Tag Archives: youtube

Dolunay – Küçük Bir İhtimal

Biriciğim merhaba,

Güzel yüzlüm, sen yokken gökyüzüne bakmak bile gelmiyor içimden. Gerçi bu ay hep hastalıklarla uğraştım durdum. Bugün nihayet bu süreci de tamamladım. Bununla ilgili detaylar bir sonraki yazının konusu olacak.

İyice soğudu Eskişehir. Sen bilmezsin, burada yaşamanın en sıkıcı tarafı “karlı bir kış gününde gizlenen güneşe hasret kalmak” oluyor. Böyle günlerde zehir oluyor işe gitmek, eve gelmek, yazmaya, çizmeye çalışmak.

2Küçüklüğünü hatırlamaya çalışıyorum. Yüzünden, o çocuk gözlerinden hiç kaybolmayan masumiyet, büyüyüp serpildiğin günlerde de yerli yerinde duruyordu. Dolunayım, belli ki yanlış yaşıyorum. “Yanlış bir hayatta soluksuz çırpınıyorum.” Bu düşler bile bana göre değil. Uzun uzadıya konuşup anlatmanın yerini, tek bir bakışın, dudaklarının kenarında beliren minicik bir gülümsemenin aldığı günler de bu hayatın bir parçasıydı. Ama geride kaldı ve parçalandı. Ve şimdi yerlere “düşmeden kanıyor dizlerim”.

03Bu dolunayın en büyük sürprizi Efendi‘nin yayımladığı yeni single ve video klip oldu. Grubun Youtube Netd kanalında yayımlanan klibin çekimleri aslında bundan birkaç ay önce Eskişehir’de yapılmıştı. Eh biraz bekledik açıkçası. Ancak çekimlerine misafir olarak eşlik ettiğim klibin nihayet yayımlandığını görünce havalara uçtum sevgili okur. Kimse bilmiyor ama bu klipte ve bu şarkıda senden çok büyük “iki parça” var. Kimse bilmiyor derken, elbette çok az kişi biliyor, yoksa parça ve klip ortaya çıkmazdı.

Muhtemelen bu videoyla ilgili internette başka yerde bulamayacağınız detaylara geçelim. Klip Aytekin Aykut ve ekibi tarafından, Eskişehir’de terkedilmiş bir fabrika binasında ve civarında iki günde çekildi. Soranlar olabilir, klipte oynayan oyuncu Türk. Fabrika ve grup üyelerinin çekimleri ilk gün, vokalist Utku ile oyuncu arkadaşımızın çekimleriyle drone çekimleri ise ikinci gün yapıldı. Şu anda izlediğiniz klip, videonun muhtemelen dördüncü versiyonu. Bundan önceki versiyonlar ise sadece bizim özel arşivlerimizde yer alıyor. Şarkının kayıtları ve düzenlemeleri, artık iyice Eskişehir’deki tapınağımız haline dönüşmeye başlayan, Ufuk Bulut Stüdyosu‘nda ve bizzat kendisi tarafından yapıldı. Klipte trompet çalan kişi aslında kayıtta çalan kişi değil. Bunun dışında tüm diğer Efendi şarkılarında olduğu gibi, söz ve müzik yine Utku Kuyubaşı‘na ait.

0

Bu şarkıyla ilgili küçük bir de hatıramız var. Aylar önce İstanbul’a, grubun firması olan Arpej Yapım‘la görüşmek için giderken, yol boyunca demo versiyonunu dinlemiştik. Firmada görüşürken de bu şarkı ve özellikle “düşmeden kanıyor dizlerim” cümlesi odadaki herkesi mest etmişti. Hakikaten efsane.

İşte sana bir keşif fırsatı sevgili okur. Yıllardır yazıp çizmeme rağmen, halen Efendi’yi dinlememiş olabilirsin. İşte sana ileride çok değerlenecek bir şarkıyı keşfetme fırsatı. Bu dolunayda kendin için unutulmaz birkaç dakika yarat. Aklından her şeyi çıkar ve Utku’nun sesine bırak kendini.

 

Açıköğretim Maceram: Fotoğrafçılık ve Kameramanlık

Şu yazımda bahsettiğim bir Youtube dizisi var sevgili okur: Olmaz Öyle Saçma Şey. Sen izlediğinde ne düşünürsün bilmem ama bana göre Youtube‘daki en başarılı işlerden birisini yapıyor adamlar. Üstelik bu iş yalnızca keyifli vakit geçirmemi sağlamıyor, bir de bana ilham veriyor. Özellikle fotoğrafa olan ilgim ve hevesim, bu adamları izledikten sonra yeniden artmaya başladı.

Fotoğrafa ve aslında tüm grafik sanatlara, üniversiteden itibaren ciddi bir ilgi duymaktaydım. Bu ilgimi “fotoğraf makinesi sahibi” olmakla karıştırma lütfen. Yani objeye netleyip arka planı blur yapmaktan bahsetmiyorum. Bak bunu da taa 7 sene önce, 2010’da yazdığım şu yazıda anlatmışım. Bugün de aynı düşüncelere sahibim. Renk, kompoziyon, üslup gibi konular her zaman ilgimi çekmiştir. İlginç bulduğum pek çok grafik tasarımı saklarım. Ve hatta çok iyi kalitede bastırıp o şekilde saklarım. Elimde bu açıdan çok iyide bir arşiv oluşmaya başladı.

