Category Archives: Konser & Festival Mevzuları

Gittiğim konser ve festivallerle ilgili yazılarım bu kategoridedir.

Levent Yüksel Konseri – 20 Mart IF Eskişehir

blx-get_fileMüthiş bir dolunay gecesinde, harika bir konser izledik sevgili okur. Yıllar önce verdiğim sözü nihayet tutabilmenin verdiği mutluluk, dostlarla birlikte olmanın huzuru ve siyatik ağrısının sızısıyla birlikte unutulmaz bir gece oldu gerçekten 🙂

Eskişehir‘de yeni açılan IF Performance Hall, çok kısa sürede bir biri ardında bombaları patlattı sevgili okur. Aldığımız haberlere göre, her biri tıka basa dolu bir sürü konser gerçekleştirdiler. Özellikle Mart ayına neredeyse boş gün kalmayacak şekilde doldurmuşlar ki bu konserlerin en dikkat çekici olanlarından birisiydi Levent Yüksel. Şubat ayının ilk haftalarında bileti aldım. Odaya bir köşeye koydum ve sessiz sedasız konser gününü beklemeye başladık.

Konser günü iş yerinden heyecanla çıkıp eve geldim. Ufak bir antrenmandan sonra, hemen üzerimi değiştirip fırsat olursa imzalatırım diye Levent Yüksel’in Med Cezir albümünü aldım. İmza için kalem bile aldım. Sonra da Utku ve Hazal‘la buluştum. Doğruca gidip Merve‘yi de aldık. Oradan da sözleştiğimiz mekana geçtik. Konserin kapı açılışı 21.00 idi. Bir şeyler yedikten sonra saat 20.00 civarında IF Performance Hall’e gidecektik. Bir saat önceden evet, çünkü önceki konserlerden tecrübeli olanlar kapıda inanılmaz kuyruk olduğunu, arkalarda kalanların konseri de arkalarda izlemeye çalıştığından bahsetmişti.

Yemek yiyeceğimiz mekana birkaç metre kala Hazal, Utku’ya internetten aldıkları biletin çıktısını alıp almadığını sordu. O anda başımdan aşağıya kaynar sular döküldü ve bir çığlık attım: Biletleri evde unutmuştum ! Hemen yemek yiyeceğimiz mekana girdik. Caner bizi bekliyordu içeride. Ekip yemeği sipariş ederken biz Caner’le arabaya atlayıp gerisin geri eve geldik bileti almak için. Sonra alıp hızlıca mekana geri döndük. Biz masaya oturduğumuz anda da yemekler geldi 🙂 O esnada Alper de işten dönmüştü. Koray ve Özlem de uğrayıp kalkmışlardı.

levyuk04

Neyse, yemekten sonra hep birlikte konserin yapılacağı mekana gittik. Üçüncü kattaki mekanın önündeki kuyruk katları aşıp merdivenlerden inip zemine ulaşmıştı bile. Üstelik daha saat 20.00 idi. O sırada IF’nin Instagram hesabında konserin 23.00’te başlayacağı şeklinde bir post gördük. Dedik olamaz. Neyse bekledik. Biraz önümüzde duran Burak‘la konuştuk, lafladık. Taa yukarılardan Mehmet koptu geldi yanımıza. Onunla sohbet ettik biraz da. Saat 21’de kapı açıldı. Kısım kısım içeri alındık. İçerisi küçüktü. İşin kötüsü bir de ortadan bölüp ön kısma loca ayırmışlardı. Böylece 20 kişi için 3 metrelik bir mesafe ayrılmışken, 400 kişi için de aynı 3 metrelik bir mesafe bırakılmış. Haliyle sıkışık bir halde beklemeye başladık. Saat nihayet 22.00 olduğunda, inşallah daha önce yazdıkları gibi saat 22.00’de başlar konser, son dakikada dedikleri çok mantıksız, diyerek beklemeye başladık. Öyle ya, kapıyı açıp fon müziğiyle sıkış tepiş tam iki saat bekletmek müthiş saçma ve fiyasko bir hareket olurdu değil mi? Ama oldu sevgili okur… Okumaya devam et

Senforock Eskişehir – Şef Musa Göçmen

Eskişehir’de uzun süredir bu kadar yoğun katılımlı bir müzikal organizasyon olmamıştı sevgili okur. 25 Ocak Cuma gecesi, Atatürk Kültür Merkezi‘nde (AKM) mekanının mevcut kapasitesinin çok çok üzerinde, yüzlerce rock müziksever tıklım tıkış, müthiş bir gece yaşadı. Şef Musa Göçmen yönetimindeki Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası ile Musa Hoca’nın arkadaşlarından oluşan rock grubu, Senforock projesiyle şehrimize misafir oldular.

Etkinliğin haberini hafta başında, tamamen şans eseri olarak bir billboard’da gördüm. Hemen biletler için biletal.com‘a baktım ama nafile. Tükenmişti. Yılmadım, taa gittim etkinliğin yapılacağı mekandan, AKM’den sordum. Orada da bilet satışı yokmuş. Son bir umutla çarşıdaki Turgut Özakman Sahnesi‘ne gittim. Ancak şans bize gülmüyordu sevgili okur. Yer yoktu.

Her şeyi göze alıp, cuma akşamı saat 19.15’te AKM’ye gittik. Kapıdan “koltuksuz” yazan biletlerden aldık. Beş lira yahu! Beş lira! Eskişehir’de operaya, tiyatroya gitmek beş lira sevgili okur. Yani öyle çok büyük bir lüks ve ayrıcalık değil. Sen de faydalan. Bu mekanlar, bizim yani halkın. Bu konserler, bu gösterimler her biri bu şehrin değerleridir. Sahip çıkalım.

Evet sosyal mesajımızı da verdikten sonra, sıraya girmek üzere yukarı çıktık. Tam o anda bir ses “Mesut” diye bağırdı. Bir döndüm baktım ki bizim Yeşim Hanım! Aman yarabbim! Hem de burada? Çok şaşırdım, çok sevindim. Ben Eskişehir’de yaşadığım halde bilet bulamamışken, onlar kalkıp Bilecik’ten hem de bilet alarak gelmişler. Ayak üstü sohbet ettik biraz. Sonra giderek uzayan kuyruğa geçmek üzere ayrıldık.

Kuyrukta beklerken arkadaş stoğumun en az yarısını görmüşümdür sevgili okur. Lise, üniversite, iş hayatı ve gündelik hayatta tanıdığım onlarca arkadaşımı gördüm selamlaştık, konuştuk. Tüm bunlar biz sırada beklerken oldu. Saat 20.00’yi biraz geçe biletli seyirciler dolduktan sonra sıra biletsiz-koltuksuz– olan bizlere gelmişti. O anons geldi ve içeriye yığıldık. Bak ben, 2004’ten beri Eskişehir’deyim. İlk defa bir konserde merdivene oturdum, beni bırak, salonun üçte biri de merdivenlerde oturdu. Koskoca mekan, silme, tıklım tıkış doluydu. Yani çoğu yerde bir kişinin geçebileceği boşluk bile kalmamıştı. Bir de salonun en üstlerinde olunca aşağıya doğru uzanan, insan tarlasına bakar gibiydik. Müthiş bir heyecanla beklemeye koyulduk.

Orkestra yerini aldı. Rock grubu yerleşti ve Musa Göçmen olağanüstü enerjisiyle sahneye fırladı. Biz bu adamı çok seviyoruz. Farklı projelerde, üçüncü defa izliyordum o gece kendisini. Şef, fazla oyalanmadan geceye hızlı bir giriş yaptı ve ilk şarkı: Metallica‘dan Master Of Puppets başladı. O ana kadar herkes düzenlemelerin nasıl olacağı konusunda heyecanlıydı. Bol distortionlı bir girişi duyunca şaşırdık ve daha da çok heyecanladık. Bu noktada, biz açıkçası senfoninin daha baskın olacağını hissederken, ya düzenlemeler gereği ya da genel miksin o şekilde ayarlanmasından dolayı Rock grubunu orkestraya daha baskın duyduk. Şikayet etmedik tabi ki 🙂 Şimdi bu noktadan sonrası, konser esnasında aldığım notlarla, şarkı şarkı ilerleyerek yazacağım.

