Category Archives: Eğlenceli Şeyler

Güldüğüm, güldürdüğüm ama düşündürme ihtiyacı hissetmediğim yazılar bu kategoridedir.

Casio’nun Maket Saati

Gerçeğini alamıyoruz bari maketini yapalım dedim önce 🙂 Uzun süredir “Eğlenceli Şeyler” kategorisine yazı yazmıyordum, buyurun.

Çocukken yıllarca Casio G-Shock‘un bir modelini taktım. Ancak geçen yıllara elbette dayanamadı ve parçalandı. Yeni nesil G-Shock’larda hiç sevemediğim analog saatler de eklendiği için yalnızca dijital olarak kalan modellerini takip ediyorum.

Açıkçası çok pahalı. Yani benzer paralara Samsung ya da Apple marka akıllı saatler alınabiliyor. Ancak elbette bunların hiçbirisinde G-Shock’taki karizma yok.

Geçtiğimiz günlerde Instagram‘da G-Shock Türkiye hesabından DW-5600 modelinin papercraft maketini paylaştılar. Şu adresten indirebileceğiniz şablonda yalnızca 2. ve 3. sayfaları yazdırarak (tercihen kalın gramajlı kağıtlara) maketiniz için gerekli parçaları elde ediyorsunuz. Daha sonraki sayfalarda ise bu parçaları nasıl birleştirebileceğinizi görüyorsunuz.

Eh, maket işi biraz sabır ve boş vakit istiyor. İç kısmı, kordon, bağlantı parçaları, alt kapak ve kısacası hemen her parça ayrı ayrı modellenmiş. Ben parça parça 5 günde yaptım. Sonuçta ortaya güzel bir şey çıkınca da paylaşmaya karar verdim. Belki ilginizi çeker ve siz de yaparsınız.

Şablonu indirmek için tıklayın.

Üstteki link bir gün çalışmazsa da buraya tıklayın.

Massive Agressive Tasarım!

massivelogo

Steampunk ilginizi çekiyor mu? Evinizde, iş yerinizde steampunk tasarımlara yer veriyor musunuz? Ya da doğal ahşap ürünlere karşı bir sempatiniz mi var? O zaman sizi Massive Agressive‘le tanıştırayım: Yepyeni dekorasyon fikirleri ve iddialı ürünler sunuyorlar.

Tamamı el ürünü olan, seri üretim bakış açısını reddeden ve aldığınız her ürünün bir benzerinin daha üretilmeyeceğinin garantisini veren Massive Agressive, sevgili kardeşimiz Mustafa‘nın bir süredir kıyıda köşede görüp beğendiğimiz işlerinin artık daha derli toplu bir hali.

massive

Bu yazıyı bir reklam yazısı diye düşünmeyin. Bu blogda daha önce de beş kuruş para almadan, kaliteli işler çıkaracağına kefil olduğum eş dost ve arkadaşlarımın yanı sıra, hiç tanışmadığım tasarımcıların tanıtımlarını yaptım. Adamlar, aylar sonra şans eseri yazımı görüp teşekkür ettiler hatta. Bu yazıda da, Massive Agressive platformunda şu anda sergilenen ve her geçen gün sayısı artan dekorasyon örneklerine yer vereceğim.

Mustafa’nın kendi başına, kendi küçük atölyesinde çıkardığı işlere hayran olmamak elde değil gerçekten. Aydınlatma gereçleri, ev içi yardımcı elemanlar, enstrüman sehpaları gibi tasarımlar, şu anda platformda yayımlanan ve satışa sunulan işler. Doğal ahşap, yeniden kullanılan malzemeler, siyah hakim tonlar ve gün ışığı rengi gibi ögeler, Massive Agressive tasarımlarının bazı öne çıkan tarafları. Talep etmeniz halinde, sizin belirleyeceğiniz alanlarda özel uygulamalar ve tasarımlar da yapabiliyor Mustafa.