Tarihte çekilmiş ilk fotoğraf: Pencereden Görünüş (View from the Window at Le Gras – Niépce)

Olmaz Öyle Saçma Şey’in bir bölümünde İlker Hoca, “diyafram değerlerinin nereden geldiğini çok az insan biliyordur” demişti. Doğru söylüyordu. Ben de bilmiyordum. Ancak bu durum bende ilginç bir tetikleme oluşturdu. Fotoğrafçılığın tekniğini neden öğrenmiyordum ki? Üstelik üniversitede de bununla ilgili bir ders almıştım. Üniversite son sınıfta “Fotoğrafçılık” dersi görmüştüm ve sağ olsun Feyyaz Bodur hocam sayesinde bu sanata karşı inanılmaz bir heves oluştu o zamandan başlayarak.

ikinci_1Bu dönem başında hiç vakit kaybetmedim ve Anadolu Üniversitesi‘nin “İkinci Üniversite” programları kapsamında Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Ön Lisans programına kaydoldum.  Şu ülkede, Anadolu Üniversitesi’nin İkinci Üniversite programları kadar fırsat eşitliği veren, kusursuz işleyen, insanlara ilgi alanlarına göre akademik bilgi vermeyi vadeden ve bunu da çok iyi bir şekilde yapan bir başka oluşum yok sevgili okur. Okuduğum programda da inanılmaz dersler var. Sosyal Bilimleri işte bu yüzden çok seviyorum. Yalnızca o branşla ilgili olanı değil, kesişen tüm branşlara ilişkin orta düzeyde bilgi olmanızı sağlıyor. İnanılmaz. Bu sene ilk dönemde aldığım dersler şu şekilde:

TEMEL BİLGİ TEKNOLOJİLERİ I
GÖRSEL ESTETİK
TEMEL FOTOĞRAFÇILIK
FOTOĞRAF TARİHİ
FOTOĞRAF KÜLTÜRÜ
İLETİŞİM BİLGİSİ
SOSYOLOJİYE GİRİŞ

Ne olacak lan kolaydır, diye düşünüyorsanız cidden yanılıyorsunuz. Çünkü Fotoğrafçılıkla ilgili eğer bir birikiminiz yoksa işin perde arkasında “düğmeye basıp çekmekten” çok daha fazlası var. Sınavdan önceki hafta izin alıp ders çalıştım. Ders kitaplarını okumaya başlayınca, fotoğrafın tekniğine ve tarihine hayran oldum sevgili okur. Çok temel bazı kavramların yanında, kitapları yazan hocaların konuları anlatış biçimlerini çok beğendim. Fotoğrafın hem sanat alanında, hem de iletişim alanında bir değeri olduğu için derslerin dağılımları da bu yönde olmuş. Bu dönem aldığım toplam 7 dersten dört tanesi doğrudan mesleki dersler. Bunlar Temel Fotoğrafçılık, Fotoğraf Tarihi, Fotoğraf Kültürü ve Görsel Estetik. Bunların dışında kalan Sosyolojiye Giriş, İletişim Bilgisi ve Temel Bilgi Teknolojileri ise fotoğrafın özellikle iletişim alanında kullanımına yönelik alt yapıyı hazırlamak üzere programda yer alıyor.

aof01vizeİki hafta önce, bu derslerden ilk vize sınavına girdim. Her iki sınava da Osmangazi Üniversitesi’nin en ücra dersliklerinde girdim. Sınavın sonuçları geçen gün açıklandı. İlk vizede Fotoğraf Kültürü dersinden çuvallamışım. Bir de İletişim Bilgisi dersinden iki soru sallamıştım. Demek ki ikisi de yanlış çıktı. Keşke boş bıraksaydım. Bunun dışında kalan diğer dersler fena değil. Sınavların yapıldığı iki gün boyunca bölüm arkadaşlarımla aynı sınıfta sınava girdim. Öğrenci profili gerçekten harika! Çoğunluk 30 hatta 40 yaş üzeri. Sırf merak ettiği için okuyor herkes. Diploma ihtiyacına yönelik bir talep yok anlayacağın.

Tarihte fotoğrafı çekilen ilk insan (Ayakkabısını boyatıyor): Temple Bulvarı (Boulevard Du Temple – Daguerre)

Eski okuyucular hatırlayacaktır. Lisans dönemlerinde sınav sonuçlarımı hep paylaşırdım. Fotoğrafçılık ve Kameramanlık maceram boyunca da o şekilde yapacağım. Bu dönem sonunda final sınavları olacak. Heyecanla bekliyorum. Henüz çalışmaya başlamadım ama özellikle vizede düşük gelenlere ağırlık vereceğim.

Bloga, 2018’den itibaren yeni bir kategori eklemeyi düşünüyorum. Bu kategori altında da çektiğim fotoğrafları paylaşacağım. Ancak, bu fotoğrafların sayısını oldukça az tutmayı hedefliyorum. Yalnızca ve yalnızca teknik/estetik açıdan beğendiğim kareleri ekleyeceğim. Çok skandal şeyler de olabilir. Senin anlayacağın sevgili okur, 2018’de çook eğleneceğiz…

Olmaz Öyle Saçma Şey!

olmaz0Youtube‘daki binlerce saçmalığın arasından sıyrılarak Hazal sayesinde keşfettiğimiz harika bir projeden bahsedeceğim: Olmaz Öyle Saçma Şey!

