Category Archives: Eğlenceli Şeyler

Güldüğüm, güldürdüğüm ama düşündürme ihtiyacı hissetmediğim yazılar bu kategoridedir.

Ülkü ve Sercan’ın Düğünü

sercono02

Söz konusu Sercan olduğunda akan sular duruyor elbette. Bu bloga her yıl bir başka dostumuzun, kardeşimizin düğün haberini yazıyorum. Yaşıtlarımızın, okul arkadaşlarımızın hemen hepsi birer ikişer evlenmeye, evli olanlar da çocuk sahibi olmaya başladılar. Tüm bu kalabalık grup içerisinde Sercan’ın yeri çok ayrıdır. Blogun, çok az sayıdaki “Çok Yazarlı” yazılarından birisine daha hoş geldin sevgili okur. Düğün şimdi başlıyor.

Sercan, belki de birkaç sene önce evleneceğine kendisi bile şüpheyle bakarken hayatının aşkını buluverdi. Olaylar çok hızlı gelişti. Bizler daha Ülkü‘yü birkaç kere görebilmişken ve hatta hala tanışmamış olanlar varken, Sercan davetiyeyi yollayıverdi Whatsapp‘tan!

Okumaya devam et

Sabhankra Tişörtleri Koleksiyonum

Çok büyük ihtimalle Türkiye’de, benden daha fazla ve daha çeşitli Sabhankra tişörtü olan yoktur. Ya da belki bir kişi daha vardır. Son albümlerinin tişörtü üretildiğinde İstanbul’da Keyb‘ye aldırmıştım ancak aylardır imkan olmamıştı getirmesi için. Geçtiğimiz günlerde sağ olsun Eskişehir’e uğrayıp ziyaret etti. Kendisi şu sıralar İstanbul Kadıköy’deki tedarikçimdir sağ olsun kardeşim 🙂

Evet, Sabhankra’yı ya da herhangi bir grubu sevince, bir noktadan sonra sadece albümlerini CD, kaset, plak, dvd olarak almak yetmiyor. Başka ürünler arıyorsunuz. İşte tişört de, özellikle metal müzik kültürü içinde apayrı bir yere sahip. Aynı grubun yüzlerce farklı modelde tişörtünü biriktiren pek çok koleksiyoner gördüm. İşte benim de bu şekilde bir Sabhankra tişörtleri koleksiyonum var. Son eklenen modelle birlikte elimdeki tişört sayısı 10 oldu. Eskiden giyiyordum ancak şimdi kıyamıyorum giymeye de. O yüzden hepsi poşetleriyle duruyor. Bazılarından ikişer tane var. Bazılarının kalitesi, fotoğraflarda görüleceği üzere gerçekten yerlerde. Ama bazıları ise hem baskı hem de kumaş kalitesi olarak zirvede. Bazı tişörtlerde ön ve arkada çift baskı var. Örneğin grubun ilk bastırdığı tişörtü (When Pain Is Yours, Heavens Are Mine) ile son aldığım tişörtü (Fight Back The Piercing Light) en çok sevdiklerim.

tisort01tisort02

Fazlaca bir şey yazmaya gerek yok. Yazı burada bitiyor. Tüm tişörtlerin tedarik sürecinde kardeşim Keyb ile ilgisinden dolayı Savaş Sungur‘a sonsuz teşekkürler 🙂

 

Dolunay – Ekinoks – Ay Takvimi

Şöyle bir düşünüyorum da epey zaman geçti üzerinden. Bir efsaneye, unutulmaz anılara ve yepyeni keşiflere dönüştün içimde. Benimle evrildin, geliştin ve güzelleştin. Baharın gelişi, ekinoks ise senin yanında olmak, seninle karşılamak istediğim o en güzel ve sıcak zamanlardan bir tanesi. Gecenin gündüze, kötünün iyiye, nefretin aşka eşit olması demek, canlının cansıza ve yaşamın da ölüme eşit olması demek. Yaşadığımız her duyguda ve hissettiklerimizde dengeyi yakalamak demek. En güzel isimlere layık olan senin için, nihayet sislerden, karanlıklardan kurtulup berrak bir gökte parlamak demek. Yeniden hoş geldin.

