Category Archives: Bunları İzlemek Şart

Bu kategorideki yazılar herhangi bir kaynaktan eklenen videoları içermektedirler.

Sabhankra – Live At Headbangers’ Weekend 2017

Artık gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki Türkiye’nin en çok üreten metal grubu Sabhankra‘dır, sevgili okur. Sabhankra adıyla albüm çıkardığı 2006 yılından beri hemen hemen her yıl grup ya yeni bir albüm ya yeni bir EP ya da konser videosu yayımladı. 2016’nın son aylarında şu yazımda bahsettiğim Live At Roxy konseri DVD’sinden sonra grup hiç hız kesmeden ve hatta vites yükselterek yepyeni bir çalışma daha yayımladı: Live At Headbangers’ Weekend 2017. Bu 22 dakikalık konser videosu, grubun şu ana kadar yayımladığı en iyi prodüksiyonlu iş, bunda hiç şüphe yok.

Yine yukarıdakine benzer bir ifade kullanarak belirtmekte bir sakınca görmüyorum, Türkiye’de bu kalitede kaydedilmiş ve üretilmiş başka bir metal konseri videosu yok. Varsa lütfen yorumlarda belirtin ben de düzeltme olarak ekleyeyim.

01Elimizdeki materyal çok kıymetli. Zira grubun davulcusu Rıdvan‘la kaydedilmiş ve yayımlanmış ilk materyal olma özelliği taşıyor. Grubun çok uzun süre bekletmeden videoyu yayımladıktan çok kısa bir süre sonra konser kaydını kaset olarak yayımlaması da mutluluğumuzu zirveye çıkardı. Tıpkı Live at Roxy albümü gibi bu albüm de sınırlı sayıda, Dead Generation Records tarafından kaset formatında yayımlandı. 2 ve 3 numaralı kasetleri sipariş edip aldım hemen.

05Konser, “Abandoned By The Gods” parçasının efsanevi klavye introsuyla başlıyor. Çok hızlı ve sert bir girişin ardından grup tempoyu düşürüyor ve en uzun Sabhankra parçalarından olan kişisel favorilerimden “We March” başlıyor. Özellikle Gürkan‘ın bu şarkı boyunca pozları çok başarılı. We March’ın olanca gazıyla bitiyor. Seyirciye küçük bir laf atmadan sonra Alper’in favori parçalarından “The Hunt” başlıyor. Parçanın girişindeki scream’le birlikte olayın rengi epey değişiyor. The Hunt, Sabhankra’nın en hızlı ve en iyi soloya sahip parçalarından birisi. Bu konserde soloyu Savaş Sungur atıyor ve daha da bir devleşiyor. The Hunt bittikten sonra Savaş tüm seyirciyi “metaaaalll metaalll” diye bağırtıyor. Sonrasında da “Our Kingdom Shall Rise” başlıyor. Kameranın açısı seyirciye döndüğünde anlıyoruz ki ortalık epey karışmış.

Bakın bu konserin olduğu festivalde, aynı günde tam 9 grup sahne aldı. Bunlardan son ikisi, headliner olanlar, Kalmah ve Eluveitie gruplarıydı. Konser sonrasında okuduğum yorumlarda herkes bizim Türk gruplarının başarısından ve diğer iki grubun tırt performansından bahsediyordu. Özellikle Kalmah çok büyük bir hayal kırıklığı olmuş. İşte bu konserin performansıyla parlayan yıldızı da Sabhankra olmuş. Dolayısıyla grubun böyle güzel organizasyonların sahne olanaklarını iyi kullanıp kaliteli işler üretme çabasını takdir etmek gerekiyor.

Neyse, Our Kingdom Shall Rise son parça olarak anons edildiği için grup bunu normal çalma süresinden daha kısa çalarak “The Moonlight“a bağlıyor. Ahh Moonlight. Canım, kalbim, bir tanem Moonlight. Sen ne hüzünlü, ne öfkeli bir parçasın öyle… Moonlight bitince Sabhankra, “bizden bu kadar” diyor ve sahneden iniyor. “Metaaaallll

03

Gelelim videonun prodüksiyonuna. Sırf davul için üç ayrı kamera kullanılmış. Davulcunun arkasından sahne önünü gören kamera ile sahne önünden Savaş Sungur’u çeken kameraların açıları çok başarılı. Live at Roxy’nin aksine, seyircinin coşkusuna da bu videoda fazlasıyla şahit olabiliyoruz. Video çekimleri Semih Yüksel, Can Ceyhan, Oğuzhan Ardahan, Raffi Etyemez, Garo Vram Babayan ve Levan Uzbay gardaşım tarafından yapılmış. Videonun prodüksiyon işlemlerini ise Semih Yüksel yapmış. Konserin kaydı (sesler cidden çok başarılı) Ali Sak tarafından yapılmış. Hepsinin eline emeğine sağlık.

