Category Archives: Faydalı Mevzular

Bu kategorideki yazılar belki işinize yarayabilecek bilgiler içeriyordur, okuyun.

İklim Değişikliği Hibe Programı 2017 – Ankara

ankar007

Evet sevgili okur, geçen hafta ben neredeydim? Ankara‘da! Ne yapıyordum orada? AB tarafından verilen birliğe katılım öncesi mali destek fonun aracılığıyla (IPA), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘na aktarılan hibeden, Bilecik olarak hazırladığımız proje sayesinde küçük bir pay alabilmeyi hak etmiştik çünkü. Ankara’da işte bu proje kapsamında alınan hibenin ne şekilde harcanacağı ve projenin nasıl yürütüleceğine ilişkin bir eğitim programına katıldık.

Hazırladığımız proje, iklim değişikliği alanında mevcut farkındalığın ortaya konularak, yapılacak çalışmalar sayesinde bu seviyeyi daha üst düzeylere çıkarmak ve konuya ilişkin bir takım sürdürülebilir yaptırımlarda bulunmak üzerineydi. Böyle süslü püslü ifade edince ne de güzel duruyor değil mi 🙂

ankara005

ankar003Salı günü Bilecik ekibiyle buluşup Ankara’ya gittik. Burada, Çukurambar tarafında Point Hotel‘e yerleştik. İlk gün pek bir şey olmadı. Ertesi gün bizzat Bakan’ın da katılacağı etkinlikte neler yapacağımızı konulup programladık. Çok yorgun olduğum için hemen uyudum. Ertesi sabah saat 07.30’da otelden servislere bindik ve bu sefer Sheraton Hotel‘e geçtik. Zira etkinliğe Bakan’ın ve Bakanlığın da üst düzey yöneticileri katılacağı için ilgi çok büyüktü. O kadar insanı alabilecek büyüklükte salon çok az sayıda otelde varmış.

ankar012

Ekibimiz

Saat 08.15 civarı kayıt yaptırıp fuaye alanına girdik. Burada hibe almaya hak kazanan 38 farklı projenin her biri için birer stant kurulmuştu. Kendi projemizin standını bulup yerleştik. Yaklaşık iki saat kadar bekledikten ve diğer 37 projeyi inceleyip o ekiplerle tanıştıktan sonra protokol geldi ve program başladı. Salonun tamamına yakını doluydu. Öyle ki Bilecik ekibinde Halk Sağlığı Müdürlüğü‘nden Mehmet Abi ve ben ön taraflarda oturmaya yer bulamadık. Unutmadan ekleyeyim, etkinlikte tam 6 yıl sonra kimi gördüm dersin? Burcu‘yu! Biricik sınıf arkadaşımı. İşte etkinlik başlayınca salonun arka kısımlarında Burcu, Mehmet abi ve ben birlikte oturduk. Etkinliği oradan izledik.

ankar010

Burcu ve ben

Etkinlikte çok değerli konuşmacılar yer aldı ve gerçekten çok önemli kitabi bilgiler verdiler. Şimdi bu konuşmacıları ve konuşmalarından aldığım notları aktarıyorum. Burada yer alan ifadelerin bazılarını ben özet halinde yazmış olabilirim. Rakamlarda ufak tefek hatalar olabilir ve konuşmacıların düşünceleri kendilerini bağlamaktadır.

Açılış konuşmasını NTV‘den tanıdığımız sunucu Simge Fıstıkoğlu yaptı. “İklim Değişikliği Sonumuz Olabilir mi?” sorusu üzerinden konuşmasına yön verdi. Salonu epey kontrolü altına aldı diyebilirim. Konuşmasından notlar: Okumaya devam et

Reklamlar

Kimliğimi ve Ehliyetimi Nasıl Yeniledim?

Evet, “Faydalı Mevzular” kategorisinde bu hafta, sizlere çok yararlı olacak, epey de zaman kazandıracak bir başlıkla karşındayım sevgili okur. Biliyorsun, kimliklerimiz ve ehliyetlerimiz AB standartlarında yenilenmeye başladı ve artık uluslararası bir formata büründü. Kimliğinizi kaybettiyseniz artık yeni kimlikten veriyorlar. Ya da ilk defa ehliyet alacaksanız ya da yenileme yapacaksanız yeni standartlardaki ehliyetlerden veriyorlar. 2020 yılının sonuna kadar tüm kimliklerin ve ehliyetlerin değiştirilmesi gerekiyor. Yeni kimlikler çipli olarak dağıtılıyor ve özellikle yurt çıkarken vizesiz geçiş yapılabilen ülkeler için size gümrükte vakit kazandırıyor. Ehliyetler ise yine Avrupa’yla aynı standartta olduğu için araç kullanırken polis vs. durdurduğunda herhangi bir sıkıntı yaşamıyormuşsunuz.

Cumhuriyet tarihinde ilk defa hem kimliklerde hem de ehliyetlerde, Türkçe ve İngilizce bir arada kullanılıyor. Bu da uluslararası standartları yakalama yolunda atılan büyükçe bir adım. Her ikisinde de biyometrik fotoğraf kullanıldığı için, özellikle kimliklerin, yakın zamanda pasaport yerine kullanılması işten bile değil. Şimdi gelelim en hızlı ve en ekonomik şekilde bu yenileme işini nasıl halledebileceğinize. En azından benim nasıl hallettiğime.

Önce Eskişehir’de Şair Fuzuli Caddesi üzerinde bulunan Özgür Dijital‘e gittim. Çünkü tüm bu işlemler boyunca biyometrik fotoğraf kullanacağız. Özgür Dijital, Eskişehir’de özellikle tüm okullara yıl sonu yıllığı ve düğünlerde çerçeveli düğün fotoğrafı, gelin albümü vb. işleriyle tanınır. Biyometrik fotoğrafı en ucuz ve en hızlı çeken yer burası. Eğer sıra yoksa ki çoğunlukla olmuyor, yaklaşık 15 dakikada 8 adet biyometrik fotoğrafınızı alıp çıkarsınız. Biyometrik fotoğrafımı akşam saat 19.00 civarında alıp eve gittim ve ertesi gün için Bilecik Trafik Tescil Şube Müdürlüğü‘nden randevu aldım. Saat 11.00’e aldım randevuyu. Bilecik olduğu için neredeyse her gün boş. Tek tük arada var sadece randevular. Ertesi sabah iş yerine 100 metre uzaktaki aile hekimime gittim saat 09.00’da. Çünkü saat 09.00’da alıyor ilk hastayı. Ben de üçüncü sıradaydım. On dakika sonra sıra bendeydi. Burada aile hekimimden sürücü olur raporumu aldım. Göz muayenesi yaptı, sistemden geçmiş rahatsızlıklarıma baktı, hastalıklarımla ilgili sorular sordu. Sonra elimdeki biyometrik fotoğraflardan birini yapıştırdığı raporu imzalayıp verdi. Yani unutmayın, aile hekimine giderken yanınızda en az bir tane biyometrik fotoğraf olsun.

kimlik01

Daha sonra doğruca Valilik binasındaki İl Nüfus Müdürlüğü‘ne gittim. Numaratör koymuşlar ama hikayeden. Aldığın numara yanıyor hemen bankoda. Ee burası Bilecik, burada sıra yok. Neyse, iki elimin orta parmaklarının izlerini aldılar. Bir tane de biyometrik fotoğraf aldılar. Bir de 16 TL para verdim. Bunu direk elden alıyorlar.

