Tag Archives: Volkan Yırtıcı

Senforock Eskişehir – Şef Musa Göçmen

Eskişehir’de uzun süredir bu kadar yoğun katılımlı bir müzikal organizasyon olmamıştı sevgili okur. 25 Ocak Cuma gecesi, Atatürk Kültür Merkezi‘nde (AKM) mekanının mevcut kapasitesinin çok çok üzerinde, yüzlerce rock müziksever tıklım tıkış, müthiş bir gece yaşadı. Şef Musa Göçmen yönetimindeki Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası ile Musa Hoca’nın arkadaşlarından oluşan rock grubu, Senforock projesiyle şehrimize misafir oldular.

Etkinliğin haberini hafta başında, tamamen şans eseri olarak bir billboard’da gördüm. Hemen biletler için biletal.com‘a baktım ama nafile. Tükenmişti. Yılmadım, taa gittim etkinliğin yapılacağı mekandan, AKM’den sordum. Orada da bilet satışı yokmuş. Son bir umutla çarşıdaki Turgut Özakman Sahnesi‘ne gittim. Ancak şans bize gülmüyordu sevgili okur. Yer yoktu.

Her şeyi göze alıp, cuma akşamı saat 19.15’te AKM’ye gittik. Kapıdan “koltuksuz” yazan biletlerden aldık. Beş lira yahu! Beş lira! Eskişehir’de operaya, tiyatroya gitmek beş lira sevgili okur. Yani öyle çok büyük bir lüks ve ayrıcalık değil. Sen de faydalan. Bu mekanlar, bizim yani halkın. Bu konserler, bu gösterimler her biri bu şehrin değerleridir. Sahip çıkalım.

Evet sosyal mesajımızı da verdikten sonra, sıraya girmek üzere yukarı çıktık. Tam o anda bir ses “Mesut” diye bağırdı. Bir döndüm baktım ki bizim Yeşim Hanım! Aman yarabbim! Hem de burada? Çok şaşırdım, çok sevindim. Ben Eskişehir’de yaşadığım halde bilet bulamamışken, onlar kalkıp Bilecik’ten hem de bilet alarak gelmişler. Ayak üstü sohbet ettik biraz. Sonra giderek uzayan kuyruğa geçmek üzere ayrıldık.

Kuyrukta beklerken arkadaş stoğumun en az yarısını görmüşümdür sevgili okur. Lise, üniversite, iş hayatı ve gündelik hayatta tanıdığım onlarca arkadaşımı gördüm selamlaştık, konuştuk. Tüm bunlar biz sırada beklerken oldu. Saat 20.00’yi biraz geçe biletli seyirciler dolduktan sonra sıra biletsiz-koltuksuz– olan bizlere gelmişti. O anons geldi ve içeriye yığıldık. Bak ben, 2004’ten beri Eskişehir’deyim. İlk defa bir konserde merdivene oturdum, beni bırak, salonun üçte biri de merdivenlerde oturdu. Koskoca mekan, silme, tıklım tıkış doluydu. Yani çoğu yerde bir kişinin geçebileceği boşluk bile kalmamıştı. Bir de salonun en üstlerinde olunca aşağıya doğru uzanan, insan tarlasına bakar gibiydik. Müthiş bir heyecanla beklemeye koyulduk.

Orkestra yerini aldı. Rock grubu yerleşti ve Musa Göçmen olağanüstü enerjisiyle sahneye fırladı. Biz bu adamı çok seviyoruz. Farklı projelerde, üçüncü defa izliyordum o gece kendisini. Şef, fazla oyalanmadan geceye hızlı bir giriş yaptı ve ilk şarkı: Metallica‘dan Master Of Puppets başladı. O ana kadar herkes düzenlemelerin nasıl olacağı konusunda heyecanlıydı. Bol distortionlı bir girişi duyunca şaşırdık ve daha da çok heyecanladık. Bu noktada, biz açıkçası senfoninin daha baskın olacağını hissederken, ya düzenlemeler gereği ya da genel miksin o şekilde ayarlanmasından dolayı Rock grubunu orkestraya daha baskın duyduk. Şikayet etmedik tabi ki 🙂 Şimdi bu noktadan sonrası, konser esnasında aldığım notlarla, şarkı şarkı ilerleyerek yazacağım.

