Tag Archives: in flames

2016 Yılımın Özeti

Kan, şiddet, göz yaşı ve umutsuzlukla dolu, lanet olası bir yılı geride bıraktık sevgili okur. Kutuplaşan bir toplum, vahşetin hızla normalleşme sürecine girip insanların haber dinlemekten sıkılıp TV8’e hatta yetmiyormuş gibi 8,5’a koştuğu, aşşağılık yalanların hayatları mahvettiği bir yıl bitti. İyi şeyler de oldu muhakkak. Ancak kötülük o kadar fazlaydı ki geriye baktığımda bir tutam saçtan ve eğrelti birkaç nottan başka bir şey kalmadı aklımda.

My Resort‘un her yıl yeni okuyucuları olduğundan bir kere daha bahsetmekten üşenmiyorum. Şu an okumakta olduğun “Yılımın Özeti” bu blogun geleneksel yazılarından birisi ve hatta en sevilenidir. Her yıl 31 Aralık tarihi, hem yılın son günü hem de benim meslek hayatımın yıl dönümüdür. Geride bıraktığımız 31 Aralıkla birlikte çalışma hayatımın 4. yılı da bitmiş oldu.

Şimdi blogun istatistikleriyle beraber bütün bir yıl boyunca buralarda, hayatımda neler olup bitmiş şöyle bir bakalım. Okumaya devam et

Bu Sıralar In Flames’te Bir Şeyler Oluyor

in-flames-bandheader-940x300

Hayatımızda kime değer versek, kime aşık olsak giderek çıtayı düşürüyor sevgili okur. Yerlere göklere koyamadığımız, gönüllere sığdıramadığımız gruplar hep tırtlıyor, üzüyorlar bizi. Benim In Flames sevdam da işte bu şekil, giderek tırtlayan bir sevda.

Bir önceki albüm Siren Charms‘ı zorlaya zorlaya dinliyordum. Dead Eyes gibi parçalar vardı sonuçta hala. Ama eninde sonunda bize yine Whoracle yolları gözüküyordu. Tüm bu süreçte biricik davulcu Daniel’in ayrılması beni kedere boğmuştu. Ben bu haberi bloga 2015’in Kasım ayında girmişim. Aylarca yeni davulcunun kim olabileceğini düşündük durduk. Ama açıklanan bir isim olmadı. Bunun için biraz daha beklememiz gerekecekti.

Biz öyle başka deryalarda yüzerken, grup 2016’nın Ağustos ve Eylül aylarında iki yıldır biriktirdiğini püskürtmeye başladı kulaklarımıza: Youtube’da resmi In Flames kanalından, Nuclear Blast kanalından, ardı ardına yeni bildirimler yağmaya başladı. Yepyeni iki albüm müjdeleniyordu. O kadar fazla materyal yayımlandı ki bunları kronolojik olarak listeleyeceğim. Oturup tek tek youtube’dan yayım tarihlerine baktım. Öyle bir yerlerden kopyala yapıştır değil yani, kendi yazdım. Yayımlanan materyal ve Youtube linki şeklinde veriyorum: Okumaya devam et

Dünya’da İlk ve Tek: El Dokuması In Flames Halısı

hali12

Bir grubun fanı olmak çok emek ister sevgili okur. Bu iş sadece, internetten mp3 inidirip dinlemekle olmuyor ne yazık ki. Sevdiğini, fanı olduğunu söylediğin grup için desteğini hem maddi hem de manevi olarak göstermek zorundasındır.

Bir noktadan sonra, bu sevginin boyutları da değişiyor elbette. Artık grubun CD’lerini, plaklarını, DVD’lerini, kasetlerini, röportajı çıkmış dergileri, posterlerini toplamanın ötesinde daha eşsiz şeylerin peşine düşmeye başlıyorsun. Yaratıcılığın ve maddi gücün ölçüsünde de koleksiyonunu genişletebiliyorsun.

hali01

Merve, böyle bir halı dokuma fikriyle bana geldiğinde benim aklımda hemen In Flames‘in Come Clarity albümünün logosu geldi. Bu logo, grubun Come Clarity albümüyle birlikte kullanmaya başladığı logo ve en iyi logosu bence. Önce logonun desenini dokuma altlığının üzerine geçmemiz gerekiyordu. Bu yüzden logoyu metrekare cinsinden ayarlayarak baskısını aldım ve dokuma altlığına çizdim. Daha sonra farklı renklerde ipler aldık. Resimde gördüğün ve boyutları hakkında az çok fikir sahibi olduğun halı için 8 yumak gri, 3 yumak mavi ve 2 yumak da sarı ip kullandık.

