Category Archives: Bunları İzlemek Şart

Bu kategorideki yazılar herhangi bir kaynaktan eklenen videoları içermektedirler.

Jules Verne Okumaları Vlog: Karanlık İzler

Geçtiğimiz günlerde Facebook’taki Jules Verne grubumuzda, müthiş bir Youtube kanalı keşfettim. Sevgili Uğur Karabürk‘ün Karanlık İzler ismindeki kanalında Türkiye’nin ilk düzenli Jules Verne okumaları yapılıyor.

Yukarıdaki video aslında seriye giriş niteliğinde ancak çekilen ilk video değil. Sevgili Uğur kardeşimiz bu videoyu 2020 yılında Mayıs ayında hali hazırda beş farklı okuma yaptıktan sonra çekmiş. Aşağıda listeyi vereceğim ama Vlog olarak çekilen ilk okuma videosu Buzlar Sfenksi isimli baş yapıta ait. 2019 yılında çekilmiş.

Pek çok yerde Uğur, Alfa Yayınları‘nın baskı kalitesinden özellikle de kitabın ebatlarının çok iyi olduğundan bahsetmiş. Kendisi cep boy kitapları pek sevemediğinden İthaki’nin serisini de sevememiş. Alfa Yayınları gerçekten de hem baskı kalitesi, hem çeviri kalitesi hem de yer yer orijinal çizimleri içermesi bakımından ülkemizde Jules Verne hakkında basılan en iyi serilerden bir tanesi basıyor halen. Efsane Inkılap & Aka ve İthaki serileri yıllar önce basılıp basılıp bittiği için halen devam eden en aktif seri Alfa Yayınları’na ait. Bir de İş Bankası Kültür Yayınları‘ndan çıkan Modern Klasikler Serisi’nden zaman zaman yeni baskılar çıkıyor ancak bu seri sadece Jules Verne’ye ait değil bildiğiniz üzere.

Yukarıda serinin ilk videosu Buzlar Sfenski yer alıyor. Mümkün olduğunca her ay bir kitap bitirmeye çalışıyor Uğur. Nisan 2021 tarihi itibariyle vlog serisinden çıkan okuma videoları şu şekilde:

Son video Yeşil Işın, bu ay içerisinde yayımlandı. Kitabı pek sevememiş. Ben de bu sayede tanımış oldum. Henüz vlogtan üç video izleyebildim. Bu arada Karanlık İzler kanalı sadece Jules Verne okumalarından ibaret değil. Yaklaşık 3 bin abonesi bulunan kanalda onlarca farklı video yer alıyor. Edebiyat söyleşileri, aylık okumalar, kitap incelemeleri… İlgilisi için tam bir hazine.

Kim bilir belki de bir gün Karanlık İzler ve My Resort el ele verip ortak bir Jules Verne videosu çekeriz. Hatta üstat Murat Haser‘i de dahil ederiz. Pes etmek yok, okumaya ve keşfetmeye devam!

15 Yıllık Bir Macera Sona Erdi: Supernatural

Şu günlerde tüm dikkatim ve yoğunluğum doktora tezi üzerine. Ancak vakit buldukça ve ara vermek istedikçe blog yazmak iyi bir çözüm yolu gibi görünüyor. En azından yazarken eğleniyorum ve kafamı rahatlatabiliyorum.

Bu blogda özellikle de 2010’ların ortalarından itibaren sıkça okunan bir diziydi Supernatural. Hayatımda kesintisiz olarak izlediğim en uzun soluklu diziydi. Tam 15 yıl! 32 yaşında birisi için neredeyse hayatının yarısı demek! Tam 327 bölümlük bir macera!