Nüfustaki işim 15 dakika sürdü. Sonra doğruca Finansbank‘a gittim. Burada toplamda 15 TL para yatırdım. Bunun 13 lirası değerli kağıt bedeli, 2 lirası da hizmet bedeli oluyor. Finansbank’taki işim önümdeki herif yüzünden yarım saat sürdü. Parayı yatırabileceğiniz başka bankalar da var. Ancak yolumun üzerinde olan burası vardı. Ben o yüzden tercih ettim. Daha sonra da doğruca Emniyet’e gittim. Randevuma 15 dakika olmasına rağmen benden başka kimse olmadığı için görevli memur işlemlere başladı. Üç tane biyometrik fotoğraf verdim. Dekontları ve eski ehliyeti de teslim ettim. Unutmayın, eski ehliyetiniz yanınızda olacak ve teslim edeceksiniz. Bunun yerine size geçici bir ehliyet belgesi verecekler yazı şeklinde. Bu da 15 gün geçerli. Zira yeni ehliyet hemen basılıp kargoya veriliyormuş.

Saat 11.15’te tüm işlerim bitti. Bilecik’te olmanın avantajını yaşadığım nadir anlardan biridir bu sevgili okur. Neyse devam edelim. Bu işlemleri yaptığımda günlerden perşembeydi. Sonraki hafta pazartesi sabahı yeni ehliyetim geldi. Ancak kimlik için biraz daha fazla beklemem gerekti. Zira onun gelmesi de yaklaşık 20 gün sürdü. E-devlet üzerinde, Kimlik Kartı Başvuru Sorgulama uygulamasından gün be gün kartınızın durumunu öğrenebiliyorsunuz. Her iki kartın teslimatı da bizzat PTT tarafından yapılıyor.

Eskiden B sınıfı ehliyete sahiptim. Yeni ehliyetimde “B B1 D1 F M” sınıfları yazıyor. Arka yüzünde ise kullanabileceğim araçların simgeleri yer alıyor. Yeni ehliyetler ve kimlikler 10 yıl geçerli. 10 yıl sonra muhtemelen aynı işlemleri yaparak her ikisini de yenileyeceğiz. Yeni kimliklerde cinsiyete göre renk farklılığı yok, herhangi bir şehir adı (doğum yeri, nüfusa kayıtlı olduğu yer ve veriliş yeri) yazmıyor. Arka yüzünde bir çip yer alıyor. Kartın şifresinin yazdığı bir zarfı ilk başvuru anında veriyorlar ancak şu an için kartın şifresini kullanabileceğimiz herhangi bir platform olmadığı için zarfı dahi açmadım. Bakalım ileride muhakkak lazım olacaktır.

Evet sevgili okur. Umarım faydalı bir yazı olur senin için. Üşenme, sen de kimliğini ehliyetini değiştir. Bizim askerde bir komutan vardı. Hayatıma çok bir şey kattığını söylemem ama yine de unutamadığım bir sözü vardı: “Üşenmeyin, üşenenin oğlu kızı olmaz.”

Kimlik yenileme randevusu için buraya tıklayın.

Ehliyet yenileme randevusu için buraya tıklayın.

kimlik2

Küçük Prens’in Dil Serüveni – Müze Girişimi

kp03Antik Mısırca (Hiyerogliflerle), Alur dilinde, Habeşçe, Aramice, Esperantoca, Asamca, Mirandca, Brentonca…

Yukarıda saydıklarım, Dünya’nın en ilginç dilleri listesi değil sevgili okur. Bu diller ve lehçeler, Fransız yazar ve pilot Antoine de Saint-Exupéry‘nin artık bir kült, popüler kültür macunu ve Dünya’nın en bilinen eseri olma yolunda ilerleyen masal kitabı Küçük Prens‘in (Le Petit Prince) basılmış olduğu diller ve lehçelerden sadece birkaçı. Kitap an itibariyle Dünya’da var olan (ölü ve halen konuşulmakta olan) toplamda 300 farklı dil ve lehçede yayımlandı. Bu rekor, kutsal kitapların bile kıramadığı bir rekordur.

Biz Küçük Prens’in Dil Serüveni‘yle ilk defa şu yazımda tanışmıştık. O sergi, daha çok Ali Lidar‘ın kişisel koleksiyonu olarak tanıtılmıştı katılımcılara. Ancak, özellikle Ali Hoca’nın bu girişimlerinden sonra, ülkemizde Küçük Prens eserine olan ilgi epeyce arttı. Kürk Mantolu‘dan sonra Instagram kahve fotoğraflarının vazgeçilmezlerinden oldu.

KPMG_son_kucukBu yıl, birkaç ciddi koleksiyoner sayesinde Küçük Prens’in Dil Serüveni bir müze girişimi başlattı. Ülkemizde özellikle son birkaç yılda onlarca farklı yayınevi, onlarca farklı şekilde bu kitabı yayımladı. Geçtiğimiz aylarda Adımlar Kitabevi‘nde de “Küçük Prens’in Dil Serüveni” isimli sergi açıldı ve epey bir uzun süre de açık olarak kaldı. Bir önceki yıl, Ali Hoca’nın sergisinden farklı olarak bu sene içerik ve konsept tamamen değişmişti.