Bundan aylar önce Mert Ekin’e doğum hediyesi olarak yaptığı “Küçük Zamanlarda Kaçan Adam” tasarımı şu anda salonumuzu süslüyor bile 🙂

massiveagressive (5)

Küçük Zamanlarda Kaçan Adam

Şu anda Instagram üzerinden ulaşabiliyorsunuz Massive Agressive’e. Ancak yakın zamanda diğer platformlarda da boy göstermeye başlayacak.

http://www.instagram.com/massiveagressive_/

Bir Hafta: Bebek, Yüzük Kardeşliği, Madeni Paralar

Bir hafta önce dünyaya gelen bebeğimizin hayatımızdaki pek çok şeyi değiştirmeye başladığını söyleyerek başlıyorum. Bu süreçte yanımızda olan, arayan, mesaj atan, kalp bırakan ve sevincimizi paylaşan tüm eş, dost, akraba ve arkadaşlarımıza teşekkürler.

Mert Ekin az ötemde uyurken, blogda da hız kesmemeye kararlıyım. Önümüzdeki günler ve aylar boyunca burayı bebeğe ve onun fotoğraflarına boğmayacağım elbette. “Herkes İçin Blog” mottomuz doğrultusunda, yine yazmaktan keyif aldığım ve sizlerin de okurken keyif alacağınızı düşündüğüm şeyleri yazmaya devam edeceğim. Arada belki Mert de konuğumuz olur.

Rıza Türker isimli sanatçının “rizaciziyor” rumuzlu Instagram hesabını uzun süredir takip ediyorum. Geçtiğimiz gün müthiş bir panoramik çizimle, Yüzük Kardeşliğinin Moria macerasını resmetti. Kendine has çizgileriyle, özellikle çok sevdiğim Boromir detayıyla görür görmez hayran oldum. Instagram hesabında üç parça olarak yayımladığı görseli birleştirip tek bir panoramik görsel elde ettim. Çok uzun süredir değiştirmediğim Facebook cover resmimi de güncellemiş oldum.

rizafellowship

Konu Yüzüklerin Efendisi‘nden açılınca (ki bu konu en azından benim için 2001’de açıldığından beri kapanmıyor), geçen gün Caner sayesinde gördüğüm şu süper çizimleri de paylaşmazsam haksızlık yapmış olurum. Sam Rapp isimli çizerin çalışmaları bunlar. Instagram hesabını inceleyince kendisiyle özdeşlemiş üslubu hemen anlaşılıyor. Çocukluğumun kitaplarında sıkça gördüğüm Disneyvari (bu terimi ben şimdi uydurdum) çizimleri gerçekten çok başarılı.

Çok iddialı olmasam da güzel bir para koleksiyonum var. Dünya’dan ve ülkemizden topladığım hem kağıt hem de madeni paraları biriktiriyorum. Bir de yaklaşık üç yıldır peşine düştüğüm ayrı bir koleksiyonum var. İlk defa basıldığı 2009 yılından bugüne kadar tüm madeni paralarımızı yıllara göre katalog şeklinde topluyorum. Daha büyük koleksiyonerler bu işi, Merkez Bankası‘nın her yıl yayımladığı yıllık setlerle yapıyor zaten ama ben biraz daha mütevazi takılıyorum.

2009’dan 2020’ye kadar basılan ve benim elime geçen tüm madeni para setleri bu şekilde. Her bir setten iki takım var. Yani her setten ikişer tane bulup tamamlıyorum. Paraların mümkün olduğunca temiz ve hatta mümkünse çil olması gerekiyor. Ancak az basılan paralarda bu lükse girmiyorum. Örneğin 2012 basım 25 kuruş çok azdır, onu nerede olsa alırım. İnanmazsanız cebinize bakın.

parakoleksiyon

Buradaki eksikler ile ilgili yardımınızı istiyorum. Özellikle bir lira ve bir kuruş eksiklerimi tamamlayabiliriz dostlar. Mutlu ve sağlıklı günler 🙂

Müthiş Pentagram Kolajı

pentagram_kolaj00

Bundan 30 yıl önce, 23 Nisan 1990 yılında ülkemizin ilk tamamı İngilizce sözlü metal albümü, Pentagram‘ın kendi adını taşıyan ilk albümü NEPA Müzik etiketiyle yayımlandı. O dönemin müzikseverleri destek olabilmek adına albümden üçer beşer tane aldılar. Öyle ki kaset pek çok yeni baskı yaptı. Yaklaşık 20.000 tane satış yaptığı tahmin edilen bu çok özel albümün 30. yılında, Pentagram’ın kendisi değil ama ülkedeki en büyük fanlarından Onat, müthiş bir kolaj yaptı.