İlginçtir, ilk defa ne zaman başladım hatırlamıyorum bile. İlk sezonun ortalarında yetişip beğenince hemen geriye dönüp en baştan indirip izlemeye başlamıştım. O zamanlar şimdiki gibi dizi izleme siteleri falan da yeni yeni popüler olmaya başlamıştı. Ben ise haftalık olarak torrentten indirip o şekilde izliyordum. Türkiye’de dizinin yayınlandığı kanalı izlemenin zaten imkanı yoktu. Neden sonra, halen daha kalitesine şapka çıkardığım CNBC-e‘de yayımlanmaya başlamıştı. Torrent’ten alt yazılı izlediğim bölümleri aylar sonra bir daha izleyebiliyordum. Bu dönemde kardeşlerim de en az benim kadar keyif almaya başlayınca ki en küçük kardeşim o zamanlar ilkokula yeni başlamıştı, takip listemizin en üstünde yer alan bir dizi oldu her zaman.

Anlatılacak o kadar çok detay var ki! 15 sezonda olan olayları yazmayı denemiyorum bile. Ancak şu da var ki özellikle son 5-6 yıldır dizi ilk sezonlarındaki kaliteyi biraz düşürdü. İlk sezonlarda “her bölüme bir canavar ve finalde büyük canavar” konseptiyle gidiyorlardı. Bölümlerin korkutuculuğu daha yüksekti (küçük kardeşimden biliyorum 🙂 ) Sonlara doğru artık büyük canavarların sezonlar üzerindeki etkileri giderek arttı ve adamlar nihayet evrendeki en büyük varlığı, God himself, gidip düşman oldular. Bu ilginçtir çünkü Supernatural hakkında özellikle ülkemizde hiç bir zaman “Tanrı’yla dalga geçiyorlar” tarzı linç kampanyaları dönmedi. Dizinin kemik kitlesi zaten 15 yılda kademe kademe bu seviyeye geldiğimiz için dizideki bariz absürtlüklere de gülüp geçtik. Senaristler bizi dünyadaki tüm kültürlerden ve kutsal kitaplardan oluşan zengin bir seçkiyle doyurdular.

Sadece öykü değil, Dean’in klasik rock merakı sayesinde Eye Of The Tiger, Carry On My Wayward Son gibi parçalarla da her zaman gaza gelmeyi bildik. Bu sonuncusu zaten dizinin soundtrack’i oldu adeta.

Son sezonların şüphesiz en değerli katkısı Darkness yani Amara oldu. 11. sezonun 21. bölümünde izleyenleri kendisine aşık ederek ortaya çıktı. Yıllar önce “Dünya’nın en güzel elmacık kemiklerine sahip” diye yazdığımda bir çuval trip yediğim Emily Swallow hem güzelliği hem de canlandırdığı karakterin sahip olduğu “bad ass” tavırlarla diziye çok farklı bir boyut kattı. Bu arada Emily Swallow’u Instagram’dan takip ediyorum, birkaç güzel yorumumu beğenip özellikle bana cevap yazdı.

Sam (Jared Padelecki) ve Dean (Jensen Ackles), bizimle birlikte büyüyen abilerim gibiler. Her ikisinin de varlığına o kadar aşinayım ki bu adamları cidden aynı sığınakta yaşamaya devam eden abi kardeşler olarak hayal etmeye hiç ara vermeyeceğim. Bundan sonraki oyunculuk kariyerlerinde ise ne yaparsa yapsınlar hem Sam ve Dean olarak kalacaklar.

Diyorum ya yazılacak o kadar çok karakter var ki! Castiel, Jack, babaları, anneleri, Bob, Tanrı, Lucifer, Crowley, Rowena… Bunlar yardımcı roller olarak geçebilir ama belki de senaryonun etkisiyle karakterlerindeki renkli yönleri öyle bir empoze ettiler ki cidden her biri çetenin ayrı ve önemli bir üyesi olarak hiç unutulmayacaklar.