İstanbul Film Akademisi(IFA) kadrosunda çalışan yönetmen İlker Canikligil ve arkadaşlarının, haftalık olarak yayımladıkları bir video serisi var sevgili okur. İlker Hoca (ki gönül rahatlığıyla hoca diyebilirim, kendisinin akademik kariyeri de var) ve arkadaşları, her hafta sinema sanatı ve teknolojisiyle ilgili bir konu seçiyor, bu konuyu İlker Hoca enine boyuna, yanlış bilinen doğrularıyla ve olmaz öyle saçma şey dedirten şehir efsaneleriyle harmanlayıp anlatıyor. Film çekmekle alakanız olmasa dahi İlker Canikligil’in sempatikliği, ekibine yönelik sataşmaları ve çoğu zaman “sektörle” dalga geçen anlatımlarıyla ortalama 10 dakika süren videonun nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bile.

olmaz1Geçtiğimiz haftalarda, sezon finali yayımlandı. İlk sezonda toplam 23 bölüm yayımlandı. Bir bölüm bir saatten daha uzun süreli ve canlı yayımlandı. Özel bir bölümde de daha önceki bölümlerde yapılan yorumlara cevaplar verdiler. Hangisi çok iyi diye sorma, inan bir birinden ayırt edemiyorum. Her birinde ayrı bir bomba patlatıyor İlker Hoca.

Programın formatı aslında çok basit. Kameranın karşısında, her hafta farklı ve orijinal bir tişörtle, İlker Hoca oturuyor. Kameranın arkasında da sürekli sesini duyduğumuz görüntü yönetmeni Nazım ile ara sıra sesini duyduğumuz yapımcı Veysi yer alıyorlar. Bu ikisi de en az İlker Canikligil kadar eğlenceli insanlar ancak yüzlerini hiç görmüyoruz. Nazım, bir birinden ilginç ve komik teorilerle her programda İlker Hoca’ya konuyu veriyor. İlker Hoca da konuyu gayet anlaşılabilir şekilde, sohbet havasında anlatıyor. İlk sezonda yaptıkları bölümlerin konuları şu şekilde:

24 FPS mi 25 FPS mi? (Bölüm #1) 
ALEXA mı iPhone mu? (Bölüm #2) 
4K mı 8K mı? (Bölüm #3) 
Bir Filmi Neden İzleriz? (Bölüm #4) 
Nasıl Oscar Kazanırsınız? (Bölüm #5) 
Film mi Dijital mi? (Bölüm #6) 
Nasıl Yönetmen Olunur? (Bölüm #7) 
Sen Bu İşi Bedava Yap Arkası Gelir Efsanesi (Bölüm #8) 
Film Sektörüne Girmek (Bölüm #9) 
Film Festivalleri (Bölüm #10) 
Color’a Girmek! (Bölüm #11) 
Televizyon Almak! (Bölüm #12) 
Görüntü Yönetmenliği (Bölüm #13) 
Remix (Bölüm #14) 
Büyük Kamera! (Bölüm #15) 
Yorumlara Cevaplar (Bölüm #16) 
Filmde Işık (Bölüm #17) 
Canlı Yayın 20.06.2017
Filmde Ses (Bölüm #18)

Filmde Kurgu 1 (Bölüm #19)
Filmde Kurgu 2 (Bölüm #20
Sinema Okumak (Bölüm #21)

Pozlama (Bölüm #22)
Sezon Finali Olmaz Öyle Saçma Şey (Bölüm #23)

Bölümlere tek tek link vermedim. Ancak, bölümlerin yayımlandığı Youtube kanalına ve IFA’nın diğer videolarına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz. Serinin özel bölümü aşağıda yer alıyor. Şimdiye kadar hiç izlemediyseniz, bir bakın bakalım 🙂

Getik Fanzin Sosyal Platformlarda!

Geçtiğimiz hafta 8. sayısı yayımlanan; Eskişehir ve Ankara’dan sonra İstanbul’da da okuyucuyla buluşan ve çok beğenilen fanzinimiz Getik Fanzin‘i sosyal medyadan da takip etmeyi neden denemiyorsunuz?

Eskişehir’de başta Çilek Kafe, L’acoustıque, Palmiye Kafe, Old Harabes, Ayrık Otu, Maestro, Arka Sokak Kafe, Black Cat ve Kıraathane olmak üzere pek çok farklı mekanda okuyabiliyor, ulaşabiliyorsunuz Getik Fanzin’e. Ankara’da ise Hacettepe Üniversitesi ve ODTÜ‘de okuyucuyla buluşuyor Getik. Son üç sayıdan itibaren İstanbul’da Kadıköy’de yavaş yavaş dağıtılmaya başladı. Aldığımız tepkiler çok iyi ve çok yapıcı.

Getik Fanzin’i online olarak okuyanların sayısı da en az basılmış dergiyi okuyanlar kadar var. Dolayısıyla ISSUU profilimiz bizim için çok önemli. Çünkü dergimizi online okumanın yolu bu. Aşağıda ISSUU profilimizin iştah açıcı görüntüsü yer alıyor:

issueYayımlanan 8 sayımızı da görebiliyorsunuz. Üstelik FOLLOW butonuna basarak takip ederseniz (önce üye olmanız gerekiyor) dergi aylık olarak posta kutunuza düşüyor. Getik Fanzin’e ISSUU üzerinden ulaşmak için:

https://issuu.com/getikfanzin

getik

Getik Fanzin’in en güzel hesabı ise bence Instagram hesabı! Tüm Getik okuyucularıyla burada buluşabiliyoruz çünkü. Hiç görmediğiniz insanlar, hiç tanımadığınız parmaklar Getik Fanzin tutuyor, gösteriyor 🙂 Bu çok keyif verici bir şey sevgili okur. Burada ayrıca derginin yükünün altında ezilen, emek veren arkadaşlarımıza dair güzel fotoğraflar da yer alıyor. Takip etmenin hiç bir şey kaybettirmeyeceği muhtemelen de güzel şeyler kazandıracağı mütevazi bir Instagram hesabı kısacası. Üstelik kısa süre sonra dergilerin içeriklerine dair ipuçları da yer alacak. Böylece ilginizi çeken bir konu hakkındaki yazıya, şiire, görsele kolaylıkla ulaşabileceksiniz.

