Tag Archives: jules verne

Jules Verne Okumaları Vlog: Karanlık İzler

Geçtiğimiz günlerde Facebook’taki Jules Verne grubumuzda, müthiş bir Youtube kanalı keşfettim. Sevgili Uğur Karabürk‘ün Karanlık İzler ismindeki kanalında Türkiye’nin ilk düzenli Jules Verne okumaları yapılıyor.

Yukarıdaki video aslında seriye giriş niteliğinde ancak çekilen ilk video değil. Sevgili Uğur kardeşimiz bu videoyu 2020 yılında Mayıs ayında hali hazırda beş farklı okuma yaptıktan sonra çekmiş. Aşağıda listeyi vereceğim ama Vlog olarak çekilen ilk okuma videosu Buzlar Sfenksi isimli baş yapıta ait. 2019 yılında çekilmiş.

Pek çok yerde Uğur, Alfa Yayınları‘nın baskı kalitesinden özellikle de kitabın ebatlarının çok iyi olduğundan bahsetmiş. Kendisi cep boy kitapları pek sevemediğinden İthaki’nin serisini de sevememiş. Alfa Yayınları gerçekten de hem baskı kalitesi, hem çeviri kalitesi hem de yer yer orijinal çizimleri içermesi bakımından ülkemizde Jules Verne hakkında basılan en iyi serilerden bir tanesi basıyor halen. Efsane Inkılap & Aka ve İthaki serileri yıllar önce basılıp basılıp bittiği için halen devam eden en aktif seri Alfa Yayınları’na ait. Bir de İş Bankası Kültür Yayınları‘ndan çıkan Modern Klasikler Serisi’nden zaman zaman yeni baskılar çıkıyor ancak bu seri sadece Jules Verne’ye ait değil bildiğiniz üzere.

Yukarıda serinin ilk videosu Buzlar Sfenski yer alıyor. Mümkün olduğunca her ay bir kitap bitirmeye çalışıyor Uğur. Nisan 2021 tarihi itibariyle vlog serisinden çıkan okuma videoları şu şekilde:

Son video Yeşil Işın, bu ay içerisinde yayımlandı. Kitabı pek sevememiş. Ben de bu sayede tanımış oldum. Henüz vlogtan üç video izleyebildim. Bu arada Karanlık İzler kanalı sadece Jules Verne okumalarından ibaret değil. Yaklaşık 3 bin abonesi bulunan kanalda onlarca farklı video yer alıyor. Edebiyat söyleşileri, aylık okumalar, kitap incelemeleri… İlgilisi için tam bir hazine.

Kim bilir belki de bir gün Karanlık İzler ve My Resort el ele verip ortak bir Jules Verne videosu çekeriz. Hatta üstat Murat Haser‘i de dahil ederiz. Pes etmek yok, okumaya ve keşfetmeye devam!

Muhteşem Jules Verne Baskıları: İletişim Yayınları ve Altın Kitaplar

Bir süredir Jules Verne koleksiyonumdaki gelişmeleri yazmıyordum. Şu sıralar elime yepyeni kitaplar ve baskılar geçti. Aslında bunları araştırıp bulmamda en büyük pay yine sevgili üstat Murat Haser‘indir. Kendisinin taşınma sürecinde yaptığı paylaşımlar bile o kadar ilham verici oluyor ki anlatamam 🙂

Ülkenin en klas yayın evlerinden birisi olan İletişim Yayınları, 2018 yılında Çocuk Klasikleri adı altında Seksen Günde Devriâlem‘i ve bu yıl ise Balonla Beş Hafta‘yı bastı. Orijinalinden kısaltılmamış çeviri olan eserleri Can Belge çevirmiş. Bence en büyük özellikleri ise iç sayfalarda kullandıkları çizimler. Seksen Günde Devriâlem’de kullanılan çizimler, 19. yüzyılda Verne ile aynı dönemde yaşayan ve orijinal Hetzel baskılarını resimleyen Léon Bennet ile Alphonse de Neuville‘e aitler. Balonla Beş Hafta’da ise tüm çizimler Edouard Riou ve Henri de Montaut‘a ait. Bu iki isim de tıpkı diğerleri gibi 19. yüzyılda basılan orijinal Hetzel baskılarını resimleyen kişiler. Her iki kitabın da henüz ilk sayfasında Hetzel baskılarının orijinal ilk sayfaları yer alıyor. İletişim Yayınları, 2018’den üç yıl sonra bu yıl da yeni bir Jules Verne baskısı yapınca, ben bu Çocuk Klasikleri serisinin devam edeceğini umuyorum. Sırf bu iki kitap bile özel ayraçları, kitap sonunda yer alan sözlük, harita ve karakter tanıtma sayfaları ile diğer pek çok yayınevinin bastıklarından sıyrılıp öne çıkıyorlar. Umarım devamı gelir.

Yıllar önce Altın Kitaplar tarafından şömizli ve ciltli olarak basılan Jules Verne eserleri özellikle 80’ler ve 90’larda çocuk olmuş herkesin en az bir defa elinden geçmiş, karşısına çıkmış, en azından sınıf kitaplıklarında yer almıştır. Aradan geçen onca yıldan sonra, Altın Kitaplar’ın 60. yılı şerefine Denizler Altında 20 Bin Fersah ve 80 Günde Devriâlem yeniden basıldılar ciltli olarak. Ne yazık ki bu kitapların seksenlerde basılan ilk baskıları bende yoktu. Ancak sevgili Murat Haser’in koleksiyonuna yapacağımız ufak bir ziyaretle seksenlerde basılan kitaplar ile 2019 yılında basılan bu iki baskı arasındaki farkı görebiliyoruz. Her iki basımı da Gülten Suveren çevirmiş. Ancak kapakların çizerleri farklı. Seksenli yıllarda basılan kapakları Aslan Şükür, 2019’da basılanları ise Selçuk Özdoğan çizmiş. Aşağıdaki görsel soldaki 2019, sağdaki ise 1985 basımı.

Başlıkta ismi yer almasa da, Türkiye’de Jules Verne koleksiyonu yapan herkesin kitaplığında yer alması gerektiğini düşündüğüm bir diğer eser ise İthaki‘den çıkan ve Jules Verne Öykü Ödülleri yarışmasında dereceye giren bilimkurgu öykülerinin yer aldığı bir kitap: Hayalgücünün Merkezine Seyahat. Kitapyurdu sağ olsun kitabın kapağı kırık, ezik, sayfalarının bir kısmı lekeli bir şekilde gönderdi. Aldığımda tam bir şok yaşamıştım. İthaki’den çıkan 46 kitaplık Jules Verne Kütüphanesi’nin yanı sıra Jules Verne ile ilgili olarak bu yayın evinden çıkan diğer çok önemli iki kitap daha var. Bir tanesi Hayalgücünün Merkezine Seyahat. Diğeri ise şu anda astronomik fiyatlara bulunabilen ve özel baskı ciltli olarak yayımlanan Düşlerin Efendisi kitabı. Yaklaşık 1100 sayfalık bu “tuğlayı” bulmak imkansız. Gerçi Hayalgücünün Merkezine Seyahat’i de basıldıktan tam 16 yıl sonra hem de ilk baskısını 12 liraya bulup alabildim. O yüzen umudumu koruyorum. Olur da burayı okursan sevgili İthaki, lütfen Düşlerin Efendisi’ni yeniden bas!

Jules Verne Koleksiyonumda 2021’e Merhaba

Geride bıraktığımız yılın özellikle son aylarında Jules Verne koleksiyonum için çok verimli bir arşiv dönemi geçirdim. Biraz da şansımın yardımıyla biraz da Murat Haser üstatla tanışmam sayesinde koleksiyonumda bu zamana kadar görülmemiş bir gelişme yaşandı.

İthaki‘nin yayımladığı Jules Verne Kitaplığı serisinde, yalnızca tek bir eksiğim, 46 numaralı On Beş Yaşında Bir Kaptan – 2. Cilt eksik kaldı. Elinde, rafında olan varsa insaniyet namına bana hediye etmesini ya da uygun bir fiyata satmasını istiyorum. Eğer bana bu konuda yardımcı olan olursa da blogun Jules Verne sayfasında en başa ismiyle ve isterse fotoğrafıyla birlikte desteğini ölümsüzleştireceğim.

İthaki’den yayımlanan en önemli Jules Verne eserlerinden bir diğer ise Murat Haser’in koleksiyonunda görüp aldığım Volker Dehs‘in Jules Verne – Eleştirel Bir Biyografi isimli eseri. Piyasaya ciltli ve karton kapaklı olarak sürülen bu eserin karton kapaklı baskını bulabildim. Aşağıdaki fotoğrafta geri planda görülen resim ise aslında bir pul. Murat Haser’in koleksiyonundan görüp paylaşmasını istediğim, Verne’nin en meşhur eserlerine dair çizimleri içeren bir hatıra pulu. Fildişi Sahili menşeli bu pul şimdiye kadar gördüğüm en iyi hatıra pullarından birisi olabilir. Boyutlarını biraz büyütüp çerçeveleterek odama astım hemen.

İthaki serisinden sonra aslında birkaç yıldır başlamaya cesaret edemediğim bir seriyi, ALFA Yayınları‘nın Olağanüstü Yolculuklar serisini toplamaya başladım. O da şöyle oldu. Bir gün Migros’tan alışveriş yaparken fırsat sepetinde bu seriden tam 6 tane kitap gördüm. Ben daha önce serinin 20 no.lu kitabı Bütün Öyküler‘i almıştım. Bu şekilde her biri birkaç liraya satılan 6 kitabı görünce aldım ve seriyi biriktirmeye başlamış oldum.

Sahip olduğum ve tamamlaması neredeyse imkansız olan bir başka seri ise İnkılap ve Aka Yayınevi‘nden çıkan ve Ferid Namık Hansoy çevirisi olan kitaplar. Aşağıdaki fotoğraflarda altta yer alan “Beş Yüz Milyonluk Miras” ve “Cenup Yıldızı” isimli iki eser, bu seriye eklenen kitaplar oldu. Dolayısıyla bu seride toplam 21 kitabım oldu. Dilek Yayınevi‘nden çıkan Michel Strogof ile İnatçı ise özellikle eksiksiz çevirileriyle arşivde yer almayı hak ediyorlar. Bu arada bu kitapların en genci 40 yaşında 🙂 Yani basılış tarihleri 80, 70, 60 ve hatta 50’lere kadar gidiyor.

