Category Archives: Eğlenceli Şeyler

Güldüğüm, güldürdüğüm ama düşündürme ihtiyacı hissetmediğim yazılar bu kategoridedir.

Kingdom Of 3D ile Orta Dünya’ya Yolculuk!

Türkiye’nin en başarılı 3D figür üreticilerinden olan ve 3D figür pazarında bir birinden sıra dışı ve kaliteli ürünleriyle son birkaç yılda ön plana çıkmış olan Kingdom Of 3D’den ben de birkaç figür aldım geçenlerde.

Hobi amacıyla evinde figür basan küçük çaplı üreticilerden farklı olarak KO3D, neredeyse endüstriyel sayılabilecek bir kapasiteyle ve geniş bir makine parkuruyla tüm bu üretim işlerini yürütüyor. Tüm tasarım ve üretimlerin arkasında ise sevgili arkadaşım ve kardeşim Süha yer alıyor (ve elbette abisi).

Geçtiğimiz hafta Süha’nın atölyesini ziyaret ettim. Burası yakın zamanda taşındıkları iki katlı bir yer. Çok geniş bir yazıcı parkı, yüksek kaliteli 3D baskı yapabilen SLA makine, reçineli imalat bölümü ve grafik/renklendirme bölümü bulunuyor.

KO3D, yalnızca figür ve model üretmiyor, endüstriyel tasarımları da basabilecek kapasitede. Benim de zaten Süha’yla baskı anlamındaki iş birliklerim hep bu yönde oldu. Restorasyon projelerimde ihtiyaç duyduğum yedek parçalar, bağlantı aparatları vb. malzemeleri hep burada bastırdım. Hatta en son yaptığım projede, Casio G Shock saatim için ışık butonu bastırmıştım.

Birkaç ay önce Sercan iş değişikliği yaptığında Alper’le birlikte küçük bir hediye almak istedik. Ona bir Lord Of The Rings kulaklık standı aldık. Hayatımda gördüğüm en güzel kargo paketlemesiyle aynı gün kargoyu gönderdik. Her bir figür özel kutularda ve kırılmasını önlemek için bir dolu dolgu malzemesi kullanılarak gönderiliyor. O ziyarete görüp çok beğendiğim bir figür olmuştu: Argonath. Süha’yı bir sonraki ziyaretimde nihayet uzun zamandır almak istediğim Argonath heykellerinden aldım. Bir de kulaklık standı aldım.

Yıllardır telefonumun duvar kağıdı olarak Argonath’ı kullanırım. Yüzük Kardeşliği filminde beni kendine hayran bırakan bir sahnedir o geçiş. Filmde sadece birkaç saniye görünmesine rağmen Yüzüklerin Efendisi denilince akla gelen ilk figürlerden birisi olmayı başarabilmiştir. Bunu elbette Peter Jackson’a ve Dan Hennah’a borçluyuz. Bu figürleri böylesine güzel bir kalitede elde edebilmeyi de Kingdom Of 3D’ye borçluyum. Aşağıda diğer prestij ürünleri de yer alıyor.

Aşağıda yer alan Instagram sayfasını inceleyebilir, birbirinden renkli ve sıra dışı figürleri satın alabilirsiniz. Ya da bir adım ileri gidip istediğiniz figürleri doğrudan sipariş ederek sadece size özel bir modeli bastırıp odanıza, evinize yerleştirebilirsiniz.

https://www.instagram.com/kingdomof3d/

2020 Yılımın Özeti

Mad Max: Fury Road filmini ilk kez sinemada izlerken filmin ilk aksiyon sahnesiyle koltuğumdan öne doğru fırlamış, bir daha da geriye yaslanamamıştım. İşte öyle bir yıl oldu 2020.

Blogun geleneksel yıl özeti yazısına hoş geldiniz. Bu özet yazıları, yıllardır her yılın sonunda yazdığım bir tür hesaplaşma, skor tutma, istatistik verme, racon kesme, kuyruğu kıstırma ve yazılması en uzun süren yazılar oluyor. Haydi, türümüzün son birkaç yüzyıldır yaşadığı en sıkıntılı yıllardan biri ve belki de en sıkıntılısı olan 2020 yılını nasıl geçirmişim hatırlayalım.

Bu yıl önceki yıla göre blogla daha çok ilgilenmeme rağmen, okuyucu sayımız biraz düşmüş. Ancak yazı sayısının önceki yıla göre ciddi oranda da arttığını söylemek lazım. Toplamda 80 yazı yayımlanmış blogda. Blogun son dört ayında WordPress ciddi bir güncelleme alarak “Blok” tasarımına geçti. Bunu okuyucu olarak siz fark etmediniz. Ancak içerik üreticisi olarak ben, ilk aylarda çok ciddi sıkıntı çektim. Ancak sonradan uyum sağlamayı başardım ve yazılar gelmeye devam etti. Tam 10 sene önce yazdığım “İyi Bir Münazara İçin İpuçları” isimli yazım bu yılında reyting rekortmeni. Hemen ardından Türkiye’nin belki de ilk ve tek Gillette Blue 3 ve Mach 3 koleksiyoncusu olmamı ispatlar şekilde, “Gillette Tıraş Bıçakları Kullanıcı Deneyimleri” isimli yazım en çok okunan yazım oldu. Ciddi bir sağlık problemi yaşadıktan sonra yazdığım “Bir Reflü Macerası” yazım en çok okunan üçüncü yazı oldu. Buna çok sevindim çünkü internette çok az yerde bulunabilen bir diyet ve yasaklılar listesini yayımladım bu yazıda. Umarım okuyan herkesin işine yaramıştır o liste. Google’a “münazara” yazarak bana ulaşan çok ciddi sayıda okuyucu olması sevindirici. Çünkü ben yıllar önce yazdığım o yazıma ek olarak bir yazı daha yazdım ve ilk yazıyı okuyan okuyucuların bu ikincisini de okumasını görmek iyi. Bloga en çok ziyaretçiyi arama motorları göndermiş. Bunun dışında sırasıyla Facebook, Twitter, Linkedin ve Instagram okuyucu göndermiş. Bu sene birkaç özel yazı için ilk defa reklam vereceğim. Bugüne kadar reklamdan bir kuruş kazanmadım. Ancak yıl içerisinde bazı özel yazılar yazmayı planlıyorum. Bunlar için reklam vereceğim. Bir de yakında My Resort için bir Instagram hesabı açmayı düşünüyorum. Ancak yazılarıma link veremeyeceğim için bunu nasıl yaparım ya da neye yarar, bunu iyice planlamam lazım.

İhsan Oktay Anar‘ın çeşitli dergilerde yayımlanmış küçük öykülerini derlediğim şu iki dosya (İhsan Oktay Anar’ın Minik Öyküleri Derlemesi ve İhsan Oktay Anar Minik Öyküler Derlemesi 2: Rabnûma) bu yıl en çok indirilen içerikler olmuşlar. Bu yıl onun İngilizce basılan tek kitabı olan The Book Of Devices‘ı aldım. Blogda en çok tıklanan görseller yüksek lisans diplomam ve reflü beslenme alışkanlıkları listesi olmuş. Haa bir de Gandalf var tabi. Bu yıl ülkemizden sonra en çok okuyucu ABD, Almanya ve can Azerbaycan’dan gelmiş. İngiltere’den yapılan 86 girişin ise en az yarısının bizim Seval olduğundan eminim 🙂

Şimdi gelelim aylık performanslara ve yaşananlara:

Ocak 2020: Yıl içerisindeki en kötü yazım performansı bu ay olmuş sadece 3 yazı! Bunlardan bir tanesi de zaten 2019 yılımın özetiydi.
:: Geçen yılın en büyük müzikal keşiflerinden birisi olan Altın Gün ön plana çıkmış. Bana göre şimdiye dek çektiğimiz en iyi cover videolarından birini çekmişiz ve Altın Gün yorumuyla “Kolbastı” çalmışız. Sağ olsun Cem‘in bağlama da akmış gitmiş valla 🙂
:: Yıllar sonra nihayet blogun arka planını değiştirmişim. Ayrıca Gillette tıraş bıçağı koleksiyonum için de ayrı bir sayfa açmışım.

