Tag Archives: yüksek lisans

2015 Yılımın Özeti

Yılda bir kere yazdığım, blogdaki en uzun soluklu serilerden, aslında yazmayı da çok sevdiğim bir yazıyla daha karşındayım sevgili okur. 2015 yılı bakalım nasıl bir yılmış, neler yapmışım, hep birlikte okuyalım, gülelim, ibret alalım, bir sonraki yıla hedefler koyalım kendimize.

Geçen yıl yazdığım değerlendirme yazısından hatırladım. 2014 yılı askerlik dolayısıyla blogun yerlerde süründüğü bir yılmış. 2015’te bu durumu biraz kırıp, blogu yeniden ayağa kaldırmak için uğraştım durdum. Bu çaba, reyting kasmaktan ziyade içeriği daha kaliteli ve sürekli hale getirmek içindi. Ama iş yoğunluğundan ve başka projelerden dolayı bloga yine hak ettiği önemi veremedim. Ama blogun görsel olarak daha çok zenginleştiğini söyleyebilirim. Bloga yıl içerisinde 136 tane yazı yazmışım. Blogdaki toplam yazısı sayısı ise 1350 civarına ulaşmış. Yüzlerce paragraf, binlerce sözcük, on binlerce harf…

Ocak 2015: Bu ay 9 yazı yazmışım bloga. Bu ay tek gündemimiz hava soğukluğuydu. Dairede işler yılın ilk ayı olmasına rağmen yoğundu.

Şubat 2015: Bu ay tam 17 tane yazı yazmışım ve tüm yıl boyunca en çok yazı yazdığım ay da Şubat olmuş. Okumaya devam et

Reklamlar

Master Diplomamı Nihayet Aldım!

diplomat Geçen gün şu yazıyı yazmıştım. Yüksek lisansımın tez sonrası sürecini anlatmıştım. Bu bence faydalı bir yazı oldu. Çünkü pek çok arkadaşım da tıpkı benim gibi yüksek lisansını bitirmek üzere. Bu arkadaşlarım tez sürecinin sonunda diploama işlemlerine başladıklarında yazım onlar için epey işe yarayacak.

Geçtiğimiz çarşamba günü Fen Bilimleri Enstitüsü‘nden diplomamı aldım, öğrenci kimliğimi teslim ettim ve 18 yıllık kesintisiz öğrenim hayatıma son noktayı koydum. Artık Anadolu Üniversitesi öğrencisi değilim. 1994 yılında Sivrihisar’da Hasan Karacalar İlkokulu‘nda başlayan eğitim öğretim hayatım nihayet bitti. Bir daha ne zaman öğrenci olurum bunu da ilerleyen günlerde göreceğiz 😉

diplomat0Lisansı bitirdiğimizde verdikleri diploma çok “iddiasız”, A4 boyutunda 300 gr. mat kuşe kağıttan ibaret bir kağıt idi. Ancak yüksek lisans diplomasını gördüğümde şaştım kaldım! Lan, baya bildiğin iyi tasarlanmış, kendine has  ebatlara sahip, kadife kaplamalı özel sert kapaklı muhafazanın içerisinde bir diploma bu. Önceden çoğu üniversitenin lisans diplomalarını görür, ne yalan söyleyeyim, kıskançlıktan titrerdim. Bizim okulun ne kadar tırt diplomaları var derdim. Nihayet hayatımda ilk defa “kadifeyle bezenmiş bir şey” alabildim 🙂 Ayrıca diplomanın yanında bir Türkçe bir de İngilizce olmak üzere iki tane transkript de verdiler.

Şaka bir yana, son birkaç yıldır hayatımın bir köşesinde, bitmeyi bekleyen tezimi yazıp verip nihayet mezun olabildim. Mutluyum. Diplomayı aldıktan sonra aradığım ilk kişi Arzu Hoca oldu. Telefonu açmadı. Sonra Alper’i aradım, belki de bu tezde en çok emeği olan adamı. Alper’le konuşurken Arzu Hoca geri döndü ve tebrik etti. Güzel dileklerde bulunan tüm dostlarıma ve aileme destekleri için teşekkür ederim.

Neyse, artık sokak çapkını değil, yüksek mühendisim! Seviyeli bir muhitin insanıyım. Saygı ve sevgilerimle 🙂

Yüksek Lisans Tez Teslim Süreci

tezMerhaba sevgili okur, bu yazıda sizlerle bir yüksek lisans süreci sonunda nasıl mezun olacağınızı anlatacağım. Başımdan geçti, çok sıkıntı yaşadım. Sizler bu sıkıntıları yaşamayın diye tüm süreci paylaşmak istedim.

Anadolu Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü‘nü bugün aradım. Nihayet yüksek lisans diplomam çıkmış ve gidip almamı bekliyorlar. Tez savunması yaptığım günden (29 Ocak 2015) iki gün sonra şu yazıyı yazmıştım ve “diplomamı birkaç hafta içerisinde alabileceğimi umuyorum” demiştim. Tez savunma sınavımdan bugüne tam 75 gün geçti, diplomamı alabileceğim. Tez savunmasından bir hafta önce tezimin siyah beyaz ve ciltlenmemiş bir kopyasını enstitüye teslim ettim. Burada sadece biçim yönünden yüzeysel bir inceleme yapıldı. Daha sonra danışman hocamın sınavımın nerede ne zaman yapılacağına ve jüride kimlerin olacağına ilişkin yazısını enstitüye teslim ettim.

Sınavdan birkaç gün önce enstitü beni aradı ve hocamın yazısına cevaben yazılan yazıyı almam için beni çağırdı. Biçim kontrolü için verdiğim tez kabul edilmişti. Daha sonra toplamda dört tane yazı; bir tanesi danışmana, iki tanesi jüri üyesi hocalara ve bir tanesi de yedek jüri üyesi hocaya olacak şekilde dağıttım. Ayrıca bu dağıtımda her hocaya tez savunma sınavından önce incelemesi için birer kopya siyah beyaz ve basitçe ciltlenmiş tez verdim.

Sınav günü gittim, sunumumu yaptım ve sağolsun hocalarım düzeltme vermediler. Daha sonra sınav tutanaklarımı hazırlayıp imzaladılar. Bu tutanakları bağlı bulunduğum anabilim dalı başkanına ilettik, anabilim dalı başkanı da bir üst yazıyla bunu enstitüye iletti.