  • Metallica – Master Of Puppes: Şarkı boyunca, davul ve vokalde ufak aksaklıklar duyduk. Bunlar ses sistemiyle alakalı hatalardı diye tahmin ediyorum.
  • Iron Maiden – Fear Of The Dark: Konserdeki en efsane düzenlemelerden birisiydi bu. Tüm seyirci, giriş kısmında koro olarak eşlik etti. Muazzam anlardı…
  • Ronnie James Dio – Holy Diver: Vokalde Bora Biçer, bir anda tüm kafaların kalkmasını sağladı. Gecenin en iyisi de oydu zaten.
  • Slayer – Seasons In The Abyss
  • Scorpions – Wind Of Change: Vokalde Zerrin Mete‘yi dinledik bu parçada. Parçanın olağanüstü melodisine tüm seyircinin ıslıkla eşlik etmesini sağladı. Herkese telefonunun ışıklarını açmalarını bizzat söyledi. Tek eksiklik, o güzelim soloyu çalan flütün duyulmaması oldu. Neden? Çünkü o esnada elektrik gitarın sesi epey bastırıyordu.
  • Deep Purple – Smoke On The Water: Seyircinin alkış tutarak dinlediği bir parça oldu. Vokaller gayet başarılıydı.
  • AC/DC – Highway To Hell: O ana kadar ki en etkileyici girişi yaptı orkestra. Waoov diyerek yerimden fırlamaya çalıştım. Çok iyiydi çok.
  • Accept – Balls To The Wall: Ben hiç bir zaman iyi bir Accept dinleyicisi olmadım. Yalan yok, parçayı da o kadar keyifle dinlemedim. Kötü müydü? Değildi. Ama burada orkestra biraz daha sönük kaldı.
  • Manowar – Hail and Kill: Aklıma Volkan‘ı getirdi bu parça. Vokalist müthiş screamleriyle seyirciden alkış aldı parça boyunca.

Evet, konserin ilk yarısı bu şekildeydi. İki şarkıda bir vokalistler değişti. Böylece parçaları farklı seslerden dinlemiş olduk. Dakikalardır merdivende neredeyse kıpırdayamadan oturduğumuz için her yerimiz tutulmuş halde dışarı çıktık. Komşum da olan, Üstat Aydın YAVAŞ‘ı görüp biraz sohbet ettik. Bu esnada Yeşim Hanım geldi yanımıza. Onunla muhabbete devam ederken, aranın bittiğini fark edip hemen yerimize, merdiven basamağına koştuk ki ne görelim kapılmış 😦 Ne yapacağız nereye oturacağız ederken mucizevi şekilde yer açıldı ve Betül-Mustafa ile Merve-ben olacak şekilde birer basamağa çöktük.

Konserin ikinci yarısında bile salon neredeyse hiç eksilmemişti. Bu kısımda Türkçe şarkılar vardı çünkü. Kitlenin büyük kısmı o parçaları da bekliyordu. Baştan söyleyeyim Türkçe şarkılardaki orkestral düzenlemeler, ilk kısma göre çok daha güçlü ve başarılıydı. Konseri izleyen hemen her yaştan dinleyici, torununu getiren dedeler, kızıyla gelen teyzeler, yaşıtlarımız, çocuklar, abilerimiz, ablalarımız herkes büyük bir ilgiyle bu ikinci kısmı dinledi ve çoğunlukla da eşlik etti. Bu kısımda çalan şarkılar ve bunlara dair küçük notlarım ise şu şekilde:

  • Barış Manço – Dönence: Koray Ergünay üstadın bas gitarını iyiden iyiye hissettirdiği, süper bir giriş oldu. Koray Hoca, yalnızca kendi özel, el yapımı bas gitarlarıyla sahne alıyor. Kendisini yıllar önce Eskişehir’de Volkan Yırtıcı ile birlikte ağırlamıştık. O günden beri de takip ediyoruz.
  • Cem Karaca – Tamirci Çırağı: Özellikle giriş kısmındaki brass’lar ile parça müthiş yüksek bir etki bıraktı bende. Musa Şef, bu brass düzenlemelerini ilerleyen parçalarda da ustalıkla kullanmış.
  • Erkin Koray – Arap Saçı: Konserdeki en başarılı düzenlemelerden birisiydi. Özellikle son kısmında dinleyenleri de işin içine katıp tüm salona şarkıyı söylettiler.
  • Üç Hürel – Bir Sevmek Bin Defa Ölmek Demekmiş: Yine giriş kısmında brass’ların yaptığı yürüyüşler, o çıkışlar falan harikaydı. Bir noktadan sonra dikkatimi sadece onlara verdim. Özellikle nakarattaki partisyonları muazzamdı. Bravo. bence Musa Şef, bu parçayı bu düzenlemeyle kaydedip bir single vs. yayımlayabilir.
  • Fikret Kızılok – Yeter ki
  • Edip Akbayram – Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz: “Yaylılara bravo” diye not almışım. Buna da tüm salon eşlik etti.
  • Edip Akbayram – Aldırma Gönül: Parçanın girişinde aksak bir geçiş var. Ben o kısmı hiç sevemedim. Akmadı parça, oralarda hep bir tıkandı. Öyle hissettim yani.
  • Barış Manço – Sarı Çizmeli Mehmet Ağa: Yine Koray Ergünay ve slap vuruşlarıyla aklımız yerinden oynadı 🙂
  • Erkin Koray – Estarabim:  Diğer parçalarda yazmadım ama bundan önceki her parçada bir müzisyen, belli bir part’la ön plana çıktı. Bu parçada da davulcu Ayhan Aydın, uzunca bir atakla seyirciden alkış aldı. Parçaya bütün salon eşlik etti. Kimsede enerji bitmiyordu.
  • Barış Manço – Kara Sevda: Zerrin Mete yine seyirciyi avucuna aldı. Gecenin en enerjik ve hatta en yıkım anıydı. O sıkış tepiş oturan seyircinin tamamı ayağa kalktı. Lan kimse itiraz etmedi ya! Müthiş bir andı. Kara Sevda’nın ilk riffi duyulduğunda herkes çığlığı bastı. Musa Göçmen keyiften dört köşeydi. Arka kısımdan yıllardır tanıdığımız, Eskişehir’de de defalarca ağırladığımız Hicri Bozdağ bile çıkıp geldi. Orkestra müthişti, grup müthiş. Her şeyiyle kusursuz bir performanstı. Çok büyük ihtimalle bunu kısa sürede yayımlarlar.
  • Erkin Koray – Fesupanallah: Yıkıldı ortalık. Başka da bir şey yazmaya gerek yok ama yazayım. Ayakta olan kimse oturmadı. Sanki milli marş gibiydi ya. Nasıl anlatsam bilemiyorum 🙂

Musa Şef, artık bitti dedi ama biter miydi hiç? Zerrin Mete ve diğer vokalistler hep birlikte Kara Sevda’yı söylediler. Yav ayaktaydı herkes. Sanki konser yeni başlıyordu. Böyle bir şey olamazdı sevgili okur.

Parça bitti. Çiçekler takdim edildi. Toparlandık çıkıyoruz. Hoppa, bu sefer de Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz başlamasın mı? Başladı. En az ilki kadar güzeldi.

Velhasıl, gece olabilecek en güzel şekilde bitti. O kalabalıkla, mekandan çıkmamız herhalde bir on dakika sürdü. Her birimiz mest olmuş halde en yakın çorbacıya gittik. İçtiğimiz o berbat çorba bile moralimizi bozamadı sevgili okur.

Konsere dair birkaç ufak değerlendirme yaparak bitiriyorum. Müzisyenlerin ve vokallerin isimleri zaten afişte yazıyor. Her birinin eline emeğine sağlık. “Senforock” adı altında yapılan bu organizasyondaki ses sistemi, en azından bizim izlediğimiz konserde, biraz yetersizdi. Arada sistemden dip sesler, gürültüler, ciyaklamalar duyduk 🙂 Bir de Musa Şef’im, bence orkestranın etkisini birazcık daha arttırabilir. Yer yer elektrik gitarlar senfoniyi bastırdı. Tek keşkem, vokallerin arasında Murat İlkan’ın da olmasıydı. Ahh, Murat İlkan olsaydı, belki de o gece bu işin nirvanasını görmüş olacaktık. Kısmet artık ileri ki konserlere. Eskişehir böyle güzel konserleri hak ediyor. Ahh Eskişehir…

senforock04

Ekleme: Şimdi öğrendim. 1200 kişilik salonda tam 2000 kişi varmış. Bu açıdan da bir rekor.

Ekleme 2: Süper gelişmeler  var sevgili okur. 

2018 Yılımın Özeti

11 yıllık blog hayatımın en geç yıl özeti yazısı oldu, farkındayım. Ancak 7-8 Ocak tarihlerindeki Doktora Yeterlilik Sınavı ve hemen peşinden gelen 12-13 Ocak Açık Öğretim Fakültesi sınavları nedeniyle geciktim. Elbette bu sırada yazıyı ufak ufak yazmaya başlamıştım. Az önce son sınavdan çıkıp geldim ve yazıyı bugün yayınlıyorum.