Ocak 2020’de kullandığım üst resim

Şubat 2020: Toplam 5 yazı. Eh, fena değil. Bu ay yılın hareketlenmeye başladığı, Covid-19‘un duyulmaya başlandığı bir aydı. Başımıza neler geleceğinden habersiz, öylece bekliyorduk.
:: Alper ve Özge nişanlandı. Bu yılın ilk düğün/dernek haberi Alperler’den geldi. Hep birlikte Ankara’ya gittik. Böylece Özge’nin ailesiyle de tanışma imkanımız oldu. Yıl içerisinde de pek çok arkadaşımızın güzel haberlerini almaya devam ettik.
:: Kendime nihayet bir masaüstü bilgisayar toplayabildim. Tabi bu gelişmede en büyük pay Kerem Bey‘in ve Lütfi Abi‘nin. Sağ olsun Kerem Bey’in bir kıyıda kalmış emektar bilgisayarını aldıktan sonra ram ve SSD takviyesi yaparak şu anda da kullandığım bilgisayarı hayata döndürmüş oldum.
:: Yağız ve Alper’le birlikte, şimdiye kadar yaptığımız en prodüksiyonlu videomuzu yaptık. Yıllardır severek dinlediğim büyük üstat Ennio Morricone’yi de andık böylece.
:: Kendime bir 75-300 odak uzunluklu zoom lens aldım. Böylece özellikle dolunaylarda çok daha güzel görüntüler çekebilmeye başladım.

Mart 2020: Bu ay toplam 8 yazı yazdım. Ayrıca çok fazla sayıda eski yazımı da güncelledim. Özellikle eski görsellerin linkleri öldüğü için blogun arka planında epey hummalı bir çalışma devam ediyor. Ülkede de bu aydan itibaren Covid salgını ciddi bir boyuta taşınmıştı. Yakın zamanda iki arkadaşımız HazalUtku ve BetülMustafa yeni evlerine taşındılar. Ayrıca bu ay Antalya’ya bir eğitim çıkmıştı, Yunus Emre‘yle birlikte gidecektik. Ancak Covid nedeniyle iptal edildi.
:: Orta Dünya’ya ait yepyeni kitaplar yayımlandı ve ben hepsini kitaplığıma ekledim. Şu anda birkaç eksik dışında gayet iddialı bir Orta Dünya kitaplığım oldu.
:: Ali Sami Yen‘e bir kere daha, bu sefer de Alperler’le gittim. Orada Özlem ve Ceyhun da ekibe katılınca müthiş bir gün ve müthiş bir maç oldu. Galatasaray’ımızın o yıl seyirciyle oynadığı son maçtı bu. Bir hafta sonra tüm ülkede Covid alarmları çalmaya başladı.

:: Çok uzun süredir arşivime katmak istediğim Daft Punk‘ın Random Access Memories isimli albümünün plağını nihayet alabildim.
:: Yıllardır karşılaştığım en kötü virüs bilgisayarıma bulaştı. Hep duyduğum ama bir şehir efsanesi olarak dinlediğim .remk virüsü bilgisayarıma bulaşıp tüm dosyalarımı şifreledi ve şifre için benden 980 dolar para istediler. Neyse ki (hala şükrediyorum) %99 oranında yedeklerim sayesinde kayıpsız olarak kurtuldum. Ancak bu bana yaklaşık 1 haftaya mal oldu.

Nisan 2020: Pandemi ülkeyi kasıp kavurmaya başladı. Evlere kapandık. İşe dönüşümlü olarak gidiyoruz. Karamsarlığın en üst düzeyde olduğu bir aydı. Arkadaşlarımız bir biri ardına evlilik tarihlerini ertelediler. Bu ay 8 yazı yazmışım.

:: Yıllar sonra arşivden bulunca Hobbit’in orijinal illüstrasyonlarını yayımladım. Eğer gözden kaçıran varsa muhakkak indirip arşivlesin.
:: Ülkemizin rock ve metal müzik kültüründe önemli bir paya ve yere sahip olan Çağlan Tekil bu ay hayatını kaybetti. Geçirdiği beyin kanaması sonucu bir sürede komada yaşam savaşı verdi ancak daha fazla dayanamadı. Bu yazıda “Şimdi ardından Head Bang ne olur, yeni sayı yayımlanır mı, yoksa Baron’la birlikte bu efsane de ölümsüzlüğe doğru yelken açar mı bilmiyorum.” demiştim. Birkaç ay sonra Head Bang son bir sürpriz yapacaktı.
:: Mach3 koleksiyonuma iki önemli parça eklemişim.
:: Bir süredir uğraştığım fotoğraf stoklama işlemini nihayet yapabilmişim. Bu sayede ayın çok daha net fotoğraflarını çekebiliyorum.
:: Halen daha hayatımızın en büyük maceralarından biri olarak nitelendirdiğimiz Gelibolu Maceramıza ait yıllar sonra bir keşif yaptım. Üstelik yıllar önce yazılan yazılardaki görselleri de güncelledim.

2012 Aralık

Mayıs 2020: Pandemi tüm ülkede devam ediyor. Nisan ayına göre biraz daha iyiye gidiyor durum. Bu ay yine 8 yazı yazmışım. “Evde kal“manın en büyük faydalarından birisi bu oldu. Bir de elbette bu yılın bizim için en büyük, en önemli ve en güzel olayı var: Mert Ekin dünyaya geldi.
:: İhsan Oktay Anar’ın daha önce hiç okumadığım bir öyküsünü keşfettim: Rabnûma. Yıllardır üstadın kaleminden yeni şeyler okumuyoruz. Bu öyküsü de 1989 yılında kaleme aldığı bir öykü. Tarzının oturmaya başladığı dönemler. Hoca bu öyküden 5 yıl sonra da Puslu Kıtalar Atlası’nın yayımlayacak.

:: Aylardır beklediğimiz mucize gerçek oldu ve sevgili yavrumuz Mert Ekin dünyaya geldi. Pandeminin ortasında, gözden uzak ve tedirgin geçen birkaç günün ardından yuvasına geldi. Ben bu satırları yazarken Mert’in 8 aylık olmasına birkaç gün kaldı. Buraya da yeni doğan değil de şimdiki halinin bir fotoğrafını ekliyorum. Yılbaşında çektik.
:: Bu yılın en iyi projelerinden birini daha başarıyla tamamladım. Mini vidalama makinesi yaptım. Bu projeyi yaparken bana destek olan Türker, Süha ve Murat‘a bir kere daha teşekkür ederim.
:: Bu yılın en gurur verici çalışmasına imza attık hem de neredeyse tüm arkadaş gurubumuz bir arada! 19 Mayıs’ta “Hoş Gelişler Ola” marşını çaldık hep birlikte ve ortaya yıllar sonra bile keyifle hatırlayacağımız güzel bir video çıktı. Emeği geçen tüm dostlara bir kere daha teşekkür ederim. Bu arada üç kardeş birlikte yer aldığımız ilk müzik videomuz da bu oldu.

:: Murat İlkan‘ın Fanus albümünün hatalı basılan ilk plağını aldım. Hem Murat İlkan’ı çok sevmem hem de koleksiyon değeri olan bir ürün olduğu için hiç kaçırmadım. Plak dinlenebiliyor ancak mastering’i çok yetersiz ve parçalarda çok ciddi hatalar var.
:: Nereden esti bilmiyorum ama daktilo alırken dikkat edilecek konulara ilişkin güzel bir yazı yazmışım. Bu sene çok okunan bir yazı olmadı ama reytinglerinin giderek arttığını görüyorum. Birkaç seneye blogun önemli yazılarından birisi olabilir.

Haziran 2020: Bu ay sadece 4 yazı yazmışım. Rehavet oldu tabi. Bütün ülke de tıpkı benim gibi rehavete kapıldı. 1 Haziran’da pandemi yasakları sona erdi. Covid 19’da tünelin ucunda birazcık ışık görmüşken, vak’a sayılarını nihayet 100’ün altına düşürmüşken ve tam da tedbirlerin korunması gerektiği yaz sezonun açılışıyla tüm tedbirler kalktı. Aylardır kapalı kalan halk bir anda hiç olmayacağı kadar dolaşıma çıktı. Bankalar insanlar tatile gitsin diye kredi verdi. Tatil sezonuyla çakışmasın diye üniversite sınavı ertelendi. Bunun bedelini de elbette birkaç ay sonra çok daha şiddetli bir şekilde ödeyecektik.

