Tag Archives: tuncay hoca

Mezunlar Buluşması 2019

mezun01

Seda’on mezuniyet buluşması selfiesi.

Önceki gün, Eskişehir Teknik Üniversitesi‘nde Mühendislik Fakültesi Mezunlar Buluşması vardı sevgili okur. Okulumuzun her yıl düzenlediği bu organizasyonlara Alper‘le ikinci defa katılmaya karar verdik. Güzel haberi ise Ahmet verdi. Eşi Petra‘yla birlikte cumartesi günü Eskişehir’e geleceklermiş. Çok geçmeden İzmir’den bir telefon daha geldi. Dönemimizin abisi, Aslan Abi’miz de etkinliğe katılmak için yol çıkmıştı bile.

Tüm bu organizasyonun içinde bir de laboratuvarda bir bulaşık yıkama seansı çıktı. Öyle olunca bence cuma günü okula uğrayıp bulaşık için bazı ön hazırlıkları yaptım. Bu sayede cumartesi günü işimiz daha kolay olacaktı.

Cumartesi sabahı erkenden kalkıp tren garına gittim. Ankara’dan gelen bir başka arkadaşımı, doktora çalışmamdaki ortağımı, Tarık Abi’yi karşıladım. Çalıştığımız laboratuvarın anahtarını verdikten sonra yapılacak işlerle ilgili onu bilgilendirdim. Sonra o laboratuvara giderken ben de önce çarşıya uğradım, sonra da Ahmet ve Petra’yı karşılamak için geri döndüm. Üç yıldır görmediğim Petra, Ahmet ve Ahmet’in bıyığıyla  (Ahmet yanında küçük bir sürpriz getirmişti) nihayet buluştuk ve hemen yakında bulunan Hangover Sky isimli mekana gittik. Eşyalarını falan organize ettikten sonra kahvaltıya oturduk. Bu sırada Aslan Abi de çıktı geldi yanımıza. Ancak ortamda birisi eksikti: Alper. Günlerdir devam eden yorgunluk ve uykusuzluğa ne yazık ki mağlup olmuş, alarmları falan duymadan uyumaya devam etmişti. Neyse ki böyle durumlarda Caner her zaman yardımımıza koşup yan odada uyumakta olan abisini uyandırır.

Alper’in nihayet uyanıp yanımıza gelmesi on dakika sürdü. Hep birlikte nihayet kahvaltı edip Petra’yı şehir merkezine uğurladıktan sonra, 2007 yılından beri hayatımın değişmez bir parçası olan okulumuza, İki Eylül Kampüsü‘ne doğru yola çıktık. Bir önceki gün de okulda olduğum için hazırlıkları görmüştüm. Bahçeye tenteler kurulmuş, kürsü yerleştirilmişti. Çok kısa sürede tanıdık yüzleri görmeye başlayınca keyfimiz yerine geldi. Bu esnada ben yine bir kaçamak yapıp laboratuvarda bulaşık yıkamakta olan Tarık Abi’nin yanına koştum. Bir süre onunla birlikte epey bir deney tüpü yıkadıktan sonra tekrar fakültenin kantinine geldim.

mezun05

Serdar Hoca’mızla birlikte

Burada en eski mezunlarımızdan olan Hülya Hanımları (iki tane Hülya vardı), Sanem Hanım‘ı, onların arkadaşlarını, hocalarımızı, dönem arkadaşlarım Seda‘yı ve Esra‘yı, kariyerine işletmeci, üstelik adından söz ettiren bir mekanın işletmecisi olarak devam eden Nur‘u, başka bölümlerden onlarca eski arkadaşımı gördüm. Hocalarımızdan çok az katılmışlardı. Buna biraz üzüldüm. Belki ilerleyen dönemlerde daha çok katılım olur. Bu arada Rektör hocamız (hem de bölümümüzden hocamız) Tuncay Hocamızla da sohbet edebilme şansımız oldu.

mezun04

Okulda planladığımızdan daha çok vakit geçirip merkeze dönmeye karar verdik. Aslan Abi bizimle vedalaşıp İzmir’e doğru yola çıktı. Biz de o sırada Odunpazarı‘nda gezmekte olan Petra’nın keyfinin yerinde olduğunu öğrenip benim eve geçtik. Burada büyük bir hevesle müzik yaptık. Müzik faslı gerçekten güzeldi. Buradan bir hikaye çıktı hatta.

mezun03

Daha sonra çarşıdan Caner’i de alıp yeni açılan kitap fuarına gittik. Kitap fuarı bambaşka bir yazının konusu olacak. Burayla ilgili ilk defa hayal kırıklığına uğradım.

Fuardan sonra Ahmet’in ricasıyla Donas‘a gittik. Birer zurna yedik. Seviyoruz, bunda utanılacak, inkar edilecek bir şey yok. Donas’tan sonra da Caner’i bırakıp, stüdyo planımızı Ahmet’in biraz grip oluşu nedeniyle iptal edip Odunpazarı’na gittik. Buradan Petra’yı ya da bizim bilmediğimiz ismiyle Cansu‘yu alıp sürpriz bir tatlıcıya gittik. Burası çok başarılı künefe yapan bir mekandı. Geçtiğimiz günlerde tanıştığım bir arkadaşımız işletiyordu. Yolda giderken arabada Anadolu Üniversitesi‘nin resmi radyosu, Eskişehir’de yayın yapan en kaliteli radyo, Radyo A çalıyordu. Program sunucusu istekler için bize ulaşın deyince, hemen radyonun sitesine girip “mezuniyet buluşmasındaki arkadaşlarım” için bir parça istedim. Sağ olsun, biz araban inip mekana girdiğimiz sırada anons etmiş. Mekana girince bir baktık aynı radyo açık ve Bohemian Rhapsody çalıyor. Bu radyonun sürekli bir dinleyicisi olan Halil Abim mesaj attı hemen, “bu şarkı sizin için çalıyor proofhead helal olsun” 🙂

mezun02Tatlı faslından sonra dördümüz de masadan mutlu ve mesut olarak kalktık. Kısa bir yürüyüşten sonra, işten yeni çıkan Merve‘yi de alıp bu sefer Kızılcıklı Caddesi‘ne gittik. Burada bir mekanda oturduk. Epey komik bir muhabbet oldu burada. Daha sonra Petra’nın “Barlar Sokağı” isteğine uyup önden Ahmet ve Petra’yı gönderdik. Biz arkadan yetiştiğimizde, sokakta geçirdikleri birkaç dakika içerisinde Barlar Sokağı’nın artık eski tadının kalmadığını anlamışlardı ve sokağın dışında başka bir mekana geçmişlerdi.

mezunyt036Burada da dönüş otobüslerinin saatine kadar oturduktan sonra, yıllardır sağa sola, eve okula, çarşıya, otogara, hava alanına, annemlere bırakma derdimizi çeken Alper önce, Ahmetleri otogara bıraktı. Sonra da beni eve.