Çok uzun yıllardır hayalini kurduğum Eskişehir’de yaşamak ve çalışmak hayalimin ilk yılıydı 2018. O kadar çabuk geçti ki geriye dönüp bakınca acaba neler oldu diyorum, unutmuşum neredeyse. Bu yoğunluğun elbete ki büyük kısmı işle alakalı. Ancak kendi özel hayatımızda da bu yıl üzücü birkaç olay yaşadık. Umarım tekrarları olmaz.

Geleneksel “Yılımın Özeti” yazısına hoş geldin sevgili okur. Biliyorsun, biraz uzun bir yazı oluyor bu. 2018 yılında, her ay neler yaptığımı şöyle bir özetliyor, sonrasında ise bir önceki yıl koyduğum hedefler ile bir sonraki yılın hedeflerine yer veriyorum. Blogla ilgili istatistikleri de paylaşıyorum.

Her sene yazdığım üzere, 31 Aralık tarihi meslek hayatımın da işe başlama yıl dönümleridir. Kadere bak ki nasıl altı sene önce Bilecik‘te 31 Aralık günü işe başladıysam, Eskişehir’de de geçen yılın son günü, işe başlamıştım. Son günler yarım gün olduğu için Ocak ayının 2. günleri genelde yıl dönümleri oluyor. Bu yıl Eskişehir’de iş yerindeki mesaimin büyük bir kısmı “Sıfır Atık Projesi” çevresinde döndü. Pek çok sunum ve eğitim programı düzenledik bu konuda. Bir de grafik tasarım işlerimiz epey yoğundu. O açıdan sevgili iş arkadaşlarıma yazının en başında teşekkür edeyim. Bilecik’te kalan eski dostları da unutmuyorum elbette. Onlara da selamlar olsun.

Ocak 2018:

Bu ay bloga 5 yazı yazmışım. Eskişehir’deki iş yerine alışmakla geçti bu ay. Bir de ay sonuna doğru “Süper Kanlı Mavi Ay” isimli bir dolunay yaşandı. Aynı ay içerisinde iki dolunay olması bu yılın en müthiş gök olaylarından bir tanesiydi. Yıl boyu aksamayan tek şey dolunaylarım ve onların yazıları oldu.

Şubat 2018:

Bloga 6 adet yazı yazmışım. Bu ay Volkan Türkiye’ye gelmişti. Çok özledim yahu Volkan’ı da. Uzun süre oldu görüşmeyeli.

Okumaya devam et

Aydın Yavaş Quartet Konseri

afis

Geçtiğimiz perşembe günü Kıraathane’de, bir büyük ustanın, Aydın Yavaş‘ın ve öğrencilerinin, keyifli bir konseri vardı sevgili okur. Toplayabildiğim kadar müziksever toplayıp gittim konsere.

aydinyavas03

Aydın Yavaş üstat, yıllardır Eskişehir’de Öğretmenler Bulvarı‘nda Evrensel Müzik isimli adresinde, her yaştan onlarca ve yüzlerce kişiye müzik eğitimi veren, ülkemizin akademik anlamdaki tek pan flüt sanatçısı, bir akordeon duayeni ve yıl boyunca uluslararası turnelerde, -yaşayan pan flüt efsanesi- Gheorghe Zamfir‘e eşlik eden tek Türk sanatçı unvanlarına haiz, değerli bir insan. Kendisiyle tanışmam tamamen şans eseri olarak Evrensel Müzik’in üst katında oturmaya başlamam sayesinde oldu. Kendi çapımda müzikle ilgilendiğimden, ustaya da yakın olunca bir şekilde sohbetimiz ilerledi.

O akşam işi gücü bırakıp kıraathane’ye koştuk. Etkinlik saat 20.30’da başlayacak olmasına rağmen, henüz saat 20.00’de mekan tıklım tıklım doluydu. Hocadan ders almış ve halen almakta olan onlarca kişi ile aileleri Kıraathane’yi doldurmuşlardı. Biz şanslıydık. Çünkü saat 20.00’ye doğru mekana geldiğimizde Mustafa ve Kübra‘yı oturuyor halde bulduk. Bu sayede arkadan gelen Alper, Caner ve arkadaşlarına da yer tutabildik. Ayrıca masasını bizimle paylaşan, tüm gece kendi aramızda yaptığımız kritiklere katlanmak zorunda kalan, ancak ismini bilmediğim o kardeşe de sonsuz teşekkürler eğer okuyorsa. Okumaya devam et

Efendi Ankara IF Performance – Anıtkabir

2018 yılı Efendi grubu için çok iyi geçeceğe benziyor sevgili okur. 27 Ocak Cumartesi ve sonrasındaki hafta sonu Ankara’daydık. Neredeydik? IF Performance Hall’da bir cumartesi gecesinde müziğe doyduk ve ertesi günde de Anıtkabir’e gittik. Hadi bakalım başlıyorum anlatmaya.

Cumartesi sabahı, saat 06.30’da Alper’in telefonuyla uyandım. “Kapıdayız seni bekliyoruz”, dedi. Yanında Caner ve Burak’la birlikte çoktan gelmişlerdi kapıma. Hemen uyanıp aceleyle giyinip çıktım. Ankara’ya gidiyorduk. Yola saat 07.00 civarında çıktık. Bizim Alper de iyi araba kullanır sevgili okur.  Böylece muhabbet ede ede yaklaşık iki buçuk saatte Ankara’ya vardık. Burak, arkadaşıyla buluşmak için ayrıldı bizden. Biz de Merve ve Özge’yle buluşmak için daha önce şu yazımda bahsettiğim Sheraton Hotel’in de yakınlarında bulunduğu Arjantin Caddesi üzerindeki Cafémiz isimli mekana gittik. Burada kahvaltı ettikten sonra küçük çaplı bir alışveriş olayına girecektik.

Şimdi bu noktada, yazının bu kısmında, Ankara’da gittiğim bir mekan hakkında inceleme yazmayayım. Bunu çok güzel yapan ve bazen de sinir bozan birisi vardı zaten. Ancak fiyat performans açısından şunu çok rahatlıkla söylüyorum ki “kahvaltı Eskişehir’de yapılır”. Gerçekten ve pişmanlık duymadan bunu söyleyebiliyorum. Kısacası memnun kalmadığımızı söyleyebilirim.

ankara003Buradan ayrıldıktan sonraki maceramız çok daha eğlenceliydi. Eskişehir’de olmayan birkaç mağazaya gittik. Ankara’yı uçtan uca dolaştık. Saat 18.00’e doğru da Çankaya’da bulunan IF Performance Hall isimli mekana geldik. Biz geldiğimizde Utku, Aykut, Ersan ve Ömer Burak gelmişlerdi bile. Aykut’un kurulumunun sonuna yetiştim. Daha sonra “soundcheck” için beklemeye başladık. Bir süre sonra, şimdiye kadar tanıştığım en iyi ve en samimi tonmaister, Samet’le tanıştık. İyi kötü, amatör orta halli, Okumaya devam et

Vega Konseri – 27 Ekim SPR Eskişehir

vega002Evet sevgili okur, her ne kadar death metali yaşam felsefesi olarak benimsemiş olsak da, 2000’li yıllarda kulağımdan eksik etmediğim belki de en sevdiğim üç dört rock grubundan bir tanesi Vega‘dır. Özellikle 2005’te çıkan, grubun ikinci albümü Hafif Müzik, pek çok açıdan bir baş yapıt niteliği taşır benim için.

Elimde Değil‘i dinlerken (başını dizime düşür uyu kısmında) seni düşünerek az mı iç çekmiştim… Tam 12 yıl sonra gelen yeni albüm, Delinin Yıldızı ile ilgili ilk yazıyı bir süre önce şu yazımda okumuştun. Albüme adını veren parça başta olmak üzere, sırasıyla Sevgilim, Dünyacım ve Sonunu Söyleme Bana, çok kısa sürede aklımızı başımızdan almaya yettiler. Özellikle Delinin Yıldızı ve Sevgilim, ayda bir gecelik buluşmalarımızın yeni soundtrack’i oldu bile. İşte tüm bu sevgi seli devam ederken, 27 Ekim’de grubun yeni albüm turnesi kapsamında Eskişehir’e SPR‘ye geleceğini haber alınca inanılmaz gaza geldik. Konsere bir hafta kala biletlerimiz hazırdı bile. Yıllar önce Vega’yı Eskişehir’de dinleme fırsatı bulmuştuk, Deniz Abla o gece biraz sarhoş olduğu için konser bir saatten daha kısa sürmüştü. Ancak bu sefer yeni albüm turnesi olacağı için hem eski hem de yeni şarkılara doyabilecektik. Üstelik albümlerimizi de imzalatma şansımız vardı. O heyecanla beklemeye başladık. Saat 22.00’de kapı açılıyordu.