:: Mustafa, Massive Agressive isimli iç dekorasyon butiğini açtı. Başlangıçta steampunk esintili objelerde kısa sürede Instagram’da beğenileri toplamayı başardı. Her geçen gün satış ağını da genişletiyor.
:: Alper’le birlikte en sevdiğimiz Türk gruplarından olan Pentagram’ın en sevdiğimiz iki şarkı This Too Will Pass ve Lions In A Cage’i coverladık.
:: Yıllardır istediğim ancak bir türlü fırsat bulamadığım bir şeyi yaptım ve kendi el yazımı bir fonta dönüştürdüm.
:: Ülkemizde basınında da yer alan ancak kimsenin tek bir kare fotoğrafını bulamadığı dergiyi Seval sayesinde Almanya’dan buldum. Seval’in Almanya’dan bana yaptığı son iyilik bu olacaktı. Çünkü bir süre sonra İngiltere’ye taşınacaktı.

Temmuz: Bu ay blogda 7 yazı yazmışım. Önceki yıllarda genede tatile falan gittiğimiz için Temmuz pek yoğun geçmezdi ancak bu sene Covid’den dolayı evlerde kaldığımızdan fena bir ortalama değil.

:: Biricik dostum Selçuk Ceylan‘ın yepyeni iki kitabını daha okudum. Selçuk’un yazdığı kitap sayısı 6’ya ulaştı.
:: Yılın en iyi dolunayını yılın en sevdiğim ayında yaşadım. Ender ve Alper’le birlikte Ghost’un Ritual parçasını coverladık.
:: Büyük üstat, çağımızın en büyük müzisyenlerinden Ennio Morricone hayatını kaybetti. Türkiye’de kendisinden ve eserlerinden en çok bahseden bloglardan birisi olan My Resort’ta, olabildiğince güzel bir yazı yazarak uğurladık ustayı.
:: Utku ve Alper’le pizza yeme yarışmasına katıldık. Ben dereceye giremedim ama Alper ikinci, Utku üçüncü oldu.
:: Hayatımın en sessiz sedasız doğum günlerinden birini geçirdim. Aynı dönemde In Flames, Clayman albümüne 20. yıl özel baskı yayımladı. Ben de bu albüm ve Fury filmi için birkaç yeni baskı tasarladım.

:: Okulda bu yıl düzenlenmeye başlayan çevrimiçi Öğrenci-Mezun Buluşmaları etkinliğinde bölümümüz ve mesleğimiz adına bir sunum yaptım. Keyifli bir akşam oldu. Bir kere daha, beni davet eden sevgili hocalarıma ve öğrenci arkadaşlarımıza teşekkür ederim. Blogda bahsetmesem de bu yıl bu şekilde pek çok çevrim içi etkinlik oldu. Covid-19’un hayatımıza kattığı farklı tecrübelerden birisi de bu oldu.
:: Çok kıymetlim ve yıllardır eski baskıları astronomik fiyatlarla satıldığı için alamadığım Nur Yoldaş’ın Sultan-i Yegah albümü yeniden plak olarak basıldı. Üstelik şeffaf, kırmızı renkli ve gatefold olarak. Hemen aldım.

Ağustos 2020: Yaz bütün rehavetiyle devam ediyor. Covid yavaş yavaş ülkeye yeniden yayılmaya devam ediyor. Gerçek rakamların kelime oyunlarıyla gizlendiği yönünde toplumda ciddi bir kuşku ortaya çıktı. Bir süre sonra bu kuşkuların haksız da olmadığı görülecekti. Bu ay toplam 7 yazı yazmışım. Bu ay hem Koray ve Tuğba‘nın hem de Alper ve Özge’nin düğünleri vardı. Koray ve Tuğba’nın Antalya’daki düğününe gidemedim.

:: Alper tam 14 yıl sonra Eskişehir’den taşındı. Blogda yazdığım en depresif yazılardan birini yazdım. 2020’nin en kötü anlarından birisiydi veda anı. “Fotoğrafların kesilmiş yerlerini saklamayı yıllarca becerdim ama artık sen de yoksan çerçevede çok azımız kalıyor o yıllardan.”
:: Kiracı olarak oturduğum evde büyük bir tadilat yapıldı. Ustaların da temiz çalışmamasından dolayı toparlanmak epey uzun sürdü. Ancak yine de ustaların hakkını yemeyeyim, en azından kısa sürede tamamladılar. Temizlik uğraştırdı biraz.
:: Özge ve Alper’in düğünü oldu. Bursa’ya gittim düğün için. Corona’nın gölgesinde korka korka yaptığımız, çok şükür kimseye de bir şey olmadan tamamladığımız bir düğün oldu.
:: Gillette Blue 3, beni şaşırtarak üç büyükler (Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş) renklerinde tıraş bıçakları çıkardı. Koleksiyona bir anda üç bıçak daha eklenmiş oldu. Ülkenin en iddialı koleksiyonuyum.
:: Bir klasik olan Fahrenheit 451‘i okudum. Kitap başta sarmadı, epey zorladı ancak sonradan çok hoşuma gitti. Filmini izledim ve çizgi romanını sipariş ettim. Bir de Eskişehir’de Fahrenheit 451 isimli bir sahaf keşfettim. Mehmet‘in sayesinde Devran’la tanıştık. İlerleyen günlerde de Devran’dan epey bir kitap alacaktım.

Eylül 2020: Covid’e karşı alınan önlemlerin göstermelik olduğu anlaşıldı. Özellikle Kurban Bayramı’yla birlikte memleketin dört bir yanına dağılan vatandaşlar sayesinde en küçük köylere bile virüs ulaştı. Nisan ayından daha beter bir duruma doğru ülke sürükleniyordu. Bu ay toplam 7 yazı yazmışım.

:: Grafik tablet aldım. Okulların açılmayacağı ve derslerin uzaktan yapılacağı anlaşılınca bir fırsatçılık ülkesi olan Türkiye’de 300 liralık ortalama grafik tabletler 600-700 liralara fırladı. Milli Eğitim Bakanı’nın eğitim uzatan yapılacaktır diye açıkladığı gece neredeyse %100 zamlandı tüm tabletler.
:: Yağızhan mezun oldu. Sagopa Kajmer, Yunus EP isminde bir albüm çıkardı. Bu albüm benim yıllar sonra dinlediğim ilk yeni Sagopa albümü oldu.
:: Gıda Dedektifi Musa ÖZSOY’un “Ne Yediğinizi Biliyor musunuz?” isimli kitabını okudum. Yalan yok, gıda endüstrisi hakkında daha önce bilmediğim pek çok yeni bilgi öğrendim. Ayrıca gıda tercihlerimi yeniden gözden geçirmemi sağladı.
:: Scooter aldım. Xiaomi M365 marka modelli scooter, bu yıl aldığımız en verimli aletlerden birisi oldu. Özellikle şehir içi ulaşımda büyük bir devrim yarattığını söyleyebilirim.

Ekim 2020: Blog açısından iyi geçen, 9 yazılık bir ay oldu. Covid’in daha da kötü bir hal aldığı artık kabul edildi ve yeni tedbirler alındı. Bu ayın diğer bir özelliği ise Sertan ve Ayşe‘nin biricik yavrucukları Özüm dünyaya geldi. Mert doğduğunda yaşadığımız heyecanı, bu sefer de Özüm için yaşadık 🙂

:: Şevkiye‘nin teleskobunu ödünç aldım. Aynalı teleskop hiç kullanmamıştım. Ancak kurduktan sonra epey bir keyif verdi.
:: Bir devrin sonu geldi ve Head Bang 6, Çağlan Tekil’in yarım bıraktığı işi tamamlamak için son kez yayımlandı. Head Bang devri sona erdi. Müthiş bir bir veda sayısı olmuştu.
:: Efendi, 2020 yılı içerisinde tam üç tane single yayımladı. Bu yıl umarım yeni albümleri çıkar.
:: Plak koleksiyonumdaki ilk long playlerden biri olan Kamuran Akkor’un Boşver Üzülme plağı için yıllar sonra bir kapak yaptım.

Kasım 2020: Yıl sonu yaklaştıkça doktora teziyle ilgili kaygılarım da tavan yapmış durumdaydı. Covid’in tedavisine dair her kanalda aşı çalışmalarıdan bahsediliyor. Biz de yeni bir dönüşümlü çalışma sistemine geçtik. Bu ay 5 yazı yazabilmişim.

