Tag Archives: Vega

2017 Yılımın Özeti

owl-illustration.jpgDaha başlarken katliama sahne olan, yıl boyunca göz yaşının, ölümlerin, vedaların eksik olmadığı, bir önceki yıldan hiç de arta kalmayan, toplumun artık geri dönülemez şekilde ayarlarının bozulduğu, müzikten başka hiçbir şeyin tat vermediği bir yılı, 2017’yi de geride bıraktık sevgili okur. Bu yıl çok fazla sağlık sorunu ve hastane problemleriyle uğraştım. Yıldım. Ama nihayet bitti ve blogun geleneksel yıl özeti yazısına hoş geldin. Uzun bir yazı olacak ama keyifli bir yazı olması için de elimden geleni yapacağımdan şüphen olmasın.

31 Aralık tarihleri yılın son günü olmasının yanında benim için meslek hayatımın başlangıcının yıl dönümüdür. Bu yıl mesleğimde beşinci yılımı doldurdum. Şüphesiz yılın en önemli olaylarından birisi, uzun süredir beklediğim bir şey gerçekleşti ve Eskişehir’e tayin oldum. Kadere bak ki sevgili okur, Eskişehir’de de tıpkı Bilecik gibi, yılın son iş gününde, 29 Aralık tarihinde iş başı yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle böyle oldu. Zaten bu sağlık sorunları da yılın son iki ayında bize bir türlü huzur vermedi. O açıdan 2017 bir an önce bitmesini istediğimiz bir yıla dönüştü.

Bu yıl, blogta reytingler önceki yıla göre ciddi bir artış gösterdi. Özellikle yeni okurlara teşekkür ederim. Eski okurun ise gönlümde tahtı altındandır! Ancak yazıların en çok geciktiği yıl galiba bu yıldı. Olaylar olup bittikten sonra yazma fırsatı bulabildim çoğunlukla. Bunun bir sebebi malum, yıl boyunca Bilecik’e yaptığım git gel durumu idi. Diğer sebebi de bu yıl kayıt olduğum Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü ile halen devam eden Doktora derslerimdi. Olsun lan, okumak güzel şey.

Evet, haydi bakalım bu yıl blogta neler oldu neler bitti. Aylara göre önemli olaylar nelerdi? Okumaya devam et

Reklamlar

Vega Konseri – 27 Ekim SPR Eskişehir

vega002Evet sevgili okur, her ne kadar death metali yaşam felsefesi olarak benimsemiş olsak da, 2000’li yıllarda kulağımdan eksik etmediğim belki de en sevdiğim üç dört rock grubundan bir tanesi Vega‘dır. Özellikle 2005’te çıkan, grubun ikinci albümü Hafif Müzik, pek çok açıdan bir baş yapıt niteliği taşır benim için.

Elimde Değil‘i dinlerken (başını dizime düşür uyu kısmında) seni düşünerek az mı iç çekmiştim… Tam 12 yıl sonra gelen yeni albüm, Delinin Yıldızı ile ilgili ilk yazıyı bir süre önce şu yazımda okumuştun. Albüme adını veren parça başta olmak üzere, sırasıyla Sevgilim, Dünyacım ve Sonunu Söyleme Bana, çok kısa sürede aklımızı başımızdan almaya yettiler. Özellikle Delinin Yıldızı ve Sevgilim, ayda bir gecelik buluşmalarımızın yeni soundtrack’i oldu bile. İşte tüm bu sevgi seli devam ederken, 27 Ekim’de grubun yeni albüm turnesi kapsamında Eskişehir’e SPR‘ye geleceğini haber alınca inanılmaz gaza geldik. Konsere bir hafta kala biletlerimiz hazırdı bile. Yıllar önce Vega’yı Eskişehir’de dinleme fırsatı bulmuştuk, Deniz Abla o gece biraz sarhoş olduğu için konser bir saatten daha kısa sürmüştü. Ancak bu sefer yeni albüm turnesi olacağı için hem eski hem de yeni şarkılara doyabilecektik. Üstelik albümlerimizi de imzalatma şansımız vardı. O heyecanla beklemeye başladık. Saat 22.00’de kapı açılıyordu.

