Category Archives: Edebik Fantastik Sanatsal

Sanatsal olaylara, edebi eserlere bakış açım, kendi yazdıklarım bu kategoridedir.

Selçuk Ceylan Külliyatı

ruya06Sürekli okuyucuların daha önce bu blogda zaman zaman ismini okuduğu kıymetli yazar arkadaşım Selçuk Ceylan’ın, Can Çocuk Yayınları’ndan çıkan dört kitabından sonra, geçtiğimiz aylarda farklı yayınevlerin tarafından basılan iki kitabı daha yayımlandı. Tilki Tilda ve Evcil İnsanlar ile Dünyayı Kurtaran İnek.

Her ne kadar Selçuk, kendisini bir “çocuk masalı” yazarı olarak tanıtıyor olsa da kitapları okumaya başlayınca anlıyorsunuz ki kullandığı kelimeler, satır aralarına gizledikleri ve olayları ele alış biçimiyle çocuk masallarının çok ötesinde büyüklere de masallar anlatıyor. Selçuk Ceylan’la yaklaşık altı ay süren maceramız boyunca, kişiliğini ve düşünce yapısını anlayabildiğimi iddia etme cüretini gösteriyorum. Çocuğuna masal anlatabilecek ya da masal kitabı okuyabilecek bir anne babanın da asgari olarak bazı erdemlere, hayat görüşüne ve –entelektüel demeyelim ama– hayatı kavrayabilme yeteneğine sahip olması gerekmez mi? Bence Selçuk işte bu görüş üzerinden kaleme alıyor kitaplarını. Yazdığı her kelimenin, her cümlenin bir anne ya da baba tarafından küçük bir yavruya okunacağını hayal ediyor. Elbette anne babasına ihtiyaç duymadan ve küçük elleriyle kitabını kavrayan yavrucukların varlığı da onun yazın dünyasının temel motivasyonunu oluşturuyor.

Külliyatın ilk kitapları olan Rüya Dalgıçları İçin Masallar serisi (üç kitap) benim açık ara en sevdiğim ve sadece anlatılan maceralarıyla değil, Meltem Şahin’in çizimleriyle de kendine has bir kurgu dünyasını yaratmayı başarabilmiş kitaplardır. Yazar, Güney Amerika’nın kim bilir hangi boğucu gününde, kendini kapattığı o çatı katında yazmaya başlıyor ilk satırları. Bu serinin temeli Selçuk’un hayatında çok önemli bir dönüm noktası olan Arjantin günlerinde atılmış. Bu açıdan Rüya Dalgıçları, maceraya aç iki kardeşin başından geçenlerin öyküsü/masalı olmasının yanı sıra Selçuk’un ilk atışta hedefi vuran kıymetli eserleri oluveriyorlar.

ruya04

Rüya Dalgıçları İçin Masallar (Çizen: Meltem Şahin)

ruya03

Göğün Mavi Kabuğu (Çizen: Mustafa Delioğlu)

Göğün Mavi Kabuğu, yıllar önce yazdığım bir yazımda da bahsettiğim üzere Selçuk Ceylan’ın “Yetişkinler için masallar” fikrini iyice benimsemeye başladığı bir dönemin eseri. Bir çocuğun ancak büyük olgunluk göstererek idrak edebileceği hayata dair bazı gerçekleri, Selçuk ufak ufak gün ışığına çıkartıyor, okuyucuya (ister çocuk olsun ister yetişkin) sezdiriyor. Çizimlerini de oldukça başarılı bulduğum bu kitap, Rüya Dalgıçları İçin Masallar Serisi’nin üç kitabıyla birlikte Can Çocuk Yayınları’ndan çıkan son kitaptır.

ruya05

Tilki Tilda (Çizen: İrem Çağıran)

Bir süre sonra, farklı bir yayınevinden ve farklı bir formatta yayımlanan “Tilki Tilda ve Evcil İnsanlar” karşıma çıktı. Ciltli sert kapak, özel gramajlı kalın sayfalar, sayfa tasarımına uygun olarak çizilen görselleri ve “fabl” formatıyla oldukça dikkat çeken bir kitaptı bu. “Siyah-Beyaz-Yeşil” renk uyumunu örnek olarak gösterebileceğimiz cıvıl cıvıl sayfa tasarımları, soldan sağa ve yukarıdan aşağıya sayfa geçişleri ve dizgisiyle insanı okumaya teşvik ediyordu. Tilda’nın bu upuzun şiiri, Selçuk’un külliyatındaki en sıra dışı eserdir. Çocuk masalı görüntüsü altında, yetişkinlere de çok şey öğreten kitap, kafiyelerle bezenmiş bir hayat öyküsünü anlatıyordu. İşte bu kitapla başladı Selçuk öykülerinin içerisine kendisini de sıkıştırıvermeye… Öyküdeki Sakallı’nın kim olabileceğini okuyucunun takdirine bırakıyorum.

ruya02

Dünyayı Kurtaran İnek (Çizen: Nuray Çiftçi)