Enstitüye o andan itibaren bir ay içerisinde tezimin son halini teslim etmem gerekiyordu. Tezde gerekli bazı düzeltmeler yaptım ve siyah beyaz baskılı ciltlenmemiş tezi kıskaçlı kapaklı dosya içerisinde enstitüye sundum. Bu sefer tezim detaylı bir şekilde biçim yönünden incelemeye girdi. Daha sonra gidip düzeltme verilmiş kopyayı aldım ve gerekli düzeltmeleri yaptım.

Yeniden düzenlediğim ve siyah beyaz baskı aldığım tezi de kapaklı dosya içerisine koydum ve üzerinde düzeltilecek yerlerin işaretli olduğu eski kopya ile birlikte yeniden enstitüye sundum. Bu sefer sadece bir sayfada düzeltme verdi hoca ve bunu da hallettikten sonra nihayet tezimi 8 kopya, renkli ve enstitüden aldığım kapaklarla ciltlenmiş olarak bastırdım. Sonra tek tek jüride bulunan hocaları gezdirip imzalattım. Daha sonra enstitü tarafından verilen formu doldurdum ve internette YÖK’ün sitesinde ilgili linklerde tezimi sisteme tanıttım. İki kopya olarak tezimi CD’ye de çektim. Son defa enstitü kuruluna tezleri ve CD’leri sundum.

Kuruldan bir hafta sonra haber geldi, tezim onaylanmış. Enstitü müdürü tezimin kapak sayfasına imzasını atmış. Şimdi bu bastırdığım sekiz kopyanın iki tanesini enstitü alıyor, üç tanesini hocalar alıyor, bir tanesi bende kalıyor, bir tanesi anabilim dalı başkanına gidiyor, bir tanesi de ne oluyor hala bilmiyorum ama elbet birileri ister diye umutla bekliyorum 🙂

Tüm süreç boyunca enstitüyü aramakta her adımınızı teyit ettirmekte fayda var. Özellikle tezin baskı kısmı çok önemli, düzeltmeler konusunda hassas davranın. Eskişehir’de baskı konusunda, tez baskısı konusundai çalışılacak yer ALF Kırtasiye‘dir. Eskişehir’in tahminen yarısını bu adamlar mezun ediyor 🙂 Ancak albüm kapağı falan bastıracaksanız bana buradan ulaşın 😉

Gelelim toplam masraflara. Tez sürecinin bana toplam maliyeti (hatalı bastırdığım bir kopya, 8 renkli kopya, siyah beyaz 6 kopya, dosyalar) 215 TL oldu. Eh, makul sayılabilir. Eğer tezinizin sayfa sayısı azsa (70-80 sayfa) ve renkli sayfanız da az sayıda ise bu paraya renkli bir inkjet yazıcı alabilirsiniz. Ben bu tezi hazırlarken A101, seksen liraya renkli yazıcı + tarayıcı satıyordu mesela 🙂

Yüksek Lisansım Nihayet Bitti!

Evet sevgili okur, yıllar önce şu yazıyla kabul edildiğimi duyurduğum yüksek lisansımı nihayet geçtiğimiz hafta perşembe günü bitirdim. Diplomamı da birkaç hafta içerisinde alacağım umarım.

Askere gitmeden önce tezimin büyük bir kısmını yazmıştım. Kaydımı bir dönemliğine dondurup askere gittim. Askerden döndükten sonra da danışman hocam Prof. Dr. Arzu ÇİÇEK‘le sık sık tez ile ilgili görüşüyorduk. Ancak benim evlilik, iş yerindeki durumlar, eğitimler gibi sebeplerimden dolayı sonbahar dönemini neredeyse hiçbir şey yapmadan geçirmiş bulundum.

tez5

Tez çalışmamın konusu olan Seydisuyu ve alt havzaları. Bu harita Alper tarafından yapıldı.

Ocak ayının ilk haftası Arzu Hoca aradı ve bahar döneminde harç ödeyip ödemeyeceğimi öğrenmemi istedi. Ben de Fen Bilimleri Enstitüsü‘nü arayıp bahar döneminde harç ödemeyeceğimi öğrendim. Çünkü geçen sene bahar döneminde kaydımı dondurmuştum.

tez3

Tüm tez sürecinde en büyük desteği Alper verdi sağolsun.

Aynı haftasonu Alper‘le birlikte ki unutmam acayip bir tipi vardı o gün, Arzu Hoca’ya gittik. Arzu Hocamız bize bomba bir haber verdi. Bu durumda, Ocak ayının sonuna kadar benim tezimi bitirmem ve sunumunu yapmam gerekecekti. Bu da önümde en fazla iki hafta var demekti.

Ben o gece iki haftalık bir program yaptım ve tezin kalan kısmını yazmaya başladım. Neyse ki tezimde kullanacağım ve aslında tezimin de büyük bir kısmını oluşturan grafiklerimi askere gitmeden önce hazırlamıştım. Yalnız bu grafiklerde bir takım eksik veriler vardı. O hafta şu müthiş kış soğuklarının yaşandığı haftaydı ve ben Bilecik’te Şemre‘de kalacaktım. Dört gece boyunca bu veri eksikliklerini tamamladım ve tezin Tartışma ve Sonuç kısımlarını yazmaya başladım.

tez4Sonraki hafta pazartesi günü arazideydim denetim için. Arzu Hocam aradı, tezimi perşembe günü Enstitüye biçim kontrolü için sunmam gerektiğinden bahsetti. Bu bir felaketti çünkü önümde sadece 3 gece vardı! İlk etapta acayip paniklesem de sonrasında derin bir nefes aldım ve aslında yetiştirebileceğimi anladım. Sonraki üç gece boyunca, işten saat 6’da eve gelip, yarım saat yemek yiyip tez yazmaya ve normalde yattığım saatten iki üç saat daha geç uyumaya başladım. Bu şekilde geçirdiğim üç geceden sonra perşembe günü elimde tezle önce Arzu Hoca’nın, sonra da Enstitü’nün kapısını çaldım.

tez1tez2Biçim yönünden kontrolü amacıyla verdiğim tezden sonra, takip eden hafta sonunda tez sunumunu hazırladım. Zira 29 Ocak Perşembe günü de sunumum olacaktı. O hafta içerisinde teze eklemeler, düzeltmeler yaptım ve perşembe günü saat 10’da sınavın yapılacağı sınıfa girdim. Yüksek lisansa birlikte başladığımız arkadaşım Erhan da aynı gün sunum yapacaktı. Ben girdiğimde Erhan sunumuna başlamıştı. Sunumdan birkaç gün önce tez jürisinde yer alan hocalara tezin birer kopyasını götürmüştü Merve. Bu hocalardan biri de onun hocasıydı ve bana iyi hazırlanmam yönünde bir telkin göndermişti.