Karbon Kitaplar, cep kitabı formatında birkaç Jules Verne eseri bastı geçen yıl. Bunların ilki iki cilt halinde basılan Seksen Günde Devri Alem. Bu ikiliden bir tane de Koray‘a hediye ettim. Diğerleri ise Aya Yolculuk ile Dünyanın Merkezine Seyahat‘in kısaltılmış versiyonu.

Elma Yayınevi, Jules Verne takipçileri için geçen yıl müthiş bir iş çıkardı. Daha önce “Türkçede Hiç Yayımlanmamış Öyküleri“, üç cilt halinde bastı. Ben bu ciltlerden ne yazık ki 2 ve 3. ciltlere sahibim. Ancak yıl sonunda Öyküler adında ciltli 620 sayfalık özel basım bir kitap yayımlandı ve daha önce yayımlanan tüm hikayeler tek bir ciltte toplandı. Koleksiyon açısından yılın en önemli eseri buydu bence.

Benim daha önce tamamlandığını sandığım bir diğer seri ise İş Çocuk Klasikleri‘nden çıkan Jules Verne romanlarıydı. Ancak Murat Haser sayesinde bu seriden de bir eksiğim olduğunu fark ettim. Serinin eksik kitabı olan “Bir Gazetecinin Yolculuk Notları“nı hemen Nadir Kitap‘tan bulup aldım. Böylece altı kitaplık bu seriyi bu sefer gerçekten tamamlamış oldum.

Bu yıl ilk önceliğim İthaki’den ve Elma Yayınları’ndan eksik kalan tek kitapları bulup tamamlamak. Daha sonra ise ALFA’nın Olağanüstü Yolculuklar serisine hız verebilirim. Murat Haser üstada yaptığı ve yapacağı yardımlar için şimdiden teşekkür ederim. Facebook ve Instagram’da çok keyifli birer Jules Verne sayfası var. Hatta o sayfalardan birinde bir diğer okuyucumla tanıştım. Meğer o da benim Jules Verne yazılarımı ve sayfamı takip ediyormuş. Evet, Jules Verne cephesinde işler yolunda gidiyor. Kendinize iyi bakın 🙂

2020 Yılımın Özeti

Mad Max: Fury Road filmini ilk kez sinemada izlerken filmin ilk aksiyon sahnesiyle koltuğumdan öne doğru fırlamış, bir daha da geriye yaslanamamıştım. İşte öyle bir yıl oldu 2020.

Blogun geleneksel yıl özeti yazısına hoş geldiniz. Bu özet yazıları, yıllardır her yılın sonunda yazdığım bir tür hesaplaşma, skor tutma, istatistik verme, racon kesme, kuyruğu kıstırma ve yazılması en uzun süren yazılar oluyor. Haydi, türümüzün son birkaç yüzyıldır yaşadığı en sıkıntılı yıllardan biri ve belki de en sıkıntılısı olan 2020 yılını nasıl geçirmişim hatırlayalım.

Bu yıl önceki yıla göre blogla daha çok ilgilenmeme rağmen, okuyucu sayımız biraz düşmüş. Ancak yazı sayısının önceki yıla göre ciddi oranda da arttığını söylemek lazım. Toplamda 80 yazı yayımlanmış blogda. Blogun son dört ayında WordPress ciddi bir güncelleme alarak “Blok” tasarımına geçti. Bunu okuyucu olarak siz fark etmediniz. Ancak içerik üreticisi olarak ben, ilk aylarda çok ciddi sıkıntı çektim. Ancak sonradan uyum sağlamayı başardım ve yazılar gelmeye devam etti. Tam 10 sene önce yazdığım “İyi Bir Münazara İçin İpuçları” isimli yazım bu yılında reyting rekortmeni. Hemen ardından Türkiye’nin belki de ilk ve tek Gillette Blue 3 ve Mach 3 koleksiyoncusu olmamı ispatlar şekilde, “Gillette Tıraş Bıçakları Kullanıcı Deneyimleri” isimli yazım en çok okunan yazım oldu. Ciddi bir sağlık problemi yaşadıktan sonra yazdığım “Bir Reflü Macerası” yazım en çok okunan üçüncü yazı oldu. Buna çok sevindim çünkü internette çok az yerde bulunabilen bir diyet ve yasaklılar listesini yayımladım bu yazıda. Umarım okuyan herkesin işine yaramıştır o liste. Google’a “münazara” yazarak bana ulaşan çok ciddi sayıda okuyucu olması sevindirici. Çünkü ben yıllar önce yazdığım o yazıma ek olarak bir yazı daha yazdım ve ilk yazıyı okuyan okuyucuların bu ikincisini de okumasını görmek iyi. Bloga en çok ziyaretçiyi arama motorları göndermiş. Bunun dışında sırasıyla Facebook, Twitter, Linkedin ve Instagram okuyucu göndermiş. Bu sene birkaç özel yazı için ilk defa reklam vereceğim. Bugüne kadar reklamdan bir kuruş kazanmadım. Ancak yıl içerisinde bazı özel yazılar yazmayı planlıyorum. Bunlar için reklam vereceğim. Bir de yakında My Resort için bir Instagram hesabı açmayı düşünüyorum. Ancak yazılarıma link veremeyeceğim için bunu nasıl yaparım ya da neye yarar, bunu iyice planlamam lazım.

İhsan Oktay Anar‘ın çeşitli dergilerde yayımlanmış küçük öykülerini derlediğim şu iki dosya (İhsan Oktay Anar’ın Minik Öyküleri Derlemesi ve İhsan Oktay Anar Minik Öyküler Derlemesi 2: Rabnûma) bu yıl en çok indirilen içerikler olmuşlar. Bu yıl onun İngilizce basılan tek kitabı olan The Book Of Devices‘ı aldım. Blogda en çok tıklanan görseller yüksek lisans diplomam ve reflü beslenme alışkanlıkları listesi olmuş. Haa bir de Gandalf var tabi. Bu yıl ülkemizden sonra en çok okuyucu ABD, Almanya ve can Azerbaycan’dan gelmiş. İngiltere’den yapılan 86 girişin ise en az yarısının bizim Seval olduğundan eminim 🙂

Şimdi gelelim aylık performanslara ve yaşananlara:

Ocak 2020: Yıl içerisindeki en kötü yazım performansı bu ay olmuş sadece 3 yazı! Bunlardan bir tanesi de zaten 2019 yılımın özetiydi.
:: Geçen yılın en büyük müzikal keşiflerinden birisi olan Altın Gün ön plana çıkmış. Bana göre şimdiye dek çektiğimiz en iyi cover videolarından birini çekmişiz ve Altın Gün yorumuyla “Kolbastı” çalmışız. Sağ olsun Cem‘in bağlama da akmış gitmiş valla 🙂
:: Yıllar sonra nihayet blogun arka planını değiştirmişim. Ayrıca Gillette tıraş bıçağı koleksiyonum için de ayrı bir sayfa açmışım.

Ocak 2020’de kullandığım üst resim

Şubat 2020: Toplam 5 yazı. Eh, fena değil. Bu ay yılın hareketlenmeye başladığı, Covid-19‘un duyulmaya başlandığı bir aydı. Başımıza neler geleceğinden habersiz, öylece bekliyorduk.
:: Alper ve Özge nişanlandı. Bu yılın ilk düğün/dernek haberi Alperler’den geldi. Hep birlikte Ankara’ya gittik. Böylece Özge’nin ailesiyle de tanışma imkanımız oldu. Yıl içerisinde de pek çok arkadaşımızın güzel haberlerini almaya devam ettik.
:: Kendime nihayet bir masaüstü bilgisayar toplayabildim. Tabi bu gelişmede en büyük pay Kerem Bey‘in ve Lütfi Abi‘nin. Sağ olsun Kerem Bey’in bir kıyıda kalmış emektar bilgisayarını aldıktan sonra ram ve SSD takviyesi yaparak şu anda da kullandığım bilgisayarı hayata döndürmüş oldum.
:: Yağız ve Alper’le birlikte, şimdiye kadar yaptığımız en prodüksiyonlu videomuzu yaptık. Yıllardır severek dinlediğim büyük üstat Ennio Morricone’yi de andık böylece.
:: Kendime bir 75-300 odak uzunluklu zoom lens aldım. Böylece özellikle dolunaylarda çok daha güzel görüntüler çekebilmeye başladım.

Mart 2020: Bu ay toplam 8 yazı yazdım. Ayrıca çok fazla sayıda eski yazımı da güncelledim. Özellikle eski görsellerin linkleri öldüğü için blogun arka planında epey hummalı bir çalışma devam ediyor. Ülkede de bu aydan itibaren Covid salgını ciddi bir boyuta taşınmıştı. Yakın zamanda iki arkadaşımız HazalUtku ve BetülMustafa yeni evlerine taşındılar. Ayrıca bu ay Antalya’ya bir eğitim çıkmıştı, Yunus Emre‘yle birlikte gidecektik. Ancak Covid nedeniyle iptal edildi.
:: Orta Dünya’ya ait yepyeni kitaplar yayımlandı ve ben hepsini kitaplığıma ekledim. Şu anda birkaç eksik dışında gayet iddialı bir Orta Dünya kitaplığım oldu.
:: Ali Sami Yen‘e bir kere daha, bu sefer de Alperler’le gittim. Orada Özlem ve Ceyhun da ekibe katılınca müthiş bir gün ve müthiş bir maç oldu. Galatasaray’ımızın o yıl seyirciyle oynadığı son maçtı bu. Bir hafta sonra tüm ülkede Covid alarmları çalmaya başladı.

