Tag Archives: Tarık Abi

Klarnet Aldık – Laboratuvar Temizliği

Klarnet Aldık

labklar03Murat ne zamandır klarnet çalmayı öğrenmek istiyor. Nereden nasıl bulmuşsa bir sibemol klarnet bulmuş kendine. Ancak bu düzendeki bir klarnetle bizim piyasadaki parçaları çalabilmek çok zor. Zira bizdeki klarnetler çok büyük oranda ve hatta klasik müzik hariç, tamemen “sol klarnet“lerden ibaret.

Yıllardır alışveriş yaptığım bir dükkan var. Öyle çok süslü, abartılı bir yer değil. Ama ihtiyacınız olabilecek her şey var burada. Ayrıca kendi imal ettikleri enstrümanları da satıyorlar. Bu şekilde pek çok arkadaşıma ve kendime, onlarca farklı malzeme ve enstrüman aldım buradan. Yine buraya yolum düştü geçenlerde. Biraz konuştuk. Elinde labklar02çok temiz bir ikinci el sol klarnet olduğunu öğrendim. Öylesine bir de fiyat aldım.

Daha sonra Murat’la buluşup aylardır ilmek ilmek işlediği klarnet planıyla ilgili son durumu kontrol ettik. Bir pazar günü buluşup birlikte gittik. Murat geçen zamanda biraz biraz öğrenmiş klarnet çalmayı ama ben hiç bilmiyordum. Hiç bir fikrim de yok. Ulan nasıl yaparız deneriz, derken, dükkana bir klarnet hocası girmesin mi? Satıcı dayı da şaşırdı, Amma şanslıymışsın, dedi Murat’a. Daha sonra pazarlığa giriştik. Satıcı ilk etapta bir yüz lira düştü. Bu da elimizdeki paradan 200 lira daha yüksek bir fiyattı. Tam bu anda üzerindeki pelerinini savurarak Merve girdi içeri ve “100 lira da benden” dedi. Merve’nin bu çıkışı, satıcı dayıyı epey duygulandırdı. Yav, yenge 100 lira veriyorsa ben de bir 50 lira düşüyorum, dedi. Artık son vuruşu yapmanın zamanı gelmişti. Çıkardım bir 50 lira da ben koydum ve klarneti aldık!

O anda orada bulunan klarnet hocası üstat bizi çok teşvik etti. Aldığımız klarneti uzun yıllar değiştirmeye gerek kalmadan kullanabileceğimizi söyledi. Bakalım göreceğiz.

Laboratuvar Temizliği

Birkaç ay önce şu yazımda, doktora çalışmalarına başladığımı, bu sebeple de laboratuvar çalışmalarımın olacağından bahsetmiştim. Hatta sağ olsun, bir arkadaşım da bunu duyunca küçük bir hediyeyle beni şımartmıştı.

Şimdi, arazi  ve laboratuvar çalışmaları periyodik olarak yürüyecek. Ancak geçen seferki çalışmada fark ettiğimiz bir durum vardı. Laboratuvar epey dağınıktı. Eski dönemlerini bildiğimiz için bu dağınıklıkta bizi fazlasıyla üzmüş ve yormuştu. Bir şeyler yapmak gerekiyordu. Arzu Hoca‘yla da konuştuktan sonra Merve‘yle birlikte bir temizlik planladık.

labklar05

Ekip buydu işte.

Geçen cumartesi günü, Merve ve eşi Ahmet, ben ve dört yüksek lisans öğrencisi arkadaşla (Ümit, Ulvi, İlkin ve Samir) birlikte sabah saat 10’da laboratuvara geldik. Ahmet ve Merve, yıllardır kullanılan test kitlerine daldılar. Onları düzenleyip her bir dolap için etiketleme yaptılar. Ben de diğerleriyle gereksiz yer kaplayan her şeyi atmaya başladım. Atma işi bitince bulaşığa giriştik. Daha sonra, bir sonraki arazi çalışması için hazırlık yaptık. O da bitince herkes gitti. Bu arada Tarık Abi, kendi arazi çalışmasında topladığı 10 istasyona ait su numuneleriyle çıktı geldi. Saat 18.00 civarıydı. O gelince hemen numunelerinin analizlerine başladım. Sağ olsun bir kısmında yardımcı oldu. Sonra tekrar Ankara’ya döneceği için gitti.