Geçtiğimiz günlerde bir internet sitesinde şans eseri olarak, Selçuk Ceylan kitaplarında indirim olduğunu gördüm. İşte o zaman Ceylan’ın son kitabını da gördüm: Dünyayı Kurtaran İnek. Hep Kitap Yayınevi’nden çıkan kitap belki de Selçuk’un yazdığı son çocuk masalı olacak. Yanılıyor olabilirim ama kitabın anlatım dili bana bu hissi verdi. Masal örtüsü altında, masalsı bir dille aslında günümüz gıda ve hayvancılık endüstrisine, toplumun uyuşukluğuna ince ince gönderiyor mesajlarını. Masalın (!) sonu ise bir ütopyayla bitiyor. Yan yana olduğumuz zamanlarda bana canlı kopyalama, klonlama işlemine dair bir şeyler sormuştu. Kitabı okurken anladım ki meğer amacı bu öyküyü yazmakmış.

“Dünya’yı Kurtaran İnek” gibi çocuksu bir süper kahraman başlığın altında bulmayı beklediğinizin aksine, tüm olayın seyrinde çok fazla teknik sözcük ve satır arası eleştirisi dikkati çekiyor. İşte bu açıdan belki de yazar, bir sonraki kitabında bu “gizemli olaylar” anlatma yetisini bir üst seviyeye taşıyıp nihayet (!) yetişkinler için bir roman kaleme alabilir. Belki de almaz. Profil fotoğrafını halen bir zürafanın süslediği bu renkli adamın, bu modern ozanın ne anlatmak isteyeceğini kim bilebilir?

ruya01

İhsan Oktay Anar Minik Öyküler Derlemesi 2: Rabnûma

ihsanoktayAz değil tam yedi sene önce yazdığım şu yazıyı hatırladım geçenlerde. İhsan Oktay Anar‘ın o tarihe kadar çeşitli dergilerde yayımlanmış çeşitli kısa öykülerinden bahsetmiştim o yazıda.

Yavuz Sultan Selim (Satranç), Tamu, Tekel Memuru Ali Selami’nin Günah İşlemesi ve Yeniçeriye Tavsiyeler isimli bu dört öyküyü derleyip toparlayıp pdf olarak da vermiştim hatta. Geçen gün nereden geldi aklıma hatırlamıyorum ama Google’da yeniden araştırma yaparken İhsan Oktay Anar’ın taa 1989 yılında “oyun” temasıyla çıkan Morköpük isimli dergi için yazdığı üç sayfalık bir öyküye rastladım. Üstelik internette bu öykünün keşfedilmesi 2014 yılı civarındaydı. Yani benim yazımdan bir yıl sonra. Artık nasıl olmuşsa birileri, o tarihte İhsan Hocanın, ilk ismini kullanmadan “Oktay Anar” adıyla yazdığı “Rabnûma” adlı öyküsünü bulmuş ve yayımlamıştı.

rabnumaBu öykünün yazıldığı yıl 1989. Daha Puslu Kıtalar Atlası‘nın yayımlanmasına 5 sene var, muhtemelen taslak halinde ya da henüz yazılmaya başlanmış. Ancak şu kısacık öyküde, o dönemde dahi ustanın üslubunun ayrıntıları görülüyor.

Rabnûma, İhsan Oktay’ın kurguladığı hayali bir oyun hakkında. Antik bir tapınakta iki cesetin bulunmasıyla başlayan öykü üzerinden kurgulanmış öyküde Anar, çok sık yaptığı üzere, hayali kaynaklara ve kişilere referans vermekten kaçınmıyor yine. Ben bir solukta okudum. Umarım siz de keyifle okursunuz. Öykünün ilk paragrafını veriyorum. Hoşunuza giderse pdf olarak indirip devam edersiniz. Haa bir de yedi yıl önce yazdığım yazı için derlediğim pdf dosyasını da ekliyorum.

Rabnûma

1 Temmuz 1959’da, İran’da yayınlanan Genam Gazetesi, Zahedan yakınlarında kayalara oyulmuş bir tapınak bulunduğunu açıklamıştı. Tapınak, küçük bir dehlizden girilebilen geniş bir odadan ibaretti. Cesaret edip içeri girenler, Kazan Üniversitesi’nden Arkeolog  N. Brodnikov ve yardımcısına ait olduğu daha sonra anlaşılacak iki ceset bulmuşlardı. Cesetler antik bir satranç masasının iki yanındaydı. Adli tabip, arkeolog ile yardımcısının altı yıl önce öldüklerine hükmetti. Cesetlerde bir cinayeti akla getirecek hiçbir iz bulunamadığından, bu kişilerin ölümlerinin, hastalık olasılığı bir yana, açlık ve susuzluktan olabileceği Sovyetler’in elçisine duyuruldu. Gel gelelim elçi, Brodnikov’la yardımcısının yanlarında ilaç ve tüketilmemiş bol miktarda erzak olduğunu belirtip adli tıp raporunun doğruluğu konusunda şüphelerini dile getirdi. Bununla birlikte bir uzman heyeti, olay yerinde yaptığı araştırmada adli tıp raporunu doğrulayacak ipuçları buldu. Brodnikov’la yardımcısı satranç oynarken ölmüşlerdi. Daha sonra, onların satranç masası başında ölümü beklediklerini düşündü herkes… devamı