Biz o gazla saat 20.30’da mekandaydık. Mustafa kapıları yumrukluyor, Alper en öne geçebilmek için güvenliklerle kavga ediyordu. Ben ise iki gözüm iki çeşme ağlıyordum. Beklenenden 15 dakika erken, 21.45’te kapılar açıldı. İçeri, en öne geçtik. Sahnenin sağ tarafında, birazdan Tuğrul Abi‘nin gitar çalacağı kısmın önüne geçmiştik. Burada saat 23.00’e kadar bekledik. Tabi biz beklerken mekan doldu da doldu. Bizim yaşıtlarımız, bizden biraz büyükler ve bizden epey küçükler. Bak bu nokta biz anladık ki Vega, yalnızca 2000’lerde genç olanların değil, şu yıllarda da genç olanlara hitap ediyor. Yeni albümün, 12 sene önceki çizgiden devam etmesi de muhtemelen buna gösterilebilecek en büyük kanıttı. Grubun sahneye çıkmasını beklerken, tonmaisterların biri giriyor, rodilerin biri çıkıyordu sahneden. Biz de kendimizce küçük oyunlar oynamaya başladık.

Sahnede duran iki gitardan hangisini Tuğrul Akyüz çalacak diye iddiaya girdik. Ben ve Mustafa, kazandık iddiayı. Sonra giriş şarkısını tahmin etmeye çalıştık. Rodinin gelip playlisti önümüze koymasıyla iddia sona ermiş oldu. Grup sahneye yerleştiğinde saat 23.00 civarındaydı. Sahnede altı kişiyi izliyorduk. Üç kadın ve üç erkek. Tuğrul abi, bas gitarist ve davulcu erkek üyelerdi. Back vokal, ki gecenin belki de en güzellerinden bir tanesiydi, gece boyunca bizi en çok etkileyen ve sahneyi kurtaran isim oldu. Bas gitarist görüş açımızda olmadığından yorum yapamıyorum. Tuğrul Abi, özellikle birkaç soloda hatalar yapmasına rağmen enerjisiyle gayet göz doldurdu. Vega’nın Youtube’daki pek çok canlı videosunu izlemiştim. Ancak sahnedeki ekibi ilk kez görüyordum.

vega004Deniz Abla ne yazık ki yine çok sarhoştu. Pek çok şarkıyı söylemedi, söyleyemedi ve tamamlayamadı. Bu anlarda back vokal bizleri büyüledi. Diğer gitarist (ismi galiba Ece Aksoy) en ufak bir atraksiyona girmeden, neredeyse yüz ifadesi bile değişmeden konseri tamamladı. Çok üzüldük. Deniz Abla’nın konserde yaptığı “Artık çok üst seslere çıkamıyorum” itirafı ise kalplerimize saplandı kaldı. Yutkunduk. Bir diğer üzücü durum ise davulcunun, kapasitesinin çok çok altında çalmasıydı. Belli ki notadan çalabilecek kadar kaliteli bir davulcuydu ancak özellikle “Mendil” gibi aksak ritimli parçaları bile dümdüz çaldı. Üzüldük. Bunu nasıl tarif edebilirim? Bak, demek ki insan bu denli çok sevince, beklentisi de hayli yüksek oluyor. Gerçi nasıl olmasın? 12 yıl sonra albüm çıkarmışsın ve sahnelere yepyeni parçalarla dönüyorsun. Neden kendi yazdığın şarkıları kağıttan okumak zorunda hissediyorsun o halde?

vega005

Toplamda 17 şarkı çaldılar. Performanstan önce rodinin sahneye bıraktığı playlistte ufak değişiklikler yaptılar. Sahnedeki altı kişiye ilaveten, alt yapı da kullandılar. Hatta açılış parçasında küçük bir yanlışlıkla, ikinci parça başladı. Çaldıkları parçalar şu şekilde:

Dünyacım
Komşu Işıklar
Elimde Değil
Delinin Yıldızı
Mendil
Dertler İri Kıyım
Uçları Kırık
Arzuhal
İz Bırakanlar Unutulmaz
Ankara
Serzenişte
İsim Şehir
Sevgilim
Manyaklar
Ve Tekrar
Bu Sabahların Bir Anlamı Olmalı
Alışamadım Yokluğuna

vega006

İşin en güzel yanı, yeni albüme çok ağırlık vermeleriydi. Elbette eski hit parçaları da coşkuyla söyledi herkes ancak yeni albümdeki parçaların da pek çoğunun hep bir ağızdan söylendiğini görünce, 12 yıl beklemenin sonunda ortaya çıkan albümün hakkının verildiğini anladım.