İşte, bu In Flames halısını yapmaya yaklaşık bir yıl önce başladık. Yavaş yavaş ama sabırla dokumaya devam etti Merve. Üzerindeki her bir ilmek elle atıldı. Arada sırada arkadaşlarımız geldiğinde onlar da birkaç ilmek atarak destek oldular sağ olsunlar. Bu fotoğrafta görülen aşamaya gelinceye kadar kesinlikle makine kullanmadık. Tamamen el işidir. Hatta örme işi bittikten sonra arka kısmındaki dikişleri bile kendimiz elimizle diktik. Annem, Merve ve ben, nihayet bu halıyı bitirebildik.

hali08Dokuma işlemi bittikten sonra, altlığın kenarlarından artan kısımlarını halının altına doğru katlayarak önce sıcak silikonla yapıştırdık. Daha sonra üzerine pazen diye tabir edilen bezle kapatıp kenarlarından dikerek sabit ve daha sağlam durmasını sağladık. Biraz da üzerindeki örgülerden kırptık seviyelerini eşitlemek için ve nihayet bir yıl önce yapmaya başladığımız halı bitmiş oldu. Emeği ve sabrı için sevgili eşime çok teşekkür ederim. Dokuma işi bittikten sonra halıya son şeklini vermemizde yardımcı olan anneme de çok teşekkür ederim.

hali07

Dokuma bittiğinde sıra altlığı kesmeye gelmişti

hali09

Dokumanın arkadan görünüşü

hali10

Halının bitmiş hali

Bu halıyı, tanıdığım tüm In Flames fanlarının şerefine burada gösteriyorum. Belki de bir gün gerçekten In Flames grubunun üyelerine de gösterme fırsatım olur. O gün geldiğinde muhakkak senin de haberin olacak sevgili okur. Yazıyı, Come Clarity albümünden bir baş yapıt ile bitiriyorum! In Flames We Trust!

hali11

2015 Yılımın Özeti

Yılda bir kere yazdığım, blogdaki en uzun soluklu serilerden, aslında yazmayı da çok sevdiğim bir yazıyla daha karşındayım sevgili okur. 2015 yılı bakalım nasıl bir yılmış, neler yapmışım, hep birlikte okuyalım, gülelim, ibret alalım, bir sonraki yıla hedefler koyalım kendimize.

Geçen yıl yazdığım değerlendirme yazısından hatırladım. 2014 yılı askerlik dolayısıyla blogun yerlerde süründüğü bir yılmış. 2015’te bu durumu biraz kırıp, blogu yeniden ayağa kaldırmak için uğraştım durdum. Bu çaba, reyting kasmaktan ziyade içeriği daha kaliteli ve sürekli hale getirmek içindi. Ama iş yoğunluğundan ve başka projelerden dolayı bloga yine hak ettiği önemi veremedim. Ama blogun görsel olarak daha çok zenginleştiğini söyleyebilirim. Bloga yıl içerisinde 136 tane yazı yazmışım. Blogdaki toplam yazısı sayısı ise 1350 civarına ulaşmış. Yüzlerce paragraf, binlerce sözcük, on binlerce harf…

Ocak 2015: Bu ay 9 yazı yazmışım bloga. Bu ay tek gündemimiz hava soğukluğuydu. Dairede işler yılın ilk ayı olmasına rağmen yoğundu.

Şubat 2015: Bu ay tam 17 tane yazı yazmışım ve tüm yıl boyunca en çok yazı yazdığım ay da Şubat olmuş. Okumaya devam et

In Flames Davulcusundan Şok Karar!

12191878_908162739232486_6070956397469655836_n“Mesutcuğum, şu hayatta seni en çok sinirlendirdiği, üzdüğü halde bir türlü vazgeçemediğin iki şey nedir?” diye sorulduğunda “In Flames” diyorum sevgili okur.

Yıllar boyunca müzikal çizgilerinde yaptıkları ciddi değişikliklere şok olduk, şaşırdık. Ama sevgimizden, aradaki yaşanmışlıklardan dolayı, hep göz yumduk, sevmeye çalıştık.

