Tag Archives: Tunus

Proofhead İtalya’da! – 2. Gün

Geçen seneki filmin aynısı oynuyor sevgili okur.

Sabah 7’de lobiden biri arayıp İtalyanca bir şeyler söyledi. Bir şey anlamayıp kapattım. Saat 7.30’da kalkıp aşağı inmek için hazırlandım. Saat 8.00 gibi aşağı indim. Hemen kahvaltıya geçtim. Dün tanıştığım Araplar çoktan yapmıştı kahvaltılarını. Ben de hemen kahvaltı dedikleri şeyi yedim. Sonra lobiye geçip internete girdim. Bugünkü tüm katılımcıları gördüm sevgili okur. Ermenistanlı bir amca ve Bosnalı bir kız haricinde herkes Arapça konuşuyor. Kendi aralarında anlaşabiliyorlar, sonra da benim anlamam için İngilizceye çeviriyor biri. Ben Fas’tan gelenlerle kanka oldum. Mısırlılarla aram iyi, Bosnalı hatunla konuşuyoruz sürekli. İyi yani iletişimim herkesle. Filistinli bir de profesör var. Çok yemek yiyor ve çok komik biri.

Saat 9.30’da Mercedes Vito marka iki araç ile bizi iki grup olarak kursun yapılacağı yere götürdüler. Yolculuk 15 dakika sürdü. Burası bizdeki Halk Eğitim Merkezi türü bir yer. Koridorları tamamen cam, böylelikle dışarıdaki güzel bahçeyi görebiliyorsunuz.

Geçen sene bizi okulda yapılan workshop’tan tanıdık yüzler gördüm. Alper hemen hatırlacaktır Bevelaqua, Zukko ve o karizmatik sesli adamı. Tarzları hep aynı sevgili okur: İnişsiz çıkışsız dümdüz ninni gibi bir ses tonu ve İtalyan aksanlı bir İngilizce. (Örnek sözcükler: in respekto, importante, stoppa, depositov, pozişon, opiynon, posible, espiloreyşın, diskripşone, formeşion, posibo, olzo.) Work-shop’un programını da verdiler. Bu programa göre her gün sabah 9.00 akşam 17.00 buradayız. Hep beraber konuşup bir öğleden sonra bize ekstra zaman vermelerini istemeye karar verdik. Kursu alan 30 kişi var. Bunların 11 tanesi yurtdışından kalanlar İtalyan. Yeri gelmişken yazayım; bir kişi Ermenistan’dan, bir kişi Filistin’den, bir kişi Bosna Hersek’ten, iki kişi Mısır’dan, bir kişi Nijerya’dan, iki kişi Tunus’tan, iki kişi Fas’tan gelmiş. Burada yaşça en küçük benim. Diğerleri hep amca, abi, teyze ve abla. Bu arada Faslılar bizim Akif Hoca’yı sordular. Unutamamışlar.

Burada hep yağdığı söylenen yağmurla bugün tanıştık. Öğle arasında çılgınlar gibi yağmur yağdı. Muhtemelen bu adadaki en iyi İngilizce konuşan adamla tanıştım bugün kursta. Adam da beni İtalyan sandı. İtalyanca bir şey sordu. Öyle başladık konuşmaya. Lan bildiğin samimi olduk, mis gibi sohbet ettik. Adı da Massimo. Bir bu adam ve lobideki hatunun söyledikleri kusursuz geliyor. Gerisi hep İtalyan aksanı. Massimo ile ülkesindeki durumu konuştuk. Çevre cezaları durumu Türkiye ile aynı. Bunların yaklaşımı da “iyi bir adam”, “çocukları var okuyor yazıktır”, “şimdi buraya ceza yazsak insanlar işsiz kalacak” şeklindeymiş. Bu sebepten dolayı olması gereken sistemin cezaların düşük ama kati suretle yazıldığı şeklinde olması gerektiğini söyledi. Bu arada bizim okula helal olsun. Bizim bölüme helal olsun. Valla çok iyi öğrenmişiz BREF, BAT, EIA gibi terimleri. İtalyanların bir kısmı ile Araplar konuya çok uzak. Adam bir ders çevresel etki değerlendirmesini anlattı.

Mısırlılar demiştim. Bir tanesiyle konuştuk epey. Adam Arapça gibi konuşuyor. Mesela “thirty”i garibim “terrdie” diye telaffuz ediyor. Dolayıs ile adama hep evet hayır soruları sordum. Bu arada Mısırlılar Fatih Sultan Mehmet’e “Muhammad Fetih” diyorlar. Filistinli bana Tayyip Erdoğan’ın ülkelerinde çok sevildiğini söylediler. “He is kind of a model” dedi. Ben de “what kind of model?” dedim.

