Tag Archives: Yüzük Kardeşliği

Bir Hafta: Bebek, Yüzük Kardeşliği, Madeni Paralar

Bir hafta önce dünyaya gelen bebeğimizin hayatımızdaki pek çok şeyi değiştirmeye başladığını söyleyerek başlıyorum. Bu süreçte yanımızda olan, arayan, mesaj atan, kalp bırakan ve sevincimizi paylaşan tüm eş, dost, akraba ve arkadaşlarımıza teşekkürler.

Mert Ekin az ötemde uyurken, blogda da hız kesmemeye kararlıyım. Önümüzdeki günler ve aylar boyunca burayı bebeğe ve onun fotoğraflarına boğmayacağım elbette. “Herkes İçin Blog” mottomuz doğrultusunda, yine yazmaktan keyif aldığım ve sizlerin de okurken keyif alacağınızı düşündüğüm şeyleri yazmaya devam edeceğim. Arada belki Mert de konuğumuz olur.

Rıza Türker isimli sanatçının “rizaciziyor” rumuzlu Instagram hesabını uzun süredir takip ediyorum. Geçtiğimiz gün müthiş bir panoramik çizimle, Yüzük Kardeşliğinin Moria macerasını resmetti. Kendine has çizgileriyle, özellikle çok sevdiğim Boromir detayıyla görür görmez hayran oldum. Instagram hesabında üç parça olarak yayımladığı görseli birleştirip tek bir panoramik görsel elde ettim. Çok uzun süredir değiştirmediğim Facebook cover resmimi de güncellemiş oldum.

rizafellowship

Konu Yüzüklerin Efendisi‘nden açılınca (ki bu konu en azından benim için 2001’de açıldığından beri kapanmıyor), geçen gün Caner sayesinde gördüğüm şu süper çizimleri de paylaşmazsam haksızlık yapmış olurum. Sam Rapp isimli çizerin çalışmaları bunlar. Instagram hesabını inceleyince kendisiyle özdeşlemiş üslubu hemen anlaşılıyor. Çocukluğumun kitaplarında sıkça gördüğüm Disneyvari (bu terimi ben şimdi uydurdum) çizimleri gerçekten çok başarılı.

Çok iddialı olmasam da güzel bir para koleksiyonum var. Dünya’dan ve ülkemizden topladığım hem kağıt hem de madeni paraları biriktiriyorum. Bir de yaklaşık üç yıldır peşine düştüğüm ayrı bir koleksiyonum var. İlk defa basıldığı 2009 yılından bugüne kadar tüm madeni paralarımızı yıllara göre katalog şeklinde topluyorum. Daha büyük koleksiyonerler bu işi, Merkez Bankası‘nın her yıl yayımladığı yıllık setlerle yapıyor zaten ama ben biraz daha mütevazi takılıyorum.

2009’dan 2020’ye kadar basılan ve benim elime geçen tüm madeni para setleri bu şekilde. Her bir setten iki takım var. Yani her setten ikişer tane bulup tamamlıyorum. Paraların mümkün olduğunca temiz ve hatta mümkünse çil olması gerekiyor. Ancak az basılan paralarda bu lükse girmiyorum. Örneğin 2012 basım 25 kuruş çok azdır, onu nerede olsa alırım. İnanmazsanız cebinize bakın.

parakoleksiyon

Buradaki eksikler ile ilgili yardımınızı istiyorum. Özellikle bir lira ve bir kuruş eksiklerimi tamamlayabiliriz dostlar. Mutlu ve sağlıklı günler 🙂

Yılın Son Projesi: Moria

Ferit olmasa bu proje olmazdı. Aylar önce Caner bana Ferit’in onun için yaptığı çalışmayı gösterince dibim düştü. Üstelik Caner, elinde ne tuttuğunun farkında bile değildi. Hemen Ferit’e telefon edip epey bir sitem ettikten sonra, ilk bir araya geldiğimizde bu proje üzerinde konuşmak için sözleştik.

Geçen haftalarda Konya‘ya gittiğimde de bir an olsun Ferit’le ayrılmayıp bu projeyi nasıl yaptığını konuştuk. Daha doğrusu ben sorularıma kendisini epey darladım. O da sıkılmadan cevap verdi sağ olsun.

moria01

Tabakaların kesilmemiş hali

moria02

Kesme işlemi sonrası her bir tabaka bu şekilde oluyor

Proje şuydu: İKEA‘nın 23 cm’lik kendinden paspartulu Ribba çerçevesinin içerisinde farklı dört tabakadan kesilmiş bir Moria Madenleri sahnesi. Yüzüklerin Efendisi serisinde Yüzük Kardeşliği’ndeki meşhur sahnelerden bir tanesidir. “You Shall Not Pass” diye bağıran Galdalf‘ın Balrog‘la giriştiği mücadelenin güzel bir tasvirini tabakalara işledikten sonra, bunların aralarında boşluk bırakıp ışıklandırarak üç boyut etkisi yaratacaktık. Bu projeyi ben Ferit’ten görmüştüm. O da internette görmüş. Dolayısıyla orijinal çalışmayı hiç görmedim, ben kendi yorumumu katarak yaptım.