Ulan ne muhteşem bir gündü. Uzun süre, cidden çok uzun bir süre sonra böylesine güzel, dolu dolu bir gün geçti. Ahmet’i, Petra’yı, Aslan Abi’yi çok özlemişim. Uzaktan gelen tüm dostların, kardeşlerin ayaklarına sağlık. Ömrünüz uzun ve mutlu olsun. Herkesin ismini tek tek yazmadım, kimse kızmasın, gücenmesin. Hepinizi seviyorum.

Bu arada, Ahmet’in yanında sürpriz olarak getirdiği tek şey bıyığı değil, bir çift de Vic Firth nylon tip 5A baget oldu. Çok çok teşekkür ederim, fazlasıyla mutlu etti beni.

mezun00

Üşenmeden solda sağa: Hülya, Esra, Hülya, Serdar Hoca, Sanem, Esra, Fadime, Alp, Seda, ben, Tuncay Hoca, Aslan Abi, Alper, Deniz (balonlu olan), Eftade Hoca, Sinem, Esra Hoca, Zehra Hoca, Özlem Hoca, Nur

Proofhead İtalya’da! – 1. Gün

İtalya yolculuğumun ilk kısmı Türkiye’den evimden ayrılıp Roma’ya kadar geçen kısımdan oluşuyor.

Geçtiğimiz cuma günü saat sabah 11.00’de İsmail Ayaz ile yola çıktım. Sözde VIP koltuk olduğu için 38 liralık evlat acısı bir bilet parası ödedim. Yolda can sıkıntısı ve tam beş buçuk saat süren yolculuktan dolayı 4 film izledim. Kimisinin ortasında kapandı, kimisini dönüşümlü izledim falan. Ama Oxford Murders ve Indiana Jones ve Kristal Kafatası Krallığı filmi çok iyiydi.

Otobüste başıma bir de ilginç bir olay geldi. İzmit’ten otobüse orta yaşlı bir adam bindi. Adam bana o kadar tanıdık geldi ki ama bir türlü çıkaramadım kim olduğunu. Sonradan aklıma biri geldi ama emin olamadım. Otobüsten inince dayanamadım sordum ve haklı çıktım. Adam yani Ertunç dayı, aslında annemin öz dayısı çıktı 🙂

Esenler’de bir süre bekledim ve halamın eşi Nurettin Amcam beni almaya geldi. Halamlara geçtik. Burada o gece ve cumartesi gecesi kalıp dinledim. Pazar sabahı saat 06.30’da evden çıktık. Saat 07.00 gibi havaalanına geldik. Burada havaalanında çalışan bir akrabamız ile içeri girdim. Ne yapacağımı bilmiyordum açıkçası. Önce sorup soruşturup THY’de check-in denen işlemi yaptım. Burada valizimi verdim ve Cagliari’ye bağlantılı uçuşum işlendi valizin üzerine. Adam bana artık valizle uğraşmama gerek kalmadığını söyledi.

Bu işlemde internet biletimi yazdırdım. Daha sonra yurtdışına çıkarken ödenen 15 liralık harç parasını ödedim. Daha sonra artık kapılara giden gidişe yaklaşırken birden müthiş bir şey fark ettim! Biletin üzerinde kalkış saati olarak 07.20 yazıyordu ama saat 07.40 civarındaydı. O an başımdan aşağıya kaynar sular döküldü uçağı kaçırdım diye. Sonra orada gişedeki memura sorunca “Hayır, o saat gittiğiniz yerin saatine göre, bu uçak 08.20’de kalkacak” dedi. Lan nasıl rahatladım anlatamam. Neyse epey bir yürüyüp çıkış yapacağım kapının önüne gelince acayip bir kuyruk gördüm. Neyse üstümüzü başımızı çıkardık, aradılar falan. Daha sonra dış kapıya geldim. Tam bileti verdim dışarı çıkacakken bizi uçağa götürecek olan otobüs dolduğu için ikinci otobüsü beklemem gerektiğini söyledi görevli. Neyse bir süre sonra otobüs geldi bindim ve uçağın yanına gittik. Uçağa bindim. Bir de baktım ki tüm uçak Japon! Lan nasıl iş anlamadım. Koltuğum koridor tarafındaydı.

En nihayetinde uçak süper bir kalkış yaparak havalandı sevgili okur. Yolculuğum çok sessiz geçti. Kimse ile konuşmadım. Hostesle biraz konuştuk sadece. Bu arada buradan tüm THY aşçılarına özellikle de arkadaşım Sevinç’e bir selam yollayayım, uçakta kahvaltı olarak verdikleri menü süper sevgili okur. Lan habire yedim içtim. Bir mantarlı yumurta vardı öff süperdi 🙂

Uçak artık Roma’ya geldiğinde kemerimizi falan bağladık inişe başladık. İndik indik indik en son yere konduk. Sonra en az (bak yemin ediyorum en az) 10 dakika pilot uçağı yerde sürdü. Gittik gittik gittik ve nihayet durduk bir yerde.

Hemen atladım doğru pasaport geçişine gittim. Adam yeşil pasaportumu aldı, suratıma baktı. Mührü bastı geçti. Daha sonra sıra biletimi almaya gelmişti. Alitalia isimli hava yolu şirketinin yeşil amblemini nerede görsem gittim yardım istedim lan. Ama kimse doğru dürüst İngilizce bilmiyor. En son bir kız buldum hem çok güzel hem de çok iyi İngilizce konuşuyor. Onun yardımıyla gittim Terminal 1’i ve gişeyi buldum, yazdırdım bileti. Burada bana sordu memur “cam mı koridor mu abi” diye. Dedim “Cam ver güzelim.