Biz o gazla saat 20.30’da mekandaydık. Mustafa kapıları yumrukluyor, Alper en öne geçebilmek için güvenliklerle kavga ediyordu. Ben ise iki gözüm iki çeşme ağlıyordum. Beklenenden 15 dakika erken, 21.45’te kapılar açıldı. İçeri, en öne geçtik. Sahnenin sağ tarafında, birazdan Tuğrul Abi‘nin gitar çalacağı kısmın önüne geçmiştik. Burada saat 23.00’e kadar bekledik. Tabi biz beklerken mekan doldu da doldu. Bizim yaşıtlarımız, bizden biraz büyükler ve bizden epey küçükler. Bak bu nokta biz anladık ki Vega, yalnızca 2000’lerde genç olanların değil, şu yıllarda da genç olanlara hitap ediyor. Yeni albümün, 12 sene önceki çizgiden devam etmesi de muhtemelen buna gösterilebilecek en büyük kanıttı. Grubun sahneye çıkmasını beklerken, tonmaisterların biri giriyor, rodilerin biri çıkıyordu sahneden. Biz de kendimizce küçük oyunlar oynamaya başladık.

Sahnede duran iki gitardan hangisini Tuğrul Akyüz çalacak diye iddiaya girdik. Ben ve Mustafa, kazandık iddiayı. Sonra giriş şarkısını tahmin etmeye çalıştık. Rodinin gelip playlisti önümüze koymasıyla iddia sona ermiş oldu. Grup sahneye yerleştiğinde saat 23.00 civarındaydı. Sahnede altı kişiyi izliyorduk. Üç kadın ve üç erkek. Tuğrul abi, bas gitarist ve davulcu erkek üyelerdi. Back vokal, ki gecenin belki de en güzellerinden bir tanesiydi, gece boyunca bizi en çok etkileyen ve sahneyi kurtaran isim oldu. Bas gitarist görüş açımızda olmadığından yorum yapamıyorum. Tuğrul Abi, özellikle birkaç soloda hatalar yapmasına rağmen enerjisiyle gayet göz doldurdu. Vega’nın Youtube’daki pek çok canlı videosunu izlemiştim. Ancak sahnedeki ekibi ilk kez görüyordum.

vega004Deniz Abla ne yazık ki yine çok sarhoştu. Pek çok şarkıyı söylemedi, söyleyemedi ve tamamlayamadı. Bu anlarda back vokal bizleri büyüledi. Diğer gitarist (ismi galiba Ece Aksoy) en ufak bir atraksiyona girmeden, neredeyse yüz ifadesi bile değişmeden konseri tamamladı. Çok üzüldük. Deniz Abla’nın konserde yaptığı “Artık çok üst seslere çıkamıyorum” itirafı ise kalplerimize saplandı kaldı. Yutkunduk. Bir diğer üzücü durum ise davulcunun, kapasitesinin çok çok altında çalmasıydı. Belli ki notadan çalabilecek kadar kaliteli bir davulcuydu ancak özellikle “Mendil” gibi aksak ritimli parçaları bile dümdüz çaldı. Üzüldük. Bunu nasıl tarif edebilirim? Bak, demek ki insan bu denli çok sevince, beklentisi de hayli yüksek oluyor. Gerçi nasıl olmasın? 12 yıl sonra albüm çıkarmışsın ve sahnelere yepyeni parçalarla dönüyorsun. Neden kendi yazdığın şarkıları kağıttan okumak zorunda hissediyorsun o halde?

vega005

Toplamda 17 şarkı çaldılar. Performanstan önce rodinin sahneye bıraktığı playlistte ufak değişiklikler yaptılar. Sahnedeki altı kişiye ilaveten, alt yapı da kullandılar. Hatta açılış parçasında küçük bir yanlışlıkla, ikinci parça başladı. Çaldıkları parçalar şu şekilde:

Dünyacım
Komşu Işıklar
Elimde Değil
Delinin Yıldızı
Mendil
Dertler İri Kıyım
Uçları Kırık
Arzuhal
İz Bırakanlar Unutulmaz
Ankara
Serzenişte
İsim Şehir
Sevgilim
Manyaklar
Ve Tekrar
Bu Sabahların Bir Anlamı Olmalı
Alışamadım Yokluğuna

vega006

İşin en güzel yanı, yeni albüme çok ağırlık vermeleriydi. Elbette eski hit parçaları da coşkuyla söyledi herkes ancak yeni albümdeki parçaların da pek çoğunun hep bir ağızdan söylendiğini görünce, 12 yıl beklemenin sonunda ortaya çıkan albümün hakkının verildiğini anladım.

Son parçanın ortasında, Deniz abla seyirciyi selamladı ve sahneden indi. Grubun diğer üyeleri de parçayı bitirip jet hızıyla indiler sahneden ve kulise geçtiler. Maceranın ikinci bölümü bizim için hep bu aşamada başlıyordu işte: imza almak.

Vega’nın son albümü yalnızca CD formatında yayımlandı. Önceki albüm Hafif Müzik ise CD ve kaset formatında yayımlanmıştı. İlk albümü bulmak, en azından aklı başında fiyatlara, neredeyse imkasızdır. Bir diğer hayal kırıklığı ise, grubun plak formatında da yayımlanacağını duyurduğu son albüm Delinin Yıldızı’nın henüz plak olarak basılmayışıydı. Biz de Alper’le elimizde üç dört parça ürünle kulisin kapısına yöneldik. Buradaki görevliye derdimizi anlattık. Görevli isimlerimizi sorup içeriye girdi. Birkaç dakika sonra adlarımıza imzalanmış albümleri getirip verdi ve gitti. Bu kadar. Ne tanışabildik, ne bir fotoğraf çekilebildik, ne de sohbet edebildik. Üstelik tüm mekanda tek albüm imzalatmak isteyenler biz olduğumuz halde. Üzüldük.

Elbette konseri bizi birazcık hayal kırıklığına uğratmasında, mekandaki ses sisteminin de payı yok değildi sevgili okur. SPR’nin sahnesi zaten fazlasıyla küçüktür. Ancak bir de sistemin iki de bir de viyaklamasını ekleyince iş iyice katlanılmaz oldu. Ses sisteminden kaynaklanan hatalara, zamanında kendisi de kurbanı olduğu için, Alper özellikle çok üzülür. Kıyamam.

Konser ve imza faslı bittikten sonra dışarı çıktık. Özlem‘le karşılaştık. Özlem’in enteresan bir arkadaşı gelip “Abiee CD nedir yeeaa, mp3 diye bişiyy vaaer” dedi bize. Mustafa’yla bir birimize bakıp kahkaha attık. Bu esnada Caner ve Alper de gülmemek için kendilerini o kadar sıktılar ki karınları ağrımıştır muhakkak.

Evet, böylece saat 01.00 sularında Vega gecesi bitmiş oldu. Yine de grubu, yıllar sonra sahnede izlemek keyifliydi. Keşke çok daha iyi bir sistem ve sahnede, çok daha enerjik bir Vega izleseydik. Keşke Deniz abla, aklımızı başımızdan alan vokalleriyle bizleri büyüleseydi. Keşke.

vega003

İstanbul’da Neler Oldu?

19-20 Mayıs’ta , Togay‘la birlikte İstanbul‘a gittik sevgili okur. Neden? Konser için. Hangi konser yahu? God Mode‘un, yani Togaylar’ın Peyote‘de vereceği konser.

Bir önceki gün gidecektik ama Ahmet‘in nişanını bırakıp gitmek olmazdı. Ahmet’in nişanı da apayrı bir eğlenceydi aslında. Neyse, bu yazıda İstanbul’dan bahsedeyim. Evet, sabah Togay’la buluşup otogara geçtik. Saat 08.00’de araç hareket etti. İstanbul’a gitmeyeli epey zaman olmuştu. Planımız otobüsle gidip Esenler Otogarı‘ndan Taksim‘e geçmekti. Trenle gidersek Pendik‘ten karşıya geçmek çok sıkıntı olabilir diye düşündük. Ahh salak biz!