Bu bloga In Flames’le doğrudan ve dolaylı olarak alakalı onlarca yazı yazdım. Bütün albümlerine ilişkin değerlendirmeler, tüm kliplerine yönelik eleştiriler ve aklıma gelmeyen pek çok farklı içerik yer alıyor My Resort’te. Şurada altı yıl önce yazdığım yazıda Jesper Strömblad‘ın gruptan ayrılışına verdiğim tepkiyi okuyabilirsin.

Ve işte yine bir ayrılık haberi daha yazmak zorunda kalıyorum: Grubun davulcusu ve en sevdiğim üyesi, Daniel Svensson, aile hayatına odaklanmak için grubu bıraktığını açıkladı. Yaklaşık 20 gün önce haber çıktığında “Hadi len” demiştim. Ama daha sonra Daniel ve In Flames cephesinden peş peşe veda twitleri gelince durumun vehametini anladım. Orta dönem In Flames’i başlatan olay Daniel’in gruba 20 yaşındayken Colony albümü kaydedilirken girmesi oldu. Böylece Björn gitara geçti ve Jesper’la birlikte belki de dünyanın en efsane gitar ikililerinden birisi oldular. In Flames’in müzikal tarzında da bıçak gibi bir kesilme ve değişme oldu.

12278696_912809208767839_2840526959059796818_n

Veda fotoğrafı.

Daniel Svensson’ın grubun resmi sitesinde ve Blabbermouth‘da yayımlanan açıklamasına göre grubu bırakmasının sebebi aile hayatına -eşi ve üç kız çocuğu var- daha fazla önem vermek istemesiymiş. 17 yıllık bir In Flames kariyerinden sonra yapılacak şey miydi bu?

Şimdi merak ediyorum acaba bir sonraki In Flames davulcusu kim olacak? Grubun tarzına etkisi olacak mı? Ne zaman açıklanacak? Heyecanla bekliyoruz.

Daniel’i Crawl Through Knives ve boynundaki “Selma” dövmesi ile hatırlayacağız.

Ön Yargıları Yıkmak: Siren Charms

In_Flames_-_Siren_Charms_(album_cover)Aşağı yukarı bir yıl önce şu yazıda, In Flames‘in son albümü Siren Charms henüz çıkmamışken, albümden yayımlanan iki video klip hakkında bir şeyler yazmışım. Bu iki parça albüm hakkında fikir vermişti. Ancak albümün tamamını dinlemeden yorum yapmak elbette mümkün değildi. Albüm yayımlandıktan sonra da kendi adıma büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştım. Albüm beklediğimden çok daha kötü çıkmıştı. Albümü zorlaya zorlaya dinledim, bitirdim. Kapattığımda hiçbir şarkı beni sarmamıştı, klip çekilen iki şarkı da buna dahil.

Geçtiğimiz hafta bir akşam Togay‘la konuştuk telefonla. Neler yaptığını, dinlediğini sordum. Bana şaşırtıcı bir şekilde “In Flames’in son albümünü dinliyorum” dedi. Dedim ben o albümü sevmedim. Hayır Mesutcuğum, dedi. “cuğum” kısmını epey bir vurguladı. Öyle düşünme, dedi. Albüm dinledikçe sarıyor insanı, dedi. Mutlaka yeniden dinle! Evet, ben daha önce de son albüm Siren Charms’la ilgili böyle yorumlar okumuştum. Albüm ilk dinlemede alıştığımız In Flames tarzından çok farklı geliyor kulaklara. Çok itici oluyor. Ancak bir haftadan uzun bir süredir albümü dinliyorum (hafta sonu dinlemedim yalan söylemeyeyim) ve Togay haklı çıkıyor yavaş yavaş.

Albümde “Dead Eyes” isimli müthiş bir parça keşfettim. Anders’in enfes vokal melodileri ve gayet başarılı davul tonları bu şarkıyı hemen keşfetmemi sağladı. Albümden çıkan ilk parça Rusted Nail ise daha çok Reroute The Remain albümündeki şarkıları anımsattı bana. Bir diğer heyecanlı şarkı ise Everything’s Gone. Anders’in yine efektli vokallerinin yanı sıra epey sert bir parça olması gayet hoş. Grupların yaptığı ana tarzdan uzaklaşmaları ürkütüyor beni çoğu zaman. In Flames’in bu albümde sert müzikten taviz vermemesi bile albümü sevmek için yeterli olabilir.

Through Oblivion, diğer saydıklarımdan daha yavaş ve altyapıyla desteklenmiş bir şarkı. “My destination, my mission, my intuition” şeklinde başlayan nakaratıyla akılda kalıyor. Klip şarkısı olarak seçilmesi ise şaşırtıcı doğrusu. Yukarıda da dediğim gibi albümde “Dead Eyes” gibi bir parça varken neden bu?