Eh, öyle bir niyetim yok ama olur da başlarsam, sırf ülkemizde yayımlanan kopyalarla bile çok ciddi bir koleksiyon yapılabilir. Müze Girişimi bir de internet sitesi açmış. Site muhteşem. Farklı dillerde ve lehçelerde yayımlanmış olan tüm Küçük Prens kitaplarına ulaşabiliyor, özelliklerini görebiliyorsunuz. Ancak girişimin en harika eseri, yayımladıkları iki kitap olmuş bence. Gerçi basılı değil ama zaten sürekli içeriği değişecek nitelikte olduğu için basılı olmaması da iyi bir tercih. Zaten girişim kitapların ön sözünde de, her iki kitabın da sürekli güncelleneceğinin sözünü vermiş, bastırmayın demiş. Her iki kitabın da editörleri Mehmet Sobacı ve Yıldıray Lise. Kitapların önsöz kısımlarında Müze Girişimi’ne ilişkin bilgi verilmiş, eğer destek olmak isterseniz neler yapabileceğinizden bahsediliyor.

kp01İki kitaptan ilki “Dünya’nın Küçük Prens Kitapları“. Tam 400 sayfa. İçerisinde yüzlerce farklı dilde yayımlanmış eserlerin görselleri, baskılarına ilişkin detaylı bilgiler yer alıyor. Adını duymadığınız dillerde basılmış kitapları görünce eh şaşırıyorsunuz biraz. Bir de aynı dile ait farklı lehçelerde de basılmış kitaplar var. Örneğin Türkçe. Hem günümüz Türkçesi, hem Osmanlıca hem de Göktürkçe basılmış mesela. İtalyanca’nın 35 farklı lehçesinde ve 3 farklı özel baskısıyla basılmış ki rekor bu dilde zaten. Özel baskılar da çok ilginç geldi. T9 diliyle, Mors koduyla, Braile alfabesiyle, minyatür boyutlarda, ayna görüntüsüyle yapılan baskılar da mevcut. Kitabın sonunda Dil Serüveni’nin tamamını görebileceğimiz bir zaman tüneli yer alıyor.

kp02Diğer kitap ise tamamen Türkiye’de basılmış olan Küçük Prens kitaplarını içeriyor ki bir gün koleksiyon yapmaya başlarsam işte bunu baz alabilirim. Bu kitap da 250 sayfa. Kitapları basıldığı yıllara göre ele alıyor. Kitabın sonunda Türkiye’deki dil serüveninin gösteren bir zaman tüneli yer alıyor.

Bu kitaplarda aşağıdaki adreste bulunan “Dosyalar” menüsünden ulaşabilirsiniz.

http://www.kucukprensmuzesi.com/

Evet sevgili okur, sen de bu güzel masalın, bu kitabın bir hayranı isen, Küçük Prens kültüne ilgi duyuyorsan, müze girişiminin sitesine göz atmanda fayda olabilir. Umarım Adımlar Kitabevi seneye daha da geniş bir koleksiyonla bizleri buyur eder sergiye. Aşağıda müze ziyaretimizden birkaç kare yer alıyor. Ayrıca birkaç ilginç kitabı da seninle paylaşıyorum sevgili okur.

Adore Mobilya’dan Müthiş Hizmet: Kedi Evi

adore03

Hayvanseverler için güzel bir haber bu. Adore Mobilya, bir süredir internet sitesinde güzel bir kampanyayı daha doğrusu hizmeti, hayvanseverlere sunuyor. Şirket, kullandıkları ürünlerin nakliyesinden artan ve mobilya imalatı için kullanılamayacak durumda olan suntalardan kediler için tasarlanmış küçük evler – kedi evleri – yapıyor. Üstelik bunları da yalnızca 10 liralık bir kargo ücreti karşılığında sunuyor. Yani kedi evi bedava! “Hadi canım sende, o 10 liranın içinde kesin evin ücreti de vardır” diye düşünebilirsiniz. Ancak Yurtiçi Kargo‘nun İstanbul’dan Eskişehir’e tek bir CD’yi bile 11 liraya taşıdığını göz önüne alırsanız bana hak vereceksiniz.

adore02Kedi evi, çok hafif ve pratik bir ambalaj içerisinde geliyor. Kurulumu için içerisinden çıkan malzemeler yeterli oluyor. Paketin içerisinden bir de şirketin bu kampanyayı neden yaptığına dair bir mesaj çıkıyor. Aslında yapılan iş, sadece sokak hayvanlarının yararına değil, ekonomik ve çevresel açıdan da harika bir proje. Şöyle ki söz konusu atıklar, ekonomiye bundan daha verimli bir şekilde kazandırılamazdı. Atık miktarlarını azaltan şirket, hem ekonomik açıdan kendini rahatlatıyor hem de çevreyi atıklarını azaltarak korumuş oluyor. Yani proje, atık yönetimi açısından da örnek bir proje. Adore Mobilya, aldığınız kedi evlerini #kedievimadoreden ve #bukışgeçerüşümeden hash-tag’leriyle paylaşmanızı istiyor. Bu sayede diğer hayvanseverleri de kampanyadan haberdar edebilirsiniz.

adore01

Şarjlı Vidalama Makinesini Adam Etmenin Yolu

Kutusu ve bilmem kaç parça ucuyla toplam 29,90’a satılan ucuz şarjlı vidalama makinelerini bilirsin sevgili okur. Yapı marketlerde kasaların yanında, fırsat reyonlarında bolca bulunur ve satılırlar. Normalde kullandığım akülü vidalama makinesine ilave olarak nereden nasıl geldiğini bilmediğim ufak bir vidalama makinem daha var. Bu makineyi şarj ettikten sonra bir kere bile vida sıkmamıza izin vermeden ölüyordu. Adaptörü ve kendisiyle yer kaplamaktan öte bir işlevi de yoktu.

Eski evdeki tüm ıvır zıvırları yeni eve naklederken elimdeki işe yaramaz onlarca şeyi atmaya başladım. Nasılsa umudu kestim diye düşünerek bu şarjlı matkabı da sökerek içini kontrol etmek istedim. Matkabın içini açınca ortaya tam bir Çin işi çıktı. Dört adet en dandiğinden şarjlı pilin, seri bağlantılı olarak lehimlenip matkabın sapına tutturulduğunu görünce kahkaha attım. Demek ki bu piller artık öldüğü için matkap çalışmıyordu.

mtkp01 Okumaya devam et

Japon Balıklarımla Tanışın

japonba01

İmpru ve İsimsiz Kahraman

Aylar önce aklıma bir fikir saplanmıştı. Neden bir çift Japon balığı almıyordum ki? Arkadaşlarımın düşündüğünün aksine, ben hayvanları çok severim. Özellikle de balıkları. Akvaryumun içerisinde amaçsızca dolaşan bir çift balığı izlemekten daha güzel ve rahatlatıcı başka ne olabilir ki? Bir şey olabilir belki.