 

moria03

Kesilmiş tabakaların aralarına karton şeritler koyuyoruz

 

moria04

Tabakaları yerleştirdikten sonra paspartu kasnağını en arkaya koyuyoruz

Alper‘e sağ olsun İKEA’dan çerçevevi aldırdıktan sonra, Ferit’in çalışmasını şablon olarak kullanıp Photoshop‘ta en önden en arkaya dizilecek şekilde dört tabaka oluşturdum. Daha sonra bunlardaki kesilip çıkartılacak kısımları invert uygulayarak belirledim. Her bir tabakayı ayrı ayrı bastırdıktan sonra işin en zor kısmı başladı: Kesim.

moria06

Kasnağı ana çerçeveye silikonla tutturuyoruz

Kesme işlemi için kesinlikle makas kullanmadan, bisturi ve falçata kullanarak yaklaşık dört saatte tüm tabakaları kestim. En ufak bir hata yaptığım anda tabaka çöp olacağından durup dinlenerek kestim her birini.

Kesme işi bitince her bir tabakayı çerçeve içerisinde oturttum. Paspartu için koydukları iç çerçeveyi ve kasnağını çıkardım. En öndeki tabakadan başlayarak ve aralara şeritler halinde kartonlar koyarak sırasıyla 2 mm, 3 mm, 4 mm ve 4 mm olacak şekilde toplam beş tabakayı bir birine yapıştırdım. En arkada ise kesilmemiş boş ve düz bir tabaka yerleştirdim. Bu son tabaka ışığı dağıtacak olan tabaka.

moria05

Led’leri bu şekilde konumlandırdım

moria07

Kapatmadan önce ledlerin çalıştığını kontrol ediyoruz

İşin bir diğer zor kısmı ise arka plan ışığının, tam olarak hangi noktalardan aydınlatacağını belirlemek. En arkaya gelecek olan duralit parçanın üzerinde göz kararı olarak ışık merkezlerini belirledim. Buralara Moria’daki cehennem havasını vermesi için sarı ve kırmızı ledleri yerleştirdim. Özellikle ledlerin lehim işleri epey zordur. Hatasız çalışmak gerekiyor. Yoksa o parçayı çöpe atıyorsunuz. Çok şükür tek bir parçayı bile ziyan etmeden bu kısmı da hallettim.

moria08

İş bittiğinde tüm kablolar işte bu açıklıktan dışarı çıkacak

Daha sonra ledleri deneyip arka kapağı kapattım. En başta söktüğüm paspartu kasnağı da ledler ile en arka tabaka arasındaki boşluğu oluşturmak için kullandım. Bu kasnak ile çerçeveyi silikon yardımıyla tutturdum. Sonuç, gayet tatmin edici oldu 🙂

moria00

Yılın son projesi işte bu oldu. 2019 yılına ait güzel bir hatıra olarak umarım yıllar boyunca bizimle olacak. Ferit’e çok teşekkür ederim. En başından beri verdiği destekten ötürü. Alper’e ise çerçeve için teşekkür ederim. Umarım 2020 yılı, bu tip işlerle dolu dolu geçer, verimli ve keyifli bir yıl olur.

Afyon’a Gittik

Alper görünmese de ekibimiz buydu

Salı günü Afyon Kocatepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü‘nden bir hocaya bir takım su, toprak ve pancar numuneleri götürmek üzere Afyon‘a gitmemiz gerekti sevgili okur.

