düzenleyip renkleri ve çözünürlüğü olağanüstü hale getirdiler. Sırf bu bile yetti de arttı. Yıllar sonra oturup Linkin Park dinledim. Hatta şu anda da In The End çalıyor.

Ülkemizde de müzik piyasası covid’e rağmen üretkendi. Konserler olmadı ama gruplar evlerinde üretti. Grupların bir dönem evlerinden yaptığı cover ve akustik çalışmaları beğeniyle izledim. Bu yılın en yeni yepyeni grubu benim için Bipolar Architecture oldu. Heretic Soul‘dayken de çok beğendiğim Sarp‘ın yeni grubu. Depresif melodilerin üzerine yaptığı vokali özellikle beğendim. Şu anda grubun üç şarkılık bir EP’si ve bir de single çalışması var. Bu yıl umarım onların adına daha iyi geçer. Canımız ciğerimiz Pentagram‘ımız yeni bir albüm çıkarır diye bekliyorduk ancak “Bu Düzen Yıkılsın” isimli bir single yayımladı. Bir de video çekti. Beğenmedim. Ancak şu açıdan mutlu oldum ki Pentagram yola sekiz kişi olarak devam edecek gibi görünüyor. Cidesphere, bu yılın en iyi albümlerinden birini çıkardı: Dawn Of A New Epoch. Yılın son aylarına denk gelmesine rağmen Spotify’ım da ilk üçe girdi albüm. Özellikle Sacred Patronage bu yıl favori metal şarkım oldu. Sabhankra bu yıl yeni bir materyal üretmedi, konserler verdi. Ancak 2021’de yeni bir albüm yayımlayacaklar. Yani aslında bu dönemi onlar da üretmek için kullandılar. Bu yıl onlarca albüm çıktı elbette ancak belki de bunları ben de ilerleyen yıllarda keşfedeceğim için buraya fazla detay yazmıyorum. Son olarak baş tacım Black Omen‘in ilk demosu kaset formatında yayımlandı. Bununla ilgili ayrı bir yazı yazacağım için detay vermiyorum.

2020’nin ilk aylarında verdiğim bir yedek parça siparişi vardı. Aralık ayının ilk haftası geldi ve yanlış geldi. Yeniden sipariş oluşturdum bekliyorum. Ayrıca Pioneer servisinden hala kulaklığımı bekliyorum. Umarım bunlar bu yıl gelir. Koray’ın istediği Mor ve Ötesi – Deli parçasının davul videosunu hala çekemedim. Onu bitireceğim. Sercan’la bu yıl üç kere görüştük. Ocak ayında Eskişehir’e geldiğinde ve Alper’in düğününde. Volkan’la ise görüşemedik hiç. Sercan‘a doğum gününde güzel bir kolaj video yaptık. Beğenmedi 🙂 Bursa’dan isimsiz bir mektup geldi. İçerisinde uzunca bir plak listesi vardı. Beni nereden buldu, ismime ve adresime nasıl ulaştı bilmiyorum. Ama iç içe de sevinmedim değil. Zaman zaman açıp okuyorum.

Yazmayı yukarıda unuttum ama kardeşim Mustafa, Kocaeli Üniversitesi’nden Osmangazi Üniversitesi’ne geçiş yaptı. Dolayısıyla iki yıldır süren çilemiz nihayet bitti. Nihayet yeniden Eskişehir’de toplandık. Bu yılın güzel gelişmelerinden bir tanesiydi bu. Tabi ki bir diğer Mustafamız da nihayet gitti Trabzon’da nişanlandı Kübra’yla. Mustafa şüphesiz son yıllarda hayatımıza giren en değerli adamlardan. Ama Kübra da o kadar müthiş bir insan ki bazen diyorum acaba Mustafa’yı mı daha çok seviyoruz Kübra’yı mı 🙂

Bu yıl Ferit sağ olsun bana bir sürpriz yaparak hazırladığı exlibrisi göndermiş. Ben de mektuplarımda kullanıyorum bunu. Kendisi yıllar sonra Kütahya’dan ayrıldı. İzmir’e tayini çıktı. Elbette Kütahya demişken bir diğer sevgili kardeşimiz Gürcan‘dan da bahsetmezem olmaz. O da bir kere Eskişehir’de beni ziyaret etmişti. Pandeminin hızlanmaya başladığı günlerdi. Sonrasında iade-i ziyaret fırsatım olmadı. Ama 2021’de şartlar düzelirse Gürcan’ı Kütahya’da ziyaret etmeyi planlıyorum.

Evet, yılın özeti yazılarımın olmazsa olmazı olan Hedefler bölümüne geliyoruz. Bakalım geçen sene kendimize hangi hedefleri koymuşum, neleri başarmış, neleri yapamamışım. En önemlisi de, önümüzdeki yıl neler yapmak istiyorum? 2020 yılı için hedeflerim şunlardı:

  • Elektronik davuluma bir ilave crash zili almak (Olmadı, alamadım. Ancak bozuk bir aksamını tamir ettirdim)
  • Kendime yeni bir bilgisayar toparlamak ve bunu olabildiğince ucuza yapmak. (Harika! Bunu başardım!)
  • Bir şarkıyı baştan sona düzenleyip cover olarak yayımlamak. (Bunu da yaptım sayıyorum, çünkü birkaç şarkıyı baştan sona olmasa da coverladık ve düzenleme yaptım)
  • Konsept bir fotoğraf çalışması yapmak. (Başarısız sayıyorum. Gerçi Alper’in düğününde epey bir çektim ama olsun, bu hedefi yazarken hayal ettiğim şeyi yapamadım)
  • Tank maketimi bitirmek. (Olmadı, yapamadım)
  • Vasatın üzerinde bir otomobil almak. (Olmadı, alamadım)

Evet, hedefler açısından çok da parlak geçmemiş anlaşılan. Moral bozmayalım ve kendimize 2021 için yeni hedefler koyalım. Önceki senelere kıyasla daha minimal hedefler koyuyorum çünkü Covid-19’un ne zaman biteceğini kestiremiyorum. Buyurun:

  • Elektronik davuluma ilave bir crash zili almak
  • Tank maketimi bir diorama ile bitirmek
  • Vasatın üzerinde bir otomobil almak
  • Doktoramı bitirmek
  • Eğer covid-19 nihayet tüm ülkede sona ererse iki farklı zamanda tatile gitmek
  • Alper’in isimsizini bitirmek

Bir önceki yıl şöyle yazmışım: “Umarım 2020 pozitif şeylerle dolu bir yıl olur. Hayatımızın belki kökten değişeceği, belki dibe vuracağımız, belki de göklere çıkacağımız bir yıl olacak. Hazırlıklı olmakta fayda var.” Hazırlıklı olamadık açıkçası. Yıl boyunca çok fazla şey kaybettik. Sevdiğimiz insanları, yakınlarımızı kaybettik. Afetler ve hastalıklar yüzünden çok insan öldü. Ama pek çok yavru da bu yıl gözlerini açtı hayata. Mert Ekin, bizim için bu yılın tek güzel şeyi oldu. Her şeyden habersiz, üç beş kişilik dünyasında yaşamaya devam ediyor 🙂 Ben bu yıl da buralarda olacağım sevgili okur. Bu yazıda unuttuğum bir şeyler muhakkak vardır. Lütfen bana yazın, hatırlatın. Umarım 2021 yılı her birimiz için daha farklı ve daha güzel olur. Unutma, gökte dolunay olduğu sürece Dünya’dan bir çift göz ona bakacak.

Mini Vidalama Makinesi Yapımı

Bir süredir internette izlediğim videoların etkisiyle kendime el altında bulundurup ufak tefek işlerimi yapmama yarayacak bir vidalama makinesi yapmak istiyordum. Biraz mekanik, biraz elektrik ve biraz da tasarım içeren bu projem, koronavirüs sebebiyle biraz geç bitti ancak sonuçta ortaya çıkan ürün çok mutlu etti beni.

torna04Elimdeki elektrik motorunun ucunda bir redüktör var ve bu sayede motorun hareketi, bir tornavida için kullanılabilecek kadar yavaş ve güçlü oluyor.