Onat’ın yaptığı ve toplamda 10 parça halinde Pentagram Fan grubu olan Powerstage hesabından Instagram‘da paylaşılan kolaj, hem grubun hem de aslında ülkenin o yıllardaki ruh halini çok iyi bir şekilde yansıtıyor. Kolajda yer alan pek çok fotoğrafı da ilk defa görüyor olmanın verdiği heyecanla bu yazıyı yazıyorum.

View this post on Instagram

23 Nisan 1990, 30 yıl önce bugün. @pentagramofficial Türkiye'de metal müziğin seyrini değiştiren ilk albümünü yayınladı. kolaj: @onathafiz . "türkiye'de çıkan ilk ingilizce sözlü metal albümü 30 yaşında. 23 nisan 1990 tarihinde yayımlanmıştı ve çıkmasıyla büyük olaya dönüştü. herkesin destek için 3er 5er satın aldığı albüm kısa zaman içinde 20 bin satışa ulaşınca unkapanı plakçılar çarşısında daha önce gelen her metal grubuna "saz ekleyin, darbuka koyun, türkçe yapın" telkinleri veren plakçılar "ne yaparsanız kabulumüzdür" diyerek bir devrin kapısını araladılar. bu albüm sayesinde 90ların başında dr.skull, metalium, king white, dark phase, wyvern, akbaba, badluck gibi sert tonlu gruplar yaptıkları müziğe hiç karışılmadan yasal albüm çıkartabildiler." (@caglan_tekil 'in ocak 2020'den bir yazısı. huzurla uyusun..) @pentagramofficial @hakanutangac @cenk_unnu @tarkangozubuyuk #muratnet #pentagram #debut #1990 #thrashmetal #speedmetal

A post shared by Pentagram Powerstage Fanclub (@powerstagefanclub) on

Powerstage Fanclub’ın gönderisindeki görsellerin her birini indirip birleştirmeye çalıştım. Ancak özellikle görsellerin kesildiği yerlerde ufak kaymalar oldu. Durum böyle olunca Onat’tan rica edip orijinal çalışmayı istedim hem arşiv hem de baskı amacıyla. Şimdi buraya kendi birleştirdiğim versiyonunu düşük çözünürlükle koyuyorum. Albüm kapağıyla başlayıp grubun kayıt günleri, o dönem çekilen promo fotoları, gazete haberleri, albüm kartoneti ve Tarkan Gözübüyük’ün inanılmaz yakışıklı çıktığı bir kulis fotosuyla biten kolaj umarım ilerleyen yıllarda diğer albümler için de yapılır.

pentagram_kolage

Bu kolajı yan yana dizince karşımıza 10.000 piksel uzunluğunda bir şerit çıkıyor. Bir zaman şeridi. Pentagram’ın o zamanlarını anlatmak için daha güzel bir yol da olamazdı zaten. Ellerine sağlık Onat 🙂

Habersiz Çekilen Kareler: Gelibolu

mitsekibimiz

Nilpar – Sercan – Buğra – Alper – Mesut – Arda – Volkan – Deniz

Muhakkak bir yerlerde okumuş yahut duymuşsunuzdur farkına varmadan gelecekteki eşlerinin, evlerinin fotoğraflarını çekenleri. Ya da kelebek fotoğrafı çekmek için yola çıkıp şans eseri çok büyük bir doğa olayını kaydedenleri… Büyük bir binanın ihtişamlı fotoğrafını çekerken o sırada içeride işlenen bir cinayetin fotoğrafını çekenleri… Gerçekten de fotoğrafın belge niteliği taşıma özelliği sayesinde hayatımızda belki de asla farkına varamayacağımız detayları, delilleri kayıt altına alabiliyoruz. Sonsuza dek yok olan o anı kaydederek belki de ancak yıllar sonra farkına varabileceğimiz sırları kayıt ediyoruz.