Son parçanın ortasında, Deniz abla seyirciyi selamladı ve sahneden indi. Grubun diğer üyeleri de parçayı bitirip jet hızıyla indiler sahneden ve kulise geçtiler. Maceranın ikinci bölümü bizim için hep bu aşamada başlıyordu işte: imza almak.

Vega’nın son albümü yalnızca CD formatında yayımlandı. Önceki albüm Hafif Müzik ise CD ve kaset formatında yayımlanmıştı. İlk albümü bulmak, en azından aklı başında fiyatlara, neredeyse imkasızdır. Bir diğer hayal kırıklığı ise, grubun plak formatında da yayımlanacağını duyurduğu son albüm Delinin Yıldızı’nın henüz plak olarak basılmayışıydı. Biz de Alper’le elimizde üç dört parça ürünle kulisin kapısına yöneldik. Buradaki görevliye derdimizi anlattık. Görevli isimlerimizi sorup içeriye girdi. Birkaç dakika sonra adlarımıza imzalanmış albümleri getirip verdi ve gitti. Bu kadar. Ne tanışabildik, ne bir fotoğraf çekilebildik, ne de sohbet edebildik. Üstelik tüm mekanda tek albüm imzalatmak isteyenler biz olduğumuz halde. Üzüldük.

Elbette konseri bizi birazcık hayal kırıklığına uğratmasında, mekandaki ses sisteminin de payı yok değildi sevgili okur. SPR’nin sahnesi zaten fazlasıyla küçüktür. Ancak bir de sistemin iki de bir de viyaklamasını ekleyince iş iyice katlanılmaz oldu. Ses sisteminden kaynaklanan hatalara, zamanında kendisi de kurbanı olduğu için, Alper özellikle çok üzülür. Kıyamam.

Konser ve imza faslı bittikten sonra dışarı çıktık. Özlem‘le karşılaştık. Özlem’in enteresan bir arkadaşı gelip “Abiee CD nedir yeeaa, mp3 diye bişiyy vaaer” dedi bize. Mustafa’yla bir birimize bakıp kahkaha attık. Bu esnada Caner ve Alper de gülmemek için kendilerini o kadar sıktılar ki karınları ağrımıştır muhakkak.

Evet, böylece saat 01.00 sularında Vega gecesi bitmiş oldu. Yine de grubu, yıllar sonra sahnede izlemek keyifliydi. Keşke çok daha iyi bir sistem ve sahnede, çok daha enerjik bir Vega izleseydik. Keşke Deniz abla, aklımızı başımızdan alan vokalleriyle bizleri büyüleseydi. Keşke.

vega003

Delinin Yıldızı & Benim Dolunayım

ekimdolunayİşte yine bir gökyüzü şenliği! Kaldır başını ve göğe bak. Bu ayın dolunayında kendimize ve içimizde sönmeyen şu öfkemize yepyeni bir marş buldum. Kulağıma her çarptığında saçların yüzüme vurmuş gibi hissediyorum. 

vega-delinin-yildizi-ile-geri-donuyor-10014839_1788_oEvet sevgili okur, muhtemelen geçen ayın en önemli müzik gündemlerinden bir tanesi de Vega‘nın yepyeni albümü “Delinin Yıldızı“, tam 12 yıl sonra yayımlandı. En son 2005’te yayımladıkları başyapıt “Hafif Müzik“ten sonra, 2000’lerde rock yapan pek çok grup gibi sessizliğe bürünmüştü. Biz aradan geçen 12 yıla rağmen hala “Ver mendilin varsa yanında…” diye bağıra çağıra şarkılar söylerken Vega, öyle bir dönüş yaptı ki seni bilmem ama beni olduğum yere çiviledi.

