Tag Archives: in flames

Yıl Biterken Headbang 5!

hb501Headbang, ülkede yayımlanan metal müzik içerikli tek süreli yayın olması ve öve öve bitiremediğimiz kitap (bookazine) formatıyla, her sayısıyla burada olmayı hak ediyor. Beşinci sayısı da arayı çok açmadan raflarda yerini aldı birkaç ay önce. Yazmak ancak yılın son gününe denk geldi. Hiç yazmamaktan iyidir.

Tıpkı bir önceki sayı gibi bu sayı da 216 dopdolu sayfadan oluşuyor. Kapakta, kısa süre önce kariyerini sonlandıran Slayer‘ın yaşayan efsane vokali Tom Araya yer alıyor. Tüm Headbangler içerisinde bu beşinci sayı, okuma süresi en uzun süren oldu benim için. Okurken ufak notlar aldım buraya yazabilmek için.

hb504

Bu sayıda en çok dikkatimi çeken konular, Athena‘nın O Ses Türkiye‘den de bahseden röportajı, Trashfire grubunun Into The Armageddon albümü, Youtube gitaristleri dosyası (pek çoğunu en az bir kere dinlemişim), Metal müziğin 1986 yılı, Türkçe olarak yazılmış en kapsamlı Slayer kritiği (albüm albüm yazdıkları için grubun geldiği noktayı çok iyi görebiliyorsunuz), geriye dönüp diğer sayıları incelemedim ancak büyük ihtimalle bir albüm için yazılmış en uzun röportaj ve yorumlar (Nekropsi – Mi Kubbesi – toplamda 11 sayfa röportaj ve 10 sayfa yorum) oldu.

 

hb505Farkında bile değilmişim ama 1986 yılı Dünya’da metal müzik için akıl almaz bir yıl olmuş. O yıl yayımlanan albümlerden benim de dinlediğim bazıları: Metallica – Master Of Puppets, Slayer – Reign In Blood, Iron Maiden – Somewhere In Time, Megadeth – Peace Sells… But Who’s Buying?, Europe – Final Countdown, Malmstein – Trilogy (ki bu sonuncu ilk plaklarımdan biridir). Ve o yıl Cliff Burton hayatını kaybediyor. Ne yılmış ama…

Slayer yazısında şöyle bir kısım birkaç defa tekrarlanınca ilgimi çekti: Haunting the Chapel albümü yorumunda grubun ilk defa “çift gros” kullandığından bahsedilmiş. Çift gros? Bir de o dönem Avrupa’da yapılan tüm önemli metal müzik festivallerinden kritikler yer alıyor. In Flames‘in çıktığı her konserde vasat ve altında bir performans sergilemesine ne bileyim içten içe sevindim galiba. Hani sizi terk eden sevgilinizin ayağı taşa takılınca ya da kendine çizdiği yeni yolda sıçıp sıvadığını görünce bir sevinirsiniz ya, In Flames de artık benim için öyle oldu galiba.

hb506

 

Aralarda bir yerde yine ilginç bir bilgi dikkatimi çekti: Flotsam and Jetsam‘in Doomsday For The Deceiver çalışmasına Kerrang! dergisi çok nadiren yaptığı üzere 5 üzerinden 6 veriyor. Öyle sağlam bir çalışmaymış.

hb507Derginin ilk sayfalarında özellikle siyah üzerine beyaz yazılmış sayfalarda çok bariz bir flu baskı hatası var. Tıpkı önceki sayılar gibi bu sayının da son sayfaları, önceki sayıların kapaklarına ayrılmış. Bunlar çerçevelik, çok kaliteli baskılar. Bir de derginin son sayfalarında ülkedeki konserlerin bir takvimi yer alıyor. Ekim ayında yayımlanan bu beşinci sayıdan sonra, altıncı sayı kim bilir ne zaman yayımlanacak. Ancak yayımlandığı zaman yine bu sayfalarda kendine yer bulacak.

2020’de müzik dolu günlerde görüşürüz.