Bu motoru 9 voltluk bir pille beslemek ise motorun sahip olması gereken güç için yeterlidir. Bunu elbette projenin en başında deneme yanılma yoluyla buldum.

Bu motoru, bir kutu içerisine alıp üzerine de güç kaynağını oturttuktan sonra elektrik tesisatını hazırlamak kalıyor geriye. Bunun için elimdeki 6 pinli üç bacaklı sürgülü anahtarı kullanmaya karar verdim. Burada 1-6 ve 2-5 bacakları çapraz bağlayınca ve ortadaki 3-4 ayaklardan da güç besleyince, anahtarın ileri geri hareketiyle motoru da sağa ve sola (yani vidayı sıkmak ve açmak için) kullanabiliyoruz.

torna07

Kullandığım tüm malzemeler

torna05Bu projenin en büyük ekipmanı elbetteki motorun kendisi. Onun dışında dediğim gibi, anahtar zaten elimde vardı. Bir de 9 volt pil yuvası ve motorun ucuna tornavida ucunu bağlamak için gerekli kaplin denilen bağlantı parçasına ihtiyaç duydum.

Elektrik motorunun içine gireceği kutunun ve kapağının tasarımını SolidWorks‘te Türker yaptı sağ olsun. Benim aldığım ölçüleri yazılımda modelleyip bir de kutu üzerinde elektrik anahtarı için yuva açtı ve ufak detayları modelledi. Türker’in yarım torna06saatten bile kısa sürede hazırladığı modeli de Süha kardeşim 3D yazıcıyla imal etti ve karantina başlamadan hemen önce bana ulaşmasını sağladı.

3D yazıcıyla üretilen malzemede ölçülerle ilgili ufak tefek sapmalar vardı. Bunları dremel yardımıyla törpüledim ve motorun kutunun içerisinde tamamen oturmasını sağladım.

Elektrik anahtarı üzerinde çok ince bir işçilikle lehimleme yapılması gerekiyordu. Burada da kardeşim Murat sağ olsun yardımıma koştu. Murat’ın lehim işlerine eli çok yatkındır.

torna08

Murat, projenin tüm tesisatını hazırladı. Daha sonra da her bir parçayı kırk kere düşünerek yerleştirdik. Güçlü yapıştırıcı ile motor kutusunu ve kapağını birleştirdik. Daha sonra ise Güç kaynağı ile motor kutusunu yapıştırdım.

torna09

Motorun dönüşünü sağa sola çeviren anahtarın lehimlemesi

torna10

Tornavida ucu ile motor ucunu birleştiren parça: Kaplin

torna11

torna12En sonunda uygun çapta bir tornavida ucuyla motorun ucunu kaplin yardımıyla birleştirdim. Yaklaşık 14 cm uzunluğunda ufak tefek hobi işleri işlerini rahatlıkla yapabilecek bir vidalama makinem oldu artık.

Bu işi yapınca tabi pek çok değerli tecrübe de kazandık. Hem ben, hem Türker, hem Süha hem de Murat. Şimdi değil ama belki bir süre sonra bu motor kutusu tasarımı pil yuvasını da içine alacak şekilde yapabiliriz. 3D yazıcıyla basılan parçanın malzemesi ciddi anlamda kaliteli bir malzeme olduğu ve aşındırmak için epey uğraştırdığı için belki de ölçümlere ikişer milimetre pay bırakmalıyız. Ki bu sapma zaten malzemenin doğasında varmış. Bir de sürgülü anahtarın lehim işi cidden zor bir işti. Bunun yerine kullanılabilecek alternatif bir malzeme ya da sistem düşünebiliriz belki de bir sonraki için.

Murat, Türker ve Süha; ellerinize sağlık çocuklar!

tornavida

 

Kingdom Of 3D Çekilişi!

suha00Yakın arkadaşım Süha‘nın muhteşem bir üç boyutlu tasarım mağazası var: Kingdom Of 3D. Pek çoğu özel tasarımlardan oluşan onlarca figürü üç boyutlu yazıcı sayesinde üretebiliyorlar. Popüler kültürde yer eden pek çok karakter ve nesneyi üreten bu mağazanın ise şimdilerde müthiş bir çekiliş haberi var.

Instagram sayfalarını takip eden herkesin katılabileceği bu çekilişte, kazanan 45 cm boyunda bire bir replika olan Thor’un Çekici‘ni (Mjölnir) kazanacak. Daha önce benzerlerini gördüğünüz tüm çekilişlerde olduğu gibi yapmanız gereken sayfayı takibe alıp aşağıdaki gönderiyi beğendikten sonra yorum kısmına en az iki kişiyi etiketlemek. Bu kadar 🙂 Kazanacağınız 45 cm.lik Thor Çekici, şu anda yalnızca lisanslı ürün olarak üretildiğinden elde etmeniz için epey bir para vermek gerekiyor.

https://www.instagram.com/p/B6GHyy8ldek/

Üstelik Süha’nın mağazası Kingdom Of 3D, sadece bu ürünü değil, başta Orta Dünya teması olmak üzere sizin belirleyebileceğiniz ve daha iyisini yapıp tasarlayabileceğiniz tüm fikirlere hayat verebiliyor. Aşağıda yer alan görseller benim en çok beğendiğim çalışmalardan bazıları. Bunları satın almak ya da kendi ürününüzü tasarlamak için muhakkak aşağıdaki sayfayı takibe alın.

https://www.instagram.com/kingdomof3d/

Sabhankra – Live At Headbangers’ Weekend 2017

Artık gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki Türkiye’nin en çok üreten metal grubu Sabhankra‘dır, sevgili okur. Sabhankra adıyla albüm çıkardığı 2006 yılından beri hemen hemen her yıl grup ya yeni bir albüm ya yeni bir EP ya da konser videosu yayımladı. 2016’nın son aylarında şu yazımda bahsettiğim Live At Roxy konseri DVD’sinden sonra grup hiç hız kesmeden ve hatta vites yükselterek yepyeni bir çalışma daha yayımladı: Live At Headbangers’ Weekend 2017. Bu 22 dakikalık konser videosu, grubun şu ana kadar yayımladığı en iyi prodüksiyonlu iş, bunda hiç şüphe yok.

Yine yukarıdakine benzer bir ifade kullanarak belirtmekte bir sakınca görmüyorum, Türkiye’de bu kalitede kaydedilmiş ve üretilmiş başka bir metal konseri videosu yok. Varsa lütfen yorumlarda belirtin ben de düzeltme olarak ekleyeyim.

01Elimizdeki materyal çok kıymetli. Zira grubun davulcusu Rıdvan‘la kaydedilmiş ve yayımlanmış ilk materyal olma özelliği taşıyor. Grubun çok uzun süre bekletmeden videoyu yayımladıktan çok kısa bir süre sonra konser kaydını kaset olarak yayımlaması da mutluluğumuzu zirveye çıkardı. Tıpkı Live at Roxy albümü gibi bu albüm de sınırlı sayıda, Dead Generation Records tarafından kaset formatında yayımlandı. 2 ve 3 numaralı kasetleri sipariş edip aldım hemen.

05Konser, “Abandoned By The Gods” parçasının efsanevi klavye introsuyla başlıyor. Çok hızlı ve sert bir girişin ardından grup tempoyu düşürüyor ve en uzun Sabhankra parçalarından olan kişisel favorilerimden “We March” başlıyor. Özellikle Gürkan‘ın bu şarkı boyunca pozları çok başarılı. We March’ın olanca gazıyla bitiyor. Seyirciye küçük bir laf atmadan sonra Alper’in favori parçalarından “The Hunt” başlıyor. Parçanın girişindeki scream’le birlikte olayın rengi epey değişiyor. The Hunt, Sabhankra’nın en hızlı ve en iyi soloya sahip parçalarından birisi. Bu konserde soloyu Savaş Sungur atıyor ve daha da bir devleşiyor. The Hunt bittikten sonra Savaş tüm seyirciyi “metaaaalll metaalll” diye bağırtıyor. Sonrasında da “Our Kingdom Shall Rise” başlıyor. Kameranın açısı seyirciye döndüğünde anlıyoruz ki ortalık epey karışmış.

