Tag Archives: temmuz

Temmuz Dolunay’ı – Küçük Bir Tatil

Yılın en güzel ayı geldi çattı. Belki doğduğum ay olduğu için böyle dediğimi düşünüyor olabilirsin. Ancak Temmuz, o güzel zamanlarımızı en çok hatırladığım ay. O yüzden bu ayın her şeyi gibi dolunayı da çok özel. Bu ay, dolunay vaktinde evde olmayacağım. Bu çok iyi. Çünkü bir balkonla sınırlı kalmayacak buluşmamız. Koskoca bir sahil olur belki önümde. Ya da zifiri bir tepe. Bilmiyorum. Ancak bu işin kötü tarafı, o gece önümde bilgisayar olmayacak. Yazıyı bir gün erkenden yazmak zorunda kalıyorum.

Yola çıkıyorum birazdan. Bir süre Antalya civarında olacağım. İlk defa bir yolculuğa -biraz da heves ederek- tüm ekipmanımla çıkıyorum. Umarım dönüşte, elimde çok güzel kareler olacak. Bir albümüm var. İçerisinde en özel fotoğraflarını ekliyorum. Kimse de dönüp bakmıyor nasılsa. O albüme tek bir kare bile ekleyebilirsem kafi.

yapboz

Dönüşüm muhteşem olacak. Tam on yıldır bir yapıp bir bozduğumuz ancak bir türlü bitmeyen, “extreme” zorluktaki 2000 parçalık yapboz nihayet bitti. Onunla ilgili bir yazı ekleyeceğim. Bir de erken doğum günü hediyesi olarak Canon‘un 50 mm f/1.8 STM  sabit odak uzaklıklı objektifini aldım. Canon Günlükleri serisinde bahsedeceğim. Doğum günüm tatile denk geleceği için çok bir atraksiyon olmayacak. Ama gelenek haline geldiği için, yine de bir doğum günü yazısı okuyacaksın.

deadmanGeçen gün Halil Abi‘yle 1995 yapımı “Dead Man (Ölü Adam)” filmine gittik festival kapsamında. Çok uzun süredir siyah beyaz film izlemiyordum. Halil Abi’nin tavsiyesiyle gittiğimiz filmler, cidden sinematik açıdan kaliteli filmler oluyor. Bu film de hem oyunculukları, gencecik Johnny Depp’in performansı, hem bir western üstelik fantastik de sayılabilecek bir western oluşu, hem de Neil Young‘ın bestelediği film müzikleriyle sinema tarihinde kendine bir yer edinmiş. Western türünü çok sevmeme rağmen, nasıl oldu da bugüne kadar karşıma çıkmadı diye çok şaşırdım. Filmden çıktığımızda Halil Abi’nin arabayı neredeyse şehrin diğer yakasına park etmesi sayesinde filmi ve müziklerini konuşacak epey zamanımız oldu. Haftanın şüphesiz en iyi keşfi bu oldu benim için. Senin sayende keşfettiğim tüm o soundtrack albümünü hala dinliyorum, itiraf ediyorum. Umarım sen de bunu beğenirsin. Görüşmek üzere.

Gerçek Bir Doğum Günü Sürprizi: 30 Yaş

18 Temmuz’u 19 Temmuz’a bağlayan gece saat 00:01’de telefonum çaldı. Arayan Alper‘di. Büyük bir panikle telefonu açtım. İyi ki doğdun, şarkısını duyunca paniğim yerini şaşkınlığa ve mutluluğa bıraktı. Böylece, bu yıl doğum günümü ilk kutlayan biricik kardeşim Alper oldu.

19 Temmuz’da doğmak, dünyanın en iyi burcu yengece denk geldiği için çok iyi bir durum. Ancak yaz tatili ve Dünya Fenerbahçeliler Günü’ne (19.07) denk geldiği için de çok kötü bir durum. İş yerinde tüm gün sessiz sakin geçti. Akşam mesai bitimine yakın, ilk sürprizi yaptılar iş arkadaşlarım sağ olsunlar 🙂 19 Temmuz aynı zamanda sevgili Veysel Abi‘mizin de doğum günüydü. Eskişehir’deki iş yerimde yaşadığım her ilk, benim için unutulmaz oluyor sevgili okur. Bu doğum günü de o unutulmazların arasında yerini aldı. Veyse Abi ile birlikte pastamızı kestik, mumlarımızı üfledik. Her bir arkadaşıma ayrı ayrı teşekkür ederim.