Yıllar önce izlediğim komik bir balık videosu vardı. Halen aklıma geldikçe gülerim. Az önce araştırdım. Bulabilseydim ekleyecektim hatta. Ancak Japon balıklarının akvaryum balıkçılığında en popüler balıklar olması sebebiyle internette bunlarla ilgili yüzlerce sayfa bilgiye ulaşılabiliyor. Literatürde Carassius auratus olarak yer alan Japon balıklarına Dünya’da Goldfish (altın balık) deniliyormuş.

Benim aldığım kuyruğu düz olan türe Suriye Japonu deniyor. Zaten akvaryumcularda en çok satılan ve en ucuz tür de bu tür. Akvaryumcular bunları üç dört farklı boyda satıyorlar.

Balığı almadan önce ne şekilde yetiştirebileceğimize ilişkin ufak araştırmalar yaptım. Yalan yok planım bir fanusta iki tane küçük boy balık yetiştirmekti. Ancak Japon balıkları ve hatta tüm balıkları fanusta, kavanozda yetiştirmek bu zavallı hayvanların sürekli şaşı bakmasını sağlayıp bir süre sonra kör olmalarına sebep oluyormuş. Hayvanlara işkence etmekten başka bir işe de yaramıyormuş. Tercihen orta boy ölçekte bir akvaryumda birkaç tane beslemek en iyisiymiş. Isıtıcı almaya gerek yok. Havalandırma motoru suyun kalitesini arttıracağı için tavsiye ediliyormuş. Bir de başka türlerle birlikte beslenmemesi gerekiyormuş. Yalnızca kendi akranı olan Japon balıklarıyla birlikte tutulması gerekiyormuş.

japonba03

Üç dört gün önce Ahmet, Burak ve Mustafa‘yla konuşurken aklıma yeniden Japon balığı alma fikri geldi ve bunlara sordum. Balığın bir tanesine ortaklaşa isim seçmelerini istedim. Böylece balıklardan birine, henüz almamışken, o gece isim verdik: İmpuru. Diğer balığın adını koymayı hiç istemedim. O yüzden önce “isimsiz” olarak düşündüm. Sonra da “İsimsiz Kahraman” olarak adını koymuş bulundum. Pulları daha bir parlak ve turuncu olan İsimsiz Kahraman, birazcık daha açık renkli olan ise İmpuru.

Merve‘yle birlikte balıkları ve akvaryumlarını almaya gittik Esnaf Sarayı‘na. İstediğimiz akvaryum setini ve balıkları çok kısa bir araştırmadan sonra bulduk, aldık ve geldik. Yaşam alanlarını hazırladıktan sonra akvaryuma koyduk ve havalandırma motorunu çalıştırdık. Akşamdan beri bakıp duruyorum ne yapıyorlar diye. Ara sıra motoru durduruyorum. Suyun sakinliği hoşlarına gidiyor, daha bir canlanıveriyorlar.

Şu yüzümüze bir türlü gülmeyen hayatta, böyle miniş miniş şeylerle mutlu olmaya çalışıyoruz. Umarım bu şeker balıklar, yazıldığı gibi uzun yıllar yaşayabiliyordur. Böyle bir birlikteliğe ihtiyacımız var çünkü.

japonba02

Soldaki İmpuru, sağdaki ise İsimsiz Kahraman

Gillette Tıraş Bıçakları Kullanıcı Deneyimleri

gille_09Bu yazı erkekler için yol gösterici olabilir. O yüzden yazma ihtiyacı hissettim. Muhtemelen lise yıllarından itibaren hayatımızın ayrılmaz parçası ve büyük vakit kayıplarından biri de tıraş olmaktır. Dolayısıyla bu vakit kaybını olabildiğince azaltmak ve sonuçlarını iyileştirmek adına “İsviçreli bilim adamları” durmaksızın çalışıyorlar. Benim tıraş bıçağı konusundaki tercihim yıllardır Gillette‘den yana. Arada yalnızca bir sene başka bir marka kullanmıştım. Onun dışında babamdan kalan alışkanlıkla Gillette’den hiç vazgeçmedim. Bu blogda çok defalar yazdım. Firma girip okusa kesin bana teşekkür plaketi gönderirdi. Ama elbette bu blogdaki çalışmalarımız plaket için değil, faydalı olabilmek için yürütülüyor.

Evet, şimdi sizlere elimdeki Gillette koleksiyonumdan, tıraş bıçaklarından ve kullanımlarına dayalı tecrübelerimden bahsedeceğim. Okumaya devam et

Mert’le Buluşma & Enneagram Testi

mert04En son dört yıl önce görmüştüm Mert’i. Üniversitede, hazırlık sınıfında tanıştığım ilk arkadaşım, dostumdur. Uzun süre görüşemeyip bir araya gelince bıraktığınız yerden devam eden arkadaşlıklarınız vardır ya işte bu tam da öyle bir şey.

Mert, Malzeme Mühendisliği Bölümü’ndeydi okulda. Galiba Mert’in sayesinde, Malzeme Mühendisliği’nden çok fazla arkadaşım vardı okuldayken.

Mert’ten haber aldığım günün akşamında buluştuk Peyote’de. Mert, Yalçın, Volkan ve ben. Görüşemediğimiz süre içerisinde ikimizin de hayatı o kadar çok değişmişti ki anlattıkça biz bile şaşırıyorduk bu duruma. Sonra Merve de geldi dahil oldu yanımıza. Mert’in sayesinde belki de yıllar sonra kumpir yedim hiç aklımda yokken.

Bunları daha sonra tekrar Peyote’ye bıraktım ve ayrıldım. Ben ayrıldıktan sonra Mert’in keyfi çok yerindeydi. Çünkü birkaç gün sonra çıkacağı seyahat onu heyecanlandırıyordu. Benim aklımda ise az önce bana bahsettiği Enneagram Testi dolaşıp duruyordu. Enneagram, Dünya’nın en iyi kişilik analizli testlerinden birisiymiş. O güne kadar Mert’ten başka kimseden duymamıştım bu testin adını. Mert, o kadar ciddiye alıyordu ki bu testi, çalıştığı iş yerine personel alacakları zaman bile bu testi uyguluyorlarmış.

Enneagram, kişilikleri 9 gruba-tipe- ayırıyor. Her bir tip için size onar önerme sunuyor. Siz, bu önermelere olabildiğince dürüst cevap veriyorsunuz. Hangi grubun önermelerine daha fazla sayıda cevap vermişseniz o grubun temsil ettiği kişiliğe sahip olduğunuz ortaya çıkıyor.