Erhan’ın sunumu bitti ve sıra bana geldi. Arzu Hoca, diğer hocalara beni tanıttı. Sonra sunumum başladı. Tam da tahmin ettiğim üzere Merve’nin de hocası olan Cengiz Hoca tam tarzına uygun sorular sordu. “Su ayak izi nedir?” Diğer jüri üyesi Özgür Hoca özellikle sedimentle alakalı çok güzel sorular sordu. Sunum klasik yönetimin epey dışına çıktı, hem onlar açısından hem de benim açımdan çok daha eğlenceli ve ilgi çekici bir hale geldi. “İndikatör canlılar”ı hatırlamam epey komik oldu mesela.

Her neyse, sunum bittiğinde hocalar da ben de çok memnundum. Tezin mevcut haline yönelik birkaç öneride bulundular. Sonra sınıftan dışarı çıkarttılar beni. Birkaç dakika sonra yeniden çağırdılar ve  Özgür Hoca beni tebrik etti ve Çevre Yüksek Mühendisi olduğumu söyledi 🙂

Sunumdan sonra hep birlikte epey güzel zaman geçirdik ve tüm hocalarıma teşekkür edip vedalaştık.

tez

Şimdi birkaç küçük düzenleme yapıp tezin bu son halini enstitüye sunacağım. Sunduğum kopyadaki son düzeltmeleri de işleyip tezin nihai halini bastıracağım ve jürideki hocalara imzalatarak gerekli yerlere teslim edeceğim. Sonra da diplomamı alıp 1994 yılından beri devam eden eğitim öğretim hayatıma bir nokta koyacağım 🙂

Geçen Haftasonu İşleri

Bu perşembe yüksek lisans tezi sunumum ve sınavım var sevgili okur. Bu ayın ortasından beri bir yandan tezi hazırlayıp bir yandan da sunum için hazırlanıyorum. Bu hafta sonumu da bu tez için ayırdım ama elbette araya bambaşka işler de girdi, güzel oldu.

whiskyŞu yazımda anlatmıştım bit pazarından epey bir kaset topladığımı. O kasetlerden bir tanesi, çok da değerli bir tanesi, Whisky‘nin Güneşin Tahtı albümü, kırıktı. Şansıma kasetin bantı sağlamdı bu yüzden kutuyu değiştirmek yeterli olacaktı.

Çocukken kasetlerle pek uğraşırdık sevgili okur. Açar döker, sokaktan bulduğumuz bantların içerisinde ne olduğuu keşfetmeye çalışırdık. Böyle taka çıkara epey bir el pratiği kazandım. İşin özellikle bant sarma kısmı epey bir dikkat istiyordu. Bunu da kendi kendime öğrendim. Eskiden kasetler vidalı olurdu. Bunların içerisindeki bantı atıp yerine yeni bir bant takmak mümkün olurdu. Babam polis olduğundan yol kenarlarında çok fazla bantı koptuğu için atılmış kaset bulurdu. Ben oturur, bu bantları yeniden sarar, yapıştırır ve elimdeki boş kutulardan birine monte ederdim. Bu şekilde epey bir kasete can verdim. Devir zaten çekme kaset devri olduğundan, elimdeki azıcık parayla da gider boş kaset alırdım. Onur diye bir arkadaşımdan kaset çektirirdim. Ne günlerdi be.

kasetNeyse, dediğim gibi Whisky’nin bantı sağlamdı. Sadece kasetin kutusu parçalanmıştı ve keçesi kayıptı. Şans eseri geçen gün okula gittiğimde Ahmet‘in benim için ayırdığı bir kaç tane kaset almıştım. Bunlar poşeti dahi açılmamış ıvır zıvır kasetlerdi.

Cumartesi sabahı kalktım. Önce evi süpürdüm, toparladım. Sonra Whisky’nin kırık kutusunu çıkardım. Daha sonra da Ahmet’in verdiği kasetin sağlam kutusunu çıkardım. Dikkatlice Whisky’nin bantını sardım ve sağlam kutuya aktardım. Burada kasetin üst kısmında küçük bir keçe parçası var. Bunun püf noktası bu keçeyi fazlaca elleyip sıkmamak. O yüzden kenarlarından tutmak gerekiyor. Neyse, uzatmayayım daha fazla, sağlam bantı sağlam kutuya aktardım. Vidalarını sıktım ve yıllar önce Serhat‘ın verdiği Walkman’e taktım. Sonuç? Bingo! Çalışıyor 🙂

Ben tam kaseti bitirmek üzereyken Alper ve kardeşi Cener geldiler. Kaset işini bitirdik ve sıra Alper’in neredeyse iki ay önce bana bıraktığı bilgisayar kasasına geldi. Bu kasada da problem ekrana görüntü vermemesiydi. Ben elimdeki yedek parçalarla deneyerek sorunun anakartta olduğunu saptadım. Alper’le birlikte internetten uyumlu anakartlara baktık. Daha sonra da Eskişehir’de bilgisayar parçası arayan, takan, çıkaran herkesin uğrak noktası olan Esnaf Sarayı‘na gittik. Burada pek çok parçacı gezdikten sonra nihayet anakartı tamir edebilecek bir yer bulduk.

kasa

Anakart arızalarının çok büyük bir kısmı anakart üzerinde her biri farklı bir birimle ilgili olan kondansatörlerin şişmesi sonucu oluşuyor. Eğer dikkatli bir şekilde bu kondansatörler değiştirilirse anakartın devre kartında bir hasar yoksa, anakart çalışmaya devam eder. Yalnız lehimin çok dikkatli yapılması gerekiyor. Alper’in anakartında da işlemci yuvasının yanında bulunan 3 adet kondansatör şişmişti. Tamirci bu kondansatörleri değiştireceğini, çalışırsa 30 lira, çalışmazsa da 5 lira alacağını söyledi. Hemen kabul ettik tabiki 🙂 Tamirciden saat 19’da güzel haber aldık, anakart tamir olmuştu.

Hemen hep birlikte eve geçtik. Evde hemen kasayı toparlamaya başladım. İşlemciyi yerleştirip fanı taktık. Sonra da diğer bağlantıları yaptık. Bilgisayarı fişe taktım ancak kasaya elektrik gelmiyordu bu sefer de. Ulan aksiliğe bak! Sonradan anladık ki sorun benim evden getirdiğim güç kablosundaymış. Alper’in adeta ışınlanarak bir arka sokakta oturan arkadaşından alıp getirdiği güç kabalosuyla kasayı çalıştırdık ve ivedilikle format işlemine başladık.