Hayal Kırıklıkları: In Flames – I The Mask, Mikado Ses Sistemi

In Flames – I, The Mask

in-flames-i-the-mask.jpg

Zamanında her yeni In Flames albümü öncesinde, çıktığı günde ve sonrasında defalarca yazan bir blogun, My Resort’un geldi hale bak sevgili okur. Hayır ama, bu durum blogun değil, In Flames’in suçu. Dünya müzik literatürüne “Çok bozdular abi” sözcüğünü kazandırmakla kalmayıp iki de bir bunu pekiştiren bir şeye, In Flames diye tanıdığımız şeyden bambaşka bir şeye dönüştüler. Melodik death metalle başladıkları kariyerlerine rock grubu olarak devam ediyorlar. Bu nedir?

Kim, hangi otorite, hangi müzik sitesi bunlara “Abi başarınız giderek artıyor, kalite yükseliyor” diyor da, bu abiler her defasında bir öncekini bile aratan işler yapıyorlar? Pasifagresif‘te bu albümle ilgili inanılmaz güzel, her kelimesine katıldığım bir inceleme yayımlandı. Benim gibi, eski bir In Flames hayranı olan yazar belki de her birimizin içini acıtan şu haklı tespiti yapmış: “Eskiden şarkı sözlerine, kelimelerine, parça numaralarına kadar ezbere bildiğimiz grubun şu anda davulcusu ve bassçısı kim bilmiyoruz“. Lan bu kadar doğru bir tespit olamaz. İşte, In Flames bize bunu yaptı: Bizi kendisinden soğuttu. Üzdü. Kimiz oğlum biz? Aklı başında son albüm Come Clarity‘den, yani 2006’dan beri bekleyen, aradaki albümlerde tek tük çıkan güzel parçalarla avunan bir nesiliz lan. Umudu kesmedik. Bu sene de olmadı, belki bir sonrakine olur diyenleriz.

In-Flames-Band

Bence son on yıldır ve 2019’da, In Flames’in sıkıntısı şu: İsveç’ten vazgeçtiler. Amerikalı oldular. Grubun DNA’sı Avrupa’ya, İskandinavya’ya kodlanmışken, Amerika’dan adam almak, yılın yarısını oralarda turnede, bilmem nerelerde geçirmek neden? Gruptan giden adamlar bir araya gelseler, Öz Hakiki In Flames diye grup kursalar, şu anda içinde benim de olduğum milyonlarca fanları hazır, stok şeklinde bekliyor. Anders, artık scream vokal yapamıyor. Anders’in işine artık clean vokal yapmak geliyor. Grup korkuyor, lan sert bişey çıkmasın sakın, diyor. Sert oldu galiba, daya hemen çocuk korosunu, diyor. Metal müzik yapmak istemiyorlar. İmaj yumuşuyor, çocuklar görüyor her yerde.

Bak, yazmaya başladığımdan beri yeni albüm I, The Mask’ı dinliyorum. Bir tane de yeniden açtığım parça yok. Yok yani. Olmadı. Olmadı In Flames.

Düzeltme: Bir şarkısının sözünü yazmıştım. Tolga düzeltti sağ olsun. Sildim.

Mikado 2+1 Ses Sistemi

mikado

Aman diyeyim, sakın diyeyim sevgili okur. Alma. Aldırma. Mikado‘nun MD-2200 modelli 2+1 ses sisteminden bahsediyorum. Önceki hafta, durup dururken 4+1 ses sistemim arızalandı. Sol kanalı komple kaybettim. Kabloları falan kurcaladım belki düzelir diye. Ancak nafile. Düzelmedi. El mahkum girdim internete, kendime yeni bir 2+1 ses sistemi araştırmaya başladım. Kendim sonradan ilave aparatla birer çıkış daha çoğaltırım diye düşündüm. Araştırırken hepsiburada.com‘da satılan Mikado MD-2200 2+1 ses sistemini gördüm. Sözüm ona bilmem kaç liradan 150 liraya düşmüştü. Yorumlarına baktım. “Tam bir fiyat performans canavarı” diyen mi, “Çok başarılı, basslar çok iyi” diyen mi, hatta “cızırtı yapıyor” diyenlere “cızırtı falan yapmıyor, kabloları değiştirin” diye karşı çıkanlar mı ararsın… Ben de “Eh, deneyeyim bari” dedim.