İhsan Oktay Anar – Rabnuma

İhsan Oktay Anar – Mini Öyküler Derlemesi

 

Diğer Renklerden Nefret Eden Adam

Evde olmanın avantajlarından birisi de arşivleri düzenlemeye imkan kalıyor olmasıdır. Şans eseri olarak taa 2010 yılı Temmuz ayında Çalakalem isimli bir dergi için yazdığım öyküyü buldum. Bu dergi internet ortamında ve sadece bir sayı yayımlandı. Muhtemelen çok az kişiye ulaştı ve devam etmedi. Böyle olunca bu öykü de tam 10 yıldır blogdan uzakta ve yayımlanmadan öylece kalmış. On yıl önceki anlatma tarzım -gerçi bugün de benzer- daha çok durum tasviri üzerineydi. Yani bir anı, kısacık bir anı koskoca bir öyküye yediriyordum. Arkadaşların anlattıkları, benim “şöyle olsaydı daha güzel olurdu” dediklerim, o dönem yollarda geçen günlerim derken ortaya böyle bir öykü çıkmış. Bir de o dönem sadece İhsan Oktay Anar okuyordum. Bunu da ilk paragraftaki saygı duruşundan anlayacaksınız 🙂 Ufak tefek yazım hatalarını düzelttim sadece. İnsanın geçmişte yazdıklarını okuması büyük bir keyif. Merhaba on yıl önceki ben.

################################################

te_quiero_by_stellartcorsica

Bir yazıyı farklı mekân ve zamanlarda aynı hissiyatın içerisinde olarak, hiç kopmadan yazmak tercih ettiğim ve keyif aldığım bir uğraştır. Bu dergiye yazdığım ilk yazıyı yazmaya da Eskişehir Adliyesi’nde adıma çıkacak sabıka kaydını almak için beklerken başlamak kısmetmiş. Yanan flüoresan lambalara rağmen halen daha karanlık, aydınlığın bir nebze olduğu bir koridor da bu satırlarıma eşlik ediyor.

Kıymetli ve kısmetli efendimizin şehr-i Konstantiniyye’yi fethinden 557 sene sonrasında bir Anadolu şehrinde geçiyor bu olay. (İhsan Oktay hocaya sevgilerle.)

Yaz sıcağının pişirdiği onca etin kokusu, teri burunlara dolmaya başlayınca birtakım günahkârların cehennem azabından çekinmeye başladığı görülür. Böyle günlerde aklıma düşmüştü o güzellik. Yemyeşil gözlerine baktığımda, çocukluğumdan içinde yarım kalan o şefkatin iç çektiren yoksunluğuyla titriyordum. Simsiyah saçlarını savuran rüzgarı karşılayıp kokusunu içime çekiyordum. Yazın sıcaklığı, gönlümdeki ateşten daha da yakıcı olamıyordu. Bu haldeki ben, günlerimi tere batmış bir halde sırılsıklam ıslak ve âşık geçiriyordum. Şehre hakim tepeler her gün şahit ederdi aşkımı haykırışıma. Bir görebilseydim yüzünü, bir kez olsun gülebilseydin bana…

Sevmenin böyle olması ister istemez iç dünyamda da büyük değişiklikler yapmama yol açıyordu. Kendimi tanımıyordum, kendimi tanıyamıyordum. Çevrenizdekilerin size aptalmışsınız gibi bakması nasıl bir duygudur bilemezsiniz. Ancak kendimi avutmak inanın çok kolaydı. Çünkü dünyanın belki de en güzel varlığına aşıktım ve en sonunda onun benim olacağı bir oyun oynuyordum. Bir gün, tüm bunları ona da anlatacak ve tüm o bana gülenleri, beni kıskananları ardımda bırakıp onun ellerinden tutup kendime yeni bir hayat kuracaktım.

Olmadı. O, benim onu istediğimi hiç öğrenemedi ve koptu gitti ellerimden. Bir başka şehre, bir başkasının gönlünü yakmaya. O yazı hiç unutamadım hayatım boyunca. Bulunduğum şehri çevreleyen tepelere her çıktığımda belki onu görürüm diye süzdüm şehri saatlerce. Göremedim. Hayatımın en masum aşkını, işte böyle kaybettim.