Saat 08.00’de bindiğimiz araç saat 14.00’te İstanbul’a, Esenler Otogarı’na girdi. Tam 6 saat sonra yani! İnsan insana böyle zulüm etmez lan! İşin saçma tarafı, saat 12.00’de İstanbul ili sınırlarına girip de Üçüncü Köprü sağ olsun, tam iki saatte Esenler’e bizi ulaştırmış olması. Otobüsler artık mecburen üçüncü köprü güzergahını kullandığı için eskiye göre tam 1 saat yolculuğumuza ekleniyor. Dolayısıyla, İstanbul’a gideceklere tavsiye, trenle gidin abicim. Net. Bu arada şu İstanbul’a o kadar yeni yer yapılıyor, projeler falan. Ama neden bu Esenler’e bir şey yapılmıyor? Otobüsün dolaşıp çıktığı o alt katlarda adam kesiyorlar lan resmen. Enteresan.

istan96Esenler’e inince bir şok da orada yaşadık. Zira Kamil Koç‘un Esenler’den Taksim’e servisi yok. Biz de mecburen metro + metro aktarma yapmak zorunda kaldık. Böylece üçüncü İstanbul Kartı‘mı da almış oldum.

Taksim’e ulaşıp Togay’ın grup arkadaşlarını beklemeye başladık. Eh, bir Decayed Darkness olamasak da, en az onlar kadar havalı bir buluşma gerçekleşti. Daha sonra Togaylar’dan ayrılıp Cihan‘la buluşmak üzere İstiklal Caddesi‘ne daldım. Çok özlemişim herifi. Buluştuktan sonra hemen Karaköy İskelesi‘ne geçtik. Neden? Çünkü Kadıköy‘e gidiyorduk!

istan98

İstanbul’dan aldıklarım

Olum İstanbullu olmadığımız için herhalde daha çok tadına varabiliyoruz. Vapur ne kadar harika bir şey lan! Her geldiğimde bunu tecrübe ediyorum valla. Karşıya inince yine bir turist gözüyle şunu bir kere daha anladım ki İstanbul’un Anadolu yakası çok daha güzel lan. Daha doğrusu Kadıköy. Çok rahat, bariz daha rahat bir yer. Eskişehir’den gelirken, yol boyunca Togay’la planlama yaptığım için nerelere gideceğimi çok iyi biliyordum. Cihan da sağ olsun bana eşlik ediyordu. Önce Hammer Müzik‘e gidip bir önceki gece listelediğim şeyleri aldım. Daha sonra DMS‘nin Kadıköy Şubesi’nden biraz sarf malzeme aldım. Tüm işlerimizi bitirip vapura dönerken, Mephisto Kitabevi‘nden çıkan iki kişinin elinde Pentagram‘ın Akustik albümünün CD’sini gördüm. Neler oluyor diye sorduğumda bana grubun imza günü olduğu söyledi!

istan01Böyle bir şans ancak üç yıl da bir olur. Düşünsene, az önce Pentagram’ın yeni çıkardığı akustik albümün plağını almışsın. Yürüyorsun, köşeyi dönünce grubun imza günü olduğunu görüyorsun. Neyse hemen girdim mekana. Üç katlı mekanın ikinci katından itibaren kuyruk başlıyordu. Cihan üzerimdeki yükü alıp bitişikteki kahveciye gitti. Bir saat kadar bekledikten sonra nihayet en üst kata çıkıp grup elemanlarıyla buluşabildim. Bir de ne göreyim! Demir Demirkan! Eskişehir’deki konsere gelemeyen Demir abi, bu imza gününde grup üyeleriyle birlikteydi. Sırasıyla Hakan Utangaç, Demir Demirkan, Murat İlkan, Cenk Ünnü, Gökalp Ergen, Ogün Sanlısoy, Metin Türkcan ve Tarkan Gözübüyük‘ten oluşan grup katılımcılarla hem sohbet ediyor hem de albümleri imzalıyordu. Sırasıyla her birine plağı imzalatıp bir de şu harika fotoyu çektirdikten sonra adeta uçarak indim mekandan.

istan00

istan02

istan99

Cihan’la buluşup vapura bindik ve bu sefer Eminönü iskelesinde indik. Cihan’ın uzman olduğu alan Yeşilçam filmleri. Özellikle Kemal Sunal, Şener Şen ve İhsan Yüce‘nin çok büyük bir hayranıdır. Yol boyunca onlarca filmdeki replikleri seslendirdik. Bir araya geldiğimizde bunu hep yaparız. Ertesi gün sınavı olduğu için Cihan’la Taksim’de vedalaştık ve ben Togaylar’la buluştum. Bu arada Togaylar diyip duruyorum ama adamların isimlerini de yazayım. Vokalde Erdinç, gitarda Tayfun, bass gitarda Tuna ve davulda Berk. Bu dörtlüye yine gitarda Togay’ı da ilave edince karşımıza God Mode çıkıyor.

istan89İstanbul’daki Peyote, bizim Eskişehir’dekinden daha kötü lan. İnsanın kendi şehri gibisi yok. Neyse biraz da konserden bahsedeyim. Konserde sırasıyla İstanbullu metalcore grubu Grapes In The Mouth, İzmirli deathcore grubu God Mode ve Almanyalı beatdown grubu Spawn Of Disgust sahne alacaktı. Grapes’i duymuştum, Pasif Agresif‘te bir de albüm yorumlarını okumuştum. O yüzden çok merak ediyordum. Grup başladı. Özellikle melodik sololarını çok beğendim. Ama Peyote’nin sahnesi çok kötüydü. Davulun yan olarak kurulduğunu ilk defa burada gördüm. Grapes, özellikle iki gitaristiyle çok dikkatimi çekti. Son şarkı olarak Trivium‘dan In Waves‘i çaldıklarında ben dahil herkes şarkıya eşlik ediyordu.

Daha sonra God Mode sahneye çıktı. God Mode’u ülkede en çok takip eden, albümlerine en detaylı incelemeleri yazan ben, o ana kadar sahnede hiç izlememiştim. Bizimkiler, Tayfun’un sempatik hareketleri eşliğinde sahneye çıktılar. Her iki albümlerinden ve yeni çıkaracakları albümden parçalar çaldılar. İlk grup sahnedeyken eşlik eden seyirci kitlesi biraz daha azalsa  da performansın sonlarına doğru ortalık iyice karıştı. Ortalık karıştı lafını burada gerçek anlamıyla kullanıyorum. Zira yıllardır death metal seyircisine alışmışız. Hayatımda ilk defa core/beatdown dinleyicisi izledim. Evet bir noktadan sonra grubu bırakıp, sahne önünde sağa sola uçan tekmeler savuran seyircilere odaklanmaya başladım. İlk şarkılara en önde eşlik ederken bu tekme tokat faslı başlayınca arkalara çekildim yalan yok. Lan heriflerde nasıl bir enerji var!

istan90

Konserde en çok eğlenen seyirciler 😉

God Mod’un sahne süresi dolmak üzereyken Sercan‘dan mesaj geldi. Taksim’e gelmiş ve bizi bekliyormuş. Togay ve Berk’le birlikte hızlıca toparlanıp mekandan ayrıldık. Sercan’la Galatasaray Lisesi‘nin önünde buluştuk. 1 Mayıs tatilinde görüşmüş olmamıza rağmen epey özleşmişiz. Buradan Sercan bizi Kızılkayalar‘a götürdü. Biz daha önceden hep Bambi Kafe‘ye giderdik. Ama Kızılkayalar’ın ıslak hamburgeri daha güzelmiş lan. Ya da o anda çok açtık öyle geldi.

Sercan, gecemizi kurtaran adam oldu. Eğer Sercan olmasaydı, o yorgunlukla yola çıkıp eve dönmeye çalışacaktık. Ya da bir arkadaşın arkadaşında kalacaktık. Ama Sercan’ı şans eseri İstanbul’da yakalayabildiğimiz için öz be öz kardeşimizin evinde kalmış olduk. Gece nereden aklına geldi Sercan’ın bilmiyorum, Godspel‘in yıllar önceki bir şarkısına taktı kafayı. Ben tüm o kahkahanın içinde uyumuş gitmişim. Rüyamda da seni gördüm.

Sabah, kahvaltı faslından sonra Sercan’ın evine yakın bir yerden servisine bindik Anadolu Turizm‘in. Gelirken Kamil Koç’la daha rahat gelmiştik. Anadolu Turizm, herhalde birkaç koltuk daha sığdırabilmek için koltuk aralarındaki mesafeyi daraltmıştı. Bir de önümdeki herif daha yolculuğun başında koltuğunu yatırınca altı saatlik yolculuk ızdırap oldu. İşin kötü yanı Bozüyük’te trafik sıkışmıştı ve araçlar bir metre bile ilerleyemiyordu. Şoför erken davranıp bizi Kütahya yoluna soktu. Böylece fazladan 30 km daha yol geldik. Trafikte beklemektense yol gitmek daha iyidir değil mi?