Hemen, ertesi gün kargolandı ve kısa sürede elime ulaştı. Şu anda kullandığım ses sisteminin sadece subwoofer’ı büyüklüğünde bir kutu geldi. Gerçekten küçük bir sistemdi. Hoparlörlerin her biri en fazla 200 gr ağırlığında, inanılmaz tırt bir malzemeden imal edilmişti. Benzer şekilde subwoofer da. Bu kadar paraya bu kadar malzeme kalitesi Mesut’cum, dedim. (Ben kendime Mesut’cum derim.) Takayım da fişe, göreyim şu fiyat performans canavarını, dedim ve fişe taktım. Aletten ses çıkmadı. Ses kablosunu biraz eğip bükünce bir ses geldi ama sesten çok, dip sesti bu ve o anda fark ettim: Alet boştayken dahi dip ses ve cızırtı veriyordu! Aman yarabbim!

Hiç üstelemeden, bir kere daha denemeden, kutusuna koyup naylonlara sarıp, güzelce ambalajını geri paketledim ve iade ettim. İade süreci “Sürat Kargo” ile olduğundan, bunun da çok az şubesi bulunduğundan biraz sancılı oldu ama sonunda paramı geri aldım. Mikado’ya, takadoya falan bulaşma sevgili okur. Logitech ve Creative’in ölüsünde bile bir fiyaka var. İşin en güzel tarafı şu oldu. Aynı akşam bozuk sistemi açıp bir kontrol ettim. Birkaç vidayı sıktım, gevşettim ve yeniden çalışmaya başladı 🙂

2016 Yılımın Özeti

Kan, şiddet, göz yaşı ve umutsuzlukla dolu, lanet olası bir yılı geride bıraktık sevgili okur. Kutuplaşan bir toplum, vahşetin hızla normalleşme sürecine girip insanların haber dinlemekten sıkılıp TV8’e hatta yetmiyormuş gibi 8,5’a koştuğu, aşşağılık yalanların hayatları mahvettiği bir yıl bitti. İyi şeyler de oldu muhakkak. Ancak kötülük o kadar fazlaydı ki geriye baktığımda bir tutam saçtan ve eğrelti birkaç nottan başka bir şey kalmadı aklımda.

My Resort‘un her yıl yeni okuyucuları olduğundan bir kere daha bahsetmekten üşenmiyorum. Şu an okumakta olduğun “Yılımın Özeti” bu blogun geleneksel yazılarından birisi ve hatta en sevilenidir. Her yıl 31 Aralık tarihi, hem yılın son günü hem de benim meslek hayatımın yıl dönümüdür. Geride bıraktığımız 31 Aralıkla birlikte çalışma hayatımın 4. yılı da bitmiş oldu.

Şimdi blogun istatistikleriyle beraber bütün bir yıl boyunca buralarda, hayatımda neler olup bitmiş şöyle bir bakalım. Okumaya devam et

Bu Sıralar In Flames’te Bir Şeyler Oluyor

in-flames-bandheader-940x300

Hayatımızda kime değer versek, kime aşık olsak giderek çıtayı düşürüyor sevgili okur. Yerlere göklere koyamadığımız, gönüllere sığdıramadığımız gruplar hep tırtlıyor, üzüyorlar bizi. Benim In Flames sevdam da işte bu şekil, giderek tırtlayan bir sevda.