O güzel kız da sağolsun cam kenarı verdi. Daha sonra hızla kontrolden geçip uçağın kalkacağı kapıya gidip yine 2 saat bekledim. Bu esnada tanıdık gelen tek şey bir büfede çalan Sad But True oldu. İki saat sonra kapıyı açtılar ve yavaş yavaş almaya başladılar bizi. Lan şansıma yine tam bana geldi kadın “prego, mrego, osso, üsso” bişeyler dedi. Ben de “English please” dedim. O da “Please wait” dedi. Yani yine beklemeye başladım. Bir 10 dakika kadar bekledim ve otobüs yine geldi. Bu anda bendeki “küçük kızların bana kitlenerek bakması” özelliğimin uluslar arası olduğunu gördüm. Üzüldüm kendime.

Bu arada Roma’da cep telefonumu açınca Turkcell’den mesaj geldi. Ücretsiz arayın açalım yurtdışı aramalara diye. Aradım ben de. Açtırdım. Tarife çok basit. Eğer Türkiye’yi ararsan dakikası 1 lira. Seni Türkiye’den ararsalar arayana dakikası 1 lira yazıyor, sana da arama başına 1 lira yazıyor. Ama olsun, annemi aradım. Dayım da beni aradı. Görüştüm süper oldu.

İtalya’da Roma’dan kalkıp Cagliari’ye gelen uçakta yerim arkalardaydı sevgili okur. Cam kenarı olması süper oldu. Tam kalkış anında video çektim. Süper fotoğraflar çektim.

Bu uçakta inerken basınç kötü etkiledi ve sol kulağım ağrıdı. Halen ufak ufak ağrıyor. Bu arada iki uçak yolculuğum boyunca da aralıksız Sabhankra dinledim.

Uçak nihayet Cagliari’ye indi. Ama uçağın kapısını açmadılar. Bir süre bekledik. Önce İtalyanca sonra da İngilizce olduğunu iddia ettikleri bir dilde bir şeyler dediler. Lan İngilizceyi çok hızlı ve çok bozuk konuşuyorlar, bir halt anlamadım. Tam o anda arkamdan “hay ulan lan hadi be” diye bir ses duyunca hemen döndüm. Baktım adama, Abi Türk müsün, diye sordum. Evet kardeşim, dedi. Sonra uçağın kapısı açılana kadar konuştuk. Bunlar iki arkadaş, başka bir için gelmişler. Neyse vedalaştık. Havaalanına girdim. Baktım valizler geliyor. Bekledim, bekledim benim ki gelmedi. Sonradan dank etti, o iki Türk’ten biri dedi, senin uçuşun uluslar arası olduğu için git o bölümden bak diye. Neyse o bölüme gittim. Oradaki yine İngilizce bilmeyen adam İstanbul dedim. Haa, Stanbule, Stanbule dedi ve bir düğmeye bastı. Benim valiz çıktı geldi önüme.

Hemen aldım valizi, doğru dışarı çıktım. Orada elinde “Forgea International” yazan bir adam, Mr. Cario, beni bekliyordu. Kısaca selamlaştık. Hemen arabaya gittik. Bindim arabaya. Hareket ettik. Yolda çok az konuştuk. Otelin önüne geldik, hemen ayrıldı.

Otel burası

Otele girdim, resepsiyona yaklaştım. Dedim ben misafiriyim Forgea’nın. Orada duran sarışın mükemmel hatun, güldü falan sonra çıkardı 210 numaralı odayı verdi.

Odaya çıktım, oda sade ama güzel döşenmiş. Tek kişi kalacağım odada çift kişilik bir yatak, kitaplık, çalışma masası, uydu alıcı, dolap, bol bol çekmece falan var. Fena değil yani.

Oda da biraz durduktan sonra Luisa ki kendisi bu sistemin organizatörüdür, o aradı aşağı lobiden. İndim aşağı. Tuncay Hoca’mın hediyesini ilettim. Aldı, açtı baktı. İtalyanca bir şeyler konuştular resepsiyondaki hatunla. Beğendi galiba. Sonra facebook’a girip Alperler’le konuştum. Özledim hepsini.

Daha sonra dışarı çıktım. Cagliari’yi hızlıca üstünkörü olarak dolaştım ve buranın Akif Hoca’nın ben giderken tarif ettiği yer olmadığını gördüm. Her şey çok pahalıydı lan.

Yani şaraplar falan pahalı, market göremedim hiç. Pizzacıları gözüm kesmedi ilk etapta ben de kalktım Mc Donald’s’a gideyim dedim bari ilk günlük. Lan McKing menü aldım 7 Euro!

Bu arada burada çok fazla zenci var. Yani her yerde var. Garip.

Bu faslı da halledip az önce otele döndüm. Oturup bu yazıyı yazdım. Şu an lobideyim. Mümkün olduğunca her günü bu şekilde anlatacağım. Çektiğim fotoları da yazıya eklemek sıkıntı olabileceğinden şimdilik facebook hesabıma yükleyeceğim. Eve dönünce sadece video ve fotoğraftan oluşan bir post daha hazırlayacağım.

Hepinizi seviyorum. Bu arada poofhead.net yazınca İtalya’da açılıyor lan 🙂

12. Eko Okullar Koordinatör Öğretmenler Semineri’ne Katıldım

Sercan’la birlikte bu cumartesi günü 12. Eko Okullar Koordinatör Öğretmenler Semineri’ne katıldık. Bizimle ne alakası vardı diyeceksiniz, alakası şuydu ki Yard. Doç. Dr. Ozan Devrim YAY ve Prof. Dr. Cengiz TÜRE de konuşmacılar arasındaydı.

Cuma günü Ozan Hoca’dan bir davet alınca etkinlik programına baktım. Biyoloji Bölümü’nden Cengiz Hoca’nın da Karbon Borsası isimli bir sunum yapacağını gördüm. İki hocanın da sunumlarını kaçırmak olmazdı. Gitmeye karar verdim. Aynı akşam Sercan bize geldiğinde bir şekilde o da bu sunumlardan haberdar olup yanıma takıldı.