Supernatural’in bazı deneysel bölümleri de oldu. Örneğin aklıma gelen ilk örnek 13. sezondaki 16. bölüm ScoobyNatural. Kahramanlarımız kendilerini bir Scooby Doo evreninde buluyorlar. Klasik Hanna-Barbera çizgi filminin içerisinde Sam ve Dean’i aynı çizgilerle monte edilmiş olarak izlemek inanılmaz keyifliydi. Dean burada da boş durmamış Daphne‘ye yürümekten geri kalmamıştır.

Final bölümüne IMDb’de 6.6 puan verilmiş. Benim de puanım aşağı yukarı bu olurdu. Hayal kırıklığı mı? Değil kesinlikle. Hatta böyle olmasını bekliyordum, yani bir şekilde ölümde ya da yaşamda da birlikte olmaya devam edeceklerini. Detayları anlatmıyorum ama finalle ilgili aklımdaki tek keşke “Yaşlı Sam“. Yani koskoca Amerika’da Sam’in yaşlılığını canlandıracak, ona benzeyen bir oyuncu bulamadınız mı?

Supernatural’i hayatımın en güzel ve en kötü anlarında hep var olan, özellikle üniversite yıllarıma ve çalışma hayatımın ilk yıllarına eşlik eden bir dizi olarak hatırlayacağım. Kim bilir belki birkaç yıl sonra oturup 15 sezonu en baştan izlerim. Belki bunu oğlumla birlikte yaparız. Özetle, efsane bir diziydi. Efsane olarak hatırlanacak. RIP.

Anatolian Rock Revival Project

Youtube‘da keşfettiğim en iyi ve en sıra dışı müzik kanallarından birisi ve şu sıralar bana göre en iyisi: Anatolian Rock Revival Project. Yazıyı okumaya başlamadan önce hemen alttaki videoyu dinlemeye başlayın. Blogun en iyi keşiflerinden birini okumak üzeresiniz.

Anatolian Rock Revival Project (ARRP), özellikle 1964 ile 1980 yılları arasında yayımlanan, Türk Rock tarihinin az bilinen parçalarını duyurmak, bilinmesini sağlama amacıyla kurulan bir oluşum. Bir sanat projesi. Kesinlikle bir “kanalıma hoş geldiniz” projesi değil.

Her bir şarkı için çizilen eşsiz görsellerle yükleniyor videolar. Sakın Youtube’daki grup fotoğrafının üstüne yayın yapan sayfalarla karıştırmayın. Burada ciddi bir kaliteden bahsediyorum.

https://www.youtube.com/c/AnatolianRockRevivalProject

Söylediğim gibi, bu bir sanat projesi olduğu için renk ve müzik iç içe geçmiş haldeler. Özellikle Instagram hesaplarında öylesine müthiş görseller yer alıyor ki her biri ayrı ayrı poster olarak asılabilir. Kaldı ki patreon hesapları aracılığıyla da bunu yapıyorlar zaten 🙂

https://www.instagram.com/anatolianrockrp/

Şu an için (Ekim 2020) 150’den fazla şarkı, özgün çizimler eşliğinde yayımlanmış durumda. Bu liste her geçen gün genişliyor. Spotify listesini o yüzden veriyorum. Belki mobil versiyonda görünmeyebilir. Spotify’da aynı isimle aratınca bulabilirsiniz. Benim favorilerim Zafer Dilek‘in eserleri. Çocukluğu bu ülkede geçmiş herhangi birinin bilmemesi imkansız zaten. Listede tanıdık bir şeyler bulma şansınız biraz az. En başta bahsettiğim gibi, az bilinen, unutulmuş şarkıları keşfetmek için ise bire bir.

https://www.youtube.com/c/AnatolianRockRevivalProject

Pharrell Williams – G I R L Plağım

Bir süre önce blogdaki “PLAKLARIM” sayfasını güncellerken elimde olan ancak buraya yazmayı unuttuğum, aslında çok da eğlenceli bir plağı fark ettim: Pharrell WilliamsGIRL. 2014 yılında çıkan eğlenceli bir albüm bu.

