Tag Archives: Tarkan

Headbang – Maya – Doğaç Titiz ve Akın Bağcıoğlu

mag01Aslında geç kaldım yazmak için. Ama bu gecikme Plak Mecmuası‘nın da yeni sayısının yayımlanması yüzünden oldu. Headbang‘in 3. sayısının yayımlandığını görünce heyecana kapılıp siparişi verdim. Daha sonra bir de ne göreyim! Meğer Plak Mecmuası’nın da 4. sayısı yeni yayımlanmış. Mecmuayı da sipariş edeyim, ikisini birlikte yazarım diye düşündüm. Ancak erteleye erteleye yalan oldum. Bir de üzerine kredi kartımı iptal ettirmem durumu gelince, dedim ki iyice gecikmeden bu muazzam bookazine‘i, yani Headbang’in yeni sayısını muhakkak yaz.

Bu yeni sayının şimdiye kadar ki en başarılı kapakla çıktığını belirtmeme izin ver öncelikle. Bu sayıda Çağlan Tekil‘in, en sevdiği gruplardan olan Ghost yine kapakta en üstte yazılmış. Ghost, gerçekten metal midir yoksa rock mıdır, yoksa rock bile değil midir? Şu sıralar yerli yabancı tüm platformlarında ve özellikle Youtube’da bu tartışma yapılıyor. Dergideki Ghost’la ilgili olan yazıyı henüz okumadım. Ancak bana göre son albümüyle küllerinden doğan, yıllardır bir benzerini daha bulamadığım, Immortal‘la ilgili olan röportaj müthiş. Çok büyük ihtimalle Türkiye’de, grupla yapılmış en kapsamlı röportajlardan birini yapmış Zeynep Çolakoğlu. Kendisini birkaç yıl önce Eskişehir’deki bir etkinlikte tanımıştım. Hatta “Büyülü Sözlük” isimli bir de kitabı var ki çoğu zaman mitolojik kavramların anlamlarına bakmak için başvurduğum kapsamlı bir kaynak. Muhakkak kitaplığınızda olması gerekiyor.

mag02

Headbang, bu sayıda ilk defa diğer iki kapaktan farklı olarak mor renkte yayımlandı. Bir de kitap ayracı vermişler. Keşke bir sonraki sayılarında, ilk iki sayı için de birer ayraç hediye etseler. Bu tip nesneler, koleksiyon değeri olan nesneler zira. Yazı çok geciktiğinden bir de bookazine’in tamamını okumak için beklemedim. O yüzden içeriklere dair yorum yapamıyorum. Ancak bir sonraki Headbang yayımlanana kadar bu sayıyı da bitirmeden bırakmayacağım gibi geliyor.

mag03

maya.jpgAylar önce pasifagresif, Mabel Matiz‘in Maya isimli albümü için bir kritik yayımlandığında sitenin takipçileri arasında acayip bir tartışma çıktı. Yazar, bu tartışmaları önceden kestirebilmiş olacaktı ki albüm kritiği yazısında pek çok defa albüme neden kritik yazılması gerektiğini yinelemişti: Çünkü albüm çok kaliteliydi. Sen ne düşünüyorsun bilemem ama bana göre Mabel’in “Öyle Kolaysa” parçası, yılın en iyi pop şarkısı. Çok açık ve net. Benim tanıdığım pop müzik dinlemeyen, hatta gayet ekstrem türleri dinleyen pek çok kişi ve arkadaşlarım, müzisyenler bile parçanın kalitesi konusunda olumsuz bir eleştiri yapmadılar. Maya albümünden çıkan sırasıyla “Ya Bu İşler Ne?“, “Öyle Kolaysa”, “Sarmaşık” ve “A Canım” isimli parçaların her biri gerek sözleri, gerek altyapıları ve gerekse de başarılı klipleriyle bu yıl ülkemizin pop müzik piyasasına şüphesiz altın harflerle kazındılar.