Yola Alper, Merve, Betül ve ben olarak çıktık. Altımızda şu an markasını hatırlayamadığım Çin Malı, full donanımlı, 1600 motor ve lpg’li bir minibüs vardı. Bu Çinliler’e helal olsun dedim. Neden dedim? Arabada süper bir konsol var. Burada dokunmatik LCD ekran var. Navigasyon

LCD Ekran

var, geri vitese geçince bu ekranda arkayı görebiliyorsunuz. Ancak bu Çinli arkadaşımızın sıkıntısı gaza basınca gitmemesi 🙂 Yani bunda lpg’nin de etkisi var ama arabanın kalitesizliği de en büyük etken. Zira bu minibüsün (baya bildiğiniz kasalı minibüs) sıfırı 20 bin lira imiş 🙂

Saat 10.00’da bizim okuldan hareket ettik. Hava mükemmeldi. Sorunsuz bir şekilde başladı yolculuğumuz. Saat 10.35 civarında Seyitgazi‘ye geldik. Seyitgazi ilçe merkezi gözüme bir kasabadan farksız geldi. Çok küçük bir yermiş burası. Biraz daha ilerleyip saat 1100’de Kırka‘ya geldik. Burası Dünya’nın bor merkezi denilebilecek bir belde. Zira Boraks Tesisleri bu beldeye kurulmuş. Bunun etkisiyle de zenginleşmiş burası. Seyitgazi’den daha büyük geldi gözüme.

Saat 11.25’de Afyon il sınırına girmeden hemen önce ormanlık iki alanın ortasındaki geniş yemyeşil bir düzlükten geçtik. Aklıma Moria‘dan çıkan Yüzük Kardeşliği’nin koşuşturduğu o düzlük geldi. Mükemmel bir yerdi burası. Buraya ölmezsek ileride pikniğe gelip kamp yapmaya karar verdik Alper’le.

Yaklaşık 10 dakika sonra yıllar önce ailemle geldiğim Gazlıgöl‘den geçtik. Buranın çehresi çok değişmiş, sanki güneyde bir tatil beldesinden geçiyormuşuz gibi hissettim.

Fakülte Binası

Saat tam 12.00’de Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Kampüsü‘ne vardık. Burada beklediğimiz misafirperverliği göremedik. Hesapta olmayan işler yapmak zorunda kaldık. Getirdiğimiz tüm numuneleri 2 kat yukarı taşıdık bir de o açlıkla 🙂 Bu esnada Fen Edebiyat Fakültesi’nin tüm kızları Alper’e baktılar. Alper’i kestiler. Bana kimse bakmadı. Beni kimse kesmedi.

Laburatuvarda çalışırken

Saat 12.30’da taşıma işi bitti. Hemen araca binip uzaklaşırken arkadan bir telefon gelince gerisin geriye dönmek zorunda kaldık o kampüse. Saat 13.15’e kadar tanımadığımız bu laboratuvarda çalışmak zorunda kaldık. Sonra gül lokumu ile uğurlandık.

Ben

Bizimkiler

Numuneler

Afium

Kampüsten yine çıkıp Afyon’a, şehir merkezine gittik. Burada Betül’ün bir arkadaşı olan Yusuf‘la buluştuk. Daha sonra Özdilek AVM‘ye gidelim dedik. Ancak buranın uzak olduğunu bilmiyorduk. Neyse en sonunda buraya da varıp gezmeye başladık. Ancak çok acıktığımızdan ve Afyon’da yiyecek çok pahalı olduğundan biz de Afium diye bir yere girip buradaki Sbarro Restorant’ına girdik. Hayatımda hiç Sbarro’dan bir şey yememiştim. Burada Alper’le 18 liraya ikili bir menü aldık. 2 Çeyrek dilim pizza, bir tabak makarna, bir tabak patates kızarması, iki tabaka salata ve iki süper lezzetli dürüm ve de iki büyük boy kola. Pizzalar gerçekten çok iyiydi. Yani çok çok iyiydi. Memnun kaldık.

Saat 14.40’da bu mekandan çıkıp Eskişehir’e doğru yola çıktık. Yolculuk heyecabla devam ederken önce gazımız bitti. Sıralı sistem bizi bezine geçirdi. Benzinimiz 2 çizgi kalmıştı. Ancak bu Çin Malı minibüsün benzin anlayışını bilmediğimizden ufaktan tereddüt yaşamaya başladık. Tam bu anda benzin tek çizgiye indi. Saat 15.30 civarın telefon çekmeyen bir düzlükte ilerlemeye devam ediyorduk. Aracın benzini bitti bitecek derken ufukta Kırka’yı gördük 🙂

Kırka’da 20 liralık gaz alıp son sürat yola devam ettik. Gelirken bizim Merve’nin eski Deftones fanı olduğunu öğrendim. Benim mp3 çalardaki Deftones’ları açtım, öff nasıl koptuk anlatamam. Zavallı Betül için de işkenceye dönüştü bu anlar 🙂

Saat 17.00 civarında geldik Eskişehir’e. Ancak işimiz yine bitmemişti. Bu sefer de kendi laboratuvarımızda bir takım işlerimiz vardı. Onları hallettik, sonra da evimize geldik.

Böyle bitti Afyon olayımız da.