labklar04

Saat tam 21.00

Saat 21.00’i biraz geçe tüm analizleri bitirdim. Laboratuvarın tertemiz, derli toplu olması bana inanılmaz keyif veriyordu. Ancak yorgunluğun da etkisiyle iyice tükenmiş vaziyetteydim. O saatte, kampüs ve civarında herhangi bir toplu taşıma aracı kalmadığından Alper‘i aradım. Alper’i aradıktan sonra kampüsün dışına yürümeye başladım. Lan uzaktan uzaktan çığlık sesleri geliyor. Tövbe tövbe, gece gece kimin sesi bu, dedim. Yürüdükçe çığlıklar yerlerini toplu haykırmalara bıraktı ve giderek anlaşılabilir hale gelen tezahüratlara dönüştü. Kampüsün tam çıkışındaki sahada bir Amerikan Futbolu maçı devam ediyordu. Anadolu Üniversitesi takımı Anadolu Rangers ile başka bir takımın maçı vardı. Hayatımda ilk defa canlı olarak bir Amerikan Futbolu maçı izledim. Bir süre sonra Alper çıktı geldi sağ olsun. Durdu o  da izlemeye başladı. Sonra yola devam ettik.

Evet sevgili okur, bu sene laboratuvar çalışmaları olacak hayatımda. “Renk katacağından” eminim. Ayrıca yine eminim ki oralardan da epey olaylar, komik anılar çıkacaktık. Okumak için takipte ol. Sevgilerle.

labklar01

Bitti, gidiyorum.

Doktora Yeterlik Sınavı

eutrophication

Göllerde trofik seviyeler

Aşağı yukarı geçen yazdan beri aklıma geldikçe karnımın ağrımaya başladığı bir olaydı bu. Dört dönemin ardından, almam gereken tüm dersleri alıp verdikten ve ortalama şartını da sağladıktan sonra, geçen sene Eylül ayında yeni dönem başlayınca zorunlu olarak tek bir ders alabildim: DYS000 Doktora Yeterlik Sınavı.

Bu sınavda teori olarak, lisans ve eğer yapmışsanız yüksek lisans eğitiminiz boyunca gördüğünüz tüm akademik konulardan, yani bölümünüzün içeriğinizden sorumlusunuz. Bu arada yeri gelmişken söylemekte fayda var. Doktora yapmak için “illaki yüksek lisans yapmış olmak” gibi bir şart yok. Benzer şekilde yüksek lisans ve doktora, illaki mezun olduğunuz bölümle alakalı ana bilim dalı üzerinden yapılmak zorunda değil. Burada ki olay şu: Eğer mezun olduğunuz bölümün ana bilim dalından yüksek lisans yaparsanız, mesleki unvanınızın önüne bir “yüksek/uzman” ön unvanı alırsınız yani mesleki bir uzmanlık kazanırsınız. Örneğin, Kimya Mühendisliği Bölümünden mezun bir kişi, yine Kimya Mühendisliği Ana Bilim Dalından yüksek yaparsa “Kimya Yüksek Mühendisi” olur. Eğer bu kişi yüksek lisansını Kimya Ana Bilim Dalından yaparsa ya da bambaşka bir alandan, örneğin İşletme Yönetim Ana Bilim Dalından yaparsa, ne yazık ki kimya yüksek mühendisi unvanı alamıyor. Bunlara verilen unvan “Bilim Uzmanı” oluyor.  Yüksek lisans yapınca, mühendislere, mimarlara “yüksek”, kimyager ve biyologlara ise “uzman” unvanı veriliyor. Doktora da ise durum farklı. Doktora, akademik bir yeterlik olduğundan, ana bilim dalı fark etmeksizin, isminizin önüne (mesleki unvanınızın değil) bir “Doktor” titri alıyorsunuz. Bu unvanı hayatınız boyunca kullanabilirsiniz. Yani örneğin “Emekli Yüksek Mühendis” demezsiniz ama örneğin Dr. Ali ÇELİK ismini çekinmeden kullanabilirsiniz. Bu noktada şunu ayırt etmekte yarar var. Her doktor, doçent ve profesör, mesleki olarak yüksek ya da uzman olmak durumunda değil. Çoğunlukla öyledir ama o şekilde bir zorunluluk yoktur. Bu anlattığım bilgilerin her biri Yükseköğretim Kanunu, Bazı Lise Okul Ve Fakülte Mezunlarına Unvan Verilmesi Hakkında Kanun ve Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun gibi mevzuatlarda da yazıyor.