  • Metallica – Master Of Puppes: Şarkı boyunca, davul ve vokalde ufak aksaklıklar duyduk. Bunlar ses sistemiyle alakalı hatalardı diye tahmin ediyorum.
  • Iron Maiden – Fear Of The Dark: Konserdeki en efsane düzenlemelerden birisiydi bu. Tüm seyirci, giriş kısmında koro olarak eşlik etti. Muazzam anlardı…
  • Ronnie James Dio – Holy Diver: Vokalde Bora Biçer, bir anda tüm kafaların kalkmasını sağladı. Gecenin en iyisi de oydu zaten.
  • Slayer – Seasons In The Abyss
  • Scorpions – Wind Of Change: Vokalde Zerrin Mete‘yi dinledik bu parçada. Parçanın olağanüstü melodisine tüm seyircinin ıslıkla eşlik etmesini sağladı. Herkese telefonunun ışıklarını açmalarını bizzat söyledi. Tek eksiklik, o güzelim soloyu çalan flütün duyulmaması oldu. Neden? Çünkü o esnada elektrik gitarın sesi epey bastırıyordu.
  • Deep Purple – Smoke On The Water: Seyircinin alkış tutarak dinlediği bir parça oldu. Vokaller gayet başarılıydı.
  • AC/DC – Highway To Hell: O ana kadar ki en etkileyici girişi yaptı orkestra. Waoov diyerek yerimden fırlamaya çalıştım. Çok iyiydi çok.
  • Accept – Balls To The Wall: Ben hiç bir zaman iyi bir Accept dinleyicisi olmadım. Yalan yok, parçayı da o kadar keyifle dinlemedim. Kötü müydü? Değildi. Ama burada orkestra biraz daha sönük kaldı.
  • Manowar – Hail and Kill: Aklıma Volkan‘ı getirdi bu parça. Vokalist müthiş screamleriyle seyirciden alkış aldı parça boyunca.

Evet, konserin ilk yarısı bu şekildeydi. İki şarkıda bir vokalistler değişti. Böylece parçaları farklı seslerden dinlemiş olduk. Dakikalardır merdivende neredeyse kıpırdayamadan oturduğumuz için her yerimiz tutulmuş halde dışarı çıktık. Komşum da olan, Üstat Aydın YAVAŞ‘ı görüp biraz sohbet ettik. Bu esnada Yeşim Hanım geldi yanımıza. Onunla muhabbete devam ederken, aranın bittiğini fark edip hemen yerimize, merdiven basamağına koştuk ki ne görelim kapılmış 😦 Ne yapacağız nereye oturacağız ederken mucizevi şekilde yer açıldı ve Betül-Mustafa ile Merve-ben olacak şekilde birer basamağa çöktük.

Konserin ikinci yarısında bile salon neredeyse hiç eksilmemişti. Bu kısımda Türkçe şarkılar vardı çünkü. Kitlenin büyük kısmı o parçaları da bekliyordu. Baştan söyleyeyim Türkçe şarkılardaki orkestral düzenlemeler, ilk kısma göre çok daha güçlü ve başarılıydı. Konseri izleyen hemen her yaştan dinleyici, torununu getiren dedeler, kızıyla gelen teyzeler, yaşıtlarımız, çocuklar, abilerimiz, ablalarımız herkes büyük bir ilgiyle bu ikinci kısmı dinledi ve çoğunlukla da eşlik etti. Bu kısımda çalan şarkılar ve bunlara dair küçük notlarım ise şu şekilde:

  • Barış Manço – Dönence: Koray Ergünay üstadın bas gitarını iyiden iyiye hissettirdiği, süper bir giriş oldu. Koray Hoca, yalnızca kendi özel, el yapımı bas gitarlarıyla sahne alıyor. Kendisini yıllar önce Eskişehir’de Volkan Yırtıcı ile birlikte ağırlamıştık. O günden beri de takip ediyoruz.
  • Cem Karaca – Tamirci Çırağı: Özellikle giriş kısmındaki brass’lar ile parça müthiş yüksek bir etki bıraktı bende. Musa Şef, bu brass düzenlemelerini ilerleyen parçalarda da ustalıkla kullanmış.
  • Erkin Koray – Arap Saçı: Konserdeki en başarılı düzenlemelerden birisiydi. Özellikle son kısmında dinleyenleri de işin içine katıp tüm salona şarkıyı söylettiler.
  • Üç Hürel – Bir Sevmek Bin Defa Ölmek Demekmiş: Yine giriş kısmında brass’ların yaptığı yürüyüşler, o çıkışlar falan harikaydı. Bir noktadan sonra dikkatimi sadece onlara verdim. Özellikle nakarattaki partisyonları muazzamdı. Bravo. bence Musa Şef, bu parçayı bu düzenlemeyle kaydedip bir single vs. yayımlayabilir.
  • Fikret Kızılok – Yeter ki
  • Edip Akbayram – Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz: “Yaylılara bravo” diye not almışım. Buna da tüm salon eşlik etti.
  • Edip Akbayram – Aldırma Gönül: Parçanın girişinde aksak bir geçiş var. Ben o kısmı hiç sevemedim. Akmadı parça, oralarda hep bir tıkandı. Öyle hissettim yani.
  • Barış Manço – Sarı Çizmeli Mehmet Ağa: Yine Koray Ergünay ve slap vuruşlarıyla aklımız yerinden oynadı 🙂
  • Erkin Koray – Estarabim:  Diğer parçalarda yazmadım ama bundan önceki her parçada bir müzisyen, belli bir part’la ön plana çıktı. Bu parçada da davulcu Ayhan Aydın, uzunca bir atakla seyirciden alkış aldı. Parçaya bütün salon eşlik etti. Kimsede enerji bitmiyordu.
  • Barış Manço – Kara Sevda: Zerrin Mete yine seyirciyi avucuna aldı. Gecenin en enerjik ve hatta en yıkım anıydı. O sıkış tepiş oturan seyircinin tamamı ayağa kalktı. Lan kimse itiraz etmedi ya! Müthiş bir andı. Kara Sevda’nın ilk riffi duyulduğunda herkes çığlığı bastı. Musa Göçmen keyiften dört köşeydi. Arka kısımdan yıllardır tanıdığımız, Eskişehir’de de defalarca ağırladığımız Hicri Bozdağ bile çıkıp geldi. Orkestra müthişti, grup müthiş. Her şeyiyle kusursuz bir performanstı. Çok büyük ihtimalle bunu kısa sürede yayımlarlar.
  • Erkin Koray – Fesupanallah: Yıkıldı ortalık. Başka da bir şey yazmaya gerek yok ama yazayım. Ayakta olan kimse oturmadı. Sanki milli marş gibiydi ya. Nasıl anlatsam bilemiyorum 🙂

Musa Şef, artık bitti dedi ama biter miydi hiç? Zerrin Mete ve diğer vokalistler hep birlikte Kara Sevda’yı söylediler. Yav ayaktaydı herkes. Sanki konser yeni başlıyordu. Böyle bir şey olamazdı sevgili okur.

Parça bitti. Çiçekler takdim edildi. Toparlandık çıkıyoruz. Hoppa, bu sefer de Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz başlamasın mı? Başladı. En az ilki kadar güzeldi.

Velhasıl, gece olabilecek en güzel şekilde bitti. O kalabalıkla, mekandan çıkmamız herhalde bir on dakika sürdü. Her birimiz mest olmuş halde en yakın çorbacıya gittik. İçtiğimiz o berbat çorba bile moralimizi bozamadı sevgili okur.

Konsere dair birkaç ufak değerlendirme yaparak bitiriyorum. Müzisyenlerin ve vokallerin isimleri zaten afişte yazıyor. Her birinin eline emeğine sağlık. “Senforock” adı altında yapılan bu organizasyondaki ses sistemi, en azından bizim izlediğimiz konserde, biraz yetersizdi. Arada sistemden dip sesler, gürültüler, ciyaklamalar duyduk 🙂 Bir de Musa Şef’im, bence orkestranın etkisini birazcık daha arttırabilir. Yer yer elektrik gitarlar senfoniyi bastırdı. Tek keşkem, vokallerin arasında Murat İlkan’ın da olmasıydı. Ahh, Murat İlkan olsaydı, belki de o gece bu işin nirvanasını görmüş olacaktık. Kısmet artık ileri ki konserlere. Eskişehir böyle güzel konserleri hak ediyor. Ahh Eskişehir…

senforock04

Ekleme: Şimdi öğrendim. 1200 kişilik salonda tam 2000 kişi varmış. Bu açıdan da bir rekor.