Kış bitti. Ağrılarım, sızılarım bir yana, bu kış epey yoruldum dolunay. Seni görememek, seni görmek için hamle yapamamak da üzdü üstelik. Ama nihayet geride kaldı. Şimdi önümüzde aylar var. Açık bir gökyüzünde bembeyaz bir Tanrıça duruyor. Gözler hep dikilmiş yukarı seni arıyor. Belki bir işaret, belki kayan bir yıldız, belki bir parça toz, belki mavi renkli dört harf ayaklarımın üzerinde…

Bu ay Sercan‘ın müthiş farkındalığı güzel bir iş yapmamı sağladı. Onun sayesinde, aslında “benim aklıma da gelen” bir ay takvimi yaptım. Bu takvim, NASA‘nın sitesinde yayımlanan ve onlar tarafından tasarlanan bir “Ay’ın Evreleri Takvimi“. Yıl boyunca istediğiniz tarihe getirip o gün saat saat ayın konumunu ve şeklini öğrenebiliyorsunuz. Ayın hangi formda olduğunu görebiliyorsunuz. Şimdi bu yazıda, ilginizi çekerse diye gerekli olan materyallerin de linkini vereceğim.

aytakvimi01

Öncelikli olarak şu adresi bir inceliyoruz sevgili okur. Burada nasıl yapılacağı anlatılıyor. Ben de basitçe özetleyeyim. Buraya tıklayarak indireceğin PDF dosyasının sadece 1 , 3 ve 5. sayfalarını, A3 boyutunda en az 250 gr. kalınlığında bir kağıda bastır. Birinci sayfasını hiç elleme, sakın kesme. Ya da benim gibi takvimini bir panoya vb. sabitleyeceksen kesebilirsin. Daha sonra diğer sayfalardaki parçaları işaretli yerlerinden kes. Eh biraz elinden iş geliyorsa, en alttan en üste 1-3-5. sayfalar olacak şekilde tam ortadan sabitle. Ta daa! Hazır bile 🙂 Sonuçta elde edeceğin takvim şu şekilde çalışıyor olmalı:

aytakvimi03

aytakvimi00

Bu da benim yaptığım takvim

Dün, Levent Yüksel konserine gittik. Yıllar önce verdiğim bir sözü tutmanın mutluluğu yeterdi eğer dayanılmaz bel ve bacak ağrılarım olmasaydı. Ama biliyorsun, konserler başlı başına ayrı birer yazı ve kategori konuları oluyorlar. Görüşmek üzere. Umarım en kısa sürede.

Adam Spor Merkezi Bench Press Challenge

adamsporbenchMerhaba sevgili okur,

Eğer Eskişehir’de yaşıyorsan ve spor yapıyorsan sana bir haberim var. Adam Spor Merkezi’nde bir bench press turnuvası başladı. Spor yapmıyor ve spora başlamak istiyorsan da sana mevcut durumunla ilgili fikir verebilecek bir olay bu. Antrenörümüz Erhan Abi ve Ali Abi‘yle birlikte, bizzat salondaki üyelerin teklifi üzerine böyle bir etkinlik oluşturduk. Uzunca bir süre devam edecek ve dönemlik olarak birinciler ödüllendirilecek.

benchpress.gifOlay basit: Bench Press, dediğimiz şu yandaki hareketi, toplam vücut ağırlığının %70’iyle kaç kere yapabilirsin? Zayıf olan daha avantajlıdır diye düşünme, çünkü vücuttaki kas kütlesi daha fazla olanların (yağ tulumları hariç) genellikle daha güçlü oldukları gibi bir durum da var.

Bu noktada yapman gerekenler şunlar: Adam Spor Merkezi’ne geliyorsun ve ücretsiz olarak bench press’i denemek istediğini söylüyorsun. Salonu bilmeyenler için birkaç detay vereyim. Oldschool bir yer, erkeklere özel, spor yapmak dışında dikkatini dağıtacak herhangi başka bir unsur yok. Elbette tüm spor salonlarında geçerli olan asgari kurallar burada da geçerli. Yani üzerinde eşofman, ayağında salon için getirdiğin temiz bir spor ayakkabı ve havlun olmak zorunda. Yapılacak skor için daha iyi anlayabilmek adına bir de örnek vermek gerekirse:

80 kiloluk bir kişi toplamda 56 kilogram kaldırmak durumunda. Ağırlıkların takıldığı barın ağırlığı olan 20 kilogramı düşünce, her iki tarafa 18 + 18 kg ağırlıklar takılacak. Bu ağırlıkla ara vermeksizin kaç tekrar yapabilirse skoru da o olacak.

adamsporbench2

Valla yaptım lan, niye inanmıyorsunuz?

