Tag Archives: Thor

Müthiş Bir Pazar Günü

15 Aralık Çarşamba günü sevgili okur, çok uzun süre sonra harika bir haftasonu geçirdim. Harika lan, harika bildiğin! O günü Yağız zaten taa sabahtan ilan etmişti harika olacak diye.

Herşey bir önceki gün Alper‘le ve Volkan‘la buluşup Espark‘a gitmemizle başladı. Burada hızlıca bir liste oluşturup cuma günü vizyona giren ve tam 1 yıldır izlemeyi beklediğimiz Hobbit – Smaug’un Çorak Toprakları filmine 8 tane bilet aldık. En büyük salondan ve (şansımıza) alabileceğimiz en iyi yerden. Film ne yazık ki üç boyutlu olduğundan gözlük de almamız gerekiyordu. Burada Volkan ve ben hemen devreye girdik ve gözlükleri ertesi gün filmden önce alacağımızı söyleyip almadık. Zira ben de iki tane, Volkan’da da üç dört tane Cinemaximum 3D gözlüğü vardı. Bunları muhtelif zamanlarda aşırmıştık. Ben bir tanesini çok yakın zamanda Thor‘dan aşırmıştım mesela. Neyse. Bu sayede tanesi 2 liradan olmak üzere tam 16 lira para vermekten kurtulduğumuzu sanıyorduk. Evet.

Biletleri alıp uzun süre sonra yeniden açılan Pilot Bar‘a gittik. Burada eski dostlarımız Murat Abi ve Özcan Abi ile biraz muhabbet ettik. Bir şeyler yedik. Benim yediğimin içinde biber vardı. Keşke biber olmasın deseymişim. Yemekten sonra kalkıp Özgür Abi‘nin yanına gittik. Ayaküstü lafladık biraz. Sonra oradan da ayrıldık. Şansıma yolda minibüs denk geldi atladım hemen ve eve geldim.

Ertesi gün, yani bu başlıkta geçen pazar günü, müthiş başladı. Evde çok iyi vakit geçirdim. Haftalardır haftasonları bir müzik sesiyle uyanıyordum. Bu pazar duymadım. Biraz da erken kalktım. Heyecanla saatlerin geçmesini bekledim. Sonra iyice giyinip kuşanıp dışarı çıktım. Yağız ve Ender‘le uzun süredir stüdyoya girmiyorduk çalışmak için. Üstelik bu sefer bass gitarda da Alper olacaktı. Müthiş eğlenceli olacaktı ve öyle de oldu sevgili okur. Yağızların gitar çaldığı dönemden pek bir şey çalmadık son ana kadar ama bu tek düze hafif müzik bile yetti lan eğlendirmeye 🙂 Stüdyonun sonunda ise Ender dayanamadı bana, bastı distortion pedalına 🙂 Kardeşim benim.

Stüdyodan sonra ise apayrı bir dünyaya uçtuk Yağız’la. Etrafımızdan duvarlar falan kalktı bir acayip olduk. Kafamı duvara çarptım, krize girdik, gülmekten yerlere yattık. Çok uzun süre önce yine Yağız’la yapmıştık bunu. O zaman açık havadaydık diye daha bir çarpmıştı beni. Bu sefer o kadar uzun olmadı ama aynı şiddette oldu. Alper o anları görüntüleyebildi sağolsun.

Burada sinirliyiz.

Burada çok sinirliyiz. Hiç gülmedik.

Oradan yavaş yavaş Espark’a doğru yola çıktık. Espark’ta Yağız ve Ender bir sigara molası vermek için yanımızdan ayrıldılar. Acıkmış olan bizler de KFC‘den ayıptır söylemesi bir kova aldık. 30 parçalık tahrik edici tavuk parçaları ve kola. Kova almayalı ne kadar olmuştu acaba. En güzel zamanlarımda kendimi hep KFC yiyerek şımartırım sevgili okur. Şimdi sahip olduğum göbek de işte o güzel zamanlardan bir yadigar. Biz orada kovadaki tavuk parçalarını götürürken çok uzaklarda bir Sercan santral başında askerlik yapıyor ve bize küfür ediyordu.

Filmin başlamasına dakikalar kala sekiz kişilik ekibin tamamı hazırdık: Alper, Murat, Volkan, Togay, Yağız, Ender, Caner ve ben. Volkan’ı sabahtan, öğlenleyin ve filmden yarım saat önce arayıp gözlükleri unutma diye hatırlatmama rağmen sağolsun yine de unutmuştu gözlükleri 🙂 Ben de iki gözlük olduğu için altı tane daha gözlük aldık. Daha da filmlerde gözlüğe para vermeyiz. Senede zaten üç beş defa gittiğimiz sinemada film başına 2 liradan, nerden baksan 10 lira kâra geçer, köşeyi döneriz.

Sinemaya girdik. Volkan bir gün önceden izlediği için nispeten en kötü yere o geçti. Sırayla Togay, Alper, ben, Murat, Caner, Yağız ve Ender şeklinde oturduk. Ender’in bana daha yakın olmasını dilerdim. Film yaklaşık 15 dakikalık bir reklam kuşağından sonra başladı. Keanu Reeves’in acayip bir filmi geliyor dur bakalım. Yazının bundan sonraki kısmında spoiler olacak taa ki suratınıza doğru okunu doğrultmuş bir Tauriel görünceye kadar. Ondan sonrası yine normal yazı.