https://www.instagram.com/getikdergi/

Instagram olur da Twitter olmaz mı? Olur tabi ki! Ben oldum olası Twitter’ı bir türlü kabullenemedim, kullanamadım, trendlerini anlayamadım ama siz belki de benim tam aksime bir Twitter fenomenisinizdir! Takip listenize eklemenizde fayda var o zaman 😉 Bütün hesaplarda yayımlanan içerikler burada özet olarak yer alıyor.

https://twitter.com/getikdergi

Vee geldik dergimizin en güzel projesine: Youtube Kanalımız! Dergiyi bir kere bile okuduysan dikkatini hemen çekmiştir sevgili okur, Kat 3 Daire 8 isminde bir bölüm var dergide. Burada her ay, belirli bir konu üzerine epey keyifli muhabbetler dönüyor. Kırk dakika hatta bir saate yakın süren bu konuşmaları ilk sayılarda yalnızca okuyabiliyorduk. Ancak yazıya aktarılmayan içerikler heba olup gidiyordu. İşte bu içerikten okuyucularımız mahrum olmasın diye dergiye bir de Youtube kanalı açtık. Burada yakın zaman uzun muhabbetlerden derlenen kısa ama etkili bölümler de yer alacak. Kanala abone olmak yapabileceğiniz en güzel şey aslında 😉

catalSon olarak Facebook’ta bize destek vererek, yazdıklarımızı okuayarak, eleştirerek ve hatta sen de kendi yazılarını, içeriklerini göndererek Getik topluluğumuza katılabilirsin sevgili okur. Yazının yukarılarında sizli bizli hitap ediyordum, bak yazının sonlarına doğru samimiyeti kurdum senli benli konuşmaya başladım. İşte Getik’te böyle samimi, kâr amacı gütmeyen, güzel bir dergi yahu!

http://www.facebook.com/getikfanzin

Teknosa İle Alışveriş Deneyimim

lgtv Kasım ayının son günü, 30 Kasım Pazar günü Teknosa’dan bir LED TV aldım. Uzun bir süre Samsung modellerine baktıktan sonra, LG’nin 42LB67 modelinin hem özellik hem de fiyat bakımından pek çok Samsung modelinden üstün olduğunu gördüm. Teknosa’ya gittik pazar günü öğlen saatlerinde. Oradaki satıcı bu modeli önerdi ve bugün ayın son günü olduğu için etiket fiyatından 100 lira daha ucuza sattıklarını, ertesi gün ürün fiyatının 100 TL daha pahalı olacağını söyledi. Ürünün bir diğer avantajının da LG televizyonlara özel akıllı kumanda ve 2 adet 3D gözlüğün de hediye olarak gelmesi olduğunu ekledi. Öğlen bu bilgileri alıp, internette ufak bir araştırma yaptık ve gerçekten de söylediği fiyatın çok iyi olduğunu, kumanda ve gözlüğün bedavaya geldiğini gördük. Aynı gün akşam saat 19’a doğru (mağaza kapanmak üzereyken) bir hışımla gittik TV’yi aldık. Sağolsun Volkan geldi ve eve taşımamıza yardım etti.

lgtv02Kurulum için ertesi gün LG Müşteri Hizmetleri’ni aradım ve kayıt yaptırdım. Daha sonra oradan aldığım numaradan da Eskişehir’deki yetkili servise ulaştım. Bu adamlara aynı gün kuruluma gelip gelemeyeceklerini sordum. Çok yoğun olduklarını ertesi güne gelebileceklerini söylediler. Hevesimiz kırılmış bir şekilde evde otururken servis aradı tekrar ve kuruluma gelebileceklerini söyledi. Heyecanla beklemeye başladık. Yarım saat sonra geldiler. Ürünün kutusunu açmaya başladılar. Açan eleman, bazen ekranın çatlak vs. çıktığını söyledi. Sonra baktık ki ekran sağlam. Ancak ben o anda ürünün arka panelinde bir göçük fark ettim. Elemanlar da gördüler ve hemen kutunun üzerini kontrol ettiler tekrardan. Taşıma esnasında zarar görmediğini anladılar, çünkü kutuda en ufak bir çizik dahi yoktu.

İşte sıkıntılı süreç de böylece başlamış oldu sevgili okur. Teknik servis ürünün kendisini, faturasını, her şeyini aldı ve elimize bir servis formu tutuşturup gitti. Hasarlı ürün için değişim formu düzenleyeceklermiş. Sonra da getirip ürünü bana geriye vereceklermiş. Ben de onların düzenlediği formla birlikte ürünü aldığım yere gidip yeni ürünümü alacakmışım. Salı günü hallolur dediler.

