Tag Archives: Uyku

Durgun

Ne yapman gerektiğini çok iyi biliyorsun. Arkanı dön ve yavaş hareket et. Çok yavaş. Daha önce de defalarca oldu bu. Titriyorsun. Dudaklarını ısırıyorsun. 

Wake_Up_by_LightDiscipleMerhaba, şimdi size anlatacağım hikaye, aslında hayatımın küçük bir kesitinden ibaret. Bugün yol boyunca düşündüm. Düşünmek beni giderek bunalttı. Giderek sessizleştirdi. Uyumak istedim. Bu aralar uyumak istediğimde sürekli aynı şeyi aklımdan geçiriyorum. Çok kısa süre içerisinde uyumamı sağlıyor. Bir önceki günün atamadığım yorgunluğuna da sığınıyorum biraz. Yine gözlerimi kapatıp o çok eski parçayı düşündüm. Çalan kişinin bastığı her bir notayı düşündüm. Tüm bu karmaşıklık ve ahenk beni yavaş yavaş diğer karanlık düşüncelerimden, günlerdir saplanıp kaldığım bataklıktan kurtardı. Zihnime bambaşka şeyler dolmaya başladı. Kapalı göz kapaklarımın ardında bambaşka hayallerim sahneye koyuldu. Kim bilir göz bebeklerimde hangi kıvılcımlar oynaşıyordu.

Duyuyordum, sesleri, gülüşmeleri, tepkileri, sinyalleri. Anlıyordum ışığı, hareketi, sallantıyı. Yaşıyordum, hülyalara bulanmış halde ve geçen her saniyenin tadına vararak. Sonra birisi çıktı. Komik buldu, güldü, beceremedi ve çaaatt! Uyanıverdim. Yine aynı karanlık, yine aynı bataklığı hatırlayıverdim. Ah ne zordu o sabah uyanmak.

Gecenin Konukları

Deviantart'ı seviyorum

Deviantart'ı seviyorum

Çok olağanüstü şeyler değil ama her birinin güzel bir anısı olduğu için kayda geçireyim dedim. Bunların hepsini yarı uykudayken yazdım. Buna cep telefonu yaratıcılığı diyorum sevgili okur. Bana böyle güzel, en azından kendimin beğendiği notlar yazdırıyor.

Alevler ateşler sardıkça bedenini, kavrulur tüm hasretin beyninde, nihayet tükendiğinde arzun, tutunursun düşmemek için boşluğa ve mutlu olursun…

Uyku siyahları giymektir, gün ışığıyla kirlenmiş yüzünü yıkamandır, bir kurtuluş, bir özgürlüktür. Teninin kaçta kaçı değiyor çarşafa? Yoksa bedenin değil de ruhun mu seni aldatan, tenini geriye bırakıp kaçıveren düşler alemine?

Bu yazının adı peki neden Gecenin Konukları oldu? Gecenin Konukları, bir süre önce vizyona giren “Ben Efsaneyim” filminin esinlenildiği kitabın ta kendisi. Yazıyı yazarken tam da karşımda duruyordu. Bu yazdıklarım, kitapta okuduklarımı anımsattı bana. Ben de bir anda yazıya başlık olarak seçiverdim.

Rüyaların gücüne inanırım sevgili okur. Yani biliçaltının o sonsuz karanlığı ve el değmemişliği hakikaten takdire layıktır. Hangisiydi hatırlayamadım da bir şarkı vardı bir filmden alınmış replikler içeriyordu ve aynen bu dediğim cümleleri söylüyordu. Sagopa Kajmer’in idi galiba. Elbet bulurum bir gün ve güncellerim bu yazıyı.

İnsan Ruhu Üzerine Tespitler

Her insanın içinde bir karanlıkla doğduğuna inanırım. Bu sıkıcı satırları okumaktan kaçıp doğrudan konunun özünü merak edenler için bu yazımda kendime itiraf edemediğim pişmanlıklarım olduğundan bahsedeceğim. Her insanın içinde bir karanlık vardır demiştim. Evet. Buna yürekten inanıyorum. Yaşadığımız her anda bu karanlığı biraz daha aydınlatmaya çalışıyoruz. Elimizdeki ışık ise gençliğimiz ve sağlığımız bence. Bunlar yavaşça tükenirken aydınlık da azalıyor etrafımızda. Biz usul usul karanlığa alışıyoruz. Ve o en zifiri anda da bitiyor her şey. Ölüyoruz. Ruhun özü de ışık yani nûrdur bence. İnandığınız değerler size neyi gösteriyor bilemem elbette.