Bu albümü aslında tüm Dünya, tamamen acapella (vokal koro) altyapısı, eğlenceli trafiği ve akılda kalan ritmi sayesinde ilk seferde dikkat çekmeyi başaran Happy isimli parçası sayesinde biliyoruz. Single olarak yayımlandığı 2013 yılında, motion picture olarak da yer aldığı Despicable Me 2 filmi sayesinde çok kısa sürede küresel bir hit haline geldi parça. Şu anda resmi viedosu Youtube’da bir milyar izlenmeyi geçen şarkılardan birisi. Aynı yıl “En İyi Özgün Şarkı” kategorisinde Oscar’a aday oldu ancak kazanamadı. 2015 yılında ise Grammy kazandı.

Bu şarkıya çekile klip Dünya’nın ilk 24 saatlik klibi olarak yayımlandı. Günün her saati için ayrı bir klip şeklinde yayımlandı. Şurada dört saatini görebilirsiniz.

Merve sağ olsun bu albümü bana doğum günü hediyesi olarak almıştı ve arşivimin en kıymetli plaklarından bir tanesi şu anda. Eh, bu şarkıdan başka bir şarkı da ilgimi çekmedi ne yalan söyleyeyim.

Plak ne yazık ki gatefold değil ancak güzel bir sleeve çıkıyor içerisinden. Bir de bandrolün jelatin üzerinde olması nedeniyle jelatini de saklamak zorunda kalıyorum. Albümün şarkı listesi şu şekilde:

No. Başlık Süre
1. Marilyn Monroe 05:51
2. Brand New 04:31
3. Hunter 04:00
4. Gush 03:54
5. Happy 03:53
6. Come Get It Bae 03:21
7. Gust of Wind 04:45
8. Lost Queen 07:56
9. Know Who You Are 03:56
10. It Girl 04:47

Sürdürülebilirlik ve Döngüsel Ekonomi Üzerine – Seda’nın Sunumu

Blogda daha önce yazdığım şu ve şu yazılarımda Eskişehir Teknik Üniversitesi’nin çevrim içi mezun buluşmalarından bahsetmiştim. Güzel fakültemiz, tüm bölümlerden mezunlarına öğrenci arkadaşlarla buluşma imkanı tanımıştı sağ olsun.

Çevre mühendisliği bölümü için yapılan sunumlardan ise benim kişisel favorim Seda’nın yaptığı Sürdürülebilirlik ve Döngüsel Ekonomi başlıklı sunum oldu. Hatta Youtube’a yüklenen videoyu indirip arşivledim. Kim bilir belki bir gün kullanırım.

Sunumda ilk olarak Çevre Mühendisi ve Çevre Görevlisi ayrımından bahsediyor Seda ATAK. Kendi adıma benim işim büyük oranda mevzuat işi olduğu için, özellikle işinde mevzuat ağırlıklı çalışmayan meslektaşlarımın neler yaptığını ilgiyle takip ediyorum. Seda sunumunda bolca kendisinden ve çalıştığı holdingin çalışmalarından, ödüllerinden, başarılarından bahsediyor. Yapılan bu çalışmaların her biri de aslında “Neler Yapılabilir? Sorusunun cevabı niteliğinde.

Daha sonra, 1950’li yıllarda Dünya’ya pompalanan doğrusal ekonomi modelinden bahsediliyor. Ancak bir süre sonra bu modelin uygulanamaz olduğunu pek tabi anlaşılıyor ve “Döngüsel Ekonomi” modeli ortaya atlıyor ve bu da “Endüstriyel Simbiyoz” yaklaşımını doğuruyor.