Togay haklı çıktı sevgili okur. Ön yargılarım, bir yıldan beri şu albüme kulak vermemi engelliyordu. Ben çok iyi bir In Flames fanıyım. Ancak daha önce bu blogda yazdığım üzere grubun en sevmediğim albümleri A Sense Of Purpose ve Siren Charms idi. Siren Charms, artık bu en sevmediklerim arasında yer almıyor. Şimdi yazıyı bitiyorum ve bir Dead Eyes açıyorum. On birinci In Flames albümünün dokuzuncu parçası.

Tüm Zamanların En İyi Beş Metal Albümü

bangBir süredir blogdaki bazı yazılarda Headbang dergisinin Mart-Nisan 2015 özel sayısında yayımlanan “Tüm zamanlarından en iyi 100 metal albümü” listesine atıflar yapıyorum. Bugün aklıma geldi. Lan bari bu listenin bir kısmını My Resort okuyucularıyla paylaşayım da eğer almayan varsa Headbang’in bu muhteşem koleksiyon sayısını almadığı için pişman olsun.

04

Örneğin Alper Demirci’nin listesi

Elbette yıllardır bu tür “en iyi albüm” listelerini pek çok farklı dergide ve internet sitesinde gördük, okuduk. Bu listelerin çoğunluğu yabancı kaynaklardan derlenmişti. Ya da dünyaca ünlü bazı metal müzik dergilerinin yazarları tarafından belirleniyordu. Bu açıdan Headbang’in hazırladığı bu liste, tamamen yerli kaynaklarla hazırlanan ilk liste oluyor muhtemelen 🙂

Listede 100 tane albüm var. Bir birinden farklı tarzlara sahip onlarca albüm… Albüm listesi oluşturulurken Türkiye’deki metal müzik piyasasından pek çok ismin görüşü alınmış. Herkes kendi en iyi 20 albüm listesini yazmış. Burada ismen ve şahsen tanıdığımız insanların en iyi albüm listelerini görmek ve okumak gayet keyifliydi. Bu sayede kişilerin tarzlarını da anlayabildim. Nihayetinde ortaya çıkan listede sadece albüm adlarını vermek yerine her albümle ilgili ufak bir de kritik yazılmış.

Elbette derginin ya da listenin tamamına burada yer vermeyeceğim. Sevdiğim ve seçtiğim albümler ile en iyi beş albümden bahsedeceğim.

Linkin Park’ın Hybrid Theory albümü 47. sırada kendine yer bulmuş. Kendi adıma ben Meteora’yı daha çok severdim. Ancak Hybrid Theory’de sadece In The End için bile dinlenebilecek güzel bir albümdür. Hybrid Theory için Sadi Tirak’ın yazdığı kritiği okuyun.

01

Okumaya devam et

In Flames Plakları Koleksiyonum

infdisco01 Şu yazıda anlattığım İstanbul seyahatimin en önemli getirilerinden birisi de In Flames koleksiyonuma çok ciddi parçalar kazandırması oldu şüphesiz. In Flames albümlerini bulabildiğim her formatta topluyorum. CD formatında eksiğim kalmadı (elbette ki en son albümü saymıyorum). Plak formatında ise taa şu yazıdan beri heyecanla beklediğim şey gerçekleşti ve yeniden basılıp Türkiye’ye gelen tüm In Flames plaklarına nihayet sahip oldum 🙂

Aldığım ilk In Flames plağım Sounds Of A Playground Fading olmuştu. Yıllar önce, 2012’de almıştım bu plağı. Henüz çalışmıyordum bile. Gatefold, double LP ve clear vinyl olarak basılan bu nadide eser arşivime girdiğinde sevinçten çıldırmıştım. Bu albüm yeni dönem In Flames’in kaydettiği en iyi albümdür. Bunun üstüne bir albüm daha yaptılar ama olmadı. Bu albümdeki çizgiyi yakalayamadı. Fear Is The Weakness ve Where The Dead Ships Dwell isimli parçalar albümde en sevdiklerim.