Müzik arşivciliği yapmak çok zor bir olay sevgili okur. Sevdiğin, özellikle takip ettiğin sanatçıların, grupların albümlerini almak zaten farz iken, bir de o yıla, o türe damga mag06vurmuş, zamanla kalitesi anlaşılan albümleri de toparlamak gerekiyor. Örneğin Levent Yüksel‘in “Med Cezir” albümü. Albüm biriktiriyorum, müzik tarihine ilgiliyim diyen birinin arşivinde muhakkak olması gereken bir albümdür bence. Ya da Tarkan‘ın “Aacayipsin” albümü. Hiçbir zaman Tarkan dinleyicisi olmadım ancak bu albümün, pop müzik tarihinde önemli bir yere sahip olduğunu kimse inkar edemez. İşte Mabel Matiz’in Maya albümü de böyle sevgili okur. Çok büyük ihtimalle Mabel Matiz’in kendisi bile bir daha böyle bir albüm yapamayacak. Ülkede de en azından üç dört sene böylesine her parçası hit olan bir albüm çıkmayacak. Albümün yalnızca müzikal başarısı da değil söz konusu olan. Tüm albümün kliplerinden, sözlerinden ve melodilerinden, Mabel’in sahne kıyafetlerine kadar bir tema, bir bütünlük taşıyor olmasından bahsediyoruz. Ellerine sağlık, Barış Manço ve Erkin Koray‘ın ülke müziğinde bir dönemi başlattığı “Anadolu” teması, bence hiç bu kadar iyi işlenmemişti bugüne kadar. Eh, Barış Abi ve Erkin Baba’nın ucundan kulağından aşırdığı ufak tefek melodileri hoş görüyoruz elbette. Mabel’in hayatının bir noktasından itibaren uğradığı ya da en azından bize yansıttığı o “ötekileştirilmeye çalışılmaktan, insanların hadsiz hesapsız acımasızlığından kaçışının muazzam bir manifestosu Maya. Ellerine sağlık.

mag05

Bu albümü de yayımlanan en klas versiyonuyla, Deluxe Edition Digipack ile satın aldım. Aslında plak formatında da bekliyordum ancak onun yayımlanmasına dair herhangi bir haber yok henüz. Digipack formatındaki albüm 2 CD’den oluşuyor. İlginçtir ki tüm hit parçalar ilk CD’de yer alıyor. Dört bölmeli digipack’te ortaki iki kısımda CD’ler, sağ ve sol ceplerde ise şarkı sözlerinin yer aldığı kitapçık ile arka yüzünde İngilizce şarkı sözlerinin yer aldığı Mabel Matiz posteri ve bir adet sticker yer alıyor. ŞArkı sözü çevirileri çok çok başarılı. “Öyle Kolaysa”nın çevirisini aşağıya ekledim. Kısacası, bu yılın bana göre en başarılı pop albümü buydu sevgili okur. Mabel, çıtayı öyle bir yere koydu ki şimdi kendisi bile düşünüyordur bunu nasıl aşabileceği diye 🙂

mag04

mag07

Aralık ayı, yıllardır Eskişehir’de gördüğüm en müzikal ay oldu diyebilirim. Daha geçen gün Cengiz Tural‘ın davul workshop‘ını yazmıştım hatırlarsan. Bundan çok kısa bir süre sonra da ülkenin en celebrity davulcularından olan Doğaç Titiz ile Akın Bağcıoğlu‘nun davul workshopları duyuruldu. Bu ikili, geçmişte de birlikte workshoplar yapmışlar. Bu açıdan Eskişehir’e gelmeleri, ikisini bir arada izlemek bakımından çok iyi oldu.

Etkinlik yaklaşık 45 dakikalık bir gecikmeyle başladı. Sahne çıktıklarında bu durum için özür dilediler. Mekan, çok eskiden Ermeni Kilisesi, daha sonraları Asri Sinema ve nihayet de Zübeyde Hanım Kültür Merkezi ismiyle kullanılan binaydaydı. Dolayısıyla kilise zamanından kalan kubbe yapısı, buradaki davul sahnesi için büyük bir sorun oluşturmuş. Davullardaki mikrofonları fark ettim. Kimileri normal, kimileri ise dinamikti. İlk olarak da bu hususu sordum. Ancak anlaşıldı ki kurulan mikrofonların hiçbiri çalışmıyordu. Yani duyduğumuz sesler doğrudan davulun ham ve tonlanmış sesleriydi. Belki sahneye çok yakın olduğumdan, çok leziz geldi bu sound bana. Ancak genel olarak değerlendirmek gerekirse, Cengiz Tural’ın workshop’ındaki altyapı ve ses düzeni çok çok daha iyiydi. Çünkü bu sıkıntıdan dolayı Titiz ve Bağcıoğlu ne yazık ki hiç parça çalamadılar. Çok isterdim.

mag09

Cengiz Tural, biraz daha kitaba bağlı bir müzisyendi. Ancak (en azından benim konuşmalarından çıkardığım kadarıyla) Doğaç Titiz ve özellikle de Akın Bağcıoğlu, biraz daha serbestler bu konuda. Her workshopta aynı soruları soran çocuk, bu workshopta da yine aynı soruları sordu. Orada davul metotlarıyla ilgili yaptıkları değerlendirmeleri çok beğendim.