Benim de daha önce bir özel okul için yaptığım sunumda bahsettiğim “7. Kıtanın Keşfi” dikkatimi çekti yine. Dünya okyanuslarında beş farklı noktada birikmiş halde olan bu milyonlarca ton çöp ve plastik, her duyduğumda ilk kez duyuyormuşum gibi ilgimi çekiyor ve hemen bir yan sekme açıveriyorum. Keşke bir imkan olsa, bir uluslararası kuruluşta çalışma fırsatı doğsa da bu adalar üzerine araştırma yapma imkanım olsa. Bu mesleki olarak başıma gelen en güzel şeylerden birisi olabilir.

Seda’nın sunumu, sadece öğrencilerimizin ve mezunlarımızın değil, tüm faydalanmak isteyenler için erişime açık. Şu linke tıklayıp izleyebilirsiniz. Ben de sunumun alt kısmına ekliyorum. Şapkamızda daha nicelerini biriktirmek dileğiyle! Ağzına ve emeğine sağlık Sedacım teşekkürler 🙂

Yaza Merhaba: Dolunay, Kendi Fontum

Dün Mert Ekin bir aylık oldu. Doğum gününe denk gelmedi ama o güne denk geldi Dolunay. Parçalı tutulmayı iyi bir teleskoba sahip olanlar gözlemleyebildi ancak. Ben de birkaç fotoğrafını çektim. Stoklama ve biraz da Lightroom dokunuşlarıyla güzel görseller çıktı bu ay.

FINAL copy

IMG_6862_-2_1000px

Eskişehir – Bademlik Üzeri Dolunay
(135mm / f/4.5 / 1/15sn / ISO1600 / 10stacked / Lightroom & Photoshop / EOS550 / EF75-300)

Geride kalan dönemde müzik yapmaya hiç ara vermedik. Hayatımızdaki en değerli gruplardan olan Pentagram‘ın en sevdiğimiz iki şarkısını coverladık Alper‘le birlikte. Yetişmediği için Türker ve Cem‘le yapacağımız iki cover’ı daha ilerleyen günlerde yayımlarız.

This Too Will Pass ve Lions In A Cage, Pentagram’ın  şarkıları olmalarının yanında, kendi adıma benim hayattaki en sevdiğim şarkılar arasındadır kesinlikle. O yüzden bu cover işini yaparken büyük keyif aldım. Lions In A Cage’te de biz eşlik eden Serkan Yıldırım‘a kattığı şeyler için ne kadar teşekkür etsek azdır.

mcaelyazisi

www.calligraphr.com adresinden de siz de kendi fontlarınızı oluşturabilirsiniz. Kendi el yazımdan oluşan fontu, yakın zamanda yaptığım bir afişte de kullandım. Aldığım tepkiler çok iyi oldu. Kaligrafi üzerine biraz daha çalışıp bundan sonraki tasarımların çoğunda kendi ürettiğim fontları kullanabilirim.

afisfont

Bu ay hiç beklenmedik şekilde normale döndük ve çok hızlı başladık. İş yerinde bir yoğunluk var. Evde yoğunluk var. Diğer işlerimde biraz hareketlilik var. Bir sonraki Dolunay’a dek kendine dikkat et sevgili okur. Görüşmek dileğiyle.

19 Mayıs Coşkusu: Hoş Gelişler Ola!

Bu yıl özel bir günde, çok sevdiğimiz bayramlardan olan 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı‘nda, hep birlikte Memleket Orkestrası dediğimiz grubumuzla bir video yapmak istedik.

Evde kaldığımız şu dönemin de ruhuna uygun olacak şekilde, profesyonellik kasmadan, herkesin elinden geldiğince katılım sağlayacağı organize bir iş sayesinde buluşmak çok güzel olacaktı. Üstelik bu bize uzun yıllar hatıra olarak da kalabilecekti.