Bu arada Ermenistanlı kimse ile konuşmuyor. Öğlen yemeği civarında hemen herkesle samimi oldum sayılır bu herif hariç. Ve şunu da fark ettim ki burada bir günlük kirli sakal çok moda.

Öğle yemeğini detaylı anlatmıyorum zira başlı başına İtalyan yemekleri ile ilgili bir yazı yazacağım.

Bevilaqua, bu kursun final sınavını İtalyan stili değil, uluslar arası stilde yapacağını söyleyince İtalyan öğrenciler çok üzüldü. İtalyan stilinde tek tip soru kağıdı oluyormuş ve kopya çekmek serbestmiş. Ama uluslar arası stilde kopya yasak ve birkaç tip soru grubu varmış. Bizdeki sistem yani.

Akşam saat 18.00 gibi dersler bitti ve bizi yine otele getirdiler. Dünden farklı olarak bu sefer organize olup yemeğe kadar olan vaktimizi gezerek geçirdik. Çok fazla yere gittik lan. Çok fotoğraf çektim. Video çektim deli gibi. Tüm pazar yerlerini gözümde işaretledim.

Bu adada çok fazla zenci var. Hepsi Afrikalı ve hiçbiri sağlam ayakkabı gibi durmuyor. Her yerde bu adamlar. Dönercideler (evet Hindistanlılar döner satıyor), pizzacıdalar, tezgahtarlar, her yerdeler.

Arkadamki kalenin giriş yapısı

Burada bir de çok iyi korunmuş bir kale yapısı var. Zenginler bunun içindeki sokaklarda yaşıyorlar. Eski bir kilisede bir de ayin gördük. Ayin mi desem, dans mı desem artık bilemedim. Epey gezdik içinde. İtalyan gençleri aynı bizim gençler. Aşırı yakışıklı ve aşırı güzel hepsi. Cep telefonundan şarkı dinliyorlar.

Otele geri dönüp akşam yemeğini yedik. Ve sonra lobide sağolsunlar beni seven eş dostla görüştüm facebook’tan. Şimdi odamdayım ve yatacağım. İkinci günüm de böylece bitti.

DÜZELTME: Dünkü yazımda unuttuğum birkaç kısım var. İlki Atatürk havaalanında son noktada iken annemle ve Merve ile görüştüm ve Sercan da aradı onunla da görüştüm. İtalya’dayken de herkesi aradım ama önce kimseye ulaşamadım. Sonra yine Merve’yi aradım ve ulaştım. Daha sonra annemleri arayabildim.

NOT: Burada internet çok yavaş olduğundan işlerimi hızlıca yapmak zorundayım. Dolayısı ile çok fotoğraf ekleyemiyorum yazılarıma. Türkiye’ye gelince hepsini yeniden düzenleyip çektiğim tüm videoları da yayınlayacağım.

Forgea International Work-Shop’una Katıldık

Etkinlik Programı (Tıklayınca büyür)

Pazartesi gününden çarşamba’ya kadar yani 28-30 Mart tarihleri arasında süren üç günlük bir eğitimdi bu. Konusu “Waste Management and Treatment Theory and Practice” yani “Atık Yönetimi ve Arıtım Teorileri ve Uygulamaları” şekilde idi. İtalya merkezli bir kuruluş olan Forgea International‘in ve bizim okulun ortaklaşa organizasyonu ile gerçekleştirildi bu etkinlik. Sağolsun Hicran Hoca mail atmış herkese. O sayede haberimiz olmuştu ve günler öncesinden kayıtlarımızı yaptırmıştık. Bu etkinlik bu sene aslında Tunus‘ta yapılacakmış. Ancak bölgedeki karışıklıktan dolayı Tuncay Hoca‘nın çabalarıyla bizim okula alınmış bu sene.