:: Yıllardır kitaplığıma katmayı çok istediğim Harry Potter’ın resimli baskılarını Merve’nin hediyesiyle aldım. Kitaplarım açısından bu yılın şüphesiz en müthiş olayı buydu. Aynı dönemde bir de Buz ve Ateşin Dünyası isimli Game Of Thrones evreni kitabını aldım.
:: Anneannem Kars’ta vefat etti. Yıl boyunca uzak akrabalarımızın, birkaç tanıdığımızın Covid’den dolayı vefat haberini almıştık. Ancak anneannemin vefatı hepimizi yaraladı. Onu bu şekilde kaybetmek tarifsiz. Hala da ne diyeceğimi bilmiyorum. Gidemedik göremedik. Işıklar içinde uyusun, mekanı cennet olsun.

Aralık 2020: Yılın son ayında 8 yazı yazmışım. Bu yıl da böylece bitmiş oldu. Covid’e karşı geliştirilen aşı haberleri büyük bir mucize gibi karşılandı Dünya’da. İnsanlar umut beslemeye başladılar. Çünkü ekonomi çok kötü durumdaydı. Aşı haberleri ve ülkedeki bir takım siyasi gelişmelerden dolayı (Maliye bakanı istifa etti) ekonomide olumlu yönde kıpırdanmalar oldu. Eve kurutma makinesi aldık. Resmen bayram havası yaşanıyor günlerdir 🙂
:: Tam 15 yıldır bıkmadan, sıkılmadan izlediğimiz Supernatural dizisi final yaptı. Hayatımızın yarısına eşlik etmiş abilerim Sam ve Dean Winchester’a veda ettik.
:: Kendime iyi bir tripod aldım. Bu sene 75-300 objektiften sonra fotoğrafçılığa yaptığım son yatırım bu oldu.
:: Avatar’ın “Verilen Söz” isimli çizgi romanı ilk defa Türkçe yayımlandı.

:: Yıllardır kullandığım emektar bendirimi modifiye ederek yeni bir bendir sahibi oldum. Devrim yaratan akort sistemi sayesinde çok başarılı tonlar elde edebiliyorum.
:: Çok sevdiğim Fury filminin Amerika’dan aldığım soundtrack plağına kavuştum.
:: Cidesphere’in Dawn Of A New Epoch albümünün plağını aldım. Bu yılın en iyi metal işlerinden birisiydi bu albüm.

Bu yıl iş yerindeki üçüncü yılımdı. Önceki yıllara göre biraz daha karamsardım bu yıl. Hayal kırıklıklarım çok fazlaydı. Bu yıl vedaların yılı oldu. Geçici süreliğine de olsa Pınar ve Melike gittiler. Lütfi abi ve Şükrü abi gibi değerli abilerimiz emekli oldular. İsmihan abla emekli oldu. Biricik arkadaşımız, en yakın arkadaşımız Caner ise en büyük darbeyi vurdu ve Zonguldak’a tayin olarak gitti. Üç yılın ardından ilk defa bu yıl şubeler arası ufak görev değişiklikleri oldu. Sevgili oda arkadaşım Hülya Hanım diğer şubeye, kıymetli arkadaşım Sanem Hanım da bizim şubeye geçti ve yeni oda arkadaşım oldu. Masam değişti. Gerçi itiraf etmek gerekirse masamın değişmesine çok ama çok sevindim. Bu yıl uzaktan çalışma kavramıyla tanıştık. Bütün bir yıla baktığımızda da yine iş yoğunluğumuzu Sıfır Atık, mahkemeler, yılın ilk dönemlerinde gürültü şikayetleri oluşturdu. Bu yıl ne yazık ki hiç spor etkinliğimiz olmadı. Sadece iş yerinde değil, Covid’in başlangıcı olan Mart ayından itibaren spor salonlarının kapatılması nedeniyle dışarıda da spor yapma imkanım olmadı. Spor salonu ekibiyle dışarıda görüştük. Enes, tam da bu dönemde askerden geldi. Erhan Abi ve Enes’le birkaç defa buluştuk.

Gelelim Instagrama. Bu yıl Instagram’da çok güzel coverlar paylaştık. Ayrıca koleksiyonla alakalı güzel derlemeler yaptım. Hepsini değil ama bir kısmını aşağıda paylaşıyorum.

Bu yılın da en sekmeyen yazıları dolunay yazıları oldu. Hatta bu sene 12 değil, 13 tane dolunay yazısı yazdım. Bu yazıların en güzel özelliği o dönem sahip olduğum ruh halini çok iyi yansıtmaları. Ayrıca müzikal çalışmalarımız da genellikle bu yazıların içerisinde veriyorum.

Youtube’u çok ihmal ettim. Çok ihmal ettim ve sadece 1 video yayımladım. Belki 2021’de daha dolu geçer. Covid pandemisi aslında evde kaldığımız dönemde film ve dizi izlemek için uygun bir zamandı. Ancak hem Merve’nin hamileliğinin son dönemleri olması hem de Mert’in doğmasıyla birlikte hayal ettiğimiz gibi olmadı film izleme olayı. Yine de Netflix‘te epey bir şeyler izledik. Bunların içerisinden beğendiklerimden bazıları Old Guard, Cinayet Süsü, Nice Guys gibi filmler oldu. Bu arada umarım Old Guard’ın devam filmi çekilir. Şunu fark ettim ki eski filmleri izlemeyi daha çok seviyorum. Fury, Yüzüklerin Efendisi, Kapıdaki Düşman, Er Ryan’ı Kurtarmak gibi filmleri senede birkaç kere izliyorum. Mesela How I Met Your Mother‘a başladık yeniden.

Halen izlemekte olduğum İkinci Dünya Savaşı’nın En Önemli Olayları isimli belgesel ise hayatımda izlediğim en derli toplu 2. Dünya Savaşı belgeseli. Bu yıl ayrıca Atiye, Breaking Bad, Spartacus ve La Casa De Papel‘i izledik. Netflix dışında bu yıl Mustafa sayesinde Amazon Prime‘ı da denedim ama burada da birkaç eski film dışında yeni bir şey izlemedim. Bunlardan bağımsız olarak 1917 isimli film muhteşem bir WW1 filmiydi. Ayrıca ilk defa izlediğim Bone Tomahawk da yıllar sonra izlediğim en iyi western filmiydi.

Bu yıl edebiyatla dopdolu geçti. Bunda da en büyük pay Hicri Bilakis Kuşçu‘nundur. Bugüne kadar yıl içerisinde okuduğum, aldığım kitapların sayısını tutmazdım. Ayrıca kitaplara dair yaptığım incelemeleri de yazmazdım. Onun yılbaşından hemen önce verdiği Metis Ajanda 2020 – Ya Kebikeç! sayesinde bu envanteri günden güne tutabildim. Bu ajandanın en güzel yanı, ihtiyacınız olan her şeyi içeriyor olması. Önemli günleri, dolunay takvimi, özel sözler, yazarları eserlerinden alıntıları (ki bunlar bile başlı başına bir okuma kaynağı), küçük bir not bölümü, telefon rehberi ve birkaç faydalı bilgi. Yoğun geçen bir yıl olmasına rağmen baş ucumdan kitabı hiç eksik etmedim. Bu yılın ilk kitabı Borges’in Ficciones: Hayaller ve Hikayeler oldu. Burada yer alan Artificos kısmı müthişti. Bu yıl okuduğum en iyi kitaplar ise Alamut, Malafa ve Sapiens oldu. Bunu Herkes Bilir ve Meteor Avı‘nı yarıda bıraktım. Ayrıca Zaman Makinesi ve Fahrenheit 451‘den çok etkilenip çizgi romanlarını aldım. Bu yıl çeşitli yollarla (satın alarak, hediye olarak, takasla, ücretsiz olarak ve hibe edilerek) elime toplam 93 kitap geçmiş. Bunlardan 30 tanesi Jules Verne kitapları.

Jules Verne demişken, hayatımın Jules Verne’yle dopdolu geçen yıllarından birisiydi. Yılın ortalarında Murat Haser isimli ülkenin en büyük Jules Verne koleksiyoncusuyla tanıştım internetten. Paylaşımları üzerinden epey muhabbet ettik. Bu sayede benim tamamladığımı sandığım bazı serilerin eksik olduklarını görüp tamamladım. Ve İthaki koleksiyonumu sadece son kitap (46 no) eksik olmak üzere tamamladım. ALFA Yayınlarının “Olağanüstü Yolculuklar” serisine başladım. Bu serinin güncel bir seri olması nispeten işimi kolaylaştıracak.