İstanbul’dan saat 14.00’te bindiğimiz araçtan saat 20.00’de indik yine. Yorgun ve perişandık. Ki bu halimizin Sercan’ın evinde güzel bir uyku çekip dinlendiğimiz halde böyleydi.

Velhasıl kelam, yolculuk kısımlarını saymazsak İstanbul bu sefer güzeldi sevgili okur. Albümler, sürpriz imza günü, konser, Cihan, Sercan ve vapur. Her biri harikaydı.

istan97

Carnophage- Inhuman Depravity – Pyschotic Konseri

carnop.jpg

Pazar gecesi Eskişehir’de çok büyük bir olay vardı sevgili okur: CarnophageInhuman DepravityPyschotic Konseri. Peyote‘de katıldığım galiba en iyi konser buydu. Uzun süredir, çok uzun süredir, hatta bizim yaptığımız son Eskirock Metal Fest‘ten beridir, çok gruplu metal konserine katılmamıştım Eskişehir’de. Peyote de prensip gereği metal konserlerini genelde tek grup ya da iki grup şeklinde organize ediyordu. Üç grup olması bakımından bir ilk oldu benim için.

Geçtiğimiz pazar akşamı, saat 20.00’yi biraz geçe kalıp duş aldım. Tıraş oldum ve ertesi gün giyeceğim kıyafetimi hazırladım. Pazar günü sendromu beni iliklerime kadar ürpertmişti zira. Ancak fazla uzun sürmedi bu durum. Evden çıktım ve Eskişehir’in olanca ayazına rağmen yürüyerek Peyote’ye geldim. Konserin kapı açılışı 20.30’da idi. Ancak performansın tahminen 21.30 gibi başlaması bekleniyordu.

peyo01

Psychotic

Ben gittiğimde ilk grup olan Ankaralı Psychotic sahnede yerini almıştı ve başlamak üzereydi. Üç kişilik grup ilk bakışta biraz tereddüte yol açtı bende. İçeride, grup hariç, üç kişi vardık. Buna rağmen tam saatinde performanslarına başladılar. Müthiş hızlı girdiler. Tek gitar olmalarına rağmen inanılmaz bir sound yaratmayı başarıyorlardı. Bunu hem gitaristlerinin süper yeteneğine, hem de bassçılarının bass gitarı elektrodan farksız kullanabilmesine borçlular. Bassçı arkadaşımız, aralarda inanılmaz şeyler yaptı. Davulcuları da müthiş enerjikti. Grubun alameti farikası, vokalleri bass ve elektro gitaristlerin birlikte ve dönüşümlü olarak yapıyor olmasıydı bence. Kitabına uygun thrash metal dinleyince epey keyfim yerine geldi. Grup sound olarak bana Slayer‘ı çok fazla anımsattı, bir de Pentagram‘ın Trail Blazer albümünü. Onur‘la birlikte izledik performanslarını. Diğer iki grubu izlemeden belki biraz erken bir tespit olacaktı ama galiba gecenin en büyük keşfini yapmıştım: Psychotic. Grup, tamamı beste olan setlistlerini çalıp sahneden indi. Ben de gidip hiç tereddüt etmeden merchandise standından demolarını aldım. Hatta şu anda da çalıyor yazarken. Hücum kayıt olarak kaydedilen demoyu bulup arşivinize katın. Ancak bir de samimi itiraf da bulunayım, grubun sahnedeki enerjisi ve soundu, kesinlikle demodan daha iyi! Bir de seyirciyle olan iletişimi birazcık daha arttırabilirseler, aranan sahne gruplarından biri olmaları kesindir. (Gerçi grup çalarken içeride pek fazla seyirci yoktu, sonlara doğru sayı arttı, adamların da kabahati yok iletişim konusunda.)

peyo02

Inhuman Depravity

Küçük bir aradan sonra sahneye İstanbullu Inhuman Depravity grubu çıktı. Dört kişilik grubun vokalisti kadındı ve gecenin de tek kadın müzisyeniydi. Brutal Death Metal yapan grubun gitaristi Murat Sabuncu ile Facebook’tan arkadaşmışız meğer de benim haberim yokmuş. Bunu, şimdi yazıyı yazarken fark ettim. Grubun en ilgi çeken üyesi bence bass gitaristleriydi. Altı telli bass gitarı gözleri kapalı olarak (evet gerçekten gözlerini saç bandıyla kapatarak) çalıyordu. Grup sahnedeyken özellikle Bursa’dan gelen müzikseverler içeriyi epey doldurdular. Sahnenin yanına bir merchandise standı kuruldu. grubun vokalisti hem stil hem de sima olarak bana bizim Hande‘yi anımsattı. Eski güzel günler geldi aklıma. Brutal death metal seviyorsanız takip listenize muhakkak alın bu grubu.

peyo03

Carnophage

Vee gecenin headliner’ı, Carnophage‘a geldi sıra. Daha önce Carnophage’ı sahnede izlemeyenler şöyle anlatayım. Sahnede doğrudan seninle iletişim kuran, gözünün içine bakan, seninle konuşan, tepkine göre performansına yön veren bir gruptur Carnophage. Vokalist Oral Abi, her şarkı arasında seyircinin nabzını tutan, şarkıları anekdotlarıyla anons eden ve kalabalığı yöneten bir şeftir. Grubun davulcusu ve yakın arkadaşım Onur ise Türkiye’nin en iyi extreme müzik davulcularından biridir, hatta ilk üçtedir. Carnophage, her iki albümünde de parçalar çaldı. Üşenmedim ve not aldım çalma listelerini:

  1. Same Old Circle
  2. Deformed Future – Genetic Nightmare
  3. At The Backside Of Our Civilization
  4. Blood Commander
  5. Resistance Against Mind Clouding Heresy
  6. Anomalistik Resurrection
  7. Ode To Corruption
  8. Second Genesis

Carnophage, sahnede “çok şey anlatan” bir grup. Şarkı sözleri çok uzun ve Oral Abi’nin yavaş yavaş onunla özdeşleşen vokal tarzıyla tane tane geliyor kulaklara. Onur (sonradan öğrendiğime göre ne çaldığını çok duyamamasına rağmen) arkada doğrayıp durdu tüm gece. Grubun yurt dışı sahne tecrübesi olduğunu da işte o anlarda çok güzel anlayabiliyorsunuz.

Son zamanlarda gittiğim en güzel metal konserlerinden birisiydi. Ali‘yi ve yakın zamanda nişanlanan sevgili arkadaşımız Gülay‘ı da gördüm. Ayrıca konsere gelerek destek veren Ankaralı, Bursalı ve İstanbullu metal müzikseverlere de bir Eskişehirli olarak teşekkür etmezsem ayıp olur.

Konserde sahne alan grupların profilleri:

https://www.facebook.com/carnophageturkey/

https://www.facebook.com/psychoticTR/

https://www.facebook.com/Inhumandepravity/

29 Mart Eskişehir Pentagram Akustik

17545219_10150793627169975_1295992163512144504_o

– Merhaba, grupla görüşme imkanımız olabilir mi acaba?
– Pek sanmıyorum arkadaşlar.
– Ama biz çok seviyoruz, yani cidden seviyoruz. Başımıza da ne geldiyse bu yüzden geldi.
– Hımm, o zaman siz üçünüz buyurun.

Bu blogda daha önce pek çok defa Pentagram’ı okudun sevgili okur. Hatta Pentagram’a ait konser değerlendirmesi bile okudun. Ama ilk defa bu kadar büyük bir mutlulukla yazıyorum Pentagram’ı.

Sevgili okur, 29 Mart 2017 gecesi tüm dertleri üç beş saatliğine unutup kendimizi dünyanın tek gerçek güzelliği olan müziğin kollarına bıraktık. Çok sevdiğimiz Pentagram, kuruluşunun 30. yılına özel olarak yayımladığı “AKUSTİK” albümü ve akustik turnesiyle ülkeyi dolaşmaya başladı. İzmir, Ankara ve İstanbul’dan sonra sıra Eskişehir’deydi. Bu albümü ve turneleri, normal bir Pentagram konserinden ve albümünden bir adım öne geçiren şey kadroda gruba emek vermiş eski grup elemanları olan Demir Demirkan, Ogün Sanlısoy ve The Magnificent Murat İlkan’ın da bulunmasıdır. İşte biz de Eskişehir’de, Pentagram akustik konseri haberini öğrendiğimizde, ilk çığlığımızı Demir Demirkan’ı Pentagram’la sahnede izleme ihtimali için atmıştık Alper’le. Demir Demirkan’ın Eskişehir konserinde sahne almayacağı netleşti gerçi sonradan, ama bu durum bizim bir an için bile tereddüt etmemize yol açmadı. Öyle ya, Ogün Sanlısoy, Gökalp Ergen ve kişisel olarak da hayranı olduğumuz Murat İlkan’ı aynı sahnede bir daha izleme şansımız olmayacaktı.