Böylece Alper‘le ilk olarak videonun planlamasını yaptık.  Daha sonra tüm katılımcılar için referans olacak ritim ve melodi altyapılarını hazırladık. Sonrasında arkadaşlarımız kendi enstrümanlarıyla ilgili kısımlarını çaldılar. İşin en zor kısmı da burada başladı. Alper önce tüm sesleri, ardından da videoları miksledi ve kurguladı. Her ne kadar profesyonel olmasak da iki dakikalık bu videonun kurgu işleri ufak tefek ayarlar, senkron vs derken yaklaşık iki günümüzü aldı.

Peki kim bu dostlarımız? İsimlerini vermezsem olmaz elbette. Videoda görünme sıralarıyla bendirde kardeşim Mehmet Mustafa, elektro solo ve akustik gitarda Alper, elektro ritim gitarda Koray, davulda ve akordeonda ben, kemanda Kübra, klasik gitarda Utku, bağlamada Cem, ukulelede Özge, kajonda Caner, klarnette Murat, akustik gitarda Sercan eşlik ettiler.

Nihayetinde ortaya çıkan sonuçtan memnunuz ve gururluyuz. Ortaya çıkan şu manzara pek çok şeye değerdi. Nice mutlu ve kutlu 19 Mayıs’lara!

Yılın İlk Dolunay’ı ve Altın Bir Gün

altinguncover

Çok zaman geçmeden kavuştuk yine. Yılın ilk dolunayında -giderek bir rutin haline gelen- güzel bir cover çalışması yaptık yine. Dinlediğim ilk günden beri düzenlemelerine hayran olduğum, benim için 2019’un en iyi keşiflerinden biri olan Altın Gün grubunun Kolbastı düzenlemesini çaldık. Parçanın orijinal melodisi Arif Sağ‘ın Şu Samsun’un Evleri parçasından, sözleri ise Barış Manço‘nun Dereboyu Kavaklar şarkısından alınmış. Biz sadece girişteki müthiş melodiyi çaldık.

Müzisyen arkadaşlarımızla olan birlikteliklerden keyif alıyoruz. Bu sefer ki konuğumuz da Cem oldu. Cem uzun yıllardır bağlama çalıyor. Hatta okuldayken birlikte sahneye bile çıkmışlığımız var. Pentagram‘ın Gündüz Gece’sini çalmıştık. Bu yeni çalışmayı da inanmayacaksın belki ama yarım saat içerisinde çalıp kaydettik. Yılın ilk haftasında, yılın ilk performansını kaydetmiş olduk. Alper‘le birlikte Cem’e çok teşekkür ederiz.

Facebook ve Instagram’dan paylaşınca sağ olsun eş dost, epey ilgi gösterdiler. Oturup düzenli olarak “Dolunay Coverları” isminde bir şeyler yapabilir miyiz diye düşünmeye başladık. Ancak bu işi böyle bir programa bindirmek de belki uzun vadede işin keyfini kaçırabilir. Neyse.

firstmoon

Dolunay gecesi şansıma gökte tek bir bulut bile yoktu. Doya doya fotoğraf çektim. Hem deneyerek, hem de benzer ekipmanla çekilmiş fotoğrafların öznitelik ayarlarını kullanarak denemeler yaptım. Parçalı ay tutulmasını ise ne yazık ki çok net gözlemleyemedim. Teleskopla ayın üzerinde oluşan değişimi görebiliyorsunuz ancak bu öyle çok net değil. Yani Gök Olayları Yıllığı‘nda parçalı ay tutulması olacağını yazmasa, gözlemlediğiniz şeyin bir ay tutulması olacağından çok da emin olamazsınız. Bu ay astronomik olarak epey hareketli olacak. 13 Ocak günü Ay, Dünya’ya en yakın konumda olacak. Dolayısıyla eğer bulutsuz bir gece olursa yine fotoğraf ve gözlem için müthiş bir fırsat yakalayacağız.