02Şimdilik bu videonun, bir önceki Live At Roxy konseri videosuyla birlikte DVD olarak basılmasını bekliyorum. Ben kendim, MCA Productions and Distro olarak, Live At Roxy Konser DVD’sini basmıştım. Ama bizzat grubun onayını almadığım için dağıtmıyorum, bekliyorum. Gel gelelim kasede. Yalnızca 50 adet basıldı kaset. Baskı olarak bir önceki kaseti daha çok beğenmiştim ancak bu kasetin de kartonetinin tasarımı çok başarılı. Şimdi bu albümde şöyle bir detay var. Albümün kasede basılan kapağı ile grubun dijital platformlarda yayımlanan kapağı birbirinden farklı. Kasette Süha‘nın fotoğrafı var. Dijital platformlarda ise benim çok sevdiğim o “davulcu arkasından seyirci” açısı var.

Sabhankra, yine çok kaliteli bir iş, kaliteli bir albümle karşımızda. Yerli metal gruplarına destek verin. Bak yapmayın etmeyin, konserlerin giderek azaldığı, tırtladığı bu dönemde hiç olmazsa kendi gruplarımız, yerli gruplarımız üretmeye, kaydetmeye devam edebilsinler. Seni çok seviyoruz Sabhankra. Sen de bizi sev ve artık yeni bir albüm yap!

04

Harry Potter Fan Filmleri

Tabii biz (Yağızhan, Cihan, ben) şimdi büyük Harry Potter fanı olduğumuz için, olaya senin baktığından çok daha farklı bakıyoruz sevgili okur. J. K. Rowling‘in yazdığı toplam 7 + 3 kitaplık Harry Potter ve büyücülük dünyası serisini okuyup bitirdiğimizde “böyle bir yaşam mümkün lan aslında” demeye başlamıştık bile. Bu kimilerine göre saçmalık, kimilerine göre çılgınlık, kimilerine göre ise düpe düz delilikti! Öyle ya elde asa, üstte cübbe, sağda solda expeliarmus diye bağırmanın muggle’lar tarafından komik göründüğüne şüphe yok!

0000000717001-1.jpgJ. K. Rowling, Harry Potter serisinden sonra yayımladığı Boş Koltuk isimli roman tutmayınca rotayı yeniden HP dünyasına çevirdi. Ne yalan söyleyeyim hiç üzülmedik bu duruma. Serinin devamı niteliğindeki 8. kitap “Lanetli Çocuk“, bir tiyatro oyunu olarak yazıldı ve tiyatro metni olarak da basıldı. Gayet güzel tepkiler aldı ve filme çekilmesi için beklemeye geçtik.

Bir diğer haber de yazının ilk paragrafında 7 + 3 kitap olarak bahsettiğim, + 3 kitaplardan biri olan “Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerelerde Bulunurlar?” isimli kitaptan geldi. Yüz sayfalık bir kitaptan nasıl bir film çektiler diye merak ettim durdum. Öyle ya, bu kitap bir ders kitabı şeklinde yazılmışı ve 0000000114771-1.jpgherhangi bir olay akışı dahi içermiyordu. Ancak Rowling ablamız, kitabı esas alarak çekilecek beş filmlik bir seri için yeni baştan senaryo yazım olayına girmiş. Kuş kadar Hobbit‘ten üç film çıkaran Peter Jackson‘ın yaptığı hataya düşmemişler ve öykünün zaten bilinmeyen kısımlarını, bizzat Rowling tarafından yazılacak yeni senaryoyla doldurmayı tercih etmişler. Ve tıpkı Yıldız Savaşları‘nda olduğu gibi, olayları ilk HP filminden de çok önce bir tarihte başlatmışlar.

Çok uzun bir girizgahtan sonra gelelim bu yazının konusu olan Harry Potter Fan Filmlerine. Filmler Youtube’da Broad Strokes Productions tarafından yayımlanmış ve
fanlar tarafından çok sevilmiş. Öyle ki çekilen iki filme, tüm dünyadaki HP fanları tarafından onlarca dilde altyazı ve dublaj hazırlanmış.

folder.jpgFilmler, bildiğimiz klasik öyküdeki iki güzel boşluğu dolduruyor. Üç yıl önce çekilen “The Greater Good (Çoğunluğun İyiliği)” isimli filmde, Dumbledore ile Voldemort’tan önceki karanlık büyücü Grindelwald arasındaki arkadaşlığın nasıl düşmanlığa dönüştüğünü görüyoruz. Bu filmi, “Fantastik Canavarlar Nelerdir”i izlemeden önce muhakkak izlemeniz lazım. Böylece, kitapları okumasanız dahi filmde geçen olaylar hakkında ön bilgi sahibi olabilirsiniz. Filmde, Dumbledore ile Grindelwald anlaşmazlığa düşüyorlar. Dumbledore’un kız kardeşi de bu ikisi arasında çıkan düelloda seken bir kaza “avada kedavra“sıyla hayatını kaybediyor.

snape-marauders-final2Diğer film ise yaklaşık bir yıl önce çekilmiş  ve bence efektler olarak ilk filmden daha başarılı. Filmin ismi: Severus Snape and the Marauders (Severus Snape ve Çapulcular). Filmde, Harry Potter’ın babası James Potter ve kankalarından oluşan Çapulcular isimli grubun dönem arkadaşları Snape’e nasıl pislik yaptıkları konu alınıyor. James Potter’dan soğuyup Snape’e kanınız kaynıyor. Ben zaten serinin başından beri Voldemort’u saymazsak Dumbledore’dan sonra en iyi büyücünün Snape olduğunu düşürdüm. Filmde de dört kişiye karşı savaşarak bunu gösteriyor. Özellikle Snape’in sonlara doğru bir sahnesi var ki izlerken “Allah’ınız yok mu lan!” diye bağırasın gelir sevgili okur.