Müzik. Bütün yıl boyunca dinledim. Hastanede doğum için kontrole gidince de dinledim, sabahları işe giderken de dinledim. Kulaklığım bozuldu ve aylardır servisten gelmedi. Dışarıdayken idare ediyorum başka kulaklıklarla. Bir gün Ender’le buluşmuştuk. Arabada radyoda bir şarkı duydum. Giriş melodisi acayip hoşuma gitti. Yıl boyunca da dinleyip durdum: Kahraman DenizUzak Gelecek. Oluyor böyle takıyorum bazı şarkılara. Mesela hiç tarzım olmamasına rağmen Kül, Dünya’dan Uzak ve Kentsel Dönüşümler isimli şarkıları da çok beğendim. Sagopa Kajmer’in de girişteki strachleri çok hoşuma gittiği için Pankart isimli yeni şarkısını beğendim. Bir de keşif yaptım ki keşfettikten sonra defalarca dinledim. İstanbul Şarkıcıları isimli oluşumun Köroğlu Dağları isimli şarkısı. 1980 yılında yayımlanmış. Müthiş bir şarkı. Bir de bahsetmezsem olmaz, Ouzo Bazooka‘nın Space Camel isimli şarkısı var ki klibiyle falan muazzam. Mert’i kucağıma alınca bunu açıp dans ediyoruz. Gerçek saykodelik budur!

Metal müzik dünyasında ise epey gelişmeler yayımlandı. In Flames, Clayman albümünün 20. yılına özel bir EP yayımladı. Eski şarkıların yeni düzenlemelerini içeriyordu. Yeni düzenlemelerin hiçbirini beğenmedim. Ancak albümün remastered halini beğendim. Deftones, Ohms isimli albümünü yayımladı. Albüm aklımı başımdan almadı ama kötü de değildi. Önceki albümden çok daha iyiydi. Deftones ayrıca başyapıtları White Pony’nin 20. yılına özel bir Anniversary Edition yayımladı. White Pony x Black Stallion isimli bu double albümde ilk albümün remastered şarkıları ve remiksleri yer aldı. Remikslerin bazıları resmen bambaşka şarkılar olmuşlar. Çok beğenmedim. Katatonia, City Burials isimli yeni albümünü yayımladı ancak olmadı, yaprak kımıldamadı bende. Yine bir başka grup Linkin Park da Hybrid Theory albümlerinin 20. yılına özel bir albüm yayımladılar. İçerik olarak çok zengindi ancak çok da pahalı olduğu için almak mümkün değildi. Yine de eski videolarını yeniden düzenleyip renkleri ve çözünürlüğü olağanüstü hale getirdiler. Sırf bu bile yetti de arttı. Yıllar sonra oturup Linkin Park dinledim. Hatta şu anda da In The End çalıyor.

Ülkemizde de müzik piyasası covid’e rağmen üretkendi. Konserler olmadı ama gruplar evlerinde üretti. Grupların bir dönem evlerinden yaptığı cover ve akustik çalışmaları beğeniyle izledim. Bu yılın en yeni yepyeni grubu benim için Bipolar Architecture oldu. Heretic Soul‘dayken de çok beğendiğim Sarp‘ın yeni grubu. Depresif melodilerin üzerine yaptığı vokali özellikle beğendim. Şu anda grubun üç şarkılık bir EP’si ve bir de single çalışması var. Bu yıl umarım onların adına daha iyi geçer. Canımız ciğerimiz Pentagram‘ımız yeni bir albüm çıkarır diye bekliyorduk ancak “Bu Düzen Yıkılsın” isimli bir single yayımladı. Bir de video çekti. Beğenmedim. Ancak şu açıdan mutlu oldum ki Pentagram yola sekiz kişi olarak devam edecek gibi görünüyor. Cidesphere, bu yılın en iyi albümlerinden birini çıkardı: Dawn Of A New Epoch. Yılın son aylarına denk gelmesine rağmen Spotify’ım da ilk üçe girdi albüm. Özellikle Sacred Patronage bu yıl favori metal şarkım oldu. Sabhankra bu yıl yeni bir materyal üretmedi, konserler verdi. Ancak 2021’de yeni bir albüm yayımlayacaklar. Yani aslında bu dönemi onlar da üretmek için kullandılar. Bu yıl onlarca albüm çıktı elbette ancak belki de bunları ben de ilerleyen yıllarda keşfedeceğim için buraya fazla detay yazmıyorum. Son olarak baş tacım Black Omen‘in ilk demosu kaset formatında yayımlandı. Bununla ilgili ayrı bir yazı yazacağım için detay vermiyorum.

2020’nin ilk aylarında verdiğim bir yedek parça siparişi vardı. Aralık ayının ilk haftası geldi ve yanlış geldi. Yeniden sipariş oluşturdum bekliyorum. Ayrıca Pioneer servisinden hala kulaklığımı bekliyorum. Umarım bunlar bu yıl gelir. Koray’ın istediği Mor ve Ötesi – Deli parçasının davul videosunu hala çekemedim. Onu bitireceğim. Sercan’la bu yıl üç kere görüştük. Ocak ayında Eskişehir’e geldiğinde ve Alper’in düğününde. Volkan’la ise görüşemedik hiç. Sercan‘a doğum gününde güzel bir kolaj video yaptık. Beğenmedi 🙂 Bursa’dan isimsiz bir mektup geldi. İçerisinde uzunca bir plak listesi vardı. Beni nereden buldu, ismime ve adresime nasıl ulaştı bilmiyorum. Ama iç içe de sevinmedim değil. Zaman zaman açıp okuyorum.

Yazmayı yukarıda unuttum ama kardeşim Mustafa, Kocaeli Üniversitesi’nden Osmangazi Üniversitesi’ne geçiş yaptı. Dolayısıyla iki yıldır süren çilemiz nihayet bitti. Nihayet yeniden Eskişehir’de toplandık. Bu yılın güzel gelişmelerinden bir tanesiydi bu. Tabi ki bir diğer Mustafamız da nihayet gitti Trabzon’da nişanlandı Kübra’yla. Mustafa şüphesiz son yıllarda hayatımıza giren en değerli adamlardan. Ama Kübra da o kadar müthiş bir insan ki bazen diyorum acaba Mustafa’yı mı daha çok seviyoruz Kübra’yı mı 🙂

Bu yıl Ferit sağ olsun bana bir sürpriz yaparak hazırladığı exlibrisi göndermiş. Ben de mektuplarımda kullanıyorum bunu. Kendisi yıllar sonra Kütahya’dan ayrıldı. İzmir’e tayini çıktı. Elbette Kütahya demişken bir diğer sevgili kardeşimiz Gürcan‘dan da bahsetmezem olmaz. O da bir kere Eskişehir’de beni ziyaret etmişti. Pandeminin hızlanmaya başladığı günlerdi. Sonrasında iade-i ziyaret fırsatım olmadı. Ama 2021’de şartlar düzelirse Gürcan’ı Kütahya’da ziyaret etmeyi planlıyorum.

Evet, yılın özeti yazılarımın olmazsa olmazı olan Hedefler bölümüne geliyoruz. Bakalım geçen sene kendimize hangi hedefleri koymuşum, neleri başarmış, neleri yapamamışım. En önemlisi de, önümüzdeki yıl neler yapmak istiyorum? 2020 yılı için hedeflerim şunlardı:

  • Elektronik davuluma bir ilave crash zili almak (Olmadı, alamadım. Ancak bozuk bir aksamını tamir ettirdim)
  • Kendime yeni bir bilgisayar toparlamak ve bunu olabildiğince ucuza yapmak. (Harika! Bunu başardım!)
  • Bir şarkıyı baştan sona düzenleyip cover olarak yayımlamak. (Bunu da yaptım sayıyorum, çünkü birkaç şarkıyı baştan sona olmasa da coverladık ve düzenleme yaptım)
  • Konsept bir fotoğraf çalışması yapmak. (Başarısız sayıyorum. Gerçi Alper’in düğününde epey bir çektim ama olsun, bu hedefi yazarken hayal ettiğim şeyi yapamadım)
  • Tank maketimi bitirmek. (Olmadı, yapamadım)
  • Vasatın üzerinde bir otomobil almak. (Olmadı, alamadım)