Testin emsallerinden farkı, bu dokuz gruptan hiç birini bir diğerine üstün tutmuyor oluşu. Her grubun çok iyi ve çok kötü yönleri var. Bu dokuz grubun her birine “Tip” deniyor. Bu tipler sırasıyla; mükemmeliyetçi (reformcu), yardımsever (yardımcı), başarı odaklı (başaran), özgün (bireyci), araştırmacı, sorgulayıcı (sadık), maceracı (hevesli), meydan okuyan ve barışçı. Tiplerin adları çevirilere göre farklılık gösterse de temsil ettiği kişilik özellikleri değişmiyor. Sıralamaya göre her tip kendinden bir önceki veya bir sonraki tipe benzer özellikler gösteriyor. Aşağıdaki şemadan da bunu anlayabiliyoruz.

mert01

Mert ve arkadaşları, bu testi çok benimsemişler ve hayatlarındaki insanları da artık Tiplere göre ayırabiliyorlar. Buluştuğumuzda Volkan merakına daha fazla dayanamadı ve hemen bir test yaptı. Volkan testi yaparken Mert, Volkan’ın çıkacak sonucunu tahmin etti. Ve Volkan testi bitirdiğinde tam da Mert’in dediği Tip olarak çıktı.

mert02

Mert ve Yalçın’dan ayrıldıktan sonra eve gidene kadar “acaba ben hangi tipim” diye düşünüp durdum. Testi açıp yapmaya başladım ve çıkan sonuç beni biraz şaşırttı. Çünkü Mert’in anlattığına  ve hatta Volkan’ın da test sonucundan anladığımız kadarıyla, çıkan sonucun belli bir tip üzerine yoğunlaşması gerekiyordu. Ya da birbirine yakın tiplerin puanlarının yüksek olması gerekiyordu. Ancak benim sonucumda;

Tip 8 – Meydan Okuyan – 10 puan
Tip 6 – Sadık – 9 puan
Tip 1 – Reformcu – 9 puan

olarak çıktı. Bu sonuca Mert çok şaşırdı. Çünkü o da ben de sonucun Tip 1 ya da Tip 2 çıkacağından emindik adeta.  Ama Tip 8 çıktım. Dokuz grubun her birinin özelliklerini yazmak yerine benim sonucumda çıkan tiplerin tanımlarına bakalım:

Tip 1 Mükemmeliyetçi (Reformcu)
Doğru olanı yapmak ve dünyayı mükemmel hale getirmek isterler. Standartları yüksektir. Yaptıkları ne olursa olsun, iç sesleri onlara “mükemmel” diyene kadar, sabırla çalışırlar. Bunu başkalarından da beklerler, aksi halde ise büyük hayal kırıklığı yaşarlar.

Tip 6 Sorgulayıcı (Sadık)
Kendilerinin ve çevresindekilerin güvenliği için, herşeye önce şüpheyle yaklaşırlar. Problemleri önceden görüp, önlem almak isterler. Altıların güvenlerini kazanmak çok zordur, ama güvendikten sonra o kişiye kendilerini adarlar.

Tip 8 Meydan Okuyan
Güçlü olmaktan, kontrolü ellerinde tutmaktan ve etki bırakmaktan hoşlanırlar. Adaleti sağlamak için mücadele ederler. Kararlıdırlar, inisiyatif alır ve işi sonuçlandırırlar. İnsanlara aldırmadan akıllarından geçeni söyler ve öfkelerini dışa yansıtırlar.

Bu tiplerin tanımların beni ne kadar temsil ettiği konusunda kararsız kalınca etrafımdaki yakın arkadaşlarıma sordum. Büyük bir kısmı Tip 8 olduğumu teyit ettiler. Ancak Tip 8 olduğum kadar Tip 1 olduğumu da eklediler.

mert03

Enneagram Testi Sonucum

Üşenmem ben, 90 önermenin hepsine cevap veririm diyorsanız buraya tıklayarak siz de testini yapabilirsiniz. Sonucunuzu da yorumlar kısmında paylaşabilirsiniz.

Evet, enneagram testi şaşırtmaya devam ediyor. Acaba siz hangi Tipsiniz?

Cam Ambalaj Sağlıktır Konferansı

cam00Perşembe günü akşamı ve cuma günü sabahı İstanbul‘daydım sevgili okur. Şişecam tarafından düzenlenen Cam Ambalaj Sağlıktır konulu konferansa katıldım. İstanbul’da yediğim içtiğim benim olsun, ben size ne gördüm ne duydum ve neler öğrendim onlardan bahsedeceğim. Birazdan okuyacaklarınız İngilizce ve Türkçe olarak yapılan sunumlardan derlediğim bilgiler. Atıklar ve geri dönüşüm, ambalaj atıkları ve özel olarak cam ambalajlarla ilgileniyorsanız muhakkak bir göz atın derim. Sunumlarda elbette pek çok husus birkaç defa tekrarlandığından bazı tekrarlar olacaktır içerikte.