Ancak elbette o şekilde olmadı. Sürekli aradık sorduk, nihayet Çarşamba günü akşam kendimiz gidip teknik servise cihazı ve düzenledikleri değişim formunu aldık. Servisi beklesek iş ertesi güne sarkacaktı çünkü. Elimizde değişim formu ve cihaz olduğu halde tekrar Teknosa’ya gittik. Servis bize, değişim formunu verdiğimizde yeni ürünü alıp gidebileceğimizi söylemişti. Yine olmadı. Bu sefer de Teknosa değişim raporunda bir hata olduğunu, servisin rapora “değişimi uygun değildir” yazdığını, bu yüzden değiştiremeyeceklerini söyledi. Bize bir saat içinde cevap vereceklerini söyleyip yolladılar dükkandan. Bir saat sonra gittiğimizde ürünün değişimi için LG merkezi ile bağlantıya geçtiklerini, kendilerinin yeniden rapor hazırladıklarını, ertesi gün gelmemizi söylediler.

Perşembe günü yine gittik Teknosa’ya. Hala cevap beklediklerini, cevap gelince bizi arayacaklarını söylediler. Ben de kendi stoklarından yeni bir ürünü bana verip beni mağdur etmemelerini, değişimden gelecek yeni ürünü kendi stoklarına koyabileceklerini, söyledim. Ancak “o şekilde çalışmadıklarını” söylediler. Ürünü iade edip, paramı geri istediğimi söyledim. Ürün iade edemeyeceğimi söylediler.

Sevgili okur, o hafta bitti. Ve bir sonraki pazartesi günü yani ürünü aldıktan tam bir hafta sonra bu sefer gemileri yakmış bir şekilde, Teknosa’ya gittim. LG merkezinden yine cevap gelmemişti. Ancak beni daha fazla mağdur etmemek için kendi stoklarından bir ürün vereceklerini, söylediler. Yani mağdur edilme sınırı bir haftaymış demek ki. Yeni ürünü beklerken bir şey fark ettim ve canım daha da sıkıldı. Televizyonu satın alırken “ertesi gün 100 lira daha pahalı olacak” dedikleri için apar topar aynı gün almıştım. Ancak şimdi ürünün üzerinde yazan etikette benim aldığım fiyattan 50 lira daha ucuz bir fiyat yazıyordu! Kasadaki görevlilere söyleyince kontrol ettiler ve etiketin yanlış basıldığını farkettiler. 50 lira değil, 20 lira daha ucuza satılıyordu yani 🙂

Yeni televizyonu aldım, hazırladıkları rapor yüzünden bir haftadır mağdur olduğum servisi aradım. Aynı gün gelemeyeceklerini söylediler. Böylece ertesi gün, Salı günü, nihayet gelip televizyonu kurdular. Bu sefer bir sorun çıkmadı neyse ki.

Böylece, bir hevesle aldığım televizyonu, satın aldıktan 9 gün sonra izleyebildim. LG’nin ne kadar berbat bir teknik servisi olduğunu öğrenmiş oldum. Teknosa’nın ne kadar zayıf kaldığını öğrenmiş oldum.

Gelelim TV’nin özelliklerine. Evet, televizyon çok güzel sevgili okur. Canımı sıkan iki şey var ama: Kanal geçiş hızı yavaş ve doğru düzgün bir kanal listesi yok. Normal uydulardan alışık olduğumuz şu onlu kanal listesi yok bu televizyonda. Üçerli bir liste var. O da çok can sıkıyor.

lgtv01

Bu Togay’ın bir pozu

Onun dışında, 700 hertz yenileme hızına sahip ki Samsung’un çok az modeli bu yenileme hızına sahip. Dahili HD uydu alıcısı, akıllı kumandası, 3D özelliği çok çok iyi. Ama en iyi özelliği ne diyecek olursanız dahili Wifi alıcısı. Yani kablosuz internete bağlanabiliyorum, Youtube ve envai çeşit siteyi açıp video izleyebiliyorum. Yayın kaydetme özelliği de harika. Arka panelde 3 HDMi ve 3 USB bağlantı yuvası var. Ayrıca Scart, LNB ve LAN girişi de mevcut.

42 inch panelde çerçeve yok. Sadece alt kenarda gümüşi renk bir çerçeve var. Ürün yukarıda da belirtiğim gibi iki tane kumandaya sahip. Pratikliği sebebiyle akıllı kumanda elden düşmüyor. Ancak ben inatla diğer klasik kumandayı kullanmayı tercih ediyorum.

Televizyonun 3D özelliği fena değil. Hediye diye verdikleri 3D gözlükler de ortalama bir kaliteye sahip. Sinemada 2 TL’ye verdikleri gözlükle aynı. Bizzat denedim sinemada kullandım. Ayrıca sinemada verilen gözlüğü de evdeki televizyonda kullanabildim. Dolayısıyla gözlük hediyeli diye daha pahalı fiyatı tercih etmeyin. Bazı sitelerde baktım, gözlük hediyesi yok. Gözlük hediye eden siteden 50 lira daha ucuz bir fiyata veriyor. Gözlüğü boş verin, 50 lira daha ucuza vereni tercih edin.

LG Servisiyle bu tip saçmalıklar yaşadığım için başlangıçta epey hevesim kaçmıştı ancak akşam eve gidip televizyonun karşısına uzanınca o kaçan hevesim yerine geliyor. Ancak teknik servisin bu kadar hantal olması beni düşündürüyor. Bu televizyonu da tavsiye ediyorum ancak şimdiki aklım olsaydı kesinlikle bir Samsung modeli tercih ederdim, onu da asla Teknosa’dan almazdım. Dezavantajım şu olurdu: Aynı paraya daha küçük, 40 inch bir TV alırdım, alacağım cihaz daha düşük yenileme hızına sahip olurdu. Ya da daha çok para vermem gerekirdi. Ancak servisle sıkıntı yaşamazdım. Çünkü biliyorum önceki tecrübelerimden, Samsung servisi çok iyi.