Bu yazıyı okuyacak arkadaşlarım arasında da başka salonlarda düzenli olarak spora devam edenler olduğunu biliyorum. Bu etkinliğin amacı, salonda çalışan ve çalışmayı düşünenler için bir motivasyon olması, teşvik etmesidir. Bir güç gösterisi değildir. Zaten düzenli spor yapan kişiler için, takacakları ağırlıklar antrenman ağırlıklarından hafif olacaktır. Yeni başlayanlar için ise gerçek kapasitelerinin farkına varmalarını sağlayacaktır.

Spor ve hareket dolu, sağlıklı günler dilerim.

2018 Yılımın Özeti

11 yıllık blog hayatımın en geç yıl özeti yazısı oldu, farkındayım. Ancak 7-8 Ocak tarihlerindeki Doktora Yeterlilik Sınavı ve hemen peşinden gelen 12-13 Ocak Açık Öğretim Fakültesi sınavları nedeniyle geciktim. Elbette bu sırada yazıyı ufak ufak yazmaya başlamıştım. Az önce son sınavdan çıkıp geldim ve yazıyı bugün yayınlıyorum.

Çok uzun yıllardır hayalini kurduğum Eskişehir’de yaşamak ve çalışmak hayalimin ilk yılıydı 2018. O kadar çabuk geçti ki geriye dönüp bakınca acaba neler oldu diyorum, unutmuşum neredeyse. Bu yoğunluğun elbete ki büyük kısmı işle alakalı. Ancak kendi özel hayatımızda da bu yıl üzücü birkaç olay yaşadık. Umarım tekrarları olmaz.

Geleneksel “Yılımın Özeti” yazısına hoş geldin sevgili okur. Biliyorsun, biraz uzun bir yazı oluyor bu. 2018 yılında, her ay neler yaptığımı şöyle bir özetliyor, sonrasında ise bir önceki yıl koyduğum hedefler ile bir sonraki yılın hedeflerine yer veriyorum. Blogla ilgili istatistikleri de paylaşıyorum.

Her sene yazdığım üzere, 31 Aralık tarihi meslek hayatımın da işe başlama yıl dönümleridir. Kadere bak ki nasıl altı sene önce Bilecik‘te 31 Aralık günü işe başladıysam, Eskişehir’de de geçen yılın son günü, işe başlamıştım. Son günler yarım gün olduğu için Ocak ayının 2. günleri genelde yıl dönümleri oluyor. Bu yıl Eskişehir’de iş yerindeki mesaimin büyük bir kısmı “Sıfır Atık Projesi” çevresinde döndü. Pek çok sunum ve eğitim programı düzenledik bu konuda. Bir de grafik tasarım işlerimiz epey yoğundu. O açıdan sevgili iş arkadaşlarıma yazının en başında teşekkür edeyim. Bilecik’te kalan eski dostları da unutmuyorum elbette. Onlara da selamlar olsun.

Ocak 2018:

Bu ay bloga 5 yazı yazmışım. Eskişehir’deki iş yerine alışmakla geçti bu ay. Bir de ay sonuna doğru “Süper Kanlı Mavi Ay” isimli bir dolunay yaşandı. Aynı ay içerisinde iki dolunay olması bu yılın en müthiş gök olaylarından bir tanesiydi. Yıl boyu aksamayan tek şey dolunaylarım ve onların yazıları oldu.

Şubat 2018:

Bloga 6 adet yazı yazmışım. Bu ay Volkan Türkiye’ye gelmişti. Çok özledim yahu Volkan’ı da. Uzun süre oldu görüşmeyeli.

Okumaya devam et

Headbang – Maya – Doğaç Titiz ve Akın Bağcıoğlu

mag01Aslında geç kaldım yazmak için. Ama bu gecikme Plak Mecmuası‘nın da yeni sayısının yayımlanması yüzünden oldu. Headbang‘in 3. sayısının yayımlandığını görünce heyecana kapılıp siparişi verdim. Daha sonra bir de ne göreyim! Meğer Plak Mecmuası’nın da 4. sayısı yeni yayımlanmış. Mecmuayı da sipariş edeyim, ikisini birlikte yazarım diye düşündüm. Ancak erteleye erteleye yalan oldum. Bir de üzerine kredi kartımı iptal ettirmem durumu gelince, dedim ki iyice gecikmeden bu muazzam bookazine‘i, yani Headbang’in yeni sayısını muhakkak yaz.

