Tag Archives: yüksek hızlı tren

12.12.12’yi Değerlendirmek

Dün yaşadığımız gün yüzyılda bir yaşanan, üç tane 12 sayısının yanyana gelmesiyle göze hoş görünen bir tarihti. 11.11.11 kadar atarlı bir tarih değildi belki ama yine de güzeldi. Malumunuz insanlar böyle tarihleri evlenmek için kullanırlar. Benzer şekilde aylar öncesinden hesabını yapıp, bu tarihte doğurmak üzere çocuk yapanların da sayısı hiç de az değildir diye düşünüyorum (mart’ın başında yapsanız sezeryanla falan tam denk geliyor). Her neyse, tüm bu hesabın kitabın yanında ben de madem böyle güzel bir tarih geliyor, bunu evde kös kös oturarak değil de ilerideki yaşamımda yeri olacak bir olay için harcayayım istedim.

Çarşamba günü, yani 12.12.12’de sabah 8’de Yüksek Hızlı Tren‘e atlayıp Ankara‘ya gittim. Gar’da Merve karşıladı. Oradan Kızılay‘a geçtik ve kuzenim Ferit‘le buluştum. Ferit, hani şu yazımda evlenen kuzenimdir. Ankara’ya Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘na atama evraklarımı vermek üzere gelmiştim. Bakanlıklar‘da, Başbakanlık binası ile karşı karşıya bulunan ve Kızılay Alışveriş Merkezi‘nden beş dakika yürüme mesafesindeki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Binası’na gittik. Bu binanın 3. katındaki Atama Dairesi Başkanlığı‘na çıktım. Buradaki işim tam olarak 3 dakika sürdü. İstenen tüm belgeleri verip giriş katına geri indim. Onaylanan belgelerimi buradaki Gelen Evraklar Birimi‘ne teslim ettim. 21 Aralık’tan sonra adresime yollanacak olan tebligatı beklemeye başladım ve böylece Bakanlık’taki işim bitmiş oldu.

Pazartesi günü altı yılda sadece 2 kere kesmek zorunda kaldığım sakallarıma artık tamamen veda ettiğimden suratıma alışmam epey zamanımı aldı. Tabi benim bu alışma sürecim başta Alper, Merve, Akif Hoca ve Nesimi abi olmak üzere herkesi epey “neşelendirdi“. Neyse, Bakanlık’taki işim bittikten sonra hemen kahvaltı yapmak üzere Kızılay’a geri indik. Burada taşlaşmış simitle sunulan bir kahvaltı tabağı eşliğinde epey muhabbet ettik. Kahvaltıdan sonra abartıp bir de tatlı yemeye karar verdik ve bu sefer de diğer kuzenimin çalıştığı yere, Özsüt Pastanesi‘ne gittik. Burada çalışan kuzenim, baba tarafından en komik kuzenimdir. Halamın oğlu, Olgun abim, bizi büyük bir misafirperverlikle karşıladı.

Burada yaklaşık yarım saat kaldıktan sonra hepsiyle vedalaşıp Karanfil Sokak‘a geçtik. Ankara’ya her geldiğimde uğradığım bir dükkan var. Oraya uğrayıp yine bir kontrol ettim ve Jules Verne kitaplığıma iki yeni kitap daha aldım.

Sağda solda takıldık epey. Özge Abla ile buluştuk. Belimdeki epey eskidiği için bir de kemer aldım. Böyle böyle akşam saat 18.00 oldu. Ankara’nın en kuytu köşelerinden devam ederek nihayet gara ulaştık ve ben 19.00 treni ile evime döndüm. Şansıma yanıma kimse oturmadı yol boyunca. Yayıldıkça yayıldım, bir garip oldum.

Böyle değerlendirdim işte 12.12.12’yi sevgili okuyucu. Kulübemden dışarı başımı uzattım, iki farklı renk gördüm. Bir tanesi çok yakınımda idi. Bir tanesi ise ben kafamı uzattığımda üzerime bulaştı. Ben bir yandan üzerimdeki renge bulanırken yakınımdaki rengi göremez oldum.

Yeniden Konur Sokak 1. Gün

Bugün Ankara’ya büyük umutlarla gidiyorum. Her ne kadar hafiften tırssam da iyi bir proje olacağını düşünüyorum. Bu arada projenin ne olduğunu hala bilmiyorum. Şu an saat 7 ve Ozan Hoca ile hızlı tren ile Ankara’ya doğru yola çıktık. İlk defa bindim lan hızlı trene. Cidden hızlıymış. Ama daha da hızlı olabilir. Lan bir yerde 5 dakka durdu tren be!

