Tag Archives: Tamu

İhsan Oktay Anar Minik Öyküler Derlemesi 2: Rabnûma

ihsanoktayAz değil tam yedi sene önce yazdığım şu yazıyı hatırladım geçenlerde. İhsan Oktay Anar‘ın o tarihe kadar çeşitli dergilerde yayımlanmış çeşitli kısa öykülerinden bahsetmiştim o yazıda.

Yavuz Sultan Selim (Satranç), Tamu, Tekel Memuru Ali Selami’nin Günah İşlemesi ve Yeniçeriye Tavsiyeler isimli bu dört öyküyü derleyip toparlayıp pdf olarak da vermiştim hatta. Geçen gün nereden geldi aklıma hatırlamıyorum ama Google’da yeniden araştırma yaparken İhsan Oktay Anar’ın taa 1989 yılında “oyun” temasıyla çıkan Morköpük isimli dergi için yazdığı üç sayfalık bir öyküye rastladım. Üstelik internette bu öykünün keşfedilmesi 2014 yılı civarındaydı. Yani benim yazımdan bir yıl sonra. Artık nasıl olmuşsa birileri, o tarihte İhsan Hocanın, ilk ismini kullanmadan “Oktay Anar” adıyla yazdığı “Rabnûma” adlı öyküsünü bulmuş ve yayımlamıştı.

rabnumaBu öykünün yazıldığı yıl 1989. Daha Puslu Kıtalar Atlası‘nın yayımlanmasına 5 sene var, muhtemelen taslak halinde ya da henüz yazılmaya başlanmış. Ancak şu kısacık öyküde, o dönemde dahi ustanın üslubunun ayrıntıları görülüyor.

Rabnûma, İhsan Oktay’ın kurguladığı hayali bir oyun hakkında. Antik bir tapınakta iki cesetin bulunmasıyla başlayan öykü üzerinden kurgulanmış öyküde Anar, çok sık yaptığı üzere, hayali kaynaklara ve kişilere referans vermekten kaçınmıyor yine. Ben bir solukta okudum. Umarım siz de keyifle okursunuz. Öykünün ilk paragrafını veriyorum. Hoşunuza giderse pdf olarak indirip devam edersiniz. Haa bir de yedi yıl önce yazdığım yazı için derlediğim pdf dosyasını da ekliyorum.

Rabnûma

1 Temmuz 1959’da, İran’da yayınlanan Genam Gazetesi, Zahedan yakınlarında kayalara oyulmuş bir tapınak bulunduğunu açıklamıştı. Tapınak, küçük bir dehlizden girilebilen geniş bir odadan ibaretti. Cesaret edip içeri girenler, Kazan Üniversitesi’nden Arkeolog  N. Brodnikov ve yardımcısına ait olduğu daha sonra anlaşılacak iki ceset bulmuşlardı. Cesetler antik bir satranç masasının iki yanındaydı. Adli tabip, arkeolog ile yardımcısının altı yıl önce öldüklerine hükmetti. Cesetlerde bir cinayeti akla getirecek hiçbir iz bulunamadığından, bu kişilerin ölümlerinin, hastalık olasılığı bir yana, açlık ve susuzluktan olabileceği Sovyetler’in elçisine duyuruldu. Gel gelelim elçi, Brodnikov’la yardımcısının yanlarında ilaç ve tüketilmemiş bol miktarda erzak olduğunu belirtip adli tıp raporunun doğruluğu konusunda şüphelerini dile getirdi. Bununla birlikte bir uzman heyeti, olay yerinde yaptığı araştırmada adli tıp raporunu doğrulayacak ipuçları buldu. Brodnikov’la yardımcısı satranç oynarken ölmüşlerdi. Daha sonra, onların satranç masası başında ölümü beklediklerini düşündü herkes… devamı

İhsan Oktay Anar – Rabnuma

İhsan Oktay Anar – Mini Öyküler Derlemesi

 

İhsan Oktay Anar Veda mı Etti?