Ertesi gün saat 10.30’da Eczacılık kapısında buluşup Yeşiltepe-Şirintepe Beldeevi’ni bulmak üzere düştük yollara. Önce kaybolduk. Acayip yerlere gittik. Sonra Sercan’ın telefondaki GPS’i kullanmayı akıl edip tam da sunumlar başlarken bulduk mekânı girdik içeri.

Sercan’ın sınıftan arkadaşları da gelmişti. Bunların içerisinden Bilge isimli kızı tanıyordum ancak daha önce hiç sohbet fırsatımız olmamıştı. Gayet hoş muhabbet bir kızmış. Neyse, kısa bir ara verdiler ve aradan sonra Cengiz Hoca sunumuna başladı. Ben de sunumdan kısa notlar aldım. Çevre Mühendisliği öğrencilerinin bildiğini düşündüğüm bu notları diğer disiplinlerden okuyucular için genel kültür olması amacıyla paylaşıyorum.

  • Karbon Borsası kavramı, ekonomik anlamdaki ilgiyi çevreye dönüştürmek için oluşturulmuş.
  • Karbon Borsası’nın temeli karbon ayak izi kavramına dayanmaktadır.
  • Küresel ortalama yüzey sıcaklıklarında gelecek 20 yıl içerisinde 0,4 C’lik bir artış olacağı öngörülüyormuş bu sera etkisinden dolayı.
  • Cengiz Hoca KYOTO Protokolü’nden de bahsetti ancak bence bu protokolün işlevsizliğinden de bahsetmeliydi. Amerika’nın nihayet imzalamak üzere olduğunun altını çizdi.
  • Cengiz Hoca ekolog olabilmenin şartlarını geleceği tahmin edebilmek ve modelleme yapabilmek olarak açıkladı. Ayrıca ekolojik zekayı kullanabilenlerin başarılı olacağından bahsetti.
  • Dünya’daki kirletici ülkelerin kirletmeyen ülkeler tarafından umursanmamasını Cengiz Hoca şu örneği ile eleştirdi. “Dünya bir havuz olsa, kirletici ülkeler bu havuzun bir köşesine işese, diğer ülkeler buna tepki göstermeyecek mi? Kirletici ülkelerin atmosferi ayrı değil. Hepimiz aynı atmosferi kullanıyoruz.” Bence durum bundan daha güzel açıklanamazdı.
  • Karbon Borsası’nın işlemesinin en önemli koşulu karbon ayak izi’nin belirlenmesidir.
  • Ülkelere göre salınan karbondioksit miktarları;
  1. Türkiye: 3,14 kişi/ton.yıl
  2. Amerika: 20,4 kişi/ton.yıl
  3. Almanya: 9,8 kişi/ton.yıl
  4. Yunanistan: 8,7 kişi/ton.yıl
  • Cengiz Hoca’ya göre Karbon Borsası, çevresel ve ekonomik adaleti sağlamak için oluşturulmuş.
  • Borsa’nın işleyişi karbon emisyon ticaret sistemi ile sağlanıyor. Ülkelere ve firmalara karbon kotası koyup, kullanmadıkları kotayı satabilmek imkanı sağlıyor. Gelişmekte olan ülkeler, kotalarının tamamını kullanamayacağından artanlarını satabilecekler. Bu sistemde herhangi bir yatırım bedeli yok.
  • Hoca sunumu boyunca kirleten öder prensibi üzerinden hareket etti.
    AB ve Avustralya’da Karbon piyasasına göre hareket etmek zorunluymuş. Ülkemizde de 2013’ten sonra zorunlu olacakmış.
  • Karbon yutağı denilen elemanlar doğal elemanlardır (ağaçlar ve bitkiler).
  • AB, 2003 yılında 25 ülke ve 13000 firma ile 362 milyon ton karbon üzerinden bu bor sayı oluşturmuş. Borsanın 7,2 milyar Euro’luk bir piyasa hacmi var.
  • Dünya’daki çeşitli Karbon Borsaları: AB’de Londra Borsası, Avustralya’da New South Wales Borsası, ABD’de Şikago İklim Borsası.
  • 2011’de karbon borsalarının tahmini hacmi 121 milyar Euro civarındadır.
  • Bu sisteme Cengiz Hoca bacasız sanayi diyor ve ekliyor bu bir hayal değil, senaryo değil, şu anda uygulanan bir sistem.
  • Londra Borsası’nda 1 ton karbon 20 Euro, Şikago İklim Borsası’nda 15 dolar, Japonya’da 1600 Yen.
  • Tepebaşı Belediyesi, kendi ekolojik ayak izini belirlemek üzere bir çalışma yapmış.
  • Bir ülkede, doğal bir kaynağı satarak elde edilen gelir, ülke hazinesinde gelir hanesine değil; gider hanesine yazılıyormuş. Çünkü bu kaynak artık kaybedilmiş oluyor.
  • Ülkemizde %76’lık oranla Enerji Sektörü karbon salınımı konusunda başı çekiyor. Ülkemizde 1 dolarlık üretim yapabilmek için 0,467 kg karbon salınımı yapılıyormuş.
  • Hoca karbon salınımını dengelemek için ağaç dikilmesi gerektiğinden bahsedip sunumunu “Bedavaya hiçbir şey olmuyor, çevre için de ekonomiye ihtiyaç var. Bu borsadan elde edilen gelirler çevre yatırımları için harcanabilir.” diyerek bitirdi.

Cengiz Hoca’nın sunumundan hemen sonra Ozan Hoca’nın sunumu başladı. Ozan Hoca da Matra Projesi’nden bahsetti. Gösterdiği fotoğraflarla beni taa 2. sınıftaki günlerimize götürdü. Lan ne güzel günlermiş be 🙂 Sağolsun birkaç defa da salondakilere beni takdim etti. Mutlu oldum. Ozan Hoca sunumunda Matra’dayken ilköğretim okullarında yaptığımız eğitim çalışmaları üzerinde durdu. Hazırladığımız rehberlerden ve izlediğimiz yöntemlerden bahsetti. Yaptığımız şarkıyı ve klibi örnek verip, sınıflardan birinde şarkıyı çalarken çekilmiş bir kaç fotoğrafı gösterdi. Ozan hoca verilen süreye uyarak sunumunu bitirdi. Daha sonra yine bir ara verildi.