Bir önceki albüm Siren Charms‘ı zorlaya zorlaya dinliyordum. Dead Eyes gibi parçalar vardı sonuçta hala. Ama eninde sonunda bize yine Whoracle yolları gözüküyordu. Tüm bu süreçte biricik davulcu Daniel’in ayrılması beni kedere boğmuştu. Ben bu haberi bloga 2015’in Kasım ayında girmişim. Aylarca yeni davulcunun kim olabileceğini düşündük durduk. Ama açıklanan bir isim olmadı. Bunun için biraz daha beklememiz gerekecekti.

Biz öyle başka deryalarda yüzerken, grup 2016’nın Ağustos ve Eylül aylarında iki yıldır biriktirdiğini püskürtmeye başladı kulaklarımıza: Youtube’da resmi In Flames kanalından, Nuclear Blast kanalından, ardı ardına yeni bildirimler yağmaya başladı. Yepyeni iki albüm müjdeleniyordu. O kadar fazla materyal yayımlandı ki bunları kronolojik olarak listeleyeceğim. Oturup tek tek youtube’dan yayım tarihlerine baktım. Öyle bir yerlerden kopyala yapıştır değil yani, kendi yazdım. Yayımlanan materyal ve Youtube linki şeklinde veriyorum: Okumaya devam et

Dünya’da İlk ve Tek: El Dokuması In Flames Halısı

hali12

Bir grubun fanı olmak çok emek ister sevgili okur. Bu iş sadece, internetten mp3 inidirip dinlemekle olmuyor ne yazık ki. Sevdiğini, fanı olduğunu söylediğin grup için desteğini hem maddi hem de manevi olarak göstermek zorundasındır.

Bir noktadan sonra, bu sevginin boyutları da değişiyor elbette. Artık grubun CD’lerini, plaklarını, DVD’lerini, kasetlerini, röportajı çıkmış dergileri, posterlerini toplamanın ötesinde daha eşsiz şeylerin peşine düşmeye başlıyorsun. Yaratıcılığın ve maddi gücün ölçüsünde de koleksiyonunu genişletebiliyorsun.

hali01

Merve, böyle bir halı dokuma fikriyle bana geldiğinde benim aklımda hemen In Flames‘in Come Clarity albümünün logosu geldi. Bu logo, grubun Come Clarity albümüyle birlikte kullanmaya başladığı logo ve en iyi logosu bence. Önce logonun desenini dokuma altlığının üzerine geçmemiz gerekiyordu. Bu yüzden logoyu metrekare cinsinden ayarlayarak baskısını aldım ve dokuma altlığına çizdim. Daha sonra farklı renklerde ipler aldık. Resimde gördüğün ve boyutları hakkında az çok fikir sahibi olduğun halı için 8 yumak gri, 3 yumak mavi ve 2 yumak da sarı ip kullandık.

İşte, bu In Flames halısını yapmaya yaklaşık bir yıl önce başladık. Yavaş yavaş ama sabırla dokumaya devam etti Merve. Üzerindeki her bir ilmek elle atıldı. Arada sırada arkadaşlarımız geldiğinde onlar da birkaç ilmek atarak destek oldular sağ olsunlar. Bu fotoğrafta görülen aşamaya gelinceye kadar kesinlikle makine kullanmadık. Tamamen el işidir. Hatta örme işi bittikten sonra arka kısmındaki dikişleri bile kendimiz elimizle diktik. Annem, Merve ve ben, nihayet bu halıyı bitirebildik.

hali08Dokuma işlemi bittikten sonra, altlığın kenarlarından artan kısımlarını halının altına doğru katlayarak önce sıcak silikonla yapıştırdık. Daha sonra üzerine pazen diye tabir edilen bezle kapatıp kenarlarından dikerek sabit ve daha sağlam durmasını sağladık. Biraz da üzerindeki örgülerden kırptık seviyelerini eşitlemek için ve nihayet bir yıl önce yapmaya başladığımız halı bitmiş oldu. Emeği ve sabrı için sevgili eşime çok teşekkür ederim. Dokuma işi bittikten sonra halıya son şeklini vermemizde yardımcı olan anneme de çok teşekkür ederim.