:: Çok uzun süredir arşivime katmak istediğim Daft Punk‘ın Random Access Memories isimli albümünün plağını nihayet alabildim.
:: Yıllardır karşılaştığım en kötü virüs bilgisayarıma bulaştı. Hep duyduğum ama bir şehir efsanesi olarak dinlediğim .remk virüsü bilgisayarıma bulaşıp tüm dosyalarımı şifreledi ve şifre için benden 980 dolar para istediler. Neyse ki (hala şükrediyorum) %99 oranında yedeklerim sayesinde kayıpsız olarak kurtuldum. Ancak bu bana yaklaşık 1 haftaya mal oldu.

Nisan 2020: Pandemi ülkeyi kasıp kavurmaya başladı. Evlere kapandık. İşe dönüşümlü olarak gidiyoruz. Karamsarlığın en üst düzeyde olduğu bir aydı. Arkadaşlarımız bir biri ardına evlilik tarihlerini ertelediler. Bu ay 8 yazı yazmışım.

:: Yıllar sonra arşivden bulunca Hobbit’in orijinal illüstrasyonlarını yayımladım. Eğer gözden kaçıran varsa muhakkak indirip arşivlesin.
:: Ülkemizin rock ve metal müzik kültüründe önemli bir paya ve yere sahip olan Çağlan Tekil bu ay hayatını kaybetti. Geçirdiği beyin kanaması sonucu bir sürede komada yaşam savaşı verdi ancak daha fazla dayanamadı. Bu yazıda “Şimdi ardından Head Bang ne olur, yeni sayı yayımlanır mı, yoksa Baron’la birlikte bu efsane de ölümsüzlüğe doğru yelken açar mı bilmiyorum.” demiştim. Birkaç ay sonra Head Bang son bir sürpriz yapacaktı.
:: Mach3 koleksiyonuma iki önemli parça eklemişim.
:: Bir süredir uğraştığım fotoğraf stoklama işlemini nihayet yapabilmişim. Bu sayede ayın çok daha net fotoğraflarını çekebiliyorum.
:: Halen daha hayatımızın en büyük maceralarından biri olarak nitelendirdiğimiz Gelibolu Maceramıza ait yıllar sonra bir keşif yaptım. Üstelik yıllar önce yazılan yazılardaki görselleri de güncelledim.

2012 Aralık

Mayıs 2020: Pandemi tüm ülkede devam ediyor. Nisan ayına göre biraz daha iyiye gidiyor durum. Bu ay yine 8 yazı yazmışım. “Evde kal“manın en büyük faydalarından birisi bu oldu. Bir de elbette bu yılın bizim için en büyük, en önemli ve en güzel olayı var: Mert Ekin dünyaya geldi.
:: İhsan Oktay Anar’ın daha önce hiç okumadığım bir öyküsünü keşfettim: Rabnûma. Yıllardır üstadın kaleminden yeni şeyler okumuyoruz. Bu öyküsü de 1989 yılında kaleme aldığı bir öykü. Tarzının oturmaya başladığı dönemler. Hoca bu öyküden 5 yıl sonra da Puslu Kıtalar Atlası’nın yayımlayacak.

:: Aylardır beklediğimiz mucize gerçek oldu ve sevgili yavrumuz Mert Ekin dünyaya geldi. Pandeminin ortasında, gözden uzak ve tedirgin geçen birkaç günün ardından yuvasına geldi. Ben bu satırları yazarken Mert’in 8 aylık olmasına birkaç gün kaldı. Buraya da yeni doğan değil de şimdiki halinin bir fotoğrafını ekliyorum. Yılbaşında çektik.
:: Bu yılın en iyi projelerinden birini daha başarıyla tamamladım. Mini vidalama makinesi yaptım. Bu projeyi yaparken bana destek olan Türker, Süha ve Murat‘a bir kere daha teşekkür ederim.
:: Bu yılın en gurur verici çalışmasına imza attık hem de neredeyse tüm arkadaş gurubumuz bir arada! 19 Mayıs’ta “Hoş Gelişler Ola” marşını çaldık hep birlikte ve ortaya yıllar sonra bile keyifle hatırlayacağımız güzel bir video çıktı. Emeği geçen tüm dostlara bir kere daha teşekkür ederim. Bu arada üç kardeş birlikte yer aldığımız ilk müzik videomuz da bu oldu.

:: Murat İlkan‘ın Fanus albümünün hatalı basılan ilk plağını aldım. Hem Murat İlkan’ı çok sevmem hem de koleksiyon değeri olan bir ürün olduğu için hiç kaçırmadım. Plak dinlenebiliyor ancak mastering’i çok yetersiz ve parçalarda çok ciddi hatalar var.
:: Nereden esti bilmiyorum ama daktilo alırken dikkat edilecek konulara ilişkin güzel bir yazı yazmışım. Bu sene çok okunan bir yazı olmadı ama reytinglerinin giderek arttığını görüyorum. Birkaç seneye blogun önemli yazılarından birisi olabilir.

Haziran 2020: Bu ay sadece 4 yazı yazmışım. Rehavet oldu tabi. Bütün ülke de tıpkı benim gibi rehavete kapıldı. 1 Haziran’da pandemi yasakları sona erdi. Covid 19’da tünelin ucunda birazcık ışık görmüşken, vak’a sayılarını nihayet 100’ün altına düşürmüşken ve tam da tedbirlerin korunması gerektiği yaz sezonun açılışıyla tüm tedbirler kalktı. Aylardır kapalı kalan halk bir anda hiç olmayacağı kadar dolaşıma çıktı. Bankalar insanlar tatile gitsin diye kredi verdi. Tatil sezonuyla çakışmasın diye üniversite sınavı ertelendi. Bunun bedelini de elbette birkaç ay sonra çok daha şiddetli bir şekilde ödeyecektik.

:: Mustafa, Massive Agressive isimli iç dekorasyon butiğini açtı. Başlangıçta steampunk esintili objelerde kısa sürede Instagram’da beğenileri toplamayı başardı. Her geçen gün satış ağını da genişletiyor.
:: Alper’le birlikte en sevdiğimiz Türk gruplarından olan Pentagram’ın en sevdiğimiz iki şarkı This Too Will Pass ve Lions In A Cage’i coverladık.
:: Yıllardır istediğim ancak bir türlü fırsat bulamadığım bir şeyi yaptım ve kendi el yazımı bir fonta dönüştürdüm.
:: Ülkemizde basınında da yer alan ancak kimsenin tek bir kare fotoğrafını bulamadığı dergiyi Seval sayesinde Almanya’dan buldum. Seval’in Almanya’dan bana yaptığı son iyilik bu olacaktı. Çünkü bir süre sonra İngiltere’ye taşınacaktı.

Temmuz: Bu ay blogda 7 yazı yazmışım. Önceki yıllarda genede tatile falan gittiğimiz için Temmuz pek yoğun geçmezdi ancak bu sene Covid’den dolayı evlerde kaldığımızdan fena bir ortalama değil.

:: Biricik dostum Selçuk Ceylan‘ın yepyeni iki kitabını daha okudum. Selçuk’un yazdığı kitap sayısı 6’ya ulaştı.
:: Yılın en iyi dolunayını yılın en sevdiğim ayında yaşadım. Ender ve Alper’le birlikte Ghost’un Ritual parçasını coverladık.
:: Büyük üstat, çağımızın en büyük müzisyenlerinden Ennio Morricone hayatını kaybetti. Türkiye’de kendisinden ve eserlerinden en çok bahseden bloglardan birisi olan My Resort’ta, olabildiğince güzel bir yazı yazarak uğurladık ustayı.
:: Utku ve Alper’le pizza yeme yarışmasına katıldık. Ben dereceye giremedim ama Alper ikinci, Utku üçüncü oldu.
:: Hayatımın en sessiz sedasız doğum günlerinden birini geçirdim. Aynı dönemde In Flames, Clayman albümüne 20. yıl özel baskı yayımladı. Ben de bu albüm ve Fury filmi için birkaç yeni baskı tasarladım.

:: Okulda bu yıl düzenlenmeye başlayan çevrimiçi Öğrenci-Mezun Buluşmaları etkinliğinde bölümümüz ve mesleğimiz adına bir sunum yaptım. Keyifli bir akşam oldu. Bir kere daha, beni davet eden sevgili hocalarıma ve öğrenci arkadaşlarımıza teşekkür ederim. Blogda bahsetmesem de bu yıl bu şekilde pek çok çevrim içi etkinlik oldu. Covid-19’un hayatımıza kattığı farklı tecrübelerden birisi de bu oldu.
:: Çok kıymetlim ve yıllardır eski baskıları astronomik fiyatlarla satıldığı için alamadığım Nur Yoldaş’ın Sultan-i Yegah albümü yeniden plak olarak basıldı. Üstelik şeffaf, kırmızı renkli ve gatefold olarak. Hemen aldım.

Ağustos 2020: Yaz bütün rehavetiyle devam ediyor. Covid yavaş yavaş ülkeye yeniden yayılmaya devam ediyor. Gerçek rakamların kelime oyunlarıyla gizlendiği yönünde toplumda ciddi bir kuşku ortaya çıktı. Bir süre sonra bu kuşkuların haksız da olmadığı görülecekti. Bu ay toplam 7 yazı yazmışım. Bu ay hem Koray ve Tuğba‘nın hem de Alper ve Özge’nin düğünleri vardı. Koray ve Tuğba’nın Antalya’daki düğününe gidemedim.

:: Alper tam 14 yıl sonra Eskişehir’den taşındı. Blogda yazdığım en depresif yazılardan birini yazdım. 2020’nin en kötü anlarından birisiydi veda anı. “Fotoğrafların kesilmiş yerlerini saklamayı yıllarca becerdim ama artık sen de yoksan çerçevede çok azımız kalıyor o yıllardan.”
:: Kiracı olarak oturduğum evde büyük bir tadilat yapıldı. Ustaların da temiz çalışmamasından dolayı toparlanmak epey uzun sürdü. Ancak yine de ustaların hakkını yemeyeyim, en azından kısa sürede tamamladılar. Temizlik uğraştırdı biraz.
:: Özge ve Alper’in düğünü oldu. Bursa’ya gittim düğün için. Corona’nın gölgesinde korka korka yaptığımız, çok şükür kimseye de bir şey olmadan tamamladığımız bir düğün oldu.
:: Gillette Blue 3, beni şaşırtarak üç büyükler (Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş) renklerinde tıraş bıçakları çıkardı. Koleksiyona bir anda üç bıçak daha eklenmiş oldu. Ülkenin en iddialı koleksiyonuyum.
:: Bir klasik olan Fahrenheit 451‘i okudum. Kitap başta sarmadı, epey zorladı ancak sonradan çok hoşuma gitti. Filmini izledim ve çizgi romanını sipariş ettim. Bir de Eskişehir’de Fahrenheit 451 isimli bir sahaf keşfettim. Mehmet‘in sayesinde Devran’la tanıştık. İlerleyen günlerde de Devran’dan epey bir kitap alacaktım.