Ekleme 2: Süper gelişmeler  var sevgili okur. 

AÜ Rock Konserleri Vol. I

Bundan tam bir hafta önceki bir yazıyı şimdi yayınlıyorum. Özür dilerin sevgili okur.

10 Nisan Pazar gecesi Sinema Anadolu’ya gelmeyen talihsiz insanlar için yazıyorum bu yazıyı. Daha yazının başında ben şahsen sahne alan gruplarımız Hope To Find, Floyd Trio ve Volkan Yırtıcı ve ekibine teşekkür ederim.

Bir konseri yorumlarken o organizasyonun ne tarafında bulunduğunuzun çok önemi varmış sevgili okur. Son iki organizasyonumuzdan sonra bunu anladım. Sadece izleyici olarak gelip biletini alıp bir konseri izlemek, arka planda yaşanan sorunlardan bihaber olarak sadece müziğe kilitlenerek o geceyi yaşamak işin en güzel ve kolay kısmı sevgili okur. Olması gereken de budur bence. Ancak bu konser yorumu yazısını bizzat o konserin organizasyonunda yer alan üç kişiden birinin ağzından dinleyeceksin şimdi. O üç kişinin diğer ikisi olan Volkan ve Sercan’a selamlarımı iletiyorum ayrıca.

Konser sabahı saat 11.00’de okula geldim sağanak yağmur altında. Kulüp odamızdan zil sehpalarını, zilleri ve kaşeleri alacaktık sözde. Volkan ve Sercan’da benim hemen ardımdan geldiler. Ancak pazar günü Öğrenci Merkezi kapalı olduğundan bu iş yalan oldu. Boşuna beklemiş olduk. Çok acıktığımızdan Volkan Pastanesi’ne gidip içinde peynir olmayan peynirli poğaça ile zeytinli poğaça yedik.

Pastaneden çıkıp Sinema Anadolu’ya giderken orada çalışan adamı da gördük birlikte sinemaya geçtik. Sistemi kurmaya başladık hemen. Davulda aksaklık hemen peydah oluverdi. Bir önceki organizasyonda davulun vidalarından birisi düşmüştü. Daha sonra bir şekilde bu sorunu çözdük. Bizi okulun güzel yanı her şeyin sapasağlam olması sevgili okur. Kablolar olsun, diğer bağlantı elemanları olsun bir çırpıda bağladık. Mehmet Akçay’ın davul zillerini getirmesin beklemeye başladık. Bu arada Hope To Find geldi salona. Onlardan bir yarım saat sonra da Volkan Yırtıcı ve ekibi geldi minibüsleriyle. Konuklarımızı yerleştirip sahnedeki ayarlamaları yapmaya devam ettik. Alper Abi’nin 85 tane

Volkan Yırtıcı

klavyesini yerleştirdik önce. Sonra gitar ve bass’ın tesisatını kurduk. Volkan Yırtıcı’nın birbirinden atarlı ekipmanlarını da sahneye dizdikten sonra hızlıca ses kontrollere başladık. Önce Hope To Find kontrollerini yaptı. Sonra Volkan Yırtıcı ve ekibi yaptılar. Bu ses kontrol süreci acayip sıkıntılı bir süreçmiş sevgili okur onu anlamış oldum. O gün teknik ekip olarak 5 kişi yardım etti bize. Tonmaister’ımız ses mühendisi olan bir arkadaştı. Bir de caz kulübünden Barış arkadaşımız yardım etti sağolsun. Gecenin en hızlı ses kontrolünü Floyd Trio yaptı. Özellikle davulcuları çok kısa sürede bitirdi.

Ses kontrol olayının halen daha düşünüp de çözemediğimiz bir nedenden dolayı planlanandan çok uzun sürmesi sebebiyle saat 18.00’de yapacağımız kapı açılışını saat 19.15’te yapmak zorunda kaldık. İşte açık açık söylüyorum ki organizasyon olarak çuvalladığımız tek nokta da buydu zaten. Bu sebepten dolayı o gün oraya gelip beklemek zorunda kalan herkesten çok özür dileriz.