Aynı akşam evde de küçük bir kutlamayla günü tamamladık. Fazla bir atraksiyona girmedik. Çünkü hemen herkes şehir dışında, tatildeydi. Alper Kelebekler Vadisi‘ne doğru yola koyulmuştu. Sercan tatildeydi, otelden fotoğraf gönderiyordu. Utku ve Hazal yurt dışındaydı. Mustafa ve Betül kamptalardı. Sertan ve Ayşe‘nin düğün telaşı devam ediyordu. Yeni evlenen Hafize ve Mustafa balayındaydı. Ahmet‘in nerede olduğunu ise bilen yoktu. Herkes bir yerlerdeydi. Ben ise Temmuz doğumlu olmanın yalnızlığını yaşıyordum. Üstelik artık otuz yaşındaydım. O zamanlar olmak istediğim yaşta. Bu düşünceyle tüm akşamım ve gecem geçti.

Ertesi sabah inanılmaz yoğun bir gün olarak devam etti mesai. Sabahtan göreve gidip geldikten sonra resmi yazışmalarla uğraşıp durdum. Mesai çıkışında Merve‘yle buluşup biraz dolaştık. Yemek yedik. Saat 20.00’ye doğru balkonda çitlemek için çekirdek alıp eve geldik. Dış kapının üst kilidinin normalin dışında kilitlenmiş olduğunu fark ettim. Bunun tek bir açıklaması vardı: Eve hırsız girmişti!

bir001Aklıma yıllar önce Ferhat abimin evine giren hırsız geldi. Kapıyı açar açmaz elindeki tornavidayla saldırmış, savurduğu tornavida abimin kazağını yırtmıştı. Birkaç santim önde olsa karnını deşecekti yani. Hırsızı orada yakalayıp diğer kuzenim Cihat’la birlikte bayıltana kadar dövmüşlerdi. Birkaç saniyede aklıma gelen bu senaryoyla birlikte alt kilidi açıp eve adımımı attım ve duyduğum çığlıklarla korkudan yere düştüm: SÜRPRİZZZZZ!

Şehir dışında olduğunu sandığım Alperler (Ankara’dan geldiler), Koray, Ahmet, Yeşim, Sertan, Ayşe, bizim çocuklar Murat, Mustafa ve Gökçe meğer iki gündür çok büyük bir organizasyonun içindelermiş. Gerçek bir sürpriz olması için hiç ummadığım bir anda yani ertesi gün yapmak istemişler kutlamayı. Merve, tüm ekibin koordinasyonunu sağlamış. Korkudan kalbimin çarpması durup da kendime geldikten sonra, nihayet bir009salona geçtim. Üzerine smokin giymiş simsiyah bir doğum günü pastası, üzerinde altın sarısı upuzun mumlarla duruyordu. Kurabiyelerin üzerinde ise ben vardım! İki tane eşşek kadar balonla 30 yazmışlardı. Lan hayatımda ilk defa uçan balonum oldu: Üç ve Sıfır. Tam pastayı üfleyecektim ki beni durdular ve kapı çaldı. Hani “Evim Şahane” benzeri programlarda gözleri kapalı olarak yenilenmiş evlerine giren insanların attığı bir çığlık var. Heh işte. O çığlıktan attım. Tatilde sandığımız Sercan karşımızdaydı! Herif benim için tatilini bitirip Eskişehir’e gelmişti. Şaşkınlıktan aptallaşmıştım.

bir004

Ne yediğine dikkat edeceksin

Nihayet pastanın başına geçtim ve aklımdan o tek dileği geçirip mumları üfledim. Çok zaman geçmemişti ki bir diğer Mustafa ve Kübra geldiler. Ev, tarihinde hiç olmadığı kadar kalabalıktı artık. Üç tane Mustafa vardı evde.

bir002

bir000Yazının buraya kadar olan kısmında belki de en dikkat çekici şey pasta değil mi? Şimdi hazır ol: Bu pasta tamamen evde ve elde imal edildi. Merve’nin pasta imalatında geldiği noktayı görebiliyorsun değil mi sevgili okur? Ellerine sağlık. Limonatayı da Ayşe’nin yaptığını söylemezsem olmaz 🙂

bir003

Çok yakında yayında…

bir010Doğum gününden sonraki hafta sonumuz Sercan’la birlikte ve dopdolu geçti. Pazartesi sabahı Sercan’la önce iş yerime gittik. Daha sonra da onu tren garından İstanbul’a yolcu ettim. Canım kardeşim, geçen yaz yapamadığımızı bu yaz yapabildik sayende.