Her iki film de “fan movie” olarak çekilmiş ancak prodüksiyon kalitesi olarak, serinin orijinal stüdyo filmlerinden bir farkları yok. Soundtrack bile filmler için özel olarak kaydedilmiş. Sihir efektleri çok başarılı. Oyuncular gayet iyi oynamışlar. Yani demesem ki bu bir fan filmidir, sen demezsin ki bu bir fan filmidir. O kadar!

Broad Strokes Productions’ı takip et sevgili okur. Bakarsın yine güzel bir film yaparlar.

Şubat Ayı – Dolunay Project – Moonlight

lightsbynightŞubat ayı ne güzel ay değil mi? Kısacık, çabucak. Şubat ayı dolunayı da bu aya yaraşır şekilde geldi geçti, kısacık ve buz gibi. Yazı gecikti farkındayım. Bunun sebebi Alper ve Yağızhan’la giriştiğimiz akustik projeydi. Çok uzun zamandır Alper’le aklımızda olan Sabhankra şarkılarını akustik yorumlama fikrine Yağızhan’ı da dahil ettik. İlk düzenlemeyi yaptıktan sonra kayıt ve montaj işini bir türlü beceremedik ama.

Ben de bir son dakika fikriyle hem yazılımın bir denemesini yapmak için, hem de işin ileri aşamalarında bizi nelerin beklediğini önceden kestirebilmek adına şu aşağıdaki videoyu yaptım. Sabhankra’nın en unutulmaz parçası, Moonlight’ı akustik olarak yorumladım. Çok kısa oldu, tadımlık. Farkındayım davul tonu ve senkronunda da problemler var. Ama yapabiliyor olmanın verdiği mutlulukla yükledim Youtube’a. Evet harika değil ama idare et işte 🙂

prens02Geçen hafta sonu, yine Küçük Prens sergisi vardı Adımlar’da hem de tam dolunayın çıkacağı günde: Küçük Prens’in Dil Serüveni adıyla. Geçen seneki sergiye göre epey bir geliştirmişler. Baskıların çeşitliliği artmış. Çok ilginç baskılar gördük. Mesela İspanyolca T9 sözlük açıkken yazılmış bir baskı ya da aynadan ters olarak okunabilen baskı… Mikro boyutta resimlendirilip basılmış kitaplar, üç boyutlu kitaplar ve baskısının yılına, özelliğine göre çeşitlenmiş onlarca kitap… Neden bilmiyorum, bir edebiyat müzesi neden böylesine romantik hissettiriyor? Bu sergiyle ilgili başlı başına bir yazı yazacağım. Söz.

prens01
prens03 prens04

Küçük Prens sergisini gezmenin en büyük ödülü de aylar sonra yeniden Volkan’ın ailesiyle buluşmak oldu. Volkan’ın babasını çok severiz. Bir ilkokul öğretmeninden ziyade, bir üniversite hocasına benzer. Duruşu, konuşması ve samimiyetiyle her zaman gönlümüzde taht kurmuştur. (Gerçi çok şükür, dört arkadaş her birimizin ailesinde şahsına münhasır anne ve babalarımız var.) İşte şimdi tüm bu iltifatları alıp ikiyle çarpın. O kişi de Volkan’ın annesi oluyor (üniversite hocası kısmını saymazsak). Rızvan teyzemizin Volkan’la devam eden komik mücadelesi yıllardır anlatageldiğimiz esaslı bir mücadeledir.

Uzun süre görüşemeyince, gelişmelerin de üzerinden yeniden geçmek gerekiyordu. Biz de öyle yaptık. Sonra omzuma biri dokundu: Serkan abi! Günün güzelliğine bakar mısın! Serkan abiyi de uzun süredir görmüyordum. Yarıyıl tatili sebebiyle Trabzon’dan gelmişti ve daimi adresi olan Adımlar Kitabevi’nde takılıyordu. Sağ olsun ayak üstü görüştük biraz.

Daha sonra, hem Serkan Abi’yle hem de Volkanlarla vedalaşıp eve döndük. Uzun süre sonra ilk defa o gece uykum kaçtı. Uyuyamadım ve hatta uyuyamadık. Aklıma gelen senaryoları bir türlü kovamadım. Başladım masallar yazmaya. Ellerini tuttum ve maceradan maceraya koştum. Sana neler oldu bilmiyorum ama ben çok yaralandım. Neyse ki kötüler hak ettikleri cezayı buldular. Zira benim masallarımda kötüler hep kaybederler. İyiler ise asla iyileşemezler.

