Tag Archives: Supernatural

2020 Yılımın Özeti

Mad Max: Fury Road filmini ilk kez sinemada izlerken filmin ilk aksiyon sahnesiyle koltuğumdan öne doğru fırlamış, bir daha da geriye yaslanamamıştım. İşte öyle bir yıl oldu 2020.

Blogun geleneksel yıl özeti yazısına hoş geldiniz. Bu özet yazıları, yıllardır her yılın sonunda yazdığım bir tür hesaplaşma, skor tutma, istatistik verme, racon kesme, kuyruğu kıstırma ve yazılması en uzun süren yazılar oluyor. Haydi, türümüzün son birkaç yüzyıldır yaşadığı en sıkıntılı yıllardan biri ve belki de en sıkıntılısı olan 2020 yılını nasıl geçirmişim hatırlayalım.

Bu yıl önceki yıla göre blogla daha çok ilgilenmeme rağmen, okuyucu sayımız biraz düşmüş. Ancak yazı sayısının önceki yıla göre ciddi oranda da arttığını söylemek lazım. Toplamda 80 yazı yayımlanmış blogda. Blogun son dört ayında WordPress ciddi bir güncelleme alarak “Blok” tasarımına geçti. Bunu okuyucu olarak siz fark etmediniz. Ancak içerik üreticisi olarak ben, ilk aylarda çok ciddi sıkıntı çektim. Ancak sonradan uyum sağlamayı başardım ve yazılar gelmeye devam etti. Tam 10 sene önce yazdığım “İyi Bir Münazara İçin İpuçları” isimli yazım bu yılında reyting rekortmeni. Hemen ardından Türkiye’nin belki de ilk ve tek Gillette Blue 3 ve Mach 3 koleksiyoncusu olmamı ispatlar şekilde, “Gillette Tıraş Bıçakları Kullanıcı Deneyimleri” isimli yazım en çok okunan yazım oldu. Ciddi bir sağlık problemi yaşadıktan sonra yazdığım “Bir Reflü Macerası” yazım en çok okunan üçüncü yazı oldu. Buna çok sevindim çünkü internette çok az yerde bulunabilen bir diyet ve yasaklılar listesini yayımladım bu yazıda. Umarım okuyan herkesin işine yaramıştır o liste. Google’a “münazara” yazarak bana ulaşan çok ciddi sayıda okuyucu olması sevindirici. Çünkü ben yıllar önce yazdığım o yazıma ek olarak bir yazı daha yazdım ve ilk yazıyı okuyan okuyucuların bu ikincisini de okumasını görmek iyi. Bloga en çok ziyaretçiyi arama motorları göndermiş. Bunun dışında sırasıyla Facebook, Twitter, Linkedin ve Instagram okuyucu göndermiş. Bu sene birkaç özel yazı için ilk defa reklam vereceğim. Bugüne kadar reklamdan bir kuruş kazanmadım. Ancak yıl içerisinde bazı özel yazılar yazmayı planlıyorum. Bunlar için reklam vereceğim. Bir de yakında My Resort için bir Instagram hesabı açmayı düşünüyorum. Ancak yazılarıma link veremeyeceğim için bunu nasıl yaparım ya da neye yarar, bunu iyice planlamam lazım.

İhsan Oktay Anar‘ın çeşitli dergilerde yayımlanmış küçük öykülerini derlediğim şu iki dosya (İhsan Oktay Anar’ın Minik Öyküleri Derlemesi ve İhsan Oktay Anar Minik Öyküler Derlemesi 2: Rabnûma) bu yıl en çok indirilen içerikler olmuşlar. Bu yıl onun İngilizce basılan tek kitabı olan The Book Of Devices‘ı aldım. Blogda en çok tıklanan görseller yüksek lisans diplomam ve reflü beslenme alışkanlıkları listesi olmuş. Haa bir de Gandalf var tabi. Bu yıl ülkemizden sonra en çok okuyucu ABD, Almanya ve can Azerbaycan’dan gelmiş. İngiltere’den yapılan 86 girişin ise en az yarısının bizim Seval olduğundan eminim 🙂

Şimdi gelelim aylık performanslara ve yaşananlara:

Ocak 2020: Yıl içerisindeki en kötü yazım performansı bu ay olmuş sadece 3 yazı! Bunlardan bir tanesi de zaten 2019 yılımın özetiydi.
:: Geçen yılın en büyük müzikal keşiflerinden birisi olan Altın Gün ön plana çıkmış. Bana göre şimdiye dek çektiğimiz en iyi cover videolarından birini çekmişiz ve Altın Gün yorumuyla “Kolbastı” çalmışız. Sağ olsun Cem‘in bağlama da akmış gitmiş valla 🙂
:: Yıllar sonra nihayet blogun arka planını değiştirmişim. Ayrıca Gillette tıraş bıçağı koleksiyonum için de ayrı bir sayfa açmışım.

Ocak 2020’de kullandığım üst resim

Şubat 2020: Toplam 5 yazı. Eh, fena değil. Bu ay yılın hareketlenmeye başladığı, Covid-19‘un duyulmaya başlandığı bir aydı. Başımıza neler geleceğinden habersiz, öylece bekliyorduk.
:: Alper ve Özge nişanlandı. Bu yılın ilk düğün/dernek haberi Alperler’den geldi. Hep birlikte Ankara’ya gittik. Böylece Özge’nin ailesiyle de tanışma imkanımız oldu. Yıl içerisinde de pek çok arkadaşımızın güzel haberlerini almaya devam ettik.
:: Kendime nihayet bir masaüstü bilgisayar toplayabildim. Tabi bu gelişmede en büyük pay Kerem Bey‘in ve Lütfi Abi‘nin. Sağ olsun Kerem Bey’in bir kıyıda kalmış emektar bilgisayarını aldıktan sonra ram ve SSD takviyesi yaparak şu anda da kullandığım bilgisayarı hayata döndürmüş oldum.
:: Yağız ve Alper’le birlikte, şimdiye kadar yaptığımız en prodüksiyonlu videomuzu yaptık. Yıllardır severek dinlediğim büyük üstat Ennio Morricone’yi de andık böylece.
:: Kendime bir 75-300 odak uzunluklu zoom lens aldım. Böylece özellikle dolunaylarda çok daha güzel görüntüler çekebilmeye başladım.

Mart 2020: Bu ay toplam 8 yazı yazdım. Ayrıca çok fazla sayıda eski yazımı da güncelledim. Özellikle eski görsellerin linkleri öldüğü için blogun arka planında epey hummalı bir çalışma devam ediyor. Ülkede de bu aydan itibaren Covid salgını ciddi bir boyuta taşınmıştı. Yakın zamanda iki arkadaşımız HazalUtku ve BetülMustafa yeni evlerine taşındılar. Ayrıca bu ay Antalya’ya bir eğitim çıkmıştı, Yunus Emre‘yle birlikte gidecektik. Ancak Covid nedeniyle iptal edildi.
:: Orta Dünya’ya ait yepyeni kitaplar yayımlandı ve ben hepsini kitaplığıma ekledim. Şu anda birkaç eksik dışında gayet iddialı bir Orta Dünya kitaplığım oldu.
:: Ali Sami Yen‘e bir kere daha, bu sefer de Alperler’le gittim. Orada Özlem ve Ceyhun da ekibe katılınca müthiş bir gün ve müthiş bir maç oldu. Galatasaray’ımızın o yıl seyirciyle oynadığı son maçtı bu. Bir hafta sonra tüm ülkede Covid alarmları çalmaya başladı.

:: Çok uzun süredir arşivime katmak istediğim Daft Punk‘ın Random Access Memories isimli albümünün plağını nihayet alabildim.
:: Yıllardır karşılaştığım en kötü virüs bilgisayarıma bulaştı. Hep duyduğum ama bir şehir efsanesi olarak dinlediğim .remk virüsü bilgisayarıma bulaşıp tüm dosyalarımı şifreledi ve şifre için benden 980 dolar para istediler. Neyse ki (hala şükrediyorum) %99 oranında yedeklerim sayesinde kayıpsız olarak kurtuldum. Ancak bu bana yaklaşık 1 haftaya mal oldu.

Nisan 2020: Pandemi ülkeyi kasıp kavurmaya başladı. Evlere kapandık. İşe dönüşümlü olarak gidiyoruz. Karamsarlığın en üst düzeyde olduğu bir aydı. Arkadaşlarımız bir biri ardına evlilik tarihlerini ertelediler. Bu ay 8 yazı yazmışım.

:: Yıllar sonra arşivden bulunca Hobbit’in orijinal illüstrasyonlarını yayımladım. Eğer gözden kaçıran varsa muhakkak indirip arşivlesin.
:: Ülkemizin rock ve metal müzik kültüründe önemli bir paya ve yere sahip olan Çağlan Tekil bu ay hayatını kaybetti. Geçirdiği beyin kanaması sonucu bir sürede komada yaşam savaşı verdi ancak daha fazla dayanamadı. Bu yazıda “Şimdi ardından Head Bang ne olur, yeni sayı yayımlanır mı, yoksa Baron’la birlikte bu efsane de ölümsüzlüğe doğru yelken açar mı bilmiyorum.” demiştim. Birkaç ay sonra Head Bang son bir sürpriz yapacaktı.
:: Mach3 koleksiyonuma iki önemli parça eklemişim.
:: Bir süredir uğraştığım fotoğraf stoklama işlemini nihayet yapabilmişim. Bu sayede ayın çok daha net fotoğraflarını çekebiliyorum.
:: Halen daha hayatımızın en büyük maceralarından biri olarak nitelendirdiğimiz Gelibolu Maceramıza ait yıllar sonra bir keşif yaptım. Üstelik yıllar önce yazılan yazılardaki görselleri de güncelledim.

2012 Aralık

Mayıs 2020: Pandemi tüm ülkede devam ediyor. Nisan ayına göre biraz daha iyiye gidiyor durum. Bu ay yine 8 yazı yazmışım. “Evde kal“manın en büyük faydalarından birisi bu oldu. Bir de elbette bu yılın bizim için en büyük, en önemli ve en güzel olayı var: Mert Ekin dünyaya geldi.
:: İhsan Oktay Anar’ın daha önce hiç okumadığım bir öyküsünü keşfettim: Rabnûma. Yıllardır üstadın kaleminden yeni şeyler okumuyoruz. Bu öyküsü de 1989 yılında kaleme aldığı bir öykü. Tarzının oturmaya başladığı dönemler. Hoca bu öyküden 5 yıl sonra da Puslu Kıtalar Atlası’nın yayımlayacak.

:: Aylardır beklediğimiz mucize gerçek oldu ve sevgili yavrumuz Mert Ekin dünyaya geldi. Pandeminin ortasında, gözden uzak ve tedirgin geçen birkaç günün ardından yuvasına geldi. Ben bu satırları yazarken Mert’in 8 aylık olmasına birkaç gün kaldı. Buraya da yeni doğan değil de şimdiki halinin bir fotoğrafını ekliyorum. Yılbaşında çektik.
:: Bu yılın en iyi projelerinden birini daha başarıyla tamamladım. Mini vidalama makinesi yaptım. Bu projeyi yaparken bana destek olan Türker, Süha ve Murat‘a bir kere daha teşekkür ederim.
:: Bu yılın en gurur verici çalışmasına imza attık hem de neredeyse tüm arkadaş gurubumuz bir arada! 19 Mayıs’ta “Hoş Gelişler Ola” marşını çaldık hep birlikte ve ortaya yıllar sonra bile keyifle hatırlayacağımız güzel bir video çıktı. Emeği geçen tüm dostlara bir kere daha teşekkür ederim. Bu arada üç kardeş birlikte yer aldığımız ilk müzik videomuz da bu oldu.