Sunumlardan sonra gidip hem Ozan Hoca’yı hem de Cengiz Hoca’yı tebrik ettik. Bilge, Sercan ve ben ayrılırken bir de baktık ki bizim fakültenin dekanı Tuncay Hocamız da gidiyor. Sağolsun bizi arabasına aldı ve Açıköğretim Fakültesi binasının önüne kadar bıraktı.

Orada Bilge ile vedalaştık ve Sercan’la ben sucuklu yumurta yapmak üzere Sercanlar’a doğru yollandık.

Özel Öğrenci Oldum

Fen Bilimleri Enstitüsü

Malum okulu tek dersten uzatınca 5 sene boyunca her dönem 40 kredi almaya alışan ben bir boşluğa düştüm. Zaten yüksek lisans yapmak gibi bir hedefim de oldupu için yapabileceğim en iyi şeyi yaptım ve Fen Bilimleri Enstitüsü‘nde Çevre Mühendisliği Anabilim Dalı‘na Özel Öğrenci olarak başvurdum.

Özel öğrenci olduğunuzda senelik yüksek lisans harcını bir defa da yatırıp o sene bir daha para yatırmıyorsunuz. Yüksek lisans derslerinden de 2 tane alabiliyorsunuz. Ben de öyle yaptım. Zorunlu derslerden iki tane aldım.

Anadolu Üniversitesi‘nde özel öğrenci olmak çok kolay sevgili okur. Ekle sil haftası içerisinde aşağıdaki dilekçeyi ve dilekçeye ek olarak öğrenci belgeniz ile kimlik fotokopinizi götürüyorsunuz Enstitüye. Orada seçtiğiniz iki dersin kontenjan durumuna bakıp onaylıyorlar. Ortamala 1 hafta sonra da sizden parayı yatırmanızı istiyorlar. Bu bir haftalık süre zarfında seçtiğiniz yüksek lisans derslerine girebiliyorsunuz üstelik.

Aldığım dersler lisans dersim olan Calculus II‘den boş kalan günlerim olan pazartesi ve çarşamba günlerine denk geldi. Bir tanesini Savaş Hoca, diğerini de Tuncay Hoca veriyor. Bu arada lanet olası Calculus II’den bahsetmişken bu dönem çok işim var sevgili okur. Quiz muiz de varmış. Üstelik allah uzun ömür versin, hocanın yazısı da çok çirkin lan. İnan derse sırf bu yazıdan dolayı konsantrasyon olamıyorum. Neyse bakalım, alışacağız buna da.

Bu yazıyı yazmamın bir sebebi de Beril‘in bu konuyla ilgili attığı bir maildi. Kısmen de olsa cevaplamış oldum sanırım.

Başvuru dilekçesi için buraya tıklayın.

Poster Sunumu – Proje Fuarı 2011

Posterimiz

Mezun olma yolunda yaptığım üç aşamalı planın ikinci aşamasını tamamlamama çok az bir süre kala çuvallamamak için çok fazla emek serfediyorum sevgili okur. Blogdaki aksamaları da görüyorsun zaten.

Bu sene bizi acayip yoran ama bir o kadar da eğlenceli bitirme tezimizin poster sunumları vardı Pazartesi günü fakültemizde. Pazartesi sabahı uzun süredir giymediğimiz takımlarımızı çıkarıp giydik. Okula gidip posterimizi asacağımız yeri de bulduktan sonra tezgahımızı kurduk.

Alper, ben, Rektör

Güzel bir 3 saat oldu sevgili okur. Hatta sonlara doğru üniversitemizin rektörü Prof. Dr. Davut Aydın hocamız da geldi sağolsun. Poster diziliminde en sona İnşaat Mühendisliği ile Çevre Mühendisliği’nin posterleri konulmuştu. O yüzden rektör yanımıza geldiğinde koridorda bir tek bizler kalmıştık. Elbetteki bu da bizim için iyi oldu. Yıllık Komitesi olarak ve karma bir şekilde rektör hocamızla ve dekanımız Tuncay Hocamızla fotoğraf çektirdik.

Burcu'nun Posteri (tıklayınca büyüyor)

Bu arada o günen iyi posterlere oy verilmiş. Birinci de minnoşumuz Burcu olmuş. Portakaldan biyobozunur gıda maddesi ambalajı ürettiği çalışmasının posterinin bıdık bir halini ekliyorum yan tarafa.

Poster sunumlarında başta Savaş Hocamız, Erdem Hocamız, Ozan Hocamız ve Ülker Hocamız olmak üzere fikir veren, eleştiren ve beğenisini sunan tüm hocalarımıza içtenlikle teşekkür ediyoruz Alper’le. Posterimizi sadece kendi hocalarımıza değil, Yusuf Hocamızın Suriyeli bir misafirine de sundum İngilizce. Epey zor oldu teknik ingilizceyle ama kendimi anlatabildiğimi düşünüyorum.

Serdar Hocamızla

Ozan Hocamızla

Alper ben

Pazartesi günü bu şekilde bitti sevgili okur. Sırada çarşamba günü gittiğimiz Proje Fuarı var. Çarşamba saat 11.30’da 4 otobüsle Organize Sanayi Bölgesi‘ne hareket ettik. Saat 2’de başlayacak bu etkinlik için neden bu kadar erken gittik anlayamadım. Malum bende bahar alerjisi – alerjik rinitis – olduğu için ve gittiğimiz yerde de epey ağaç, çayır çimen olduğu için hapşırıp burnumun akmadığı tek bir 5 dakika bile olmadı. Öldüm resmen. Mide özsuyumuzun yavaş yavaş midemizi yakmaya başladığı o anlarda sıraya girip nihayet kıymalı pide alabildik. Yemeyenlerinkini de alarak 1.5 kıymalı pide ben, 4 kıymalı pide ( evet 4 tane) de Alper kardeşim yedik. Doyduk. Sonra kimsenin duyamadığı ama alkışladığı konuşmalar yapıldı ve biz içeri girdik. İçeri girdik ama ne görelim? Hangi mantığa göre dizildiği belli olmayan posterlerimiz salonun en sonunda en sonunda en solunda yer alıyordu. Yani duvarla posterimin arasında yaklaşık 50 cm’lik bir boşluk vardı. Dolayısı ile insanlar bizim posterlerimize bakmadan ayrıldılar. Biz bunun bu şekilde olacağını tahmin ettiğimiz için pılımızı pırtımızı toplayıp terkettik fuar alanını. Bu arad Fuar Alanı dediysem halı saha. yani yanlış anlama.