Neyse bundan sonraki olayları madde madde anlatayım okuması daha kolay olsun.

  • 8;40 ta trenden indik. (Noktalı virgül yanlış biliyorum ama Ozan hocanın bilgisayarda iki nokta nerede bulamıyorum)
  • 9’da Kızılay’da bulunan Çevre Mühendisleri Odası‘na gittik. Vay be kendi meslek odamı görünce bir fena oldum, hehe. Burada hem bu kadar hoş hem bu kadar tatlı olabildiğine hala şaşırdığım Genel Sekreter Burçak Karaman hatta dur, Burçak abla ile tanıştım. Bu esnada memleketin dört köşesinden Çevre Mühendisliği öğrencisi arkadaşlar gelmeye başladı. Mersin’den, Samsun’dan, İzmir’den, Aksaray’dan ve ODTÜ’den arkadaşlarla tanıştık. Haa, Anadolu Üniversitesi’nden 3 arkadaş ta biz vardık; Nesli, Tuğba ve ben.
  • 10;15’te Konur Sokak‘ta bulunan Mimarlar Odası‘na geçtik. Lan daha bu ana kadar ben, halen daha ne yapacağımızı bilmiyordum. Bu arada Mimarlık ve İnşaat Mühendisliği öğrencilerine göre çoğunlukta olacağımızı bilmek birazcık olsun rahatlattı beni. Neden? Bilmiyorum.
  • Toplantı başladı. İlk konuşmacı olarak Çankaya Belediyesi İmar Daire Başkanı ve Şehir Plancılar Odası Ankara Şube Başkanı Sayın Erdal KURTTAŞ bey, ciddi anlamda mükemmel bir konuşma yaptı Konur Sokak hakkında. Evet, artık ne yapacağımızı biliyordum. Konuşmasından süper notlar çıkardım. Amacımız basitçe eski Konur Sokak’ı mümkün olan en orjinal şekliyle, yıllardır üzerine mâl edilmiş o dokusuna, kültür örgüsüne (bu ne biçim bir ifade oldu böyle) ters düşmeden geri getirebilmek, iyileştirmek olacaktı. Biliyorum amacımızı eksik yazdım, n’olur idare edin.
  • Çalışma gurubunu çoğunlukla çevre mühendisleri, 5 mimarlık öğrencisi ve diğer hocalar oluşturuyor. Bunlardan birisi de sosyolog Cemalettin Canlı. Hissediyorum seveceğim bu adamı. Diğer mimar hocalar da tahminimin aksine fazlaca sevecen çıktılar. Bu çok iyi oldu bak. Kasmadan çalışabileceğim.
  • Erdal Bey’in konuşmasından sonra Konur Sokak’ta ve civar sokaklarda teknik bir gezi yaptık ve sorunu (olmaması gerekenleri) yerinde gördük.
  • Saat 5’te ilk günümüz sona erdi. Sakarya Caddesi’ndeki Ahşap Heykel Sempozyumu’na gittik. Orada kısa bir klasik müzik dinletisine katıldık. Güzeldi, Yesterday falan çaldılar.
  • Saat 6’da Merve ile buluştuk. Ona da projeyi anlattım. Bir biyolog olarak onun da görüşlerini aldım. Daha sonra Döneristan adındaki mekâna gittik. Pilavüstü döner yedim. O an hayallerim yıkıldı. Meşhur Ankara döneri o kadar da güzel değilmiş. Yarın da başka bir yerde yerim  diye düşündüm.
  • Sembol Otel‘e yerleştik. Cemil diye bir arkadaşla kalıyorum. Mersin’den gelmiş. Otel’de şaşırtıcı şekilde çok sayıda Rus var lan 😉 Haa, otobüs biletimi de aldım Pazartesi’ye. 17 lira verdim.
  • Sonra Koray‘la buluştuk. Konur Sokak’ta Kafe Sobe‘de oturduk.
  • Otele döndüğümde yorgunluktan ölüyordum. Hemen uyudum.

İlk gün böyle geçti. Bugün özellikle Erdal Bey’in konuşması çok güzeldi. İki buçuk saat sürdü ama iyiydi. ODTÜ’den gelen arkadaşlarla da iyi anlaştık. Gerçi dur lan eksiksiz tüm ekiple iyi anlaştığımı düşünüyorum. Bakalım diğer günlerde neler olacak.

NOT; Aktarım yapamadığım için çektiğim fotoğrafları ekleyemiyorum. Eskişehir’e gidince ekleyeceğim artık n’apalım.