:: Murat İlkan‘ın Fanus albümünün hatalı basılan ilk plağını aldım. Hem Murat İlkan’ı çok sevmem hem de koleksiyon değeri olan bir ürün olduğu için hiç kaçırmadım. Plak dinlenebiliyor ancak mastering’i çok yetersiz ve parçalarda çok ciddi hatalar var.
:: Nereden esti bilmiyorum ama daktilo alırken dikkat edilecek konulara ilişkin güzel bir yazı yazmışım. Bu sene çok okunan bir yazı olmadı ama reytinglerinin giderek arttığını görüyorum. Birkaç seneye blogun önemli yazılarından birisi olabilir.

Haziran 2020: Bu ay sadece 4 yazı yazmışım. Rehavet oldu tabi. Bütün ülke de tıpkı benim gibi rehavete kapıldı. 1 Haziran’da pandemi yasakları sona erdi. Covid 19’da tünelin ucunda birazcık ışık görmüşken, vak’a sayılarını nihayet 100’ün altına düşürmüşken ve tam da tedbirlerin korunması gerektiği yaz sezonun açılışıyla tüm tedbirler kalktı. Aylardır kapalı kalan halk bir anda hiç olmayacağı kadar dolaşıma çıktı. Bankalar insanlar tatile gitsin diye kredi verdi. Tatil sezonuyla çakışmasın diye üniversite sınavı ertelendi. Bunun bedelini de elbette birkaç ay sonra çok daha şiddetli bir şekilde ödeyecektik.

:: Mustafa, Massive Agressive isimli iç dekorasyon butiğini açtı. Başlangıçta steampunk esintili objelerde kısa sürede Instagram’da beğenileri toplamayı başardı. Her geçen gün satış ağını da genişletiyor.
:: Alper’le birlikte en sevdiğimiz Türk gruplarından olan Pentagram’ın en sevdiğimiz iki şarkı This Too Will Pass ve Lions In A Cage’i coverladık.
:: Yıllardır istediğim ancak bir türlü fırsat bulamadığım bir şeyi yaptım ve kendi el yazımı bir fonta dönüştürdüm.
:: Ülkemizde basınında da yer alan ancak kimsenin tek bir kare fotoğrafını bulamadığı dergiyi Seval sayesinde Almanya’dan buldum. Seval’in Almanya’dan bana yaptığı son iyilik bu olacaktı. Çünkü bir süre sonra İngiltere’ye taşınacaktı.

Temmuz: Bu ay blogda 7 yazı yazmışım. Önceki yıllarda genede tatile falan gittiğimiz için Temmuz pek yoğun geçmezdi ancak bu sene Covid’den dolayı evlerde kaldığımızdan fena bir ortalama değil.

:: Biricik dostum Selçuk Ceylan‘ın yepyeni iki kitabını daha okudum. Selçuk’un yazdığı kitap sayısı 6’ya ulaştı.
:: Yılın en iyi dolunayını yılın en sevdiğim ayında yaşadım. Ender ve Alper’le birlikte Ghost’un Ritual parçasını coverladık.
:: Büyük üstat, çağımızın en büyük müzisyenlerinden Ennio Morricone hayatını kaybetti. Türkiye’de kendisinden ve eserlerinden en çok bahseden bloglardan birisi olan My Resort’ta, olabildiğince güzel bir yazı yazarak uğurladık ustayı.
:: Utku ve Alper’le pizza yeme yarışmasına katıldık. Ben dereceye giremedim ama Alper ikinci, Utku üçüncü oldu.
:: Hayatımın en sessiz sedasız doğum günlerinden birini geçirdim. Aynı dönemde In Flames, Clayman albümüne 20. yıl özel baskı yayımladı. Ben de bu albüm ve Fury filmi için birkaç yeni baskı tasarladım.

:: Okulda bu yıl düzenlenmeye başlayan çevrimiçi Öğrenci-Mezun Buluşmaları etkinliğinde bölümümüz ve mesleğimiz adına bir sunum yaptım. Keyifli bir akşam oldu. Bir kere daha, beni davet eden sevgili hocalarıma ve öğrenci arkadaşlarımıza teşekkür ederim. Blogda bahsetmesem de bu yıl bu şekilde pek çok çevrim içi etkinlik oldu. Covid-19’un hayatımıza kattığı farklı tecrübelerden birisi de bu oldu.
:: Çok kıymetlim ve yıllardır eski baskıları astronomik fiyatlarla satıldığı için alamadığım Nur Yoldaş’ın Sultan-i Yegah albümü yeniden plak olarak basıldı. Üstelik şeffaf, kırmızı renkli ve gatefold olarak. Hemen aldım.

Ağustos 2020: Yaz bütün rehavetiyle devam ediyor. Covid yavaş yavaş ülkeye yeniden yayılmaya devam ediyor. Gerçek rakamların kelime oyunlarıyla gizlendiği yönünde toplumda ciddi bir kuşku ortaya çıktı. Bir süre sonra bu kuşkuların haksız da olmadığı görülecekti. Bu ay toplam 7 yazı yazmışım. Bu ay hem Koray ve Tuğba‘nın hem de Alper ve Özge’nin düğünleri vardı. Koray ve Tuğba’nın Antalya’daki düğününe gidemedim.

:: Alper tam 14 yıl sonra Eskişehir’den taşındı. Blogda yazdığım en depresif yazılardan birini yazdım. 2020’nin en kötü anlarından birisiydi veda anı. “Fotoğrafların kesilmiş yerlerini saklamayı yıllarca becerdim ama artık sen de yoksan çerçevede çok azımız kalıyor o yıllardan.”
:: Kiracı olarak oturduğum evde büyük bir tadilat yapıldı. Ustaların da temiz çalışmamasından dolayı toparlanmak epey uzun sürdü. Ancak yine de ustaların hakkını yemeyeyim, en azından kısa sürede tamamladılar. Temizlik uğraştırdı biraz.
:: Özge ve Alper’in düğünü oldu. Bursa’ya gittim düğün için. Corona’nın gölgesinde korka korka yaptığımız, çok şükür kimseye de bir şey olmadan tamamladığımız bir düğün oldu.
:: Gillette Blue 3, beni şaşırtarak üç büyükler (Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş) renklerinde tıraş bıçakları çıkardı. Koleksiyona bir anda üç bıçak daha eklenmiş oldu. Ülkenin en iddialı koleksiyonuyum.
:: Bir klasik olan Fahrenheit 451‘i okudum. Kitap başta sarmadı, epey zorladı ancak sonradan çok hoşuma gitti. Filmini izledim ve çizgi romanını sipariş ettim. Bir de Eskişehir’de Fahrenheit 451 isimli bir sahaf keşfettim. Mehmet‘in sayesinde Devran’la tanıştık. İlerleyen günlerde de Devran’dan epey bir kitap alacaktım.

Eylül 2020: Covid’e karşı alınan önlemlerin göstermelik olduğu anlaşıldı. Özellikle Kurban Bayramı’yla birlikte memleketin dört bir yanına dağılan vatandaşlar sayesinde en küçük köylere bile virüs ulaştı. Nisan ayından daha beter bir duruma doğru ülke sürükleniyordu. Bu ay toplam 7 yazı yazmışım.

:: Grafik tablet aldım. Okulların açılmayacağı ve derslerin uzaktan yapılacağı anlaşılınca bir fırsatçılık ülkesi olan Türkiye’de 300 liralık ortalama grafik tabletler 600-700 liralara fırladı. Milli Eğitim Bakanı’nın eğitim uzatan yapılacaktır diye açıkladığı gece neredeyse %100 zamlandı tüm tabletler.
:: Yağızhan mezun oldu. Sagopa Kajmer, Yunus EP isminde bir albüm çıkardı. Bu albüm benim yıllar sonra dinlediğim ilk yeni Sagopa albümü oldu.
:: Gıda Dedektifi Musa ÖZSOY’un “Ne Yediğinizi Biliyor musunuz?” isimli kitabını okudum. Yalan yok, gıda endüstrisi hakkında daha önce bilmediğim pek çok yeni bilgi öğrendim. Ayrıca gıda tercihlerimi yeniden gözden geçirmemi sağladı.
:: Scooter aldım. Xiaomi M365 marka modelli scooter, bu yıl aldığımız en verimli aletlerden birisi oldu. Özellikle şehir içi ulaşımda büyük bir devrim yarattığını söyleyebilirim.

Ekim 2020: Blog açısından iyi geçen, 9 yazılık bir ay oldu. Covid’in daha da kötü bir hal aldığı artık kabul edildi ve yeni tedbirler alındı. Bu ayın diğer bir özelliği ise Sertan ve Ayşe‘nin biricik yavrucukları Özüm dünyaya geldi. Mert doğduğunda yaşadığımız heyecanı, bu sefer de Özüm için yaşadık 🙂

:: Şevkiye‘nin teleskobunu ödünç aldım. Aynalı teleskop hiç kullanmamıştım. Ancak kurduktan sonra epey bir keyif verdi.
:: Bir devrin sonu geldi ve Head Bang 6, Çağlan Tekil’in yarım bıraktığı işi tamamlamak için son kez yayımlandı. Head Bang devri sona erdi. Müthiş bir bir veda sayısı olmuştu.
:: Efendi, 2020 yılı içerisinde tam üç tane single yayımladı. Bu yıl umarım yeni albümleri çıkar.
:: Plak koleksiyonumdaki ilk long playlerden biri olan Kamuran Akkor’un Boşver Üzülme plağı için yıllar sonra bir kapak yaptım.

Kasım 2020: Yıl sonu yaklaştıkça doktora teziyle ilgili kaygılarım da tavan yapmış durumdaydı. Covid’in tedavisine dair her kanalda aşı çalışmalarıdan bahsediliyor. Biz de yeni bir dönüşümlü çalışma sistemine geçtik. Bu ay 5 yazı yazabilmişim.

:: Yıllardır kitaplığıma katmayı çok istediğim Harry Potter’ın resimli baskılarını Merve’nin hediyesiyle aldım. Kitaplarım açısından bu yılın şüphesiz en müthiş olayı buydu. Aynı dönemde bir de Buz ve Ateşin Dünyası isimli Game Of Thrones evreni kitabını aldım.
:: Anneannem Kars’ta vefat etti. Yıl boyunca uzak akrabalarımızın, birkaç tanıdığımızın Covid’den dolayı vefat haberini almıştık. Ancak anneannemin vefatı hepimizi yaraladı. Onu bu şekilde kaybetmek tarifsiz. Hala da ne diyeceğimi bilmiyorum. Gidemedik göremedik. Işıklar içinde uyusun, mekanı cennet olsun.

Aralık 2020: Yılın son ayında 8 yazı yazmışım. Bu yıl da böylece bitmiş oldu. Covid’e karşı geliştirilen aşı haberleri büyük bir mucize gibi karşılandı Dünya’da. İnsanlar umut beslemeye başladılar. Çünkü ekonomi çok kötü durumdaydı. Aşı haberleri ve ülkedeki bir takım siyasi gelişmelerden dolayı (Maliye bakanı istifa etti) ekonomide olumlu yönde kıpırdanmalar oldu. Eve kurutma makinesi aldık. Resmen bayram havası yaşanıyor günlerdir 🙂
:: Tam 15 yıldır bıkmadan, sıkılmadan izlediğimiz Supernatural dizisi final yaptı. Hayatımızın yarısına eşlik etmiş abilerim Sam ve Dean Winchester’a veda ettik.
:: Kendime iyi bir tripod aldım. Bu sene 75-300 objektiften sonra fotoğrafçılığa yaptığım son yatırım bu oldu.
:: Avatar’ın “Verilen Söz” isimli çizgi romanı ilk defa Türkçe yayımlandı.