Blogun elini yüzünü toparlıyorum. Üst kısımdaki görseli çok uzun süredir değiştirmiyordum. Bu vesileyle çok sevdiğim bir fotoğrafı ekledim yukarıya. Yine 2020’de arka planı değiştirmek, bazı eski yazıları yeniden düzenlemek, silinen fotoğrafları eklemek gerekecek. Uzun ama keyifli bir süreç olacak. Şimdilik bu kadar sevgili dolunay. Şiir yok.

 

2019 Yılımın Özeti

Koskoca bir yıl geride kaldı. Olanlar bitenler ve yaşananlar hep hatıralarda kaldı. Blogun en geleneksel yazısı olan “2019 Yılımın Özeti” yazısına kavuştuk nihayet. Eh bu yazının yazılması elbette birazcık zaman alıyor. Haydi o zaman başlayalım.

2019 yılı, önceki yıla göre blogun yine aktif kaldığı bir yıl oldu. Bir önceki sene ulaştığı okuyucu ve tekil ziyaretçi sayısı -çok küçük bir farkla- neredeyse aynı. Bu yılın da en çok okunan yazısı tıpkı geçen sene olduğu gibi “İyi Bir Münazara İçin İpuçları” isimli yazı oldu. Daha sonra “Gillette Tıraş Bıçakları Kullanıcı Deneyimleri” isimli yazı ve tam sekiz yıl önce yazdığım “Diski Kullanabilmeniz İçin Önce Biçimlendirmeniz Gerekiyor Hatası Çözümü” isimli yazılar giriyor sıralamaya. Bu sene Gillette tıraş bıçakları için yeni bir yazı daha yazmayı düşünüyorum. Böylece eski yazıyı da güncellemiş olacağım. 2019 yılında yazdığım ve en çok okunan yazım ise Şef Musa Göçmen‘in muhteşem bir gece yaşattığı “Senforock Eskişehir – Şef Musa Göçmen” isimli yazım oldu. Özellikle Musa Hoca’nın da takdirini aldığım için çok mutlu olmuştum. Bloga ülkemizden sonra en çok okuyucu ABD, Çin ve Almanya’dan gelmiş. Blogun en çok tıklanan görseli müthiş alerji ilacım Levmont’un kutusu, Keşan’daki acemi birliğimin fotoğrafı ve Legolas’ın posteri olmuş. Bloga Google’dan sonra en çok ziyaretçiyi sırasıyla Facebook, Twitter, LinkedIn ve Instagram göndermiş.

Geride bıraktığımız yıl içerisinde bloga toplamda 68 tane yazı yazmışım. Bu sayı bir önceki yıla göre daha fazla. Yazılar belki ay ortalaması olarak az olabilir ancak önceki senelere göre içerikler kesinlikle daha dolu ve zengin. Yazılar biraz daha uzun ancak bir konu üzerine en kapsamlı olacak şekilde yazdım. Şimdi ay ay neler yaptığıma bakalım.

Ocak 2019:

ezgif-5-1424cc83d984

Hayatımda yaptığım en güzel .gif

senforock-2019115172424Bu ay toplam 4 yazı yazmışım. Bunlardan ilk bir önceki yılın özet yazısı olmuş. Onu geçiyorum. Bu ayın en önemli olayı doktora yeterlik sınavını vermem oldu. Yıla müthiş bir başlangıç oldu. Gerçi sizi bilmem ama benim için nedense yıllardır Ocak ayı hep Aralık ayının gölgesinde kalır. Yıl sanki Şubat’la başlıyor gibi gelir.

senforock04

Şubat 2019:

labklar02Tam 7 yazı yazarak güzel ve verimli bir ay geçirmişim. Siyatik ağrılarıyla tanıştığım (ve halen de zaman zaman yaşadığım) bir aydı. Kışın ardından bahar çok güzel geldi.

dreamiskaset

Mart 2019:

Okumaya devam et

11.11 Dolunayı

Geride kalan ay boyunca, neredeyse her gece teleskop başında Ay‘ın her bir evresini -taa ki sana ulaşıncaya kadar- gözlemledim. Netlikle ilgili yaşadığım bir sorun vardı. Ancak ne olduysa oldu ve o sorunu da hallettim. Böylece artık kraterleri de sıkıntısız sorunsuz görebiliyorum. Yalnızca kendim görmekle yetinmeyip eşe dosta herkese de gösteriyorum, bakın da şu güzelliği görün diye.

betulturksoyGeçenlerde Eda sağ olsun, Instagram‘da şimdiye kadar gördüğüm en güzel Ay fotoğraflarını çeken bir hesabı benimle paylaştı. Betül Türksoy ismindeki bu kadın fotoğrafçı neredeyse her gün bir Ay fotoğrafı paylaşıyor. Bu alanda takip ettiğim profiller listesine hemen ekledim kendisini. Şu an için böyle fotoğraflar çekebilecek bir lense sahip değilim. Ama imkanlar her geçen gün gelişiyor, güzelleşiyor. Yakın zamanda umarım seni şaşırtabilirim.

Sende en çok sevdiğim şeylerden birisi de Atatürk‘e, Cumhuriyet‘e, büyük Türk devrimine, milletimize ve bayrağımıza olan tutkun. En az benim kadar önemseyip, ışık saçarak bunları sahipleniyor oluşun, oldum olası gönlümü çalmıştır. Ne yazık, 10 Kasım’da Atatürk’ün ölümünü saygıyla anıyor olan bizler, hemen ertesi gün “11.11 Alışveriş Çılgınlığı“na kapılıyoruz. Bu belki haksız bir eleştiri olabilir. Ancak yine de içten içe kızıyorum topluma. Keşke beni duyabilsen de, seninle sırf oturup şunları konuşsak.

Biz (Cansın, Alper ve ben) yine dayanamadık, 10 Kasım’da Atamızın en sevdiği şarkılardan birini, belki de ona küçücükken ayrıldığı Selanik‘i hatırlatan o türküyü çaldık: Çalın Davulları! Biz çaldık, sağ olsun Koray da montajladı. Ölünceye kadar içindeki Selanik hasreti, doğduğu toprakları anavatan topraklarına katamamış olmanın verdiği hayal kırıklığı ve üzüntü hiç dinmiş midir acaba? Bazıları gibi bencillik yapıp, sırf memleketi diye, Selanik’i geri almak için bir savaş açmayı düşünmüş müdür acaba? Sanmıyorum. O her zaman milletinin menfaatini, kendi hırslarının önüne koydu. O, ancak sevdiği türkülerle yetindi, şarkılarda sığındı Selanik’e. Peki sen de hala sevdiğin o şarkıları dinliyor musun?

Kasım ayı dolunayı, bir yılın daha senin peşinde tükendiğini anlatıyor. Bir sonraki dolunay yazısı, büyük ihtimalle yılın da son birkaç yazısından birisi olacak. O yüzden bu yazıyı yazmak için farklı bir mekanda olmak istedim. Buraya seninle hiç gelmedik. Akşamın son saatleri ve günün son ışıkları yavaşça soluyor. Aklıma düştün yine, bir gözüm gökyüzünde. Düşündüm. Belki şu kadın sana benziyor, belki şu araba senin, belki de tam karşı binadan beni izliyorsun. Böyle bir yalnızlığı ne zaman yaşasam seni istiyorum yanımda. Nasıl yorumlarsın peki bu durumu? O her şeye “derin” anlamlar yüklemeye çalışan sen, şu anda yanımda olsaydın, belki konuşmana izin verir, yüzünde titreşen her bir çizgiyi izlerdim. Senin de yapmayı en çok sevdiğin şey gibi. İlk ışıklar yanıyor, akşam yerini geceye bırakıyor. Işıksız evlerde belki birileri sırtını duvara dayamış açlık çekiyor, belki birileri özlüyor ve belki birileri çaresizce bekliyor.