Sanayi Odası Başkanı ile birlikte

Dışarıda beklerken yağmur yağmaya başladı. Lanet edip gelen otobüslere bindik. Bindiğimiz otobüs önce İki Eylül Kampüsü‘ne dönmek üzere kalktı. Ancak içerdeki iş güzarlar sayesinde otobüs rotasını Bağlar olarak değiştirdi ve biz de salak gibi Bağlar’a geldi. Lanet edip adama rica ettik tekrar Yıldız durağına geldik. Oradan dolmuşla kampüse geldik. Yol boyunca da otobüsün rotasını değiştiren zihniyete, işgüzarlara sövdüm.

Bir Proje Fuarı da bu şekilde bitti sevgili okur.

Esinkap Proje Fuarı

Bir hafta önce dekanımız Sayın Tuncay Hoca’mızın tavsiyesi ile 11 Mayıs günü Anemon Hotel’de yapılacak “ESİNKAP – Eskişehir İli İnovasyon Stratejileri İçin Kapasite Oluşturma Projesi” isimli etkinlik için adımızı yazdırdık. Çarşamba günü Alper’le Emre kendi evlerinden, ben de kendi evimden Anemon Hotel’e geldim. Hemen kaydımızı yaptırıp gerekli belgeleri aldık.

Etkinlik için mükemmel bir akış planı hazırlamışlar. Yaklaşık onar dakikalık sunumlar hazırlanmış. Toplam dört farklı salonda ve her salonda ortalama altı sunumla toplamda 25 civarı farklı projeyi dinleme şansınız oluyor. Elbette aynı anda iki farklı mekanda bulunamadığımız için sizin en ilginizi çeken sunumu işaretleyip kendinize bir plan yapıyorsunuz. Biz de özellikle enerji, atık yönetimi gibi konularda yapılan sunumları izlemeyi tercih ettik.

Feridun'un Ekibi

Taner ve Feridun’un da sunumları vardı. Feridun’u izledim ama Taner’in sunumu öğleden sonra olacağı için izleyemedim.

İzlediğim sunumların ve sunuşları yapanların adı aşağıdaki listede yer alıyor:

  • Basri Köseler: Çevreci Çok İşlevli İş Makinesi, Dikey Rüzgar Türbini, Eskişehir Odunpazarı-Yenikent Yatık Asansörü, Kendi Rüzgarını Üreten Türbin, Seyyar Yangın Merdiveni
  • Ayhan Battal: Hafifletilmiş Yeni Yük Vagonu Tasarımı ve Prototip İmalatı
  • Hakan Tuna: E1000 Tip Elektrikli Lokomotif Geliştirme Projesi
  • Prof. Dr. Can Ayday: Havaray Sistemleri
  • Prof. Dr. Nuran Ay, Yapıncak Göncü: Bor Nitrür ile Enerji Tasarrufunun Sağlanması
  • Hakan Yıldırım: Elektrik Motorlarında Aktif Elektrik Tasarrufu Sağlayan Cihaz
  • Prof. Dr. Şeref Güçer, Fatma Filiz Yıldırım: Plastik Atıklarında Alev Geciktirici Özellik Veren Kimyasalların Geri Dönüşümleri
  • Dr. Yılmaz Yörü: Atacan T1 Kapsülü ve Sistemi – Boru İçinde Basınçlı Hava İle Taşıma
  • Emre Darcan: Atık Maddelerden Bitoenerji Üretimi (PELET)
  • Prof. Sibel Sevim, Yard. Doç. Ezgi Hakan Duygu Kahraman: Endüstrilyel Seramik Dekor Tasarımlarına Üniversite Sanayi İşbirliği
  • Nur Çiğdem: ECM Brewery Sistemi Katı Atık Bertarafı
  • Zeycan Boyuneğmez, Ziya Özkan: Alüminyum Üretiminde Ortaya Çıkan Atik Olan “Kırmızı Çamur”un Değerlendirilmesi, İçeriğindeki Elementlerin Ayrıştırılması
  • Erhan Şıracı, Feridun Selek: İvme Ölçer Yardımıyla Yönlendirme

Can Ayday

Sunumlardan sonra öğle yemeği faslı başladı ki bence mükemmel bir deneyimdi 🙂 Açık büfe olan bu yemekte inan sevgili okur “çok” doyduk. Çok da mutlu olduk. Öğleden sonra Tehlikeli Atık dersi olduğu için Anemon Hotel’den toplamda 13 sunum dinlemiş olarak ayrıldık.

Forgea International Work-Shop’una Katıldık

Etkinlik Programı (Tıklayınca büyür)

Pazartesi gününden çarşamba’ya kadar yani 28-30 Mart tarihleri arasında süren üç günlük bir eğitimdi bu. Konusu “Waste Management and Treatment Theory and Practice” yani “Atık Yönetimi ve Arıtım Teorileri ve Uygulamaları” şekilde idi. İtalya merkezli bir kuruluş olan Forgea International‘in ve bizim okulun ortaklaşa organizasyonu ile gerçekleştirildi bu etkinlik. Sağolsun Hicran Hoca mail atmış herkese. O sayede haberimiz olmuştu ve günler öncesinden kayıtlarımızı yaptırmıştık. Bu etkinlik bu sene aslında Tunus‘ta yapılacakmış. Ancak bölgedeki karışıklıktan dolayı Tuncay Hoca‘nın çabalarıyla bizim okula alınmış bu sene.