Aradan geçen aylar, yavaş yavaş sildi, aldı götürdü onu yüreğimden. Her anımın hesabını tutarak yaşamaya başladım. Sonrasında pişmanlık duymamanın belki de en kolay yolu buydu. Hata yapıp kendime bu azabı tekrar yaşatmaya dayanabilir miydim bilmiyordum çünkü. Cesur değildim. Onu arzulamıyordum belki ama ondan öğrendiğim o kadar çok şey vardı ki…

Ve bir gün o gözleri yeniden gördüm. Gözlerdeki ışık aynıydı. Fakat yüz, onun yüzü değildi. Çok benziyordu, çok çok benziyordu fakat o değildi. Kalbimin derinlerinde aşkı yeniden hissettim. Bu unutamamak mıydı? İçimdeki sevince anlam verebiliyordum. Ne de olsa uzun süre önce kaybettiğim bir hazinenin küçük bir parçasını bulmuştum. Küçük fakat en değerli parçasını. Bir gün onun ellerini hissettim omzumda. Dönüp baktığımda o gözleri gördüm. Ama yine o değildi. Çok benziyordu, çok çok benziyordu fakat o değildi. Hazinemin parçalarını yavaş yavaş toplamaya başladığımı fark ettim. Ona duyduğum istek artık dayanılmazdı.

to_bid_you_farewell

Kimseye açılmadım. Kimseye söylemedim. Yıllarca topladım parçalarımı. Aklımda birleştirdikçe ona kavuştum, ona sarıldım, ona fısıldadım. Bu beni daha güçlü yaptı. Saçlarının rengi, gözlerinin rengi ve teninin rengi hep aynı oldu. Bu benim kafamdaki bir portreydi. Kırmızı, sarı, yeşil ve beyaz. Başka renkler olamazdı ve olmadı da. Paletime hep aynı renkleri koydum.

Bir yaz günü kapıldığım aşk, yine bir yaz günü öldürdü beni. Onu gördüm. Bu sefer gerçekten onu. Gerçek onu. Yıllardır yarattığım o eserlerime hiç benzemiyordu. Alakasız bir şekilde göz göze geldik. Duraksadı, kırpmadı gözlerini. Saniyeler boyunca baktı yüzüme.  Hatırladığı için mi yoksa onu gördüğümde elimden düşün onca şey için mi anlamadım. Neden sonra ona dokunmak için ellerimi uzattım. Dokunamadım, o çekindiği için falan da değil. Sadece yıllardır hayalini kurduğum o varlığın karşımda belirivermesi beni şaşırtmıştı. Bir an düşündüm, şu an sahip olduğum şey ondan çok daha fazlasıydı. Ben diğer renklerden nefret eden adamdım. Oysa o benim sevdiğim renklerin çok çok azını taşıyordu şimdi. Saçları başkaydı, teni bembeyaz değildi, gözleri solmuştu. Benim yarattığım eserler bundan çok daha parlak, çok daha gösterişliydi. Dokunmadım. Elimi geri çektim. Bu büyü bozulmamalıydı.

Ona sahip olmadım ama farkına varmadan ondan çok daha fazlasını biriktirdim elimde. Bu mutluluğun bana yettiğini düşündüm. Daha da mutlu oldum ve yine kimselere anlatmadım kendimi. Biriktirdiklerim bana kaldı. Yazların sıcak olduğu bu Anadolu şehrinde hala biriktirdiklerimle yaşıyorum. Kendime bambaşka bir eş buldum üstelik. Diğer renklerden nefret eden ben, aynı renklerle çizilmiş bambaşka bir portre buldum kendime. Ne ona haksızlık ettim ne de kendime. Mutluyum.

İkinci günün sonunda elimde bu öykü kaldı işte. İlk sayımız için umarım hoş ve okurken keyif aldığınız bir yazı olmuştur. Bir sonraki sayıda sizi neyin beklediğini inanın ben bile bilmiyorum. Proofhead’i takipte kalın.

################################################

Öykü burada bitmiş. Girişteki “İhsan Oktay” güzellemesi hiç olmamış 🙂 Gereksiz olmuş aslında ama o zamanki düşünce dünyamı göstermesi bakımından iyi ki yazmışım dedim. Son paragrafta ise “bir sonraki sayıdan” bahsetmişim. Ancak o bir sonraki sayı hiç yayımlanamadı. Her ne kadar bir “aşk öyküsü” olarak yaftalansa da şimdi okuduğumda kendimle gurur duyduğumu söylemeliyim. Özellikle “renk” tabanlı kurduğum süreç cidden güzelmiş. İnsan böyle 10 yıl sonra okuyunca kenara köşeye öyküler yazıp saklamak istiyor nice 10 yıllarda okuyabilmek için 🙂

 

Hobbit İllüstrasyonları

hobbitilust03İthaki Yayınları tarafından herhalde en çok versiyonu basılan Orta Dünya kitaplarının başında Hobbit geliyor. Beyaz kapaklı, siyah kapaklı, resimli, cep boy, ansikolopedi boy, açıklamalı notlarıyla, felsefesiyle derken epey bir Hobbit baskısı var. Buna zamanında 6.45‘in bastıklarını da ekleyince sırf Hobbit kitabının baskılarıyla bile bir koleksiyon yapılabiliyor. Hatta yapan da vardır muhakkak. Dünya’da da farklı dillerde basıldığını düşünecek olursak aslında çok da uçuk bir fikir değil.

hobbitilust02Benim kendi koleksiyonumda Hobbit’in resimli baskısı ya da illustrated edition dediğimiz baskısı yok. Yıllar önce, 2013’te yazdığım şu yazıda poster hediyeli baskısını almıştım. Ancak yazdığım yazıdaki görsellerin kaybolduğunu fark ettim geçen gün. Daha da önemlisi, o yazıyla birlikte sunduğum bazı güzel illüstrasyonlar vardı. O dönem nereden hatırlamıyorum ama illustrated edition’daki tüm görselleri toparlamıştım internetten. Bunların hepsi Alan Lee üstadın çizimleri.