  • Aslında en sonda yazacağımı en başta yazıyorum. Konferanstan çıkardığım özet dört kelimeden fazlası değildi: Cam, en sağlıklı ambalajdır.
  • Camın hammaddesi çok basitçe “kum” olarak ifade edilir. Tamamen inert bir malzeme olduğu için içeriğindeki maddelerle (en azından gıda ambalajı olarak kullanıldığında) herhangi bir etkileşime girmiyor.
  • Avrupa’da kişi başına yıllık olarak 35-40 kg cam ambalaj kullanılıyor. Bu oran, cennet vatanımızda 13 kg/yıl civarında.
  • Camın bir ambalaj malzemesi olarak en büyük avantajı, %100 oranında ve sonsuz defa geri dönüştürülebiliyor olmasıdır. Bu, tüm malzemeler içinde eşşiz bir avantaj. Malzemenin kalitesi hiç kaybolmuyor.
  • Avrupa’da üretilen cam ambalajların geri dönüşümdeki payı %80’miş. Jeolopolitik konumu sayesinde Dünya’nın en önemli ve en güçlü ülkelerinden biri olan ülkemizde ise bu oran %20 civarında.
  • cam02Avrupa, cam ambalaj üreticileri birliği diye çevirebileceğimiz bir oluşum var: FEVE – The European Container Glass Federation. Türkiye’den Şişecam buraya üye. Ayrıca tüm Avrupa’da cam üreticilerinin %90’ı da (yaklaşık 60 firma) bu oluşuma üye.
  • Geri kazanılan cam malzemenin gıda saklamaya uygun olup olmadığı yönünde çekince duymaya gerek yokmuş. Kesinlikle uygunmuş.
  • Özellikle sıcak iklime sahip ülkelerde PET malzemeler çok sıkıntılı, mesela Hindistan. Sıcaklığın artmasıyla PET malzemenin yapısından çözünmeler oluyor ve içerdiği gıdaya karışıyor.
  • BPA denen bir malzeme var, bisphenol A. Bu maddenin 2011’den beri plastik malzemeden üretilen bebek malzemelerine katılması yasak. Bu maddeyi yasaklayanlar (Dünya Sağlık Örgütü) camı tavsiye ediyor.
  • Sağlıklı bir ambalaj malzemesi; inert olmalı, içerdiği malzemeye sızmamalı, ürünün orijinal tadını saklamalı, ürünü sıcaklık değişimlerine rağmen korumalıdır. Oksijen ya da nem gibi etkenler ürüne girmemelidir.
  • Sunumu yapan Adeline Farrelly, şöyle bir soru sordu: Satın aldığımız ürünlerin etiketlerinde her detay var da neden paketlemeyle ilgili bir bilgi yer almıyor? Etiketlerin arkasına bakmamızı tavsiye etti Adeline.
  • Bir ürünün, bir üretimin “sürdürülebilirliği”, yalnızca sağlık etkilerinin kontrolü değil, söz konusu gıda ambalajları ise, çok daha fazlasıdır.
  • Cam ambalajın sürdürülebilirliği sosyal etkiler, ekonomik etkiler ve çevresel etkilerdir. Bu sosyal etkiler iş imkanı ve iş sağlığı gibi hususlardır. Ekonomik etkiler ise üretimin kârlılığı ve vergilerin oranları üzerinedir. Çevresel etkiler ise, işte burada Adeline bombayı patlattı! Çevresel etkileri, LCA – Life Cycle Assessment(Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi) ile gözlemlenenler ve LCA ile gözlemlenmeyenler olarak ikiye ayırmış. LCA, henüz çok yeni bir kavram iken Adeline’ın bu yaklaşımı iki türlü ele alması, “Adamlar yapıyor abi” argümanını kullandırdı bana.
  • Camın geri dönüşümü, çok ciddi enerji tasarrufu ve depolama açısından avantaj sağlıyor, karbondioksit emisyonunu azaltıyor. Ayrıca nihai bertaraf amacıyla kullanılan depolama alanlarının da ömrünü uzatıyor.
  • Okyanuslarda, yüzen plastik atıklardan dolayı çok ciddi bir sorun oluşmuş durumda: Çöp adaları. Bu malzemelerin durumu, ne yazık ki LCA’da hesaplanamıyor.
  • Camın geri dönüşüm süreci kapalı bir döngü olarak ifade ediliyor. İki tür ekonomik model var: lineer ekonomik model ve döngüsel ekonomik model. Lineer ekonomik model, en eski yaklaşımdır. Kullan ve at mantığına dayanır. Artık yürümeyen bir model. Döngüsel ekonomik modelde ise kaynağı kullan, ürünü üret, atığını geri kazan yaklaşımı var.
  • Avrupa’da marketlerde yer alan cam ambalajların %77’si geri dönüştürülmüş malzeme.
  • Kullanıcıların %87’si bir ürün alırken özellikle cam ambalaj içerisinde olanları tercih ediyor.
  • Eğitimin ikinci yarısında sahneye Prof. Dieter Schrenk çıktı. O da sunumuna gıda ambalajlamanın amaçlarını anlatarak başladı: Gıdayı koruma, raf ömrünü uzatma, gıdanın kalitesini(tad, tazelik, koku ve renk) devam ettirme.
  • En iyi ambalaj, gıdayı ağaçtan toplandığı ilk andaki gibi taze tutabilendir.
  • Ambalaj, yiyeceği dışarıdan gelen her şeye karşı (oksijen, hava ve diğer etkiler) korumalıdır. Yiyeceklerin mikrobiyal ya da kimyasal bozulmalarını önlemelidir. Yiyeceğin kokusunu ve suyunu paket içerisinde saklayabilmelidir.
  • Plastik polimerlerin yapısı güneş ışınlarıyla bozuluyor. Malzemenin yapısındaki polimerizasyon süreci ise sürekli devam ediyor. Bu durum, içeriğinde kalıntı olarak monomer ve oligomerleri oluşturuyor.
  • Tetrapak, %100 güvenli bir ambalaj değil. Çünkü en içte gıdaya temas eden kısım yine plastik türevi.
  • Kağıt/karton ambalajlar iç kısımdan plastik tabaka ile kaplılar. Bunların üretiminde kimyasallar kullanılıyor ve koruyucular içeriyorlar. Bu ambalajların üst kısmında yer alan baskı mürekkepleri tamamen kimyasal içerikler.
  • Metal ambalajların dezavantajı ise kimyasal etkileridir. Burada demir ve çelik inert malzemeler değil. Benzer şekilde alüminyum da çok kararlı bir malzeme değil. Asidik reaksiyonlarla bozuluyorlar. Paslanmaz çelik, çok iyi bir malzeme ancak bu malzemeden gıda ambalajı yapılamıyor.
  • Teneke ambalajlar iç kısımdan korozyonu önlemek için polimerle kaplanabiliyor. Ama ne olursa olsun, metal gıda ambalajında gıdaya geçen “metalik tad” en büyük sıkıntı.
  • Cam üretiminde, gıdaya sızabilecek herhangi bir kimyasal kullanımı yoktur. Camın yapısında herhangi bir organik materyal kullanılmıyor. Tamamen inert malzemelerden oluşuyor.
  • Kağıdın geri dönüşümü iyi bir yöntemdir. Ancak geri dönüştürülmüş kağıdın ne için kullanılacağı da önemlidir. Zira, geri dönüştürülmüş kağıttan gıda ambalajı yapılamaz.
  • Son olarak, Prof. Schrenk, cam ambalaj %100 güvenlidir, diyerek noktayı koydu.
cam03

Refika Birgül

Sunumlardan sonra NTV‘de yayımlanan “Refika’nın Mutfağı” programından tanıdığım Refika Birgül sahneye çıktı. Tamamı cam ambajlarda yer alan onlarca farklı malzeme ile sağlıklı tariflerinden birini paylaşacağını anlattı. Güzel, eğlenceli ve samimi bir sunum oldu.