Aldığım bir sonraki In Flames plakları ise Whoracle ve The Jester Race albümleri oldu. Bu albümler, In Flames’in ilk dönem albümleri ve yıllar önce çok sınırlı sayıda olarak plak formatında basılmış. Ancak bu albümler basıldığında ben daha ilkokul 2. sınıfta olduğum için bırak elde etmeyi, grubu dinleme imkanım bile yoktu 🙂 Yıllar sonra bu albümler yeniden plak formatında basılınca benim gibi fanlara gündoğdu ve Hammer Müzik sayesinde bu başyapıtları olabilecek en iyi formatta, plak formatında arşivlerimize kattık.  The Jester Race ve Whoracle, sadece In Flames’in değil, melodik death metal tarihinin de en iyi albümleri arasında gösterilmektedir. Bu albümleri aldığımı müjdelediğim şu yazımda bir de hedef koymuşum kendime: “Bir sonraki hedefim ise Colony, Clayman ve Come Clarity albümlerini arşivime katmak olacak.”

plak1 Kendime koyduğum bu hedeften sonra nihayet beklediğim fırsat geldi ve İstanbul’a bir eğitim için dört günlüğüne gitme şansı doğdu 🙂 İşte bu şansı da Akmar Pasajı‘nda, Hammer Müzik‘te değerlendirdim sevgili okur. In Flames’in Colony (1999), Clayman (2000), Reroute The Remain (2002) ve Soundtrack To Your Escape (2004) albümlerini plak formatında aldım. İlkan abi ve ÇŞB’nin katkılarıyla tam dört albümü daha arşivime katmış oldum. Bu dördü içinde en sevdiklerim Clayman ve Colony. Ancak Reroute The Remain ve Soundtrack To Your Escape de orta dönem In Flames’in ilk albümleri oldukları için çok önemli albümler. R2R, Trigger şaheserini barındıran albüm mesela. Albümler, orijinal albüm kapaklarıyla basılmış. Ne yazık k, bu plaklar da gatefold değil. İçerisinden çıkan kartonette, albümlerin cd formatındaki kartonetlerinde yer alan içeriğin tamamı yer alıyor.

colonyColony (1999), efsane beşlinin kaydettiği albümlerden. Albümde en sevdiğim parçalar Embody The Invisible, Ordinary Story ve Resin. Özellikle Resin, karanlık Bilecik gecelerimin soundtracklerinden birisidir.

claymanClayman (2000), dinlediğim ilk In Flames albümüdür. Albümün açılış şarkısı Bullet Ride da muhtemelen ilk dinlediğim In Flames parçasıdır. Sahip olduğum ilk In Flames albümü de Clayman (kaset formatında) albümüdür. Yani neresinden tutarsan tut sevgili okur, diskografideki benim için en önemli albümlerden biridir. Albümdeki tüm şarkıları ve trafiklerini ezbere biliyorum. Albümdeki tüm şarkılar hittir, ancak benim favorim Swim‘dir. Saygılar 🙂

plak2

rerouteReroute The Remain (2002) yılında çıktığında muhtemelen grubun hayranları büyük şoka uğramıştı. Çünkü grubun soundu çok ciddi değişiklikler geçirmiş bu albümde. Bir kere clean vokal kullanmaya başladı grup. İlginç bir istatistik daha vereyim, bu albüm muhtemelen grubun en çok dinlediğim albümüdür. Hatta bir yıl boyunca aralıksız dinlediğim albümüdür. Lise 3 süresince telefonumda bu albüm vardı ve evden çıkıp okula gidene, okuldan çıkıp eve gidene kadar hep bu albümü dinledim. Bu da ezbere bildiğim albümlerden biridir.

styeSoundtrack To Your Escape (2004), diğer üçü arasında en az sevdiğim albümdür. Plak formatında almayı açıkçası çok düşünmüyordum ancak görünce dayanamadım 🙂 Superhero Of The Computer Age, Dial 595-Escape ve My Sweet Shadow albümdeki favorilerim.

Şu an elimdeki In Flames plağı sayısı 7 oldu. Almayı istediğim ve beklediğim albümler Come Clarity ve Subterrenean kaldı. Bunları da çıktıklarında alacağım.

Bu albümleri edinmemde katkısı olan, İlkan Abi’ye, ÇŞB’ye, Keyb’ye, Hammer Müzik ve Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘na buradan selamlarımı iletiyorum.

infdisco02

Proofhead İstanbul’da!