Neyse saat 19.15’te kapıyı açtık. Yaklaşık 5 dakika içerisinde insanlar salonu doldurdu ve kısa bir beklemenin ardından Floyd Trio sahnedeki yerini aldı. Grupla önceden anlaştığımız üzere sadece konser değil; konserin yanında Pink Floyd dokümanlarından oluşan bir görsel şölen de hazırlanmıştı. Sahne almalarıyla birlikte bu görüntüler de sahneye yansıtıldı. Bana göre çok iyiydiler. Gitaristleri aralarda ufak hatalar yapsa da grubun tamamına bunu asla yansıtmadı ve ustalıkla üstesinden geldi. Davulcuları Haldun Abi için çelenk göndermişlerdi sevgili okur. O açıdan acayip bir durum oldu, çok sevindik. Özellikle bu grubu dinlemek için gelen çok fazla seyirci vardı bir de. Grubun bass vokali Furkan Abi, kimse alınmasın, mükemmel performans gösterdi. Özellikle birkaç gün önce de yazmıştım bu grubun stüdyosunu. Aynen oradaki gibiydi sesi yine.

Floyd Trio

Konser boyunca gecenin hareketi denilebilecek 3 hareket oldu. Bunların ilki Floyd Trio sahnedeyken oldu. Grup Money’i çalarken parçanın saksafonlu kısımlarında arkadan bir saksafon sesi duyulmaya başladı. Bir süre sonra insanlar bu sesin kaynağını bulabilmek için bakınmaya başladılar. İşte tam o anda sahneye elinde saksafonuyla yandaki fotoğrafta gördüğünüz abimiz çıktı ve alkış koptu! Şanslısın sevgili okur çünkü bu anın videosunu da koyuyorum senin için!

Hope To Find

Floyd Trio’dan sonra hepimizin sabırsızlıkla beklediği grup Hope To Find saheneye çıktı. O gece grubu izleyenler grubun davulcusunun jübilesini de izlemiş oldu. Bilmeyenler için Orkun Abi artık grubu bıraktı. Bizi terketti, yapayalnız bıraktı, çok üzdü. Hope To Find sahnede gecenin en rahat grubu oldu. Aksaklıklar oldu birkaç defa ses sistemi kaynaklı. Son parçalara doğru sistem iyice çuvallamaya başladı. Grupla konserden hemen önce anlaştım ve grup klip parçaları City Soul’u çalarken eş zamanlı olarak projeksiyona parçanın klibini verdim. Mükemmel oldu sevgili okur. Az önce bahsettiğim gecenin hareketlerinden ikincisi grup son parçasını çalarken iyiden iyiye gaza gelen bizi de gaza getiren davulcu Orkun Abi tarafından yapıldı! Parçanın arasında bir yerde bagetini hava kaldırıp “Eskişehirrr!” diye bağırdı ve o bağırtıyla bir alkış koptu öff ne biçimdi o an! Hope To Find sahneden inerken gözümüzde yaşlarla koştuk sahneye. Evet. Hızl diğer grup için sahneyi hazırlamaya başladık. (Tamam lan sadece ben koştum ve ağlamıyordum.) Hope To Find sahnedeyken çok kızdığım bir olay oldu. O da şu ki seyircilerden birisiin parça aralarında bası duyamıyoruz, vokal yok abi, gibi cümlelerle gruba müdahele etmesi. Kıl oldum.

Volkan Yırtıcı ve Ekibi

Gecenin headliner’ı Volkan Yırtıcı ve ekibi oldu. Grup hemen kısa bir ses kontrol alıp başladı çalmaya. Kimse alınmasın da hakikaten çok iyiydiler. Bildiğimiz ve bilmediğimiz (yeni albümünden) birçok parça çaldı. Volkan Yırtıcı’nın sadece kendisi değil; ekibi de çok iyiydi. Bassçısı Koray Ergünay gecenin en iyi üç hareketinden üçüncüsünü yapan adamdı. O acayip bas gitarı ile acayipten daha acayip sololar attı. Bas gitarı hayatımda duyup görmediğim kadar ince perdelerine kadar ustalıkla kullandı adam. Bu arada kendisi “Yardımcı Doçent Doktor” ünvanına sahiptir Hacettepe Üniversitesi’nde. Grupta o gece davullarda Cenotaph, Self Torture ve Seth.Ect ile çalan Semih Örnek vardı. Bu dev adam hiç hata yapmadı! Klavye de ise karizmasıyla genç kızların kalbini çalan (bunu ben söylemiyorum valla kuliste konuştuk)  Ozan Dündar yer alıyordu. Back vokalleri hatta yer yer vokalleriyle çok başarılıydı. Konserin sonuna doğru iyice azalan seyirci sayısına rağmen grup kalitesinden hiçbir şey yitirmedi.