Şimdi belki arşiv yapan vardır diye hepsini pdf olarak buradan yayınlıyorum. Sadece görseller var. Kitabın kendisi değil yani. Dosya doğrudan kendi Yandex hesabıma yüklüdür. Dolayısıyla dosya ve bağlantı kontrolüm altında. Olur da bağlantı çalışmazsa lütfen üşenmeden hemen bana mesaj atın İletişim bölümünden. Size direkt dosyayı gönderirim.

Hobbit İllüstrasyonları(pdf – 28.1 mb)

hobbitilust01

ekşisözlük’ün En Uzunu: Hitler Nasıl Adım Adım Delirdi?

Karantinada olduğum süre içerisinde elimden geldiğince bloga yazı yazmayı planlıyorum. Bu yazı da aslında çok uzun süredir listede bekliyordu. Vakit bulmuşken paylaşmak istedim.

Birkaç ay önce nereden aklıma esti, nasıl oldu hatırlamıyorum ama ekşisözlük‘te yazılan en uzun entry’i buldum. diesel1907 nickli yazarın 29.11.2015’te başlayıp 30.11.2016 tarihine kadar yazmaya devam ettiği ve yayımladığı devasa bir entry bu. Tam bir yıllık emek! Eğer İkinci Dünya Savaşı tarihiyle ilgileniyorsanız pek çok akademik kaynaktan derlenmiş, savaşın öncesini, savaş sürecini ve sonucu Hitlerin penceresinden görmenize olanak sağlıyor.

Ben tüm entry’i kopyalayıp baskı için kitaplaştırdım. Bu da yaklaşık 120 sayfalık bir kitap oldu. Kitabı kendi arşivim için bastırdım. Hatta bastırdığım yerde yıllardır tanıdığım cilt yapan abi kitabın başlığını görünce güldü ve “Aslında o hep deliydi, sadece çok iyi sakladı” dedi.

adolf

Belki bu çalışmayı yazar ilerleyen süreçte bir kitap olarak yayımlamayı düşünür. O yüzden ben size kitap olarak baskıya hazır hale getirdiğim dosyayı buradan paylaşmıyorum. Bu devasa entry’i merak edenler aşağıdaki bağlantıya tıklayıp ekşisözlük üzerinden okuyabilirler. Olur da bir gün bu entry’nin sahibi olan yazar da burayı okursa kendisine teşekkür ettiğimi bilmesini isterim. Kitabı bastırmayı düşünürse baskıya hazırlık aşamasında elimden gelen yardımı yapmaya hazırım.

Adolf Hitler Nasıl Adım Adım Delirdi?

Senli Günler

lonely

Keşke güzel bir dolunay gecesi olsaydı. Özlüyorum, gerçekten özlüyorum. Küçücük bir pencereden seni izleyip, üstelik elim kolum bağlıyken, sırf şöyle uzaktan bir görebileyim diye türlü cambazlıklar yapmayı, yapabilmeyi özlüyorum.

Kırık dökük iki heykeli yamacında, gizlice seni duymaya çalışmayı; sana bildiğinden ve gördüğünden çok daha yakın olmayı özlüyorum. Biraz önceki sıcaklığına kavuşmayı, dibe süzülen telvelerinin tadını özlüyorum. Hala kalbimde parlıyorsun.

Sevgilerimle.

Bahar Geliyor Haberin Var Mı?

Baharın gelişiyle kendimi epey rahatlamış hissediyorum artık. Yakın zamanda yine Antalya taraflarına bir yolculuk yapacağım. Yalnız olmayacağım. İş yerinden yakın arkadaşım Yunus Emre ve çekirdek ailesiyle birlikte gideceğiz. Bu yolculuğun ya da orada geçireceğim zamanın dolunaya denk gelmesini çok istiyordum. Ancak şans işte, olmadı. Çünkü çok uzun süredir sahilde çekim yapmak istiyorum. Eğer daha önce seni aradığım sahillere benzer, ıssız bir yer bulabilirsem ışık kirliliğinden uzakta çekimler deneyeceğim.

ilkdordun

martdolunay

Yeşile çalan renkleriyle sıra dışı bir dolunay

Gökte seni görmek –üstelik bu ay daha büyük olarak– paha biçilmez. Ancak dün büyük bir talihsizlik yaşadım ve evde olduğum saatlerde gökyüzünü kaplayan bulutlar yüzünden tek bir kare bile çekim yapamadım. O yüzden Nazım Mustul tarafından yine Mart ayı içerisinde Eskişehir’de çekilen, ayın ilk dördün evresindeki bir fotoğrafını yukarıya ekliyorum. Bu fotoğraf, içerdiği çok yüksek detaylar sebebiyle kesinlikle burada ve astrofotoğrafçılıkla ilgilenen herkesin arşivinde bir “referans” olarak yer almayı hak ediyor. Tıklayarak tam boyutta görüntüleyebilirsiniz. Ustanın ellerine sağlık. Yine Nazım Mustul tarafından çekilen bu ayın dolunay fotoğrafını alışık olduğumuzdan çok farklı renklerle düzenlediği için aşağıya ekliyorum. Kendisini Instagram’dan takip edin muhakkak: www.instagram.com/nazimmustul