hali07

Dokuma bittiğinde sıra altlığı kesmeye gelmişti

hali09

Dokumanın arkadan görünüşü

hali10

Halının bitmiş hali

Bu halıyı, tanıdığım tüm In Flames fanlarının şerefine burada gösteriyorum. Belki de bir gün gerçekten In Flames grubunun üyelerine de gösterme fırsatım olur. O gün geldiğinde muhakkak senin de haberin olacak sevgili okur. Yazıyı, Come Clarity albümünden bir baş yapıt ile bitiriyorum! In Flames We Trust!

hali11

2015 Yılımın Özeti

Yılda bir kere yazdığım, blogdaki en uzun soluklu serilerden, aslında yazmayı da çok sevdiğim bir yazıyla daha karşındayım sevgili okur. 2015 yılı bakalım nasıl bir yılmış, neler yapmışım, hep birlikte okuyalım, gülelim, ibret alalım, bir sonraki yıla hedefler koyalım kendimize.

Geçen yıl yazdığım değerlendirme yazısından hatırladım. 2014 yılı askerlik dolayısıyla blogun yerlerde süründüğü bir yılmış. 2015’te bu durumu biraz kırıp, blogu yeniden ayağa kaldırmak için uğraştım durdum. Bu çaba, reyting kasmaktan ziyade içeriği daha kaliteli ve sürekli hale getirmek içindi. Ama iş yoğunluğundan ve başka projelerden dolayı bloga yine hak ettiği önemi veremedim. Ama blogun görsel olarak daha çok zenginleştiğini söyleyebilirim. Bloga yıl içerisinde 136 tane yazı yazmışım. Blogdaki toplam yazısı sayısı ise 1350 civarına ulaşmış. Yüzlerce paragraf, binlerce sözcük, on binlerce harf…

Ocak 2015: Bu ay 9 yazı yazmışım bloga. Bu ay tek gündemimiz hava soğukluğuydu. Dairede işler yılın ilk ayı olmasına rağmen yoğundu.

Şubat 2015: Bu ay tam 17 tane yazı yazmışım ve tüm yıl boyunca en çok yazı yazdığım ay da Şubat olmuş. Okumaya devam et

In Flames Davulcusundan Şok Karar!

12191878_908162739232486_6070956397469655836_n“Mesutcuğum, şu hayatta seni en çok sinirlendirdiği, üzdüğü halde bir türlü vazgeçemediğin iki şey nedir?” diye sorulduğunda “In Flames” diyorum sevgili okur.

Yıllar boyunca müzikal çizgilerinde yaptıkları ciddi değişikliklere şok olduk, şaşırdık. Ama sevgimizden, aradaki yaşanmışlıklardan dolayı, hep göz yumduk, sevmeye çalıştık.

Bu bloga In Flames’le doğrudan ve dolaylı olarak alakalı onlarca yazı yazdım. Bütün albümlerine ilişkin değerlendirmeler, tüm kliplerine yönelik eleştiriler ve aklıma gelmeyen pek çok farklı içerik yer alıyor My Resort’te. Şurada altı yıl önce yazdığım yazıda Jesper Strömblad‘ın gruptan ayrılışına verdiğim tepkiyi okuyabilirsin.

Ve işte yine bir ayrılık haberi daha yazmak zorunda kalıyorum: Grubun davulcusu ve en sevdiğim üyesi, Daniel Svensson, aile hayatına odaklanmak için grubu bıraktığını açıkladı. Yaklaşık 20 gün önce haber çıktığında “Hadi len” demiştim. Ama daha sonra Daniel ve In Flames cephesinden peş peşe veda twitleri gelince durumun vehametini anladım. Orta dönem In Flames’i başlatan olay Daniel’in gruba 20 yaşındayken Colony albümü kaydedilirken girmesi oldu. Böylece Björn gitara geçti ve Jesper’la birlikte belki de dünyanın en efsane gitar ikililerinden birisi oldular. In Flames’in müzikal tarzında da bıçak gibi bir kesilme ve değişme oldu.