Evet, hedefler açısından çok da parlak geçmemiş anlaşılan. Moral bozmayalım ve kendimize 2021 için yeni hedefler koyalım. Önceki senelere kıyasla daha minimal hedefler koyuyorum çünkü Covid-19’un ne zaman biteceğini kestiremiyorum. Buyurun:

  • Elektronik davuluma ilave bir crash zili almak
  • Tank maketimi bir diorama ile bitirmek
  • Vasatın üzerinde bir otomobil almak
  • Doktoramı bitirmek
  • Eğer covid-19 nihayet tüm ülkede sona ererse iki farklı zamanda tatile gitmek
  • Alper’in isimsizini bitirmek

Bir önceki yıl şöyle yazmışım: “Umarım 2020 pozitif şeylerle dolu bir yıl olur. Hayatımızın belki kökten değişeceği, belki dibe vuracağımız, belki de göklere çıkacağımız bir yıl olacak. Hazırlıklı olmakta fayda var.” Hazırlıklı olamadık açıkçası. Yıl boyunca çok fazla şey kaybettik. Sevdiğimiz insanları, yakınlarımızı kaybettik. Afetler ve hastalıklar yüzünden çok insan öldü. Ama pek çok yavru da bu yıl gözlerini açtı hayata. Mert Ekin, bizim için bu yılın tek güzel şeyi oldu. Her şeyden habersiz, üç beş kişilik dünyasında yaşamaya devam ediyor 🙂 Ben bu yıl da buralarda olacağım sevgili okur. Bu yazıda unuttuğum bir şeyler muhakkak vardır. Lütfen bana yazın, hatırlatın. Umarım 2021 yılı her birimiz için daha farklı ve daha güzel olur. Unutma, gökte dolunay olduğu sürece Dünya’dan bir çift göz ona bakacak.

Bendir Modifikasyonu

Yıllar önce aldığım ancak dikkatsizlik sonucunda üst derisinde ezilme ve delinmeler meydana gelen bir bendirim vardı sevgili okur. Bunu üniversitedeyken almıştım. Aradan geçen yıllar hem akord mekanizmasında hem de plastik üst derisinde deformasyona yol açtığı için acaba yeni bir bendir nasıl alabilirim diye planlar yapıyordum.

Derken imdadıma lise arkadaşım Emirhan yetişti! Eskişehir Bendirhane‘de çalışıyormuş! Melih Özmen ustayla birlikte yepyeni bir tasarımla bendirler üretiyorlarmış. Emirhan’ın yanına birkaç defa uğrayınca aklımda şöyle bir fikir uyandı. Acaba bendeki bendirin kasasını koruyup bu yeni tasarımlarına göre modifiye edebilirler miydi?

Önce tasarımdan söz etmem lazım. Geleneksel tip bendirlerde üst deriyi gerdirmek için vidalı sistem ya da iç kısımdan iple gerdirme kullanılıyor. Tıpkı eski bendirimde olduğu gibi. Ancak Melih ve Emirhan işe biraz pratiklik katmışlar. Kasnağın çevresine bir iç lastik (evet bisikletten aşina olduğumuz) yerleştirip sibop ağzını bendirin iç kısmına gelecek şekilde monte ediyorlar. Deriyi ise bu lastiği kapatacak şekilde kaplayıp içten sabitliyorlar. Böylece dışarından bakıldığında bendirin yalnızca derisini görüyoruz. Kasnak görünmüyor. Peki akord işlemini nasıl yapacağız? İşte bu da işin en güzel yanı. Az önce bahsettiğim o siboptan el pompası yardımıyla bir miktar hava basarak ya da hava bırakarak ton ayarını yapabiliyoruz. Saniyeler içerisinde!

Bu durum sahne esnasında inanılmaz bir rahatlık ve pratiklik sağlıyor. Gerçek deri ve ahşap gibi doğal malzemeden üretilmiş bendirin her ne kadar iç kısmında plastik bir iç lastik bulunsa da görsel olarak dış kısımda herhangi bir metal aparat olmaması daha şık bir izlenim uyandırıyor.

Elimdeki eski tip bendiri modifiye edebilirler mi diye sordum Melih’e. Yanıt olumlu olunca gidip teslim ettim. Bir süre sonra yeni bendiri yapıp teslim ettiler. Üstelik yanında bir de küçük el pompasıyla! Çok daha şık ve çalma kolaylığı üst düzeyde. Yeni bir bendir almaktan çok daha ucuza yeni ve modifiye edilmiş bir bendirim oldu.

Bendirhanede yapılan tüm bendirler el yapımı. Üzerine gerilen derinin kesilmesi, isteğinize bağlı olarak üzerine sembol ya da şekil çizilmesi ve iç bezemelerin tamamı el işçiliği. Vurmalı çalgılara, özellikle de bendirlere ilginiz varsa muhakkak takip edin ve daha iyisini yapıp bir adet sipariş verin 🙂

http://www.instagram.com/bendirhane/

Avatar – Verilen Söz (Çizgi Roman)

2000’li yılların ortalarında çıkan üç sezonluk müthiş bir animasyon diziydi Avatar – Son Hava Bükücü. Esprileri, yarattığı evren, tutarlı kurallarıyla özellikle benim jenerasyonum için vazgeçilmez bir yapımdı. Bittikten yıllar sonra bile hala oturur açar izlerim. Biz tabi TV’deki dizi bittikten yıllar sonra The Legend Of Korra isimli yeni diziyle yetindik. Aynı evrende geçmesine ve aynı karakterlerin devam hikayesini anlatmasına rağmen nedense ilk seri gibi sevemedim. Tüm bu süreçte, hem The Last Airbender hem de Legend Of Korra evrenine ait çizgi romanlar yayımlanmaya devam etti. Yani maceraya doyamayanlar bu çizgi romanlardan dizide anlatılmayan olayları ve aslında “Zuko’nun annesine ne olduğu” gibi cevapları buldular. Ancak yakın zamana kadar bu romanlar ülkemizde Türkçe olarak yayımlanmıyordu. En azından resmi olarak…

Facebook’ta takip ettiğim birkaç Avatar fan sayfası vardı. Son Hava Bükücü ve Korra Efsanesi fanlarının buluştuğu sayfalar. Ancak bir süre sonra özellikle bir tanesindeki üyelerin saçma sapan muhabbetlerine denk gelmeye başladım. Adına “shiplemek” dedikleri bir saçmalık. İngilizce ilişki anlamına gelen “relationship” sözcüğünün kısaltılmış haliymiş bu. Bazı üyelerin, her iki yapımda geçen karakterlere karşı besledikleri anlamsız nefretler ve saçma shiplerinden sonra o grubu sessize aldım. (Herifin biri Avatar Aang ile toprak bükücü Bumi’yi “shiplemiş”. Yani bu ikisi çok iyi bir ilişkiymiş! Ulan Bumi’ye gelinceye kadar hiç mi başka bir karakter bulamadın “shipleyecek”.) Ancak Avatar Türkiye isimli bir sayfada Giz Öztaş ismindeki bir arkadaşın bin bir emekle yaptığı çizgi roman çevirilerini buldum ve burayı takip ediyorum. (Emeği geçen diğer arkadaşlara da selam olsun, burayı okursanız lütfen yorum bırakın)

Burada emek veren arkadaşlar sayesinde her iki seri içinde yayımlanan tüm çizgi romanların Türkçe çevirilerini dijital ortamda da olsa okuyabildik. Yukarıdaki görselde Aralık 2020 itibariyle yayımlanmış tüm İngilizce çizgi romanlar var. Ancak bunlar hep fanlar tarafından Türkçeleştirildi ve bastırılamadı.

Neyse ki “Gerekli Şeyler” artık Avatar evrenine ait çizgi romanları nihayet Türkçe olarak ve basılı yayımlanacak. Üstelik İngilizce orijinallerinden farklı olarak tek ciltte ve ilave içeriklerle. İngilizce orijinal baskılar hep üç cilt halinde bir yıla yayılmış olarak yayımlanmıştı. Gerekli Şeyler, kronolojik olarak ilk çizgi roman olan The PromiseVerilen Söz‘ü, üç cildi birleştirip tek seferde bir cilt halinde yayımladı.