Windows 7 Ultimate 32 bit kurduk. Alper ve kardeşini uğurladık 🙂

Az önce mutlu bir haber aldım. Deftones, yeni albüm kaydetmek için stüdyoya giriyormuş. Sabhankra yeni albüm çıkardı malum. O yüzden bu sene, çok büyük bir sürpriz yapmazlarsa yeni albüm çıkarmayacaklar. In Flames desen zaten ümidi keseli çok oldu. Geriye bir Deftones kaldı yaşama sevincim. Umarım iyi şeyler duyarız. Söz Deftones’tan açılmışken güzel bir aşk şarkısı ve çok daha güzel bir kliple veda ediyorum.

Perşembe günü görüşürüz sevgili okur.

NOT: Pazar sabahı bir sphagetti western klasiği olan Navajo Joe‘yu izledim TRT 1’de. Yazmayı unuttum. 1966 yapımı bu klasiğin, sphagetti western olması yanında bir diğer özelliği de müziklerinin Ennio Morricone tarafından yapılmış olması. Sergio Corbucci‘nin yönettiği filmde tipik spagetti özelliklerini aynen görüyoruz. Ancak benim takıldığım nokta bu filmin soundtrack albümünde bir Ennio Morricone klasiği olan A Silhouette Of Doom‘un yer alması. Bu parça Kill Bill’de de kullanılmıştı.

Matematik ve Makus Talihim Üzerine

Lise 2

Geçen gün Bilecik otogarında Calculus II dersini geçtiğim hocam Mehmet Koç ile karşılaşınca aklıma böyle bir yazı yazmak geldi. Uzun olacak biraz, umarım keyifle okursunuz.

İlkokuldayken en korktuğum ders hep matematikti. O sebeptendir, matematiğim hep 4 olmuştur. Yalnızca Lise 1’de, o da ikinci dönemde 5 düşmüştü yıl sonu notum. Bu korku ve tedirginlik, Lise 2. sınıfta bende hayatımın ızdırabına dönüşmüştü.

Lise 2’de kulakları çınlasın Matematik dersimize giren bir Cevat Hocamız vardı. Çok sert bir görüntüsü ve tarzı vardı ders anlatırken. Aslında çok merhametli biriydi ama işte o görüntü elimi ayağıma dolaştırmaya yeter de artardı benim. O sebeptendir Matematiğim ilk dönem 3 düşmüştü karneme. Sadece matematik değil, Geometri ve Analitik Geometri‘de de aynı korkuyu yaşıyordum. Üstelik o derslere farklı hocalar girmesine rağmen. O yıllarda bana sorsanız en büyük derdin nedir diye, herhalde ÖSS’den önce matematiği söylerdim. Lise 2’de bir gün analitik geometri dersinde hocanın sınıfta yaptığı çok büyük bir rencide etme operasyonu ile lise hayatımın sonuna kadar geometri benim için “öcü” olmuştu. Gerçi sonradan analitik geometriyi inleye inleye de olsa oturup kendi başıma çözmüş ve aslında normal geometriden farkının ne olduğunu çözebilmiştim. Lise 3’te mezun olurken analitik geometrim çok iyidir ama normal geometride çuvallarım diye dolaşıyordum ortalıkta. Lise 2’nin ikinci dönemi kaza bela matematiği 4 düşürmeyi başarmıştım.

Lise 3

Lise 3’te dershaneye başladım. İçimden dua ediyordum, dershanede bana matematiği sevdirecek bir hoca çıksın diye. Ama olmadı. Burada da şansım tutmadı. Hoca iyi biriydi ama yine o yapamayanı ezen bakışları, bunları zaten biliyor olmanız lazım tavırları yüzünden dersten tamamen koptum. Okulda da işler pek yolunda gitmiyordu. Zira pek çoğunuzun da yaptığı gibi, okulun ikinci dönemi arada aldığım raporlarla bir de geçirdiğim bir kaza ile yalan oldu. İlk dönem 4 düşen matematiğim ikinci dönemde 2 düştü ve yıl sonu notum 3 oldu.

Bu son gelişme benim bir duygunun adını çok net koymama vesile oldu: Matematikten nefret ediyordum. ÖSS‘de tercih yaparken oturup bölümlerde okunan derslere ve içeriklerine baktım. Kimya ve biyolojiyi epey sevdiğimden genelde içeriği bu olan programları tercih etmeyi planlıyordum. Yoğun şekilde matematik ve fizik içerenlerden de ne olursa olsun kaçıyordum. O yüzdendir ki hiç bir fizik, matematik, elektronik mühendisliği bölümlerini yazmadım. Hoş aldığım puanla Eskişehir’de bir elektronik mühendisliği bölümüne yerleşmem zaten mümkün de olmayacaktı. Çevre Mühendisliği bu açıdan nispeten daha uygundu bana. Tamam, fizik ve matematik vardı programda ancak bir mühendislik programında olması gereken temel düzeydeydi. Ya da ben öyle sanıyordum.

Hayatımın ilk ızdırabı olan Calculus I ile daha üniversite hazırlık sınıfındayken tanıştım. Bir gün okuldan çıkıp en yakın arkadaşlarımdan Mert‘in evine gitmiştik. Ev arkadaşı vardı onun Uğurcan isminde. Malzeme mühendisliğinde okuyordu ve I. sınıftı. Yani Calculus I alıyordu. Kitabı ilk defa orada elime aldım. Bu elime alma halinin yıllar süreceğini çok sonraları anladım.

Üniversitedeki ilk yılım

Calculus I, matematik dersinin en salakça versiyonuydu. Bütün mühendislik fakültesi (endüstri mühendisleri hariç) ortak aldığımız için yaklaşık 200 kişi, dört beş farklı sınıfta dersi takip ederdik. Aşırı başarılı bir sistem (!) olan Sanal Sınıf sistemi ile alırdık bu dersi. Yani siz karanlık bir sınıfta oturuyorsunuz, hoparlörden hocanın sesi geliyor, projeksiyonla tahtaya hocanın yazdıkları yansıyor ve ders İngilizce. Böyle bir matematik öğretme sistemi olamayacağı kesindi. Bunu herkes biliyordu, ancak kimse başka bir alternatif bulamıyordu bu duruma. Lafı uzatmayayım, 1. sınıfın ilk dönemi ben ve neredeyse tanıdığım herkes (Ergin ve Alper hariç) kaldık Calculus I’den. Dersten her sene bu kadar çok kalan olduğu için her dönem ve her yaz okulunda istisnasız açılıyordu ders.  Ardarda tam dört dönem Calculus I aldım ve hepsinde de kaldım. Son kaldığımda ikinci sınıfın ilk dönemiydi. O dönemde bir karar verdim ve Calculus’u bir daha dönem içerisinde almamaya, sadece yaz okulunda almaya karar verdim. Dediğimi de yaptım, ikinci sınıfı bitirdiğim yaz  okulunda yani tam beş dönem sonunda, tam sınırdan DD ile geçebildim. Tabiki bu geçişte efsane hocam Sedat Telçeken’in bana verdiği manevi desteği asla unutamam. Hatta bloga o zaman yazdığım yazıma yorum bile bırakmıştı. Bu yazıların tümüne yazının sonunda link vereceğim. Bu arada Calculus I’i geçtiğimde Lineer Cebir ve Sayısal Yöntemler dersini, bölüm başkanımız Erdem Hoca’dan, çoktan geçmiştim. Linner Cebir’i ortalama bir başarılı ile, sınırdan DD ile geçmiştim. Ama geçmiştim.