Bu yeni sayının şimdiye kadar ki en başarılı kapakla çıktığını belirtmeme izin ver öncelikle. Bu sayıda Çağlan Tekil‘in, en sevdiği gruplardan olan Ghost yine kapakta en üstte yazılmış. Ghost, gerçekten metal midir yoksa rock mıdır, yoksa rock bile değil midir? Şu sıralar yerli yabancı tüm platformlarında ve özellikle Youtube’da bu tartışma yapılıyor. Dergideki Ghost’la ilgili olan yazıyı henüz okumadım. Ancak bana göre son albümüyle küllerinden doğan, yıllardır bir benzerini daha bulamadığım, Immortal‘la ilgili olan röportaj müthiş. Çok büyük ihtimalle Türkiye’de, grupla yapılmış en kapsamlı röportajlardan birini yapmış Zeynep Çolakoğlu. Kendisini birkaç yıl önce Eskişehir’deki bir etkinlikte tanımıştım. Hatta “Büyülü Sözlük” isimli bir de kitabı var ki çoğu zaman mitolojik kavramların anlamlarına bakmak için başvurduğum kapsamlı bir kaynak. Muhakkak kitaplığınızda olması gerekiyor.

mag02

Headbang, bu sayıda ilk defa diğer iki kapaktan farklı olarak mor renkte yayımlandı. Bir de kitap ayracı vermişler. Keşke bir sonraki sayılarında, ilk iki sayı için de birer ayraç hediye etseler. Bu tip nesneler, koleksiyon değeri olan nesneler zira. Yazı çok geciktiğinden bir de bookazine’in tamamını okumak için beklemedim. O yüzden içeriklere dair yorum yapamıyorum. Ancak bir sonraki Headbang yayımlanana kadar bu sayıyı da bitirmeden bırakmayacağım gibi geliyor.

mag03

maya.jpgAylar önce pasifagresif, Mabel Matiz‘in Maya isimli albümü için bir kritik yayımlandığında sitenin takipçileri arasında acayip bir tartışma çıktı. Yazar, bu tartışmaları önceden kestirebilmiş olacaktı ki albüm kritiği yazısında pek çok defa albüme neden kritik yazılması gerektiğini yinelemişti: Çünkü albüm çok kaliteliydi. Sen ne düşünüyorsun bilemem ama bana göre Mabel’in “Öyle Kolaysa” parçası, yılın en iyi pop şarkısı. Çok açık ve net. Benim tanıdığım pop müzik dinlemeyen, hatta gayet ekstrem türleri dinleyen pek çok kişi ve arkadaşlarım, müzisyenler bile parçanın kalitesi konusunda olumsuz bir eleştiri yapmadılar. Maya albümünden çıkan sırasıyla “Ya Bu İşler Ne?“, “Öyle Kolaysa”, “Sarmaşık” ve “A Canım” isimli parçaların her biri gerek sözleri, gerek altyapıları ve gerekse de başarılı klipleriyle bu yıl ülkemizin pop müzik piyasasına şüphesiz altın harflerle kazındılar.

Müzik arşivciliği yapmak çok zor bir olay sevgili okur. Sevdiğin, özellikle takip ettiğin sanatçıların, grupların albümlerini almak zaten farz iken, bir de o yıla, o türe damga mag06vurmuş, zamanla kalitesi anlaşılan albümleri de toparlamak gerekiyor. Örneğin Levent Yüksel‘in “Med Cezir” albümü. Albüm biriktiriyorum, müzik tarihine ilgiliyim diyen birinin arşivinde muhakkak olması gereken bir albümdür bence. Ya da Tarkan‘ın “Aacayipsin” albümü. Hiçbir zaman Tarkan dinleyicisi olmadım ancak bu albümün, pop müzik tarihinde önemli bir yere sahip olduğunu kimse inkar edemez. İşte Mabel Matiz’in Maya albümü de böyle sevgili okur. Çok büyük ihtimalle Mabel Matiz’in kendisi bile bir daha böyle bir albüm yapamayacak. Ülkede de en azından üç dört sene böylesine her parçası hit olan bir albüm çıkmayacak. Albümün yalnızca müzikal başarısı da değil söz konusu olan. Tüm albümün kliplerinden, sözlerinden ve melodilerinden, Mabel’in sahne kıyafetlerine kadar bir tema, bir bütünlük taşıyor olmasından bahsediyoruz. Ellerine sağlık, Barış Manço ve Erkin Koray‘ın ülke müziğinde bir dönemi başlattığı “Anadolu” teması, bence hiç bu kadar iyi işlenmemişti bugüne kadar. Eh, Barış Abi ve Erkin Baba’nın ucundan kulağından aşırdığı ufak tefek melodileri hoş görüyoruz elbette. Mabel’in hayatının bir noktasından itibaren uğradığı ya da en azından bize yansıttığı o “ötekileştirilmeye çalışılmaktan, insanların hadsiz hesapsız acımasızlığından kaçışının muazzam bir manifestosu Maya. Ellerine sağlık.