Bu yazı, benim bundan yaklaşık yedi buçuk yıl önce çektiğim iki kare fotoğrafta, aslında fotoğrafı çektikten yaklaşık bir buçuk yıl sonra askerliğimi yapmaya başlayacağım kışlayı fotoğraflamamı anlatıyor.

Hayatın bize yaptığı en büyük kıyaklardan birisine, 2012 yılının son günlerinde Mitsubishi tarafından düzenlenen bir yarışmayı kazanarak şahit olmuştuk. Aralık 2012’nin ilk gününde Alper, Sercan, Volkan ve benden ibaret grubumuzla yaklaşık üç gün süren bir Çanakkale gezisine, üstelik full donanımlı son model Mitsubishi araçlarla katılmıştık.

Gerçekten hala unutamadığımız, bizi birbirimize her zamankinden daha çok yakınlaştıran, müthiş bir tecrübeydi o üç gün. Yolculuğun ilk gününde İstanbul’dan yola çıkıp Trakya üzerinden Gelibolu‘ya gelmiştik. Sabahın erken saatlerinde İstanbul yağmuruyla başlayan yolculukta Gelibolu’da bizi güneşli bir Aralık öğleden sonrası karşılamıştı. Yolculukla ilgili çok detay vermiyorum. Merak eden olursa linkleri bırakıyorum.

  1. Mitsubishi Road Trip ’12 Macerası – 1. Gün
  2. Mitsubishi Road Trip ’12 Macerası – 2. Gün
  3. Mitsubishi Road Trip ’12 Macerası – Son Gün
  4. Mitsubishi Road Trip ’12 – Araçlara Dair Teknik Değerlendirme

O gün Gelibolu’ya hakim bir tepeye gittik. Arabalar Mitsubishi’nin farklı segmentlerden en iyi araçlarıydı ve aslında biraz da arabaların reklamını yapıyorduk. O zamanki Kodak marka makinemle ilki panoramik diğeri ise 4×3 olmak üzere iki kare fotoğrafla Gelibolu’daki Hamzakoy Plajını fotoğrafladım. Sonra bu iki kare fotoğraf, birlikte çektiğimiz diğer yüzlerce kare fotoğrafla birlikte bir DVD’ye çekilip arşivlendi.

gelibolu1

Orijinal kare: En arkada denize doğru çıkan burun ve gerisi bizim kışla. 1 Aralık 2012’de çekildi.

gelibolu2

Tıklayınca büyür orijinal kare: Tam karşıda görünen kısım bizim kışla. 1 Aralık 2012’de çekildi.

Karantina günlerinde evde olmanın bir diğer güzel yanı da blogdaki eski yazıları gözden geçirip özellikle bir zamanlar kullandığım imageshack sunucusundan silinen fotoğrafları güncellemek oldu. İşte bu yolculuğumuz için o dönemde yazdığım dört yazıyı güncellerken yine bu fotoğraflara ihtiyacım oldu ve fotoğrafları incelerken fark ettim: Askerlik yapacağım kışlayı, askere gitmeden bir buçuk yıl önce görmüş, hatta fotoğrafını çekmiştim bile! Fotoğrafa biraz daha yakından bakınca gecelerce nöbet tuttuğum garajı, volta attığımız yolları bile seçebiliyordum!

gelibolu3

Detay: Yukarıdaki kırmızı kareyi yakınlaştırınca kırmızıyla işaretlediğim garajlar daha net görünüyor. Burası benim yaklaşık beş ay boyunca gelip gittiğim, nöbet tuttuğum yer

gelibolu4

Detay: Panoramik fotoda kare içindeki alanın tamamı bizim kışlaydı. Mavi ok ise aşağı yukarı yatakhanelerimizin bulunduğu binayı gösteriyor