Bakın bu konserin olduğu festivalde, aynı günde tam 9 grup sahne aldı. Bunlardan son ikisi, headliner olanlar, Kalmah ve Eluveitie gruplarıydı. Konser sonrasında okuduğum yorumlarda herkes bizim Türk gruplarının başarısından ve diğer iki grubun tırt performansından bahsediyordu. Özellikle Kalmah çok büyük bir hayal kırıklığı olmuş. İşte bu konserin performansıyla parlayan yıldızı da Sabhankra olmuş. Dolayısıyla grubun böyle güzel organizasyonların sahne olanaklarını iyi kullanıp kaliteli işler üretme çabasını takdir etmek gerekiyor.

Neyse, Our Kingdom Shall Rise son parça olarak anons edildiği için grup bunu normal çalma süresinden daha kısa çalarak “The Moonlight“a bağlıyor. Ahh Moonlight. Canım, kalbim, bir tanem Moonlight. Sen ne hüzünlü, ne öfkeli bir parçasın öyle… Moonlight bitince Sabhankra, “bizden bu kadar” diyor ve sahneden iniyor. “Metaaaallll

03

Gelelim videonun prodüksiyonuna. Sırf davul için üç ayrı kamera kullanılmış. Davulcunun arkasından sahne önünü gören kamera ile sahne önünden Savaş Sungur’u çeken kameraların açıları çok başarılı. Live at Roxy’nin aksine, seyircinin coşkusuna da bu videoda fazlasıyla şahit olabiliyoruz. Video çekimleri Semih Yüksel, Can Ceyhan, Oğuzhan Ardahan, Raffi Etyemez, Garo Vram Babayan ve Levan Uzbay gardaşım tarafından yapılmış. Videonun prodüksiyon işlemlerini ise Semih Yüksel yapmış. Konserin kaydı (sesler cidden çok başarılı) Ali Sak tarafından yapılmış. Hepsinin eline emeğine sağlık.

02Şimdilik bu videonun, bir önceki Live At Roxy konseri videosuyla birlikte DVD olarak basılmasını bekliyorum. Ben kendim, MCA Productions and Distro olarak, Live At Roxy Konser DVD’sini basmıştım. Ama bizzat grubun onayını almadığım için dağıtmıyorum, bekliyorum. Gel gelelim kasede. Yalnızca 50 adet basıldı kaset. Baskı olarak bir önceki kaseti daha çok beğenmiştim ancak bu kasetin de kartonetinin tasarımı çok başarılı. Şimdi bu albümde şöyle bir detay var. Albümün kasede basılan kapağı ile grubun dijital platformlarda yayımlanan kapağı birbirinden farklı. Kasette Süha‘nın fotoğrafı var. Dijital platformlarda ise benim çok sevdiğim o “davulcu arkasından seyirci” açısı var.

Sabhankra, yine çok kaliteli bir iş, kaliteli bir albümle karşımızda. Yerli metal gruplarına destek verin. Bak yapmayın etmeyin, konserlerin giderek azaldığı, tırtladığı bu dönemde hiç olmazsa kendi gruplarımız, yerli gruplarımız üretmeye, kaydetmeye devam edebilsinler. Seni çok seviyoruz Sabhankra. Sen de bizi sev ve artık yeni bir albüm yap!

04

Sabhankra – Seers Memoir (2014)

Ve aradan çok uzun zaman geçtikten sonra Sabhankra‘mız nihayet yepyeni albümü ile karşımızda sevgili okur!

Grup, 2011 yılında Swords Of The Night isimli dört parçalık EP’sini yayımladığından beri müthiş bir özlemle yeni parçaların ve yeni bir albümün haberini bekliyorduk. Aradan geçen 3 yıllık süreçte grup sadece 3 tane cover parça yayımladı. 2007 yılında kaydedilen ancak bir türlü dinleyiciyle buluşamayan albüm Revenge‘in tam da bu dönemde çıkacağına kesin gözüyle bakıyordum. Ancak olmadı. Sabhankra, çok daha iyi bir sürpriz yaparak yepyeni 10 şarkıdan oluşan müthiş bir albüm yayımladı: Seers Memoir!

Albümün yayımlanma süreci yaklaşık iki yıl sürdü. İlk parçalar yazılmaya başladığında çok kısa sampleları dinleme şansım olmuştu ve tutulmuştum adeta. Albüm kapağı da da yayımlandıktan sonra geri sayıma başlamıştım. Albüm ilk etapta yine bir EP olarak yayımlanacaktı ancak sonradan albüm olarak yayımlanmasına karar verildi ve  2014’ün son aylarında albüm nihayet yayımlandı, hem de Rus bir firma Haarbn Productions tarafından.

1546169_10152785289374871_1168176377985885292_nAlbümle ilgili değerlendirmelere geçmeden önce grubun güncel kadrosundan bahsetmekte fayda var. Grubun 2012-2013 yılları arasındaki durgunluğunun sebebi Savaş‘ın askerde oluşuydu. Nihayet bu süreç bitti ve grup hem konserlerine hem de kayıt çalışmalarına süratle devam etti. Askerlik sonrası dönemde grubun soundu giderek sertleşti hatta bazı parçalarında black metal havasına girdi. Ben bu süreçte o çok sevdiğim klavye melodilerinin azalacağını düşüyordum ancak yanıldım, yanıldığıma da çok sevindim. 2013 yılı içerisinde grup çok sevgili klavyecisi Elif ile ayrıldı ve yola dört kişiyle devam etme kararı aldı. Seers Memoir, Sabhankra’nın dört kişilik kadrosuyla kaydettiği ilk albüm oldu. Grubun bu albümü kaydeden kadrosu; Savaş (gitar-vokal), Süha (gitar), Gürkan (bass) ve Mehmet (davul) şeklinde. Ayrıca eski grup elemanlarından ve hemen hemen tüm albümlerde halen gruba destek veren Sinan da iki parçada solo gitar olarak konuk edilmiş.

On parçalık albümün açılış parçası en iyi Sabhankra introsu olan Pyron. Albüm yayımlanmadan çok önce, albümden dinlediğim ilk parça. Sert gitar riffleriyle desteklenen, mükemmel klavye melodileri. Bir Sabhankra klasiği, dinledikçe sarmalayan bir melodi. Hiç Sabhankra dinlemeyen, metal müzik bile dinlemeyen insanlara dinlettiğimde istisnasız “harika bir melodi” yorumu aldığım bir parça. Albümün genel havasına uygun bir intro parçası olmuş.

İkinci parça Against The False Gods, albümün çıkış parçası olarak seçildi ve klip çekildi. Çok gaz bir girişle başlıyor, aynı gazla devam ediyor. Albümde vokal olarak en başarılı parça bu. Melodikliğe yine laf yok. Klip çekilmiş olması bu parçayı çok daha dikkat çekici hale getirmiş. Sabhankra yıllardır klip de çekmiyordu. Özlediğimiz dostlarımızı yeniden görmenin mutluluğunu da yaşamış olduk bu videoyla. Şarkının hissettirdiği en yoğun duygu öfke. Klipte de bu öfkeyi görebiliyoruz. Albümdeki en iyi sololardan birini duyuyoruz yine. Parçada klavye etkisi çok az. Aslında klavyeli bir grubun çıkış parçası olarak salt gitar parçası seçmesi beni biraz düşündürdü başlarda, ancak melodiklik zaten fazlasıyla ön planda olduğu için gayet güzel bir seçim olduğu kanısına vardım.