Eylül 2020: Covid’e karşı alınan önlemlerin göstermelik olduğu anlaşıldı. Özellikle Kurban Bayramı’yla birlikte memleketin dört bir yanına dağılan vatandaşlar sayesinde en küçük köylere bile virüs ulaştı. Nisan ayından daha beter bir duruma doğru ülke sürükleniyordu. Bu ay toplam 7 yazı yazmışım.

:: Grafik tablet aldım. Okulların açılmayacağı ve derslerin uzaktan yapılacağı anlaşılınca bir fırsatçılık ülkesi olan Türkiye’de 300 liralık ortalama grafik tabletler 600-700 liralara fırladı. Milli Eğitim Bakanı’nın eğitim uzatan yapılacaktır diye açıkladığı gece neredeyse %100 zamlandı tüm tabletler.
:: Yağızhan mezun oldu. Sagopa Kajmer, Yunus EP isminde bir albüm çıkardı. Bu albüm benim yıllar sonra dinlediğim ilk yeni Sagopa albümü oldu.
:: Gıda Dedektifi Musa ÖZSOY’un “Ne Yediğinizi Biliyor musunuz?” isimli kitabını okudum. Yalan yok, gıda endüstrisi hakkında daha önce bilmediğim pek çok yeni bilgi öğrendim. Ayrıca gıda tercihlerimi yeniden gözden geçirmemi sağladı.
:: Scooter aldım. Xiaomi M365 marka modelli scooter, bu yıl aldığımız en verimli aletlerden birisi oldu. Özellikle şehir içi ulaşımda büyük bir devrim yarattığını söyleyebilirim.

Ekim 2020: Blog açısından iyi geçen, 9 yazılık bir ay oldu. Covid’in daha da kötü bir hal aldığı artık kabul edildi ve yeni tedbirler alındı. Bu ayın diğer bir özelliği ise Sertan ve Ayşe‘nin biricik yavrucukları Özüm dünyaya geldi. Mert doğduğunda yaşadığımız heyecanı, bu sefer de Özüm için yaşadık 🙂

:: Şevkiye‘nin teleskobunu ödünç aldım. Aynalı teleskop hiç kullanmamıştım. Ancak kurduktan sonra epey bir keyif verdi.
:: Bir devrin sonu geldi ve Head Bang 6, Çağlan Tekil’in yarım bıraktığı işi tamamlamak için son kez yayımlandı. Head Bang devri sona erdi. Müthiş bir bir veda sayısı olmuştu.
:: Efendi, 2020 yılı içerisinde tam üç tane single yayımladı. Bu yıl umarım yeni albümleri çıkar.
:: Plak koleksiyonumdaki ilk long playlerden biri olan Kamuran Akkor’un Boşver Üzülme plağı için yıllar sonra bir kapak yaptım.

Kasım 2020: Yıl sonu yaklaştıkça doktora teziyle ilgili kaygılarım da tavan yapmış durumdaydı. Covid’in tedavisine dair her kanalda aşı çalışmalarıdan bahsediliyor. Biz de yeni bir dönüşümlü çalışma sistemine geçtik. Bu ay 5 yazı yazabilmişim.

:: Yıllardır kitaplığıma katmayı çok istediğim Harry Potter’ın resimli baskılarını Merve’nin hediyesiyle aldım. Kitaplarım açısından bu yılın şüphesiz en müthiş olayı buydu. Aynı dönemde bir de Buz ve Ateşin Dünyası isimli Game Of Thrones evreni kitabını aldım.
:: Anneannem Kars’ta vefat etti. Yıl boyunca uzak akrabalarımızın, birkaç tanıdığımızın Covid’den dolayı vefat haberini almıştık. Ancak anneannemin vefatı hepimizi yaraladı. Onu bu şekilde kaybetmek tarifsiz. Hala da ne diyeceğimi bilmiyorum. Gidemedik göremedik. Işıklar içinde uyusun, mekanı cennet olsun.

Aralık 2020: Yılın son ayında 8 yazı yazmışım. Bu yıl da böylece bitmiş oldu. Covid’e karşı geliştirilen aşı haberleri büyük bir mucize gibi karşılandı Dünya’da. İnsanlar umut beslemeye başladılar. Çünkü ekonomi çok kötü durumdaydı. Aşı haberleri ve ülkedeki bir takım siyasi gelişmelerden dolayı (Maliye bakanı istifa etti) ekonomide olumlu yönde kıpırdanmalar oldu. Eve kurutma makinesi aldık. Resmen bayram havası yaşanıyor günlerdir 🙂
:: Tam 15 yıldır bıkmadan, sıkılmadan izlediğimiz Supernatural dizisi final yaptı. Hayatımızın yarısına eşlik etmiş abilerim Sam ve Dean Winchester’a veda ettik.
:: Kendime iyi bir tripod aldım. Bu sene 75-300 objektiften sonra fotoğrafçılığa yaptığım son yatırım bu oldu.
:: Avatar’ın “Verilen Söz” isimli çizgi romanı ilk defa Türkçe yayımlandı.

:: Yıllardır kullandığım emektar bendirimi modifiye ederek yeni bir bendir sahibi oldum. Devrim yaratan akort sistemi sayesinde çok başarılı tonlar elde edebiliyorum.
:: Çok sevdiğim Fury filminin Amerika’dan aldığım soundtrack plağına kavuştum.
:: Cidesphere’in Dawn Of A New Epoch albümünün plağını aldım. Bu yılın en iyi metal işlerinden birisiydi bu albüm.

Bu yıl iş yerindeki üçüncü yılımdı. Önceki yıllara göre biraz daha karamsardım bu yıl. Hayal kırıklıklarım çok fazlaydı. Bu yıl vedaların yılı oldu. Geçici süreliğine de olsa Pınar ve Melike gittiler. Lütfi abi ve Şükrü abi gibi değerli abilerimiz emekli oldular. İsmihan abla emekli oldu. Biricik arkadaşımız, en yakın arkadaşımız Caner ise en büyük darbeyi vurdu ve Zonguldak’a tayin olarak gitti. Üç yılın ardından ilk defa bu yıl şubeler arası ufak görev değişiklikleri oldu. Sevgili oda arkadaşım Hülya Hanım diğer şubeye, kıymetli arkadaşım Sanem Hanım da bizim şubeye geçti ve yeni oda arkadaşım oldu. Masam değişti. Gerçi itiraf etmek gerekirse masamın değişmesine çok ama çok sevindim. Bu yıl uzaktan çalışma kavramıyla tanıştık. Bütün bir yıla baktığımızda da yine iş yoğunluğumuzu Sıfır Atık, mahkemeler, yılın ilk dönemlerinde gürültü şikayetleri oluşturdu. Bu yıl ne yazık ki hiç spor etkinliğimiz olmadı. Sadece iş yerinde değil, Covid’in başlangıcı olan Mart ayından itibaren spor salonlarının kapatılması nedeniyle dışarıda da spor yapma imkanım olmadı. Spor salonu ekibiyle dışarıda görüştük. Enes, tam da bu dönemde askerden geldi. Erhan Abi ve Enes’le birkaç defa buluştuk.

Gelelim Instagrama. Bu yıl Instagram’da çok güzel coverlar paylaştık. Ayrıca koleksiyonla alakalı güzel derlemeler yaptım. Hepsini değil ama bir kısmını aşağıda paylaşıyorum.

Bu yılın da en sekmeyen yazıları dolunay yazıları oldu. Hatta bu sene 12 değil, 13 tane dolunay yazısı yazdım. Bu yazıların en güzel özelliği o dönem sahip olduğum ruh halini çok iyi yansıtmaları. Ayrıca müzikal çalışmalarımız da genellikle bu yazıların içerisinde veriyorum.

Youtube’u çok ihmal ettim. Çok ihmal ettim ve sadece 1 video yayımladım. Belki 2021’de daha dolu geçer. Covid pandemisi aslında evde kaldığımız dönemde film ve dizi izlemek için uygun bir zamandı. Ancak hem Merve’nin hamileliğinin son dönemleri olması hem de Mert’in doğmasıyla birlikte hayal ettiğimiz gibi olmadı film izleme olayı. Yine de Netflix‘te epey bir şeyler izledik. Bunların içerisinden beğendiklerimden bazıları Old Guard, Cinayet Süsü, Nice Guys gibi filmler oldu. Bu arada umarım Old Guard’ın devam filmi çekilir. Şunu fark ettim ki eski filmleri izlemeyi daha çok seviyorum. Fury, Yüzüklerin Efendisi, Kapıdaki Düşman, Er Ryan’ı Kurtarmak gibi filmleri senede birkaç kere izliyorum. Mesela How I Met Your Mother‘a başladık yeniden.

Halen izlemekte olduğum İkinci Dünya Savaşı’nın En Önemli Olayları isimli belgesel ise hayatımda izlediğim en derli toplu 2. Dünya Savaşı belgeseli. Bu yıl ayrıca Atiye, Breaking Bad, Spartacus ve La Casa De Papel‘i izledik. Netflix dışında bu yıl Mustafa sayesinde Amazon Prime‘ı da denedim ama burada da birkaç eski film dışında yeni bir şey izlemedim. Bunlardan bağımsız olarak 1917 isimli film muhteşem bir WW1 filmiydi. Ayrıca ilk defa izlediğim Bone Tomahawk da yıllar sonra izlediğim en iyi western filmiydi.