Muazzam bir keşif, müthiş bir keyif bu sevgili okur. Askere gitmeden önce günlerce nasıl bir yere gidiyorum diye düşünmüştüm hep. Meğer fotoğrafları elimin altındaymış 🙂 Sana tavsiyem zaman zaman eski fotoğraflarına bak. Özellikle farklı amaçlarla iki ya da daha çok kere gittiğin yerlerde böyle keşifler yapman çok daha büyük bir ihtimal 🙂

Ay Fotoğrafı Stoklama

Evde olmak muhteşem! Ertelediğim, ertelemek zorunda kaldığım tüm işleri hallediyorum. Bir yandan da büyük güne hazırlanıyorum. Bir süredir Instagram’da örneklerini gördüğüm astrofotoğrafçılıkla ve özellikle de stoklama işlemiyle uğraşıyorum.

Nedir bu stoklama? Özellikle astrofotoğrafçılıkta kullanılan güzel bir teknik ve şu şekilde anlatabiliriz. Bir cismin (ki bu senaryoda örneğin ay diyelim) seri olarak fotoğraflarını çekiyoruz. Çektiğimiz her bir kare fotoğraf, o cismin o anda makinenin algılayıcısına ulaşan ışığını yani görüntüsünü temsil ediyor. Yani hareket halinde olan bir gök cisminin art arda çekilen iki fotoğrafı, asla bir birinin aynısı olmuyor. Çekilmiş birden fazla fotoğrafı üst üste oturttuğumuz zaman işte ayrı ayrı fotoğraflara yansıyan farklı detayları, tek bir karede ve çok daha belirgin elde edebiliyoruz.

Bu işi yapmaya yarayan RegiStax isminde bir de yazılım var. Bu yazılımı kullanmayı çözmek, göze güzel gelen sonuçlar almak için günlerdir uğraşıyorum. Nihayet elle tutulur bir şeyler elde edince de bu yazıyı yazayım dedim.

registax

RegiStax arayüzü

Registax, ücretsiz bir yazılım ve ne yazık ki çok stabil/güçlü bir yazılım değil. Çalışacağınız örneğin 50 tane 15 megapiksel kalitedeki fotoğraf karesini atıp çalıştırmayı denediğinizde yazılım kilitleniyor. Bu işin çözümü görsellerin çözünürlüğünü düşürmek. Ancak o zaman da çok fazla detayı feda etmek gerekiyor. Dolayısıyla croplama dediğimiz kırpma işlemini yapmak gerekiyor. Photoscape isimli yazılımın içerisindeki bölme aracıyla fotoğrafta sadece gök cisminin bulunduğu kısmı kırpabiliyorsunuz. Üstelik bunu birden fazla görsel için bir kerede yapabiliyorsunuz.

photoscape

PhotoScape

Nihai olarak, kırpılmış görselleri RegiStax’a besleyip programın onları stoklamasını sağlıyoruz. Aşağıda programla oluşturmayı başardığım görseller yer alıyor.

8nisandolunay

8 Nisan 2020 Dolunay

10nisanay

10 Nisan 2020 Ay

Ay, gezegen ve samanyolu fotoğraflarını çekenlerin kullandığı yöntem bu işte. Ancak belki de en başta yazmak gerekiyordu, bu işin en önemli şartı donanım. Çok iyi bir makineniz ve çok daha iyi bir objektifiniz olursa görüntüleyebildiğiniz detaylar çok daha güçlü oluyor. Ucundan köşesinden başlayınca bu işe giderek yapabildikleriniz de güzelleşiyor. Çok daha güzel görsellerde buluşmak üzere 🙂

Tarantino Filminde Bir Tanıdık: The Mercenary

onceuponatimeinhoQuentin Tarantino‘nun son filmi (ve ciddi anlamda son filmi) olan 2019 yapımı Once Upon a Time… in Hollywood‘u (Bir Zamanlar Hollywood’da) sinemada izleyememiştim. Geçtiğimiz gün şans eseri denk gelince fırsat bu fırsat diyerek oturduk 3 saatlik filmin karşısına. Tarantino filmlerini çok sevdiğim için genel kanının aksine, sıkılmadan ve ilgiyle izledim. Özellikle filmin ortalarında denk geldiğim bir sahne ise beni hem heyecanlandırdı hem de mutlu etti.