Geride bıraktığımız ay güzel şeyler oldu. Dostlarımız Hazal-Utku ile Betül-Mustafa, yeni evlerine taşındılar. Yeni bir eve taşınmak, bir şeylere yeniden başlamak ve o yenilenme hissi gerçekten paha biçilmez. Bilecik’ten Eskişehir’e geldiğim o ilk üç ay bu hisle, bu mutlulukla nasıl geldi geçti bazen düşününce cevap bulamıyorum. Şimdi bizimkiler de öyle hissediyordur. Yeni bir çatının altında uyanma hissi insana gizli saklı bir heyecan veriyor.

mart01Belki geç oldu yazmak için ama Kader‘le Mehmet Eskişehir’den ayrıldılar. Özellikle Kader’in hüznünü, günler boyunca yazıp çizdiği, paylaştığı şeyleri görünce kendi içimde şüpheye düştüm. Bir gün bu şehirden ayrılsam, onun kadar çok şey biriktirebilmiş olacak mıyım? Yukarıda yazdığım heyecanıma, tıpkı Kader’in ki gibi bir hüzün de eklenecek mi? Bir zamanlar yaptığın gibi kaçarak mı gideceğim, yoksa kavuşmak için koşarak mı?

mart02

Geride kalan ay içerisinde Mustafa ve Özge‘nin doğum günleri vardı. Doğum günü kutlamalarını artık yeni bir formata taşıdık. Böylece en azından böyle günlerde, herhangi bir gerilim yaşanmadan, doğru düzgün oturup sohbet edebiliyoruz. Bütün bir ayın dökümünü yapıyorum ya, bundan da bahsedeyim.

mart03

Evet, bu ay da o en kutsal, sana en yakın hissettiğim zamanlar yavaş yavaş sona eriyor. Ama sanma ki içimde sen eksiliyorsun. Ben senin her sabah otobüste, metroda, tramvayda, dolmuşta gördüğün isimsiz yol arkadaşınım. Sigaranı değiştirdiğini görürüm, saçını boyadığını bilirim, her güne biraz daha aydınlık başladıkça senin de yüzünün güzelleştiğini fark ederim. Bir gün gelmesen hasta oldun diye üzülür, bir dakika önce evden çıksan bana kırıldın sanarım, günüm cehennem olur. Ve benim tüm şiirlerimde senden bir harf bulunur.

İthaki İle Orta Dünya’da Bu Yıl Yaşananlar

ithaki_01

2019 yılının ikinci yarısı ve 2020’nin ilk ayları Orta Dünya açısından epey hareketli geçti. Ülkemizdeki Orta Dünya fanları olarak İthaki Yayınları’ndan ardı ardına gelen yeni baskı haberleriyle adeta kendimizden geçtik.

Aslında bu yazıyı yazmayacaktım. Yani aldığım her kitabı yazmak, bir süre sonra burayı kitap inceleme sitesine çevireceği için yalnızca çok özel kitaplardan zaman zaman bahsediyorum. Ancak önceki yıl İthaki’nin bana ve benim gibi heyecanlı okurlara attığı kazığı unutmadığım için bu yazı bir tür “BEN DEMİŞTİM” bildirisi olacak.

“Ben demiştim” demeden önce İthaki’nin geçen yılın sonunda ve bu yıl içerisinde yayımladığı kitaplara bir bakalım.

Kitabın Adı

Basım Yılı

Açıklamalar

book_04Beren ile Luthien

2019

Alan Lee üstadın çizimlerinin hem kapakta olması hem de kitap içerisinde kuşe kağıtlarda basılmış olarak yer alması çok iyi. Çeviri Çiğdem Erkal tarafından yapılmış. Toplam 296 sayfa. Ön kapakta kabartma baskı.

book_02Hûrin’in Çocukları

2019

Siyah renkli kapak. Bu tasarımla önceki yıllarda başka kitapları da bastılar (Hobbit mesela). Çok uzun süredir baskısı yoktu. Fahiş fiyatlardan satılıyordu. Bu baskı iyi oldu. Toplam 250 sayfalık eseri Niran Elçi çevirmiş. Ön kapakta kabartmalı baskı ve parlak filigranlar yer alıyor. İç kapakta Beleriand haritası var.

book_03Gondolin’in Düşüşü

2020

Alan Lee’nin çizimleri yine hem kapakta hem de kitabın içerisinde kuşe kağıtlara basılmış olarak yer alıyor. İç kapakta Beleriand haritası var. Toplam 390 sayfa. Çeviri Kemal Baran Özbek tarafından yapılmış. Ön kapakta yine kabartma baskı var.