Bu Aralar Hayatım Şu Şekilde Akıyor

Sevgili okur, nihayet şu kaza bela işlerini yavaş yavaş atlattım. Kardeşim eve çıktı ve durumu da giderek iyileşiyor.

Geçenlerde Ankara‘dan aldığım bir kitaba, Saatleri Ayarlama Enstitüsü‘ne doyuyorum bu ara. Doyuyorum, çünkü gerçekten leziz bir kitap. Kitaptan vakit buldukça işlerimi de yapıyorum. Dün Eskişehir’de epey bir işim vardı mesela, o yüzden çok koşturmacalı bir gün yaşadım.

77 parçalı bir hediye hazırlıyorum, onun için bir çerçeve yaptırdım. Daha sonra Esnaf Sarayı‘ndan alınacak bir kaç ıvır zıvır vardı onları aldım. Tüm bu işleri yaparken sağolsun Alper ve Burçin‘i de benim de sürükledim. Alper’le uzun, ciddi ve geleceğe yönelik konuşmalar yaptık kendi hayatlarımızla alakalı olarak. Geçenler de şu yazıda gösterdiğim bir batarya vardı hani, şişmişti. Dün işte gittim, “ORIGINAL” markalı orijinal olmayan bir batarya aldım 10 liraya. Uzun zamandır DVD kapağı bastırmıyordum, dün dört tane bastırdım. Bir de Mustafa‘nın sıra arkadaşı ile buluştum. Lise 1 ders notu fotokopi çektirdik 🙂 Sonra’da Orbay ile buluşup tam bir saatte eve geldik. Sonra başka bir iş için yine dışarı çıktık. Saat gece 01.00’de geldim eve.

Yazının bundan sonraki kısımlarında birer cümle ile de olsa bütün arkadaşlarımın neler yaptıklarından bahsedeceğim. Bu hafta vize haftası olduğu için hiçbiriyle görüşemedim. Volkan, bu ara iyi maşallah. Karides tava yapmıştı geçen günlerde hatta. Yanda görüyorsunuz. Alper, yeni grubu Efendi Band ile yeni bir kayıt olayına girdi. Bugün yarın, Youtube‘a yüklerler, ben de paylaşırım. Togay da aynı şekilde yepyeni bir grupla çok sert işler yapıyor. Dün, yeni çıkaracakları EP’den üç şarkı dinledim. Vay be, dedim. Cuma gecesi de bir kere vay be demiştim. Yağızhan‘ın bu hafta vizeleri var. Ender‘in kurduğu yeni grupta ikisi ve hatta Japon asıllı davulcuları Onur‘u da sayarsak üçü, acayip işler peşinden gidiyorlar. Onun da kokusu yakında çıkacak merak etmeyin, epey şaşıracağız. Savaşalp, harıl harıl ders çalışıyor, vizelere hazırlanıyor. Ders notu yolladım epeyce. Sercan, Turizm Jandarması oldu. Plajda yapıyor askerliğini. Koray ise İstanbul’da. Keyfi yerinde, tam da olmasını beklediğimiz gibi süper rahat bir askerlik yapıyor. İkisine de buradan sevgilerimi yolluyorum.

Dün Alper’le konuşurken de söyledim. Deftones‘un her şarkısı sevişme soundtrack’i olarak kullanılabilir. Change ve  Diamond Eyes’ı ne zaman dinlesem acayip bir moda giriyorum örneğin. Ey Deftones, sevmeye, sevilmeye, sevişmeye ne kadar da uygunsun!

Cuma gecesi çok iyi bir geceydi bu arada. Vay be, dedim diye yukarıya yazmıştım hani. İşte bu vay be’nin haricinde geceye Savaş Abi‘nin yaptığı iki krallık damgasını vurdu. Bunlardan biri şu: Spectrasonics Omnisphere VST’si saniyede 880 kb hızla benim olmaya başladı 🙂 6 çift katmalı disklik bu muhteşem VST’ye Savaş abi sayesinde sahip oluyorum.

Son olarak, tezgahlı daire testere alacağım sevgili okur. Fiyat araştırmalarım devam ediyor. Bizim işlerde bu alete çok ciddi ihtiyaç oluyor. Bu aleti de aldıktan sonra herhalde ihtiyacım olan tüm aletleri almış olacağım. Marka ve model önerilerinizi bekliyorum.

Yazıya fotoşopun gücü isimli şu güzide çalışma ile son veriyorum.

Roxy Music Plağım

64691617Bundan bir hafta önce Flashbacks Of A Fool filmi için yazdığım şu yazıda şöyle diyordum: “…Filmden sonra If There Is Something’deki ruha daha fazla kayıtsız kalamadım ve Roxy Music’in bu şarkıyı da içeren aynı adlı albümünü plak formatında çok komik bir fiyata aldım. Bununla ilgili yazıyı bir iki gün içerisinde yazacağım…” Eh, bir hafta olduğuna göre ben artık o yazıyı da yazayım.