9789944341745Gelelim benim macerama. Doktora yeterlik sınavının dönem sonunda yapılacak olduğunu bilmek, Eylül’den Ocak’a kadar bir ızdırap dönemi başlattı bana. Boşta olduğum her saniye aklıma bu sınav gelip durdu. Ne olacaktı? Ne soracaklardı? Bu yüzden özellikle çalışmayı düşündüğüm alanda, Ekoloji alanında kaynak toplama dönemine girdim. Eğer ekoloji alanında doktora yapmak gibi bir planınız varsa ve hatta bir adım ileriye taşıyayım bu ifadeyi, doğa bilimleri alanında bir çalışma yapmak niyetindeyseniz kitaplığınızda bulunması gereken en temel kaynak Eugene Odum‘un, Ekolojinin Temel İlkeleri isimli başucu kaynağıdır. Çok üst kalitede bir çeviriyle dilimize kazandırılan bu eser, klasik metodla “şu şudur, bu buna denir” yaklaşımını bir kenara bırakıp, Odum’un yer yer öyküleyici anlatımıyla, güncel örnekleriyle ve konuları bir birleri içerisinde ustalıkla harmanlaması sayesinde akıp gidiyor. Zaten bu şekilde de emsallerinden sıyrılıyor. Bu kitabı muhakkak kütüphanenizde bulundurun. Bu eseri geçen yıl Cengiz TÜRE hocam sayesinde tanıyıp almıştım. Kendisinin bu kitapla ilgili müthiş bir tespiti var. O da şöyle: “Arkadaşlar, bu kitabı gerçekten anlayan kişi Dünya’yı anlar ve yönetir.” Böylesine iddialı bir söylemdi işte. Ben de doktora yeterlik sınavı için ağırlıklı olarak bu kaynaktan yararlandım. Bunun yanında bütün bölümleri olmasa da, çok kıymetli hocam Ülker Bakır ÖĞÜTVEREN‘in dilimize kazandırdığı Çevre Mühendisliği’nde Temel İşlemler ve Süreçler isimli alanında tek olan kaynağa da göz gezdirdim. Eşimin biyolog olması sebebiyle evde de pek çok Ekoloji kitabı vardı. Bunların da ilgili bölümlerine göz attım.

tabletleGeçen yıl geliştirdiğim ders çalışma metoduyla yol aldım. Tabletime harici olarak klavye ve mouse bağladım. Bir yandan Word uygulamasını açıp diğer yandan da okuduğum kısımlardaki önemli noktaları elle yazmak yerine Word’e hızlıca, kısa cümlelerle aktardım. Dosyaları buluta kaydettiğimden, istediğim yerden ulaşıp çalışmak mümkün oluyordu. Dahası bu içeriği başlıklara göre sınıflandırmak da mümkün oldu. Bu şekilde “çok önemli” ya da “ilk defa gördüğüm” bilgilerden oluşan yaklaşık 15-20 sayfa not oldu.

Sadece Türkçe değil, pek çok İngilizce dokümanı da inceledim elbette. Hatta okuduğum hemen hemen tüm Türkçe kaynaklarda, “Seki Diski” ölçüm prosedürü yanlış tarif ediliyordu. Bunun doğrusunu EPA’nın bir kılavuzundan öğrendim. Şansıma da sınavda soruldu. Bu toparladığım makaleler, uygulama kılavuzları falan epey bir birikince bunların hem dijitallerini, hem de basılı hallerini arşivledim.

cevre-muhendisligine-giris-nobelkitap_com_46233Bir diğer önemli kitap, aslında sadece doktora yeterlik için değil, bir çevre mühendisinin kitaplığında muhakkak yer alması gerektiği için önemli. O da Aarne Vesilind‘ın Çevre Mühendisliğine Giriş isimli kitabı. Bu kitap da Türkiye’nin farklı üniversitelerinden Çevre Mühendisliği bölümü öğretim elemanları tarafından Türkçe’ye kazandırılmış.