Sırada Calculus II vardı. Bu daha büyük bir baş belasıydı ama dersi geçmiş olanlara sorduğumda Calculus I’den daha kolay cevabını veriyorlardı. Bu dersi de yine dönem içerisinde almayıp 3. sınıfın yaz okulunda aldım. Tahmin edebileceğiniz gibi kaldım bundan da. Dördüncü sınıfta da yine güz ve bahar dönemlerinde hiç Calculus II almadan geçtim. Bu arada diferansiyel denklemler dersini de geçtim, hem de CD gibi bir notla. Diferansiyel denklemler dersi ile ilgili maceramı alt paragraflarda bulacaksınız. O yaz artık yüksek lisans için tüm hazırlıklarımı yapmıştım. Yaz okulunda Calculus II’yi verip mezun olacak ve yüksek lisansa başlayacaktım. Ama olmadı. O zaman hatırlıyorum, Levent‘le beraber neredeyse 15 gün çalışmıştık. Ama sınavda olmadı. Sınav çok iyi geçmesine rağmen doğru çözdüğümü sandığım sorulardan üç tanesi yanlış olunca benim okul da tek dersten uzamış oldu. O zaman üzüntüden hastanelik olmuştum. Sağolsun annem, Alper falan çok kahrımı çekmişlerdi.

İkinci sınıf ilk dönem

Uzattığım dönemde artık tek bir dersim vardı: Calculus II. Kendimden üç hatta dört dönem altlarla birlikte aynı dersi alıyordum. Ama bu sefer epey hırslıydım. İlk vize 13 gelmişti. Bu beni acayip öfkelendirmişti ve artık sinirli biriydim. O sinirle ikinci vizeden 46 aldım. Evet, işler yoluna giriyordu. Çünkü hayatımda Calculus’tan aldığım en yüksek not 40’tı. Onu da Calculus I’i geçtiğim zaman finalden almıştım. Her neyse, dönem içerisinde üç tane kısa sınav olacaktık. Benim bu sınavlarımdan ilki biraz kötüydü. Ancak ikinci ve özellikle üçüncüsü çok iyiyidi. Üçüncü kısa sınavdan 90 alınca içimden “artık bu lanet dersi veriyorum lan galiba” demeye başlamıştım. Ve final günü, adeta savaşa uğurlanır gibi gittim sınava. Sınav orta zorluktaydı. Bir Calculus efsanesi Atalay Barkana tarafından hazırlanmıştı ve beni bekliyordu. O sınavda efsane oldum. Calculus’tan alıp alabildiğim en yüksek notu, 50, aldım ve ders CC düştü. Artık mezun olmuştum.

Calculus I’i geçtiğim dönem, ikinci sınıf yaz okulu

Diplomamı aldığım gün yüksek lisansa başvurdum. Aha! Bir baktım ki ders programında Uygulamalı Matematik diye bir ders var. Ulan bitmedi mi bu matematikten çektiğim? Hayır bitmedi, dedi bir ses. Bu dersi Diferansiyel Denklemler dersini de aldığım hocamız Doç. Dr. Yılmaz Dereli veriyordu. Diferansiyel denklemler dersini aldığım dönem ders cuma günü öğleden sonra tam 4 saatti! Hayatımın o dönemi benim için apayrı bir ızdıraptı. Dersten tek kelime anlamıyordum. Bunun verdiği huzursuzluk ve ızdırapla kavruluyordum adeta. İlk vizeden 20 almıştım. Görünen o ki bu dersten de kalacaktım. Ama hayır lan! Direndim, ne yaptım ettim vizeden 40 aldım. Ortalama bir hesapla finalden 50 almam gerekiyordu. Ama nasıl? Finali, mezuniyet töreninden hemen sonraki pazartesi sabahıydı. O sabah erkenden okula gittim. Burcu sağolsun erkenden gelmişti. Oturdu bana bildiği herşeyi anlattı. Sonra kim söyledi, nereden duydum hatırlamıyorum, bir duyum aldım. Hoca sınavda tam 8 tane Laplace sorusu sormuş diye. Lan dedim, doğrudur belki. Oturdum, herşeyi bırakıp Laplace çalıştm. Sınava çok az kala son sayfayı çalıştığımı sanarak bir çevirdim ki yaprağı yepyeni bir konu çıktı karşıma: Ters Laplace. Haydi bakalım.

Üçüncü sınıf yaz okulu

Okulu uzattığım dönem ve nihayet Calculus II’yi geçiyorum

Sınava girdim. Hakikaten de hoca 8 tane Laplace sormuştu, ama hepsi ters laplace’tı. Ulan dedim, ben bu işi bırakmam. Oturdum tek tek şıkların laplace’larını almaya başladım. Böylece tersten giderek soruyu elde etmeye çalıştım. Böyle böyle sekiz soruyu da çözdüm. İki soruyu da hesap makinesi ile değer verip çözdüm. Tam ben bitirmiştim ki hoca sınıfa gelip hesap makinesi yasak diye uyarı yaptı 😀 10 soru işaretleyip sınavdan çıktım. Sonuç açıklandığında gördüm ki hepsi doğru ve 50 alarak dersi geçtim.