Etkinlik boyunca 3 günde toplam 9 tane sunum dinledik. Bu sunumların hepsi İngilizce idi. Konuşmacılardan birisi Yunanistanlı bir Profesör (George Anastasakis), diğerleri ise tamamı İtalyan olan iki doktor (Mariano Murtas, Elena Garbarino), iki profesör (Paolo Bevilacqua, Antonio Zucca) idi. Hepsi cana yakın ve sokakta görseniz “hadi canım hayatta İtalyan değildir lan bu” diyeceğiniz kadar Türk’e benzeyen insanlardı. Prof. Anastasakis’in inanılmaz bir İngilizce telaffuzu vardı konuşurken. Herhalde Yunan aksanı böyle bir şey oluyor (dangerous – danceruz, as regards – azragardz). Diğer yandan Prof. Zucca hariç İtalyanların tümü inanılmaz bariz bir İtalyan aksanı ile konuştular. Aklıma Ömer Hoca‘nın Calculus anlattığı dönemler geldi 🙂

Sunumlardan özellikle Elena Garbarino’nun yaptıkları inanılmaz ağırdı. Bir buçuk saatlik sunumlarından çıktığımızda tam anlamıyla yıkıma uğramış gibi oluyorduk. Ancak övünerek söylemeliyim ki ben ve Emre o salonda her sunumu sonuna kadar aralıksız dinleyen tek isimlerdik. Alper, Turgut, Eftade Hoca bile, aralarda çıktılar, bazı oturumlara girmediler. Ama biz sonuna kadar dayandık. Bu esnada Prof. Bevilacqua ve Zucca ile süper arkadaşlıklar edindik.

Genel olarak bahsettikleri konu başlıkları maden sektörü, seramik sektörü, inşaat sektöründe agrega yeniden kullanımı, geri kazanımı, sürdürülebilir kalkınma, arıtma teknolojileri, boru sonu arıtım mantığı, ekoendüstriyel tesisler, hukuksal yaptırımlar, AB çevre mevzuatı şeklinde idi.

Bu üç gün boyunca hiçbir derse girmedik. Bakalım bunları nasıl telafi edeceğiz. Son gün tüm sunumlar bitti. En son sunumu Paulo yaptı ve mükemmeldi bence. Burada Türkiye’nin Dünya’da refah düzeyi bakımından 82. sırada olduğunu gördük. Gözümün nuru Norveç‘in de 1. olduğunu gördük. Sunumdan hemen sonra da bir değerlendirme testi yaptık ve kısa bir törenle sertifikalarımızı aldık. Değerlendirme testinde Prof. Zucca bir soruda kopya verdi sağolsun. Sekiz sorudan bir yanlış çıkardık yine. Canımız sağolsun n’apalım. Bu arada eğitimlere dair tüm içeriği de dijital olarak vermeleri mükemmel bir artı oldu. Bu arada etkinliğe sağdan soldan epey katılımcı olmasına rağmen salonda kimse yoktu. O da ayrı bir mevzu. Bunların hepsine de sertifika bastırmışlar. Almaya bile gelen olmadı.

Seval çıktığında aniden bağırıp çağırmaya başlayarak, Seval’de görebileceğimiz en koyu kırmızı tonlarından birisini de görmüş olduk. Öff 🙂 Kapanışta Profesörleri sahneye aldığında Dekanımız hepsini acayip tezahüratlarla falan alkışlayıp Türk olduğumuzu gösterdik, acayip sevindi adamlar. Özellikle Yunan Profesör çok mutlu oldu. Sonra bir de toplu fotoğraf çektirdik.

Şimdi ufak bir değerlendirme yapayım:

Prof. Zucca: Neden bilmiyorum, bu adamı çok sevdik biz. İngilizce de birazcık sorun yaşadı ama canı sağolsun. Acayip sigara tiryakisi.

Prof. Bevilacqua: Aralarında en İtalyan duran ve en karizma olan bu adamdı. Çok iyiydi sunumları. İngilizcesi de acayip aksanlı idi.

Prof. Anastasakis: Tek bir sunum yaptı. Ama özellikle aksanı ile aklımıza kazandı. Sunumlarını ders anlatır gibi yaptı. İyi oldu.

Dr. Garbarino: Ekibin tek kadın üyesiydi. En çok sunumu kendisi yaptı. İngilizcesi İtalyanca’yla karışık gibi geldi aksanından dolayı. Sunumlarının içeriği çok ağırdı ama sempatik duruyordu. Bu açıdan telafi etti.

Dr. Murtas: Adamdaki ses inanılmaz ötesiydi, acayip karizmaydı. Sadece sesi bile yeter derler ya öyle işte. Al Pachino desem anlarsın sevgili okur.

Aşağıda etkinlik süresince çektiğim fotoğrafları görebilirsiniz. Bazılarınızda görünmeyebilir. Muhtemelen proxy ayarlarınızı yapmadığınız için. Lütfen bana yorumlarda bu durumu belirtin.

imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com

Anadolu Üniversitesi Porsiyonları Büyütsün!

Tabldot

Tabldot

Cuma günü yemekhaneye erkenden gittik. Baktık ki orada çalışan işçiler almışlar yemeklerini yiyorlar. Biz de yemek saatinin gelmesini beklemeye başladık. Bu arada menüde salçalı köfte, pilav, roka salatası ve kadayıf vardı. Şunu farkettik, orada yemek yiyen personelin, işçilerin tabağında üçer dörder köfte, tepeleme pilav ve salata, gayet iri dilim kadayıf vardı. Biz de sevindik, ulan dedik bugün baya bol koyuyorlar helal olsun valla. Zira bu senenin başından beri yemek porsiyonlarında gözle görülür bir azalma vardı. Biz bunu öğrenci sayısının çokluğuna bağlıyorduk. Gerçi alakası yok. Sonuçta eğer fazla öğrenci varsa da ona göre para veriliyor. Sonuçta bu bir bahane olmazdı.

Neyse işte sıra bize geldi. Yemeği aldığımızda şok olduk! Nerede bize koydukları yemek, nerede personele verdikleri yemek? Bize koyulan porsiyon 2 köfte + yarım kepçe pilav + az salata + ve yemin ediyorum azcık tatlı.(Lan böyle yazınca insanın canı da çekiyor yav)

Normalde olsa bu koymazdı bize. Sonuçta sene başından beri böyle koklaya koklaya yiyoruz. Ama bizden önce işçilere koyulanla bize koydukları porsiyonlar arasındaki bu bariz fark bizi çileden çıkardı.