Volkan Yırtıcı’nın playlistini sahnesi biter bitmez koşup çaldım! O gece ele geçrdiğim şeyler arasında neler yoktu ki! Hope To Find’dan Zafer Abi sağolsun iki tane pena verdi. Orkun Abi’nin de Vic Firth markalı süper bagetlerini aldım koleksiyona. Volkan Yırtıcı’dan bir pena ben aldım, bir pena da Murat almış. Koray Ergünay’dan birşey alamadım zira adam parmakları ile çalıyordu. Ama Semih Örnek’in o güzelim Vic Firth bagetlerine acımadım ve koleksiyonuma bir çift daha kattım, yaptım bunu!

Herkesle güzel bir şekilde vedalaştık. Volkan Yırtıcı’yı yolcu ettik. Ekipmanları toplarladık. Mekandan ayrılırken hiç hesapta olmayan 200 liralık bir borcumuz olduğunu öğrenip yamulsak da belli etmedik. Alper’le Murat yolda ayrıldılar. Biz de tam evlere dağılacakken Volkan’ın bize çorba ısmarlayacağı tuttu. Gittik Urfalı Yedi Kardeşler’e. Birer işkembe söyledik. Adamlar getirip üzerine tereyağı döktüler öff nefis. Hesabı öderken anladık ki bu üzerine döktüğü tereyağı için de 1 lira alıyormuş. O gece öylece bitti.

Etkinlikten okulun e-gazete’sinde bahsedilmiş ama Anadolu Haber’e çıkmamışız. Çok üzüldük. Ayrıca koskoca etkinliğin sadece 5 dakikalık bir anına ait bir fotoğrafı kullanarak haber yapmak da nasıl bir durumdur anlamadım. İşte o link: http://e-gazete.anadolu.edu.tr/ayrinti.php?no=9690

NOT: Şimdi benim muhakkak unuttuğum noktalar vardır sevgili okur. O yüzden buı yazıyı bir kaç gün sonra bir kere daha kontrol etmende fayda var.
Kısa bir süre sonra Hope To Find ve Volkan Yırtıcı’nın da videosunu ekleyeceğim.

Floyd Trio – Pink Floyd’dan Hallice :)

10 Nisan - Sinema Anadolu

Volkan‘a teşekkür ediyorum. Dün eve gelip harddiskimin yandığını görmeden önce belki de bu haftanın en iyi “bir saati”ni yaşamamı sağladığı için.

10 Nisan günü Anadolu Üniversitesi Rock Kulübü Olarak “AÜ Rock Konserleri Vol. I” isimli konserimizi Volkan’ın üstün çabaları sayesinde düzenliyoruz sevgili okur. Bu konsere 3 grup çıkacak ki inanın her biri dinlemeye doyulmaz gruplar. 10 Nisan günü Sinema Anadolu‘da dinleyeceğimiz bu grupları tanıtayım hatta durun.

:: Volkan Yırtıcı: Ankaralı ve Fusion – Progressive Rock müzik yapıyor. http://www.myspace.com/volkanyirtici adresinden acayip süper parçalarını dinleyebiliyor ve kalitenin farkına varabiliyoruz. Sadece ekibine bile baksanız diliniz damağınız kuruyor!

:: Hope To Find: Artık yavaş yavaş kendi grubumuz gibi sahiplenmeye başladığımız -ve iddia ediyorum- Türkiye’nin en iyi progressive rock grubu. Aşağıda paylaştığım City Soul parçası en iyi ikinci parçaları. Parçanın sonunda şu sözü söyleyeceksin sevgili okur: “Lan en iyi 2. si buysa, ee?” Evet. Hope To Find çalarken City Soul’un son kısmında sahneye çıkıp atlayacak kişi ben olacağım. İzleyin görün sevgili okur. Grup için detaylı bilgi: http://www.myspace.com/hopetofind

:: Floyd Trio: Vee bu yazının başlığı ve yazılma sebebi olan grup. İşte bu Floyd Trio grubunu dinlemek üzere Volkan’la birlikte stüdyoya gittik nazik davetleri üzerine. Henüz iki ay önce kurulmalarına rağmen aralarındaki uyum mükemmel! Çaldıkları parçalarının tamamı Pink Floyd parçaları olan üçlü, dinleyenlere “Üç kişi bu kadar mı güzel müzik yapar lan?” dedirtiyor. “Lan” dedirtiyor çünkü acayip de samimi insanlar. Bir saatlik stüdyo süresince ağzım açık dinledim. Ara ara gözlerimi kapatıp seni hayal ettim.