Yolculuğun en başında İlkan Abi’yle ortak aldığımız piyango bileti

  Fizik Mühendisleri Odası‘nın düzenlediği A-2 Tipi Mühendislik Akustiği Eğitimi‘ne katılmak için İlkan Abi‘yle birlikte cuma günü İstanbul’a doğru yola çıktık. İstanbul’a ilk defa hızlı trenle gideceğimiz için ben kendi adıma biraz heyecanlıydım. Her sabah Bilecik’e giderken altından sağından solundan geçtiğim o yüksek hızlı tren köprülerinin bizzat üzerinden geçecektim. Bir de yolun Bilecik’ten sonra olan kısmını merak ediyordum.

Saat 16’da İlkan Abi’yle trene bindik. Tren 10 dakikalık bir gecikmeyle hareket etti. Saat 16.30 civarında Bozüyük’e gelmiştik bile. Ancak tren durmadan devam etti. Tren Bozüyük’ten sonra acayip yavaşladı, hatta yer yer durdu. Saat 17’e doğru Bilecik İstasyonunu da transit geçtik. Bu esnada ben tetrisle oynuyordum, İlkan Abi de Kelimelik oyununda yaratıcı sözcükler üretiyordu.

Saat 18.30’da nihayet Pendik İstasyonu’na ulaştık. Yaklaşık iki buçuk saat sürmüştü yolculuğumuz. Pendik’te indikten sonra Burak bize metroya binip Kadıköy‘e geçmemizi söyledi. İnince öğrendik ki Pendik’te metro yokmuş! Neyse, orada biraz ileride dolmuş durakları vardı. Atladık bir dolmuşa ve tam bir buçuk saatlik bir yolculukla Pendik’ten Kadıköy’e geldik. Tam bir buçuk saat!

Rıhtım’da indik ve birkaç dakika sonra Burak’la (yazının kalan kısmında KeyB olarak anılacaktır) kucaklaştık. Karnımız aç olduğundan hemen yakında bir yerde yemek yedik ve Burak’ın epey kötülediği evine doğru yola çıktık. Bu ev, Kadıköy’ün arka sokaklarında, Fener’in stadyumuna karşıdan bakan bir yerde. Ancak Burak’ın kötülediğinden farklı olarak, gayet hoş, temiz bir yerdi. Bizim Burak’ın böyle huyları vardır.

Eve gittik, eşyalarımızı döktük ve tekrar dışarı çıktık. Biz yolu yarılamıştık ki yağmur başladı. Hemen oradaki bir kafeye girip oturduk. Yağmur dinince ertesi gün gideceğimiz kursun yapılacağı yeri aramaya başladık. Bu nasıl büyük bir şans? Meğer kursun yapılacağı Fizik Mühendisleri Odası ile Akmar Pasajı yan yanaymış.

Akmar Pasajı, Hammer Müzik‘in yer aldığı pasajdır. İstanbullular pek aşinadır, ancak İstanbul’da yaşamayan bizler için İstanbul’a gelince muhakkak uğranması gereken bir mabettir. Gelmeden, buradan alınacakla ilgili hazırlıklarımı yapmıştım. Çok güzel bir jesti de İlkan Abi yapacağını söyledi sağolsun.

O gece hayatımın gerçeği yüzüme nasıl çarptı bilemedim. Gece bitmek bilmedi. Yorgunluk, üzüntü ve bilimum eziyet üzerimde tepindi, tepindi ve uyutmadı beni. Neyse ki sabah oldu ve yataktan kalktım. Hazırlandık, saat 8’de çıktık evden. Önceki gün iyice öğrendiğimiz yolu takip edip doğruca eğitimin yapılacağı Fizik Mühendisleri Odası’na geldik. Burası bir apartmanın 3. katında bulunan bir daireydi. Gittiğimizde bir görevliden başkası yoktu. Bu zaten bizim huyumuzdur, en önce gideriz.

Saat 9.30’a doğru herkes toplandı. On iki tane kursiyer ve bir öğretici. Hocamız Prof. Dr. Ayşe ERDEM AKNESİL, Türkiye’de akustik konusunda çalışan az sayıdaki hocalardan bir tanesi. Gayet harika bir üslubu var ve kursun öğleden önceki kısmında ses ve sesin yapısına dair güzel bir sunum yaptı. Özellikle bazı temel kavramlarda çok ciddi yanlışlarım olduğunu farkettim. Öğlen saat 12.30’da yemek arası verdik.