BU KISIM SPOİLER İÇEREBİLİR, içeriyor hatta

Filmle ilgili aslında kapsamlı bir eleştiri yazabilirim. Hem yakın zaman da kitabı okumuş olmam, hem de film yayımlanmadan önce Peter Jackson‘ın tüm videobloglarını izlemiş olmamdan dolayı güzel bir değerlendirme yapabilirim. Ama neredeyse her sinema yazısından önce yazdığım bir cümle var: Bu blog bir sinema blogu değil ve bende sinema konusunda iddialı değilim. İnternette bunu yapan onlarca muhteşem blog var. Ben sadece hızlıca bir değineceğim The Hobbit: Desolation Of Smaug‘a. Yüzüklerin Efendisi serisinin tek bir cildinden bile daha ince olan tek bir kitaptan üçer saatlik üç film çıkarmak elbette ki herkesin harcı değil. Hele hele söz konusu Yüzüklerin Efendisi’nden bile daha eski ve daha hassas bir eser ise. Şimdi yönetmen Peter Jackson’ı eleştirmek ne derece haklı bilmiyorum. İlk filme nispeten bu filmde çok daha fazla kitaptan bağımsız sahne vardı. Ben çok kaba bir hesapla filmin % 70’i kitapta yoktu diyebiliyorum. Olay akışı doğru, yani sırasıyla uğradıkları mekanlar falan. Ama aralarda olanların çoğu yok abicim kitapta. Beorn‘un evine daldıkları sahne kitaptan farklı, Kuytuorman’da Elflerin eğlenceleri yok, ne bileyim fıçılarla kaçış esnasında o savaşma olayı yok. Hele hele Kili ile Tauriel’in arasındaki o elektriklenmenin tek bir kıvılcımı bile yok kitapta. Yani orijinal eserde böyle bir aşk yok. Kili ve Fili’nin geride bırakılması, Dori’nin onlara eşlik etmesi, kalan ekibin Yalnız Dağa üç cüceden noksan olarak gitmesi falan hep kitapta olmayan kısımlar. Ayrıca dağın içinde gördüğümüz o ocakların çalışması, altıntan dökülen cüce kralı heykeli falan yine hikaye. Zaten Azog karakteri başlı başına bir apayrı bir hikaye. Kirletici Azog diye de çevirmişler. Yalnız Smaug’un sahnelerini pek bir beğendim. Her ne kadar son sahnede çıkıp gitmesi biraz alalade olsa da.

SPOİLER SONU

Peki tüm bunlardan şikayetçi miyim? Hayır lan tabiki. Seri tamamlandığında nekromansırı, büyücüsü, elfi, cücesi herşeyiyle dokuz saatlik bir Orta Dünya ziyafeti olacak. Dokuz saat sevişsen bu kadar keyifli olur mu? Hayır.

Film bittiğinde saat gece 23.30’a geliyordu. Muhteşem geçen üç saatin ardından artık eve dönme vakti gelmişti. İyi de nasıl? Son dolmuş saat 23.30’da geçmiş, son otobüste resmen gözümün önünden zınk diye geçip gitmişti. Geriye tek bir çarem kalmıştı. Tam gece yarısına 10 dakika kala gelen tramvaya binip dua ede ede Tepebaşı’na geldim. Burada hemen koşarak yolun karşısına geçip beklemeye başladım. Ve 23.30’da kaçırdığım dolmuşu turunu tamamlamak üzereyken yakaladım ve bindim 🙂 Böylece eve dönebildim.

Hobbit’le alakalı ilerleyen günlerde başka bir açıdan, başka bir yazı daha yazacağım. Öpüyorum.

Bizim Yusuf Thor Olmuş!

Yusuf Selim Kolunsağ. Davulcu, GSF’li, komik bir adamdır. Pek çok farklı arkadaşlarımız sayesinde yolumuz kesişiyor kendisiyle. Kendisini ilk olarak Halil‘in grupta davulcu olarak tanıdım. Sonra başka bir rock projesi oldu kendisinin. Daha sonra Ozan Demir buradayken Kabus grubu ile çaldı. Ozan Demir ile birlikte o efsane “Release The Pain” parçasını yaptılar, bir de klip çektiler kendi imkanlarıyla.

Yusuf en son Eskirock Metal Fest. IV‘de “Lamb Of God Tribute” ile Kerem ve Mertler ile çalmıştı, ne yalan söyleyeyim çok da iyi çalmıştı. Konserden sonra birkaç kere daha rastlaşmıştık kendisiyle.Uzun süredir de görmemiştim.

Anadolu Haber

Önceki gün Facebook‘ta gördüm ki Yusuf, bu seneki geleneksel bahar yürüyüşünde Marvel’in meşhur “Thor” karakterini canlandırmış! Okulun gazetesi Anadolu Haber‘e de basmışlar bizim Yusuf’un fotoğrafını 🙂 Saçları zaten sarı ve uzun olduğu için gayet de güzel olmuş, çekiç detayıyla falan aynı Thor olmuş 🙂

Bizimkilerden birisi böyle gazeteye falan çıkınca bloga yazacağıma dair kendimle bir anlaşmam olduğu için bu yazıyı yazıyorum. Yusuf’a ve sizlere sevgiler yolluyorum.