2016 Yılımın Özeti

Kan, şiddet, göz yaşı ve umutsuzlukla dolu, lanet olası bir yılı geride bıraktık sevgili okur. Kutuplaşan bir toplum, vahşetin hızla normalleşme sürecine girip insanların haber dinlemekten sıkılıp TV8’e hatta yetmiyormuş gibi 8,5’a koştuğu, aşşağılık yalanların hayatları mahvettiği bir yıl bitti. İyi şeyler de oldu muhakkak. Ancak kötülük o kadar fazlaydı ki geriye baktığımda bir tutam saçtan ve eğrelti birkaç nottan başka bir şey kalmadı aklımda.

My Resort‘un her yıl yeni okuyucuları olduğundan bir kere daha bahsetmekten üşenmiyorum. Şu an okumakta olduğun “Yılımın Özeti” bu blogun geleneksel yazılarından birisi ve hatta en sevilenidir. Her yıl 31 Aralık tarihi, hem yılın son günü hem de benim meslek hayatımın yıl dönümüdür. Geride bıraktığımız 31 Aralıkla birlikte çalışma hayatımın 4. yılı da bitmiş oldu.

Şimdi blogun istatistikleriyle beraber bütün bir yıl boyunca buralarda, hayatımda neler olup bitmiş şöyle bir bakalım. Okumaya devam et

Sabhankra’dan Bir İlk Daha: Live At Roxy

fb_img_1479750247074

Şimdi ben buraya “bir ilk daha” diye yazınca bazıları soracak, ne bakımdan bir ilktir diye. Anlatayım sevgili okur. Şu anda Türkiye’de kariyeri boyunca kesintisiz olarak müzik yapan, aktif olarak sahne alan ve albüm yayımlayan metal grupları içerisinde Sabhankra, yayımladığı albüm sayısı, diskografisinde yer alan parça sayısı ve bu içeriği yayımlama periyodu olarak en aktif birkaç metal grubundan birisidir ve hatta bana göre en aktifidir.

Bir müzik grubu için, bir metal müzik grubu için üretmek önemlidir evet. Ama üretilen materyalin kaliteli olması daha da önemlidir. Metalci olunca, yayımlanan videolarda diğer türlerin aksine cep telefonu kamerasına razı olabiliyoruz örneğin. Ya da daha leş kayıtlara. İşte Sabhankra’mız, bu yeni çalışmasında, Türkiye’de ilk defa arkasında büyük bir firma olmadan, böylesine kaliteli bir konser videosu üretebilen metal grubu oldu.

Grubun 29 Ocak 2016’da İstanbul Roxy’de TYR grubuyla birlikte verdiği konserin videosu, grubun kendi prodüksiyonuyla çekildi. Yaklaşık bir yıl bekledik ama bir yılın sonunda ortaya kayıt kalitesi ve görüntü kalitesiyle parmak ısırtan, düşman çatlatan bir iş çıkmış oldu: Live at Roxy!

Sabhankra elbette işi videoyu montajlayıp Youtube‘a yüklemekle bırakmayacak. Çok yakında bu konseri kaset formatında yayımlayacaklar. Yayımladığı son iki albümün aksine, bu yeni live albümü yurt dışında bastırmayacak. Underground distrolarımızdan bir tanesi albümü kaset formatında basacak, paramız ülkemizde kalacak, Türk metal ekonomisi kazanacak 🙂 Ve bu albüm ilginç bir şekilde, Sabhankra’nın CD formatında yayımlanmayan ilk albümü olacak. Gerçi diğer bir yandan, kaset formatında da yayımlanacak ilk albümü olacak.

sabhankra

Albümün DVD olarak basılıp basılmayacağı kısa sürede belli olacak. Eğer DVD olarak basılmazsa MCA Productions & Distro olarak ben kendim “Fan Made” olarak basmayı düşünüyorum. Zira böylesi bir çalışmanın basılmaması ayıp olur.

Live at Roxy, toplamda beş parçadan oluşuyor. Aslında yedi parçadan oluşuyormuş ancak bir takım teknik problemlerden dolayı beş parça şeklinde montajlanmış. Ancak çok çok şanslı olanlar yayımlanmayan diğer iki parçayı dinleyebilmiş: Konsere gidenler ve montajı yapanlar. Kim bunlar? Video çekim işini yapan Raffi Etyemez, Deniz Köylü ve Garo Vram Babayan. Raffi ayrıca videoların nihai düzenlemesini de yapmış. Sesleri Ali SAK kaydetmiş, miks ve masteringini de kendisi yapmış. Helal olsun. İyi bir ses sistemiyle dinlediğinizde Mehmet’in vurduğu her kick sesini, gitarın her notasını mis gibi duyuyorsunuz. Kapak fotoğrafları da Levan Uzbay kardeşime ait, eklemezsem olmaz.