Eğitimi düzenleyen oda yemek için “Benusen Restoran“la anlaşmıştı. Yemeği burada yedik. Benusen, “ben ve sen” demekmiş. Hikayesi şurada yazıyor. Yemekten sonra Akmar Pasajı’na gittik İlkan Abi’yle ve alacağım plakları ayırttık Enis Abi‘ye. Vaktimiz kalmadığı için, tekrar eğitime döndük. Eğitimin öğleden sonraki kısmında hocamız Prof. Dr. Neşe YÜĞRÜK AKDAĞ idi. Öğleden sonraki kısım genelde hesaplamalarla ilgili olacağından derse girerken büyük bir ön yargıyla girmiştim. Ancak Neşe Hoca, gayet detaylı ve insanı yormayan bir anlatımla kendi adıma beni mest etti. Tıpkı Ayşe Hoca gibi, Türkiye’de akustik alanında çalışmalar yapan öncü hocalardanmış kendisi de. Elbette eve döndüğümde adlarını Google’da arattım ve ben de çalışmaları hakkında fikir sahibi oldum.

Ben – Cihan – Serhat- Keyb

Akşam kurs bitti ve doğruca Akmar’a gittik. Cihan‘la konuşmuştuk ve o da orada bekleyecekti. Gün içindeki ilk buluşmayı böylece Akmar’da Cihan’la yapmış oldum. Buluştuk, sarıldık, sonra Hammer Müzik’e girip ayırtığımız plakları aldık. In Flames – Clayman, In Flames – Colony, In Flames – Soundtrack To Your Escape ve In Flames – Reroute The Remain! Bu dört plakla ilgili ayrıca bir yazı yazacağım zaten. Bu plaklardan Soundtrack To Your Escape, İlkan abinin bana hediyesi oldu. Bir diğer plak ise ÇŞB’nin hediyesi oldu. Mükemmel 🙂

Cihan ve yanındaki arkadaşı Serhat ve İlkan abiyle birlikte Kadıköy’de bir yerde oturduk yemek yedik. Daha sonra Cihan ve Serhat’ı Keyb ve ev arkadaşıyla buluşak üzere gönderdim. Biz de İlkan abiyle birlikte bir önceki gün anahtarını aldığım eve doğru yola çıktık. İlkan abinin efsane haritacı sezgileri sayesinde yolu epey kısaltmış olarak eve ulaştık.

İlkan abi bu efsane sezgilerini şöyle tanımlıyor: “Gözlerimi kapatıp yükseliyorum ve sanki Google Earth’deymişçesine sokakları yukarıdan görebiliyorum.

Tüm bunlar olurken, aslında bir önceki günden beri içimde büyüyen bir isteğim, bir bağımlığım baş gösterdi. Bu aslında bir ızdırap. Hayatıma sarılmış dolanmış saçak saçak olmuş bir bağımlılık. Yapmam gerekeni yaptım ben de. Direnmedim.

Merve – ben – Umur

Evden çıktık ve KeyB ile buluştuk. Adını hatırlamadığım bir kafeye gittik oturduk. Bir süre sonra İlkan abi ve Keyb’nin ev arkadaşı ayrılıp maç izlemeye gittiler. Biz de Keyb, Cihan ve Serhat’la aynı yerde kaldık. Henüz 10 dakika geçmemişti ki Umur aradı ve vapurdan indiğini söyledi. Onu da tek bildiğim yer olan Akmar Pasajı’na yönlendirdim. Muhtemelen Cihan’la kucaklaştığımız yerde Umur’a ve kız arkadaşı Merve’ye rastladım. Nasıl bir kucaklaşma öyle yarabbi! Kız, kucaklaşmamızı kıskandı, o kadar! Ben, Mesut Proofhead Çiftçi, Umur Fırtına’yı nasıl da özlemişim. Askerden terhis olduktan sonra buluştuğum ilk kez buluşuyordum bu can yoldaşıyla.

03Umur ve Merve’yle birlikte önce yemek yiyecekleri bir yere gittik. Oradan da bizimkilerin olduğu kafeye geçtik. Şimdi benim olduğum arkadaş ortamlarında genelde iki farklı ortamımdan arkadaşlarım varsa konu hep benim ve ben de olduğunu iddia ettikleri gariplikler üzerine döner. Ve aynen öyle de oldu. Herkes hayatındaki bir “Mesut’un komik/garip/ hıhıhı salak” anısını anlattı. Ama iyi de oldu, güzel ortamdı. Umur’un kız arkadaşıyla uzun süre sonra nihayet tanışmış olduk. Askerdeyken bana gıcık oluyordu bu kız. Uzun süre ortadan kaybolup döndüğümde Umur, “Aha Mesut geldi, ben telefonu kapatıyom” diyip kapatırdı hep. Kız da beni bir tür “kuma” olarak görmeye başlamıştı.