:: Yıllardır kullandığım emektar bendirimi modifiye ederek yeni bir bendir sahibi oldum. Devrim yaratan akort sistemi sayesinde çok başarılı tonlar elde edebiliyorum.
:: Çok sevdiğim Fury filminin Amerika’dan aldığım soundtrack plağına kavuştum.
:: Cidesphere’in Dawn Of A New Epoch albümünün plağını aldım. Bu yılın en iyi metal işlerinden birisiydi bu albüm.

Bu yıl iş yerindeki üçüncü yılımdı. Önceki yıllara göre biraz daha karamsardım bu yıl. Hayal kırıklıklarım çok fazlaydı. Bu yıl vedaların yılı oldu. Geçici süreliğine de olsa Pınar ve Melike gittiler. Lütfi abi ve Şükrü abi gibi değerli abilerimiz emekli oldular. İsmihan abla emekli oldu. Biricik arkadaşımız, en yakın arkadaşımız Caner ise en büyük darbeyi vurdu ve Zonguldak’a tayin olarak gitti. Üç yılın ardından ilk defa bu yıl şubeler arası ufak görev değişiklikleri oldu. Sevgili oda arkadaşım Hülya Hanım diğer şubeye, kıymetli arkadaşım Sanem Hanım da bizim şubeye geçti ve yeni oda arkadaşım oldu. Masam değişti. Gerçi itiraf etmek gerekirse masamın değişmesine çok ama çok sevindim. Bu yıl uzaktan çalışma kavramıyla tanıştık. Bütün bir yıla baktığımızda da yine iş yoğunluğumuzu Sıfır Atık, mahkemeler, yılın ilk dönemlerinde gürültü şikayetleri oluşturdu. Bu yıl ne yazık ki hiç spor etkinliğimiz olmadı. Sadece iş yerinde değil, Covid’in başlangıcı olan Mart ayından itibaren spor salonlarının kapatılması nedeniyle dışarıda da spor yapma imkanım olmadı. Spor salonu ekibiyle dışarıda görüştük. Enes, tam da bu dönemde askerden geldi. Erhan Abi ve Enes’le birkaç defa buluştuk.

Gelelim Instagrama. Bu yıl Instagram’da çok güzel coverlar paylaştık. Ayrıca koleksiyonla alakalı güzel derlemeler yaptım. Hepsini değil ama bir kısmını aşağıda paylaşıyorum.

Bu yılın da en sekmeyen yazıları dolunay yazıları oldu. Hatta bu sene 12 değil, 13 tane dolunay yazısı yazdım. Bu yazıların en güzel özelliği o dönem sahip olduğum ruh halini çok iyi yansıtmaları. Ayrıca müzikal çalışmalarımız da genellikle bu yazıların içerisinde veriyorum.

Youtube’u çok ihmal ettim. Çok ihmal ettim ve sadece 1 video yayımladım. Belki 2021’de daha dolu geçer. Covid pandemisi aslında evde kaldığımız dönemde film ve dizi izlemek için uygun bir zamandı. Ancak hem Merve’nin hamileliğinin son dönemleri olması hem de Mert’in doğmasıyla birlikte hayal ettiğimiz gibi olmadı film izleme olayı. Yine de Netflix‘te epey bir şeyler izledik. Bunların içerisinden beğendiklerimden bazıları Old Guard, Cinayet Süsü, Nice Guys gibi filmler oldu. Bu arada umarım Old Guard’ın devam filmi çekilir. Şunu fark ettim ki eski filmleri izlemeyi daha çok seviyorum. Fury, Yüzüklerin Efendisi, Kapıdaki Düşman, Er Ryan’ı Kurtarmak gibi filmleri senede birkaç kere izliyorum. Mesela How I Met Your Mother‘a başladık yeniden.

Halen izlemekte olduğum İkinci Dünya Savaşı’nın En Önemli Olayları isimli belgesel ise hayatımda izlediğim en derli toplu 2. Dünya Savaşı belgeseli. Bu yıl ayrıca Atiye, Breaking Bad, Spartacus ve La Casa De Papel‘i izledik. Netflix dışında bu yıl Mustafa sayesinde Amazon Prime‘ı da denedim ama burada da birkaç eski film dışında yeni bir şey izlemedim. Bunlardan bağımsız olarak 1917 isimli film muhteşem bir WW1 filmiydi. Ayrıca ilk defa izlediğim Bone Tomahawk da yıllar sonra izlediğim en iyi western filmiydi.

Bu yıl edebiyatla dopdolu geçti. Bunda da en büyük pay Hicri Bilakis Kuşçu‘nundur. Bugüne kadar yıl içerisinde okuduğum, aldığım kitapların sayısını tutmazdım. Ayrıca kitaplara dair yaptığım incelemeleri de yazmazdım. Onun yılbaşından hemen önce verdiği Metis Ajanda 2020 – Ya Kebikeç! sayesinde bu envanteri günden güne tutabildim. Bu ajandanın en güzel yanı, ihtiyacınız olan her şeyi içeriyor olması. Önemli günleri, dolunay takvimi, özel sözler, yazarları eserlerinden alıntıları (ki bunlar bile başlı başına bir okuma kaynağı), küçük bir not bölümü, telefon rehberi ve birkaç faydalı bilgi. Yoğun geçen bir yıl olmasına rağmen baş ucumdan kitabı hiç eksik etmedim. Bu yılın ilk kitabı Borges’in Ficciones: Hayaller ve Hikayeler oldu. Burada yer alan Artificos kısmı müthişti. Bu yıl okuduğum en iyi kitaplar ise Alamut, Malafa ve Sapiens oldu. Bunu Herkes Bilir ve Meteor Avı‘nı yarıda bıraktım. Ayrıca Zaman Makinesi ve Fahrenheit 451‘den çok etkilenip çizgi romanlarını aldım. Bu yıl çeşitli yollarla (satın alarak, hediye olarak, takasla, ücretsiz olarak ve hibe edilerek) elime toplam 93 kitap geçmiş. Bunlardan 30 tanesi Jules Verne kitapları.

Jules Verne demişken, hayatımın Jules Verne’yle dopdolu geçen yıllarından birisiydi. Yılın ortalarında Murat Haser isimli ülkenin en büyük Jules Verne koleksiyoncusuyla tanıştım internetten. Paylaşımları üzerinden epey muhabbet ettik. Bu sayede benim tamamladığımı sandığım bazı serilerin eksik olduklarını görüp tamamladım. Ve İthaki koleksiyonumu sadece son kitap (46 no) eksik olmak üzere tamamladım. ALFA Yayınlarının “Olağanüstü Yolculuklar” serisine başladım. Bu serinin güncel bir seri olması nispeten işimi kolaylaştıracak.

Müzik. Bütün yıl boyunca dinledim. Hastanede doğum için kontrole gidince de dinledim, sabahları işe giderken de dinledim. Kulaklığım bozuldu ve aylardır servisten gelmedi. Dışarıdayken idare ediyorum başka kulaklıklarla. Bir gün Ender’le buluşmuştuk. Arabada radyoda bir şarkı duydum. Giriş melodisi acayip hoşuma gitti. Yıl boyunca da dinleyip durdum: Kahraman DenizUzak Gelecek. Oluyor böyle takıyorum bazı şarkılara. Mesela hiç tarzım olmamasına rağmen Kül, Dünya’dan Uzak ve Kentsel Dönüşümler isimli şarkıları da çok beğendim. Sagopa Kajmer’in de girişteki strachleri çok hoşuma gittiği için Pankart isimli yeni şarkısını beğendim. Bir de keşif yaptım ki keşfettikten sonra defalarca dinledim. İstanbul Şarkıcıları isimli oluşumun Köroğlu Dağları isimli şarkısı. 1980 yılında yayımlanmış. Müthiş bir şarkı. Bir de bahsetmezsem olmaz, Ouzo Bazooka‘nın Space Camel isimli şarkısı var ki klibiyle falan muazzam. Mert’i kucağıma alınca bunu açıp dans ediyoruz. Gerçek saykodelik budur!

Metal müzik dünyasında ise epey gelişmeler yayımlandı. In Flames, Clayman albümünün 20. yılına özel bir EP yayımladı. Eski şarkıların yeni düzenlemelerini içeriyordu. Yeni düzenlemelerin hiçbirini beğenmedim. Ancak albümün remastered halini beğendim. Deftones, Ohms isimli albümünü yayımladı. Albüm aklımı başımdan almadı ama kötü de değildi. Önceki albümden çok daha iyiydi. Deftones ayrıca başyapıtları White Pony’nin 20. yılına özel bir Anniversary Edition yayımladı. White Pony x Black Stallion isimli bu double albümde ilk albümün remastered şarkıları ve remiksleri yer aldı. Remikslerin bazıları resmen bambaşka şarkılar olmuşlar. Çok beğenmedim. Katatonia, City Burials isimli yeni albümünü yayımladı ancak olmadı, yaprak kımıldamadı bende. Yine bir başka grup Linkin Park da Hybrid Theory albümlerinin 20. yılına özel bir albüm yayımladılar. İçerik olarak çok zengindi ancak çok da pahalı olduğu için almak mümkün değildi. Yine de eski videolarını yeniden düzenleyip renkleri ve çözünürlüğü olağanüstü hale getirdiler. Sırf bu bile yetti de arttı. Yıllar sonra oturup Linkin Park dinledim. Hatta şu anda da In The End çalıyor.

Ülkemizde de müzik piyasası covid’e rağmen üretkendi. Konserler olmadı ama gruplar evlerinde üretti. Grupların bir dönem evlerinden yaptığı cover ve akustik çalışmaları beğeniyle izledim. Bu yılın en yeni yepyeni grubu benim için Bipolar Architecture oldu. Heretic Soul‘dayken de çok beğendiğim Sarp‘ın yeni grubu. Depresif melodilerin üzerine yaptığı vokali özellikle beğendim. Şu anda grubun üç şarkılık bir EP’si ve bir de single çalışması var. Bu yıl umarım onların adına daha iyi geçer. Canımız ciğerimiz Pentagram‘ımız yeni bir albüm çıkarır diye bekliyorduk ancak “Bu Düzen Yıkılsın” isimli bir single yayımladı. Bir de video çekti. Beğenmedim. Ancak şu açıdan mutlu oldum ki Pentagram yola sekiz kişi olarak devam edecek gibi görünüyor. Cidesphere, bu yılın en iyi albümlerinden birini çıkardı: Dawn Of A New Epoch. Yılın son aylarına denk gelmesine rağmen Spotify’ım da ilk üçe girdi albüm. Özellikle Sacred Patronage bu yıl favori metal şarkım oldu. Sabhankra bu yıl yeni bir materyal üretmedi, konserler verdi. Ancak 2021’de yeni bir albüm yayımlayacaklar. Yani aslında bu dönemi onlar da üretmek için kullandılar. Bu yıl onlarca albüm çıktı elbette ancak belki de bunları ben de ilerleyen yıllarda keşfedeceğim için buraya fazla detay yazmıyorum. Son olarak baş tacım Black Omen‘in ilk demosu kaset formatında yayımlandı. Bununla ilgili ayrı bir yazı yazacağım için detay vermiyorum.