We March, albümdeki uzun parçalardan biri. Yaklaşık yedi buçuk dakika. Tam ad parçanın adına yaraşır bir şekilde yürüyüşe geçmiş bir ordunun ayak sesleriyle başlıyor, bu yürüyüş yaklaşık bir dakika sürdükten sonra gerçekten Sabhankra’ya ait olan, o tanıdık melodileri duymaya başlıyoruz. Sonra 4.34’te en iyi, en gaz Sabhankra melodilerinden biri başlıyor. Daha önce samplelarda dinlediğim ve sonunu çok merak ettiğim o melodi. Meğer sonu, başından daha efsaneymiş! Parçanın başında yürüyüşe geçen ordu, parçanın burasında savaş düzeni alıyor. Düşünsenize bu parçayı dinliyor, kendinizi o askerlerin arasında hissediyor ve olayların akışını melodiye göre kafanızda hayal ediyorsunuz. Ve tam 6.19’da hücuma kalkıyorsunuz! We March, tam bir konser şarkısı sevgili okur. Umarım konserde dinleme fırsatını da sizlerle paylaşacağım günler gelecek.

Albüme adını veren parça Seers Memoir, albümdeki en iyi girişe sahip şarkı. Parçadaki en harika melodiyi parçanın en başına koyarak dinleyiciyi kitleme fikri hangisinden çıktı bilmiyorum ama harika bir fikirmiş 🙂 Evet, ilk defa clean back vokalleri duyuyoruz, “people rise and ruler dies” çığlığyla da Savaş Sungur’un özlediğimiz o vokaline kavuşuyoruz. Scream vokal, bu şekilde clean vokalle desteklendiğinde acayip hoşuma gidiyor. Albümün en iyi ikinci solosu Seers Memoir’in solosu bence. Hemen ardından gitarlar biraz geri plana çekiliyor ve az önce tadımlık duyduğumuz Savaş Sungur çığlıkları ve klavye ön plana çıkıyorlar. Parça bitebileceği en güzel şekilde, böylece bitiyor.

The Windshaper‘ı ilk dinlediğim anı hatırlıyorum, Bilecik’ten Eskişehir’e içimde büyük bir öfkeyle dönüyordum. (Gerçi sonradan o öfkeyi aldılar içimden, pamuk gibi oldum) The Windshaper, albümdeki en ilginç parça bana göre. Soundunda mı formülünde mi kaydında mı bilmiyorum, diğer parçalardan çok farklı geliyor bana. Çok sert, tam bir gitar parçası, en farklı Sabhankra sololarından birini içeriyor, melodik değil bence daha çok teknik bir parça.

Time Of War, albümün en uzun ve en sevdiğim iki parçasından biri! İçerdiği tüm ögeleriyle tam bir Sabhankra parçası. Taa, şurada yazmıştım efsane olacağını. Albümdeki en hızlı parçalardan, davul performansı en harika parça, melodikliği tavan yapan parça! Çok sert bir vokal girişiyle başlıyor ve çok uzun süre devam eden bir blastla devam ediyor. We March’la birlikte, bu albümün konser parçalarından. Yaklaşık dokuz dakikalık sürenin ilk dört buçuk dakikası büyük bir öfke gösterisine sahne oluyor ve hemen ardından, albümdeki en uzun solo başlıyor. Solo bitiyor, altıncı dakikayla birlikte, bugüne kadar duyduğumuz en harika ve en huzur verici Sabhankra melodilerinden birisi başlıyor Savaş Sungur’un clean vokaliyle birlikte. Ve sonrasında film kopuyor, ne zaman dinlesem gözlerimi kapatıp çok uzaklarda olduğumu düşündüren o kısım başlıyor. Sabhankra’yı sevme nedenimiz olan mükemmel klavye melodileri. Şu anda bu yazıyı yazarken üçüncü defa o kısmı yeniden başlatıyorum. “Blood on my hands, blood on my chest, blood in my eyes, it gets dark” Savaşçı, böylece yere düşüyor ve gözleri kararıyor. Herşey tam da Sabhankra’nın kurguladığı gibi oluyor.

Dancing With Death, bu albümle birlikte iyice yerleşmeye başlayan hızlı girişler ve blastlar formülüne göre yapılmış bir şarkı. Sabhankra şarkılarını dinlerken, değerlendirirken kendimce böyle formüller üretiyorum sevgili okur. Bir şarkılarını anlatırken bu şekilde tarif ediyorum. Bazı parçalarda ağırlık gitarlarda, bazılarında klavyede, bazılarında vokallerde veya davullarda oluyor. Dancing With Death, Mehmet’in canına okuyan parçalardan biri olmalı çünkü albümdeki en hızlı parçalardan 🙂 Melodik değil, en azından diğer parçalar kadar değil. Solosu gayet güzel.

100_9857 copyFate Is Already Written, girişiyle değil, hemen ardından gelen screamle vuruyor. Bunu görebiliyorum, yazının başında grubun bazı parçalarının black metal havasında olduğunu söylemiştim. İşte bu giriş de aynen bana İskandinav bir black metal grubunu dinliyormuş hissi yaşatıyor. Sinan’ın attığı solo başladığında ben bu hisse iyice kapılıyorum. Evet, bu albümdeki en kuzey parça bu bence 🙂 Gürkan’la başka bir albümle ilgili konuşurken bana bu benzetmeyi yapmıştı, “çok kuzey” bir parça demişti. İşte Fate Is Already Written da çok kuzey bir parça sevgili okur. Şunu da ilave edeyim, Sabhankra farkında mıdır bilmiyorum ama çok sert parçaları normalden daha uzun kayıt sürelerine sahip.

A Star To Shine, albümün en iyi parçası ve aşkımın şarkısı. Sabhankra’nın ağlatan şarkılarından. Albümdeki istisnasız en sert parça. Albümdeki en karanlık parça. Albümdeki en iyi nakarata sahip parça bu. “And now she is a star to shine, embracing me and she lightens my night”. Vokaller detah metal parçalarından alışık olduğumuz screamlerden biraz daha farklı olarak daha çok black metal parçalarının vokalleri ayarında. Bu parçayı albüm yayımlanmadan çok önce dinliyordum. O günden bugüne bir kere bile sıkılmadan, parça bitmeden dinlemeyi bırakmadım. Albümde süre olarak en uzun parça. Beşinci dakikadan itibaren slow bir kısım başlıyor, burada clean vokalle Savaş Sungur, Tanrılara acısını hafifletmeleri içi yalvarıyor, bakıyor olacak gibi değil, içimizi yakan bir umutsuzlukla parçayı bitiriyor. A Star To Shine, sadece bu albümün değil, Sabhankra diskografisinin de en iyi şarkılarından birisi. Bir sonraki klibin çekileceği şarkı da kesinlikle bu olmalı. Hatta ben kendi adıma bu olur diye düşünüyordum. Çok merak ettiniz değil mi? Şuraya tıklayıp dinleyin.

Ve albümün kapanış parçası, outro’su, Easing The Pain, savaşan, yaralanan, yorgun düşen, sevdiğini kaybeden, umudunu kaybeden herkese yazılmış adeta. Huzur verici bir solo ve klavye altyapısı. Çok kısa süren bir solonun ardından yine aynı dinginlik. Sabhankra, kimbilir ne kadar süre sonra çıkaracağı bir sonraki albümünden önce daha güzel veda edemezdi herhalde.

Albüm, bir Rus firması olan Haarbn Productions tarafından basıldı. Türkiye’ye ilk etapta sınırlı sayıda getirildi. Biz de Eskişehirli Sabhankra dostları olarak kendi imzalı kopyalarımızı edindik tabiki 🙂 Albüm kapağı Marta Sokolowska tarafından yapılmış. Albümün mix ve masteringi Barbaros Ali Kaynak tarafından ki kendisine hemen her Sabhankra albümünde rastalarız, yapılmış. Albümün kartonet tasarımı Tunay Komut tarafından hazırlanmış ve fotoğraflar da dostumuz Doğukan Binici ve Mustafa Serbes tarafından çekilmiş.

Albüm uzun süredir beklediğim bir albüm olduğundan benim için çok değerli. Albümü çok değerli yapan bir diğer şey ise Teşekkürler kısmında adımın yer alması oldu! Grup Mesut ‘Proofhead’ Çiftçi‘ye, ülkedeki en büyük hayranlarına, teşekkür etmiş 🙂 Seers Memoir, hayatımın en önemli albümlerinden oldu bile.