Delinin Yıldızı, toplam 10 parçadan oluşan ve pek çok bakımdan bir önceki albüm Hafif Müzik’i anımsatan bir albüm olmuş. Bu yeni albümde davulları biraz tek düze bulduğumuzu söyleyebilirim. Gerçi programlanmış olmasına rağmen gayet gerçekçi geliyor onu da itiraf edeyim. Hafif Müzik’teki davul partisyonları çok daha yaratıcı ve çeşitliydi. Deniz Abla‘nın sesi bizi bizden alırken, aslında arkada davulcu inanılmaz şeyler yapıyordu.

vega1703

Albümdü yaklaşık on gündür dinliyorum. İki gün önce de iki adet elime geçti. Bu satırları yazarken albüme adını veren ve aynı zamanda açılış parçası da olan “Delinin Yıldızı” çalıyor. Albümde en sevdiğim parça çok net bir biçimde bu. Çünkü sözleri öldürdü, yüreğimi parçaladı. Youtube’da salağın biri “kurtulamadınız ergen sözlerden” diye yorum yazmış. O salak bilmiyor ki bu albüm neden yazılmış? Deniz Özbey‘in şu satırlarının ardında neler gizli? İtiraf ediyorum bu yazı aslında tam da bu parçaya dikkat çekmek için yazıldı. O güzel dizeleri şöyle alalım:

Bir rüyanın içindeyim, bileklerim sade bir suda
Yılları var şarapların sallanırken şu sofrada
Kadehin ağzımda bir ay yarısı bulutlarla firar

Yukarıyı hayal ettim bir aşk acısı koynumda
Bir sevgilim vardı kolları şimdi kimin boynunda?

Düşmüş delinin yıldızı yüzüyor ayağımın ucunda
Rüyamın en garip yerindeyim
Düşmüş aşkların en haksızı, yanıyor kalbimin ucunda
Ve ben hala onun elindeyim

vega1704

Albümün ilk klibi de bu parçaya çekilirse büyük sürpriz olmayacak. Yakın zaman da bir de plak müjdesi verdiler. Bakalım Eskişehir konserine yetişir umarım.

Albümdeki bir diğer favorim ise vasat sözlerine ve son kısımdaki gereksiz atraksiyona rağmen, yine de kendini çok sevdiren Dünyacım. Çok iyi parça. Bir diğer iyi parça ise özellikle vokalin yarattığı o gizemli havadan dolayı Sevgilim. Özellikle nakaratlarla konserlerde çok patlayacağını düşünüyorum bu parçanın da. Albümün genelinde ister istemez, bir önceki albümle bir kıyaslama yapıyorum. Üç aşağı beş yukarı diğer albümde denk düşen parçalar oluyor. Ancak bu benzerlik rahatsızlık vermek şöyle dursun bilakis bizim özlediğimiz bir durumdu. “Seni mutsuz edicem biraz” müziğinden kurtulup şöyle dokunaklı şeyler dinlemeyi özlemişim. Albümün parça listesi şu şekilde:

1. Delinin Yıldızı
2. İsim-Şehir
3. Arzuhal
4. Sevgilim
5. Dertler İri Kıyım
6. Komşu Işıklar
7. Dünyacım
8. Sonunu Söyleme Bana
9. Man-yak-lar
10. Ve Tekrar

Albümün kapağındaki güzellik, Deniz Özbey ve Tuğrul Akyüz‘ün kızları. Bu albümün belki de 12 yıl sonra çıkmasının sebebi de bu küçük güzelliğin ta kendisi. Anneciği onu büyütmekle meşgulmüş. Kartonette şöyle bir not yer alıyor: “Bu albüm kendi gücüyle ayakta durmaya çalışan kız çocuklarına, onlara bunun için yol gösterenlere ve güzeller güzeli annemiz Güler Özbey’e adanmıştır.”

vega1705

Albümü yayımlayan Gergedan Müzik Prodüksiyon, Youtube kanalında tüm şarkıları yayımladı. Dinleyin. Ama özellikle Delinin Yıldızı’nı dinleyin. İlk dinlemede sizi sarmazsa ısrarcı olun, birkaç kere daha dinleyin. Bir bakmışsınız ki sarıp sarmalanmışsınız. Unutamadığınız o sıcaklık tüm vücudunuza yayılmış.

vega1702

Tek bir öykü yazamadım sana. Ellerim gitmiyor kağıdın üzerine. Korkuyorum bir harf döner, bir nokta kayar da sen olur diye. Bu, muhtemelen seni açık seçik görebildiğim bu yılın son dolunayıydı. Umarım öyle olmaz.