2020’nin ilk aylarında verdiğim bir yedek parça siparişi vardı. Aralık ayının ilk haftası geldi ve yanlış geldi. Yeniden sipariş oluşturdum bekliyorum. Ayrıca Pioneer servisinden hala kulaklığımı bekliyorum. Umarım bunlar bu yıl gelir. Koray’ın istediği Mor ve Ötesi – Deli parçasının davul videosunu hala çekemedim. Onu bitireceğim. Sercan’la bu yıl üç kere görüştük. Ocak ayında Eskişehir’e geldiğinde ve Alper’in düğününde. Volkan’la ise görüşemedik hiç. Sercan‘a doğum gününde güzel bir kolaj video yaptık. Beğenmedi 🙂 Bursa’dan isimsiz bir mektup geldi. İçerisinde uzunca bir plak listesi vardı. Beni nereden buldu, ismime ve adresime nasıl ulaştı bilmiyorum. Ama iç içe de sevinmedim değil. Zaman zaman açıp okuyorum.

Yazmayı yukarıda unuttum ama kardeşim Mustafa, Kocaeli Üniversitesi’nden Osmangazi Üniversitesi’ne geçiş yaptı. Dolayısıyla iki yıldır süren çilemiz nihayet bitti. Nihayet yeniden Eskişehir’de toplandık. Bu yılın güzel gelişmelerinden bir tanesiydi bu. Tabi ki bir diğer Mustafamız da nihayet gitti Trabzon’da nişanlandı Kübra’yla. Mustafa şüphesiz son yıllarda hayatımıza giren en değerli adamlardan. Ama Kübra da o kadar müthiş bir insan ki bazen diyorum acaba Mustafa’yı mı daha çok seviyoruz Kübra’yı mı 🙂

Bu yıl Ferit sağ olsun bana bir sürpriz yaparak hazırladığı exlibrisi göndermiş. Ben de mektuplarımda kullanıyorum bunu. Kendisi yıllar sonra Kütahya’dan ayrıldı. İzmir’e tayini çıktı. Elbette Kütahya demişken bir diğer sevgili kardeşimiz Gürcan‘dan da bahsetmezem olmaz. O da bir kere Eskişehir’de beni ziyaret etmişti. Pandeminin hızlanmaya başladığı günlerdi. Sonrasında iade-i ziyaret fırsatım olmadı. Ama 2021’de şartlar düzelirse Gürcan’ı Kütahya’da ziyaret etmeyi planlıyorum.

Evet, yılın özeti yazılarımın olmazsa olmazı olan Hedefler bölümüne geliyoruz. Bakalım geçen sene kendimize hangi hedefleri koymuşum, neleri başarmış, neleri yapamamışım. En önemlisi de, önümüzdeki yıl neler yapmak istiyorum? 2020 yılı için hedeflerim şunlardı:

  • Elektronik davuluma bir ilave crash zili almak (Olmadı, alamadım. Ancak bozuk bir aksamını tamir ettirdim)
  • Kendime yeni bir bilgisayar toparlamak ve bunu olabildiğince ucuza yapmak. (Harika! Bunu başardım!)
  • Bir şarkıyı baştan sona düzenleyip cover olarak yayımlamak. (Bunu da yaptım sayıyorum, çünkü birkaç şarkıyı baştan sona olmasa da coverladık ve düzenleme yaptım)
  • Konsept bir fotoğraf çalışması yapmak. (Başarısız sayıyorum. Gerçi Alper’in düğününde epey bir çektim ama olsun, bu hedefi yazarken hayal ettiğim şeyi yapamadım)
  • Tank maketimi bitirmek. (Olmadı, yapamadım)
  • Vasatın üzerinde bir otomobil almak. (Olmadı, alamadım)

Evet, hedefler açısından çok da parlak geçmemiş anlaşılan. Moral bozmayalım ve kendimize 2021 için yeni hedefler koyalım. Önceki senelere kıyasla daha minimal hedefler koyuyorum çünkü Covid-19’un ne zaman biteceğini kestiremiyorum. Buyurun:

  • Elektronik davuluma ilave bir crash zili almak
  • Tank maketimi bir diorama ile bitirmek
  • Vasatın üzerinde bir otomobil almak
  • Doktoramı bitirmek
  • Eğer covid-19 nihayet tüm ülkede sona ererse iki farklı zamanda tatile gitmek
  • Alper’in isimsizini bitirmek

Bir önceki yıl şöyle yazmışım: “Umarım 2020 pozitif şeylerle dolu bir yıl olur. Hayatımızın belki kökten değişeceği, belki dibe vuracağımız, belki de göklere çıkacağımız bir yıl olacak. Hazırlıklı olmakta fayda var.” Hazırlıklı olamadık açıkçası. Yıl boyunca çok fazla şey kaybettik. Sevdiğimiz insanları, yakınlarımızı kaybettik. Afetler ve hastalıklar yüzünden çok insan öldü. Ama pek çok yavru da bu yıl gözlerini açtı hayata. Mert Ekin, bizim için bu yılın tek güzel şeyi oldu. Her şeyden habersiz, üç beş kişilik dünyasında yaşamaya devam ediyor 🙂 Ben bu yıl da buralarda olacağım sevgili okur. Bu yazıda unuttuğum bir şeyler muhakkak vardır. Lütfen bana yazın, hatırlatın. Umarım 2021 yılı her birimiz için daha farklı ve daha güzel olur. Unutma, gökte dolunay olduğu sürece Dünya’dan bir çift göz ona bakacak.

15 Yıllık Bir Macera Sona Erdi: Supernatural

Şu günlerde tüm dikkatim ve yoğunluğum doktora tezi üzerine. Ancak vakit buldukça ve ara vermek istedikçe blog yazmak iyi bir çözüm yolu gibi görünüyor. En azından yazarken eğleniyorum ve kafamı rahatlatabiliyorum.

Bu blogda özellikle de 2010’ların ortalarından itibaren sıkça okunan bir diziydi Supernatural. Hayatımda kesintisiz olarak izlediğim en uzun soluklu diziydi. Tam 15 yıl! 32 yaşında birisi için neredeyse hayatının yarısı demek! Tam 327 bölümlük bir macera!

İlginçtir, ilk defa ne zaman başladım hatırlamıyorum bile. İlk sezonun ortalarında yetişip beğenince hemen geriye dönüp en baştan indirip izlemeye başlamıştım. O zamanlar şimdiki gibi dizi izleme siteleri falan da yeni yeni popüler olmaya başlamıştı. Ben ise haftalık olarak torrentten indirip o şekilde izliyordum. Türkiye’de dizinin yayınlandığı kanalı izlemenin zaten imkanı yoktu. Neden sonra, halen daha kalitesine şapka çıkardığım CNBC-e‘de yayımlanmaya başlamıştı. Torrent’ten alt yazılı izlediğim bölümleri aylar sonra bir daha izleyebiliyordum. Bu dönemde kardeşlerim de en az benim kadar keyif almaya başlayınca ki en küçük kardeşim o zamanlar ilkokula yeni başlamıştı, takip listemizin en üstünde yer alan bir dizi oldu her zaman.

Anlatılacak o kadar çok detay var ki! 15 sezonda olan olayları yazmayı denemiyorum bile. Ancak şu da var ki özellikle son 5-6 yıldır dizi ilk sezonlarındaki kaliteyi biraz düşürdü. İlk sezonlarda “her bölüme bir canavar ve finalde büyük canavar” konseptiyle gidiyorlardı. Bölümlerin korkutuculuğu daha yüksekti (küçük kardeşimden biliyorum 🙂 ) Sonlara doğru artık büyük canavarların sezonlar üzerindeki etkileri giderek arttı ve adamlar nihayet evrendeki en büyük varlığı, God himself, gidip düşman oldular. Bu ilginçtir çünkü Supernatural hakkında özellikle ülkemizde hiç bir zaman “Tanrı’yla dalga geçiyorlar” tarzı linç kampanyaları dönmedi. Dizinin kemik kitlesi zaten 15 yılda kademe kademe bu seviyeye geldiğimiz için dizideki bariz absürtlüklere de gülüp geçtik. Senaristler bizi dünyadaki tüm kültürlerden ve kutsal kitaplardan oluşan zengin bir seçkiyle doyurdular.

Sadece öykü değil, Dean’in klasik rock merakı sayesinde Eye Of The Tiger, Carry On My Wayward Son gibi parçalarla da her zaman gaza gelmeyi bildik. Bu sonuncusu zaten dizinin soundtrack’i oldu adeta.

Son sezonların şüphesiz en değerli katkısı Darkness yani Amara oldu. 11. sezonun 21. bölümünde izleyenleri kendisine aşık ederek ortaya çıktı. Yıllar önce “Dünya’nın en güzel elmacık kemiklerine sahip” diye yazdığımda bir çuval trip yediğim Emily Swallow hem güzelliği hem de canlandırdığı karakterin sahip olduğu “bad ass” tavırlarla diziye çok farklı bir boyut kattı. Bu arada Emily Swallow’u Instagram’dan takip ediyorum, birkaç güzel yorumumu beğenip özellikle bana cevap yazdı.

Sam (Jared Padelecki) ve Dean (Jensen Ackles), bizimle birlikte büyüyen abilerim gibiler. Her ikisinin de varlığına o kadar aşinayım ki bu adamları cidden aynı sığınakta yaşamaya devam eden abi kardeşler olarak hayal etmeye hiç ara vermeyeceğim. Bundan sonraki oyunculuk kariyerlerinde ise ne yaparsa yapsınlar hem Sam ve Dean olarak kalacaklar.

Diyorum ya yazılacak o kadar çok karakter var ki! Castiel, Jack, babaları, anneleri, Bob, Tanrı, Lucifer, Crowley, Rowena… Bunlar yardımcı roller olarak geçebilir ama belki de senaryonun etkisiyle karakterlerindeki renkli yönleri öyle bir empoze ettiler ki cidden her biri çetenin ayrı ve önemli bir üyesi olarak hiç unutulmayacaklar.

Supernatural’in bazı deneysel bölümleri de oldu. Örneğin aklıma gelen ilk örnek 13. sezondaki 16. bölüm ScoobyNatural. Kahramanlarımız kendilerini bir Scooby Doo evreninde buluyorlar. Klasik Hanna-Barbera çizgi filminin içerisinde Sam ve Dean’i aynı çizgilerle monte edilmiş olarak izlemek inanılmaz keyifliydi. Dean burada da boş durmamış Daphne‘ye yürümekten geri kalmamıştır.

Final bölümüne IMDb’de 6.6 puan verilmiş. Benim de puanım aşağı yukarı bu olurdu. Hayal kırıklığı mı? Değil kesinlikle. Hatta böyle olmasını bekliyordum, yani bir şekilde ölümde ya da yaşamda da birlikte olmaya devam edeceklerini. Detayları anlatmıyorum ama finalle ilgili aklımdaki tek keşke “Yaşlı Sam“. Yani koskoca Amerika’da Sam’in yaşlılığını canlandıracak, ona benzeyen bir oyuncu bulamadınız mı?

Supernatural’i hayatımın en güzel ve en kötü anlarında hep var olan, özellikle üniversite yıllarıma ve çalışma hayatımın ilk yıllarına eşlik eden bir dizi olarak hatırlayacağım. Kim bilir belki birkaç yıl sonra oturup 15 sezonu en baştan izlerim. Belki bunu oğlumla birlikte yaparız. Özetle, efsane bir diziydi. Efsane olarak hatırlanacak. RIP.