Etkinlik boyunca 3 günde toplam 9 tane sunum dinledik. Bu sunumların hepsi İngilizce idi. Konuşmacılardan birisi Yunanistanlı bir Profesör (George Anastasakis), diğerleri ise tamamı İtalyan olan iki doktor (Mariano Murtas, Elena Garbarino), iki profesör (Paolo Bevilacqua, Antonio Zucca) idi. Hepsi cana yakın ve sokakta görseniz “hadi canım hayatta İtalyan değildir lan bu” diyeceğiniz kadar Türk’e benzeyen insanlardı. Prof. Anastasakis’in inanılmaz bir İngilizce telaffuzu vardı konuşurken. Herhalde Yunan aksanı böyle bir şey oluyor (dangerous – danceruz, as regards – azragardz). Diğer yandan Prof. Zucca hariç İtalyanların tümü inanılmaz bariz bir İtalyan aksanı ile konuştular. Aklıma Ömer Hoca‘nın Calculus anlattığı dönemler geldi 🙂

Sunumlardan özellikle Elena Garbarino’nun yaptıkları inanılmaz ağırdı. Bir buçuk saatlik sunumlarından çıktığımızda tam anlamıyla yıkıma uğramış gibi oluyorduk. Ancak övünerek söylemeliyim ki ben ve Emre o salonda her sunumu sonuna kadar aralıksız dinleyen tek isimlerdik. Alper, Turgut, Eftade Hoca bile, aralarda çıktılar, bazı oturumlara girmediler. Ama biz sonuna kadar dayandık. Bu esnada Prof. Bevilacqua ve Zucca ile süper arkadaşlıklar edindik.

Genel olarak bahsettikleri konu başlıkları maden sektörü, seramik sektörü, inşaat sektöründe agrega yeniden kullanımı, geri kazanımı, sürdürülebilir kalkınma, arıtma teknolojileri, boru sonu arıtım mantığı, ekoendüstriyel tesisler, hukuksal yaptırımlar, AB çevre mevzuatı şeklinde idi.

Bu üç gün boyunca hiçbir derse girmedik. Bakalım bunları nasıl telafi edeceğiz. Son gün tüm sunumlar bitti. En son sunumu Paulo yaptı ve mükemmeldi bence. Burada Türkiye’nin Dünya’da refah düzeyi bakımından 82. sırada olduğunu gördük. Gözümün nuru Norveç‘in de 1. olduğunu gördük. Sunumdan hemen sonra da bir değerlendirme testi yaptık ve kısa bir törenle sertifikalarımızı aldık. Değerlendirme testinde Prof. Zucca bir soruda kopya verdi sağolsun. Sekiz sorudan bir yanlış çıkardık yine. Canımız sağolsun n’apalım. Bu arada eğitimlere dair tüm içeriği de dijital olarak vermeleri mükemmel bir artı oldu. Bu arada etkinliğe sağdan soldan epey katılımcı olmasına rağmen salonda kimse yoktu. O da ayrı bir mevzu. Bunların hepsine de sertifika bastırmışlar. Almaya bile gelen olmadı.

Seval çıktığında aniden bağırıp çağırmaya başlayarak, Seval’de görebileceğimiz en koyu kırmızı tonlarından birisini de görmüş olduk. Öff 🙂 Kapanışta Profesörleri sahneye aldığında Dekanımız hepsini acayip tezahüratlarla falan alkışlayıp Türk olduğumuzu gösterdik, acayip sevindi adamlar. Özellikle Yunan Profesör çok mutlu oldu. Sonra bir de toplu fotoğraf çektirdik.

Şimdi ufak bir değerlendirme yapayım:

Prof. Zucca: Neden bilmiyorum, bu adamı çok sevdik biz. İngilizce de birazcık sorun yaşadı ama canı sağolsun. Acayip sigara tiryakisi.

Prof. Bevilacqua: Aralarında en İtalyan duran ve en karizma olan bu adamdı. Çok iyiydi sunumları. İngilizcesi de acayip aksanlı idi.

Prof. Anastasakis: Tek bir sunum yaptı. Ama özellikle aksanı ile aklımıza kazandı. Sunumlarını ders anlatır gibi yaptı. İyi oldu.

Dr. Garbarino: Ekibin tek kadın üyesiydi. En çok sunumu kendisi yaptı. İngilizcesi İtalyanca’yla karışık gibi geldi aksanından dolayı. Sunumlarının içeriği çok ağırdı ama sempatik duruyordu. Bu açıdan telafi etti.

Dr. Murtas: Adamdaki ses inanılmaz ötesiydi, acayip karizmaydı. Sadece sesi bile yeter derler ya öyle işte. Al Pachino desem anlarsın sevgili okur.

Aşağıda etkinlik süresince çektiğim fotoğrafları görebilirsiniz. Bazılarınızda görünmeyebilir. Muhtemelen proxy ayarlarınızı yapmadığınız için. Lütfen bana yorumlarda bu durumu belirtin.

imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com imagebam.com