01

Alper sağ olsun biletleri aldı. Ben de yeni yayımlanan akustik albümü aldım. Hali hazırda arşivimde yer alan diğer albümlerle çantamı doldurdum ve 29 Mart akşamı evden çıktım. Konser, 222 Park’ta yapılacaktı. Ahh, bu mekanda ne güzel anılarımız vardı sevgili okur. Düzenlediğimiz ve katıldığımız onlarca etkinlik geldi yol boyunca aklıma. Özgür Abi‘nin kulaklarını çınlattım.

Saat 20.00’de önce Koray’la buluştuk. Birlikte mekana geçerek kuyruğa girip kapı açılışını beklemeye başladık. Daha sonra Alper ve Mustafa da koşarak geldiler. Kapı açıldı ve içeri girdik. Düşün, öyle heyecanlıyız ki daha performansa 1,5 saat var ve biz içeride bekliyoruz. İçeride okuldan arkadaşımız olan diğer bir Mustafa’yla karşılaştık. O kadar saat aynı yerde ayrılmadan bekledim lan. Bizimkilerle muhabbet ede ede geçti zaman. Düşün hepsi en az birer kere dışarı çıktı. Ama ben çıkmadım ben, Yaşar Usta.

Dersime iyi çalışmıştım ve grubun daha önce verdiği üç konserin de incelemelerini okumuştum. Çalacakları parçaları ve sıralamayı aşağı yukarı biliyordum. Tam da beklediğim gibi başladı konser. Grup tam vaktinde sahnede yerlerini aldılar. Saydığım isimlere ilave olarak gruba sahnede Ozan Tügen de eşlik etti ki, kimse kusura bakmasın, kapasite olarak en iyi oydu diyebilirim. Ama orada gerçek bir yıldız vardı ve herkes kim olduğunu biliyordu.

02

Önce grubun Eskişehir konseri çalma listesini vereyim:

  1. Apokalips
  2. Lions In A Cage
  3. Fly Forever
  4. Şeytan Bunun Neresinde
  5. Uzakta
  6. No One Wins The Fight
  7. For The One Unchanging
  8. Gündüz Gece
  9. Geçmişin Yükü
  10. 1000s In The Eastland
  11. Anatolia
  12. In Esir Like An Eagle
  13. Doğmadan Önce
  14. Give Me Something To Kill The Pain
  15. Dark Is The Sunlight
  16. This Too Will Pass
  17. Bir
  18. Sonsuz
  19. Bir
  20. Gündüz Gece

03

Evet, tam yirmi şarkı çaldılar! Sonsuz’u çaldıktan sonra seyircinin ısrarı üzerine yine Bir’i çaldılar ve ardından Gündüz Gece’yi de eklediler. Ancak bizi bitiren olay “This Too Will Pass” olmuştu. Alper’le birlikte en sevdiğimiz Pentagram şarkısıdır This Too Will Pass. (Gerçi bazen de Lions In A Cage oluyor.) Daha önceki akustik konserlerinde çalınmamıştı. Albümde de yoktu zaten. Grubun Eskişehir’de ilk defa bu şarkıyı çalmaları ,bizim için gecenin Top 3 anından ilki olmuştu. Şarkıyı duymaya başlayınca kendimi kaybedip zıplamaya başladım. Enteresandır.

Yazı bir konser hakkında olduğu için, yirmi parçanın her birine ayrı ayrı yorum yazmak mümkün değil. O yüzden olayın tamamıyla ilgili özet halinde, değerlendirmeler yapacağım. Belki de hayranı olduğumuz için bilmiyorum, bana göre Murat İlkan gecenin yıldızı oldu. Ozan Tügen’i de unutmuyorum. Gecenin şaşırtan ismi ise Gökalp Ergen oldu. Pentagram’ın daha önceki Eskişehir konserinde hastaydı ve konserde kendisi de bunu dile getirmişti. Bu seferki akustik konserde inanılmaz işler yaptı. Mest olduk. Lions In A Cage’in aralarında “fifty years behind a wall” kısımlarını bu ülkede söyleyebilecek üç kişiden biri olduğunu gösterdi. Hem çaldı hem söyledi. Çalmak söylemek derken, bazı anlarda sahne dört tane akustik gitar oldu. Üç kişi ritim çaldı, bir kişi solo attı. Soloları Metin Türkcan, Hakan Utangaç ve Ozan Tügen değişmeli olarak çaldılar. Hakan Utangaç her solo attığında kalabalık çılgına döndü. Hakan abi, Ogün Sanlısoy’la birlikteki sahnede en karizma duran kişiydi. Haa, bir de Gündüz Gece’de Ozan Tügen’in cura solosuyla Tarkan Gözübüyük’ün bass solosu epey alkış aldı. Bu arada yine bak konusu açıldı. Ozan Tügen gece boyunca gruba back vokal, piyano, cura, ritim ve solo gitarda eşlik etti. Adam!

Gündüz gece! #PentagramAkustik #pentagram #mezarkabul

Gündüz gece! #PentagramAkustik #pentagram #mezarkabul

Üç vokalist de ağırlıklı olarak kendi dönemlerinde yazılan şarkıları seslendirdiler. Cenk Ünnü hariç herkes back vokallere katkı sağladı. Her şey çok güzeldi lan. Murat İlkan’ın şarkılara tıpkı bizim gibi “tadına bakılacak tatlar” olarak yaklaşması bizi mest etti. “Hadi şimdi şöyle güzel bir Anatolia yapalım mı?” ya da “En nefis parçalardan olan In Esir Like An Eagle” gibi anonsları duydukça Alper sırıttı durdu. Bir ara Mustafa kayboldu yanımızdan, sonra yanında kız arkadaşıyla döndü.

Unutmadan, bizim için gecedeki bir diğer kahraman da Tuğba’dan emanet aldığı iPhone 7 ile konserdeki en süper şarkıları kaydeden Koray gardaşımız oldu. Önümüzdeki iki Suriyeli ise konseri izlemekten çok canlı yayımlamayı tercih ettiler. Gerçi bunu yapan çok kişi varmış Alper söyledi. Salonda kaç kişi vardı emin değilim ama iki tane öküz vardı ki bunlar kapalı alanda, hınca hınç dolu salonda sigara içmekten hiç utanmadılar.

Gece yarısı geçti, tahminim saat 00.30 civarında iş bitti. O anda grubun fotoğraflarını çeken kişi dikkatimi çekti. “Lan dedim bu Levan!” Sabhankra’nın da fotoğraflarını çeken kişi. İstanbul’da tanışmak istiyordum ama şansa bak, Eskişehir’de tanıştık. Bu arada konser boyunca, salonun sağ tarafında kule arkasında grubu izleyen Janset’i de fark ettik. Bilmeyenler için, Janset büyük bir Pentagram hayranıdır.

Sahne bitip de grup kulise geçtiğinde biz de hemen kulisin kapısına seğirttik. Kapıda mekânın görevlileri soru sormaya bile imkan vermeyen bir açıyla bekliyorlardı. Neden sonra kapıda bir kadın belirdi. Boynunda asılı “ALL ACCESS” kartını görüp kıskandım. Neyse, yazının o en başında okuduğun diyalog vardı ya, işte bu aşamada o diyalogu yaşadık ve bam bam bam! İçerideyiz. İşte bu da gecenin Top 3 anlarından ikincisi olmuştu. Yukarı çıktık ve abilerimizi dinlenirken yakaladık. Çantama doldurduğum ne kadar albüm varsa döktüm önlerine. O dakikadan sonrası Allah Allah! Koray bir yandan, Alper bir yandan, ben diğer yandan albümleri imzalatmaya başladık. Çok kral adamlar, en ufak tepki göstermeden, aksine büyük bir sevecenlikle albümlerimizi imzalamaya başladılar. Şu an grubun aktif kadrosunda benim en sevdiğim adam Hakan Utangaç mesela. Ona “This Too Will Pass” parçasını sordum. Kim yazdı bunu, dedim. Tarkan abi’yle ikisinin şarkısıymış. Dedim, “Unspoken” bizim en sevdiğimiz albüm. Aaa, onun yeri çok ayrı tabi, dedi. Muhtemelen o da en çok Unspoken’ı seviyor 🙂

06

alper07

En son Murat İlkan’ın yanına gittik. Bundan birkaç ay önce Murat İlkan, Metin Türkcan’la birlikte yine bir akustik projeyle birlikte Eskişehir’de sahne almıştı. O konserde kendisine eşi Alper İlkan ile Melisa Uzunarslan da eşlik ediyordu. O konserden önce Murat İlkan’a ve Metin Türkcan’a kendi solo albümlerini imzalatmıştık. “Murat abi bizi hatırladın mı Eskişehir konserinden?” diye sorduk. Baktı “Tamam ya hatırladım” dedi. “Abi o konserde eksik kalan albümler vardı imzalamadığın, onları da şimdi imzalatalım”. Murat Abi bizi kahkahalara boğan ve gecenin Top 3 anlarının sonuncusunu yaşatan o cevabı verdi: “Ooo lan Mesut, aştın sende kendini haa”. Sonra sağ olsun albümlerimizi isimlerimize imzaladı. Alper’in albümü de imzalarken yine bombayı patlattı: “Alper de en sevdiğim isimdir!

