Tag Archives: Wild Horde

Şubat Dolunayı – Batının Güneşi

subatmoon20

08.02.2020 Eskişehir’de dolunay

Günlerdir kapalı, günlerdir tipiyle boğulmuş gündüzlerin; bulutların esiri olmuş akşamların ardından nihayet gösterdin yüzünü. Aslında güzel bir kış manzarası çekmek için çıkmıştım pencereme. Ancak hiç umudum yokken birden dağılıverdi bulutlar ve sen peyda oldun dünyama.

Artık bir gelenek haline geldi. Her ay yeni bir parça çalıyoruz. Belki ufak prodüksiyonlar ama başlangıcından bitişine epey bir emek istiyor. Parça seçimleri için belli bir kuralımız yok. Bazen çok popüler olan ve gerçekten kaliteli bulduğumuz şarkıları seçiyoruz. Bazen de yıllardır aklımızın bir kıyısında olan parçaları. Bu ay işte böyle bir parça seçtik. Ennio Morricone‘nin çoğu zaman filminin ötesine geçen harika bir eseri olan Wild Horde‘yi çaldık. Bu parça, My Name Is Nobody filminin soundtrack’leri arasında benim en çok sevdiğim parça. Her şeyiyle dört dörtlük bir western klasiği. Vahşi Batı’nın insanı yakan o güneşini hissettiriyor her dinlediğinizde.

Bu videoda, ritm gitarlar Yağızhan, elektrogitar solosu ise Alper tarafından çaldı. Flüt ve perküsyonu ise ben çaldım. Koro sesleri ise üçümüze ait. Video boyunca duyduğunuz tüm sesleri de yine Yağızhan kaydetti ve miksledi sağ olsun. Videonun kurgusunu ise ben yaptım. Kurgudaki birkaç hata bu yüzden zaten 🙂 Bu videoyla ilgili tek eksiklik belki de orijinalinde olan “ıslık” bölümünün olmayışıydı.

Bana seni hatırlatan o kadar çok ses var ki… Ne zaman Göksel çalsa mesela sen gelirsin aklıma. Ne zaman Mabel Matiz‘in ilk dönemini duysam aklıma astrolojik seyahatlerimiz gelir. Bazen de Melankoli çalar bir nostalji radyosunda ve hayatımın en garip döneminde yaptığım bir konuşmayı hatırlarım, canım geçer. Seni hatırlatan günler, aylar ve yıllar var. Tüm bunlar belki de bir ömür dolusu geliyor, tüm bir hayata değer. Notalar, kelimeler, renkler ve sayfalar dolusu sen varsın. Anlatabilmek için usulca doğmanı bekliyorum.

subatmoon21

Bu ay dolunayı erken bir saatte karşılayınca, etrafa şöyle bir göz gezdirmek için de zaman kaldı. Makinede takılı 75-300 mm objektifle epey bir çekim yaptım. Elbette böyle bir donanımla çalışmanın en büyük dezavantajı muhakkak bir tripoda ihtiyaç duyuyor olması. Bir de odak uzaklığı arttıkça –ki Ay çekimi için olabildiğinin en açığı– netlemeyle ilgili olarak gözünüze güvenmeniz gerekiyor zira otomatik netleme pek işe yaramıyor.

Bir sonraki buluşmamız artık baharda olacak. Kış bitiyor, bu ay nasıl geçer bilmiyorum. Belki de gerçek kışı bu ay bitene kadar yaşarız. Karanlığı, soğuğu, çaresizliği. Ancak elbette ilk cemre gönüllere düşecek ve baharın müjdecisi olacak.