Bu blogda daha önce defalarca Tarantino filmleri ve Sphagetti Western (SW) filmleri hakkında yazılar yazdım. Bugün Tarantino’nun bir anlatma biçimi, kendine has bir üslubu varsa, kendisinin de çok defa itiraf ettiği üzere bu durumda sphagetti western kültürünün etkisi çok büyüktür. Filmlerinde kendisi gibi sıkı SW hayranlarının kolaylıkla fark edeceği pozlar, açılar, sekanslar, renk kartelaları ve kurgular yer alır. Ancak asıl en önemli husus ise müziklerdir.

morriconeTarantino’nun yer yer filmlerinin de ötesine geçen, belki de en büyük silahı filmler için seçtiği soundtrack‘lerdir. Elbette filmler için bestecilerin yaptığı özel eserler de var ancak özellikle 60-70-80’li yılların film müziklerini sıkça, hiç umulmadık yerlerde duyarız filmler boyunca. Bu açıdan Tarantino’nun favorilerinden birisi de günümüzün yaşayan efsanelerinden Ennio Morricone‘dur. İtalya’nın dünya kültürüne armağan ettiği bu deha, dönemin SW filmlerinde, neredeyse her filme bir başyapıt olacak parça bestelemiştir. Bana göre bunların en iyisi de, yine en iyi SW filmlerinden birisi olan, 1968 yapımı The Mercenary (Il Mercenario) için bestelediği L’Arena‘dır.

mercenary07Bir Zamanlar Hollywood’da filmi içerisinde bir sahnede, filmin geçtiği 1968 yılında gösterime giren The Mercenary’nin afişlerinin ısrarla gösterildiği bir sahne var. Yine ilerleyen sahnelerde The Mercenary’nin yönetmeni olan Sergio Corbucci‘den “Dünya’nın en iyi ikinci western yönetmeni” olarak bahsediliyor. Talihe bak ki dünyanın en iyi western yönetmeni olan kişi de yine bir başka Sergio olan Sergio Leonne. Her iki usta da, filmlerinde kullanılacak müzikler için Ennio Morricone ile anlaşmışlar. Ortaya çıkan filmler ise bana göre bugün sinema tarihinde apayrı yerlere sahipler.

 

mercenary03

The Mercenary filminin afişi

Tarantino için The Mercenary filminin önemi ne peki? Bu filmde kullanılan ve İtalya’da milli marştan sonra en çok bilinen melodilerden olan “L’Arena” isimli başyapıt, Tarantino’nun Kill Bill serisinde kullanıldı. Kill Bill’in soundtrack albümde sadece bu parça değil, 1968 yılında çekilen The Mercenary filminden bir sürü şarkı var. Yani Tarantino bu filme de, müziklerine de, yönetmenine de kafayı takmış. Çektiği son filmde de kendince bir saygı duruşunda bulunmuş.

mercenary05

Ben Tarantino’nun yerinde olsam belki bir adım ileri giderdim. Filmde Sharon Tate karakterinin sinemaya girdiği bir sahne var. Ben olsam filmde senaryo gereği, kızı önce yanlış salona sokar, orada The Mercenary filminin meşhur arena sahnesinden kısa bir kesiti gösterirdim. Ama olsun, böyle tadımlık da olsa, insan kişisel zevklerinin kesişmesini gördükçe haz duyuyor.

mercenary06

Bu da benim odamda yıllardır duran aynı afiş

2019 Yılımın Özeti

Koskoca bir yıl geride kaldı. Olanlar bitenler ve yaşananlar hep hatıralarda kaldı. Blogun en geleneksel yazısı olan “2019 Yılımın Özeti” yazısına kavuştuk nihayet. Eh bu yazının yazılması elbette birazcık zaman alıyor. Haydi o zaman başlayalım.