Kendi karanlığımın giderek arttığını fark ediyorum. Bu bir bıkkınlığın, usanmışlığın sonucudur bence. Benimle birlikte dünyaya gelen bu karanlığı belki görmezden geldim. Ancak yaptığım hatayı şimdi görüyorum. Her maddeye karşılık gelen bir anti madde olduğunu biliyorum küstah entelektüelliğimle. Eğer ruhum da bir ışık yani nûr ise elbette ki bunun anti maddesi karanlık olacaktır. Bu da işte içimde, zihnimin derinliklerinde yatıyor. Bilinçaltı diyorum ben buraya.

Bilinçaltım sonsuz bir çöplük gibi. Sizinkileri bilemem. Ama benim ki tıpkı tarif ettiğim gibi. Sonsuz, uçsuz bucaksız bir çöplük… Kendimi bilmeye 92 yılından itibaren başladım. O zamanlar Tunceli’de minik bir çocuktum. Evimizin yanındaki parkta düşüp kafamı kırdığımı, serçe parmağımı evin arkasındaki harç makinesine sıkıştırdığımı hatırlıyorum. Canımı yakan her şeyi hatırlıyorum. İşte bu çöplük de o zamanlardan itibaren dolmaya başlıyor.

Rüyalarım artık beni korkutmaya, bir yandan da cezbetmeye; adeta baştan çıkarmaya başladı. Geçmişte yaptıklarımın pişmanlıkları olacak ki rüyamda yeniden yaşıyorum o anları. Verdiğim kararları tekrar sorgulatıyor beynim bana. Binlerce kıvrımı arasındaki yüz binlerce hücre ele geçiriyor tüm kontrolümü. Bana pişmanlıklarımı gösteriyor devamlı.

Uyku gerçekten ölümün kardeşiymiş. Karanlık ölümün kendisi, ruhun karşıtı demiştim. Uykuda yaptığımız şey kendimizi bu ölümün eline bırakmak anlaşılan. Uykuyu hiç bilmesek ölümden bu denli korkar mıydık? Uykuyu hiç tatmasak ölüm belki de pek çoğu için kaçış olmazdı. Burada bu tezatlığı bilerek veriyorum.

Karanlığım giderek büyüyor zihnimde. Bunun en açık ispatı rüyalarımın artık ruh halime etki edecek kadar etkili olmaya başlamasıdır. Dolayısıyla artık çok okumaya çalışıyorum. Böylelikle rüyalarımı kendi bilinçaltımdan kurtarabiliyorum. Yani geçmişteki hatalarım, zihnimin köşelerinde kalmış kırıntılar ortaya çıkmıyor. Bu açıdan en başarılı eserler İhsan Oktay Anar’ın eserleri. Ya hiç bir şey görmüyorum. Ya da yeniçerilerden kaçıyorum rüyamda. Tertemiz yani.

Ama bunun böyle sürmesine katlanamıyorum artık. Bilinçaltıma format atmanın yollarını arıyorum birkaç gündür. Yeteri kadar para ile bunu yapabilir miyim? Hayır. Seyahat mi etmeliyim? Hayır. İçinde bulunduğum durum da buna müsait değil zaten. İşte bu şekilde ne yaparım diye düşünürken sonunda cevabı buldum. Yazmak. Yazacağım sevgili okur. İçimdekileri, aklımdakileri ne kadar boşaltabilirsem o kadar rahatlarım diye düşünüyorum. İşte bu yazı da bu sebepten kaleme alındı. Gerçekten önce bu yazıyı kalemle yazdım. Sonra üşenmedim bilgisayara geçirdim. Hepinizi seviyorum. Siz de beni sevin.

Mesut Proofhead.

EDIT: Karanlık madde ile antimadde’yi aynı şey zannediyordum. Yazıda düzelttim. Uyardığı için de fasafiso ve Can’a teşekkür ederim. Uyarın beni.