Yemekten sonra Dekan Yardımcımız çok sevgili Tuncay Hoca‘mıza durumu ilettik Alper’le birlikte. O da sağolsun fakülte sekreteri aracılığıyla ilgili yerlere ulaştı. Bunun garantisini aldık.

Bakalım pazartesi nasıl olacak porsiyonlar? Haksızlık sürecek mi? Şimdi bu noktada sevgili okur bizi rahatsız eden iki nokta var. Birincisi neden önceki senelere göre az az veriliyor bu yemek? İkincisi de hadi az veriyorsunuz, neden çalışan personele kıyak geçiyorsunuz?

Burada kesinlikle çalışanları suçlamıyorum. Zira bizim de pek çok arkadaşımız var yemekhanede çalışan. Ama samimi olarak söylüyorum aradaki o farkı görseniz siz de isyan ederdiniz.

Bu sene sabah 9 akşam 5 okulda olduğumuzdan mı daha çok acıkıyoruz anlamadım ki! Hazırlıkta, birinci ve ikinci sınıfta ne güzeldi lan. Zaten bu sene cidden ne okulun ne de Eskişehir’in tadı kalmadı sevgili okur. Bizim okul ve Eskişehir öyle Es Es dizisinde gösterdikleri gibi değil. Trafik yalan oldu, kampüs yalan oldu her tarafı çamur, hastalık mastalık yayıldı. İyice berbat oldu lan.

Harbi ya bak şimdi düşünüyorum da n’oluyo yav bu Eskişehir’e?

Matra Projesi’nde Final

Ben - Selma - Hicran Hoca - Alper

Aslında projenin laboratuvar analizleri devam ediyor ama saha çalışmaları bitti ve bunun için bir toplantı yapıldı cuma günü yani dün. Toplantı ve sonrasında yapılan küçük bir kokteyl. Saat 5’te fakültemizin toplantı salonunda buluştuk. Proje kapsamında çalışan herkes oradaydı. Resmi kurum yetkilileri, okulların temsilcileri ve hatta bizim çalıştığından haberimiz olmayan sınıf arkadaşlarımız bile.  Projenin sorumlusu Prof. Dr. Tuncay Döğeroğlu hocamız ve dekanımız konuştu. Hollanda’dan da iki misafirimiz vardı. Projeyi destekleyen Royal Haskoning şirketinden iki isim. Hocalar konuştu, misafirlerimizden de Wim adlı gayet sevecen görünen şirket görevlisi konuştu. Bak bu nokta çok komik. Şimdi adam İngilizce konuşuyor. Biz anlıyoruz iyi kötü. Konuştuktan sonra Tuncay Hoca’mız Türkçe’ye çeviriyor İngilizce bilmeyen diğer misafirler için. Ama ne çevirme! Tuncay Hoca adamın dediklerini çeviriyor ilaveten üzerine de kendi epey bir şey katıyor 🙂

Aslan Abi - Ozan Hoca - Ben - Hicran Hoca - Selma

Neyse, konuşmalar bitti; önce resmi kurumların, sonra da katılan ilköğretim okullarının temsilcilerine Teşekkür Belgeleri verildi. Biz en çok Ülkü İlköğretim Okulu’nu alkışladık 🙂 Hüseyin Hoca’mıza (Hüseyin Çağdavul) da sevgiler yollayayım buradan. Daha sonra projede çalışan öğrencilere yani bizlere belge verilmek üzere adlarımız okundu. Önce Nesimi’nin adı okundu. Kendisi bu proje için parasız çalışmış ve benim bildiğim kadarıyla cidden ağır bir sorumluluk altındaydı. Çıktı Nesimi, buna iki tane belge verildi. Birisi bizim okulun verdiği teşekkür belgesi diğeri de Hollanda’da ki Utrecht Üniversitesi’nin verdiği Sertifika. Ayrıca bunlara ilaveten bir de ufak hediye. Hediye de 2 GB’lık üzerinde Royal Haskoning yazan flash bellek. Neyse, iki isim daha okundu. Bunlarda projede baya sorumluluk alan isimlerdi ama hiçbiri yoktu. Ben o esnada salak salak etrafıma bakınırken lan! Mesut Çiftçi dedi hoca! Ne çabuk yav 🙂 Çıkarken Tuncay Hoca, proje kapsamında kullandığımız şarkıyı hazırlayan ekipten dedi benim için 🙂 Mutlu oldum tabi. Az önce saydığım o iki sertifika ve hediyenin aynısından bana da verdiler. Benden az sonra da Alper’le Selma çıktılar. Herkes çıktı sahneye. Tuncay Hoca’nın yanında durdum ve fotoğraflarımız çekildi. Daha sonra kapanışta Tuncay Hoca sağolsun tekrardan “Üç öğrencimize özellikle teşekkür ediyorum özverili çalışmalarından, hazırladıkları şarkı ve klipten dolayı” gibisinden (buna yakın) bir konuşma yaptı. Benim, Alper’in ve Selma’nın adını söyledi. Biz tabii epey bir gururlandık. Lan nasıl kabardık anlatamam 🙂 Lan bırakta sevinelim değil mi 🙂

Aslan Abi - Ben - Hüseyin Hoca - Alper - Selma

Bu arada bu projede gerçekten büyük başarı göstermişiz üniversite olarak, bu da acayip bir referans oldu okulumuza. Yeni projelerde olacakmış herhalde. Seminer salonundaki toplantıdan sonra kokteyl başladı. Lan aslında tam bir kokteyl değildi ama olsun. Epey irice bir pasta yaptırmışlar. Üzerinde Royal Haskoning ve projenin adı yazıyordu. Yedik, güzeldi cidden pasta 🙂 Daha sonra törene sevencenliği ve sevimliliği ile damgasını vuran canımız ciğerimiz Hicran Hoca’mızla, Ozan Hoca’mızla, tüm hocalarımızla fotoğraf çektirdik. Daha sonra Alper ve Selma, Hollandalılarla bu yaz stajları için konuştular. Adamlarla prensipte anlaştılar gibi. Öyle işte. Mutlu bir gündü yani sevgili okurum.

Bütün Ekip (Sol başta Nesimi ve Ben :) )

Bütün Ekip (Sol başta Nesimi ve Ben 🙂 )