Mehmet demişken evet, bu materyal grubun eski davulcusu Mehmet Engin‘in gözüktüğü son video olma özelliği taşıyor. Yeni davulcu Rıdvan Başoğlu‘nu da umarım kısa sürede izleme ve dinleme şansımız olur. Toplam 25 dakika süren videoda yer alan parçaları ve hangi albümden olduklarını yazmamışım, hemen ekliyorum:

1- We March (Seers Memoir, 2014)
2- The Hunt (Powercraft, 2006)
3- Buried In Dust (Revenge, 2016)
4- Our Kingdom Shall Rise (Aynı adlı EP, 2010)
5- The Moonlight (Swords Of The Night EP, 2011)

Özetle, Sabhankra çok iyi bir iş yapmış sevgili okur. Metal müzik dinliyorsan, işini güzel yapan metal gruplarına saygı duyuyorsan ve aşktan sen artık sen değilsen: Live at Roxy’i izlemelisin.

Bu Sıralar In Flames’te Bir Şeyler Oluyor

in-flames-bandheader-940x300

Hayatımızda kime değer versek, kime aşık olsak giderek çıtayı düşürüyor sevgili okur. Yerlere göklere koyamadığımız, gönüllere sığdıramadığımız gruplar hep tırtlıyor, üzüyorlar bizi. Benim In Flames sevdam da işte bu şekil, giderek tırtlayan bir sevda.

Bir önceki albüm Siren Charms‘ı zorlaya zorlaya dinliyordum. Dead Eyes gibi parçalar vardı sonuçta hala. Ama eninde sonunda bize yine Whoracle yolları gözüküyordu. Tüm bu süreçte biricik davulcu Daniel’in ayrılması beni kedere boğmuştu. Ben bu haberi bloga 2015’in Kasım ayında girmişim. Aylarca yeni davulcunun kim olabileceğini düşündük durduk. Ama açıklanan bir isim olmadı. Bunun için biraz daha beklememiz gerekecekti.

Biz öyle başka deryalarda yüzerken, grup 2016’nın Ağustos ve Eylül aylarında iki yıldır biriktirdiğini püskürtmeye başladı kulaklarımıza: Youtube’da resmi In Flames kanalından, Nuclear Blast kanalından, ardı ardına yeni bildirimler yağmaya başladı. Yepyeni iki albüm müjdeleniyordu. O kadar fazla materyal yayımlandı ki bunları kronolojik olarak listeleyeceğim. Oturup tek tek youtube’dan yayım tarihlerine baktım. Öyle bir yerlerden kopyala yapıştır değil yani, kendi yazdım. Yayımlanan materyal ve Youtube linki şeklinde veriyorum: Okumaya devam et

Kendi Dükkanımızdan Videolar

Başlığın böyle olmasının sebebi Yahşi Batı’da Zafer Algöz’ün bir esprisidir. Başka bir şey değil. Bu yazıda izleyeceğiniz üç videonun birini ben, birini Murat ve birini de Türker yaptı. “Bunları İzlemek Şart” kategorisine uzun süre sonra iyi bir yazı oldu bu.

Şu aşağıdaki videoda tıkır tıkır çalışan bir dikiş makinesi görüyorsunuz. Şu birkaç saniyelik videonun arkasında, yaklaşık 2 saatlik bir emek var. Annem, orijinal Singer dikiş makinesini teyzeme vermişti yıllar önce. Teyzem de bu makineyi kullanmayıp kömürlüğüne atmış. Tamamen mekanik olan bu makine, şu an piyasada bulunan elektronik muadillerinden çok daha uzun ömürlü ve kullanışlı bir makine. Uzunca bir süre kömürlükte bekleyen makine nihayet kuzenim Harun’la birlikte tekrar yuvaya, Eskişehir’e döndü. Bayramın ilk günü tam iki saatimi aldı tamamen temizlemesi. İlk üretildiğinde ayak pedalıyla çalışan bu makineyi küçük bir modifikasyonla elektrik motoruyla çalışabilir hale getirmiştik yıllar önce. Onca yıl kömürlükte beklemesine rağmen motoru da mekanik donanımı da sapasağlamdı. Aşağıdaki videoda makineye harici bağlantıyla güç veriyorum. Tıkır tıkır çalışmaya başlıyor. Dediğim gibi, birkaç saniyelik şu video aslında iki saatlik emeğimin boşa olmadığını gösteren bir delildir.

kuredeneyiBayramın ikinci günü Murat, süper bir deney yaptı. Nereden görmüş bilmiyorum. Ama gerçekten çok şaşırtıcı bir iş. Bir dönemin çok popüler hediyelerinden medyum kürelerini bilirsiniz hani. Elektrik akımını cam fanusun içerisine veriyor, elinizi cama yaklaştırınca akım o noktaya toplanıyor. İşte bu kürenin pasif haldeki floresan lambaları yakmak gibi bir özelliği de varmış. Kürenin çeperlerine yansıyan elektrik alan, floresan lamba içerisindeki atomları titreştiriyor, bu da bildiğimiz ışık olarak bize yansıyor. Fotoğraf koydum ama video koymazsam inanmazsınız.