100_9862 copy

Albümü grubun sosyal profilleri üzerinden, şu adresten, sabhankra@gmail.com adresini kullanarak ya da benimle iletişim kurarak sipariş edebilirsiniz.

https://www.facebook.com/SabhankraBand
http://sabhankra.bandcamp.com/
http://www.sabhankra.net/
http://www.myspace.com/sabhankra   0004208291_10

Eskirock Metal Fest Vol. III – Kısım 2

Önceki gün ilk kısmını yayınladığım konser yazısının bugün de ikinci ve son kısmını yazıyorum.

24 Ekim günü öncesinde bir sürü atraksiyon yaşamamıza rağmen nihayet konserin başlama saati gelmişti ve Çanakkaleli dostlarımız BLACKMAIL sahneye çıkmıştı. Grubu daha önce dinlememiştim ama Cihan Abi‘yi tanıyorduk hepimiz. Sahne şovu olarak epey bir hazırlık yapmışlardı. Performanstan hemen önce logolarını ateşe verip önünde fotoğraf çektirdiler fanları ile. Kendim de nacizane davulla uğraştığımdan konser boyunca özellikle izlediğim adamlar davulculardır. Bu grubun davulcusu sahneye koluna bağladığı yeşil lazerlerle çıktı. Çalarken acayip ışık oyunları oluşturdu. Cihan Abi’yi tanıyorduk dediğim gibi ve önceden Akademik Uyarı ile olan performanslarını biliyorduk. Dolayısı ile grubunun da nasıl olacağını kestirebiliyorduk. Yanıltmadılar da sağolsunlar. Tarz olarak hardrock yapan grup yanılmıyorsam bir iki parça da Pantera‘dan, Motörhead’den çalıp insanları iyice coşturdu. Cihan Abi’nin gitar vokal yaptığı Blackmail ilk sahne alan grup olarak çok beğeni topladı.

Black Mail – Cowboys from Hell (Pantera Cover live @ 222 ) izlemek için tıklayın.

53290133Blackmail sahneden inince sahne sırası bir önceki yazımda da belirttiğim üzere bizzat davet ettiğim İstanbullu dostlarımız Baht‘a geldi. Grubun davulcusu gruptan ayrı olarak gün içinde otobüsle İzmir’den gelmişti. Sahne almadan önce Baht’ın parçalarının davul trafiğinin olağanüstü yoğunluğundan ve karmaşıklığından kendisine başarılar dileyip üzerime düşeni yaptım. Az sonra bu arkadaş bizi kitleyecekti zira. Performanstan önce davulla ilgili küçük bir sıkıntı yaşasak da sağolsun Sabhankra‘dan kardeşimiz Mehmet‘in sayesinde bu sıkıntıyı giderdik ve Baht nihayet performansına çok hızlı bir girişle, The Trauma ile başladı. Baht’ın bu davetkar parçası ile yavaş yavaş kitle karışmaya başladı.45328641 Trauma’dan hemen sonra bizim de Eskirock Metal Fest Vol. III Compilation Album‘e koyduğumuz ve en sevdiğimiz Baht parçası olan Sacred Enigmageldi. Sacred Enigma ile kendimi kaybettim sevgili okur. Çok iyiydi. Bu parçadan sonra yan tarafa geçmem gerekti. Bir parça kaçırdım bu esnada. Hürriyet Eskişehir‘den geldiler yardım organizasyonumuz hakkında bilgi almak için. Bu işi halledip hemen Baht’a döndüm. Alper, Sercan ve ben kitlenmiş vaziyette grubun davulcusunu izledik. Süper teknik çalıyordu hayran bıraktı. Zaten bu adam sahneden indikten sonra hatıra olarak bir bagetini alıp bir bira ısmarladım. Grup yeni bestelerini de çaldı. Yalnız sahnede çok hareket etmediler. Gitaristlerin bu kadar gaz parçalar çalıp nasıl hareketsiz kalabildiklerine şaşırdım 🙂 Bu videoda sözünü ettiğim efsane parça Sacred Enigma var.

44034179

58983424Baht’tan sonra Sabhankra’ya sıra geldi. Galaksideki en hasta Sabhankra fanı olduğum, Sabhankra Eskişehir Yetkili Bayiolduğum için bu konserin diğer iki konserimize göre değeri çok daha fazladır gözümde. Bu konser için Sabhankra’yı biraz da şansın yardımıyla çıkarabilmiştik sahneye. Sağolsun yine ekip arkadaşlarım benim ısrarlarım üzerine desteklemişlerdi beni. Bu konser için 6 grupla yola çıkıp 4 grupla yolun sonuna geldiğimizden bu kararımız bizi inanılmaz sevindirmişti. Bir fan olarak sevdiğim grubun tüm albümlerini alıp, dinleyip, ezberleyip, unutmaya çalışıp tekrar ezbeleyerek yapmam gereken herşeyi yaptığıma inanıyorum. Yapabileceğim son bir şey kalmıştı. O da bu gruba, Türkiye’nin en iyi belki de 5 metal grubundan biri olan Sabhankra’ya bir sahne organize etmekti. Eskirock Metal Fest. III’de işte Sabhankra sahnedeydi. Sahnelerinden hemen önce Halil sahneye çıkıp birkaç cümle ile bitirmesini tembihlediğimiz açıklamayı uzun bir paragrafa tamamlayıp, paragrafa hangi cümle ile başlamak doğrudur sorusunu sordu 🙂 Halil’den hemen sonra Powercraft ile macera başladı. Ortam karıştı bir anda. Bir anda yanımda 10 kişi buldum. 65954807Powercraft bitince Our Kingdom Shall Risebaşladı gazıyla. Hey, hey, hey diye bağıra bağıra eşlik ettik. OKSR ile ortam iyice ısındı, önceki gruplarda kenarlarda kalmayı tercih edenler birer ikişer kapılmaya başladılar. Parçanın sonunda ortalık karıştı. Atmosfer tam ayarına geldi. Bir sonraki parça biz daha dinlenemeden You Will Die olarak geldi. Burada sakatlandım, omzum düştü. Bir sonraki parça The Hunt oldu ve bu parçaya Savaş abi 99031156mükemmel bir çığlıkla girdi. Şimdi Sabhankra sahnedeyken tüylerimi diken diken eden üç an oldu. Bu anlatacağım ilki. Parçanın solosu tüm ekip olarak ezberimizde olduğundan oooo’larla eşlik ettik. Lan çok efsane oldu sevgili okur. Bu parçaya en son EP’den It’s All A Lie isimli parçayı bağlayıp çaldılar. Bu parçanın normal trafiğinde giderken birden gaza basılan bir yeri var. Orada işte çok yorulduğumu hissedip durdum biraz. Bu parçadan hemen sonra Farewell‘i çalmaya başladılar. Ancak burada ses sisteminin azizliğine uğradılar ve gitarlar duyulmadı hiç. Ben parçayı ezbere bildiğimden anladım durumu.

20735539Sabhankra sahnedeyken gerçekleşen ikinci tüylerimi diken diken olay da Sorrowland‘i çalmaları oldu. Mehmet bir de parçanın davullarını girişte biraz değiştirip çaldı, daha bir hoş oldu. Az önce kafa sallayan bizler omuz omuza sallanmaya başladık. Savaş Abi’nin screamlerden sonra brutalde de tokatladığı parça bu oldu, çok açık. Soloyu biraz değiştirip çalsa da bence tüm seyirci bu parçadan çok etkilendi. Parça bitince zaten alkış tufanı koptu. Buried In Dust başladığında yine tüm ekip kopmuş bir şekilde sallanmaya başladık. Şarkı sözlere başladığında bende artık bağırmaktan kısılmış sesimle çok daha iyi çığlık atabildiğimi farkettim. Yağızhan‘ın yüzüme bakıp “Bire bir söylüyorsun hacım” dediğini gördüm 🙂 Heralde lan. Bu arada Mehmet’le kesiştik bi ara. Parçanın sonunu Savaş Abi yine puşt gülüşü ile biz de ooooo’lar ile bitirdik. Çok efsane oldu. Biraz zorlasam belki bu da tüylerimi diken diken eden son an olabilirdi. Alkış kıyamet koptu.