Sınava Tarık Abi‘yle birlikte girdik. Kendisi bizim Bakanlıkta çalışıyor. Geçen sene Arzu Hoca sayesinde tanıştık. Birlikte dersler aldık. Bu sene de birlikte yeterlik sınavına girdik. Yeterlik sınavı iki aşamadan oluşuyor. Önce yazılı sınava giriyorsunuz. Yazılı sınavda 70 puan barajını geçerseniz, sizi sözlü sınava alıyorlar. Bizim yazılı ve sözlü sınavlarımız ardı ardına iki günde yapıldı. İlk gün yazılı sınava girdik. Sınav bittikten sonra sonuçları öğrenemedik ama. Çünkü soruları hazırlayan hocalar, ertesi gün sözlü sınava geldiklerinde okuyacaklardı. İşte o yüzden ertesi güne epey tedirgin başladık. Tarık Abi, o gece Kütahya’da kaldığından sabah onun gelmesini bekledim. Hava nasıl soğuktu… Her yer buz. Yollar bile buza çekmiş. Neyse, sabah saat 08.30 civarı geldi. Hemen okula gittik. Jürideki hocalar kağıtları okuyorlardı. İyi kötü her soruya bir şeyler yazmıştım. Serdar Hoca‘nın sorduğunu tahmin ettiğim bir rezervuar sorusu vardı. Ondan biraz emin değildim.

Biz sözlü sınavın yapılacağı salonda beklerken jürideki hocaların sesleri duyulmaya başladı. Salona geçtiler. Tarık Abi’yle birlikte içeri girdik. Hocamız bizi tanıttıktan sonra ben dışarı çıktım. Tarık Abi’nin sınavı başladı. Kaç dakika geçti bilmiyorum. Bana birkaç saat gibi geldi. Sonra beni davet ettiler, Tarık Abi çıktı.

Sınav kısmı her şeyiyle hatırlayacağım bir anı olarak belleğimde yer etti. Başlardaki heyecanım sonlara doğru birazcık paniğe bıraktı yerini. Sonra tabi bir rahatlama geldi. Cevap veremediğim sorular oldu. Özellikle azot BOİ’si sorusu halen ciğerimi parçalıyor. Sorulan her soruyu not aldılar. İhtiyatı elden bırakmadan durumu kurtarmaya çalıştım. Galiba bunda da başarılı oldum.

Sınav bitip dışarı çıkınca jüri bu sefer de puanlama için müsaade istedi. Daha sonra ikimizi de içeri çağırıp güzel haberi verdiler: Olmuştu, sözlüyü ve dolayısıyla yeterliği de geçmiştik.

92e0c3e513bc73daef28998f19adcc85

Sınavı geçince biz. (Foto temsilidir)

Sonrasında meşaleleri yaktık! Nasıl mutluyuz anlatamam. Oradaki arkadaşlarımla kucaklaştık. Merve de, Esra da, Esengül Hocam ve Semra Hocam da tebrik ettiler. Gören herkes tebrik etti. Sonra Tarık Abi’yle de kucaklaştık. Çünkü bu hazırlık döneminde epey bir birimize destek olmuştuk. Böylece başlayan dostluğumuzun uzun yıllar devam etmesi dileğiyle. Ne kadar heyecanlandıysak bir tane bile fotoğraf çekmemişiz. O yüzden tam da o anda kendimizi hissettiğimiz şekilde bir fotoğraf koyuyorum.

Özetle, aylardır tırım tırım tırstığım, çok korktuğum, günler boyu kitap karıştırdığım yeterlik sınavını nihayet atlatmıştım. Şimdi önümde koskoca bir doktora tezi süreci duruyor. Şimdi bakınca fark ediyorum. Bu, bana daha  da korkunç geliyor…