Nihai olarak, cam ambalajlarla ilgili olarak aklımda kalan iki soru var:

  • Aynı miktar gıdayı cam ambalajda, plastik ambalajda, tetrapak ambalajda ve teneke ambalaj içerisinde tüketiciye sunmanın maliyeti nedir? Cam ambalaj kullanmanın tüketiciye maliyeti nedir?
  • Cam ambalajların tamamına yakını plastik kapaklarla ya da plastik kaplanmış metal kapaklarla kapatılıyor. Bu durum, ambalajın tamamen cam olmasının faydasını ne oranda etkiliyor?
  • cam01

    Etkinliğin yapıldığı mekandan boğaz manzarası

Radyasyondan Korunma Derneği’nin Müthiş Semineri

trkd_logo.png

Türkiye Radyasyondan Korunma Derneği

Salı günü, tek günlük bir eğitim için Bursa‘ya gittik sevgili okur. Radyasyondan Korunma Derneği, Radyasyon Kaynakları ve Radyasyondan Korunmanın Temel İlkeleri konulu bir eğitim düzenlemişti. İlkan abi, Murat abi ve ben, sabah saat 08.00’de Bilecik’ten yola çıktık. Bursa’nın Bilecik’e komşu ilçesi Yenişehir‘den geçtik. Sonra dayımın yıllarca öğretmenlik yaptığı Menteşe Köyü yol ayrımını gördük. Aklıma çocukluğum geldi. İçim bir tuhaf oldu. Keşke biraz vaktimiz olsaydı da bu köye uğrayabilseydik. Köydeki kimse ben tanımıyor, bilmiyor. Ama benim çocukluğumun bütün yaz tatilleri bu köyde, bu köyün bahçelerinde geçmişti.

Saat 09.30’da Bursa’da TÜBİTAK BUTAL‘e geldik. Radyasyondan Korunma Derneği, eğitim içim burayı kiralamış. Eğitime, Bilecik, Bursa, Yalova, Balıkesir ve Eskişehir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri katılacaktı. Ancak Eskişehir İl Müdürlüğü’nden katılım olmadı. Saat 10.00’u biraz geçe eğitim başladı. Eğitimi veren ve derneğin yönetim kurulu başkanı olan Nükleer Yüksek Mühendisi Ergün TOGAY, bize kısaca eğitimin içeriğinden ve derneğin faaliyetlerinden bahsetti.

Yazının bundan sonraki kısmı eğitimde tuttuğum yedi sayfa nottan derlediğim bilgilerden oluşuyor. Faydalı bir yazı olacak. Doğru bildiğimiz yanlışları okuyunca siz de benim gibi şaşıracaksınız.

  • Radyoaktivite, Dünya’nın oluşumundan daha önce bile var. Uranyum, toryum, radyum, radon ve potasyum-40 bu radyoaktivitenin kaynakları.
  • Toprakta doğal olarak uranyum, toryum, potasyum-40, radyum ve radon elementleri bulunur ve radyoaktiviteye yol açar.
  • Okyanuslarda bunlara ilave olarak trityum, karbon-14 ve rubidyum-87 element ve izotopları radyoaktiviteye yol açıyor.
  • Güneş sistemi dışından gelen radyoaktif maddelere kozmojenik maddeler deniyor. Bunlar karbon-14, hidrojen-3 ve berilyum-7.
  • Yiyeceklerde de çok az miktarlarda da olsa, radyoaktif maddeler bulunmaktadır. Özellikle kabuklu yiyeceklerde daha fazla olarak.
  • 1 diş filmi çektirince maruz kalınan radyasyon dozu 0,1 mSv’dir (miliSievert). İnsan sağlığı için tehlike yaratacak doz 1 Sv’dir. Yani 10.000 tane diş filmini aynı anda çektirmeniz gerekiyor.
  • Radyasyona sebep olan maddeler, kararsız izotoplardır.
  • Radyasyonun ne kadar az olup olmadığı önemli değildir. Eğer radyasyona maruz kalıyorsak (kaynağın cinsi ve dozu ne olursa olsun) risk hep var demektir.
  • Pilotlar sürekli yüksek irtifalarda görev yaptıkları için normal bireylere göre daha fazla radyasyona maruz kalırlar. Dolayısıyla bu kişiler “radyasyon çalışanı” kabul edilirler.
  • Yapay olarak üretilen radyoaktif elementler: Trityum, İyot-131, İyot-129, Sezyum-137, Stronyum-90, Teknisyum-99 ve Plutonyum-239.
  • Radyasyon “iyonlaştırıcı” ve “iyonlaştırıcı olmayan” radyasyon olarak ikiye ayrılır. İşte en büyük sıkıntı iyonlaştırıcı radyasyondur. Bizim de bundan korunmamız gerekiyor.
  • İyonlaştıran radyasyon alfa ve beta parçacıkları, nötron ışınları ile X ve Gama ışınlarından oluşuyor. Bir atomu iyonlaştırıcı etkisi ve gücü olan radyasyona iyonlaştırıcı radyasyon denir. Enerjisi ve frekansı yüksektir ancak dalga boyu küçüktür. Dolayısıyla girişkendir. Kararlı bir atomdan elektron kopartarak onu iyon haline getirir. Örneğin hücrelerde DNA yapısını bozar.
  • Tomografi cihazları, iyonlaştırıcı radyasyonla çalışırlar. Bunlar, hastanelerdeki atom bombalarıdır!
  • Yapılan araştırmalar göstermiş ki iyonlaştırıcı olmayan radyasyon vücutta yalnızca 1 derecelik ısı artışına sebep oluyor. Yani tespit edilebilen tek etkisi bu.
  • Cep telefonlarında sıkça kullanılan, SAR değeri spesifik soğurma hızı olarak çevrilebilir. SAR değeri, cihazın yaydığı radyasyonun vücut sıcaklığını arttıracağı değerin AB için beşte biri, ülkemiz için ise onda birine karşı gelen değerdir.
  • Vücutta radyasyona en hassas kısımlar göz, tiroit, beyin hücreleri ve üreme hücreleridir.
  • Cep telefonlarının en çok radyasyon yaydığı an arama tuşuna bastığımız andır. Bu anda cihaz, tüm gücüyle sinyaller göndererek en yakındaki baz istasyonlarını aramaya başlıyor. Konuşma başladıktan sonra bu radyasyon yayılımı azalıyor.
  • Cep telefonu iyonlaştırıcı olmayan radyasyon kaynağıdır. İyonlaştırıcı olmayan radyasyonun giriciliği az olduğundan, dalga boyu uzun olduğundan tepeleri, engelleri aşamıyor. Dolayısıyla dağda bayırda telefon çekmiyor.
  • Etkin doz: Tüm vücudun maruz kaldığı radyasyon dozudur.
  • İyonlaştırıcı radyasyonun ilk çeşidi alfa parçacıklarıdır: Bunları bir kağıt parçası ile durdurabiliriz. Zira kağıdın elektrik yükü çok fazla. Ancak solunum soluyla vücuda girince en çok hasara bunlar neden olur.
  • Beta parçacıkları: Bunları durdurmak için birkaç mm kalınlığında alüminyum levha veya fleksiglas kullanabiliriz. Burada ince, hafif ve ekonomik malzeme tercih etmek önemlidir.
  • Yoğunluğu (birim hacimdeki atom sayısı) fazla olan malzemeler radyasyon engelleyici olarak kullanılabilir. Kurşun çok iyi bir örnek.
  • Alfa ve beta ışımalarında parçacık atıyor, kütlesi var parçacıkların. Ama Gama ışımasında foton atıyor. Fotonların kütlesi ve yükleri yok. Delip geçiyor.
  • Gama ışınları enerjisi çok yüksek fotonlardır. Delicidirler. Fiziksel olarak delmekten bahsetmiyoruz elbette. Yani engellere takılmazlar. Dalga olarak iletilirler. Elektrik yükleri olmadığından da elektrik ve manyetik alanlarda saptırılamazlar.
  • Şöyle bir özetleyecek olursak; alfa ışımasını kağıtla, beta ışımasını alüminyum levha ile, gama ve X ışımasını kalın kurşun levha ile ve nötron ışımasını (ki en babası bu) su veya beton duvarla engelleyebiliyoruz ancak.
  • geiger