mag08Cengiz Tural, metal ve rock müzik kökenli bir müzisyendi. Doğaç Titiz’i de hep öyle sanardım. Ancak değilmiş, hatta sevmiyormuş bile. Sahnede mevcut kapasitelerinin sadece %5’ine ihtiyaç duyduklarını söylediler. Pop müzikle ilgili söyledikleri ve yaptıkları tespit ise muazzamdı. Merak eden olursa mesaj atıp sorabilir. Bir de Doğaç Titiz’in, her gece sabahlara kadar Youtube’da davulcu videoları izlediğini öğrenmek beni şaşırttı doğrusu. Hala kendini yeterli görmeyip Dünya’daki diğer insanların neler yaptığını da sürekli araştırıyormuş. Helal olsun.

Teknik olarak bu workshop’ın bana en büyük faydası ghost note olayına dair fikir edinmemi ve estetik duruş/oturuş konusunda rehber olmasıydı. Gerçekten de Doğaç Titiz, ülkedeki en doğru ve ergonomik duruşa sahip. Bunu önceki workshopta Cengiz Tural söylemişti. Gerçekten hak verdim.

Her iki büyük müzisyene de saygı ve sevgiler. Geldikleri için teşekkürler.

Akın Bağcıoğlu’nun Instagram hesabından aldım

GÜNCELLEME: 26.12.2018. Yazıyı ilk yazdığımda en alta, workshop’ta kendi çektiğim bir videoyu, Doğaç Titiz’in performansından birkaç dakikayı koymuştum. Ancak aynı akşam, Doğaç Abi bir mesajla ulaşarak videoyu kaldırmamı rica etti. Zira kendisi de o akşam pek çok kamerayla çekmişti. Şimdi montajlanıyormuş hatta o videolar. Ben Youtube’a yüklediğim videoyu sildim. O da kendi instagram hesabından benim çektiğim videodan bir kısım yayımlamış sağ olsun. Aşağıya onu ekliyorum:

View this post on Instagram

Workshop mode on @pearl_drums #pearlmasterworks ✌️🥁 Özel davul dersi için dm atın #pearl davullarini @zuhalmuzik te bulabilirsiniz @evansdrumheads @a_tune_ears @promarkbydaddario @istanbulagop 🔥💥👍👏🥁@4cmusic @erhanbeyaz @pearl_drums @pearldrumseurope @@evansdrumheads @promarkbydaddario #playdrums @erhanbeyaz @istanbulagop #evans #speed #drums #drumset #drumsforlife #drumfill #drummerlife #drummeroftheday #drummerworld #drummerboy #drummerlife #drummer #stickcontrol #drumporn #drumset #druming #drumpractice @drumsdaily @drumcommunity #drummerlife #drummerworld #drumset #druming #drumpractice #stickcontrol @drumset.up @yaseminenginsoy #drumsolo #drumbreaks #drumfill #bateria #drumeo @professional_drummers #fastandfurious #fasthands #gospelchops #baterista #bateristas #drumsticks #speed #cymbals #musically @instagroove_ @drums_inc @drummersilike @drumsoutlet

A post shared by Dogac Titiz (@dogactitiz) on

Tarkan Film Müziği

Tarkan ve kurtları

Birkaç hafta önce Hande‘nin facebook’unda tartışmıştık bunu. Aklımdan çıkmış. Sizlerle de paylaşayım dedim. Çocukluğumuzun efsanesi, yani benim için efsaneydi, Tarkan’da hep çalan bi müzik vardı hani. Film değişse de, düşman değişse de o müzik hep aynıydı. O müziği nihayet buldum sevgili okur. Shostakovich‘in  Symphony No. 5 in D Minor, Op. 47 – I. Moderato isimli eserinin sonlarına doğru bu kısım duyuluyor. Ben arşivine koymak isteyenler için aşağıda tam parçanın linkini de vereceğim. Ancak sadece o kısmı dinlemek isteyenler için de sadece o kısmın çaldığı bir youtube linki koyuyorum.

Arşivciler için Symphony No. 5 in D Minor, Op. 47 – I. Moderato’nun tamamı:

Flac formatında kayıpsız indirmek için hedefi farklı kaydedin.

Doğa Derneği Konferansı

Bugün yapıldı. Dernek başkanı Güven EKEN, sağolsun İstanbul’dan kalkmış gelmiş. Doğa ve Çevre Kulübümüzün bu seneki güzel etkinliklerinden birisiydi. Kulüp başkanımız Gülsevin‘e ve emeği geçenlere teşekkür ederim.