12278696_912809208767839_2840526959059796818_n

Veda fotoğrafı.

Daniel Svensson’ın grubun resmi sitesinde ve Blabbermouth‘da yayımlanan açıklamasına göre grubu bırakmasının sebebi aile hayatına -eşi ve üç kız çocuğu var- daha fazla önem vermek istemesiymiş. 17 yıllık bir In Flames kariyerinden sonra yapılacak şey miydi bu?

Şimdi merak ediyorum acaba bir sonraki In Flames davulcusu kim olacak? Grubun tarzına etkisi olacak mı? Ne zaman açıklanacak? Heyecanla bekliyoruz.

Daniel’i Crawl Through Knives ve boynundaki “Selma” dövmesi ile hatırlayacağız.

Ön Yargıları Yıkmak: Siren Charms

In_Flames_-_Siren_Charms_(album_cover)Aşağı yukarı bir yıl önce şu yazıda, In Flames‘in son albümü Siren Charms henüz çıkmamışken, albümden yayımlanan iki video klip hakkında bir şeyler yazmışım. Bu iki parça albüm hakkında fikir vermişti. Ancak albümün tamamını dinlemeden yorum yapmak elbette mümkün değildi. Albüm yayımlandıktan sonra da kendi adıma büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştım. Albüm beklediğimden çok daha kötü çıkmıştı. Albümü zorlaya zorlaya dinledim, bitirdim. Kapattığımda hiçbir şarkı beni sarmamıştı, klip çekilen iki şarkı da buna dahil.

Geçtiğimiz hafta bir akşam Togay‘la konuştuk telefonla. Neler yaptığını, dinlediğini sordum. Bana şaşırtıcı bir şekilde “In Flames’in son albümünü dinliyorum” dedi. Dedim ben o albümü sevmedim. Hayır Mesutcuğum, dedi. “cuğum” kısmını epey bir vurguladı. Öyle düşünme, dedi. Albüm dinledikçe sarıyor insanı, dedi. Mutlaka yeniden dinle! Evet, ben daha önce de son albüm Siren Charms’la ilgili böyle yorumlar okumuştum. Albüm ilk dinlemede alıştığımız In Flames tarzından çok farklı geliyor kulaklara. Çok itici oluyor. Ancak bir haftadan uzun bir süredir albümü dinliyorum (hafta sonu dinlemedim yalan söylemeyeyim) ve Togay haklı çıkıyor yavaş yavaş.

Albümde “Dead Eyes” isimli müthiş bir parça keşfettim. Anders’in enfes vokal melodileri ve gayet başarılı davul tonları bu şarkıyı hemen keşfetmemi sağladı. Albümden çıkan ilk parça Rusted Nail ise daha çok Reroute The Remain albümündeki şarkıları anımsattı bana. Bir diğer heyecanlı şarkı ise Everything’s Gone. Anders’in yine efektli vokallerinin yanı sıra epey sert bir parça olması gayet hoş. Grupların yaptığı ana tarzdan uzaklaşmaları ürkütüyor beni çoğu zaman. In Flames’in bu albümde sert müzikten taviz vermemesi bile albümü sevmek için yeterli olabilir.

Through Oblivion, diğer saydıklarımdan daha yavaş ve altyapıyla desteklenmiş bir şarkı. “My destination, my mission, my intuition” şeklinde başlayan nakaratıyla akılda kalıyor. Klip şarkısı olarak seçilmesi ise şaşırtıcı doğrusu. Yukarıda da dediğim gibi albümde “Dead Eyes” gibi bir parça varken neden bu?

Togay haklı çıktı sevgili okur. Ön yargılarım, bir yıldan beri şu albüme kulak vermemi engelliyordu. Ben çok iyi bir In Flames fanıyım. Ancak daha önce bu blogda yazdığım üzere grubun en sevmediğim albümleri A Sense Of Purpose ve Siren Charms idi. Siren Charms, artık bu en sevmediklerim arasında yer almıyor. Şimdi yazıyı bitiyorum ve bir Dead Eyes açıyorum. On birinci In Flames albümünün dokuzuncu parçası.