    Geiger Müller Sayacı

    Radyasyonun dozunu ölçen cihaza Geiger-Müller sayacı deniyor aklınızda olsun.

  • Radyasyona maruziyette harici ışınlanma ve dahili ışınlanma denen iki olay var. Harici ışınlanmada, radyasyon kaynağından temas kesilince doz alımı da bitiyor. Ancak dahili ışınlanmada, vücuda radyoaktif izotop girmişse ışınlanma günlerce devam ediyor.
  • Olurda radyasyona maruz kaldıysanız ılık bir duş alın.
  • Tomografi iyonlaştırıcı radyasyon kullanır, X ışını ile çalışır. Ancak MR, iyonlaştırıcı olmayan radyasyon ile çalışır, zararsızdır.
  • Radyasyon dozu olarak 1 Sv(Sievert) doz, akut dozdur. Bu dozun altında bir doza maruz kalınmışsa oluşabilecek etkilere “stokastik (tesadüfi) etki” denir. Radyasyonun yol açacağı etkiler sadece kaynağın özelliklerine bağlı değildir. Hedefin de özellikleri çok önemlidir. Bu işte olasılık çok ön plandadır.
  • Eğer akut dozun üzerinde doz alınmışsa oluşabilecek etkilere deterministik etki denir.
  • 7 Sv’nin üzerindeki radyasyon dozu ölümcül dozdur. Bu dozun üzerinde radyasyona maruz kalan kişilerin %10’u ilk beş dakikada ölüyor. İlerleyen süreçte doz alanların %100’ü ölüyor.
  • Radyasyona maruz kaldıktan sonraki ilk birkaç hafta gizlenme evresi oluyor. İlk anda görülen bulantı, halsizlik etkiler ortadan kalkıyor. Ancak aynı etkiler bu sürenin sonunda çok daha şiddetli olarak ortaya çıkıyor.
  • En çok görülen bölgesel radyasyon hasarına Eritem deniyor yani güneş yanığı. Bronzlaşma dediğimiz olay kozmik ışınlardan kaynaklanan yanıklardır. Dolayısıyla güneşlenme düpedüz radyasyon yanığıdır. Bu yanıklar güneşlendikten hemen sonra değil, bir süre sonra oluşmaya, orta çıkmaya başlıyor. Bunun sebebi de radyasyonun içten dışa doğru yakmasıdır. Işın vücuda işlediğinde önce içteki hücrelerin yapısını bozuyor. Bu bozulma içeriden dışarıya doğru yavaş yavaş ilerliyor.
  • Nekroz ise radyasyon yanıklarının en kötüsüdür. Doku ölümü olarak özetleniyor. Ölen doku (parmak, el vb.) kesilip atılıyor.
  • Radyasyonla ilgili en büyük dezavantaj, radyasyonun hiçbir duyu organıyla hissedilemiyor oluşudur.
  • Uzaya gönderdiğimiz uydularda nükleer piller kullanılıyor. İşte bu pillerin ömürleri bitince uydunun da ömrü bitiyor. Bu teknoloji, nükleer enerjinin barışçıl kullanımının en güzel örneklerinden birisidir.
  • Duman dedektörleri, radyoaktif cihazlardır. Atıkları ise radyoaktif atıklardır.
  • Dünya’da meydana gelen en büyük 20 radyasyon kazasından biri 1998 yılında ülkemizde İstanbul İkitelli’de bir hurdacıda yaşandı. Üç adet Kobalt-60 radyoaktif kaynağının kullanım ömrü dolduktan sonra içerisinde konulduğu konteynerler parçalanmaya çalışıldı. Bu özel konteynerlere domuz deniyor. Hurdacıların bir şekilde ele geçirdiği bu üç domuz kaynakla parçalanmaya çalışılıyor. Aynı aileden 13 kişi hastaneye kaldırılıyor. Bir kişinin parmakları eriyor. Bir kişi ise kanser oluyor ve ölüyor. Söz konusu üç kaynaktan bir tanesi ise hala kayıp.
  • Brezilya’da bir hurdacı 100 gr. toz halinde radyoaktif madde buluyor. Bu maddenin göz alıcı rengi sayesinde (çelenkov mavisi) insanlar tarafından taşınıyor ve bütün bir yerleşim birimine dağılıyor.
  • Meksika’da yine bir hurdacı, 1 mm. çapında 6000 adet kobalt-60 kapsülünü içeren bir domuz alıyor. Bu domuzun hurdacı tarafından parçalanması sonucunda söz konusu radyoaktif kapsüller etrafa saçılıyor. Radyoaktif kapsüllerle kontamine olan metal hurdalarından inşaat demiri ve masa sandalye kaidesi üretiliyor. Bu malların yüklü olduğu kamyonlardan bir tanesi yolunu kaybedip bir araştırma laboratuvarının yakınına geldiğinde alarmlar ötmeye başlıyor ve olayın boyutları anlaşılıyor. İnşaat demirleriyle yapılan evler yıkılıyor. İnşaat işçilerinden dört tanesi kemik kanserinden ölüyor.
  • Radyasyon, ışık hızıyla hareket ediyor.
  • Bir radyoaktif elementin kendine özgü iki özelliği vardır: enerjisi ve yarı ömrü.

İşte yedi sayfadan derleyip toparladığım bilgiler bunlar. Umarım içerisinde işinize yaracak bilgiler vardır. Bu arada Radyasyondan Korunma Derneği’nin bir de internet sayfası var tabiki: http://www.trkd.org.tr

IMG-20160329-WA0004