Çizim taslakları

240 sayfa, tamamı kuşe kağıda baskı. Müthiş bir kalite. Öykünün sonunda çizim notları da yer alıyor ki çok kıymetli bu sayfalar. Kabartmalı baskılı ön kapağı göz dolduruyor. Serinin diğer çizgi romanlarının da en kısa sürede ve böylesine uygun bir fiyatla basılmasını heyecanla bekliyorum. Bir sonraki çizgi roman “The Search – Arayış” olacak ve Zuko’nun annesini arayış hikayesini anlatacak. Teşekkürler ve elinize sağlık Gerekli Şeyler!

Durağan Geçen Günler

Su sıralar biraz blogdan uzakta kaldım. Doktora teziyle uğraşıyorum. Uğraşmadığım zamanlarda da “neden şu anda tezle ilgili bir şeyler yapmıyorum?” diye vicdan azabı çekiyorum.

Yakın birkaç dostumda ve akrabalarımda korona virüs çıktı. Dolayısıyla aklımın bir köşesinde de hep bu sorular ve endişeler var. Önceki gün iş yerinde Caner‘le vedalaştık. Tayini çıktı ve Zonguldak’a gitti. Bir eksiğiz. Caner’in gidişiyle yaklaşık üç yıldır devam eden sistemde bazı değişimlerin olmasını bekliyoruz. Haliyle bu değişimin beklentisi de bir diğer stres kaynağım.

Güzel şeyler de olmuyor değil. Yıllardır peşinde koştuğum, kovaladığım Resimli Özel Baskı Harry Potter kitaplarına kavuştum. Üstelik hediye olarak! Yedi kitaplık serinin şu anda ilk dört kitabı resimli olarak Jim Kay‘in çizgileriyle yayımlanmış durumda. Geçen ay dördüncü kitap Ateş Kadehi yayımlandı. İlerleyen yıllarda tüm serinin yayımlanacağı aşikar. Hediyenin fiyatı söylenmez ama bu büyük bir avantaj olduğu için My Resort okurlarıyla paylaşmam lazım. Şu anda İlknokta.com sitesinde dörtlü set fiyatı 292 Lira! Instagram’daki ve Nadirkitap.com‘daki satıcıların bazı kitaplara tek başına 100-150 ve hatta 250 lira isteyenler olduğu için bu kampanya kaçmaz. Üstelik şaka gibi, bu seti kargo bedava sipariş ettikten sonra bir de Sabahattin Ali Üçlemesi hediye etti. Böylelikle bu hediyeye ekstra hediyelerle sahip oldum 🙂

Kitaplardan yana şansım döndü. Geçen gün İnsancıl Kitabevi‘nden yine acayip bir fiyata Buz ve Ateşin Dünyası isimli Game of Thrones serisine ait resimli baskıyı aldım. Bu kitap, Westeros ve Taht Oyunları‘na ait anlatılmamış, dizide gösterilmemiş ve seride değinilmemiş detayları içeren muazzam bir rehber. İkinci el ve ufak bir defosu olduğu için çok ama çok uygun bir fiyata aldım.

Geçen hafta iki dostuma iki mektup yazdım. Önümüzdeki günlerde de tüm diğer eşe dosta mektup yazmaya karar verdim. Elimdeki dolma kalemleri döküp toparladım ve çalışır duruma getirdim. Sen de biliyorsun ki yazmayı çok seviyorum. Uzaklardayken yazmak ise hüzünle birlikte bir heyecan veriyor. Sanki kendimden bir parça gönderiyormuşum gibi.

Şunu anladım ki kitaplarım, filmlerim ve müziklerimle mutluyum. Tombik oğluma bunların hepsini sevdiremezsem diye korkuyorum. Kendimi motive ediyorum: Şu doktora bitsin, hepsi senin olacak diye 🙂 Daha fazla müzik, daha fazla fotoğraf ve daha çok yazmak!

İmrendiğim ve aslında etkilendiğim bir kaç resim gördüm biyolog arkadaşım Menekşe‘den. Bir süredir yağlı boya tablolar yapıyor. Uzun süre sessizce takip ettikten sonra giderek kendine has çizgiler üretmeye başladığını görünce de beğenimi dile getirdim. Şu iki resmi gerçekten çok hoşuma gitti. Yıllar önce yazdığım sonuçsuz bir hikaye vardı. Sonunu yazmadan, aşırı ısrar sonucu okutmuştum. Sonra gördüğüm yüz buruşması, hevesimi epey kırmıştı ve öylece bırakmıştım. Şimdi hayal meyal hatırlıyorum. Yazı burada sona eriyor. Günler böyle gelip geçiyor. Görüşmek üzere.

Pentagram Tişörtü – Mgla Digipack

Bir süredir gribim ve çok ağır geçiyor. Doktora çalışmamla biraz ilgilenebilmek için izin almıştım ancak hastalık canıma okudu. Neyse ki bugün biraz kendime gelebildim. Küçük bir boşluk bulunca da bir süredir birikenleri yazayım dedim.

Pentagram Tişörtü

Birkaç ay önce, Facebook’taki Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘ndan Abdullah isminde bir arkadaşım Pentagram‘ın Trail Blazer albümünün yüksek çözünürlüklü görselini istedi. Tişört olarak bastıracakmış. Kendisine yardımcı olacağımı söyledim. Elimdeki CD’den yüksek çözünürlükte tarama yaptım. Daha sonra da Photoshop’la bazı ufak tefek kusurları temizledim. Kendisine yolladım.

Birkaç hafta sonra sağ olsun, bastırdığı tişörtün fotoğrafını gönderdi. Harika olmuş! En güzel anlarına eşlik etmesi dileğiyle 🙂

Mgła – Age Of Excuse Digipack

MCA Productions isimli bir distrom var. Kendi halinde ufak tefek bir iş. Zamanında çok iyi albümleri basıp dağıtmışlığım var. Sonradan kendi fan-made işlerime döndüm. Arada paylaşıyorum hatta blogda da.

Çok sevdiğim Mgła‘nın, 2019’da çıkan Age Of Excuse isimli albümünü digipack formatında kendim için basmaya karar verdim. Bu tip baskılarda internette orijinal albümlerden yapılan kalıp dosyalı (.cue vb.) torrentlerden yararlanıyorum. Yani indirilen içerik orijinal cd’nin dijital olarak aynısı oluyor. Özellikle Ruslar bu konuda çok iyiler. Kartonet baskısı için kendi oluşturduğum bir kalıp var. O kalıba orijinal albüm görsellerinin yanı sıra kendi hoşuma gidenleri de ekleyebiliyorum. Örneğin bu baskıda, iç kısma şarkı sözlerinin yanı sıra Age Of Excuse plağından bir görsel ile bu albümden favori parçam ve çok sevdiğim “II“nin Youtube arka planını (ki albüm görselinin bir kısmı aslında) ekledim.

Bu üretimle ilgili en iyi şey Mgła’nın albüm tasarımlarının çok minimal olması. CD baskısı bile no-name CD’lerin üzerine grup adının basılması şeklinde yapıyor adamlar. Sadeliğin getirdiği bir ağırlık oluyor böylece grubun imajında. Sahnede de böyleler. Hoodie, deri ceket ve les paul gitarlarla efsane oluyorlar.

Casio’nun Maket Saati

Gerçeğini alamıyoruz bari maketini yapalım dedim önce 🙂 Uzun süredir “Eğlenceli Şeyler” kategorisine yazı yazmıyordum, buyurun.

Çocukken yıllarca Casio G-Shock‘un bir modelini taktım. Ancak geçen yıllara elbette dayanamadı ve parçalandı. Yeni nesil G-Shock’larda hiç sevemediğim analog saatler de eklendiği için yalnızca dijital olarak kalan modellerini takip ediyorum.

Açıkçası çok pahalı. Yani benzer paralara Samsung ya da Apple marka akıllı saatler alınabiliyor. Ancak elbette bunların hiçbirisinde G-Shock’taki karizma yok.

Geçtiğimiz günlerde Instagram‘da G-Shock Türkiye hesabından DW-5600 modelinin papercraft maketini paylaştılar. Şu adresten indirebileceğiniz şablonda yalnızca 2. ve 3. sayfaları yazdırarak (tercihen kalın gramajlı kağıtlara) maketiniz için gerekli parçaları elde ediyorsunuz. Daha sonraki sayfalarda ise bu parçaları nasıl birleştirebileceğinizi görüyorsunuz.

Eh, maket işi biraz sabır ve boş vakit istiyor. İç kısmı, kordon, bağlantı parçaları, alt kapak ve kısacası hemen her parça ayrı ayrı modellenmiş. Ben parça parça 5 günde yaptım. Sonuçta ortaya güzel bir şey çıkınca da paylaşmaya karar verdim. Belki ilginizi çeker ve siz de yaparsınız.