Tüm Zamanların En İyi Beş Metal Albümü

bangBir süredir blogdaki bazı yazılarda Headbang dergisinin Mart-Nisan 2015 özel sayısında yayımlanan “Tüm zamanlarından en iyi 100 metal albümü” listesine atıflar yapıyorum. Bugün aklıma geldi. Lan bari bu listenin bir kısmını My Resort okuyucularıyla paylaşayım da eğer almayan varsa Headbang’in bu muhteşem koleksiyon sayısını almadığı için pişman olsun.

04

Örneğin Alper Demirci’nin listesi

Elbette yıllardır bu tür “en iyi albüm” listelerini pek çok farklı dergide ve internet sitesinde gördük, okuduk. Bu listelerin çoğunluğu yabancı kaynaklardan derlenmişti. Ya da dünyaca ünlü bazı metal müzik dergilerinin yazarları tarafından belirleniyordu. Bu açıdan Headbang’in hazırladığı bu liste, tamamen yerli kaynaklarla hazırlanan ilk liste oluyor muhtemelen 🙂

Listede 100 tane albüm var. Bir birinden farklı tarzlara sahip onlarca albüm… Albüm listesi oluşturulurken Türkiye’deki metal müzik piyasasından pek çok ismin görüşü alınmış. Herkes kendi en iyi 20 albüm listesini yazmış. Burada ismen ve şahsen tanıdığımız insanların en iyi albüm listelerini görmek ve okumak gayet keyifliydi. Bu sayede kişilerin tarzlarını da anlayabildim. Nihayetinde ortaya çıkan listede sadece albüm adlarını vermek yerine her albümle ilgili ufak bir de kritik yazılmış.

Elbette derginin ya da listenin tamamına burada yer vermeyeceğim. Sevdiğim ve seçtiğim albümler ile en iyi beş albümden bahsedeceğim.

Linkin Park’ın Hybrid Theory albümü 47. sırada kendine yer bulmuş. Kendi adıma ben Meteora’yı daha çok severdim. Ancak Hybrid Theory’de sadece In The End için bile dinlenebilecek güzel bir albümdür. Hybrid Theory için Sadi Tirak’ın yazdığı kritiği okuyun.

01

Okumaya devam et

In Flames Plakları Koleksiyonum

infdisco01 Şu yazıda anlattığım İstanbul seyahatimin en önemli getirilerinden birisi de In Flames koleksiyonuma çok ciddi parçalar kazandırması oldu şüphesiz. In Flames albümlerini bulabildiğim her formatta topluyorum. CD formatında eksiğim kalmadı (elbette ki en son albümü saymıyorum). Plak formatında ise taa şu yazıdan beri heyecanla beklediğim şey gerçekleşti ve yeniden basılıp Türkiye’ye gelen tüm In Flames plaklarına nihayet sahip oldum 🙂

Aldığım ilk In Flames plağım Sounds Of A Playground Fading olmuştu. Yıllar önce, 2012’de almıştım bu plağı. Henüz çalışmıyordum bile. Gatefold, double LP ve clear vinyl olarak basılan bu nadide eser arşivime girdiğinde sevinçten çıldırmıştım. Bu albüm yeni dönem In Flames’in kaydettiği en iyi albümdür. Bunun üstüne bir albüm daha yaptılar ama olmadı. Bu albümdeki çizgiyi yakalayamadı. Fear Is The Weakness ve Where The Dead Ships Dwell isimli parçalar albümde en sevdiklerim.