10 Nisan’da Sinema Anadolu’da Floyd Trio’yu dinleyenler sadece Pink Floyd şarkılarını dinlemeyecek, harika bir Pink Floyd Görsel şovu yaşayacak ve süprizlerle kendinden geçecek. Kameralarınızı ya da ses kayıt cihazlarınızı getirmenizi tavsiye ederim.

Bu yazıdan çıkarılacak ders sevgili okur, 10 Nisan’da ne yaparsan yap, o konsere gel. Zaten gece yarısından çok önce bitecek. Böylelikle geç kalma sorunun da kalmayacak. Benden söylemesi 🙂

Hope To Find – Still Constant

Gecikmiş bir yazı olacak bu. Zira günlerdir internet bağlantım yoktu.

Hope To Find

Eskişehirimizin çıkardığı güzide, yegane ve kaliteli gruplardan birisi olan Hope To Find‘ın Still Constant isimli EP’sini inceleyeceğim bu yazıda. Neredeyse 1 sene gecikmiş bir inceleme olacak ama kısmet böyleymiş sevgili okur.

Dediğim gibi bu çalışma 2009’un hemen sonunda, Aralık ayı içerisinde yayınlamış. Albüm kayıtları ve mix işleri Volkan Yırtıcı tarafından Ankara’da Detay Müzik Stüdyoları‘nda yapılmış. Bu albümle ilgili bir ilginç detay da mastering işlemlerinin Rick O’neil tarafından Avustralya Sidney’de Turtle Rock  Mastering Studios‘ta yapılmış olmasıdır. Özellikle mastering konusunda ülkemizdki pek çok grubun yurtdışıyla anlaştığını biliyordum da açıkçası bu kadar uzağını duymamıştım. Ancak albümü dinlediğinizde adamlar işlerini yapmış diyorsunuz. Çok başarılı zira.

Still Constant (büyütmek için tıklayın)

Şarkılara geçmeden albümün görsellerinden ve tasarımından da bahsedeyim. Albüm digipack olarak basılmış. Çok şık olmuş açıkçası. Grafik tasarımlar Ebru Baranseli tarafından yapılmış. Gerçekten bir EP’den çok öte, bandrollü bir albüm kalitesinde yapılmış. Şanslıysanız bir tane edinebilir ve arşivinize koyabilirsiniz 🙂

EP’de 4 parça var. Bunlar sırası ile;

  1. The Grand Opening
  2. Walking Walls
  3. Witness Of Happiness
  4. City Soul

Şunu tüm samimiyetimle söylüyorum sevgili okur, boş parça yok! Dörtte dört! İnan bana. Ancak kişisel favorim Witness Of Happiness‘tır. Bu albümün bir diğer önemli yönü de son parça olan City Soul‘a klip çekilmiştir. İnanın, Eskişehir’de yaşıyorsanız bu video, bu 7 dakika size çok fazla ve farklı duyguyu yaşatacaktır. Çok başarılı olmuş. Şarkıya çok paralel olmuş. Grubun albüm boyunca tüm şarkılarda ön plana çıkardığı (en azından bana göre) geride duran ama herşeyin merkezindeki o ruh halini bu videoda tüm çıplaklığı ile izleyebiliyorsunuz. Dediğim gibi başarılı olmuş.

EP, The Grand Opening’la başlıyor. Şarkı adını hakediyor ve albümün sonuna kadar sürecek olan bu 28 dakikalık serüvende sizi nelerin beklediğini bir anlamda haber veriyor. Grup sanki bu parçada bugünlere nasıl geldik ve bundan sonra ne yapmak istiyoruzu anlatıyor. Zafer Abi, “all those years past…” diye başladığında ilk tepkim “vay anasını” olmuştu. Vokal olarak en etkileyici parça bu. Bu arada albümde tüm vokalleri grubun gitaristi Zafer Yüksel yapmış. Sadece City Soul’un sözleri hariç, tüm söz ve müzikler de gruba ait. The Grand Opening’i sevmemin bir nedeni de 3:40 civarında başlayan o harika güzellikteki klavye kompozisyonu da olabilir. Bu kadar yumuşak bir melodinin yükselerek normal akışa bağlanması çok başarılı. Bzen olur ya hani zorlama gelir böyle geçişler. Bu albüm de o his yok işte, çok doğal.