Bugün Savaşalp‘le birlikte ara sokaklarda dolaşırken yeni açılmış bir sahaf bulduk. İçeride üst üste yığılmış yüzlerce kitap, kilolarca birikmiş toz, kitaplara sinmiş küf kokusu ve bir sahafta görmeyi umduğunuz herşey vardı. Kitapların fiyatları ikinci el olmalarına rağmen çok pahalı olunca benim epey canım sıkıldı.

Satıcı ile laflarken konu İhsan Oktay Anar‘a geldi ve ben de elinde hiç kitabı olup olmadığını, özellikle ilk baskılarından, sordum. O da cevap olarak “hiç yok zaten yakında da hiç olmayacak” dedi. Neden diye sorduğumda “İhsan Oktay Anar roman yazmayı bıraktı.” dedi. Dedim nasıl olur, benim neden haberim yok? Üç dört ay önce bir basın toplantısı düzenledi ve bıraktı, diye yineledi adam. Yani ben askerdeyken olmuş her ne olmuşsa. Ancak ben yine de ihtimal vermedim.

Eve dönünce Google’da küçük bir arama yaptım ve sadece bir kaynakta şu haberi gördüm:

Bunun dışında hiç bir sitede benzer bir haber görmedim. Gerçekten böyle bir karar almış mıdır, bilmiyorum ama bence böyle bir karar alması için ortada bir sebep yok. Bir süre önce, Galiz Kahraman‘dan da önce, okuduğum bir röportajında yakın Türkiye tarihinden kesitler içeren, Adnan Menderes‘e, Deniz Gezmiş‘e göz kırpan bir roman yazacağını söylemişti.

Evet, Galiz Kahraman, İhsan Hoca’nın en iyi kitabı değil ama en kötü kitabı da değil. Diğer altı romanından biraz daha farklı bir yerde. Böylesine vasat bir romanla bile yine epey ses getirebildi. O zaman, roman yazmayı bırakmanın mantığı ne olabilir ki? Öyle ya da böyle, biz onun üslübuna ve kurgularına hayranız. Aslında biliyoruz, hemen her röportajında ifade ettiği gibi, kendisi çok satmanın peşinde değil, ses getirmek gibi bir derdi yok. O, üretmek istiyor. Yazmayı çok seviyor ve bir eser üretmeden önce okuduğu tüm o yeni bilgiyi kendi kurgusuyla aktarmayı seviyor.

Olabilir, bu haber doğru olabilir. İhsan Hoca, gerçekten roman yazmayı bırakmış olabilir. Bu durumda Galiz Kahraman onun yayımlanan son eseri olacaktır. Eh, yeni bir kitap daha yazamayacağına göre geriye olmasını ümit edeceğimiz tek bir şey kalıyor: TAMU’yu yayınlaması. Tamu, İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası ile birlikte, aynı dönemde yazdığı ancak yayınlamaktan vazgeçip çöpe attığı bir roman. Romanın internete sızdığını düşünmüş ve geri çekmiş yayınevinden.

Yukarıda bahsettiğim haberin devamında İhsan Oktay Anar’ın popüler bilim kitapları yazacağından falan bahsetmiş. Açıkçası çok ilgimi çekmedi. Haber, ben askere gittikten 10 gün sonra yayımlanmış. Aradan geçen altı ayda başka hiçbir sitede benzer bir haber çıkmadığına göre asparagas olma ihtimali çok yüksek. Haber o dönemde Star Gazetesi‘nde yayımlanmış. Ama dediğim gibi asparagas olsa da olmasa da benim artık İhsan Hoca’dan beklentim TAMU’yu yayımlamasıdır. Bu, biz okuyucularına bir vefa borcudur.