Bu yıl edebiyatla dopdolu geçti. Bunda da en büyük pay Hicri Bilakis Kuşçu‘nundur. Bugüne kadar yıl içerisinde okuduğum, aldığım kitapların sayısını tutmazdım. Ayrıca kitaplara dair yaptığım incelemeleri de yazmazdım. Onun yılbaşından hemen önce verdiği Metis Ajanda 2020 – Ya Kebikeç! sayesinde bu envanteri günden güne tutabildim. Bu ajandanın en güzel yanı, ihtiyacınız olan her şeyi içeriyor olması. Önemli günleri, dolunay takvimi, özel sözler, yazarları eserlerinden alıntıları (ki bunlar bile başlı başına bir okuma kaynağı), küçük bir not bölümü, telefon rehberi ve birkaç faydalı bilgi. Yoğun geçen bir yıl olmasına rağmen baş ucumdan kitabı hiç eksik etmedim. Bu yılın ilk kitabı Borges’in Ficciones: Hayaller ve Hikayeler oldu. Burada yer alan Artificos kısmı müthişti. Bu yıl okuduğum en iyi kitaplar ise Alamut, Malafa ve Sapiens oldu. Bunu Herkes Bilir ve Meteor Avı‘nı yarıda bıraktım. Ayrıca Zaman Makinesi ve Fahrenheit 451‘den çok etkilenip çizgi romanlarını aldım. Bu yıl çeşitli yollarla (satın alarak, hediye olarak, takasla, ücretsiz olarak ve hibe edilerek) elime toplam 93 kitap geçmiş. Bunlardan 30 tanesi Jules Verne kitapları.

Jules Verne demişken, hayatımın Jules Verne’yle dopdolu geçen yıllarından birisiydi. Yılın ortalarında Murat Haser isimli ülkenin en büyük Jules Verne koleksiyoncusuyla tanıştım internetten. Paylaşımları üzerinden epey muhabbet ettik. Bu sayede benim tamamladığımı sandığım bazı serilerin eksik olduklarını görüp tamamladım. Ve İthaki koleksiyonumu sadece son kitap (46 no) eksik olmak üzere tamamladım. ALFA Yayınlarının “Olağanüstü Yolculuklar” serisine başladım. Bu serinin güncel bir seri olması nispeten işimi kolaylaştıracak.

Müzik. Bütün yıl boyunca dinledim. Hastanede doğum için kontrole gidince de dinledim, sabahları işe giderken de dinledim. Kulaklığım bozuldu ve aylardır servisten gelmedi. Dışarıdayken idare ediyorum başka kulaklıklarla. Bir gün Ender’le buluşmuştuk. Arabada radyoda bir şarkı duydum. Giriş melodisi acayip hoşuma gitti. Yıl boyunca da dinleyip durdum: Kahraman DenizUzak Gelecek. Oluyor böyle takıyorum bazı şarkılara. Mesela hiç tarzım olmamasına rağmen Kül, Dünya’dan Uzak ve Kentsel Dönüşümler isimli şarkıları da çok beğendim. Sagopa Kajmer’in de girişteki strachleri çok hoşuma gittiği için Pankart isimli yeni şarkısını beğendim. Bir de keşif yaptım ki keşfettikten sonra defalarca dinledim. İstanbul Şarkıcıları isimli oluşumun Köroğlu Dağları isimli şarkısı. 1980 yılında yayımlanmış. Müthiş bir şarkı. Bir de bahsetmezsem olmaz, Ouzo Bazooka‘nın Space Camel isimli şarkısı var ki klibiyle falan muazzam. Mert’i kucağıma alınca bunu açıp dans ediyoruz. Gerçek saykodelik budur!

Metal müzik dünyasında ise epey gelişmeler yayımlandı. In Flames, Clayman albümünün 20. yılına özel bir EP yayımladı. Eski şarkıların yeni düzenlemelerini içeriyordu. Yeni düzenlemelerin hiçbirini beğenmedim. Ancak albümün remastered halini beğendim. Deftones, Ohms isimli albümünü yayımladı. Albüm aklımı başımdan almadı ama kötü de değildi. Önceki albümden çok daha iyiydi. Deftones ayrıca başyapıtları White Pony’nin 20. yılına özel bir Anniversary Edition yayımladı. White Pony x Black Stallion isimli bu double albümde ilk albümün remastered şarkıları ve remiksleri yer aldı. Remikslerin bazıları resmen bambaşka şarkılar olmuşlar. Çok beğenmedim. Katatonia, City Burials isimli yeni albümünü yayımladı ancak olmadı, yaprak kımıldamadı bende. Yine bir başka grup Linkin Park da Hybrid Theory albümlerinin 20. yılına özel bir albüm yayımladılar. İçerik olarak çok zengindi ancak çok da pahalı olduğu için almak mümkün değildi. Yine de eski videolarını yeniden düzenleyip renkleri ve çözünürlüğü olağanüstü hale getirdiler. Sırf bu bile yetti de arttı. Yıllar sonra oturup Linkin Park dinledim. Hatta şu anda da In The End çalıyor.

Ülkemizde de müzik piyasası covid’e rağmen üretkendi. Konserler olmadı ama gruplar evlerinde üretti. Grupların bir dönem evlerinden yaptığı cover ve akustik çalışmaları beğeniyle izledim. Bu yılın en yeni yepyeni grubu benim için Bipolar Architecture oldu. Heretic Soul‘dayken de çok beğendiğim Sarp‘ın yeni grubu. Depresif melodilerin üzerine yaptığı vokali özellikle beğendim. Şu anda grubun üç şarkılık bir EP’si ve bir de single çalışması var. Bu yıl umarım onların adına daha iyi geçer. Canımız ciğerimiz Pentagram‘ımız yeni bir albüm çıkarır diye bekliyorduk ancak “Bu Düzen Yıkılsın” isimli bir single yayımladı. Bir de video çekti. Beğenmedim. Ancak şu açıdan mutlu oldum ki Pentagram yola sekiz kişi olarak devam edecek gibi görünüyor. Cidesphere, bu yılın en iyi albümlerinden birini çıkardı: Dawn Of A New Epoch. Yılın son aylarına denk gelmesine rağmen Spotify’ım da ilk üçe girdi albüm. Özellikle Sacred Patronage bu yıl favori metal şarkım oldu. Sabhankra bu yıl yeni bir materyal üretmedi, konserler verdi. Ancak 2021’de yeni bir albüm yayımlayacaklar. Yani aslında bu dönemi onlar da üretmek için kullandılar. Bu yıl onlarca albüm çıktı elbette ancak belki de bunları ben de ilerleyen yıllarda keşfedeceğim için buraya fazla detay yazmıyorum. Son olarak baş tacım Black Omen‘in ilk demosu kaset formatında yayımlandı. Bununla ilgili ayrı bir yazı yazacağım için detay vermiyorum.

2020’nin ilk aylarında verdiğim bir yedek parça siparişi vardı. Aralık ayının ilk haftası geldi ve yanlış geldi. Yeniden sipariş oluşturdum bekliyorum. Ayrıca Pioneer servisinden hala kulaklığımı bekliyorum. Umarım bunlar bu yıl gelir. Koray’ın istediği Mor ve Ötesi – Deli parçasının davul videosunu hala çekemedim. Onu bitireceğim. Sercan’la bu yıl üç kere görüştük. Ocak ayında Eskişehir’e geldiğinde ve Alper’in düğününde. Volkan’la ise görüşemedik hiç. Sercan‘a doğum gününde güzel bir kolaj video yaptık. Beğenmedi 🙂 Bursa’dan isimsiz bir mektup geldi. İçerisinde uzunca bir plak listesi vardı. Beni nereden buldu, ismime ve adresime nasıl ulaştı bilmiyorum. Ama iç içe de sevinmedim değil. Zaman zaman açıp okuyorum.

Yazmayı yukarıda unuttum ama kardeşim Mustafa, Kocaeli Üniversitesi’nden Osmangazi Üniversitesi’ne geçiş yaptı. Dolayısıyla iki yıldır süren çilemiz nihayet bitti. Nihayet yeniden Eskişehir’de toplandık. Bu yılın güzel gelişmelerinden bir tanesiydi bu. Tabi ki bir diğer Mustafamız da nihayet gitti Trabzon’da nişanlandı Kübra’yla. Mustafa şüphesiz son yıllarda hayatımıza giren en değerli adamlardan. Ama Kübra da o kadar müthiş bir insan ki bazen diyorum acaba Mustafa’yı mı daha çok seviyoruz Kübra’yı mı 🙂

Bu yıl Ferit sağ olsun bana bir sürpriz yaparak hazırladığı exlibrisi göndermiş. Ben de mektuplarımda kullanıyorum bunu. Kendisi yıllar sonra Kütahya’dan ayrıldı. İzmir’e tayini çıktı. Elbette Kütahya demişken bir diğer sevgili kardeşimiz Gürcan‘dan da bahsetmezem olmaz. O da bir kere Eskişehir’de beni ziyaret etmişti. Pandeminin hızlanmaya başladığı günlerdi. Sonrasında iade-i ziyaret fırsatım olmadı. Ama 2021’de şartlar düzelirse Gürcan’ı Kütahya’da ziyaret etmeyi planlıyorum.