Ve son olarak Türker‘in uzun süre önce gönderdiği, Mafya Affetmez videosu. Aslında bunu blog reklamı olarak düzenleyecektim. Ama videolarla ilgili bir başlık açınca bunu da eklemezsem olmazdı. Bu, bugün aldığım yeşil perdeyle birlikte, ileride görüp izleyeceklerin için sana fikir versin sevgili okur. Alper‘in geçen sene Aykut’un düğünü için yapmak istediği bir video vardı, daha doğrusu kafa montesi. İşte bunları falan hep yapabileceğiz.

 

Dünya’nın En Büyük Sabhankra Koleksiyonu

Sen okumaktan sıkıldın belki ama ben yazmaktan sıkılmadım sevgili okur. Evet, yine bir yazıda, yeni bir yazıda Sabhankra’dan bahsedeceğiz. Bu sefer çok fazla yazı olmadan, işi görsellerle bitirmeyi düşünüyorum.

Türkiye’deki (muhtemelen Dünya’da da) en büyük Sabhankra fanı olduğum için elimde Sabhankra’ya ait materyaller çok fazla ve çeşitlidir. Grubu ilk defa tanıdığım 2006 yılından bugüne kadar geçen 10 yılda, grupla da iyice samimi olmamız, ama en temelde de benim özverim sayesinde itinayla biriktirdim tüm bu materyalleri. Hatta itinayla ürettim de diyebiliriz bir kısmını.

sabhankra_koleksiyon (2)

Evet koleksiyonun tamamı bu. Şimdi gelin bu ürünlere yakım çekimde bakalım. Her biriyle ilgili anılarımı anlatayım sizlere.

Okumaya devam et

İzin Öncesi Harika Keşifler & Olaylar

Mirvari Kahvesi

mirvariBenim Türk kahvesiyle pek aram yoktur. Kırk sene içmesem canım çekip de bir Türk kahvesi içeyim demem. Bir de orta, sadece, şekerli ayrımında çok başarılı olduğumu söyleyemem. Sade Türk kahvesi öyle alelade içilebilecek bir lezzet değil bence. Türk kahvesine olan bakış açım bu şekilde olumsuzken, ailemizin “elf”i Hazal‘ın, tüm fikrimi değiştiren, “bir şans daha vermelisin Mesut” diye beni telkin eden o harika keşfinden bahsedeceğim: Mirvari Kahvesi. Bir yudum alıp şu yorumu yaptım.

iciminasil biliyonmu

Yeni çıhmış, içimi nasıl biliyon nu? Mmmpeehhy…

Hazal sağ olsun, 240 gramlık mucize bir paket getirdiğinde içeceğimiz şeyin bu denli lezzetli olabileceğini hiç düşünmemiştim. Nasıl tarif edebilirim? Ağızda hafif tortulu bir lezzet bırakıyor. Tadı sütlü gibi ama sütten ziyade hafif bir krema tadı geliyor. Dibinde kalan telve bile o kadar eğip bükmüyor ağzınızı. Kimisi kahvenin telvesini sever hani. Parmak parmak tadına bakar. İşte bu kahvenin öyle bir telvesi de olmuyor. Şekersiz bile içilebilir.

Bu kahve Türk kahvesi, damla sakızı , has salep, keçiboynuzu tozu, krema, mahlep ve safran’ın özel miktarlardaki karışımından oluşuyor. Tuğba Kuruyemiş‘ten başka satan yok. Mirvarinin sözcük anlamı “inci” demek. 240 gramlık paketi 10 lira. Kahve içmeyi seviyorsanız, daha önce de Mirvari kahvesi içmediyseniz denemek için beklemeyin bence. Ha, bu bir reklam değildir.

Yepyeni Türlerde Black Metal Tecrübesi

Geçen hafta iş yerinde epey yoğunluk vardı. Her gün sabahtan akşama aralıksız iş çıkarmak durumundaydım. Böyle kesintisiz çalışmaya başladığımda kendime bir hedef koyuyorum, istisnalar ve kendi kontrolüm dışındaki olaylar haricinde, yaptığım işi bitirmeden yerimden kalkmıyorum. Perşembe ve cuma günü çalışırken kulağımda yeni keşfettiğim iki grubun şarkıları döndü durdu hep. Kulaklarımda kıyametler koptu ama kimseler farkına bile varmadı.

a3421730298_10Mesarthim, Avustralyalı bir atmosferik black metal grubu. Çok da araştırmadan karşıma çıkan ilk parçaları olan Pillars‘ı dinlemeye başladım. Melodiler hoşuma gidince EP’nin tamamını indirdim. Özellikle aralara serpiştirilmiş klavye melodileri ve durağan giden ritim çok hoşuma gitti. Pillars, grubun 2016 yılında çıkardığı, dört parçadan oluşan ve toplamda 37 dakikalık çalma süresine sahip bir EP. Grup aynı yıl bir EP daha çıkarmış. Grup üyelerinin adları ve hatta tek kare fotoğrafları bile yok. İsimlerini Nokta ” . ” olarak belirtmişler. Kaç kişiden oluşuyor, kimlerdir bilemiyorum. Black metali güzel yağan şeylerden biri de her grubun böylesi gizemli bir yönünün bulunması bence.