mag05

Bu albümü de yayımlanan en klas versiyonuyla, Deluxe Edition Digipack ile satın aldım. Aslında plak formatında da bekliyordum ancak onun yayımlanmasına dair herhangi bir haber yok henüz. Digipack formatındaki albüm 2 CD’den oluşuyor. İlginçtir ki tüm hit parçalar ilk CD’de yer alıyor. Dört bölmeli digipack’te ortaki iki kısımda CD’ler, sağ ve sol ceplerde ise şarkı sözlerinin yer aldığı kitapçık ile arka yüzünde İngilizce şarkı sözlerinin yer aldığı Mabel Matiz posteri ve bir adet sticker yer alıyor. ŞArkı sözü çevirileri çok çok başarılı. “Öyle Kolaysa”nın çevirisini aşağıya ekledim. Kısacası, bu yılın bana göre en başarılı pop albümü buydu sevgili okur. Mabel, çıtayı öyle bir yere koydu ki şimdi kendisi bile düşünüyordur bunu nasıl aşabileceği diye 🙂

mag04

mag07

Aralık ayı, yıllardır Eskişehir’de gördüğüm en müzikal ay oldu diyebilirim. Daha geçen gün Cengiz Tural‘ın davul workshop‘ını yazmıştım hatırlarsan. Bundan çok kısa bir süre sonra da ülkenin en celebrity davulcularından olan Doğaç Titiz ile Akın Bağcıoğlu‘nun davul workshopları duyuruldu. Bu ikili, geçmişte de birlikte workshoplar yapmışlar. Bu açıdan Eskişehir’e gelmeleri, ikisini bir arada izlemek bakımından çok iyi oldu.

Etkinlik yaklaşık 45 dakikalık bir gecikmeyle başladı. Sahne çıktıklarında bu durum için özür dilediler. Mekan, çok eskiden Ermeni Kilisesi, daha sonraları Asri Sinema ve nihayet de Zübeyde Hanım Kültür Merkezi ismiyle kullanılan binaydaydı. Dolayısıyla kilise zamanından kalan kubbe yapısı, buradaki davul sahnesi için büyük bir sorun oluşturmuş. Davullardaki mikrofonları fark ettim. Kimileri normal, kimileri ise dinamikti. İlk olarak da bu hususu sordum. Ancak anlaşıldı ki kurulan mikrofonların hiçbiri çalışmıyordu. Yani duyduğumuz sesler doğrudan davulun ham ve tonlanmış sesleriydi. Belki sahneye çok yakın olduğumdan, çok leziz geldi bu sound bana. Ancak genel olarak değerlendirmek gerekirse, Cengiz Tural’ın workshop’ındaki altyapı ve ses düzeni çok çok daha iyiydi. Çünkü bu sıkıntıdan dolayı Titiz ve Bağcıoğlu ne yazık ki hiç parça çalamadılar. Çok isterdim.

mag09

Cengiz Tural, biraz daha kitaba bağlı bir müzisyendi. Ancak (en azından benim konuşmalarından çıkardığım kadarıyla) Doğaç Titiz ve özellikle de Akın Bağcıoğlu, biraz daha serbestler bu konuda. Her workshopta aynı soruları soran çocuk, bu workshopta da yine aynı soruları sordu. Orada davul metotlarıyla ilgili yaptıkları değerlendirmeleri çok beğendim.

mag08Cengiz Tural, metal ve rock müzik kökenli bir müzisyendi. Doğaç Titiz’i de hep öyle sanardım. Ancak değilmiş, hatta sevmiyormuş bile. Sahnede mevcut kapasitelerinin sadece %5’ine ihtiyaç duyduklarını söylediler. Pop müzikle ilgili söyledikleri ve yaptıkları tespit ise muazzamdı. Merak eden olursa mesaj atıp sorabilir. Bir de Doğaç Titiz’in, her gece sabahlara kadar Youtube’da davulcu videoları izlediğini öğrenmek beni şaşırttı doğrusu. Hala kendini yeterli görmeyip Dünya’daki diğer insanların neler yaptığını da sürekli araştırıyormuş. Helal olsun.