Evet, yılın özeti yazılarımın olmazsa olmazı olan Hedefler bölümüne geliyoruz. Bakalım geçen sene kendimize hangi hedefleri koymuşum, neleri başarmış, neleri yapamamışım. En önemlisi de, önümüzdeki yıl neler yapmak istiyorum? 2020 yılı için hedeflerim şunlardı:

  • Elektronik davuluma bir ilave crash zili almak (Olmadı, alamadım. Ancak bozuk bir aksamını tamir ettirdim)
  • Kendime yeni bir bilgisayar toparlamak ve bunu olabildiğince ucuza yapmak. (Harika! Bunu başardım!)
  • Bir şarkıyı baştan sona düzenleyip cover olarak yayımlamak. (Bunu da yaptım sayıyorum, çünkü birkaç şarkıyı baştan sona olmasa da coverladık ve düzenleme yaptım)
  • Konsept bir fotoğraf çalışması yapmak. (Başarısız sayıyorum. Gerçi Alper’in düğününde epey bir çektim ama olsun, bu hedefi yazarken hayal ettiğim şeyi yapamadım)
  • Tank maketimi bitirmek. (Olmadı, yapamadım)
  • Vasatın üzerinde bir otomobil almak. (Olmadı, alamadım)

Evet, hedefler açısından çok da parlak geçmemiş anlaşılan. Moral bozmayalım ve kendimize 2021 için yeni hedefler koyalım. Önceki senelere kıyasla daha minimal hedefler koyuyorum çünkü Covid-19’un ne zaman biteceğini kestiremiyorum. Buyurun:

  • Elektronik davuluma ilave bir crash zili almak
  • Tank maketimi bir diorama ile bitirmek
  • Vasatın üzerinde bir otomobil almak
  • Doktoramı bitirmek
  • Eğer covid-19 nihayet tüm ülkede sona ererse iki farklı zamanda tatile gitmek
  • Alper’in isimsizini bitirmek

Bir önceki yıl şöyle yazmışım: “Umarım 2020 pozitif şeylerle dolu bir yıl olur. Hayatımızın belki kökten değişeceği, belki dibe vuracağımız, belki de göklere çıkacağımız bir yıl olacak. Hazırlıklı olmakta fayda var.” Hazırlıklı olamadık açıkçası. Yıl boyunca çok fazla şey kaybettik. Sevdiğimiz insanları, yakınlarımızı kaybettik. Afetler ve hastalıklar yüzünden çok insan öldü. Ama pek çok yavru da bu yıl gözlerini açtı hayata. Mert Ekin, bizim için bu yılın tek güzel şeyi oldu. Her şeyden habersiz, üç beş kişilik dünyasında yaşamaya devam ediyor 🙂 Ben bu yıl da buralarda olacağım sevgili okur. Bu yazıda unuttuğum bir şeyler muhakkak vardır. Lütfen bana yazın, hatırlatın. Umarım 2021 yılı her birimiz için daha farklı ve daha güzel olur. Unutma, gökte dolunay olduğu sürece Dünya’dan bir çift göz ona bakacak.

Jules Verne Koleksiyonumda Gelişmeler

Biliyorsunuz, iyi bir Jules Verne hayranıyımdır. Çocukluğumdan beri onun bütün kitaplarını toplamaya çalışıyorum. Bu konuda İthaki Yayınları‘ndan çıkan Jules Verne Kitaplığı ise adeta bir velinimet.

Blogun üst kısmında yer alan menülerde Jules Verne için özel bir sayfa bile ayrılmış durumda. Acaba hangi kitapları vardı diye düşünmek yerine, doğrudan burayı kontrol etmek çok daha pratik oluyor.

İthaki’den yeni kitap çıkmıyor artık. Toplamda 46 kitaplık seride benim de sadece üç eksiğim (41, 45, 46. kitaplar) kaldı. TÜBİTAK‘tan çıkan kitaplarda ise hepsi tam ama bir tane karton kapak versiyon ile bir tane ciltli versiyon eksik kaldı. Güzel Sarı Tuna‘yı ciltli olarak buldum ama şömizini kendim bastım. Aşağıdaki fotoğrafta, üst sırada olanlar ciltli, alt sırada olanlar ise karton kapaklı baskılardır.

İş Çocuk Klasikleri‘nden çıkan beş güzel cilt bir kenarda çok dikkat çekmeye devam ediyor. Bu artık tamamlanmış seri. Bunun yanı sıra İş Çocuk Kütüphanesi adı altında bu kitaplar yine eksiksiz metin basıldılar. İş Bankası, Jules Verne’ye bu ülkede en çok değer veren yayın evlerinin başında geliyor. Arunas Yayınları‘ndan çıkan ve çok çok kıymetli olan üç çizgi romanı da nihayet toplayabildim. Hatta Arunas’ın bu serisiden toplamda altı çizgi romanım var.

İnkilap ve Aka Yayınları‘dan çıkan Ferid Namık Hansoy çevirilerinde ise ne iyi ne kötü durumdayım. Bu seri çok önemli çünkü Jules Verne’i Türkçe’ye eksiksiz olarak kazandıran ilk çevirileri içeriyor. Sadece geçen ay iki yeni kitap daha ekledim bu gruba. Ancak internette yaptığım bir araştırmada, İnkilap Aka’dan çıkan ve henüz bende olmayan bir sürü kitabın olduğunu gördüm. Zamanla geçer mi elime bilemiyorum.

Şu durumda takip ettiğim en güncel seri İş Bankası Modern Klasikler Dizisi artık. An itibariyle altı kitap çıkmış durumda ve bunların arasında, kıyıda köşede kalmış üç kitap (Buzullar Arasında Bir Kış, Dr. Ox’un Deneyi, Zacharius Usta) ve diğer üç en popüler kitap yer almasına karşın, örneğin “Dünyanın Merkezine Seyahat” ya da “Balonla Beş Hafta” ya da “İki Yıl Okul Tatili” gibi kült eserler henüz basılmadı.

Son olarak farklı yayın evlerinden çıkan diğer kitaplarım (aslında koleksiyona başladığım zaman elimde olan kitaplar) aşağıda yer alıyor. Elinizde olan ve ihtiyacınız olmadığını düşündüğünüz Jules Verne temalı her türlü kitap, dergi, film ya da objeye talibim. Saygılar sevgiler. 

 

Plak Mecmuası – Jules Verne – Kızıl Pelerin

Süper bir yazıyla daha karşındayım sevgili okur. Sonbaharın gelmesiyle birlikte  giderek eve kapanmaya, koleksiyon işlerine daha fazla vakit ayırmaya başladım. Şu sıralar elime geçen dergi ve kitaplardan bahsetmek istiyorum biraz.

plakmec01Plak Mecmuası, bu ülkede plak kültürü ve teknolojileri hakkında yayımlanan en kapsamlı yayın olarak hayatına devam ediyor. Üç aylık periyotta yayımlanan derginin üçüncü sayısı bir ay gecikmiş olarak yayımlandı. Temmuz ayında yazdığım şu yazıda derginin yayın hayatına son vermiş olabileceği riskinden söz etmiştim. Neyse ki yalnızca bir aylık bir gecikme olmuş. Haziran ayını pas geçip, Temmuz-Ağustos-Eylül sayısı yayımlandı. Ancak, Eylül ayı da bitip Ekim ayı başlamasına rağmen henüz dördüncü sayıdan haber yok. Belki dördüncü sayıyı alır, o şekilde yazarım diye beklemeyi düşündüm. Ama ne yalan söyleyeyim güvenemedim.

Olsun, sorun yok. Dergi zaten çok uzun yıllar bir başvuru kaynağı olabilecek nitelikte. Seçilen konuların bir kısmı gündeme ilişkin. Ancak bu yelpazenin kalan kısmını da plak genel kültürü üzerine derlenen diğer çok başarılı içerikler oluşturuyor. Örneğin bu sayıda, benim de hayatıma dokunan, en unutulmaz ve unutulmayacak şarkılardan birisi olan “Sultan-i Yegâh” konu alınmış. Geçtiğimiz aylarda burada da yazdığım Mor ve Ötesi cover’ına ve sınırlı sayıda plak baskısına geniş yer vermişler. Yetmemiş, bir de Nur Yoldaş‘la bir röportaj yapılmış. Güzel bir röportaj ama biraz eksik. Sırf bu şarkı üzerinden yapılan bir röportajda insan çok daha özel detaylar, anılar bekliyor. O açıdan röportajı biraz zayıf buldum. Okumaya devam et

Yepyeni Jules Verne Kitaplarım

Blogun üst menüsünde “JULES VERNE” şeklinde özel bir sayfa yer alıyor. Bilen bilir, sıkı bir Jules Verne hayranıyım ve kitaplarını toparlıyorum. Blogda, topladığım kitaplarla ilgili özel bir bölüm var.  Geride bıraktığımız birkaç ay içerisinde de elime harika basımlar ulaştı. Bunları paylaşmazsam olmazdı.

julesyeni02İlk olarak, Utku ve Hazal‘ın taa temmuzda, doğum günüm için aldıkları Fransızca basım “Denizler Altında 20.000 Fersah” ya da orijinal Fransızca adıyla “20.000 LIEUES SOUS LES MERS“. Bu kitabı İstanbul’da bir sahaftan bulmuşlar. Librairie Hachette tarafından iki cilt halinde, 1928’de Paris’te basılan baskısından Kanada’da yeniden basılmış. İnsanın aklı almıyor! Ancak asıl akıl almayan  ve süper olan şeyler ise kitaptaki çizimler. François-Henry Galland tarafından yapılan çizimler, Alphonse de Neuville‘in orijinal kitap için yaptığı çizimlerden esinlenerek yapılmış. Çünkü sahneler hemen hemen aynı. Yalnızca ufak detaylar farklı. Biraz araştırınca, Hachette’den yayımlanmış olan Jules Verne kitaplarının çoğunu da kendisinin resimlendirmiş olduğunu öğrendim.

julesyeni03

julesyeni05Denizler Altında 20.000 Fersah, Jules Verne’nin en çok okunan ve Dünya’da da en popüler olmuş kitabıdır. Utkuların Fransızca basımını bulup aldıkları kitabın, Alper bir tık daha üst seviyeye çıkıp Rusça baskısını buldu ve bana hediye etti sağ olsun 🙂 Aslında apayrı bir yazının konusu olan, Alper’in geçtiğimiz haftalarda yaptığı Ukrayna seyahatinin, benim açımdan en güzel tarafı bu kitap oldu. 1982 yılında, Rusya’nın meşhur yayınevi Pravda‘da tarafından Moskova’da basılmış. Kitabı resimleyen kişi L. I. Falin(a) isminde bir çizer. Çok fazla araştırmama rağmen internette kendisi hakkında bir bilgiye ulaşamadım. Falin isminde bir çizerin ismi çıkıyor ve Sovyet döneminin en iyi ilustratörleri arasında gösteriliyor ancak bunun da adı L ya da I ile başlamıyor. Kitap, Rusça ve kiril alfabesiyle yazıldığı için içeriğinden bir şeyler yakalamak çok zor. Ancak özellikle gösterişli kapağıyla, koleksiyonun en güzel kitaplarından birisi oldu bile. Teşekkürler Alper!