midnightPillars, güzel ama itiraf etmek gerekirse tek düze bir albüm. “Bu albümü sevdiysen bunu da seversin” şeklinde gelen bir tavsiyeyle Midnight Odyssey‘in 2015’te çıkardığı tek parçalık The Night Has Come For Me isimli EP’sini dinlemeye başladık. Ambient Black Metal türünde, bol klavyeli, bol melodili ve sözlerle birlikte iyi bir vokalle desteklenmiş bir parça. 12 dakika sürüyor ama türün dinleyicisiyseniz muhakkak seversiniz. Bu parçayla birlikte bir kere daha anladım ki “choir” dediğimiz vokalleri pek seviyorum. Midnight Odyssey de Avustralyalı bir proje. Grup değil, tek bir kişiden oluşuyor.

I stand as one, hiding in the trees
The night has come for me
My many voices are overpowering
You will never be free

İçimin Yağlarını Eriten Bölüm: Battle Of Bastards

İzlediğim dizilerle ilgili spoiler veren yazılar yazmak hiç tarzım değil. Ama bunca yıldır izlediğim Game Of Thrones‘un ilk defa bir bölümü böylesine güzel hissetmemi sağladığı için bu yazıyı yazmasam olmazdı.

13407010_10154270298479161_600996300336373567_n

Battle Of Bastards, 6. sezonun 9. bölümü idi. Dün gece 6. sezonun final bölümü yayımlandı. Henüz izlemedim. Bu akşam Getik Kafe‘de izleyeceğiz. O yüzden sabahtan beri özellikle kaçıyorum Facebook’tan ve bilimum sosyal platformlardan spoiler yememek için. Nasıl bir final olacak hiç bilmiyorum.

Battle Of Bastards’a dönecek olursak, izlediğim en iyi bölümlerden birisiydi diyebilirim.Korkumdan iMDB’ye de giremiyorum şu anda. Ancak reyting oylamasında zirvedeydi. Ben de dahil izleyen herkesin bölüm bittiğinde derin bir ohh çektiğini okuduk hafta boyunca sözlüklerde, sağda solda. Bölüm bittiğinde bayrakları astık, profilimizi süsledik.

196418_340Yine de fazlaca detaya girmeden, bu bölüm neden çok iyiydi ondan bahsetmeye çalışayım. Şüphesiz bu bölümü en iyi yapan şey bölümün tamamına yayılmış olan iki farklı savaşa ait sahnelerdi. Savaş sahnelerinde izleyici olarak en tatmin olduğumuz olay, kaybedileceğine kesin gözüyle bakılan savaşların, tüm umutların bittiği anda çok zayıf bir ihtimalle gerçekleşmesi beklenen olasılıklar dahilinde kazanılmasıdır. Biz bu sebepten Yüzüklerin Efendisi‘ne doyamıyoruz. Rohan’ın doğuda belirmesi, ölülerin gemilerden taşması ve sonucunda kazanılan zaferler.

İşte bu bölümde de aynı hissiyatı dolu dolu yaşayabildik. Açıkçası ben önce Kurtlar Vadisi, sonra da Game Of Thrones’la hayatımıza giren “başrol oyuncusunu acımadan öldürmek” tribinden dolayı tüm bölümü diken üstünde izlemek zorunda kaldım. Ama sonuçta kıçımı koltuğa öyle bir yaydım ki, dedim bu mutluluğun üzerine bırak da bir yazı yazayım. Game Of Thrones, bana daha önce hiç böyle hissettirmemişti.

Savaş sahneleri diyorduk. Biz, ejderhasever bir milletiz. İşte bir kere daha ejderhanın gücünü gördük bu bölümde. Diğer taraftan bölüme de adını veren “Battle of Bastards” ise hayatımda izlediğim en gerçekçi savaş sahnelerine sahipti. Bir filmi/diziyi izledikten sonra hissetiklerimi başkaları da hissetmiş mi diye araştırırım hep. Yorumları okuyunca anladım ki hissetmiş. Jon Snow, ayaklar altında ezilirken o kadar kaptırmışım ki nefesimi tuttum ben de. Sağdan soldan kıskaca alınmışken en az onlar kadar korktum. Kazananın kim olacağını kestirmek başlarda o kadar imkansızdı ki.

wunwun Elbette bölümü bu denli güzel yapan bir diğer unsur ise savaşın tek fantastik ögesi olan Wun Wun isimli devdi. Yanında dev olan bir ordunun kendinden daha emin olmasını, daha cesur olmasını beklersiniz değil mi? Ama Jon Snow’un ordusunda o cesaret biraz eksikti. Kahraman dev, savaşın gidişatında çok büyük öneme sahip. Keşke ilerleyen bölümlerde başka devler de görebilsek ama muhtemelen Wun Wun’la birlikte soyları tükenmiş oldu.