25870927Sabhankra son olarak Tomorrow Never Comes‘ı çalmaya başladı. Bu da Yağız ve Ufuk‘un beklediği parça idi. Gene ortalık karıştı. Bi acayip olduk. Artık erkek kadın demeden herkes ortadaydı lan. Çok iyiydi. Parçanın sonunda yine durmayıp çok kısa bir elveda ile son EP’nin efsane parçası The Moonlight başlayınca Alper ve ben ağlamaya başladık mutluluktan. Bir konser bundan güzel bitemezdi. İşte bu da tüylerimi diken diken eden son an oldu. O an hepimiz o ana kadar çektiğimiz derdi sıkıntıyı unutup sallanmaya başladık. Bir metal grubu bestesini çalıyor, seyirciler hep bir ağızdan melodisine eşlik ediyor, tüyleriniz dikiliyor, bu organizasyonu siz ve dostlarınız yapıyor, herkes çok mutlu memnun. Sabhankra işte bu ruh hali içinde bırakıp beni indi sahneden.

55125964

16516775Sabhankra’dan sonra ise kapanışı çok yakın dostlarımız olan Garmadh grubu yapacaktı. Serkan bu konser için çok emek vermişti sağolsun. Garmadh yine o sıradışı makyajı ile çıktı sahneye. Bu sefer Onur da makyajlıydı üstelik. Onur bu konserin en iyi davulcusu oldu zira hihat kullanmadan bitirdi konseri. Ağzımızı açık bırakmadı çünkü Onur’un kalitesini biliyorduk zaten 🙂 Garmadh efsane kadrosundan bir eksikle, Jinn olmadan çıktı sahneye, ama Jinn’in yerine çalan arkadaş da 47745458sağolsun iyi çaldı. Intro olarak yine Katastrophe‘un başındaki top tüfek sesleri ile titretip three two one ile girdiler olaya. Sabhankra’nın basçısı Mert o anda yanımdaydı ve çok beğendi grubu. Garmadh çalarken sahnenin önü çok iyiydi. Sonlara doğru mekanı terkeden seyirci yok gibiydi etkinlik bitince herkes toptan ayrıldı mekandan. Garmadh hem yeni besteleri hem de yayınladığı parçaları çaldı. Bu esnada organizasyonla ilgili bir takım durumlarla ilgilenmek zorunda kaldığım için tamamını izleyemedim. Performansları bittiğinde gidip tebrik ettim, hak ediyorlardı bence.

Konserde Sabhankra sahnedeyken Volkan rahatsızlanıp hastaneye gitmişti. Dün ortaya çıktı ki kardeşimizin apantisti patlamış, çok ciddi bir tehlike atlatmış. Bugün gittim gördüm, soranlara selamı var. Tedavisi devam ediyor.

23549810

Konserden sonra Volkan’ın hastaneye yattığını yanına da Sercan’ın gittiğini ama bir refakatçiden başka kimseyi almadıklarını öğrendik.

Konser gece yarısına doğru bitti. Tüm gruplar çok memnun kaldıklarını söyledikler. Blackmail grubunu daha önceden uğurlamıştık. Garmadh’la da vedalaşamadan ayrılmışlar. İstanbullu gruplarımızı alıp Togay, Yağız ve Ufuk‘la birlikte tren garı yakınındaki Maçka Çorbacısı‘na gittik. Çorba içtik. Öff, nefisti bence. Sonra biraz oturup gara geçtik. Garda kimimiz uyukladı, kimimiz muhabbet etti. Kimimiz Türkiye’nin her yerinde metal konserlerinin nasıl yapıldığını tartıştı. Baht’tan Bilgehan‘la otururken önümüzdeki sırada oturan sektöre uzak ama ilgi duyduğu belli olan bir arkadaşın sorularını yanıtladık. Oturduk, oturduk ve nihayet tren saati geldi.

Baht sağolsun sahneden çok memnun kaldığını belirtti. Biz de kendilerine zorluk çıkarmadıkları için ve çok iyi performansları için teşekkür ettik. Savaş Abi trene binmeden önce bir grubun bir fana verebileceğini en iyi hediyeyi verdi bana, çok gizli. Ayrıca Sabhankra’nın tişörtlerden aldık. Patch bıraktı bizlere. Grup ile vedalaşmamız da çok duygusal oldu. Savaş abi gözyaşlarını gizlemeye çalışırken Elif ve Mert ağladıkları belli olmasın diye çoktan trene binmişlerdi. Süha üşüdüğü için tepki veremedi. Mehmet daha sonra İstanbul’a döneceği için çok önceden ayrılmıştı.

92495107Tren hareket edince etkinlik de resmi olarak, pazar günü saat 14.45te başladığı yerde, tren garında bitmiş oldu.

Yanımıza Gürkan kardeşimizi alarak Togaylar’a geçtik. Uyuduk. Ertesi sabah da Gürkan’ı yolcu ettim Uşak’a birliğine teslim olması için. Bu konserin ardından hepimizin söylediği tek şey “çok iyi” oldu.

Herkesin merak ettiği sorunun yanıtını vermeyeceğim. Depremzedeler için beklediğimizin çok üstünde bir yardım topladık. Bunu da ihtiyaç malzemesi olarak yolladık. Bu konuda art niyetli düşünen hıyarlar da dikkat etsinler bir taraflarını kesmesinler.

Bu arada konserden bir gün sonra akşam Tuna Abi’ler albümlerini yayınladılar. Bir de bağış hareketi başlattılar. Grubun facebook sayfasından detayları görebilirsiniz.

Bugün Hürriyet Gazetesi’nde etkinliğimizin haberi çıktı. Haberde birkaç yazım hatası vardı onları düzelttim yanlış bilgi vermemek için. Onu da aşağıda görebilirsiniz.

konserdKonser boyunca yanımızda olan yazının içerisinde adı geçen ya da geçmeyen tüm kardeşlerimiz, Murat, Savaşalp, Alper, Sercan ve şu an adlarını unuttuğum o üç kardeşimize çok teşekkür ederiz. Ayrıca Mehmet‘e zil sehpaları, Yağız ve Ufuk’a da jackları için teşekkür ederiz. Konser boyunca fotoğraf çeken Doğukan, fotoğraflarını yükledikçe ben de bu yazıyı güncelleyeceğim. Ayrıca Sercan‘a hem fotoğraf hem de Sabhankra videoları için teşekkürü bir borç bilirim.

Haddinden fazla uzun oldu. Buraya kadar okuduysanız çok teşekkür ederim. Bu yazı ile bir yorum rekoru kırmak istiyorum destek verirseniz minnettar kalırım.

Konser Fotoğrafları:

559695271871164660515734

Eskirock Metal Fest Vol. III – Kısım 1

Uzun bir yazı olacağından iki kısım halinde yayınlayacağım.

Pazar günü saat 14.50’de tren garından Elif‘siz Sabhankra‘yı almamla başladı herşey. Ertesi günün gecesinde yine aynı mekanda süper bir şekilde bitecekti.

eskirockson

Ankaralı misafirlerimizin sahne alamaması sebebiyle konser afişimizin son hali bu oldu

Konserden bir gün önce Savaş Abi, Süha, Mehmet, Doğukan ve Mert olarak geldi Sabhankra. Birkaç gün önce de Çanakkaleli misafirlerimiz Blackmail gelmişti zaten. Savaş Abi’leri gardan alıp önce Barlar Sokağı‘nda Tugies‘e götürdüm. Burada daha kapının önündeyken Mert’in Estonya’dan mı nerden bir yerden getirdiği katalizör kod adlı icatla tanıştım. Bu icat size yemek borunuzun nereden geçtiğini gösteriyor. Çok acayip bir şey. Neyse, Tugies’den sonra Hera Cafe‘ye geçmek için hareket ettik ki günün süprizini yaptım gruba. Şu an askerde olan kardeşimiz Sabhankra basçısı Gürkan izin alıp gelmişti Uşak’tan. Grup ufak çaplı bir şok yaşadı 🙂 Gürkan’ı da yanımıza aldık Hera’ya geçip grubun enstrümanlarını bıraktık. Daha sonra acıkan ekibi müdavimi olduğumuz Yıldız Lokantası‘na götürdüm. Burayı “başarılı” bulduklarını söylediler 🙂 Yemekten sonra Hera’ya geri döndük. Hera’dayken Togay, Halil, Yunus, Volkan, Ender, Ufuk geldiler. Yağız da gelmiş yanlarında Sabhankra’yla bir alakası olmadığı halde anlayamadım. Allahalla?