İş Bankası Kültür Yayınları‘nın Modern Klasikler Serisi, son zamanların en çok satan yeni kitap serisi olmuş sevgili okur. Tabi bu durumun ortaya çıkmasında, hem baskı kalitesi, hem de serideki kitapların fiyatlarının biraz daha makul olarak belirlenmiş olması çok etkili olmuş. Bu seriden toplamda 100 adet kitap yayımlandı ve Jules Verne’nin de üç kitabı çıktı: Ay’a Yolculuk, Seksen Günde Devrialem ve Dr. Ox’un Deneyi. Uzun süre önce (herhalde 1 yıl kadar) Ay’a Yolculuk’u almıştım. Geçtiğimiz ay, diğer iki kitabı da alıp koleksiyona ekledim.

julesyeni01

julesyeni04Son olarak, çok geç fark ettiğim, fark edince de kahrolduğum bir başka kitabı tanıtacağım: Arunas Çizgi  Roman‘dan çıkan “Dünya’nın Hakimi” isimli çizgi roman. Ödüllü çizimleri ve öyküye dair verdiği bolca dipnot ile beni hayran bıraktı kendine. Kuşe kağıda, muhteşem kaliteli bir baskısı var. Tamamı renkli ve ödüllü çizimler yer alıyor. Kitabın çizeri Suresh Digwal isimli Hint çizer ve çizgi romana uyarlayan ise Dale Mettam. Kitabın ilk sayfasında olayın kahramanları tanıtılmış. En son kısımda ise hikayede geçen araçların tanıtımı yapılmış. Dopdolu bir iş anlayacağınız. Bu arada “Dünya’nın Hakimi” isimli öykü, “Fatih Robour” ismiyle de diğer yayınevlerinden yayımlandı. İşin en üzücü tarafı, Arunas’ın Dünya’nın Merkezine Seyahat‘i de aynı şekilde, çizgi roman formatında basmış olması ve baskısının tükenmesi sebebiyle hiçbir sitede satışının olmaması. Eğer elinde, bu kitabın çizgi romanı varsa ve bu kardeşine satarsan ya da daha cömert davranıp hediye edersen, dünyalar benim olur sevgili okur.

yok.jpg

Proofhead Ankara’da!

Peki neden? Bunca işin gücün arasında Ankara‘da ne işin var Proofhead? Çünkü çalıştığım Bakanlık burada bir eğitim düzenledi. Daha önce hiç yapmazdı, Ankara’da eğitim düzenlemezdi. En azından böyle üç günlük bir eğitim hiç olmadı. Bu bir ilk. Bana denk gelen bir ilk…

Ankara’da olmaktan memnun muyum? Burada olmazsam, nerede olmak zorunda kalacağımı bildiğim için memnunum. Neden bilmiyorum, Ankara benim korktuğum; sokaklarında gezerken içimin sızladığı bir şehir. Bu histen kurtulamıyorum. Şehir huzursuz ediyor o yüzden.

Salı günü trene bindiğimde bir süredir grup olarak yaşadığımız eski sevgiliyle karşılaşma korkumu yendiğimi gördüm fark ettim. Yanıma oturan kişi hemen uyumaya başlayınca, ben de trende bulduğum dergiyi ilk satırından son satırına dek okudum. Aralıksız müzik dinledim. Ankara Garı’na girip üç beş adım atmıştım ki eğitimde birlikte konaklayacağım arkadaşım ve adaşım, Mesut’u gördüm garda. Meğer aynı trenle gelmişiz. Mesut’la birlikte taksiye atlayıp otele geldik.

anka03

Otelin terasından Anıtkabir görünüyor

anka04

Otelin önündeki Central Park

anka05

Ankara Tıp ve Hacettepe

Otel, Kızılay‘a çok yakın, yürüme mesafesinde bir yerde, Bera Hotel. Güzel, mütevazi bir hotel. En güzel yanı da internetin sınırsız, ücretsiz  ve her yerde çekiyor olması. Üstelik odalar da bir de lan kablosu var, doğrudan kabloyla bağlanabiliyorsunuz. Harika lan! (LAN’lı espri yaptım.)

Saat 18.30 civarında otele geldik ve yerleştik. Akşam yemeğinden sonra odaya çıktık. Mesut’un söylediğine göre yaklaşık 2.5-3 saat bilgisayar başında kalmışım. O süre içerisinde bir mahkeme savunması hazırladım. Sonra gece yarısı uyuduk.

Bugün, yani salı günü, eğitimin başlama saatinden hemen önce, dün gece yazdıklarımı iş yerine yolladım. Daha sonra eğitim başladı. Konu, kimyasallar ve bunların sınıflandırılması, etiketlendirilmesine ilişkin hususlardı. Mesleki detayları anlatmıyorum.

anka01Akşam ders bittikten sonra epey vaktimiz olduğunu fark ettik ve Kızılay’a gittik. Burada sürekli uğradığım iki plakçı, üç tane de sahaf ve kitapçı var. Bunlara gittim yine. Jules Verne koleksiyonuma eksik birkaç parça bulup aldım. Bu arada, Jules Verne’nin eserlerinden oluşan, Alfa Yayınlarından çıkan, sekiz kitaplık yeni bir seri yayımlandığını gördüm: Olağanüstü Yolculuklar. Lanet olsun ki, bir süre sonra, en azından İthaki serisini tamamladıktan anka02sonra, bu seriyi de almak zorunda kalacağım. Ben bu yeni yayın evine söverken sağ olsun, bu dakikalarda Mesut adaşım, bana eşlik etti. Bu gezintiden sonra otele döndük ve ben yeni bir savunma yazısı hazırladım. Savunma yazısı, dünküne çok benzediği için daha az vaktimi aldı. Yemeğe yalnız indim. Yemekte, Balıkesir’den muhteşem bir insanla tanıştım. Aralıksız üç saat muhabbet ettik. Sonra izin isteyip odaya çıktım ve bu yazıyı yazmaya başladım.

Ankara’da işim cuma günü bitecek. Dolayısıyla epey vaktim var. Umarım eğitimler biraz daha çabuk biter de planlarımı gerçekleştirebilirim. Yeni planlarda, yeni olaylarda  görüşmek üzere sevgili okur.

Hafta Sonundan Süzülenler

Uzun süre sonra, çok uzun bir süre sonra ilk defa geçen hafta sonunda olduğu kadar dolu dolu bir hafta sonu yaşadım sevgili okur. Detayların pek çoğunu unuttum. Yeni başlayan hafta da çok yoğun devam ettiğinden ancak yazabildim. Yazmasam olmazdı.

3Kanat_CD_DigipackCuma günü süper başladı: Efendi‘nin ilk albümü Hangi Rüya nihayet yayımlandı. Bir süredir tanıtımıyla ilgili çalışıyorduk. 29 Nisan sabahı hem basılı CD olarak müzik marketlerde, hem de dijital platformlarda albüm yayına girdi. Tüm gün, bunun heyecanıyla su gibi aktı geçti. Haftanın son gününün vermiş olduğu o mutluluk adeta ikiye katlandı.

http://www.efendiband.com/

revenge

Aynı akşam Utku‘nun süper davetine icabet ettik. Bir cuma gecesinden beklenen her şey vardı. Ama çok daha fazlası için birkaç saat daha beklemek gerekti. Saat gece yarısına yaklaşmışken Sabhankra tam 9 senedir beklediğimiz yepyeni albümü REVENGE‘i yayımladı! Tam 9 sene dile kolay. Yıllardır bekliyordum. Şarkıların tamamını biliyordum ama yeni düzenlemelerin neredeyse hiç birinden haberim yoktu. Dolayısıyla 29 Nisan’ı 30 Nisan’a bağlayan gece sadece benim için değil, tüm Sabhankra fanları için unutulmaz bir gece oldu. Birkaç sene önce, şansa bak ki aynı gecede, yine güzel olaylar olmuştu. Sabhankra’nın yepyeni albümü başka bir yazının konusu olacak. Burada yazmaya başlarsam yazı bitmez.

Vakit epey geç olduktan sonra Utku sağ olsun eve bıraktı bizi. Aslında biraz daha abartıp film de izleyebilirdik şimdi düşünüyorum da. Filmden bahsetmişken hemen ekleyeyim. In the Heart of the Sea filmini izle sevgili okur. Sıkılmadan izleyeceğin, güzel bir macera filmi. Gerçi şimdilerde senin gözün Game Of Thrones‘dan başkasını görmüyordur değil mi 🙂 Aralara da Supernatural‘in bölümlerini çakıyorsundur, ohh. Ben de öyle yapıyorum, rahat ol. İkinci bölüm şu anda torrentte iniyor. İlk bölüm açıkçası çok da tatmin etmedi. Aralıksız devam edeceğini umduğum kalan dokuz bölümde utandırırlar umarım. Game Of Thrones bu şekilde başlamışken halen devam eden Supernatural’de sezon içinde verilen aralar canımı sıkıyor. Geçen yine 3 haftalık bir ara verdiler. Daha sonra geçiştirme bir bölüm geldi. Daha çok Darkness görmek istiyoruz. Dünya’nın en güzel elmacık kemiklerinden mahrum bırakmayın lan insanı!

efendistand

Cumartesi sabahı albümlerin satılacağı standı tasarlayıp deneme baskısını aldım. Albüm Eskişehir’deki satış noktalarında bu stantlarda satılacak. Daha sonra havanın iyi oluşunu fırsat bilip dolaşmaya çıktık. Hiç hesapta yokken muhteşem bir etkinliğin ortasında bulduk kendimizi. Espark’ın yanında kurulmuş olan kitap fuarına gittik. Sevdiğim sevmediğim, duyup duymadığım bir sürü yayınevi stant açmıştı. Birkaç kitap aldık. Bol bol promosyon doldurdular çantamıza. Tübitak Yayınları‘ndan iki tane güzel kitap aldık. Bunlardan “Petrol, Su ve İklim” özellikle aradığım bir kitaptı. Jules Verne‘in İthaki Koleksiyonu‘ndan bir kitap daha aldım. Ayrıca Kitab-ül Hiyel‘in yeni baskısını aldım İletişim Yayınları‘ndan. Puslu Kıtalar Atlası‘nın çizgi romanının özel ayracını bastırmışlar. Dört beş tane aldım.