Aldığım bir sonraki In Flames plakları ise Whoracle ve The Jester Race albümleri oldu. Bu albümler, In Flames’in ilk dönem albümleri ve yıllar önce çok sınırlı sayıda olarak plak formatında basılmış. Ancak bu albümler basıldığında ben daha ilkokul 2. sınıfta olduğum için bırak elde etmeyi, grubu dinleme imkanım bile yoktu 🙂 Yıllar sonra bu albümler yeniden plak formatında basılınca benim gibi fanlara gündoğdu ve Hammer Müzik sayesinde bu başyapıtları olabilecek en iyi formatta, plak formatında arşivlerimize kattık.  The Jester Race ve Whoracle, sadece In Flames’in değil, melodik death metal tarihinin de en iyi albümleri arasında gösterilmektedir. Bu albümleri aldığımı müjdelediğim şu yazımda bir de hedef koymuşum kendime: “Bir sonraki hedefim ise Colony, Clayman ve Come Clarity albümlerini arşivime katmak olacak.”

plak1 Kendime koyduğum bu hedeften sonra nihayet beklediğim fırsat geldi ve İstanbul’a bir eğitim için dört günlüğüne gitme şansı doğdu 🙂 İşte bu şansı da Akmar Pasajı‘nda, Hammer Müzik‘te değerlendirdim sevgili okur. In Flames’in Colony (1999), Clayman (2000), Reroute The Remain (2002) ve Soundtrack To Your Escape (2004) albümlerini plak formatında aldım. İlkan abi ve ÇŞB’nin katkılarıyla tam dört albümü daha arşivime katmış oldum. Bu dördü içinde en sevdiklerim Clayman ve Colony. Ancak Reroute The Remain ve Soundtrack To Your Escape de orta dönem In Flames’in ilk albümleri oldukları için çok önemli albümler. R2R, Trigger şaheserini barındıran albüm mesela. Albümler, orijinal albüm kapaklarıyla basılmış. Ne yazık k, bu plaklar da gatefold değil. İçerisinden çıkan kartonette, albümlerin cd formatındaki kartonetlerinde yer alan içeriğin tamamı yer alıyor.

colonyColony (1999), efsane beşlinin kaydettiği albümlerden. Albümde en sevdiğim parçalar Embody The Invisible, Ordinary Story ve Resin. Özellikle Resin, karanlık Bilecik gecelerimin soundtracklerinden birisidir.

claymanClayman (2000), dinlediğim ilk In Flames albümüdür. Albümün açılış şarkısı Bullet Ride da muhtemelen ilk dinlediğim In Flames parçasıdır. Sahip olduğum ilk In Flames albümü de Clayman (kaset formatında) albümüdür. Yani neresinden tutarsan tut sevgili okur, diskografideki benim için en önemli albümlerden biridir. Albümdeki tüm şarkıları ve trafiklerini ezbere biliyorum. Albümdeki tüm şarkılar hittir, ancak benim favorim Swim‘dir. Saygılar 🙂

plak2

rerouteReroute The Remain (2002) yılında çıktığında muhtemelen grubun hayranları büyük şoka uğramıştı. Çünkü grubun soundu çok ciddi değişiklikler geçirmiş bu albümde. Bir kere clean vokal kullanmaya başladı grup. İlginç bir istatistik daha vereyim, bu albüm muhtemelen grubun en çok dinlediğim albümüdür. Hatta bir yıl boyunca aralıksız dinlediğim albümüdür. Lise 3 süresince telefonumda bu albüm vardı ve evden çıkıp okula gidene, okuldan çıkıp eve gidene kadar hep bu albümü dinledim. Bu da ezbere bildiğim albümlerden biridir.

styeSoundtrack To Your Escape (2004), diğer üçü arasında en az sevdiğim albümdür. Plak formatında almayı açıkçası çok düşünmüyordum ancak görünce dayanamadım 🙂 Superhero Of The Computer Age, Dial 595-Escape ve My Sweet Shadow albümdeki favorilerim.

Şu an elimdeki In Flames plağı sayısı 7 oldu. Almayı istediğim ve beklediğim albümler Come Clarity ve Subterrenean kaldı. Bunları da çıktıklarında alacağım.

Bu albümleri edinmemde katkısı olan, İlkan Abi’ye, ÇŞB’ye, Keyb’ye, Hammer Müzik ve Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘na buradan selamlarımı iletiyorum.

infdisco02