05Umur ve Merve’yi uğurladıktan sonra bizimkilerle daha “deep” muhabbetlere girdik. Sonra İlkan abi ve Burak’ın ev arkadaşı geldiler. Biraz da o şekilde oturup nihayet kalktık.  Cihan ve Serhat’ı metrobüse bindirip biz de eve geçtik. Eve geldiğimizde saat 22’yi biraz geçmişti. Oturduk, bir demlik çay içtik.

Sonra İlkan abiye, hediye olarak aldığım kitaba o an aklıma gelen dörtlükleri yazdım ve verdim. Pek beğendi sağolsun.

Uyumadan önce aldığım plaklar ve KeyB ile bir fotoğraf çektik. Sonra da “aslında hayat ölmek içinmiş” diyip uyudum.

Yazının ikinci bölümü için tıklayın.

The Jester Race ve Whoracle Plaklarım!

  inflam01Çok tutarlı hedefleri olan blog, My Resort, yine dediğini yaptı sevgili okur: Şu yazımda bahsettiğim plaklar, In Flames‘in The Jester Race ve Whoracle albümlerinin plakları, nihayet basıldı ve Türkiye’ye Hammer Müzik tarafından getirildi. İnsanlığın Instagram Profili, büyük insan Keyb‘nin müthiş çabaları sonucu elde edildi ve tarafıma postalandı 🙂

Bir In Flames fanı olarak bu albümlerin, aslında In Flames’in tüm albümlerinin, basıldığı tüm formatlarda arşivimde olması çok büyük önem taşıyor. Son iki albüm hariç, ilk ve orta dönem albümlerim hepsi CD formatında arşivimde vardı. Daha sonra plak olarak toplama fikri aklıma sızdı. Bu küçük fikir, aklıma kök saldı, adeta beni ele geçirdi. Ancak bir sorun vardı. Son üç albüm hariç, diğer albümleri plak olarak bulmak çok çok zordu. Neyse ki CM Distro tarafından tüm In Flames albümleri periyodik olarak plak formatında yayımlanacak. Bir sonraki hedefim ise Colony, Clayman ve Come Clarity albümlerini arşivime katmak olacak.

inflam02

Evet, gelelim şimdi elimdeki yavrulara. bunlardan ilki 1995 tarihli The Jester Race. Şüphesiz In Flames’in en efsane albümü. Boş şarkı yok. Moonshield baş yapıtıyla başlayan, içerdiği 10 parçanın  her biri ayrı ayrı başyapıt olan ve “Melodik Death Metal Nasıl Yapılır El Kitabı” diyebileceğimiz bir albüm. Anders‘in ilk defa vokal yaptığı albüm. Björn‘ün davul çaldığı son albüm.

inflam03Diğer albüm Whoracle ise In Flames’in 1997 yılında çıkardığı ve pek çok otorite tarafından Melodik Death Metal’in zirvesi olarak kabul edilen bir albümdür. In Flames’in (melodik death metal döneminin) The Jester Race ile birlikte en iyi albümü olarak kabul edilir. 11 parçalık muhteşem bir albümdür, ancak itiraf edeyim, The Jester Race gibi her şarkısı baş yapıt diyemiyorum bu albüm için. Ancak Jotun, Gyroscope, Episode 666 gibi en sevdiğim In Flames şarkılarını barındırması bile albümün vazgeçilemez olması için yeterlidir.

Albümlerin plakları orijinal albüm kapaklarıyla basılmış. Ne yazık ki gatefold (açılır kapak) değil ve görür görmez Alper‘in de farkettiği üzere albüm kapağında kullanılan görsellerin çözünürlükleri birazcık zayıf kalmış. Sanki CD kapağını büyütüp plak için basmışlar gibi 🙂 Ama olsun, taştan topraktan olsun, boş plak olsun ama adı In Flames olsun.

Plaklar black vinyl dediğimiz, bildiğimiz siyah renk plaklar ve her albüm tek plaktan oluşuyor. Oysa birkaç sene önce aldığım Sounds Of A Playground Fading albümü plağı hem gatefold, hem çift plak hem de clear vinyl denilen şeffaf plaklardı. Olsun, ne olursa olsun, The Jester Race’i plak olarak bulabilmek büyük nimet!

Bu albümleri edinmemde katkısı olan, başta Keyb kardeşim olmak üzere, Hammer Müzik ve Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘na buradan selamlarımı iletiyorum.