book_01Bitmemiş Öyküler

2020

Siyah renkli kapak. Tüm notlarla birlikte toplam 770 sayfalık devasa bir eser. Çevirisi Kemal Baran Özbek tarafından yapılmış. Ön kapakta kabartmalı baskı ve parlak filigranlar yer alıyor. Orta Dünya külliyatının tek başına en kalın eseri bu. Silmarillion’dan yaklaşık 100 sayfa daha kalın. Bir baskı hatası olarak kitabın İçindekiler kısmı hatalı basılmış. Sayfa sayıları uyuşmuyor. Ayrıca burada belirtilen Orta Dünya Haritası kitapta yer almıyor. Belki sonraki baskılarda bu hataları düzeltirler.

Özellikle Alan Lee’nin çizimleriyle yayımlanan, görsel olarak çok ilgi çeken kitapları bir süre sonra özel bir set içerisinde basacaklarını düşünüyorum. Ancak sadece iki kitapla bunu yapamayacakları için ben 2020 yılı içerisinde İthaki Yayınları’ndan bu Alan Lee çizimli konseptte bir iki kitap daha bekliyorum. Daha sonra ise bu kitapları özel set olarak basacaklar. Çünkü Tolkien Mirası Serisi’nde de aynısını yaptılar. Kitapları heyecanla, çıkar çıkmaz alan okuyucular enayi durumuna düştü. Çünkü çıkarılan özel setler bir süre çok daha ucuza satılmaya başlandı.

ithaki_02

ithaki_03Evet bu sitemleri bir kenara bırakalım şimdi. Ülkemizde Orta Dünya külliyatını basan üç yayınevi var. Bunların en güçlüsü İthaki. Hemen her yıl yeni bir formatta, yeni bir ürün basıyor. Ele yeni malzeme geçtikçe okuyucuya sunmaktan asla çekinmiyorlar. Christopher Tolkien öldüğüne göre artık yeni bir kitap ya da çalışmaya çıkmayacak gibi duruyor. Eğer torunlardan birisi bu duruma el atarsa neler olur şimdilik kimse bilmiyor. İthaki’den sonra eli en güçlü olan ise bana göre Metis. Çünkü Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin yayın hakları onlarda. Metis de belki İthaki gibi aynı kitabı format değiştirip, kapak değiştirip, içerisine çizimler ekleyerek yeniden basabilir. Ancak şimdilik sadece klasik üçleme ile özel basım tek ciltle yetiniyorlar. Son olarak ülkemizde Orta Dünya külliyatının yaygınlaşmasında en büyük payı olan ancak çok uzun süredir kitap basmayan 6.45 var. İthaki, bir zamanlar 6.45’in bastığı şeyleri yeniden ve farklı farklı tasarımlarla basıyor. Ancak özellikle 2000’li yıllarda Orta Dünya’yı solumuş olan okurlar için 6.45’in yeri ve bastığı kitapların değeri her zaman çok farklı olacak ve olmaya devam edecek.

Gelelim bendeki kitaplara. Elimde sadece “Güç Yüzüklerine Dair” ve “Kayıp Öyküler Kitabı 1” yok. Bu iki kitap da 6.45 tarafından basılmış. İçimde özellikle Güç Yüzüklerine Dair’in yeniden basılacağına dair bir inanç var. Bir de Hobbit ve Roverandom’un siyah renkli baskıları yok. Aramıyorum ama bu farklı baskıların olduğunu da biliyorum.

Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Maceraları

Yanılmıyorsam ilk defa Facebook’ta görmüştüm bir arkadaşımın profilinde. O ana kadar haberimin bile olmadığı, Türkçe, içerisinde fantastik ögeler barındıran bir çizgi roman: Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Maceraları. Devrim Kunter‘in müthiş eseri. Günlerce internette sipariş verebileceğim bir site aradım. Ancak tüm kitap satış sitelerinde tükenmişti. Nadirkitap sitesinde ise uçuk kaçık fiyatlara satılıyordu. Neyse ki nasıl olduysa kidega.com‘da yeniden satışa girdi ve cidden çok komik fiyatlara tüm seriye sahip oldum.

Olağanüstü Maceralar serisinin ilk kitabı tam yedi yıl önce, 2013 yılında çıkmış: Yeditepe Canavarı. Yıl 1924. Yer İstanbul. Cumhuriyet yeni ilan edilmiş. Ancak Osmanlı’dan kalan kültürel miras halen devam ediyor. Yeni Cumhuriyet’in ilk gizli teşkilatlarından İfşa-yi Sırr‘ın kurucusu Seyfettin Efendi ve sıra dışı ekibi, cümle gizemli olayların hakkından gelmeye çalışıyorlar. Kas gücü olarak Pehlivan İsmail, yaptığı icatlarla ekibin işini kolaylaştıran Mühendis Münevver, Adli Tabip Aziz ve Casus Esat‘tan oluşan toplamda beş kişilik bu güzide ekibin maceraları şimdilik yayımlanan dört çizgi romanda anlatılıyor.