Hera’da otururken gidip Süha’ya boğazı için bir pastil aldık. Bu esnada Mehmet çok yorgun olduğu için bizden ayrılıp akrabasının evine gitti. Hera’da tatlı tatlı vakit geçirirken Ankara’dan bir telefon geldi. Tuna Abi, Van Depremi‘nden ve şehitlerimizden dolayı sahneye çıkamayacaklarını ve albümlerini yayınlamayı da daha ileri bir tarihe ertelediklerini söyledi. Ancak bizim konseri erteleyebilmemiz mümkün değildi. Zira grupların yarısı zaten Eskişehir’deydi. Biz de şu şekilde düşündük, konseri ertelemek ya da iptal etmek yerine daha yararlı bir hale getirelim dedik. Böylece 222 Park ile de konuşup konserden elde edeceğimiz tüm geliri Van’daki depremzedelere bağışlamaya karar verdik. Ayrıca gruplarla da görüşüp merchandise standında satılan ürünlerin de gelirlerini bağışlamak konusunda anlaştık. Son olarak da yardım etmek isteyen herkese ulaşması için bir bağış kutusu oluşturmaya karar verdik.

Ankaralı misafirlerimiz sahneye çıkamayacağından geriye 4 grubumuz kalmıştı: Sabhankra, Baht, Garmadh ve Blackmail. Biz acilen 222 Park’a gittik Volkan, Togay ve Halil’le. Sabhankra’yı ve Hera’da kalan diğer dostlarımızı Barlar Sokağı’na çağırdık. Yine Tugies’te toplandık. Konserin yapılacağını garantiye aldıktan sonra sözleşmemizdeki ilgili maddeleri de düzeltip işin yardım konseri olduğunu da belgeye dökmüş olduk. Bu duyuruyu önce Tuna Abi sağolsun kendi profillerinden yaptı. Sonra biz de etkinlik sayfasından ve Eskirock profilinden duyurduk. Tuna Abi’ler sahneye çıkmayacağı için biletlerini iptal ettiğini söyleyen bir kaç kişi dışında Ankaralı 2 grubumuz da dahil herkes verdiğimiz kararı mantıklı buldu ve sağolsunlar bizi desteklediler. Aşağıda yaptığımız açıklama yer alıyor:

Ulkemizde son zamanlarda yasanan uzucu olaylar, tum milletimizi uzdugu gibi bizi de uzmus, moralimizi bozmustur.

Yarin yapilacak olan EskiRock Metal Fest. Vol.3. Etkinliginin gelirinin tamamini, merchandise standinda satilacak urunlerin gelirlerinin de tamamini depremzede vatandaslarimiza gonderme karari aldik. Ayni gece yardim etmek isteyen arkadaslarimiz icin de bir yardim kutusu olusturulacaktir. Bu sayede sizlerin de yapacagi yardimlar depremzedelerimize ulasacaktir.

EskiRock olarak bu konseri iptal etmek yerine bu sekilde bir yardim kampanyasina donusturmesi mantikli bulduk.

Konser kadrosunda ve siralamasinda bu sebepten dolayi olusabilecek degisiklikler daha sonra aciklanacaktir.

Tum milletimizin basi sagolsun.

Tugies’ten bir ara ayrılıp Sabhankra’yı hastası oldukları Donas‘ı yemeye götürdüm. Yine bunu da tekrardan “çok başarılı” buldular. O gece özel bir işim olduğu için saat 21.00 civarında Tugies’ten ayrıldım. Sabhankra da Togaylar’a geçti. İşimi halledip gece yarısına yakın bir saatte Togaylar’a geçtim bende. Tüm gece gülmekten karnımız ağrıdı. Gitarda perdenin ortasına nasıl basınca ne gibi sesler çıkar bunu denedik ağızla. Yağız gene şakalar yaptı. Türkiye’nin her yerinde metal konserleri nasıl yapılıyormuş bunu tartıştık. Süha gitar çaldı. Savaş abi şakalar yaptı. Gürkan kızdı 🙂

Gece Ufuklar’a geçtik Yağız ve Ender’le. Orada uyumuşum. Sabah erkenden kalkıp ayrıldım evden zira dersim vardı. Okula geldim. Okuldaki işleri yoluna koyup saat 13.00 gibi çarşıya indik Alper’le. Vakit geldiğinde ses sistemini Karakedi‘den alıp hep çalıştığımız nakliyeci abinin kamyona yükleyip 222’ye getirdik. Ben hemen kamyondan inip tren garına geldim. Zira dün Savaş abilerin geldiği trenle bugün de Elif ve Baht grubu gelecekti. Önce Elif’i gördüm. Sonra da Baht grubunu buldum. Grup halinde 222’ye doğru hareket etmeye başladık.

Baht grubunu bizzat ben davet etmiştim konsere. Bizimkiler de sağolsunlar beni kırmamışlardı. Müzikal anlamda cidden çok başarılı buluyorum kendilerini bilesiniz. Neyse, 222’ye geldiğimizde Togay’ın Sabhankra’yı getirmiş olduğunu gördüm. Böylece grubu tamamlamış olduk klavyeci de gelince. Baht bir süre sonra ayrıldı yanımızdan ve şehre geçtiler. Biz de soundcheck, sahne kurulumu falan bir sürü ıvır zıvır işle uğraşmaya başladık. Bu esnada bir takım sıkıntılar oldu. Jack eksikliği, zil sehpası eksikliği gibi. Sağolsun bizim Mehmet Akçay kendi sehpalarını getirince sıkıntı çözüldü. Blackmail grubu soundcheck almak için içeri  girince iyice acıkmış olduğumdan Sabhankra’yı da alıp yine Donas’a gittim. Karnımızı doyurup mekana döndük.

Mekan yavaş yavaş dolmaya başlıyordu. Bu esnada birkaç kişi biletini iptal ettirmek için geldi. İade ettik paralarını. Saat gelip en nihayet kapıları açtığımızda artık performansları beklemekten başka yapacak bir şey kalmamıştı.

(devamı 2. kısımda olacaktır.)

Tadına Doyamadık Sabhankra

110

Bu yazıya çok başlık düşündüm. Savaş Abi’den “Patlayan Dudak” diye bir öneri geldi hatta. Her neyse, bu yazı dün (21 Şubat 2010) tarihinde Eskişehir Artis Kafe Bar‘da gerçekleşen Chaos Fest V organizasyonunda sahne alan Sabhankra grubunun konser kritiğidir. Ya da en azından öyle olmasını temenni etmekteyim. Ama biliyorum ki yazının ortalarından itibaren konuyu dağıtacağım.