Düşmüş delinin yıldızı yüzüyor ayağının ucunda.

Çok Kapsamlı Bir Hafta Değerlendirmesi

Çok tembelim. Blogu da çok ihmal ediyorum. Ama o çok vefakar. Beni asla bırakmıyor koçum benim 🙂 Geçen hafta olan biten olayları yazayım istedim notlar halinde. Merak ederseniz okuyabilirsiniz 🙂

Geçen haftasonu Bilecik‘e Onur Abi‘yle birlikte döndük. Dönmeden önce Eskişehir’de biraz dolaştık. Şehre sinen o pazar günü burukluğunu hissetmeye çalıştık. İnsancıl Sahaf‘taki müthiş kitap indirimini de o burukluğun bilmem kaçıncı kıvrımında farkettim. Hemen yanaştım ve 6 tane kitap aldım. Unutulmuş Diyarlar – Şarkılar ve Kılıçlar Serisi‘nin dördüncü kitabı Diken Hisar bu kitaplardan ilki. Bu serinin kitaplarını şimdi değil ama ileride okurum belki diye nerede görsem toparlamaya çalışıyorum. Bir diğer kitap da yine benzer amaçla aldığım Margaret Weis‘in Dragonvarld Üçlemesinin üçüncü cildi, Ejderhaların Efendisi. Dünya Klasiklerini şiddetle okuyan ve tavsiye eden biri olarak Monteigne Denemeler, Balzac Eugenie Grandet ve Victor Hugo‘nun Notre Dame’ın Kamburu isimli ölümsüzlerini de sırf arşivlik olarak aldım. Ha bir de Recaizade Mahmut Ekrem‘nin Araba Sevdası isimli romanını da yine kitaplığıma ekledim. Bildiğiniz üzere edebiyatımızdaki ilk realist roman örneği olarak kabul ediliyor bu eser. Romanı hiç okumadım ancak yakın zamanda okumayı planlıyorum. Kitaplardan bahsettim ve son bir kitapla devam edeyim. Çarşamba akşamı Şemre ile canımız sıkıldı ve akşam dolaşmak için çarşıya indik Bilecik’te. Orada

Kerberos

bir kitap sergisi açılmıştı. Oradan da uzun zamandır aklımda olan bir kitabı indirimli fiyatı ile gördüm: Mitoloji Sözlüğü. Sözlük olunca tabi yayınevi falan farketmiyor. Hemen açıp aklıma gelen üç beş karakteri araştırdım. Artemis, Kerberos ve İkarus‘a baktım. Bunlardan Kerberus’u biraz anlatayım hadi. Kerberos, Cehennem’in bekçisi olan üş başlı köpeğin adı. Bu köpeğin kuyruğu yılan kuyruğu gibiymiş. Isırıkları da zehirliymiş. Kerberos’u yakalamak Herkül‘ün 12 görevinden sonuncusu imiş. Tabiki Herkül yakalamış köpeği ve Atina’ya getirmiş. Hatta bu esnada köpeğin ağzından yeryüzü topraklarına saçılan salyalardan ilk zehirli bitkiler türemiş.