Otuz yaş elbette önemli. Hayatımın bu önemli yol ayrımını, böylesine güzel bir sürprizle hatırlayacağım için çok mutluyum. Bu yazıyı da yine “hatırlamak” için yazdım. Unutmak istemediğim için, tebessüm etmek için yazdım. O gün orada olan herkesle birlikte buraya kadar okuyan senin için de keyifli olmuştur umarım. Öpüyorum.

Hayallere Ulaşmaya Az Kaldı

dolun028Merhaba Dolunay aşkları! Zaman geçiyor, o güzelim yaz ayları birer birer eriyor. Her birinin sonu, sanki sevgiliye kavuşmak gibi oluyor, sen parlıyorsun malum. Haziran ayı güzel geçti. Evet, bunu gerçekten söylüyorum. Güzeldi.

dolun023Yılbaşında kendime koyduğum bir teleskop hedefi vardı. Çok uzun süredir teleskop almak ve kullanmakla ilgili Türkçe ve İngilizce pek çok siteyi araştırıyorum, inceliyorum. Bir teleskoba sahip olmanın bazı şartları var. Bazı sorulara cevap verebilmek gerekiyor. Mesela ilk soru: Gerçekten teleskop almak istiyor musun? İkinci soru daha zor: Emin misin? Sevgili okur gerçek şu ki özellikle gökyüzü gözlemleri sonucunda kaydedilmiş, internette, sağda solda gördüğümüz o rengarenk fotoğrafları hiç birini ileri derece profesyonel bir teleskop olmadan (bir rasathanenin sahip olabileceği türde) görmek mümkün değil. Piyasada şu kadar yakınlaştırır, şöyle gösterir, böyle yapar şeklinde satılan cihazların da pek çoğu, ne yazık ki bu kapasiteye sahip değil. Bir diğer sorun ise teleskobun kurularak görüntü yakalanmaya çalışılması süreci. Çıplak gözle gördüğünüz Ay’ı ve yıldızları, teleskopla denk getirip bulmak epey bir vakit alıyor. Dolayısıyla teleskop almanın ilk şartı şu: Önce bir dürbün almak. Okumaya devam et

Temmuz’da 2 & Jerk of The Day

“Zahiri düşlere daldın gönül unutmuş gibi,
İhanet yadından silinip uçmuş gibi;
Ödetmek farz ise bedelini elemin,
Bulunmaz bir ay daha temmuz gibi”

Yukarıdaki dörtlüğü neredeyse 2 ay önce yazmıştım. Ancak bir türlü devam edip de yayınlayamadım. Bende bitirmemeye karar verdim. Böyle kalsın madem. Hem de bu temmuz olayı üzerine biraz düşünmek istedim.

Neden temmuz? Çok büyük bir sır değil aslında, doğum günüm temmuzda olduğu için. Seviyorum bu ayı çünkü temmuz nedense benim için hep yalnız kaldığım, kendime daha yakın olduğum bir aydır. Son üç yıldır da yaz okullarında harcadığım değerli bir zaman dilimidir. Ama bu sene yaz okuluna gitsem de böyle akıp gitmesine izin vermeyeceğim bu güzel ayın.

Eskişehir‘i temmuzda daha bir severim mesela. Sabahın erken saatlerinde Adalar’da hafif bir yosun kokusu eşliğinde az yürümedim yani. Şimdi böyle yosun kokusu diyince insanın aklına İstanbul Adalar mı diye geliyor. Yok yok, baya bildiğiniz Eskişehir’den bahsediyorum. Yosun kokusu dediğim de bizim Porsuk Çayımızın meşhur kokusu işte. Lan bu arada farkettim, Eskişehir’in tüm yer isimleri de arak be kardeşim! Biraz orjinal olun yav. Odunpazarı, Batıkent, Tepebaşı, Şirinyer, Şirintepe, Adalar ve daha birçok yer ismi sağdan soldan arak 🙂