Adam’s Calculus

Uygulamalı Matematik dersi ise hayatımda alıp alacağım son matematik dersiydi ve en az Calculus kadar lanetti. İlk aldığımız dönemde Emre hariç hepimiz kaldık dersten. Umutlarımızı tam bir sene sonraya, bu geçtiğimiz bahar dönemine bıraktık. Bu dönemde ilk vizeye geçen seneden deneyimli olarak çok iyi hazırlandık ve ben vizeden 48 aldım. Finali iple çekerken çok kötü bir gelişme oldu ve aday memurluk eğitimi tam da finalin olduğu hafta yapılmak üzere açıklandı. Oturup kara kara düşündüm lan ne yapacağım diye. Çorum‘da sınavdan bir önceki gün, finale giremeyip dersten kalmayı ve işi bir sene daha uzatmayı tam göze almıştım ki Şemre ve Şahin aklıma süper bir fikir soktular. Bütünleme sınavına girebilmek için finale girip boş kağıt vermek yetiyordu. Çorum’dan kalkıp Eskişehir’e sınava gidersem böyle bir şansım olacaktı. Sınav ertesi gün sabah 10’da idi. Şansımızı denemek istedik. Hemen sorumlu bakanlık müşavirimiz Zekeriya Sevim‘e de konuyu anlattım. Sağolsun kendisi bana bir günlük izin verdi ve aynı gün öğlen Eskişehir’e doğru yola çıktım. Geceyi Alper’de geçirdim. Ertesi gün sınava girdim. Gece Alper’le neredeyse hiç çalışmadığımızdan boş kağıda yakın bir kağıt verdim. Hemen vakit kaybetmeden Çorum’a doğru gerisin geri yola çıktım. Gece saat 9 gibi Çorum’a geri döndüm. Yolda gelirken hocanın sınavları çoktan okuduğunu ve kaldığımı öğrendim. Ama üzülmedim, zira bütünlemeye girebilecektim. Bütünleme sınavına Özlem ve Büşra ile çalıştık. Sınavdan önceki son akşam da kendim oturup evde deliler gibi ezberledim bildiğim herşeyi. Heyecanlı bir bekleyişten sonra sınav zamanı geldi ve girdik. Müthişti! Tek kelime ile müthişti! Hocanın sorduğu dört sorunun iki tanesini çok net çözüp sonuç bulmuş, bir soruyu yarına kadar net çözmüştüm. Geçebilmek için almam gereken 40’ı rahatlıkla alabilirdim. Öyle de oldu. Sınavdan tam 70 alıp, hayatımda (lise de dahil) bir matematik sınavından aldığım en yüksek notu aldım ve alıp alacağım son matematik dersini BB ile geçtim. Bu noktada da yine manevi desteğinden dolayı Yılmaz Hocama çok teşekkür ederim. Ayrıca Özlem, Büşra ve Alper’e de teşekkür ederim. Ayrıca anneme de teşekkür ederim. Yüksek lisansta derslerim bitti artık, geriye bir tek tez ve seminer dersi kaldı.

Artık bir daha herhangi bir matematik dersi almayacağım. Şunu rahatlıkla söyleyebiliyorum, mesleğimi yapabilmem için gerekli olan matematiği biliyorum. Fazlasını da inanın hiç merak etmiyorum. Matematikle 2007 yılında başlayan ilişkimizin nihayet 2013’te bitmiş olması beni yepyeni bir insan yaptı resmen. Artık aklımın bir köşesinde hep “ne olacak lan bu matematik?” sorusu olmadığı için o kadar mutluyum ki 🙂

Bloga daha önce Calculus I, Calculus II ve bilimum matematik içerikli olarak yazdığım yazılar aşağıdaki gibidir.

  1. https://proofhead.wordpress.com/2011/09/19/ders-sectim/
  2. https://proofhead.wordpress.com/2009/08/21/yaz-okulu-bitti/
  3. https://proofhead.wordpress.com/2012/04/04/uygulamali-matematik-sinavindan-cuvallayan-adam/
  4. https://proofhead.wordpress.com/2009/02/20/kimler-okurmus-seni-a-spaceim/
  5. https://proofhead.wordpress.com/2009/02/13/ne-bu-lan-boyle/
  6. https://proofhead.wordpress.com/2012/01/21/nihayet-calculus-iiyi-gectim/
  7. https://proofhead.wordpress.com/2011/12/28/calculus-ii-telafi-sinavi/
  8. https://proofhead.wordpress.com/2010/08/25/calculus-iiden-nasil-kaldim/
  9. https://proofhead.wordpress.com/2009/08/24/sonunda-calculus-1i-gectim/
  10. https://proofhead.wordpress.com/2012/06/16/yuksek-matematikten-nasil-kaldik/
  11. https://proofhead.wordpress.com/2011/12/06/nasil-onur-belgesi-alamadim/
  12. https://proofhead.wordpress.com/2011/11/16/dert-tasa-sikinti-var/

Blogdaki Gecikmeler Hakkında

Yine gel, ol ne olursan, gel

Özellikle nisan ortasından itibaren farkedebileceğiniz üzere yazılarda bir seyrelme mevcut. Bunun pek çok kemik okuru üzdüğünü ve “acaba yazmayı bırakıyor mu?” sorularını beraberinde getirdiğini çok sık duyar oldum. Hayır, yazmayı bırakmıyorum sevgili okur. Ancak tahminimce bu seyrelme mayıs ayı sonuna kadar bu şekilde devam edecek.

Malum, Bilecik‘te çalışma hayatım devam ediyor. Ancak Eskişehir‘de de okul hayatım halen devam ediyor. Yüksek lisansla ilgili bir durumdan dolayı açıkçası epey kafam karışmış durumda. Dolayısı ile verimli olamıyorum. Bu sürecin mayıs sonu gibi tamamen bitmesini umuyorum. Yani bir şeyler yazamama sebebim hiç bir şey olmaması değil, bilakis bu ara çok yoğun olmamdır.

Ancak şöyle bir oturup neler oldu diye düşündüm geçen zamanda ve bloga eklenecek başlıklar olarak şu listeyi oluşturdum:

  1. Bolu Yedigöller‘de Piknik Macerası
  2. Üç Günlük Çileye İki Kelimelik Çare
  3. Sana Dokunduğum Zaman
  4. Wintersun Time I (albüm yorumu)
  5. Amorphis Circle (albüm yorumu)
  6. Glass harmonica
  7. Atatürk’le okumak

Muhtemelen bu gece bu yedi başlıktan birisini yazıp yayımlamış olurum.

Yukarıda da bahsettiğim gibi seyrelmelerin sebebi tamamen okul kaynaklıdır. Bilecik’te vakit, beklediğimin aksine, güzel geçiyor. Pek bir aktivite olmuyor gerçi, ama kendi sesimle eğleniyorum geceleri 🙂 İş yerinde de durumlar fena değil. Ama işte şu okul acayip kafamı karıştırıyor. Bu arada Galatasarayımız şampiyon oldu. Çok mutluyuz! Seneye de 4. yıldızımızı takıyoruz!

YDS’de Kendime Bir Hedef Koyuyorum

Bugün çok hayırlı bir iş için bu yazıyı yazıyorum sevgili okur. Takip edenler bilir, geçtiğimiz günlerde yapılan YDS sınavının sonuçları bugün öğlen saatlerinde açıklandı. Ben de bu sınava girmiştim. Aldığım puan 63 oldu.