010

Kasetler hariç hepsi imzalıdır.

Şimdi bunları sana anlatıyorum sevgili okur. Belki saçma geliyor, belki komik geliyor. Ama inan ben aylar sonra geriye dönüp bunları okuduğumda o anki coşkuyu tekrar yaşıyorum. Samimi olarak yazıyorum.

Saat 01.00’i çoktan geçmişti. Az önce bizi içeri alan hanım efendiyle göz göze gelince artık kulisten çıkalım dedik. O da bizi arşivimiz için tebrik etti. Çıkarken Levan’la Savaş Abi’ye selam gönderdim. İletir herhalde.

Daha nice Pentagramlara diyorum ve yazıyı burada bitiriyorum. Fotoğrafları Koray çekti. Video da Instagramdan. Sevgiyle kal sevgili okur.

Teşekkürler Eskişehir! #PentagramAkustik #pentagram #mezarkabul

Ankara Metalcileri Eskişehir’deydi!

Geçen hafta sonu Bursa’da harika bir konser organizasyonu vardı. Ancak İstanbul’da meydana gelen terör saldırısı sebebiyle tüm ülkede olduğu gibi, konser organizasyonları iptal edildiği için bir otobüs dolusu metalci Eskişehir-Bozüyük-Bursa hattında otobüsü geri döndürmek zorunda kaldı. İşte bu geri dönüşün ara durağı Eskişehir oldu. Bu yazı, bu güzel güne dair aklımda kalanlardan ibarettir.

Onur‘la birlikte otobüsteki arkadaşları Eskişehir’e uğramaya ikna edince, normalde 40 dakikadan fazla süren yol benim için 5 dakikada bitivermişti. O heyecan ve sevinçle otobüsün il sınırlarına girmesini bekleyip durmuştum. Otobüste kimler vardı? Türk Metal’inin tereddütsüz en büyük üç grubundan biri olan, iş öğreten, baş yapıtları One Of Your Neighbours‘la kalitenin sınırlarını belli eden grup Suicide vardı en başta. Daha sonra yakın arkadaşım, Türkiye’nin en iyi extreme davulcularından Onur’un da çaldığı, Carnophage grubunun elemanları ve Ankaralı metal müzik severler vardı. Yaklaşık 25 kişilik bir kafileydik.

Eskişehir’e dönünce Onur, otobüsü park edecek güvenli bir yer bulmak için şoföre eşlik etti. Ben de tüm bu ekibi toplayıp Vural Sokak‘a doğru yürümeye başladım. Burada önceden Onur’un konuştuğu bir mekanın en üst katına çıktık. İşte grup elemanıyla, dinleyicisiyle, delisiyle, fanıyla ve lideriyle Ankara’nın metal camiasının küçük bir modeli buradaydı.

ankara03

Suicide grubunun efsane isimleri Erkan Tatoğlu, Hakan Kuşçu ve Türk Metal camiasının tereddütsüz en büyük davulcusu Goremaster masanın tam ortasındaydılar. Benim de oturduğum sol kanatta ise Carnophage grubu elemanları Oral Akyol, Mert Kaya, Bengi Öztürk vardı. Her biri şahsına münhasır, müthiş insanlar bunlar. Oral Abi’nin en büyük özelliği muhtemelen Ankara’da yapılmış olan tüm metal etkinliklerine katılmış olan iki üç kişiden birisi olmasıdır. Anlatmayı çok sever. Yaşayarak anlatır ve hemen her konserle ilgili muhakkak komik bir anısı vardır. Onu dinlemek hem öğretici bir ders gibidir hem de eğlencelidir.

ankara01

Biz böyle dereden tepeden konuşurken Onur da nihayet Ece‘yle birlikte gelip muhabbete dahil oldu. Tüm masada müthiş bir yer değişimi vardı. Kim lavabo için ya da sipariş vermek için ya da herhangi bambaşka bir sebepten dolayı yerinden kalksa hemen bir başkası yerine oturuyordu. Böyle böyle en başında oturduğum masanın ortalarına kadar geldim. İşte bu yer değiştirmelerin sayesinde Nehri ismindeki arkadaşla tanıştım. Üzerinde harika bir Dissection tişörtü olan bu kişinin aslında Türkiye’nin en büyük Dissection fanlarından birisi olduğunu, en büyük Dissection arşivcisi olduğun nereden bilebilirdim! Nehri’yle birlikte hayatımın en keyifli Dissection sohbetlerinden birini yaptım. Bana Reinkaos albümünü ve Rebirth Of Dissection DVD’sini nasıl temin edebileceğim konusunda harika fikirler verdi. Birkaç gün sonra bu fikirlerin nasıl işe yaradığını şaşkınlıkla görecektim.

ankara06

ankara04Saat ilerledikçe ve sohbet koyulaştıkça, pek çoğunu hayatımda ilk defa gördüğüm bu insanlarla samimiyetim de ilerliyordu. Birkaç saat önce tek ortak noktamız dinlediğimiz müzik olan bu insanlar şimdi politika, müzik, spor konuştuğum arkadaşlarım olmuştular.

Sonra yerimde duramadım, gittim Goremaster’ın yanına sıkıştım, oturdum. Büyük hayranıydım ne de olsa. O kadar mütevazi, o kadar harika muhabbeti olan bir adamdı ki inanamadım. İnsan yıllarca sertlik skalasının en üst seviyelerinde dolaşan müziklerini dinledikten sonra böyle adamların mütevazi ve aklı başında duruşlarına akıl sır erdiremiyor. Ulan zaten kalite de kendini bu şekilde belli ediyor. Şimdi açıp Goremaster’ın davul çaldığı gruplara bakıyorum da bir tane kötü grup yok. Sadece Goremaster değil, Hakan Abi ve Erkan Abi de hem müzik hem de gündem hakkında çok kaliteli tespitler yapan adamlar. Bunu hem konuşurken hem de dinlerken anlayabiliyorsun.

ankara05

Erkan Abi’nin bazı Suicide şarkılarını sevmediğini itiraf etmesine kahkahalarla karşılık verdik. Yeni albümle ilgili çok şey konuştuk. Hatta biz oradayken albümden çıkan ilk klip “Bloodthirsty Gods” Youtube’da yayına girdi. Yeni albüm Deaf Mute‘la ilgili ayrı bir yazı yazmak çok daha yerinde olacağından albümle ilgili duyduklarımı o yazıya saklamak daha doğru olacak.

Hava karardıktan ve saat 19.00’u geçtikten sonra Ankara’ya doğru dönüş vakti gelmişti. Ancak kimsenin kalkmaya niyeti yoktu. Burada da Erkan Abi ekibe liderlik ederek kısa sürede topladı herkesi. Yavaştan Tren Garı’nın yolunu tuttuk. Zira otobüs o civardan alacaktı bunları. Burada tüm ekip toplandı, eksik kimse kalmadığından emin olduktan sonra vedalaştık ve yola çıktılar.

Tramvaya binip eve dönerken dayanamadım, Crimson River açtım. Cebimde ikisi Carnophage’ın ikisi de Suicide’ın olmak üzere toplam dört tane imzalı albüm vardı. O gazla tramvaydan inip koşasım geldi. Özetle, bir pazar gününe yakışmayacak kadar güzel bir gündü, keşke cumartesi olsaydı 🙂

Aşağıda o gün imzalattığım albümleri görebilirsiniz.

ankara07 ankara08

NOT: Fotoğrafların tamamına yakını Slim Rodrigez tarafından çekildi. Hatta yetmedi Slim bir de video hazırladı. Kendisine emeği için çok teşekkür ediyorum.

ankara02

Ankaralı Metal Müzikseverler