Sivrihisar‘da oturduğum zamanlarda da henüz gençliğin ilk yıllarındaydım temmuzu bu kadar sevmeye başladığımda. O zamanın platonik aşklarının verdiği hüzün; tipsiz olmanın verdiği o eziklik falan. Yaz olunca acayip mutlu olurdum. Sivrihisar’ın insanları her ne kadar, üç beş istisna dışında, işe yaramasa da sabahları harikadır. 11 sene orada yaşadıktan ve 4 sene de 3 sene de gidip geldikten sonra söyleyebildiğim tek şey bu. Tertemiz bir hava ve çevre yolundan hızla geçen tırların sesleri ile uyanırdım güne orada da. Her yer yürüme mesafesindeydi. O yüzden göbekli arkadaşım ve bende dahil, hiç yoktu 🙂

Şimdi şu yukarıda yazdığım dörtlüğü okudum da sanki bir sonraki dize “mesud oğlan der ki hakkı tanı…” şeklinde başlayacakmış gibi yazmışım lan 😀 Hem ben nereden biliyormuşum lan bu kadar acayip sözcüğü 🙂 Hehe, helal bana. Temmuz’la ilgili yazacaklarım bu kadar.

Radyovizyon‘u dinliyorum. Bu hafta Rock Station‘da Mötley Crue günü varmış. Bu grup hakkında bilgim çok az olduğu için ve sevdiğim tarzın biraz dışında kaldıkları için çok da isteyerek dinlemiyorum. Serkan Abiden gelen bir materyali dinledim. Harika olmuş. Yapıyor, Serkan Abi bu melodi işini layıkıyla yapıyor. Söz yazacağım buna kaçarı yok 🙂 Serkan Abi’ye Dissection isimli harika grubu bana da sevdirdiği için ayrıca teşekkür ederim. Dark Mother Divine isimli bir parçaları var ki hele dehşet! Dissection ile şu son üç dört gecedir hepimiz satanistiz! Hepimiz luciferiz!

Jerk Of The Day, günün hıyarı demek. O hıyar benim! Neden mi? Philips‘in uzun süredir kullandığım ve bugüne kadar ki en harika kulaklığım olan ekstra bass veren 15 liralık kulaklığının giriş jackının kablosu bozuldu. Tek kulaklıktan ses gelmeye başladı. Neyse tam 10 gün kulaklıksız olduğum için müzikten, her sabah dinlediğim Sabhankra, Pentagram ve bilimum güzel gruptan mahrum kaldım. Ayın 7’sinde para yatınca ilk işim geçenlerde kredi kartını kullandığım Sercan’ın borcunu vermek ve kendime aynı marka ve modelde bir kulaklık almak oldu.

Dün akşam eve geldim. Gözüm eski kulaklığa kaydı. Sonra ulan dur bakalım diyip, bugüne kadar bozup atmadığım ve hatta sağdan soldan topladığım bozuk kulaklıklarımın arasından Philips olan birisinin sağlam olan giriş jackini kestim. Benim kulaklıkla güzelce bağladım, lehimini yaptım ve sonuç: Mükemmel! Bozuk kulaklık gayet mükemmel çalışıyor. Hıyarlık edip boşu boşuna 15 lira verdim anlayacağınız. Neyse bende yeni kulaklığı aynen aldığım gibi yerleştirdim kutusuna. Artık bu kullandığım bozulunca yeni almam. Ah ah, para nasıl da lazım lan!

Jon

O zaman biraz günaha girip bitiriyorum bu yazımı da:

“Lilith – Our Dragon Goddess    Lilith – Şirret tanrıçamız!
Taninsam – Destroyer of lies    Taninsam – Yalanları mahveden!
For your glory we kill this world   Sizin zaferiniz için bu dünyayı katlederiz
In thy name we Sacrifice”    Sizin adınıza kurban oluruz

Temmuz’da

Temmuz'da Günbatımı

Bitirmem gereken onlarca şeye…

Tut ellerimi, içim titresin,
Kimseler yok temmuzda,
Kal burada sakla kendini,
Gizlice buluşalım temmuzda.

Ben yalnızım her temmuzda,
Ruhum sessizce ağlar,
Ateş sarar her temmuzda,
Büyütüyor esen rüzgarlar.

Unut seni bekleyenleri,
Hepimiz suçlu değil miyiz,
Kavuş içindeki gerçekle,
Temmuzda ölemez miyiz?

Temmuzda doğdum yalnızlıkla,
Temmuzlarda büyüdüm bir başıma,
Terkedildim hem de bu ayda,
Umutluyum senden temmuz!

Affet beni n’olur,
Gözlerine bakamayacağım yeniden,
Gidiyorum temmuzda,
Bir şey var içimde bitirmem gereken!