Teknik olarak bu workshop’ın bana en büyük faydası ghost note olayına dair fikir edinmemi ve estetik duruş/oturuş konusunda rehber olmasıydı. Gerçekten de Doğaç Titiz, ülkedeki en doğru ve ergonomik duruşa sahip. Bunu önceki workshopta Cengiz Tural söylemişti. Gerçekten hak verdim.

Her iki büyük müzisyene de saygı ve sevgiler. Geldikleri için teşekkürler.

Akın Bağcıoğlu’nun Instagram hesabından aldım

GÜNCELLEME: 26.12.2018. Yazıyı ilk yazdığımda en alta, workshop’ta kendi çektiğim bir videoyu, Doğaç Titiz’in performansından birkaç dakikayı koymuştum. Ancak aynı akşam, Doğaç Abi bir mesajla ulaşarak videoyu kaldırmamı rica etti. Zira kendisi de o akşam pek çok kamerayla çekmişti. Şimdi montajlanıyormuş hatta o videolar. Ben Youtube’a yüklediğim videoyu sildim. O da kendi instagram hesabından benim çektiğim videodan bir kısım yayımlamış sağ olsun. Aşağıya onu ekliyorum:

View this post on Instagram

Workshop mode on @pearl_drums #pearlmasterworks ✌️🥁 Özel davul dersi için dm atın #pearl davullarini @zuhalmuzik te bulabilirsiniz @evansdrumheads @a_tune_ears @promarkbydaddario @istanbulagop 🔥💥👍👏🥁@4cmusic @erhanbeyaz @pearl_drums @pearldrumseurope @@evansdrumheads @promarkbydaddario #playdrums @erhanbeyaz @istanbulagop #evans #speed #drums #drumset #drumsforlife #drumfill #drummerlife #drummeroftheday #drummerworld #drummerboy #drummerlife #drummer #stickcontrol #drumporn #drumset #druming #drumpractice @drumsdaily @drumcommunity #drummerlife #drummerworld #drumset #druming #drumpractice #stickcontrol @drumset.up @yaseminenginsoy #drumsolo #drumbreaks #drumfill #bateria #drumeo @professional_drummers #fastandfurious #fasthands #gospelchops #baterista #bateristas #drumsticks #speed #cymbals #musically @instagroove_ @drums_inc @drummersilike @drumsoutlet

A post shared by Dogac Titiz (@dogactitiz) on

Gerçek Bir Doğum Günü Sürprizi: 30 Yaş

18 Temmuz’u 19 Temmuz’a bağlayan gece saat 00:01’de telefonum çaldı. Arayan Alper‘di. Büyük bir panikle telefonu açtım. İyi ki doğdun, şarkısını duyunca paniğim yerini şaşkınlığa ve mutluluğa bıraktı. Böylece, bu yıl doğum günümü ilk kutlayan biricik kardeşim Alper oldu.

19 Temmuz’da doğmak, dünyanın en iyi burcu yengece denk geldiği için çok iyi bir durum. Ancak yaz tatili ve Dünya Fenerbahçeliler Günü’ne (19.07) denk geldiği için de çok kötü bir durum. İş yerinde tüm gün sessiz sakin geçti. Akşam mesai bitimine yakın, ilk sürprizi yaptılar iş arkadaşlarım sağ olsunlar 🙂 19 Temmuz aynı zamanda sevgili Veysel Abi‘mizin de doğum günüydü. Eskişehir’deki iş yerimde yaşadığım her ilk, benim için unutulmaz oluyor sevgili okur. Bu doğum günü de o unutulmazların arasında yerini aldı. Veyse Abi ile birlikte pastamızı kestik, mumlarımızı üfledik. Her bir arkadaşıma ayrı ayrı teşekkür ederim.