Şablonu indirmek için tıklayın.

Üstteki link bir gün çalışmazsa da buraya tıklayın.

Massive Agressive Tasarım!

massivelogo

Steampunk ilginizi çekiyor mu? Evinizde, iş yerinizde steampunk tasarımlara yer veriyor musunuz? Ya da doğal ahşap ürünlere karşı bir sempatiniz mi var? O zaman sizi Massive Agressive‘le tanıştırayım: Yepyeni dekorasyon fikirleri ve iddialı ürünler sunuyorlar.

Tamamı el ürünü olan, seri üretim bakış açısını reddeden ve aldığınız her ürünün bir benzerinin daha üretilmeyeceğinin garantisini veren Massive Agressive, sevgili kardeşimiz Mustafa‘nın bir süredir kıyıda köşede görüp beğendiğimiz işlerinin artık daha derli toplu bir hali.

massive

Bu yazıyı bir reklam yazısı diye düşünmeyin. Bu blogda daha önce de beş kuruş para almadan, kaliteli işler çıkaracağına kefil olduğum eş dost ve arkadaşlarımın yanı sıra, hiç tanışmadığım tasarımcıların tanıtımlarını yaptım. Adamlar, aylar sonra şans eseri yazımı görüp teşekkür ettiler hatta. Bu yazıda da, Massive Agressive platformunda şu anda sergilenen ve her geçen gün sayısı artan dekorasyon örneklerine yer vereceğim.

Mustafa’nın kendi başına, kendi küçük atölyesinde çıkardığı işlere hayran olmamak elde değil gerçekten. Aydınlatma gereçleri, ev içi yardımcı elemanlar, enstrüman sehpaları gibi tasarımlar, şu anda platformda yayımlanan ve satışa sunulan işler. Doğal ahşap, yeniden kullanılan malzemeler, siyah hakim tonlar ve gün ışığı rengi gibi ögeler, Massive Agressive tasarımlarının bazı öne çıkan tarafları. Talep etmeniz halinde, sizin belirleyeceğiniz alanlarda özel uygulamalar ve tasarımlar da yapabiliyor Mustafa.

Bundan aylar önce Mert Ekin’e doğum hediyesi olarak yaptığı “Küçük Zamanlarda Kaçan Adam” tasarımı şu anda salonumuzu süslüyor bile 🙂

massiveagressive (5)

Küçük Zamanlarda Kaçan Adam

Şu anda Instagram üzerinden ulaşabiliyorsunuz Massive Agressive’e. Ancak yakın zamanda diğer platformlarda da boy göstermeye başlayacak.

http://www.instagram.com/massiveagressive_/

Bir Hafta: Bebek, Yüzük Kardeşliği, Madeni Paralar

Bir hafta önce dünyaya gelen bebeğimizin hayatımızdaki pek çok şeyi değiştirmeye başladığını söyleyerek başlıyorum. Bu süreçte yanımızda olan, arayan, mesaj atan, kalp bırakan ve sevincimizi paylaşan tüm eş, dost, akraba ve arkadaşlarımıza teşekkürler.

Mert Ekin az ötemde uyurken, blogda da hız kesmemeye kararlıyım. Önümüzdeki günler ve aylar boyunca burayı bebeğe ve onun fotoğraflarına boğmayacağım elbette. “Herkes İçin Blog” mottomuz doğrultusunda, yine yazmaktan keyif aldığım ve sizlerin de okurken keyif alacağınızı düşündüğüm şeyleri yazmaya devam edeceğim. Arada belki Mert de konuğumuz olur.

Rıza Türker isimli sanatçının “rizaciziyor” rumuzlu Instagram hesabını uzun süredir takip ediyorum. Geçtiğimiz gün müthiş bir panoramik çizimle, Yüzük Kardeşliğinin Moria macerasını resmetti. Kendine has çizgileriyle, özellikle çok sevdiğim Boromir detayıyla görür görmez hayran oldum. Instagram hesabında üç parça olarak yayımladığı görseli birleştirip tek bir panoramik görsel elde ettim. Çok uzun süredir değiştirmediğim Facebook cover resmimi de güncellemiş oldum.

rizafellowship

Konu Yüzüklerin Efendisi‘nden açılınca (ki bu konu en azından benim için 2001’de açıldığından beri kapanmıyor), geçen gün Caner sayesinde gördüğüm şu süper çizimleri de paylaşmazsam haksızlık yapmış olurum. Sam Rapp isimli çizerin çalışmaları bunlar. Instagram hesabını inceleyince kendisiyle özdeşlemiş üslubu hemen anlaşılıyor. Çocukluğumun kitaplarında sıkça gördüğüm Disneyvari (bu terimi ben şimdi uydurdum) çizimleri gerçekten çok başarılı.

Çok iddialı olmasam da güzel bir para koleksiyonum var. Dünya’dan ve ülkemizden topladığım hem kağıt hem de madeni paraları biriktiriyorum. Bir de yaklaşık üç yıldır peşine düştüğüm ayrı bir koleksiyonum var. İlk defa basıldığı 2009 yılından bugüne kadar tüm madeni paralarımızı yıllara göre katalog şeklinde topluyorum. Daha büyük koleksiyonerler bu işi, Merkez Bankası‘nın her yıl yayımladığı yıllık setlerle yapıyor zaten ama ben biraz daha mütevazi takılıyorum.

2009’dan 2020’ye kadar basılan ve benim elime geçen tüm madeni para setleri bu şekilde. Her bir setten iki takım var. Yani her setten ikişer tane bulup tamamlıyorum. Paraların mümkün olduğunca temiz ve hatta mümkünse çil olması gerekiyor. Ancak az basılan paralarda bu lükse girmiyorum. Örneğin 2012 basım 25 kuruş çok azdır, onu nerede olsa alırım. İnanmazsanız cebinize bakın.

parakoleksiyon

Buradaki eksikler ile ilgili yardımınızı istiyorum. Özellikle bir lira ve bir kuruş eksiklerimi tamamlayabiliriz dostlar. Mutlu ve sağlıklı günler 🙂

Müthiş Pentagram Kolajı

pentagram_kolaj00

Bundan 30 yıl önce, 23 Nisan 1990 yılında ülkemizin ilk tamamı İngilizce sözlü metal albümü, Pentagram‘ın kendi adını taşıyan ilk albümü NEPA Müzik etiketiyle yayımlandı. O dönemin müzikseverleri destek olabilmek adına albümden üçer beşer tane aldılar. Öyle ki kaset pek çok yeni baskı yaptı. Yaklaşık 20.000 tane satış yaptığı tahmin edilen bu çok özel albümün 30. yılında, Pentagram’ın kendisi değil ama ülkedeki en büyük fanlarından Onat, müthiş bir kolaj yaptı.

Onat’ın yaptığı ve toplamda 10 parça halinde Pentagram Fan grubu olan Powerstage hesabından Instagram‘da paylaşılan kolaj, hem grubun hem de aslında ülkenin o yıllardaki ruh halini çok iyi bir şekilde yansıtıyor. Kolajda yer alan pek çok fotoğrafı da ilk defa görüyor olmanın verdiği heyecanla bu yazıyı yazıyorum.

Powerstage Fanclub’ın gönderisindeki görsellerin her birini indirip birleştirmeye çalıştım. Ancak özellikle görsellerin kesildiği yerlerde ufak kaymalar oldu. Durum böyle olunca Onat’tan rica edip orijinal çalışmayı istedim hem arşiv hem de baskı amacıyla. Şimdi buraya kendi birleştirdiğim versiyonunu düşük çözünürlükle koyuyorum. Albüm kapağıyla başlayıp grubun kayıt günleri, o dönem çekilen promo fotoları, gazete haberleri, albüm kartoneti ve Tarkan Gözübüyük’ün inanılmaz yakışıklı çıktığı bir kulis fotosuyla biten kolaj umarım ilerleyen yıllarda diğer albümler için de yapılır.

pentagram_kolage

Bu kolajı yan yana dizince karşımıza 10.000 piksel uzunluğunda bir şerit çıkıyor. Bir zaman şeridi. Pentagram’ın o zamanlarını anlatmak için daha güzel bir yol da olamazdı zaten. Ellerine sağlık Onat 🙂