00 1Yetmişler İngiliz rock müziği, inkar edilemez bir şekilde o dönemde Dünya müziğinin en kaliteli işlerini barındırıyordu. Progressive rock‘ın temelleri de işte bu dönemde atılmıştır. Roxy Music de işte bu dönemde, İngiltere de ortaya çıkan ve Art Rock denen tarzda eserler veren bir grup. Pink Floyd, David Bowie gibi dönemdaşları ve türdaşlarının yanında özellikle işin boya kısmıyla dikkatleri hemen çekmiş. Açık söylemek gerekirse ben Flashbacks Of A Fool filmini izleyene kadar bu gruptan haberdar değildim. Filmde grubun If There Is Something isimli şarkısı soundtrack olarak kullanılmış. Sözünü ettiğim film, büyük oranda bu şarkıyla iç içe geçtiği için, filmi kapattıktan sonra yaptığınız ilk şey Youtube‘a Roxy Music yazmak oluyor.

If There Is Something, filmin bir numaralı soundtrack’i. Öyle ki lirikleri senaryoya bile işlenmiş. Bu parça Roxy Music’in 1972’de çıkardığı aynı adlı albümleri, Roxy Music‘te 3. numaralı parça. Albümdeki tüm parçalar, grubun vokalisti de olan Brayn Ferry‘e ait. Şöyle bir parça listesi var albümün:

Birinci Yüz
 No. Başlık Süre
 1 “Re-Make/Re-Model” 05:10
 2 “Ladytron” 04:21
 3 “If There Is Something” 06:33
 4 “2 H. B.” 04:34
İkinci Yüz
No. Başlık Süre
1 “The Bob (Medley)” 05:48
2 “Chance Meeting” 03:00
3 “Would You Believe?” 03:47
4 “Sea Breezes” 07:00
5 “Bitters End” 02:02

Albüm açıkçası benim için One-hit-wonder kıvamında olduğundan, müzikalite anlamında tamamı için bir yorum yazmayacağım. Ancak, plak formatındaki bu albümün şimdiye kadar aldığım en renkli ve canlı kapağa ve baskı kalitesine sahip olduğunu belirtmem gerekiyor. 2008 baskılı Limited Edition sürümünde albümle beraber bir de poster hediyesi var. If There Is Something, albümdeki en iyi parça ve sizlerle paylaşıyorum:

If there is something that I might find
Look around corners
Try to find peace of mind I say
Where would you go if you were me
Try to keep a straight course not easy
Somebody special looking at me
A certain reaction we find
What should it try to be I mean
If there are many
Meaning the same
Be specific just a game

I would do anything for you
I would climb mountains
I would swim all the oceans blue
I would walk a thousand miles
Reveal my secrets
More than enough for me to share
I would put roses round our door
Sit in the garden
Growing potatoes by the score

Shake your hair girl with your ponytail
Takes me right back (when you were young)
Throw your precious gifts into the air
Watch them fall down (when you were young)
Lift up your feet and put them on the ground
You used to walk upon (when you were young)
Lift up your feet and put them on the ground
The hills were higher (when we were young)
Lift up your feet and put them on the ground
The trees were taller (when you were young)
Lift up your feet and put them on the ground
The grass was greener (when you were young)
Lift up your feet and put them on the ground
You used to walk upon (when you were young)

03 21

İlk defa dinleyenler, vokaller çok dikkatinizi çekti değil mi? Benim de çekmişti çünkü ilk dinlediğimde. Dinlediğim ortamın ambiyansını da hatırlıyorum da belki de tam olması gerektiği gibi, tatlı bir sarhoşlukla karşılamıştım şarkıyı. Beynimde dolanıp durmuştu. Böyle bir anımı süslediği için aldım bu albümü. Satın alma sürecinde gelişen bazı durumlardan dolayı, plağın şöyle bir özelliği oldu: Bende duran ama sadece bana ait olmayan tek plağım işte bu plak.

04 16

Not: Filmde geçen sahneyi izlemek isteyenler buraya tıklayabilirler.

02 23

Plaktan çıkan poster

Youtube’daki O Yılan

Gamze‘nin keşfidir!

Gün geçmiyor ki yaşadığımız Dünya’da yeni bir ilginçlik ortaya çıkmasın. Gün geçmiyor ki her gün gözümüzün önünden geçip giden binlerce şey, aniden bizi şaşırtsın. Aniden ağzından ateşler saçan ejderhalara dönüşmesin, parklarda kurtadam saldırılarına uğramayalım.

Geçen gün saat kaçtı hatırlamıyorum, Facebook‘tan bir mesaj geldi, Gamze atmıştı. Gözlerim yuvalarından fırladı! İnanıyorum ki bu “inanılması” güç keşif senin de gözlerini yuvalarından fırlatacak. Hani Youtube‘da video izlerken video yüklenir yüklenir tam ortalarda bir yerde bağlantı kopar ya da başka bir şey olur da birden video donar, bir yükleniyor döngüsü başlar dönmeye ekranda. Beklemeniz gerekir, saniyelerce ve hatta dakikalarca…

İşte bu bekleme vaktini çok daha verimli geçirebilmemiz için olacak, sevgili Youtube bir şey düşünmüş: Youtube üzerinde yılan oyunu oynamak! Şimdi Youtube’dan bir video açın. Muhtemelen video açan 10 kişiden en az 5 tanesinin videosu açılırken donacak, ya da bir yerde yüklenmeye başlayacak falan ve şu ekranı göreceksiniz:

Burada mavi ve kırmızı yuvarlaklar içerisinde o yükleniyor döngüsünü görüyorsunuz

İşte bu ekranı gördüğünüz anda yukarı ok tuşuna bastığınızda Nokia telefonlardan alışkın olduğumuz o Yılan oyunu başlıyor. Ekranda yılanın yutacağı lokmalar da yanıp sönmeye başlıyor. Orijinal oyunda olduğu gibi bunda da duvarlara çarpınca yılan ölüyor.