Aynı akşam evde de küçük bir kutlamayla günü tamamladık. Fazla bir atraksiyona girmedik. Çünkü hemen herkes şehir dışında, tatildeydi. Alper Kelebekler Vadisi‘ne doğru yola koyulmuştu. Sercan tatildeydi, otelden fotoğraf gönderiyordu. Utku ve Hazal yurt dışındaydı. Mustafa ve Betül kamptalardı. Sertan ve Ayşe‘nin düğün telaşı devam ediyordu. Yeni evlenen Hafize ve Mustafa balayındaydı. Ahmet‘in nerede olduğunu ise bilen yoktu. Herkes bir yerlerdeydi. Ben ise Temmuz doğumlu olmanın yalnızlığını yaşıyordum. Üstelik artık otuz yaşındaydım. O zamanlar olmak istediğim yaşta. Bu düşünceyle tüm akşamım ve gecem geçti.

Ertesi sabah inanılmaz yoğun bir gün olarak devam etti mesai. Sabahtan göreve gidip geldikten sonra resmi yazışmalarla uğraşıp durdum. Mesai çıkışında Merve‘yle buluşup biraz dolaştık. Yemek yedik. Saat 20.00’ye doğru balkonda çitlemek için çekirdek alıp eve geldik. Dış kapının üst kilidinin normalin dışında kilitlenmiş olduğunu fark ettim. Bunun tek bir açıklaması vardı: Eve hırsız girmişti!

bir001Aklıma yıllar önce Ferhat abimin evine giren hırsız geldi. Kapıyı açar açmaz elindeki tornavidayla saldırmış, savurduğu tornavida abimin kazağını yırtmıştı. Birkaç santim önde olsa karnını deşecekti yani. Hırsızı orada yakalayıp diğer kuzenim Cihat’la birlikte bayıltana kadar dövmüşlerdi. Birkaç saniyede aklıma gelen bu senaryoyla birlikte alt kilidi açıp eve adımımı attım ve duyduğum çığlıklarla korkudan yere düştüm: SÜRPRİZZZZZ!

Şehir dışında olduğunu sandığım Alperler (Ankara’dan geldiler), Koray, Ahmet, Yeşim, Sertan, Ayşe, bizim çocuklar Murat, Mustafa ve Gökçe meğer iki gündür çok büyük bir organizasyonun içindelermiş. Gerçek bir sürpriz olması için hiç ummadığım bir anda yani ertesi gün yapmak istemişler kutlamayı. Merve, tüm ekibin koordinasyonunu sağlamış. Korkudan kalbimin çarpması durup da kendime geldikten sonra, nihayet bir009salona geçtim. Üzerine smokin giymiş simsiyah bir doğum günü pastası, üzerinde altın sarısı upuzun mumlarla duruyordu. Kurabiyelerin üzerinde ise ben vardım! İki tane eşşek kadar balonla 30 yazmışlardı. Lan hayatımda ilk defa uçan balonum oldu: Üç ve Sıfır. Tam pastayı üfleyecektim ki beni durdular ve kapı çaldı. Hani “Evim Şahane” benzeri programlarda gözleri kapalı olarak yenilenmiş evlerine giren insanların attığı bir çığlık var. Heh işte. O çığlıktan attım. Tatilde sandığımız Sercan karşımızdaydı! Herif benim için tatilini bitirip Eskişehir’e gelmişti. Şaşkınlıktan aptallaşmıştım.

bir004

Ne yediğine dikkat edeceksin

Nihayet pastanın başına geçtim ve aklımdan o tek dileği geçirip mumları üfledim. Çok zaman geçmemişti ki bir diğer Mustafa ve Kübra geldiler. Ev, tarihinde hiç olmadığı kadar kalabalıktı artık. Üç tane Mustafa vardı evde.

bir002

bir000Yazının buraya kadar olan kısmında belki de en dikkat çekici şey pasta değil mi? Şimdi hazır ol: Bu pasta tamamen evde ve elde imal edildi. Merve’nin pasta imalatında geldiği noktayı görebiliyorsun değil mi sevgili okur? Ellerine sağlık. Limonatayı da Ayşe’nin yaptığını söylemezsem olmaz 🙂

bir003

Çok yakında yayında…

bir010Doğum gününden sonraki hafta sonumuz Sercan’la birlikte ve dopdolu geçti. Pazartesi sabahı Sercan’la önce iş yerime gittik. Daha sonra da onu tren garından İstanbul’a yolcu ettim. Canım kardeşim, geçen yaz yapamadığımızı bu yaz yapabildik sayende.