Biraz geç girdiğimden başta konuşulanları bilmiyorum. Girdiğim noktadan itibaren dikkatimi çeken noktaları not almıştım. Şimdi onları paylaşayım:

  • Güven Bey, HES‘lere karşı çıkan köylülerin videolarını gösterdi. O an da benim hiç sevmediğim şu şehirlinin köylüye bakışını gördüm herkesim yüzünde. Bir şeyler anlatan köylüleri tebessümle izliyordu herkes. Neden lan? Neden köyde yaşayan bir vatandaşımız konuştuğumuzda özellikle de yaşlı ise şehirde yaşayan vatandaş yüzünde tebessümle izler? Çok garip doğrusu!
  • DSİ‘nin 2023 yılına ait HES Planlarını içeren bir harita gördük ki inanılmaz! Böyle bir doğa vahşiliği yok! Her taraftalar!
  • Tutamış Gölü (eğer yanlış duymadıysam) diye bir gölün fotoğrafını gösterdiler ki artık su kalmamış, sadece çöl kalmış. Buranın suyunu çekmiş vicdansızlar.
  • Yuvarlak Çay isminde bir akarsuda da HES yapmaya çalışıyorlarmış. Burada tepki gösteren insanların barındıkları çadırları göstererek “Direniş Kampı” gibi bir ifade kullandı Güven Bey. Avrupa’da yıllar süren direniş kampları oluyormuş mesela.
  • Dicle Vadisi, insanlığın en önemli vadisidir. Medeniyetler burada doğmuştur.
  • Allianoi Tarihi Roma Hamamı‘nı kumla dolduran, gömen zihniyet nasıl bir zihniyettir? Neyin peşinden koşmaktadır? [haber]
  • Süleyman Demirel‘in barajlar kralı ilan edildiği 1980 li yıllarda Avrupa’da insanlar baraj karşıtı yürüyüşler yapıyormuş.
  • Geçenlerde basına da çıkmıştı. Çevre Bakanı Tarkan‘a kızdı diye. O olayın da çıkışı Doğa Derneği kaynaklıymış. Ülkemizin tanınmış simaları Hasankeyf‘e baraj yapılmasına karşı olduklarını bildirmişler, bunlar billboardlarda yayınlanmıştı. http://www.dogadernegi.org/ adresine girdiğinizde tüm görselleri görebilirsiniz.
  • Meğer Garanti Bankası kredi vermiş bu Hasankeyf’i sular altında bırakacak projeye. Dernek de bankanın çevreci görünüp nasıl kendi çıkarına çalıştığını deşifre eden bir çizgi film izletti bize. Videonun sonunda “Banka size ‘başka bir arzunuz?’ diye sorarsa, Hasankeyf’ten elinizi çekin deyin” diyordu bir dış ses. Güzel bir video olmuş.
  • Peki gerekli enerjiyi nasıl üreteceğiz? Bu noktada Güven Bey, gerekli enerjinin gereken noktada üretilmesi gerektiğini söyledi. Yani her evde mikro ölçekli bir enerji santrali olmalıymış. Bu konu bana biraz olmazmış gibi geliyor. Ben de kalktım bu şekilde olursa kaos olmaz mı dedim? Güven bey, olmaz dedi. Garip.
  • Aralarda bir yerde tüketim toplumuna ve kapitalist bakış açısına bir gönderme yaptılar.
  • Bu arada Ozan Hoca’da kalkıp Seda‘nın sorusuna karşılık olarak “Mühendislik çözümü” kavramının aslında çok tehlikeli bir kavram olduğunu, mühendislerin de her zaman bilimsel olamadıklarını anlattı. Bence de haklı. Sonuçta bu istenmeyen projeleri yapanlar da mühendisler.
  • Türkiye’nin HES’e bakış açısını “HES Fetişzmi” diye yorumlayan Güven Bey benden bir puan daha aldı.
  • Bu projelerde, HES’i yapacak şirket suyu 49 yıllığına kiralayıp onu bir mal haline getiriyor. Bugün Muş’ta HES şirketi köylülere su satmaya başlamış. Allah belalarını versin.
  • Dünya’da HES açısından en vahşi ülkeler:
    Türkiye > Çin > Brezilya

Güzel bir konferanstı. Bazı konularda katılmasam da pek çok nokta da bildiğim ve katıldığım şeyler söylediler. İzleyenler çok şey öğrendi. Kulübümüze teşekkürler.