Kırmızı ok yılanın yutacağı yemi, kırmızı yuvarlak da yılanın kendisini gösteriyor

Bu inanılması güç yeniliği Youtube’a ekleyen, ne zaman eklemiştir en ufak bir bilgim yok, her kimse çok teşekkür ediyorum. Ve aslında hepimiz Gamze’ye teşekkür etmeliyiz, bu inanılması güç detayı keşfedip bizimle paylaştığı için. Bazen keşke diyorum, keşke ben daha önce keşfetseydim diye…

Sabhankra’dan Bir Barış Manço Coverı

Önceki bayramlarda olduğu gibi geçtiğimiz bayramda da kemik Sabhankra fanlarının gözü kulağı Sabhankra Fan Sayfası ile Zerginhell Youtube profilindeydi. (Zerginhell, Savaş Abi‘nin Youtube’daki profilidir.) Her bayramı kana bulayan, ürettikleriyle bize eski bayramları yaşatan Sabhankra’mız; bu bayram da bizleri mutlu etti ve diskografisinin ilk resmi cover’ını yayınladı: Ne Ol Yar Ola.

İlk resmi coverı diyorum zira grubun bu güne kadar yaptığı ve yayınlanan iki tane coverı var. Bunlardan ilki olan Duydum ki Unutmuşsun (evet evet o bildiğimiz duydum ki unutmuşsun) grup tarafından resmi olarak yayınlanıp duyurulmadı, öğrendiğim kadarıyla sızdırıldı. Dolayısı ile grubun arkasında durduğu bir iş olmadı. Ama tabiki sayısı milyonları bulan biz Sabhankra hayranları bu parçayı hemen elde edip arşivlerimize koyduk.

Yeni Bir Gün

Ne Ola Yar Ola, Barış Manço‘nun 1978 yılında çıkardığı başyapıtı Yeni Bir Gün albümünün saklı incilerinden olan bir parçadır. Aynı albümde yer alan Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, Anlıyorsun Değil mi ve Aynalı Kemer şarkılarının çok sevilmesinden, popüler olmasından dolayı Ne Ola Yar Ola, biraz bunların gölgesinde kalmıştır. Açıkçası ben de bu cover’dan önce bu parçayı belki bir kere ancak dinlemişimdir.

Sabhankra’nın neden böyle bir şarkı seçtiğini şüphesiz ki net olarak onların dışında kimse bilmiyor. Ancak şarkının coverlana coverlana dul kalmış popüler Barış Manço parçalarından bir farkı olması çok iyi. Zaten parçanın orjinalinin de gayet karanlık bir şarkı olduğunu farkediyoruz dinledikçe. Belki de bu iki durumdan dolayı seçimleri bu olmuştur.

Wikipedia’da bu parçayla ilgili olarak, albüm çıktığında TRT’de göstermek üzere bir klip çekildiğinden bahsediliyor. Bu klibi aşağıda izleyebilir, dolayısı ile parçanın orjinali hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.

Evet, şimdi gelelim Sabhankra’nın bu cover’ı nasıl yaptığına. Peşin peşin şunu söyleyeyim, gelmiş geçmiş en sert Sabhankra parçası bu cover olmuş. Grubun en sert parçasının bir cover olması da ayrıca güzel. Vokaller albüm ve EP’lerdeki vokallerden çok daha yırtıcı. Melodiklik yoğun olarak klavye ile sağlanmış. Bir de parçanın sonunda yer alan akustik kısım parçanın orjinal havasına bir selam göndermiş.

Eski parçaların extreme gruplar tarafından coverlanması durumunda verilen tepkiler genelde olumsuz olur bilirsiniz. Genelde tepkiler “parçanın içine etmişsiniz” şeklinde olur. Ancak şu da bir gerçektir ki çoğu zaman bu tepkiyi verenler, orjinal parçayı hemen üstteki arama kutusuna yazıp bularak dinleyip öğrenirler. Ayrıca bu extreme coverlar parçaların daha çok tanınıp, gerçek sahiplerinin hakettiği onuru bir nebze olsun alabilmesinin de yolunu açmıştır çoğu zaman.

Hiç bilmeyenler için Sabhankra, bir melodik death metal grubudur ve coverları da o sertlikte ve havadadır. Lafı fazla uzatmıyorum ve sizleri Sabhankra’nın Barış Manço cover’ı Ne Ola Yar Ola ile baş başa bırakıyorum:

Sözler anlaşılmıyor diyenler:

Göklerden daha mavi denizlerden
Daha derin topraktan güzel kokan ne ola
Rüzgardan daha serin başaklardan
Daha nazlı ay ışığından ılık ne ola
Ahu gibi gözleri baktıkça yürek yakan yar ola
Cennet bahçesi kokan göğsünde çiçek açan yar ola

Damla damla yağmurdan boynu bükük
Çiçeklerden daha hüzün verici ne ola
Sonbahar yaprağından hele
Akşam güneşinden daha içimi burkan ne ola
Buğulu gözleriyle yollarımı bekleyen yar ola
Islak dudaklarından bir garip türküsüyle yar ola

Göç eden kuşlar gibi gidip gelir
Umutlarım umudun ötesinde ne ola
Göç eden kuşlar gibi gidip gelir
Umutlarım umudun ötesinde ne ola
Nefesimde yaşayan sıcaklığı paylaşan yar ola
Yaşam denen uykudan uyanmasını bilen yar ola