2019 yılı, önceki yıla göre blogun yine aktif kaldığı bir yıl oldu. Bir önceki sene ulaştığı okuyucu ve tekil ziyaretçi sayısı -çok küçük bir farkla- neredeyse aynı. Bu yılın da en çok okunan yazısı tıpkı geçen sene olduğu gibi “İyi Bir Münazara İçin İpuçları” isimli yazı oldu. Daha sonra “Gillette Tıraş Bıçakları Kullanıcı Deneyimleri” isimli yazı ve tam sekiz yıl önce yazdığım “Diski Kullanabilmeniz İçin Önce Biçimlendirmeniz Gerekiyor Hatası Çözümü” isimli yazılar giriyor sıralamaya. Bu sene Gillette tıraş bıçakları için yeni bir yazı daha yazmayı düşünüyorum. Böylece eski yazıyı da güncellemiş olacağım. 2019 yılında yazdığım ve en çok okunan yazım ise Şef Musa Göçmen‘in muhteşem bir gece yaşattığı “Senforock Eskişehir – Şef Musa Göçmen” isimli yazım oldu. Özellikle Musa Hoca’nın da takdirini aldığım için çok mutlu olmuştum. Bloga ülkemizden sonra en çok okuyucu ABD, Çin ve Almanya’dan gelmiş. Blogun en çok tıklanan görseli müthiş alerji ilacım Levmont’un kutusu, Keşan’daki acemi birliğimin fotoğrafı ve Legolas’ın posteri olmuş. Bloga Google’dan sonra en çok ziyaretçiyi sırasıyla Facebook, Twitter, LinkedIn ve Instagram göndermiş.

Geride bıraktığımız yıl içerisinde bloga toplamda 68 tane yazı yazmışım. Bu sayı bir önceki yıla göre daha fazla. Yazılar belki ay ortalaması olarak az olabilir ancak önceki senelere göre içerikler kesinlikle daha dolu ve zengin. Yazılar biraz daha uzun ancak bir konu üzerine en kapsamlı olacak şekilde yazdım. Şimdi ay ay neler yaptığıma bakalım.

Ocak 2019:

ezgif-5-1424cc83d984

Hayatımda yaptığım en güzel .gif

senforock-2019115172424Bu ay toplam 4 yazı yazmışım. Bunlardan ilk bir önceki yılın özet yazısı olmuş. Onu geçiyorum. Bu ayın en önemli olayı doktora yeterlik sınavını vermem oldu. Yıla müthiş bir başlangıç oldu. Gerçi sizi bilmem ama benim için nedense yıllardır Ocak ayı hep Aralık ayının gölgesinde kalır. Yıl sanki Şubat’la başlıyor gibi gelir.

senforock04

Şubat 2019:

labklar02Tam 7 yazı yazarak güzel ve verimli bir ay geçirmişim. Siyatik ağrılarıyla tanıştığım (ve halen de zaman zaman yaşadığım) bir aydı. Kışın ardından bahar çok güzel geldi.

dreamiskaset

Mart 2019:

Okumaya devam et

Kingdom Of 3D Çekilişi!

suha00Yakın arkadaşım Süha‘nın muhteşem bir üç boyutlu tasarım mağazası var: Kingdom Of 3D. Pek çoğu özel tasarımlardan oluşan onlarca figürü üç boyutlu yazıcı sayesinde üretebiliyorlar. Popüler kültürde yer eden pek çok karakter ve nesneyi üreten bu mağazanın ise şimdilerde müthiş bir çekiliş haberi var.