YDS, bu sene ilk defa yapılıyor. Daha önce KPDS ve ÜDS olmak üzere iki kalem yapılan yabancı dil sınavları (en azından en popülerleri) bu sene YDS adıyla düzenlenen ve ilk defa yapılan bir sınavla birleştirildi. Ben de ilk sınav, belki kolay olur diye bir gireyim dedim. Bu arada şunu ifade etmekte fayda var, bu sınava herhangi bir Yüksek Lisans, Doktora ya da okul bağlantılı bir amaç için girmedim.

Sınava 2011’de ÜDS’ye hazırlandığımın yarısı kadar bile hazırlanamadan girdim bu sefer. Düşünün o sefer bile doğru dürüst hazırlanamamıştım. Hatta bakın şöyle bir yazı yazmışım iki sene önce.

Evet, bu sene aldığım puan beni acayip hırslandırdı bu İngilizce konusunda. Artık şöyle bir hedefim var: En az 80 puan alana kadar her dönem YDS’ye girmek. Yani önümüzdeki sonbaharda bir aksilik olmazsa bu sefer çalışmış olarak yine gireceğim YDS’ye. Bakalım neler olacak.

NOT: O nasıl bir aday fotoğrafı lan öyle?

2012 Yılımın Değerlendirmesi

özSabhankra – Tribute Band

Tüm yıl boyunca bir sürü yazı yazdım. Sizler de okudunuz, yorum yaptınız. Hepinize teşekkür ederim. Tıpkı bir önce yaptığım gibi bu sene de geride bıraktığımız yıla dair bir değerlendirme yazısı yazacağım. Bu yazımda kısa notlar halinde 2012’yi özetleyeceğim. Bunu aylar bazında yapacağım. Yazının sonunda bir takım istatistiksel bilgiler de vereceğim sizlere. Her ayda olan herşeyi buraya yazmayacağım elbette. Sadece bloga o zaman yazdığım başlıkları tarayıp en kayda değer olanları aktaracağım.

OCAK 2012

Bu ayda tam 27 yazı yazmışım. Bu çok iyi bir performansmış. Bu ayın şüphesiz en büyük olayı mezun olmamdı.

ŞUBAT 2012

Ocağa göre nispeten daha sakin bir ay olmuş. 20 yazı yazmışım. Yüksek lisansa başlamam bu ayın en önemli gelişmesi oldu. Ayrıca KPSS kursuna da gitmeye karar verip kayıt oldum.

MART 2012

21 yazı yazmışım bu ay da. Hayatımın sıradan bir zamanıydı. Tek eğlencem, cuma günleri gittiğim Bilim Etiği dersleri idi.

NİSAN 2012

Elbetteki yeni televizyonum bu ayın en güzel gelişmesi oldu. O kadar ay geçti, halen daha oynatamadığı bir video çıkmadı. Bloga 17 yazı yazmışım. Yazı sayısının az olmasının sebebi bu ay içerisinde özellikle iş yerinde çok fazla yapılacak şeyin olmasıydı.

MAYIS 2012

Bu ay 19 yazı yazmışım. Bu ay yılın en kötü zamanı idi. Çünkü Neşe ablam vefat etti. Bunun etkilerini üzerimizden yeni yeni atabildik. Özellikle ölümü sonrasında yaşananlar bizi en az ölümü kadar üzdü. Bu ay içerisinde yıllar sonra ilk defa Kars’a da gittim. Dedemi gördüm yıllar sonra.

HAZİRAN 2012

17 yazı yazdığım bir diğer ay daha olmuş. Okulun kapanması, tatilin başlaması derken eğlenceli bir ay olmuş. KPSS hazırlıklarına da tam gaz devam ettiğim bir aydı bu ay.

TEMMUZ 2012

Yaz sıcağının en güzel zamanlarıydı ah ulan ah. KPSS falan da geçtikten sonra bir rahatlamıştım ki sormayın gitsin. Hayatımın temmuz ayları hep böyle dolu dolu geçmişti. Bu ay da toplam 20 yazı yazmışım bloga. Gangnam Style, bu ay piyasaya çıktı.

AĞUSTOS 2012

Bu ay 14 yazı yazarak yılın en düşük ikinci ayını geçirmişim. Bu ayın en güzel iki olayı Mustafa ile barışmam ve İhsan Oktay Anar‘ın Yedinci Gün kitabı idi.

EYLÜL 2012

Yılın en düşük ayıymış bu ay, 13 yazı yazabilmişim. Bu çok kötü bir ortalama. Yıllardır bu ortalamaya düşmemiştim. Ancak bunun en büyük sebebi neredeyse ayın 10 gününü arazi çalışmasıyla geçirmemiz oldu.

EKİM 2012

Bu ay 16 yazı yazmışım. Epey de yer gezmişim. Güzel bir ay olmuş. Eğlenmişiz epey.

KASIM 2012

18 yazı ile geçtirdiğim bir ay olmuş. Çok güzel bir aydı. Midi klavye almam, Eskirock Konseri, hayatımızdaki en güzel haftasonu tatili ve tabiki yerleştirilme sonucum bu ayın en müthiş olaylarıydı.

ARALIK 2012

Yılın son ayını 15 yazı ile tamamladım. Bunun sebebi de hem atanma işleri ile uğraşmam hem de dayımların bize gelmeleriydi. Sude ile oynadım bir hafta boyunca 🙂 Ancak yılın en güzel ayı bu ay oldu. Çok fazla mutluluk yaşadım. Geçen sene olduğu gibi bu sene de en çok okunan yazım aralık ayı içerisinde okundu. En çok görüntülenme rekorumu bu ayda kırdım.

Bu yılın en popüler yazısı Hepimiz Hackerız: Windows 7 0xC004F200 Hatasını Çözdüm yazısı oldu. Bana en çok ziyaretçi Facebook üzerinden gelmiş. 96 farklı ülkeden ziyaretçi gelmiş. Türkiye haricinde en çok okur Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Rusya, Bosna Hersek’ten gelmiş. Bu yıl bana en çok yorumu kardeşim Alper yapmış.

Geçen sene kendime bazı hedefler koymuştum Bakalım bunların hangilerinde ne durumdayım?