Bölümün sonlarında dişimizi sıktık, yumruklarımızı sıktık, bitir artık şunu diye bağırıp durduk. Eh istediğimiz gibi olmayınca açıkçası ben sövdüm. Bu işin altından yeni bir pislik çıkacak, elinde fırsat varken neden yapmıyorsun diye. Ama bölümün son iki dakikasını izleyince, böylesi bir sonun diziye daha çok yakıştığını anladım.

Özetle, bu akşam Game Of Thrones’un final bölümünü izleyeceğim. Altı senedir tırnakları kemire kemire izlediğimiz, darbe üstüne darbe yediğimiz zamanlardan sonra umarım senaristler bu sezon taşı gediğine koymuşlardır. Eğer final de en az Battle Of Bastards kadar iyiyse, oturup son iki bölümü film tadında açar açar izlerim.

EKLEME: 28.06.2016. Son bölümü dün izledik. Çok çok iyiydi ancak neyse ki Battle Of Bastards kadar iyi değildi.

Yıllık izindeyim, daha sık birlikte olacağız. Umarım.

Gojira’nın Yeni Videoları

Eğer iyi bir metal müzik dinleyicisi isen bunu kaçırmış olman zaten imkansız sevgili okur. Ben yine de hem bloga kazandırmış olayım hem de hala duymamış olan varsa sebeplenip sevaba gireyim diye bu yazıyı yazıyorum.

Son yılların çok dikkat çeken gruplarından Gojira, Fransız metalinin Dünya’daki yüz akı olarak özellikle 2012’deki L’Enfant Sauvage albümünden beri dikkatimi çekiyor. Grubun yaptığı müziğin yanında, çektiği çok başarılı müzik videoları da grubun bu ilgi çekiciliğinde büyük paya sahip. L’Enfant Sauvage albümünden tam üç video yayımlandı. Bunlar albümle aynı adı taşıyan L’Enfant Sauvage, Born In Winter ve Explosia. Bunun dışında aynı albümden üç tane lirik video ve bir tane de live video yayımlandı. Böylece grup toplamda 11 parçalık albümden tam 7 parçaya video hazırlamış oldu. Bu, muhteşem bir istatistik. Bunlardan L’Enfant Sauvage, yayımlandığı Mayıs 2012’den bugüne yaklaşık üç milyon üç yüz bin defa izlenmiş.

Şimdi, tam dört yıl sonra bu yıl içerisinde Haziran ayında  grubun son albümü “Magma” yayımlanmış olacak. Bu albüm henüz çıkmadan albümden iki parçaya klip çekildi ve yayımlandı bile.

Bundan yaklaşık bir ay önce “Stranded” isimli parçanın klibi yayımlandığında kıyamet koptu! Bir anda profiller Gojira paylaşımlarıyla dolmaya başladı ve herkesin hem fikir olduğu şey “gelecek albümün hiç de boş bir albüm olmayacağı” idi. Stranded’i özellikle olağanüstü vokal performası ve klipteki sıra dışı anlatımı sayesinde sürekli dinlemeye ve izlemeye başladım.

Çok geçmedi, iki hafta sonra grup yepyeni ve çok daha etkili bir bomba patlattı: “Silvera“. Bir önceki parça bir ayda yaklaşık iki milyon izlenmeye sahipken; Silvera, yayımlandığı iki haftalık süre içerisinde şu anda yaklaşık bir milyon üç yüz bin izlenmeye sahip. Muhtelemen grubun en çok izlenen videosu olacak birkaç ay içerisinde. Muhteşem bir riff’le başlıyor ve parça bunun üzerine kurulmuş. Vokal yine çok çok başarılı. Klip ise Stranded’tan daha vahşi ve gruba has o “simgesel anlatımlarla” dolup taşıyor. Klibi Drew Cox çekmiş ve performans sahneleri çok başarılı. Parçada ikinci dakikadan itibaren başlayan solo aklımı başımdan alıyor. Özellikle şu son iki haftadır.

Haziran’ın 17’sinde yayımlanacak olan Magma, kesinlikle grubun diskografisindeki en önemli albümlerden birisi olacak. Klip çekilen bu iki şarkı ayarında başka şarkılar da içeriyorsa ve grup akıllıca davranıp bu şarkılara klip çekerse albüm patlar gider ben buraya yazmış olayım.

Yazı burada bitiyor. Gojira, muhteşem videolar çekmeye devam eder umarım. Albüm çıkana kadar bir başka video daha yayımlanır mı bilmiyorum ama albüm çıktıktan sonra mutlaka birkaç video daha gelecektir. Bekliyoruz bakalım. Grubun resmi Youtube kanalından bir gün önce şu video yayımlandı. Albümün konsepti hakkında fikir veriyor.

time to open your eyes to this genocide
when you clear your mind you see it all
you’re receiving the gold of a better life
when you change yourself, you change the world

goj01

Düzeltme: Albümün çıkış tarihini yanlış yazmışım. Düzelttim. 09.06.2016