410Neyse efendim, o gün saat 3’te tren garında karşıladım olanca heyecanımla sevgili grubumu. Bunu, uzun süredir görmediğiniz arkadaşlarınız sizi görmeye geliyor diye düşünün. Hepsi ile iyi kötü konuşmuşluğum olduğundan dost canlısı insanlar olduklarını kestirebiliyordum, ve öyle de çıktılar sağolsunlar. Yanıltmadılar beni. Epey kalabalık bir kafile ile gelmişlerdi. Kısa bir tanışma faslından sonra hemen mekana geçtik. Klavyecileri Elif‘in o ağır Yamaha MO6′sını sırtlanıp grubun önüne düştüm ve  mekanın yolunu tuttuk. Mekan dediğim yer Artis Kafe Bar diye bir yer. Burası Kızılcıklı Caddesi‘nin ortasında eskiden Leman Kültür diye bildiğimiz bir mekan. Buraya sadece 1 kere gelmiştim. Onda da masalardan dolayı mekanın büyüklüğü konusunda kafamda pek birşey oluşmamıştı. Dün hep beraber mekana gittiğimizde ufak çaplı bir şok yaşadık o yüzden. Mekanın sahnesi yoktu en başta 🙂 Zeminle yükseltisi aynıydı. Ve mekan gerçekten çok küçüktü. Etkinlik sayfasında geleceğini söyleyen 600 kişi nasıl sığacaktı ki buraya? Şimdi bu noktada tüm oklar organizatör Murat Abi‘ye dönse de, işi bilenler bunda onun bir suçu olmadığını biliyor. Zira bu organizasyon Glow Bar‘da yapılacaktı. Mekana iki ay öncesinden haber verilmişti ancak Glow Bar ne hikmetse o gün tadilatta olduğundan son anda organizasyonu iptal etmek yerine buraya taşınması söz konusu oldu. Burada açıkça yapılan bu yakışıksız hareketin karşılıksız kalmamasını temenni ettim içimden.

Grup, Murat Abi’den gerekli bilgileri aldıktan sonra Murat Abi’nin ayarladığı üzere hep beraber Donas‘a gittik. Şimdi takip eden okur hemen diyecektir Mesut daha geçenlerde Donas’a laf ediyordun diye. Hayır, Eskişehir’deki bozmayan tek Donas’a – Kızılcıklı Caddesi’ndeki- gittik. Grubun Donas hakkındaki genel fikri kendi sözcükleri ile “ÇOK BAŞARILI” oldu 🙂 Yemek faslından sonra da kendilerini yalnız bırakıp sırf benim ısrarım üzerine işlerini güçlerini bırakıp Sabhankra izlemeye gelen dostlarımın (ki adlarını tek tek saymazsam ayıp olur Koray, Sercan, Utku, Savaşalp, Alper, Selma, Burcu, Merve, Murat) yanına gittim. Volkan‘ı yazmadım, kendisi zaten her türlü gelecekti etkinliğe 🙂 Merve’ye de ayrıca teşekkür ederim, bu günün benim için önemini bildiği ve beni kırmayıp yanımda olduğu ve geceyi benim için unutulmaz yaptığı için. Evet. Murat ise kardeşim olur, ilk defa böyle bir olaya dahil oldu. Çok da mutluydu.

311

Saat 17:10 da kapı açıldı bizde içeri doluşup mekanın oturma imkanı olan iki koltuğundan birini hemen kendimize rezerve ettik 🙂 İlk grup Chopstick Suicide ismindeki gruptu. Önceki yazılarımda bahsetmiştim bu gruptan. Şarkıları birden bire değişiyor, bi caz havası giriyor, acayip oluyor falan. Güzel gruptu kendileri. Tebrik ettim.

Saat 18:10’da beklediğim an geldi ve Sabhankra sahneye çıktı. Kafamda aşağı yukarı 11 parçalık falan bir çalma listesi yapmıştım kendimce. Ancak önceki gruba bakaraktan kesin 7-8 parça çalarlar diye düşündüm. Öyle de oldu. Grup hızlıca bir ses kontrol aldı. Şimdi bu konularda çok uzman olmadığım için fazlaca yorum yapamıyorum. Ancak sahne önüne gelen ses iyiydi ilk parçalarda. Ancak ortalara doğru (Prophet’ten sonra) Savaş Abi’nin vokal ve gitarının sesi epey düştü.Konseri anlatmaya başladım madem dur parça listesini de vereyim:

  1. Powercraft
  2. Our Kingdom Shall Rise
  3. Prophet
  4. Tomorrow Never Comes
  5. You Will Die
  6. Hunt
  7. Buried In Dust

Evet, 7 parça çaldılar sadece 😦 Beklediğimin neredeyse yarısı yani. Sonradan grubun planladığı listeyi aldığımda gördüm ki 10 parça düşünmüşler ve bunların arasında Sorrowland‘de varmış meğer. Ama işte kısa olunca adamlar Sorrowland’i iptal edip yerine acayip gaz You Will Die’ı koymuşlar. Keşke Hunt’ı iptal etselerdi ama neyse. Anlayacağın doyamadım tadına grubun. Grubun iddialı bir fanı olduğumdan bütün şarkıları aynı tatta çaldıklarını rahatlıkla söyleyebiliyorum. Sonradan Savaş Abi’nin kendini duymadan ezbere çaldığını öğrendim. Yine de iyiydi. Ancak işte sesler biraz daha yüksek olsaydı keşke. Şarkılardan Powercraft ve Our Kingdom Shall Rise mükemmel bir gazda geldi geçti. Ortalık karıştı. Benim payımda var elbette bunda. Sonradan Alper’den ağzımda salyalarla sağa sola saldırdığımı falan öğrendim. Ne olmuştu lan bana 🙂 Pogo esnasında mikrofon Savaş Abi’nin dudağına çarpıp patlatmış, Süha sallanırken kafasını ride ziline çarpmış falan 🙂 Yerin kısıtlı olmasının azizliği oldu dunlar hep. Bir de davul setup’ı çok yetersizdi. Neyse, You Will Die da zaten en sevdiğim parçalardan olduğundan iyi kopardım onda da. Şimdi tekrar bakıyorum da ayırt edemiyorum ya. Hepsinde de coşmuşum. O esnada Volkan onlarca kare fotoğraf aldı, Sercan’da konseri eksiksiz kaydetti videoya.

210

Konserden sonra grubumla fotoğraf çektirdik. Konseri yorumladık. Grubun davulcusu Yağız’ın biraz canı sıkıldı ve erken ayrıldı o. Sonra bende grubun bastırdığı kupayı ve Our Kingdom Shall Rise EP’sini alıp çeşitli istenmeyen sebeplerden ötürü erken ayrılacağımdan vedalaştım grubumla. Hepsi de 10 numara insanlar. Beklediğimin çok çok üstünde bir samimiyetle sağ olsun katlandılar bana. İmzaladılar albümlerini. Hatta onlarda olmayanları bile 🙂 Süha, Savaş, Gürkan, Elif ve Yağız, hepside hem müziklerine hem de kendilerine hayran olunabilecek kadar iyi insanlar. Penalarını topladım bir canavar edasıyla 🙂 Koleksiyonumdaki yerini aldı hepsi.

chaos2

Şiddetli bir boyun ağrısı ile yazmaya devam ediyorum. Grup açıkçası beğenmedi bu konserlerini. Hatta en kötüsü bu oldu dediler. Ancak dediğim gibi bunun en büyük sorumlusu mekanın kendisi ve ses düzeneğindeki yetersizlikler oldu. Ulan Glow! Artık kesinlikle kafama koydum, madem Eskişehir’de olmadı, bende gidip İstanbul’da izleyeceğim adamlarımı.

chaos

Grupla vedalaştım ve mekandan ayrıldım diğer grupları izleyemeden. Bu yazıyı daha fazla uzatmayacağım. Sabhankra, sizi seviyorum. Aklımdakileri notaya döktüğünüz için, tek bir kötü parça bile yapmadığınız için, hepiniz ayrı ayrı çok kral olduğunuz için 🙂

OUR KINGDOM SHALL RISE!

NOT: Bu yazı bir iki gün içerisinde yeniden güncellenecektir. Video eklenecektir, yorum eklenecektir. Bu yazıya Volkan Vardar‘ın fotoğrafları eşlik etmektedir.
Grubun Our Kingdom Shall Rise EP‘sinden elimde orijinal olarak bulunmaktadır. Fiyatı 5 TL’dir. Koleksiyonuna almak isteyen, grubun tadına doyamayanlar lütfen buraya tıklayıp benimle iletişsin.

Düzenleme: Şarkı sıralamasını hatalı yapmışım. Onu düzelttim. 
Konserden bir performans videosu ekledim.

710

Haykıran benim