Otuz yaş elbette önemli. Hayatımın bu önemli yol ayrımını, böylesine güzel bir sürprizle hatırlayacağım için çok mutluyum. Bu yazıyı da yine “hatırlamak” için yazdım. Unutmak istemediğim için, tebessüm etmek için yazdım. O gün orada olan herkesle birlikte buraya kadar okuyan senin için de keyifli olmuştur umarım. Öpüyorum.

Muhteşem Bir Hata!

IMG-20180410-WA0004Her şey bundan birkaç ay önce, 10 Nisan’da Facebook’taki Anadolu Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Mezunları Grubu‘na Ozan Hoca‘nın attığı bir fotoğrafla başladı. Fotoğraftaki tişörtü hem görsel olarak hem de verdiği mesaj sayesinde kısa sürede pek çok kişi beğendi: The hardest part of my job is being nice to people who think they know how to do my job. Yani bunu çevirmek gerekirse, “İşimin en zor kısmı, işimi nasıl yaptığımı bildiğini zanneden insanları hoş karşılamaktır.” Eh, bu durum ne yazık ki çevre mühendisleri için geçerli bir durum. “Çevrenin mühendisi nasıl oluyor?” zihniyetine sahip, yıllardır çalıştığım pek çok idareciden ve farklı branşlardan arkadaşlarımdan bu lafı bizzat duymuştum.

Ben de tekstilci kuzenime böyle bir tişört yapıp yapamayacağımızı sordum. Normalde tekstilciler baskı işini aldıklarında, çalıştıkları adetler bin ve katları şeklinde oluyormuş. Dolayısıyla bizim sadece yirmi adet olan baskımızı yapabilmek için yeni ürünlerin numunelerinin basıldığı bir zamanı beklememiz gerekti. Bu bekleyiş de bir aydan biraz daha uzun sürdü ama nihayet, olumlu cevap gelince o güne kadar grupta tişört istediğini ve bedenini yazan herkes için siparişi verdim. Okumaya devam et

Model Uçak Yaptık!

Evet sevgili okur, her geçen gün ufkumuzu genişletiyor, farklı hobilere göz atıyor, işin tekniğini ustasından öğrenmeye çalışıyoruz. Geçen hafta sonu Türker‘le birlikte ilk maket uçağımı yaptık. Türker, son birkaç yıldır maketler ve modeller konusunda çok ciddi tecrübe kazandı. Artık maketleri yapmaktan öte, imal etme konusunda çalışmalar yapıyor.

Evet, geçen hafta sonu biz de, HobbyBoss markasının ürettiği 1:72 ölçeğindeki F-5E Tiger II Fighter modeli uçağı birleştirdik. İlk maket deneyimim olması sebebiyle epey titiz çalışmaya çalıştım. Daha önce maket yaptıysanız bilirsiniz, inanılmaz bir titizlik ve sabır istiyor bu iş. Ben bilmiyordum işte. Tüm parçaların bir birine yapıştırıcıyla tutturulması gerektiğini anladığımda başımdan aşağı kaynar sular boşandı sevgili okur. Ancak Türker’in teselli ve telkinleriyle nihayet işi bitirebildik.

maket01

Kullanılan ekipmanların/kimyasalların bir kısmı

maket02

Boya kompresörü

Okumaya devam et

2016 Yılımın Özeti

Kan, şiddet, göz yaşı ve umutsuzlukla dolu, lanet olası bir yılı geride bıraktık sevgili okur. Kutuplaşan bir toplum, vahşetin hızla normalleşme sürecine girip insanların haber dinlemekten sıkılıp TV8’e hatta yetmiyormuş gibi 8,5’a koştuğu, aşşağılık yalanların hayatları mahvettiği bir yıl bitti. İyi şeyler de oldu muhakkak. Ancak kötülük o kadar fazlaydı ki geriye baktığımda bir tutam saçtan ve eğrelti birkaç nottan başka bir şey kalmadı aklımda.

My Resort‘un her yıl yeni okuyucuları olduğundan bir kere daha bahsetmekten üşenmiyorum. Şu an okumakta olduğun “Yılımın Özeti” bu blogun geleneksel yazılarından birisi ve hatta en sevilenidir. Her yıl 31 Aralık tarihi, hem yılın son günü hem de benim meslek hayatımın yıl dönümüdür. Geride bıraktığımız 31 Aralıkla birlikte çalışma hayatımın 4. yılı da bitmiş oldu.

Şimdi blogun istatistikleriyle beraber bütün bir yıl boyunca buralarda, hayatımda neler olup bitmiş şöyle bir bakalım. Okumaya devam et