kitaplar

fuar01 fuar02 fuar03 fuar04 fuar05 fuar06

Bu dolaşmadan sonra eve kafamızda efsane bir hamburger yapma fikriyle döndük. Hamburgerleri yapmamız yaklaşık bir saat sürdü. Söylemesi ayıptır, çok çok iyi oldu. Hamburgerin yanına bir de fırında mantar yaptım. Bunu ben yaptım bak! Hamburger yapımındaki bu başarımızı gördükten sonra daha da dışarıda hamburgere para vermem. Şaka lan, efsane piliç burger olursa veririm. Onu da yapmanın bir yolunu bulana kadar…

Aynı akşam saat 20.00’de Togay ve Volkan‘la buluştuk. Daha sonra sırasıyla Yağızhan ve Alper geldiler. Çok uzun süredir bu kadroyla buluşamıyorduk. Ne muhabbet ne muhabbet anlatamam! Öyle ki mekana sığamadık, başka bir yere geçtik. Burada Yağızhan’la birlikte o kadar güldük ki karnım ağrıdı. Alper ve Togay, birbirlerinden habersiz olarak kendi gruplarının yeni albümlerini masaya çıkardılar. Togay’ın grubu God Mode, İzmir’de ilk albümleri olan Hybrid Lying Machine nihayet yayımlanmıştı. Nihayet diyorum, çünkü albüm kaydedildikten sonra basım süreci biraz uzamıştı. Ama Togay, iş bitiriciliğiyle nihayet yeni albümü önümüze koyuvermişti. O anda masada iki tane gıcır gıcır albüm duruyordu. Her iki albüm de başlı başına birer yazının konuları olacak, merak etmeyin.

albumler

toplant

Gece saat 23.00 civarında ben Peyote‘ye geçtim. Neden? Çünkü burada Black Omen konseri vardı. Çok uzun süredir Black Omen’i sahnede izleyemiyordum. Türk Black Metal gruplarının en uzun süredir aktif olup en çok sayıda albüm kaydeden gruplarından birisi Black Omen. Melodik Black Metal alt türünde ise bana göre rakipleri yok. Eskişehir’de Black Metal konseri yapılabilecek Peyote’den başka bir mekan var mıdır bilmiyorum. İşte bu “tek olma” avantajını Peyote iyi kullanıyor ve dinleyiciyi kaliteli metal gruplarıyla sürekli olmasa da zaman zaman buluşturuyor. Black Omen konseri başlı başına bir yazının konusu olacak. Gece saat 01.30 civarında konser bitti. Tüm eski dostlar sarılıp kucaklaşıp ayrıldık. Başımı yastığa koyduğumda kulağımda Curtains Of Imaginary Vortex‘in giriş melodisi çalıyordu hala.

blackomen

Fotoyu kimin çektiğini bilmiyorum.

Pazar sabahı, saat 10.00 olmadan uyandım. Son bir yıldır yaptığımız en hızlı kahvaltıyı yaptık ve Alper geldi. Neden? Çünkü sezonu açıyorduk, pikniğe gidiyorduk. Ama bu sefer Utku’nun ayrıcalığından yararlanacaktık. Toplandık ve Utkular geldikten sonra “resmi piknik alanımıza” gittik. Burada pikniğe dair çok fazla detay vermeyeceğim. Bu konu, başka bir yazının da konusu olmayacak. Ancak çok uzun süredir bu kadar keyifli vakit geçirmiyorduk. Pazar günü sabah uyandığım andan itibaren beni sarıp sarmalayan o boğulmuşluk hissinden tamamen kurtuldum o gün. Akşam eve dönünce tüm bir hafta sonunun nasıl geçtiğini düşündüm. Tam 3 tane yeni albüm yayımlandı, kitap fuarı gezdik, pikniğe gittik, efsane bir hamburger yaptık, konsere gittim ve yakın arkadaşlarımla buluştum. Bu, bir hafta sonundan süzülebilecek en güzel anlardı işte.

Bir Pazar Günü Neşesi!

Geri dönecek olmanın verdiği can sıkıntısıyla uyandın değil mi? Ben de öyle uyandım. Unuttum mu sandın? Hayır, hep aklımdasın. Pazar günü sendromu, off Bilecik. Bugün de yapılacak çok iş var. Geride bıraktığım hafta da epey işler yapmıştım.

Bu sabah erkenden uyandım ve uzun süredir izlemeye vakit bulamadığım Supernatural bölümlerini izledim. Güldürdü yine sonofabitch’ler 😉 Geride bıraktığım hafta içerisinde iki güzel film izledim: The Dyatlov Pass Incident ve Predestination. Özellikle Volkan ve Alper‘in şiddetle tavsiye ettiği Predestination, şu son dönemde izleyebileceğim en iyi filmmiş meğer! Kurgunun karmaşıklığı, filmin sonunda tüm bu karmaşıklığın tek dokunuşla, tek bir kare ile çözülmesi ve bizim ekran başındaki “ööeeff” nidalarımız… Inception‘dan sonra beni besleyebilecek yeni bir kaynağım daha oldu sevgili okur. Predestination, muhakkak izlenmesi gereken bir film.

02

piyangoBu haftasonu annemlere gidecektim ama onlar bir sürpriz yapıp bana geldiler sağolsunlar. Böylece Jules Verne arşivimi bloga taşıma işi biraz daha gecikmiş oldu eve gidemediğim için. Ancak her işte bir “kelebek etkisi” vardır. Bu işin etkisi de külliyata kattığım 5 yeni kitap oldu sevgili okur. Geçen hafta yazdığım şu yazıda bahsettiğim kitaplara ek olarak, tamamen şans eseri olarak internette 4 tanesi İnkilap Aka Yayınları’ndan Ferid Namık Hansoy çevirisi olmak üzere toplam 5 tane Jules Verne kitabı daha buldum ve sipariş ettim, hem de komik bir fiyata. Uskurlu Ada, Robensenler 03Okulu, Fransa Yolu, Mathias Sandorf ve Bir Piyango Bileti isimli Verne romanlarından Uskulu Ada’yı ilk defa gördüm yalan yok. Uskur, gemi pervanesi demek. Pervaneli Ada, diye çevrilmiş bir roman da yayımlanmadı. Bu sebepten dolayı elimdeki kitabı bitirip bu romana başlayayım diyorum. Gerçi Puslu Kıtalar Atlası’nın çizgi romanıyla epey vakit geçireceğim gibi duruyor, neyse. Bu arada blogu geçmişe doğru taradığımda elimdeki Jules Verne külliyatına ilişkin daha önceden, üç beş ay önceden, yüklediğim fotoğrafları buldum. Epey bir kitap saydım, göğsümü gere gere koleksiyonum var diyebilirim yani 🙂

04
01 Geçen hafta çok sevimli bir misafirim vardı. Kucağında The Jester Race plağı ve kulağında kulaklıkla gördüğünüz bu şekerlemenin adı İpek. Onu ipek böceği diye sevseler de, ben dayısı olarak, doğumundan beri hep Michelin lastiklerinin her bir eklemi tombik tombik, boğum boğum olan o şeker maskotuna benzetir, öyle severim. Büyüdüğünde de In Flames dinler umarım.

Büyük bir şans eseri, çocukken annemlerin sesimi kaydettiği kaseti buldum sevgili okur! Yıllar önce, uzun yıllar önce, Biz Sivrihisar’da iken böyle bir kaset olduğundan bahsederdi annem hep. Geçtiğimiz gün adeta varlığını unuttuğum bir çekmece bir sürü eski kaset buldum. İçeriklerini merak edip yanıma aldım. ki tanesinin bantları kopmuştu ve mekanizmaları ölmüştü. kasettBunları yeni kaset kutularına aktarıp bantlarını temizledim. Tahmin ettiğim üzere, şu fotoğrafta gördüğünüz beyaz kasetin içerisinden bebiş Mesut’un kahkaha sesleri çıktı. İnsanın 25 sene önceki kendi sesini duyması, garip bir his yahu.

yySabahtan beri Talat Bey‘in bilgisayarıyla uğraşıyorum. Bugüne kadar format atmak, düzeltilmek üzere arkadaşlarımın bana verdiği tüm bilgisayarlar gibi bu da problemli çıktı. Bakalım nasıl düzelecek. Format işlemi devam ederken, dışarı çıkıp birkaç sahaf gezdik Merve’yle. Güncel basım bir Türkçe Sözlük ile İletişim Yayınları‘ndan çıkmış Yeryüzünün Yüzleri isimli foto albümünü aldım. Kitapçı da bana İmge Yayınevi‘nin yayınladığı bir öykü ve eleştiri dergisinin eski bir sayısını hediye etti. Edebiyat Dergileri’nin en güzel yanı, tarihten bağımsız olmaları. Hatta belki de eskidikçe daha da değerlenmeleridir.

hemanVolkan ve Levent için ders notlarımı upload ediyorum bir yandan ama bir türlü bitmiyor. Yağızhan’ı arıyorum telefonu açmıyor. Talat Bey’in bilgisayarı ekrana görüntü vermiyor ve klavyesi çalışmıyor. Mehmet‘e iki haftadır Heman’in Türkçe dublajlı bölümlerini vereceğim ama imkanım olmuyor ne yazık ki. Neyse, Mehmet affet beni.

Bu pazarın neşesi az önce aldığım küçük Lego paketi oldu. Bir süreliğine keyfimi yerine getirecek. Hafta sonu yine bitti, üç beş saat sonra yatacağım ve yeni hafta başlayacak. Yeni haftanda kolaylıklar diliyorum sevgili okur. Kendine dikkat et olur mu? Olur.