Hafta Sonundan Süzülenler

Uzun süre sonra, çok uzun bir süre sonra ilk defa geçen hafta sonunda olduğu kadar dolu dolu bir hafta sonu yaşadım sevgili okur. Detayların pek çoğunu unuttum. Yeni başlayan hafta da çok yoğun devam ettiğinden ancak yazabildim. Yazmasam olmazdı.

3Kanat_CD_DigipackCuma günü süper başladı: Efendi‘nin ilk albümü Hangi Rüya nihayet yayımlandı. Bir süredir tanıtımıyla ilgili çalışıyorduk. 29 Nisan sabahı hem basılı CD olarak müzik marketlerde, hem de dijital platformlarda albüm yayına girdi. Tüm gün, bunun heyecanıyla su gibi aktı geçti. Haftanın son gününün vermiş olduğu o mutluluk adeta ikiye katlandı.

http://www.efendiband.com/

revenge

Aynı akşam Utku‘nun süper davetine icabet ettik. Bir cuma gecesinden beklenen her şey vardı. Ama çok daha fazlası için birkaç saat daha beklemek gerekti. Saat gece yarısına yaklaşmışken Sabhankra tam 9 senedir beklediğimiz yepyeni albümü REVENGE‘i yayımladı! Tam 9 sene dile kolay. Yıllardır bekliyordum. Şarkıların tamamını biliyordum ama yeni düzenlemelerin neredeyse hiç birinden haberim yoktu. Dolayısıyla 29 Nisan’ı 30 Nisan’a bağlayan gece sadece benim için değil, tüm Sabhankra fanları için unutulmaz bir gece oldu. Birkaç sene önce, şansa bak ki aynı gecede, yine güzel olaylar olmuştu. Sabhankra’nın yepyeni albümü başka bir yazının konusu olacak. Burada yazmaya başlarsam yazı bitmez.

Vakit epey geç olduktan sonra Utku sağ olsun eve bıraktı bizi. Aslında biraz daha abartıp film de izleyebilirdik şimdi düşünüyorum da. Filmden bahsetmişken hemen ekleyeyim. In the Heart of the Sea filmini izle sevgili okur. Sıkılmadan izleyeceğin, güzel bir macera filmi. Gerçi şimdilerde senin gözün Game Of Thrones‘dan başkasını görmüyordur değil mi 🙂 Aralara da Supernatural‘in bölümlerini çakıyorsundur, ohh. Ben de öyle yapıyorum, rahat ol. İkinci bölüm şu anda torrentte iniyor. İlk bölüm açıkçası çok da tatmin etmedi. Aralıksız devam edeceğini umduğum kalan dokuz bölümde utandırırlar umarım. Game Of Thrones bu şekilde başlamışken halen devam eden Supernatural’de sezon içinde verilen aralar canımı sıkıyor. Geçen yine 3 haftalık bir ara verdiler. Daha sonra geçiştirme bir bölüm geldi. Daha çok Darkness görmek istiyoruz. Dünya’nın en güzel elmacık kemiklerinden mahrum bırakmayın lan insanı!

efendistand

Cumartesi sabahı albümlerin satılacağı standı tasarlayıp deneme baskısını aldım. Albüm Eskişehir’deki satış noktalarında bu stantlarda satılacak. Daha sonra havanın iyi oluşunu fırsat bilip dolaşmaya çıktık. Hiç hesapta yokken muhteşem bir etkinliğin ortasında bulduk kendimizi. Espark’ın yanında kurulmuş olan kitap fuarına gittik. Sevdiğim sevmediğim, duyup duymadığım bir sürü yayınevi stant açmıştı. Birkaç kitap aldık. Bol bol promosyon doldurdular çantamıza. Tübitak Yayınları‘ndan iki tane güzel kitap aldık. Bunlardan “Petrol, Su ve İklim” özellikle aradığım bir kitaptı. Jules Verne‘in İthaki Koleksiyonu‘ndan bir kitap daha aldım. Ayrıca Kitab-ül Hiyel‘in yeni baskısını aldım İletişim Yayınları‘ndan. Puslu Kıtalar Atlası‘nın çizgi romanının özel ayracını bastırmışlar. Dört beş tane aldım.

kitaplar

fuar01 fuar02 fuar03 fuar04 fuar05 fuar06

Bu dolaşmadan sonra eve kafamızda efsane bir hamburger yapma fikriyle döndük. Hamburgerleri yapmamız yaklaşık bir saat sürdü. Söylemesi ayıptır, çok çok iyi oldu. Hamburgerin yanına bir de fırında mantar yaptım. Bunu ben yaptım bak! Hamburger yapımındaki bu başarımızı gördükten sonra daha da dışarıda hamburgere para vermem. Şaka lan, efsane piliç burger olursa veririm. Onu da yapmanın bir yolunu bulana kadar…

Aynı akşam saat 20.00’de Togay ve Volkan‘la buluştuk. Daha sonra sırasıyla Yağızhan ve Alper geldiler. Çok uzun süredir bu kadroyla buluşamıyorduk. Ne muhabbet ne muhabbet anlatamam! Öyle ki mekana sığamadık, başka bir yere geçtik. Burada Yağızhan’la birlikte o kadar güldük ki karnım ağrıdı. Alper ve Togay, birbirlerinden habersiz olarak kendi gruplarının yeni albümlerini masaya çıkardılar. Togay’ın grubu God Mode, İzmir’de ilk albümleri olan Hybrid Lying Machine nihayet yayımlanmıştı. Nihayet diyorum, çünkü albüm kaydedildikten sonra basım süreci biraz uzamıştı. Ama Togay, iş bitiriciliğiyle nihayet yeni albümü önümüze koyuvermişti. O anda masada iki tane gıcır gıcır albüm duruyordu. Her iki albüm de başlı başına birer yazının konuları olacak, merak etmeyin.

albumler

toplant

Gece saat 23.00 civarında ben Peyote‘ye geçtim. Neden? Çünkü burada Black Omen konseri vardı. Çok uzun süredir Black Omen’i sahnede izleyemiyordum. Türk Black Metal gruplarının en uzun süredir aktif olup en çok sayıda albüm kaydeden gruplarından birisi Black Omen. Melodik Black Metal alt türünde ise bana göre rakipleri yok. Eskişehir’de Black Metal konseri yapılabilecek Peyote’den başka bir mekan var mıdır bilmiyorum. İşte bu “tek olma” avantajını Peyote iyi kullanıyor ve dinleyiciyi kaliteli metal gruplarıyla sürekli olmasa da zaman zaman buluşturuyor. Black Omen konseri başlı başına bir yazının konusu olacak. Gece saat 01.30 civarında konser bitti. Tüm eski dostlar sarılıp kucaklaşıp ayrıldık. Başımı yastığa koyduğumda kulağımda Curtains Of Imaginary Vortex‘in giriş melodisi çalıyordu hala.

blackomen

Fotoyu kimin çektiğini bilmiyorum.

Pazar sabahı, saat 10.00 olmadan uyandım. Son bir yıldır yaptığımız en hızlı kahvaltıyı yaptık ve Alper geldi. Neden? Çünkü sezonu açıyorduk, pikniğe gidiyorduk. Ama bu sefer Utku’nun ayrıcalığından yararlanacaktık. Toplandık ve Utkular geldikten sonra “resmi piknik alanımıza” gittik. Burada pikniğe dair çok fazla detay vermeyeceğim. Bu konu, başka bir yazının da konusu olmayacak. Ancak çok uzun süredir bu kadar keyifli vakit geçirmiyorduk. Pazar günü sabah uyandığım andan itibaren beni sarıp sarmalayan o boğulmuşluk hissinden tamamen kurtuldum o gün. Akşam eve dönünce tüm bir hafta sonunun nasıl geçtiğini düşündüm. Tam 3 tane yeni albüm yayımlandı, kitap fuarı gezdik, pikniğe gittik, efsane bir hamburger yaptık, konsere gittim ve yakın arkadaşlarımla buluştum. Bu, bir hafta sonundan süzülebilecek en güzel anlardı işte.

Supernatural’daki Etkisiz Elemanın Etkisi

Dikkat! Bu yazı Supernatural‘in 11. sezonunun The Devil in the Details isimli 10. bölümünde yaşananlarla ilgili çok ciddi spoiler içermektedir.

Hayatımıza yön veren olayların baş rolünde her zaman hayatımızın en önemli aktörleri rol almıyor sevgili okur. Adına ister kader de ister evrenin dengesi, hayatını bazen bir bakış, gecikmiş bir otobüs, kaydırılmış bir cevap, sokaktan geçen bir satıcı, geç kalan bir arkadaş değiştirebiliyor.

amara

The Darkness – Amara

kocumdean

Dean, kafeste Lucifer’ı dövmeden önce

Supernatural’in son bölümünde böyle bir olay meydana geldi. 11 sezondur devam eden ve benim de yaklaşık 8 senedir düzenli olarak takip ettiğim dizide bu sezon olaylar iyice çığırından çıkıyor. Elemanlar kıyameti engelledikten sonra daha ne olabilir ki diye soruyorduk kendimize. Parmak sokmadığınız ne kaldı ki? Ve 11. sezon “Karanlık (The Darkness)” gerçeğiyle başladı. The Darkness Amara, ekranda göründüğünde şöyle bir yutkunuyoruz. Dünya’nın en güzel çıkık elmacık kemikli yüzüne sahip tapılası bir kadın! Oynadığı rol kolay mı? Tanrı’nın kız kardeşi! Böylesi karanlık ve böylesi güzel olması insanı cezbediyor. Dean çok iyi dayanabiliyor doğrusu.

Son bölümde Lucifer’ın kafesten çıkabilme planı gerçek oluyor. Bunun için Lucifer’ın ilk tercih ettiği beden Sam’in ki. Ama Sam dayanıyor ve kendini teslim etmiyor. Biz Rowena’nın yaptığı büyü ile Lucifer yeniden kafese tıkılıyor sanıyoruz ama yanılıyoruz. Müthiş bir şok yaşıyoruz.

Aynı bölümün ortalarında çok önemsiz gibi görünen bir sahnede Castiel, gökyüzünden gelen bir yıldırımla çarpılan The Darkness Amara’yı ararken, kendinden başka bir meleğin, daha önce  hiç görmediğimiz bir melek olan Ambriel‘in de aynı görev için orada bulunduğunu fark ediyor. Ambriel’le aralarında bir konuşma geçiyor ve bu yeni melek ona, ikisinin de önemsiz ve feda edilebilir olduğu için bu göreve seçildiklerinden bahsediyor.

Burada Castiel Ambriel’den, kendisinin aslında cennetin gözünde ne kadar değersiz ve vazgeçilmiş olduğunu öğrenince epey bir üzülüyor. Cennetteki herkes Castiel hakkında ileri geri konuşuyorlarmış meğer. Çok belli etmemeye çalışıyor ama yıkılıyor Castiel. Ve bir süre sonra da aradıkları Amara ile karşılaşıyorlar. Hakikaten de Amara, bu yeni melek Ambriel’i o dakika öldürüyor. Castiel kurtuluyor elinden.

Castiel, bu “gözden düşmüş melek” düşüncesine daha fazla dayanamıyor. Ve bölümün sonunda, biz Rowena’nın yaptığı büyüyle Lucifer’ın ortadan kaybolduğunu düşünürken aslında Castiel’in, Lucifer’a bedenine girmesi için izin verdiğini dehşet içerisinde öğreniyoruz.