Bu hafta cuma gecesi dolunay vardı. Dolunayın üzerimdeki malum etkileri iki sene önce kurtadam saldırısına uğrayıp yazdığım taa şu yazıdan beri biliyorsunuz. Bu etkileri biraz da ben anlatayım istedim. Ben de yarattığı fiziksel değişimleri bir kenara bırakırsak, aslında dolunayın biz kurtadamlarda yarattığı mental etki çok daha fazladır. Dolunaylarda özgüvenimiz çok fazla artar. Zamanla kendimizi çok daha iyi kontrol edebiliriz ancak bu özgüvenin bizde yarattığı o harekete geçme içgüdüsü de inanılmaz boyutlara ulaşır. Tipik bir kurtadamın Superman gibi iki karakterli bir hayatı yoktur. Yani dönüşüm bizleri tamamen farklı kişilere dönüştürmez. Sadece karakterimizde nispeten daha az baskın olan özgüven ve cesareti diğer hislerimizin üzerine çıkartır. Popüler kültürde anlatılanın aksine bilincimizi ve kontrolümüzü tamamen kaybetmeyiz. Yani bir dolunayda kalbinde size yer olan bir kurtadamla yürümenizde hiçbir sakınca yoktur, bilakis size o gece zarar verebilecek hiçbir canlı yoktur! Cuma gecesi çıkan dolunayda canım çok sıkıldı dönüşmedim. Televizyon izlerken uyumuşum. O yüzden gece dışarı da çıkamadım. Neyse önümüzdeki ayı bekleyeceğim artık.

Benim bebeklerim

Geçenlerde kendime uzun süredir almayı istediğim bir şeyi aldım: Dekupaj makinesi! Beş ay önce aynı marka, Black & Decker‘dan bir de matkap (CD714CRES) almıştım. Matkaptan gayet memnun kalınca dekupaj makinesini (KS800S) de almakta bir sakınca görmedim. Ekibe katılan bu yeni arkadaşla birlikte kesme sorunumu çok büyük oranda halletmiş bulunmaktayım. İkisini de görüyorsunuz. İkisi de benim bebeklerim. Geçen gün banyo için bir dolap yaptım bunlarla.

Mutlu kitap okuyor!

Bu hafta eve geldiğimde yatağımın üzerinde beni bekleyen yen bir misafirimiz olduğunu gördüm: Mutlu! Annem sokakta parçalanmış bir halde bulduğu bir bebeği eve getirip güzelce tamir etmiş. Üzerine de bizim Sudegül‘ün eski elbiselerini güzelce geçirmiş. Ortaya sevimli şeker bir bebiş çıkmış. Adını da Mutlu koymuş. Mutlu erkek ismidir diyeceksiniz, hayır. Mutlu diye çok şeker bir kız tanımıştım bir zamanlar 🙂 Mutlu, evimizin uzun süredir beklenen torunu oldu böylece. Fantastik bir bebek! Aramızda Erdal Bakkal ile yavrisi arasındakine benzer bir bağ oluşmaya başladı.

Sabhankra yine beklenmedik bir hareketle Yonca Evcimik‘in 1994 yorumu Tut Elimi parçasını coverlamış! Benim “Pop Müziğe Tahammülümüz Yok(!)” sloganıyla paylaştığım bu cover, yine çok farklı olmuş. Sabhankra parçayı alıp başka bir ruh haline sokmuş. Bu gelişmeyi şimdilik bu kadar kısa tutuyorum ancak birkaç gün içerisinde ayrı bir yazı yazacağım bununla alakalı olarak.

Bugün yaklaşık altı aylık bir aradan sonra Dragon Yarışları‘na katıldık. Son katıldığımız yarışla ilgili olarak yazdığım şu yazıya göz atabilirsiniz. Bu seneki yarışta da çok büyük oranda geçen seneki takımımızla yarışıyoruz. Bu sene tamtamcımız ve iki kürekçimiz değişti. Bunlardan Filiz, zaten eski kürekçimizdi. Ekibe tamamen yeni katılan arkadaşlarımız ise Halil Ceylan ve Kübra oldular. As takımımız hazır olmasına rağmen bugün antrenmanımızı yedeklerle yaptık. Uzun süre sonra dragon botuna binince çaktırmadım ama acayip bir heyecan sardı beni 🙂 Gerçi bu sene yarışan takımlar içerisinde herhalde en deneyimli birkaç takımdan birisiyizdir. Dolayısı ile bu deneyimimizi elimizden geldiğince kullandık. Antrenmanda kürekçilerimizin dört tanesi ilk defa kürek çektikleri için istediğimiz hıza ulaşamadık ama gerçek yarışta herşeyin farklı olacağını umuyorum. Ha, bu arada bu sene takım kaptanı Alper oldu.