İkinci parça Walking Walls, albümde en az sevdiğim parça oldu. Bu parçadaki vokaller özellikle diğerleri kadar etkileyici değil. Ancak bu parçada da gövde melodisi çok başarılı, ayrıca davul ve bas akışı on numara. Albümün süre olarak en kısa parçası. Sözleri gayet başarılı.

Albümün üçüncü parçası benim Allah’lık diye adlandırdığım Witness Of Happiness. Parçayı dinleyen ve olayla alakası olmayan pek çok eşimin dostumun “Aaa Türkler mi?” diye tepki verdikleri bir parça bu. Albümdeki en uzun eser. Yedi buçuk dakikalık bir mükemmeliyet. Söz olarak da en derin ve en başarılı parça bu. Vokaller çok yerli yerinde. Davulun ve klavyenin zirve yaptığı eser bu işte. Özellikle 1:30 da giren Dream Theatervari o kısım, grubun adını koyduğu o progressive yanını en iyi yansıtan kısımlar. Buralardaki bass yürüyüşleri, klavye partisyonları inanılmaz sevgili okur. Zaten 3. dakikadan itibaren başlayan bir kısımda var ki grubun klavyecisi Alper abiyi görseniz tutar ellerinden öpersiniz! Bu kadar açık bak! Burada tüm grubun harikalar yarattığını söyleyebilirim. İşte tüm bu sebeplerden dolayı bence albümün en sağlam parçasıdır Witness Of Happiness.

Ve son parça da klibi de çekilen City Soul. Bu parçaya sözleri Özge Yavuzer Koyuncu yazmış. Klibinin Eskişehir’de çekilmesi sebebiyle ve şarkının adında “şehir” sözü geçmesi sebebiyle bu şarkıya ben “Eskişehir’in şarkısı” diyorum. City Soul, bass gitarın en ciddi efor sarfettiği parçalardan birisi. İyi bass veren bir kulaklıkla dinlediğinizde anlayabilirsiniz ne dediğimi. Bu parçada da çok ciddi progressive ögeler var. Hatta pek çok kişiye göre de albümün en iyi şarkısı bu. City Soul, sevgilinize sarılarak dinleyebileceğiniz bir şarkı. City Soul, çok üşüdüğünüz bir gece de bir an önce evinize varmak isterken dinleyebileceğiniz bir şarkı. City Soul, aşık olduğunuz kız yanınızda habersizce otururken sizin çaktırmadan onun yüzüne bakarken dinleyebileceğiniz bir şarkı. City Soul, sınavınız kötü geçtiğinde son kısmını dinleyerek koşmaya başlayacağınız bir şarkı. Böyle bir şarkı işte.

En başta dediğim gibi bu EP’de boş yok sevgili okur. Albümün sınırlı sayıda basılan kopyalarından edinmeniz çok zor olabilir. Albümü şu aşağıda verdiğim link üzerinden (grup üyeleri tarafından yollanmıştır) indirebilirsiniz. Dağıtımı da serbesttir. Sıkıntı yaşayan olursa bana ulaşabilir.

http://www.bunalti.com/?p=102227

Albümdeki kadro şu şekilde:
Zafer Yüksel – Guitars, vocals
Seçkin Can Koyuncu – Guitars
Alper Dağalp – Keyboards
Erdem Korkmaz – Bass
Orkun Şen – Drums

Seçkin Can Koyuncu, şu an ki kadroda yok. Ayrıca artık vokallerini Bursa’dan Mert Erdem yapıyor. Eskirock Metal Fest Vol. I‘de sahnede o vardı. O festivale katılanlar izleyebilmişlerdi.

Grubun myspace adresi: http://www.myspace.com/hopetofind
Grubun internet sitesi: http://www.hopetofind.net
Grubun facebook sayfası:  http://www.facebook.com/hopetofind#!/pages/Hope-To-Find/171619490495

Hope To Find’a destek ver sevgili okur! Bu, boynumuzun borcudur.