Castiel, son bir hamleyle Lucifer’a soruyor: “Gerçekten karanlığı yenebilir misin?” Lucifer kendinden emin cevap veriyor: “Yapabilirim.” Bunun üzerine Castiel sadece “Yes” diyor. Böylece Lucifer, kilitli kaldığı kafesten Castiel’in bedenini kullanarak çıkıyor. Bir sonraki bölümü nefesimizi tutarak bekleyeceğiz. Castiel, önemsiz, değersiz bir figüranın, dizide yalnızca birkaç dakika gözüken bir meleğin söylediği birkaç cümleden etkilenip belki de bu sezonun kaderini değiştirecek hamleyi yaptı. Burada melek Ambriel o kadar önemsizdi ki fotoğrafını bile bulup koymadım.

sezon11

Bir sezonda 23 bölüm olacağını varsayarak, henüz 11. sezonun yarısında bile olmadığımız sonucunu çıkartıyorum. Müthiş olacak her şey müthiş!

Birkaç Kitap ve Ev Yapımı Sufle

Dün Ergin‘in yanından ayrıldıktan eve giderken Adalar‘a uğradık ve cumartesi gecesinin Eskişehir’de nasıl yaşandığına şahit olduk. Her köşeden bir müzik sesi yükseliyordu. Porsuk kenarı cıvıl cıvıldı. Kafeler tıka basa insan doluydu. Oturmak isteseniz yer yoktu hiç birinde. Yol üstünde o her zaman uğradığım kitapçıya uğradık.

Batıl İnançlar isimli bir kitap buldum. Çok güzel, renkli resimlerle, sembollerle dolu ve kuşe kağıda basılmış. Rastgele bir sayfa açtım ve karşıma çıkan sayfa: Haçlar ve Kavşaklar oldu. Bu konu, her Supernatural fanının ezbere bildiği bir konudur, Crossroad Demons meselesi yani. Bu ve bunun gibi yüzlerce farklı batıl inançtan bahseden kitabı hemen aldım. Mükemmel bir derleme olmuş gerçekten. Çok ciddi anlamda genel kültür kaynağı bir kitap. Haçlarla ilgili şöyle bir bilgi okudum mesela, Hristiyanlığın ilk altı yüz yılında, haç putperestlerin bir simgesi olarak görülüyor, Hristiyanlıkla bağdaştırılmasına izin verilmiyormuş. O dönemin Hristiyan din adamları haçı kesinlikle İsa Peygamber ile bağdaştırmak istemiyormuş. İlk Hristiyanlar için İsa tasviri kucağında bir kuzu taşıyan adammış, Tanrı’nın çobanı yani. Sonradan haçın üzerindeki İsa figürü sembolleşmiş ve dinin temeline sızmış. Kitapta anlatılanlar bu şekilde. Hatta İsa’nın gerildiği çarmıhın ilk insan Adem tarafından cennetten getirilen bir ağaçtan yapıldığı, bu ağacın Nuh tufanı zamanında bile Nuh tarafından gemiye alınarak korunduğu, sonradan çeşitli yollarla el değiştirip en son çarmıh yapıldığı rivayet edilmiş. Ve hatta hatta Roma Kilisesi, İsa’nın gerildiği yaklaşık 2000 yıllık çarmıhın üzerindeki INRI yazan kısmın ve çivilerin ellerinde olduğunu söylemiş.

Dikkatimi çeken bir diğer kitap ise İletişim Yayınları‘ndan “Meyve Ağacından Hikayeler” isimli ilginç kitap oldu. İlginç diyorum çünkü kitap bir yemek tarifi kitabı. Ama alışılmışın dışında olarak yazar Tijen İnaltong tariflerini anılarıyla bezeyerek vermiş. Tüm tariflerde meyveleri kullanıyor ve meyveleri kullanarak bir birinden otantik lezzetler yaratmanın peşinde. Adını bildiğim meyvelerin dışında, ilk defa duyduğum pek çok meyve de kitapta kendine yer bulmuş. Tam arşivlik, çok renkli bir kitap doğrusu. Kitapta yaklaşık 120 tane tarif, meyvelerin latince tür ve familya adlarını, yerel adlarını ve kullanım alanlarını içeren listeler bulunıyor. Dört beş sayfalık bir kaynakça da kitabı hazırlayan yazarın ne kadar emek verdiğinin bir kanıtı.

Aldığım son kitap ise “Batıdan Doğuya, Hollywood’dan Yeşilçam’a Melodram” isimli kitap oldu. Kitabın adı tıpkı akademik makalelerin başlıklarına benziyor. Bunu normalde almazdım, sinemayla öyle iddialı bir ilgim yok, varsa yoksa fantastik derim ama şans eseri iki üç gün önce bir öğle arasında dairede Türkiye’de çekilmiş en iyi melodramlarla ilgili bir yazı okumuştum. Bu kitap birden karşıma çıkınca alayım dedim.

Kitapçıdan sonra eve döndük. Ben yukarıda bahsettiğim Batıl İnançlar kitabını incelerken Merve nereden esti bilmiyorum, kalktı sufle yapmak için mutfağa gitti. Daha önce üç dört defa Alper, Volkan, Yağız, Ender falan varken BİM’den aldığımız hazır sufleleri yapmıştık ve gerçekten harika olmuştu. Ancak bir süredir kendisi yapmak istiyordu. Geçen gün bir yerde tek kullanımlık sufle kapları bulduk ve aldık. Mutfağa girdi ve yarım saatte tam dört tane sufle yaptı. İki tanesini sonra yapmak içim buzluğa attı, diğer ikisini de fırına yerleştirdi. Heyecanla beklemeye başladı, çünkü eğer yaptığı sufle bir şeye benzemezse çok fena dalga geçecektim.

Sufleyi kestiğimde böyle oldu

Sufleyi kestiğimde böyle oldu

sufleAma önce avucumu, sonra da tabağın dibini yaladım. Nefis olmuştu gerçekten! Bundan sonra Alperler’i BİM’den aldığım sufleleri ev yapımı diye kandırmak zorunda kalmayacağım.

Bu arada yukarıda kesilirken gördüğünüz sufle resmi, bu bloga eklediğim ilk animated gif oldu. Çok hoşuma gitti. Çektiğim videoları gif formatına dönüştürmek bana yakın zamanda pek çok eğlenceli şey yaptıracak haberiniz olsun 🙂 Bu arada yarın dolunay var, heyecanlıyız sevgili okur.

Bir Pazar Günü Neşesi!

Geri dönecek olmanın verdiği can sıkıntısıyla uyandın değil mi? Ben de öyle uyandım. Unuttum mu sandın? Hayır, hep aklımdasın. Pazar günü sendromu, off Bilecik. Bugün de yapılacak çok iş var. Geride bıraktığım hafta da epey işler yapmıştım.

Bu sabah erkenden uyandım ve uzun süredir izlemeye vakit bulamadığım Supernatural bölümlerini izledim. Güldürdü yine sonofabitch’ler 😉 Geride bıraktığım hafta içerisinde iki güzel film izledim: The Dyatlov Pass Incident ve Predestination. Özellikle Volkan ve Alper‘in şiddetle tavsiye ettiği Predestination, şu son dönemde izleyebileceğim en iyi filmmiş meğer! Kurgunun karmaşıklığı, filmin sonunda tüm bu karmaşıklığın tek dokunuşla, tek bir kare ile çözülmesi ve bizim ekran başındaki “ööeeff” nidalarımız… Inception‘dan sonra beni besleyebilecek yeni bir kaynağım daha oldu sevgili okur. Predestination, muhakkak izlenmesi gereken bir film.

02

piyangoBu haftasonu annemlere gidecektim ama onlar bir sürpriz yapıp bana geldiler sağolsunlar. Böylece Jules Verne arşivimi bloga taşıma işi biraz daha gecikmiş oldu eve gidemediğim için. Ancak her işte bir “kelebek etkisi” vardır. Bu işin etkisi de külliyata kattığım 5 yeni kitap oldu sevgili okur. Geçen hafta yazdığım şu yazıda bahsettiğim kitaplara ek olarak, tamamen şans eseri olarak internette 4 tanesi İnkilap Aka Yayınları’ndan Ferid Namık Hansoy çevirisi olmak üzere toplam 5 tane Jules Verne kitabı daha buldum ve sipariş ettim, hem de komik bir fiyata. Uskurlu Ada, Robensenler 03Okulu, Fransa Yolu, Mathias Sandorf ve Bir Piyango Bileti isimli Verne romanlarından Uskulu Ada’yı ilk defa gördüm yalan yok. Uskur, gemi pervanesi demek. Pervaneli Ada, diye çevrilmiş bir roman da yayımlanmadı. Bu sebepten dolayı elimdeki kitabı bitirip bu romana başlayayım diyorum. Gerçi Puslu Kıtalar Atlası’nın çizgi romanıyla epey vakit geçireceğim gibi duruyor, neyse. Bu arada blogu geçmişe doğru taradığımda elimdeki Jules Verne külliyatına ilişkin daha önceden, üç beş ay önceden, yüklediğim fotoğrafları buldum. Epey bir kitap saydım, göğsümü gere gere koleksiyonum var diyebilirim yani 🙂

04
01 Geçen hafta çok sevimli bir misafirim vardı. Kucağında The Jester Race plağı ve kulağında kulaklıkla gördüğünüz bu şekerlemenin adı İpek. Onu ipek böceği diye sevseler de, ben dayısı olarak, doğumundan beri hep Michelin lastiklerinin her bir eklemi tombik tombik, boğum boğum olan o şeker maskotuna benzetir, öyle severim. Büyüdüğünde de In Flames dinler umarım.

Büyük bir şans eseri, çocukken annemlerin sesimi kaydettiği kaseti buldum sevgili okur! Yıllar önce, uzun yıllar önce, Biz Sivrihisar’da iken böyle bir kaset olduğundan bahsederdi annem hep. Geçtiğimiz gün adeta varlığını unuttuğum bir çekmece bir sürü eski kaset buldum. İçeriklerini merak edip yanıma aldım. ki tanesinin bantları kopmuştu ve mekanizmaları ölmüştü. kasettBunları yeni kaset kutularına aktarıp bantlarını temizledim. Tahmin ettiğim üzere, şu fotoğrafta gördüğünüz beyaz kasetin içerisinden bebiş Mesut’un kahkaha sesleri çıktı. İnsanın 25 sene önceki kendi sesini duyması, garip bir his yahu.

yySabahtan beri Talat Bey‘in bilgisayarıyla uğraşıyorum. Bugüne kadar format atmak, düzeltilmek üzere arkadaşlarımın bana verdiği tüm bilgisayarlar gibi bu da problemli çıktı. Bakalım nasıl düzelecek. Format işlemi devam ederken, dışarı çıkıp birkaç sahaf gezdik Merve’yle. Güncel basım bir Türkçe Sözlük ile İletişim Yayınları‘ndan çıkmış Yeryüzünün Yüzleri isimli foto albümünü aldım. Kitapçı da bana İmge Yayınevi‘nin yayınladığı bir öykü ve eleştiri dergisinin eski bir sayısını hediye etti. Edebiyat Dergileri’nin en güzel yanı, tarihten bağımsız olmaları. Hatta belki de eskidikçe daha da değerlenmeleridir.

hemanVolkan ve Levent için ders notlarımı upload ediyorum bir yandan ama bir türlü bitmiyor. Yağızhan’ı arıyorum telefonu açmıyor. Talat Bey’in bilgisayarı ekrana görüntü vermiyor ve klavyesi çalışmıyor. Mehmet‘e iki haftadır Heman’in Türkçe dublajlı bölümlerini vereceğim ama imkanım olmuyor ne yazık ki. Neyse, Mehmet affet beni.