seyfettin01

Devrim Kunter’in bu yüksek kaliteli işi iki farklı seri olarak okuyucuya sunulmuş. Şimdi kronolojik olarak çizgi romanların neler olduğuna bakalım:

 

Görsel İlk Yayım Serinin Adı Macera Adı Sıra Baskı
seyf02 Ağustos 2013 Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Maceraları Yeditepe Canavarı 1 Nisan 2016 2. Basım
seyf03 Nisan 2014 Seyfettin Efendi ve Esrarengiz Hikayeleri 11 Farklı Öykü 1 Nisan 2014 1. Basım
seyf05 Eylül 2014 Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Maceraları Hayırsız Ada 2 Eylül 2014 1. Basım
seyf04 Kasım 2015 Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Maceraları Tesla Silahı 3 Kasım 2015 1. Basım

Olağanüstü Maceralar serisinden yayımlanan üç kitapta, üç farklı ve bütün hikaye anlatılıyorken, Esrarengiz Hikayeler serisinden çıkan tek kitapta bir birinden farklı kısa öykülere yer veriliyor.

seyf07

Bildiğim kadarıyla ülkemizde bu temada yapılan ilk iş. Baskı ve dizgi kalitesi ise gerçekten muazzam. Her ne kadar çizer kendi kişisel sayfasında çizgi romanların bir kısmını ücretsiz olarak sunmuş olsa da basılı kitaba sahip olmanın verdiği haz bambaşka 🙂

Satın almak isteyenler kaçırmasın. Şu anda pek çok kitap satış sitesinin stoklarına girmiş durumda.

seyf06

2019 Yılımın Özeti

Koskoca bir yıl geride kaldı. Olanlar bitenler ve yaşananlar hep hatıralarda kaldı. Blogun en geleneksel yazısı olan “2019 Yılımın Özeti” yazısına kavuştuk nihayet. Eh bu yazının yazılması elbette birazcık zaman alıyor. Haydi o zaman başlayalım.

2019 yılı, önceki yıla göre blogun yine aktif kaldığı bir yıl oldu. Bir önceki sene ulaştığı okuyucu ve tekil ziyaretçi sayısı -çok küçük bir farkla- neredeyse aynı. Bu yılın da en çok okunan yazısı tıpkı geçen sene olduğu gibi “İyi Bir Münazara İçin İpuçları” isimli yazı oldu. Daha sonra “Gillette Tıraş Bıçakları Kullanıcı Deneyimleri” isimli yazı ve tam sekiz yıl önce yazdığım “Diski Kullanabilmeniz İçin Önce Biçimlendirmeniz Gerekiyor Hatası Çözümü” isimli yazılar giriyor sıralamaya. Bu sene Gillette tıraş bıçakları için yeni bir yazı daha yazmayı düşünüyorum. Böylece eski yazıyı da güncellemiş olacağım. 2019 yılında yazdığım ve en çok okunan yazım ise Şef Musa Göçmen‘in muhteşem bir gece yaşattığı “Senforock Eskişehir – Şef Musa Göçmen” isimli yazım oldu. Özellikle Musa Hoca’nın da takdirini aldığım için çok mutlu olmuştum. Bloga ülkemizden sonra en çok okuyucu ABD, Çin ve Almanya’dan gelmiş. Blogun en çok tıklanan görseli müthiş alerji ilacım Levmont’un kutusu, Keşan’daki acemi birliğimin fotoğrafı ve Legolas’ın posteri olmuş. Bloga Google’dan sonra en çok ziyaretçiyi sırasıyla Facebook, Twitter, LinkedIn ve Instagram göndermiş.

Geride bıraktığımız yıl içerisinde bloga toplamda 68 tane yazı yazmışım. Bu sayı bir önceki yıla göre daha fazla. Yazılar belki ay ortalaması olarak az olabilir ancak önceki senelere göre içerikler kesinlikle daha dolu ve zengin. Yazılar biraz daha uzun ancak bir konu üzerine en kapsamlı olacak şekilde yazdım. Şimdi ay ay neler yaptığıma bakalım.

Ocak 2019:

ezgif-5-1424cc83d984

Hayatımda yaptığım en güzel .gif

senforock-2019115172424Bu ay toplam 4 yazı yazmışım. Bunlardan ilk bir önceki yılın özet yazısı olmuş. Onu geçiyorum. Bu ayın en önemli olayı doktora yeterlik sınavını vermem oldu. Yıla müthiş bir başlangıç oldu. Gerçi sizi bilmem ama benim için nedense yıllardır Ocak ayı hep Aralık ayının gölgesinde kalır. Yıl sanki Şubat’la başlıyor gibi gelir.

senforock04

Şubat 2019:

labklar02Tam 7 yazı yazarak güzel ve verimli bir ay geçirmişim. Siyatik ağrılarıyla tanıştığım (ve halen de zaman zaman yaşadığım) bir aydı. Kışın ardından bahar çok güzel geldi.

dreamiskaset

Mart 2019:

Okumaya devam et