Instagram sayfalarını takip eden herkesin katılabileceği bu çekilişte, kazanan 45 cm boyunda bire bir replika olan Thor’un Çekici‘ni (Mjölnir) kazanacak. Daha önce benzerlerini gördüğünüz tüm çekilişlerde olduğu gibi yapmanız gereken sayfayı takibe alıp aşağıdaki gönderiyi beğendikten sonra yorum kısmına en az iki kişiyi etiketlemek. Bu kadar 🙂 Kazanacağınız 45 cm.lik Thor Çekici, şu anda yalnızca lisanslı ürün olarak üretildiğinden elde etmeniz için epey bir para vermek gerekiyor.

https://www.instagram.com/p/B6GHyy8ldek/

Üstelik Süha’nın mağazası Kingdom Of 3D, sadece bu ürünü değil, başta Orta Dünya teması olmak üzere sizin belirleyebileceğiniz ve daha iyisini yapıp tasarlayabileceğiniz tüm fikirlere hayat verebiliyor. Aşağıda yer alan görseller benim en çok beğendiğim çalışmalardan bazıları. Bunları satın almak ya da kendi ürününüzü tasarlamak için muhakkak aşağıdaki sayfayı takibe alın.

https://www.instagram.com/kingdomof3d/

Supradyn Çekilişini Kazandım

supradyn00Geçen ay Instagram’da amaçsızca dolaşırken Supradyn’in bir paylaşımını gördüm ve şaşırdım. Çünkü birkaç gündür evde, kendimize bir takviye vitamin hapı alıp almamak konusunda konuşuyorduk. Supradyn’in sponsorlu bağlantısında, linkte yer alan çekiliş başvuru formunu dolduran 1000 şanslı kişiye Supradyn Energy paketi hediye edileceği yazıyordu. Oldum olası Instagram çekilişlerini sevmiyordum. Çünkü hiç bana çıkmıyordu. Çünkü “bizi takip edip, gönderiyi beğenip, üç kişiyi etiketleyin” tarzı bir katılım çok kolaydı ve binlerce kişi hücum ediyordu gönderinin altına. Ancak Supradyn’in çekilişinde, durup biraz zaman harcayıp bir form doldurmak gerekliydi. “Çok hızlı” yaşayan bir nesil için bu iş galiba biraz “zaman kaybı” oluyordu.

supradyn01

Üşenmeden formu doldurdum ve çekiliş sonucunun açıklanacağı tarihi takvimime işaretledim. Sonuçlar Instagram üzerinden değil, bir web sayfası üzerinden açıklanacaktı. Çekiliş günü gelince, öğleden sonra, adresi verilen siteye girdim ve gerçekten de alt alta sıralanmış 1000 tane isim gördüm. Heyecanı son ana kadar yaşayabilmek için tek tek, kontrol ede ede listeyi taramaya başladım. Ve sonunda kendi ismimi gördüm! Ulan ne biçim sevindim anlatamam ya 🙂 Yani bu sevinç, cidden “bedava ve ekstra bir gıda” kazanmış olmanın sevincinin yanı sıra, “hakikaten gerçekmiş be” sevinciydi.

supradyn02

Yaklaşık bir hafta sonra bir e-posta geldi Bayer‘den. Hediyelerin Kasım ayı sonuna kadar kargolanacağı yazıyordu. Geçen hafta içi Yurtiçi Kargo gelip buldu beni iş yerimde ve paketimi teslim etti.

Özel bir kutu içerisinde bir adet Supradyn Fast Action (10 şase) ve bir adet Supradyn Film Kaplı Tablet (30 adet) vardı. Fast Action denilen yeni ürün, susuz olarak içilebilen bir tür toz ürün. Ambalaj pratikliği sayesinde cüzdan içerisinde dahi taşınabiliyor. Klasik film kaplı tablet ile Fast Action ürünlerinin içerikleri tamamen aynı. İçerdiği vitamin ve mineraller miktar olarak tamamen aynı.

supradyn03

Bu iki ürünün piyasa fiyatı yaklaşık 80 TL tutuyor. Fast Action denilen 10’lu ürün piyasada 20-25 TL civarında satılıyor. Uygun fiyatı sebebiyle 30’lu haplara göre denemek için tercih edilebilir. Daha önce hiç kullanmadığım için ben de deneyeceğim. Tecrübelerimi buradan paylaşabilirim. Bu yazıya günler sonra Google’dan ulaşıp okursanız da lütfen çekinmeden yorum kısmında bana sorun.

Bu güzel hediye için Bayer’e ve Supradyn’e çok teşekkür ederim. Sağlıkla kal sevgili okur 🙂