Bu pazarın neşesi az önce aldığım küçük Lego paketi oldu. Bir süreliğine keyfimi yerine getirecek. Hafta sonu yine bitti, üç beş saat sonra yatacağım ve yeni hafta başlayacak. Yeni haftanda kolaylıklar diliyorum sevgili okur. Kendine dikkat et olur mu? Olur.

Marmaris’te Vakit Geçirmek

marm01

Kedi gördüm

Evet, dört gün oldu buraya geleli ve beklediğimin aksine çok güzel zaman geçiriyorum sevgili okur.

marm06Herşeyden önce eğitim programı gayet güzel hazırlanmış ve ciddi anlamda verimli geçiyor benim için. Teknik içeriğin yanı sıra mevzuat olarak da çok dolu dolu geçiyor.

marm02Eğitimde Ersil ve Şevkiye ile birlikteyiz sürekli. Pazartesi günü öğle arasında sahile indik. Muhteşem bir hava vardı. Sahilde bir sürü fotoğraf çektik. Akşam eğitimden sonra da Ersil’le İçmeler beldesini gezmeye çıktık. Epey bir döndük dolaştık ve acıkmış olarak otele geldik. Yemekten sonra odama çıkıp Supernatural‘in yeni bölümünü izledim. Sonra da uyuyana kadar kitap okudum. Kitap demişken hemen bahsedeyim, George Orwell‘in 1984 isimli romanı.  Muhteşem bir sürükleyiciliği var. Sanki dizi izliyor gibiyim, bir sonraki sayfada neler olacağını kestirebilmek mümkün değil. Bir de kurgu çok iyi.

marm02-2Salı günü 11’inci ayın 11’inci günü saat 11.11’i bekledim ve içimden güzel şeyler diledim. Öğle arasında yine sahile indik ve bu sefer çok çok eğlenceli fotoğraf çalışmaları yaptık Ersil ve Şevkiye ile. Öğleden sonra ders bitiminde yine sahile indik. Bir sürü kişi denize giriyordu. Biz de voleybol oynadık. Daha sonra yemeğe geçtik. Lobide bir müzik dinletisi oldu yemekten sonra. Yan flüt ve piano marm02-3eşiliğinde ve bir sürü bildiğimiz parçayı yorumladılar. Dinletiden hemen sonra da otelin yarışması başladı. Burada filmlerden sahneler gösterdiler ve film adlarını bilmemizi istediler. Şevkiye, Ersil, Eskişehir’den Erdem Abi ve ben bir grup olduk ve yarışmayı kazandık, bir şişe şarap hediye ettiler 🙂  Yarışmadan sonra sahilde uzun bir yürüyüş yaptık ve bizimkilere Çanakkale Savaşı ve Gelibolu hakkında bazı bilgiler aktardık Erdem Abi’yle. Yürüyüşten sonra da yine günü kitapla bitirdim, mükemmel seyrediyor olaylar.

marm03

marm07

Panoramik olarak sahil. Tıklayın büyüyecek.

marm05Bugün sabah biraz daha erken kalktım. Geceleri çok geç yatmadığımdan sabahları 8’de çok iyi dinlenmiş olarak kalkıyorum. Öğünleri de abartmadan yiyorum, o yüzden çok iyi durumdayım. Neyse, hemen kahvaltıya inip oradan da derse geçtim. Bugün eğitim programının en yoğun günü oldu. Çünkü bir günlük ders programı yarım güne sığdırıldı molalardan feragat edilerek. İyi de oldu, öğleden sonra bir tekne turuna çıktık. Marmaris’in muhteşem koylarında gezdik. Denize girenler oldu. Ersil, Şevkiye ve ben de bol muhabbet ettik, komiklikler, şakalar yaptık. Eğlendik. Şunu anladım ki Marmaris’in özellikle İçmeler bölgesi denize girilebilecek mükemmel bir yer. Sezonun dışında, özellikle ekim ayında tatil yapmak için başka bir yer aramaya gerek yok. Deniz tertemiz ve dalgasız. Koylar sessiz, kimsecikler yok. Çok sevdim buraları. Tekne turu saat 17.15’te bitti ve biz hemen voleybol sahasına koştuk. Saat neredeyse 19.00’a kadar voleybol oynadık. Yorgunluktan ölmek üzereydim ki oyun bitti. Yemeği yiyip odama çıktım.

marm04Yarın olacak olaylar ışığında bu eğitimin şimdiye kadar ki en iyi eğitim olup olmadığı sonucuna varacağım sevgili okur. Dediğim gibi epey dinlendiğim, epey huzur bulduğum, muhteşem vakit geçirdiğim bir kaçamak oldu bu. Bakalım yarın neler olacak. Öpüyorum.

Yıllık İzindeydim: Olaylar, Gelişmeler

Geride bıraktığımız hafta içi boyunca yıllık izindeydim sevgili okur. Bu, benim kısacık memurluk hayatımın ilk yıllık izni olduğu için heyecanlıydım. Yıllık iznimi tam da planladığım gibi geçirdim. Çoğunluğu evde, bir kısmı  Ankara‘da ve bir kısmı da Bursa‘da geçti bu sürenin. Çekirdek çitleyip TV izlemenin keyfine doyasıya vardım.

Mesnevi’nin bende bulunan kopyasından çok daha iyi bir kopyasını sadece 3 liraya aldım. O kadar mutluyum ki anlatamam. Kitap aslında 10 TL idi. Ancak İnsancıl Sahaf Kartımda biriken puanları düşünce sadece 3 lira verdim. Böylece Mesnevi’nin elimde iki farklı kopyası oldu. Bunlardan bir tanesi ikiz olduğu için çok değerli.

Bilgisayar parçaları biriktirme alışkanlığımın sonu nereye varacak bilmiyorum, ama Bursa’dan döndüğümde de yine bir kucak dolusu eski parça bulup getirdim. Bunların ileride boş bir vaktimde tüm soketlerini söküp galiba geriye kalanlarını elektronik geri dönüşüm firmalarından birine vereceğim. Bursa’da Ferhat Abim yine tekstil işine başlamış. Bir kesim atölyesi kurmuş, büyük markalara iş yapıyor. En son askerden önce görmüştüm dayımları. Askerden dönünce bir türlü gidememiştim yanlarına. Perşembe günü annem, Mustafa, Murat ve ben çıktık gittik. Cuma akşamı da döndük. Kısa ama güzel bir ziyaret oldu. Mangal bile yaptık. Bu arada şunu anlamış olduk ki bizim dizel motorlu Megane 2‘miz çok çok ekonomik yakıt tüketiyor. Hayran oldum.

vinoİzne çıkmadan önce bir VINN lazım olmuştu. Facebook’a duvara bir mesaj yazdım. Çok kısa süre içerisinde abartmıyorum en az on kişi haber bıraktı ve bana yardımcı olabileceklerini söylediler. Her birine ayrı ayrı teşekkür ederim. Burçino‘dan aldım VINN’ını ödünç olarak.

Seval‘le buluştuk cuma günü. Bursa’da özel bir çevre danışmanlı şirketinde çalışmaya başladı. Sözleşip öğle arasında Kent Meydanı‘nda buluştuk. Birlikte bir öğle yemeği yedik. Özlemişim Seval’i, o da beni özlemiş sağolsun. Yemek yedikten sonra pek bir vaktimiz kalmadığı için Seval’i uğurladım işine. Ben de gerisin geriye Panayır dolmuşuna binip dayımlara döndüm.

1287x929_vodafone_logo.jpgÖner Abim, dayımın oğlu olur, Vodafone Kurumsal’da çalışıyor. Turkcell‘den ardı ardına yediğim kazıkları anlattım ona. Vodafone’daki çok güzel fiyatlı tarifelerden bahsetti o da. Olur da birkaç ay içinde bir akıllı telefon alabilirsem, büyük ihtimalle Vodafone’a geçeceğim sevgili okur.

supernatural.jpgSupernatural izliyorum yine. Ben askerdeyken çıkan tüm bölümleri izleyip sezonu bitirmek üzereyim. Yeni sezon da yakında başlıyor ve harika bir sezon olacağa benziyor. Dokuzuncu sezon da çok iyimiş bu arada. Özellikle Crowley‘in bu kadar sempatik bir adama dönüşeceğini hayal bile edemezdim. Sezonu bitirmeme üç bölüm kaldı. Halen daha Castiel ile ilgili durumu çözebilmiş değilim.

Askerlik sonrası, elime çok fazla yeni kitap geçti. Bunları sağa sola tıkıştırıp durdum. Aslında oturup bir düzenlemek gerek. Bir de elimde olan bazı kitapları da, özellikle ders kitaplarını, artık elden çıkarmak istiyorum. Lan, atmaya kıyamıyorum. Sahaflar da almıyor. Ne yapacağım bilmiyorum. Galiba hepsi geri dönüşüme gidecek 😦 Kitaplığımda yer açmam gerekiyor.

332385_2Bugün Savaşalp‘le takıldık biraz. Esnaf Sarayı‘nda epey vakit geçirdik. Bir tane de yeni sahaf keşfettik. Bir de oyuncakçıya girdik. Askerden sonra kullanmaya başladığım Nokia 1200’a yeni bir kapak aldım. Eski kapak kırılmıştı. Ahmet Ümit‘in Kar Kokusu kitabını aldım.

Bir de Philip Reeve‘in Yürüyen Kentler serisinin 1. kitabını aldım. Umarım güzel bir seridir. Biraz okumaya başladım. Hemen sardı beni kitap. Gelecekte bir zamanda yaşadığımız kentler, mobil bir hale 234271_2geliyorlar. Altlarında birer tekerlekle dünya üzerinde dolaşmaya ve kendilerinden daha zayıf kentleri avlamaya, onların kaynaklarını kullanarak yaşamlarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Tür olarak fantastik bilim kurgu diyebileceğimiz kitap aslında steampunk akımının da bir örneği sayılabilir.

Evde, sevdiklerimle ve Eskişehir’de zaman geçirmenin ne kadar kıymetli olduğunu bu beş günlük izin bana hatırlattı sevgili okur. Pazartesi yine Bilecik‘e dönmek zorundayım. Ne zaman kurtulurum bilmiyorum, ama bir süre daha bu hayata devam edeceğim. Bu hayata demişken, evet, Bilecik’e git gel yapmaya devam ediyoruz Hasan Hüseyin‘le. Şu an için işler yolunda. Gayet güzeliz. Öğrenciyken beş yıl boyunca her sabah ve akşam, yaz ve kış (kışın okul, yazın da yaz okulu) sürekli olarak günde 2 defa ikişer aktarma yaparak toplam 1 saat yol gittim. o yüzden şimdi arabayla Bilecik’e gidip gelmek çok koymuyor açıkçası. Umarım olabilecek en kısa sürede Eskişehir’de tam zamanlı olarak yaşamaya başlarım.

Kullandığım bu beş günü çıkarınca geriye 35 gün daha iznim kalıyor 🙂 Bunun 15 gününü yine bu yılın sonuna doğru kullanacağım.

IMG_20140912_152024.jpgEKLEME: 14.09.2014. Seval’le Bursa’da buluştuğumuzu eklemeyi unutmuşum. Onu da ilave ettim. Bir de Öner Abi’mle olan bir fotomuzu koydum.