İhsan Oktay Anar’ın Minik Öyküleri Derlemesi

ihsanoktayİhsan Oktay Anar fanatikleri için çok önemli bir derlemeyle karşınızdayım sevgili okur. Üçer dörder yıllık aralarla yayımladığı kitaplarından başka bir şekilde yazılarını okuma zevkine çok az erişebiliyoruz İhsan Hoca’nın. O yüzden muhtelif zamanlarda araştırma yapıyorum, herhangi bir yerde bir şeyler yazmış mı diye. İşte bu yazıda okuyacağınız hikayecikler de Anar’ın çeşitli zamanlarda çeşitli edebiyat dergilerinde yayımlanan yazıları. Her hikayeyi olduğu gibi eklemek upuzun bir sonuç doğuracağı için ben sadece  her öyküden birer girizgah verip tüm hikayeleri okuyabilmeniz için en alta bir pdf linki vereceğim. Ben ilerleyen zamanlarda bulabildiğim başka öyküleri de ekleyeceğim, takip eden okurlar da ulaşabileceklerdir.

Yavuz Sultan Selim

Haşmetlû, Azametlu, Fehametlu, Devletlû hünkârımız Sultan Selim Han Efendimizin yeni sadrazamı Arap Hilmi Paşa’nın emri uyarınca, Enderun’un baş vakanuvisi olarak, Şaşı Haydar Efendi denilen zındığın, Çaldıran Meydan Muharebesi hakkında çalakalem yazıp bir de marifetmiş gibi sağda solda anlattıklarını düzeltme, sinsice yalanlardan arıtma, eksiğini gediğini kapatma şerefi, Tanrı’ya şükür ve hamd olsun ki şahsıma verilmiştir… devamı

Tamu

Kurşun Lahdin eritilmesinden dört yüzyıl kadar önce, Halife Mansur Hazretleri düşünde gökten kayan iki yıldız görmüş, meğerse bunlar Harut veMarut adlı iki melekmiş. Ademoğulllarının dünyada döndürdükleri işleri merak ettikleri için göğün en yüksek katının izniyle gece yere iniyor, şafak sökünce de esrarengiz bir beyit okuyup tekrar eski yerlerine yükseliyorlarmış. Ne var ki günün birinde ölümlü bir kadına âşık olmuşlar. Kadın da bunları serhoş edip göklerin kapısını açan beyiti ağızlarından almış. Esrarengiz sözleri söyler söylemez yükselmeye başlamış, ama yarı yolda diğer melekler onu çarpıp bir yıldız yapmışlar… devamı

Tekel Memuru Ali Selami’nin Günah İşlemesi

Bulgurcubaşı Kılbaz Regaip Efendi’nin Tezakirü’l-Mücrimin adlı eserinde anlatıldığına göre, Bomonti’deki Tekel Bira Fabrikası’nda 14. derecede genç bir memur olan Ali Selami, aslında dini bütün, abdestinde namazında, adamakıllı sofu bir zat idi. Öyle ki camilerin minarelerindeki müezzinlerden günde beş kere gelen çağrıların hiçbirine uymazlık etmez, bira fabrikasında bile olsa, seccadesini yere yayar ve sünnetleriyle birlikte tekmilen namazlarını kılardı. Fakat bu adamın takdire en layık meziyeti… devamı

Yeniçeriye Tavsiyeler

Devletlu, Azametlû, Kudretlû Padişah Efendimizin Ferman-ı Humayûnları gereği hazırlıkları başlayan Tırnava Seferi’nde, bazı müşküllere maruz kalmamasını dilediğim kapıkulu efradına tavisyelerim odur ki;

1. Önce silahını gözden geçir. Tüfenginin falya deliği çevresinde eğer ki bir çatlak varsa tetiği çektiğin anda silah, namlu dibinden patlar ve Allah korusun, yüzünü darmadağın eder.

2. Tüfengin fitiliyse, bu fitilin güherçilesinin… devamı

İhsan Oktay Anar – Çeşitli Öyküleri