Vega‘nın Elimde Değil parçasını bilirsiniz. Çok uzun süredir dinlememiştim. Bugün mp3 çaları karışık moda aldım. Türkçe klasöründen gitti bu şarkı başladı. Dolmuştaydım tam. O kadar senedir dinleyip de hiç farketmediğim bir şeyi farkettim: Bu şarkı bir kadına yazılmış. Grubun vokali kadın olunca sanki şarkılar da bir kadının ağzından bir adama yazılmış gibi geliyordu hep. Bugün şarkının sözlerini dikkatle dinleyince şu dörtlükle kendime geldim:

Dizime başını düşür uyu
Saçlarım yüzünde gezsin
Geceler uzun geceler boyu
Ben yorgun sen güzelsin

Şarkı güzel bir şarkı, sözler de fena değil. Ama bu kadın söylüyorsa kesin erkeğe söylüyordur önyargısının beni nasıl kör ettiğini farketmek çok can sıkıcı oldu. Aynı ön yargı ben de Şebnem Ferah şarkılarına karşı da var mesela. O şarkıları da muhakkak bir erkeğe yazılmıştır diye dinliyorum.

Aklımda kalanlarla birlikte böyle bir hafta geride kaldı. Yeni gelen haftanın daha egzantirik şeylere gebe olması ümidiyle öpüyorum her birinizi.

Vega Konseri

Vega

Çarşamba gecesi 222 Park‘ta çok ilginç bir organizasyon vardı sevgili okur. Biz de bu organizasyonda Özgür Abimize destek olmak için mekanda bulunduk. Ben, Merve, Alper, Sercan, Volkan, Togay, Seval, Yağız, Ender, Halil ve Hande‘den oluşan kalabalık bir ekiptik.

Vega, benim Türk Rock grupları içerisinde dinlediğim ve müzikal duruşlarına saygı duyduğum bir gruptur sevgili okur. Karı koca çizgilerini hiç bozmamışlar maşallah üç albümdür. Tamamı olmasa da sevdiğim üç beş şarkıları da mevcuttur.

Dün saat 17.00 civarında 222 Park’a Görkem‘in yanına gittik Volkan’la. İyi ki gitmişiz, hem grubu soundcheck esnasında gördük, hem de konserin detayını öğrendik. Meğer konser internetten de fizy.com‘dan canlı yayınlanacakmış! Başlama saati de bizim bildiğimizden tam 1.5 saat önceymiş! Dolayısı ile kursa gitme işi yalan oldu benim.

Akşam saat 19.50 civarında mekana geldiğimizde grup sahneye çıkmış başlıyordu performansına. Konser kameralarla çekildiği için sahne önüne kimse gidemedi. Grup 1 saatlik bir performans sergiledi. Bütün hit parçalarını çaldı. Daha sonra kameralara el sallayıp sahneden indiler ve 15 dakikalık bir ara verdiklerini söylediler. O esnada mekanda çok az kişi vardı.

15 dakika oldu 1 saat! Tam bir saat sonra sahneye çıktılar. Gecikmeden dolayı özür dilediler. Bu sefer sahne önü doldu. Mekan da kalabalıklaşmaya başladı. Grup bu sefer yine sil baştan çalmaya başladı parçalarını. Performans olarak ilk kısım çok iyiydi. Ancak ikinci kısımda galiba Deniz sarhoştu. Şarkıları yer yer unuttu, söylemedi. Gerçi grup yine kütür kütür çaldı. Samplelar falan harikulade idi. Ama vokalin sesini duyamadık parçalarda. Üzüldük.

Konsere geç çıktıkları için zamanımız daralmıştı dolayısı ile mekandan grup sahneden inmeden ayrıldık. Zaten bizden sonra da 3 şarkı çalıp onlar da inmişler. Sonuç olarak sevdiğim Vega şarkılarını canlı olarak dinleme fırsatı bulduğum için mutluyum sevgili okur. Güzel bir akşamdı.