Bilecik’te Kış Geliyor

Güneş parlıyor ama buraya da kış geliyor sevgili okur, hastalanayazdım. Dün maç yaptık. Sadece ilk 10 dakika forma ile oynadım, sonra üşüyüp üzerime bir polar mont geçiriverdim. Ancak o 10 dakikalık üşüme, tüm geceyi ayakta ve karın ağrıları ile geçirmeme yetti. Bir de bir haftadır ağzımda bir aft var. Geçmiyor lanet. Hastalanınca gece, bir de bunun acısı ekledi. Ulan ne güzel rüyalar göreyim diye uyuduğum uyku zehir oldu.

Sabah şiddetli bir boğaz acısı ile uyandım. Bizim çaycı Feride‘nin mentollü bir içeceği var. Nane limon diyince getiriyor. Bir büyük fincan bundan içtim ve biraz kendime geldim. Öğlen de gittik Şemre‘yle Tozman‘da sağlam bir yemek yedim. Öğleden sonra görevden dönerken bir pastil bir de ağız yaraları için merhem ve jel aldım.

Akşam, Bilecik‘teki 10 ay boyunca kurum dahilinde düzenlediğimiz en güzel yemek organizasyonu vardı. Ne kimse oturduğum yerden dolayı laf söyledi ne de kimse bir birine laf attı. Harika bir geceydi 🙂

Saat 19.30’dan beri evdeyim. Bir kilo greyfurt sıktım, içine de 3 tane limon sıktım. Birazdan bunu içeceğim. Umarım yarına bir şeyim kalmaz.

Mustafa, tabletinin ekranını çatlatmış. Dolayısı ile çatlağın olduğu yerde dokunmatik çalışmıyor. Tabletin klavyesi de ekranın o kısmında çıktığı için tablet çalışmıyor. Bu yüzden dün bir tane klavyeli tablet kılıfı aldım. Tablet, kolpa gibi görünse de mouse falan da bağlanıyor, iki tane usb yuvası var. Böylece dokunmatik sorununu mouse ile çözmüş oldum. Ha, bir de PCI-e slotundan bağlanan USB 3.0 kartı aldım. Evdeki makineye geçen gün Savaş Abi‘nin yardımıyla indirdiğim Omnisphere VST’lerini kuracağım. Bir kere kurdum çalışmadı. Hafta sonu yine deneyeceğim. Burada VST dosyaları yaklaşık 45 GB tuttuğu için bunları harici bir USB 3.0 diskte tutacağım. Böyle planlarım var işte. Logitech marka bir kablosuz klavye ve mouse setim vardı. Mouse’u bozulmuştu. Geçen salavatlar getirip içini açtım. Geri kapattım, çalışmaya başladı. Acayip sevindim. Şimdi bu klavye ve mouse’u tek bir dongle kullanarak Galaxy Note 2‘ye bağlıyorum. Akşam sohbetlerinde inanılmaz keyifli oluyor. Bu kablo, klavye, mouse işleri ile ilgili haftasonu vakit bulursam bir bilgilendirici yazı yazacağım.

Geçen hafta sonu Ahmet‘le buluştuğumdan beri şu para koleksiyonu merakım acayip bir ateşlendi yine. Bununla da ilgili bir yazı yazacağım.

Askerlik tecilim bozuldu bu arada. Bugün Erzurum Asker Alma Bölge Başkanlığı‘nı aradım. Kasımın 7’sinde bozulmuş. Şubatta askerim sevgili okur. O yüzden teze ağırlık verdim artık, tezi bitiriyorum.

Supernatural‘in son iki bölümünü izlememiştim. Harika bölümlerdi, cidden. Hafta sonu bir oturup, izlediğim dizelerin çıkan bölümlerini toparlayayım istiyorum. Hangi dizi nerede kaldı bir bakayım.

Evet, hastalığın o kırgınlığı halen üzerimde. Umarım bu gece iyileşebilirim sevgili okur.

Dizi Sezonu Başladı

Dizi sezonu başlayalı çok oldu aslında sevgili okur. Ancak ben oturup da ne izlemeye ne de yazı yazmaya vakit bulduğum için bu tatil yardımıma yetişti 🙂 Dediğim gibi, aslında bazı dizelerin sezonu epeydir başlamıştı ama ben tatilde oturup ilk defa izlediğim için rahatlıkla yeni sezon yorumları yazabileceğim.

Sezonunda düzenli olarak takip ettiğim diziler öyle çok spesifik diziler değil. Gayet popüler kültür malzemesi olmuş diziler. Ama işte her birini en kötü ihtimalle 6 sezondur takip ettiğim için, yeni yayın dönemlerinde de izliyorum. Takip ettiğim en uzun soluklu diziler şu an için South Park (17. sezonu başladı), How I Met Your Mother (9. sezonda) ve Supernatural (9. sezon). Bunun dışında Big Bang Theory (7. sezon) de yine takip ettiğim o popüler dizilerden. Şimdi bu dizilerin yeni sezonlarında bende nasıl bir izlenim bıraktığına bakalım:

Not: Yazının bazı yerleri feci şekilde spoiler içeriyor olabilir.

How I Met Your Mother

02 9Yazıyı yazdığım tarih itibariyle 5 bölüm yayımlandı. Açıkçası artık usandırıyor. Komik mi? Eh, komik diyebiliriz. Yani klişe HIMYM espirileri halen dizi de var. Ani çıkışlar, bir anda tersine dönen durumlar falan. Bunlar halen var ama, adı How I Met Your Mother olan bir dizinin 9. sezonunda annenin ortaya çıkmış olması bence biraz suyunu çıkarmak oldu. Yayımlanan 5 bölümün sadece birinde anne var. O da Lily ile birkaç sahne. Beşinci bölüm bitti ve Robin‘le Barney’in düğününe hala 48 saat var. Bu sezon umarım daha iyi bir gidişatla devam eder. Artık Ted ile annenin tanışmasını ve en azından bir sezon da anne ile grup arasındaki etkileşimleri izlemek istiyoruz.

Supernatural

04 4Dizi bu kadar popüler olmamışken ve henüz 2. sezondayken izlemeye başladım Supernatural’ı. O zamandan beri her hafta yeni bölümlerini indirir izlerim sezonunda. Eh, Supernatural’de de konu bitmiyor nasılsa. Pek çok kişi diziyi artık sıkıcı bulsa da ben halen büyük bir keyifle izliyorum sevgili okur. Bu yeni sezon güzel başladı diyebilirim. Sam‘in başı yine belada. İlk bölümde ekibe yeni biri dahil oluyor. Yazıyı yazdığım tarih itibariyle iki bölüm yayımlandı. Geçen sezondaki kadro aynen bu sezon da devam ediyor. Bobby‘i bir anlık da olsa görmek iyi oldu 🙂 Bu sezon da Supernatural belki çok efsane olmaz ama ortalamadan da aşağı kalmaz gibime geliyor.

South Park

05 4İlginç bir şey oldu. 17. sezonun dördüncü bölümü planlanan tarihte yayımlanmadı. Buna sebep olarak da stüdyodaki elektrik kesinti sebep gösterildi. İlgili haber şurada. South Park’ta bu sezon dikkatimi çeken en önemli ayrıntı giriş kısmı oldu. Malum, gelişen animasyon teknolojisine inat, South Park halen iki boyutlu ve basit çizgilere sahip. Bunu değiştirmek demek zaten South Park’ı bitirmek demek. Ancak giriş kısmında bu sezon, 3 boyutluya yakın bir animasyon kullanılmış. Şaşırdım ama beğendim de. Yazıyı yazdığım tarih itibariyle biri gecikmeli olarak 4 bölüm yayımlandı. Son bölümde uzun süredir görmediğimiz Gotik Çocuklar‘ı göreceğiz. South Park’ın böyle salt karakter temalı bölümlerini hep sevmişimdir. Cartman, Kyle ve Stan haricindeki karakterler üzerine kurgulanmış bölümler güzel oluyor. (Yayımlanamayan bölüm yerine en efsane South Park bölümü olan Scott Tenorman Must Die yayımlandı.) Cartman bu sezon da bir efsane olarak başladı. Hadi bakalım neler olacak.

The Big Bang Theory

03 6Neden bilmiyorum, geçen seneki ve hatta önceki senelerdeki sezon finallerinden sonra acaba neler olacak diye beklerdim. Ama bu sezon öyle olmadı ve dizi gayet ortalama bir şekilde başladı. Ne ekibe yeni biri katıldı, ne de herhangi bir değişim oldu grupta. Neyse ki dizi sıkmıyor insanı. Yalnız bu sezonda Sheldon‘ın dizideki komedi etkisi nispeten azaltıldığını gözlemledim. Bu doğru bir karar. Koca diziyi Sheldon alıp götürecek değil herhalde. Geçen sezonlarda ara ara Raj‘a yüklenirdi bu misyon ve hakikaten efsane bölümler çıkardı ortaya. Bir de artık kişisel bir beklenti olarak, Sheldon’ın Amy ile öpüşmesini falan bekliyorum. Eminim ki kahkahadan yırtılacağımız bir bölüm olurdu.

The Legend Of Korra

01 2Bu gece 7. bölümü yayımlanacak ikinci sezonun. Ancak iMDB‘ye baktığımda bu yeni bölümlerin hepsi birinci sezon içerisinde görülüyor. Anlayamadım olayı. Diziye dönecek olursak, bu yeni sezonda da tıpkı bir önceki gibi Korra’nın ergenlikleri canımızı sıkıyor. Avatar serisindeki o esprilerin o komikliklerin çok azını bulabiliyoruz. Önceki seride hava bükücü Aang ile bükücü olmayan Sokka bizi kahkaha krizine sokardı. Bu seride de yine Aang’in torunu hava bükücü Meelo ile Aang’in oğlu bükücü olmayan Bumi bu rolü üstleniyor. Demek ki komiklik hava bükücülerin geninde var. Bu yeni sezonda ilk sezonda görmediğimiz dört önemli aktör var dizide: Avatar Korra’nın amcası Unalaq, Usta Tenzin’in iki kardeşi Bumi ile Kya ve çakal tüccar Varrick. Dizi şu an sıkıcı bir şekilde devam ediyor. Ruh bükme olayına sarmış durumdalar ve su kabilelerinin arasında bir savaş çıkmak üzere. Aralara biraz Meelo serpiştirmenin vakti geldi kanımca.

06 3Sezonluk diziler bunlar. Peki sezonunda takip etmediğim diziler hangileridir, diye soracak olursanız Game of Thrones ilk sırayı alıyor. Sezonunda her hafta takip edip yeni bölümlerini indiriyorum ama izlemiyorum. Daha sonra (tıpkı bu tatil gibi) uzun bir boşluk bulunca hepsini üç günde (3 + 3 + 4 şeklinde) izliyorum. Zaten her sezon 10 bölüm. Böylece harika bir üç gün geçirmiş oluyorum. Bunun dışında düzensiz bir şekilde izlediğim The Mentalist ve Teen Wolf var. Bunları da ne yaparım, sonuna kadar izler miyim bilmiyorum.

07 2Yeni sezonunu dört gözle beklediğim tek bir dizi var: Sherlock. Bunun yeni sezonu çıksın, süper kapsamlı bir yazı yazacağım sevgili okur. Ama önce şu Hobbit filminin çekimlerinin bitmesi lazım. Zira Dr. Watson‘umuz Bilbo Baggins; Sherlock Holmes‘umuz ise Smaug’u seslendiriyor.