  • Klavye çalmayı epey ilerletmek (Evet, geçen seneye göre epey ilerledim)
  • İkinci bir yabancı dili temel düzeyde de olsa konuşabilmek (Almanca hariç) (Evet, Rusça öğrendim.)
  • Radyo yayınlarını düzenli hale getirebilmek (Hayır, bu olmadı işte.)
  • Godspel’in albümünü yayınlayabilmek (Hayır, bu da olmadı işte. Ancak yakın zamanda tamam gibi)
  • Alper’le planımızın yarısını tamamen halledebilmek (Evet, bu oldu. Planın yarısını hallettik.)
  • Doğa ve Çevre Kulübü ile Çevşen 3′ü efsane olacak şekilde organize edebilmek (Efsane olmadı belki ama hallettik)
  • Rock Kulübü ile AU Rock Konserleri Vol. II etkinliğini düzenleyebilmek. (Hayır, olmadı.)
  • Eskirock Metal Fest Vol. IV’ü yapabilmek (Evet, hem 4’ü hem de 5’i yaptık.)
  • Kendime bir şekilde bir IPod Touch alabilmek :) (Bu olmadı malesef, ancak bir noktadan sonra ben de vazgeçtim)

Ve şimdi de gelecek sene kontrol edebilmek adına yine bazı hedefler koyuyorum:

  • Yüksek lisans tezimi hazırlamak
  • Klavyede Sabhankra’nın Cursed Sword’u çalabiliyor duruma gelmek
  • Yeni bir işlemci ve anakart almak
  • Öğrenim Kredisi borcumu tamamen ödemek
  • Alper’le birlikte planın diğer yarısına dair somut adımlar atmak
  • Godspel’in albümünü yayınlamak
  • Samsung Galaxy Note II ya da benzeri bir alet alabilmek
  • Uygulamalı Matematik dersini geçmek
  • İşimle ilgili o hedefi gerçekleştirmek

Şimdi de bu yılın en güzel anlarının fotoğraflarını koyuyorum.

Image Hosted by ImageShack.us

Çanakkale Kolin Hotel

Image Hosted by ImageShack.us

İstanbul Mitsubishi Road Trip ekibi

Image Hosted by ImageShack.us

Çanakkale 57. Alay Şehitliği

Image Hosted by ImageShack.us

Dragon Yarışları

Image Hosted by ImageShack.us

Sercan Mezuniyet

Image Hosted by ImageShack.us

Sercan Merve mezuniyet

Image Hosted by ImageShack.us

Çanakkale Anzak Koyu

Image Hosted by ImageShack.us

Çanakkale Şehitleri Abidesi üzerindeyiz

Unuttuğum olaylar ve fotoğraflar olabilir, onları da güncelleme ile eklerim. Bu yeni yılın hepimize uğurlar ve başarılar getirmesi dileğiyle sevgili dostlar, okuyucular.

Bilim Etiği Kitaplarım

Bugün 8 Mart sevgili okur. Yazıya başlamadan önce tüm kadınlarımızın bu temsili gününü kutlarım. En azından 8 Mart günü kadınların şiddet görmediği bir dünyayı da çok samimi olarak arzu ediyorum. Hayvanlığı bırakın lan dünya insanları, kadına ve çocuklara şiddet uygulamaktan vazgeçin.

32698531Neyse, geleyim yazının asıl konusuna. Bu sene yüksek lisansın zorunlu derslerinden olan ve her dönem açıldığı için mezun olmadan önce zaman kısıtlaması olmadan almak zorunda olduğumuz bir ders olan Bilim Etiği dersini aldım sevgili okur. Bu dersin bir geçme harf notu vs. olmasına rağmen, not olarak ortamalaya katılmıyor, bu yönüyle de garip bir ders.

Neyse, geçen hafta derse gittiğimi şu yazımı okuyanlar hatırlayacaktır. Geçen haftadan hocamızın okunacak kitaplar listesinde belirttiği kitapları tedarik etmekle geçti bu haftam.

Bu hafta başında önceliği olan tüm kitapları da temin ettim. Önce Adalar‘daki İnsancıl Kitabevi‘ne gittim. Orada hocanın listeye yazdığı hiç bir kitabı bulamadım. Ancak Jules Verne‘nin Meteor Avı‘nı görünce dayanamayıp aldım. Dediğim gibi bu kitabın dersle bir alakası yok. Bu kitabı taaa yıllar önce yazdığım şu yazımda belirttiğim Jules Verne hayranlığımdan dolayı aldım. (Bu arada o yazı da bloga yazdığım ilk yazılardandır.)

Adalar’da avcumu yaladıktan sonra Reşadiye Camii karşısındaki ucuz dönercilerin tam arasındaki küçük bir dükkan olan Bilim Teknik Kitabevi‘ne gittim. Burada George Basalla‘nın “Teknolojinin Evrimi” isimli kitabını buldum ve aldım.

Ertesi gün geçen dönem bu dersi alan Alper ve Merve‘den de yine ders kapsamında ilerleyen haftalarda kullanacağımız David Resnik‘in “Bilim Etiği” kitabını aldım. Bu kitabın asıl sahibi Nesimi Hocama da sevgiler.

Son olarak Carl Sagan‘ın “Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı” isimli kitabını Ankara’dan Emre Abi yolladı. Kendisi de bizim bölümden mezundur ve benimle birlikte aynı dersi alıyor. Zaten sınıfta üç çevre mühendisi varız: ben, Emre Abi ve Gonca.

58960813Şimdi bu kitaplardan Carl Sagan’ın kitabı biraz öyküleştirilerek yazılmış. Dolayısı ile okunması rahat oluyor. Kitabın yazarı, Önsöz ve Sunuş’ta belirtildiğine göre dünyada bu konudaki en değerli bilim insanlarından birisiymiş. 450 sayfalık bu tuğlayı kaç günde okurum bilmiyorum. Ama şu an için fena gitmiyor 🙂 Yazar size sorular soruyor, örnekler veriyor, sizi de yanına alıp yanlışı göstermeye ya da sizin aklınızda yanlış olanın ne olduğunu sordurmaya çalışıyor. Başarılı.

Teknolojinin Evrimi ise daha çok bir makale tadında kaleme alınmış. Altbaşlıklar yine kendi içerisinde başlıklara ayrılmış ve diğer kitaptan farklı olarak yer yer görsellerle desteklenmiş. Hızlıca göz attığım bu kitapda yazar anladığım kadarıyla durumu anlatıp yorumu okuyucuya bırakmış. Kitap 300 sayfa.

Bu kitaplardan David Resnik’in Bilim Etiği kitabı hariç hepsi Tübitak Popüler Bilim Kitapları serisinden çıkmış kitaplar. Dolayısı ile fiyatları da uçuk değil. Bakalım bu dönem bu dersin sonunda bu kitaplar bana ne katacak sevgili okur. Merakla bekliyorum.