Category Archives: Konser & Festival Mevzuları

Gittiğim konser ve festivallerle ilgili yazılarım bu kategoridedir.

Vega Konseri – 27 Ekim SPR Eskişehir

vega002Evet sevgili okur, her ne kadar death metali yaşam felsefesi olarak benimsemiş olsak da, 2000’li yıllarda kulağımdan eksik etmediğim belki de en sevdiğim üç dört rock grubundan bir tanesi Vega‘dır. Özellikle 2005’te çıkan, grubun ikinci albümü Hafif Müzik, pek çok açıdan bir baş yapıt niteliği taşır benim için.

Elimde Değil‘i dinlerken (başını dizime düşür uyu kısmında) seni düşünerek az mı iç çekmiştim… Tam 12 yıl sonra gelen yeni albüm, Delinin Yıldızı ile ilgili ilk yazıyı bir süre önce şu yazımda okumuştun. Albüme adını veren parça başta olmak üzere, sırasıyla Sevgilim, Dünyacım ve Sonunu Söyleme Bana, çok kısa sürede aklımızı başımızdan almaya yettiler. Özellikle Delinin Yıldızı ve Sevgilim, ayda bir gecelik buluşmalarımızın yeni soundtrack’i oldu bile. İşte tüm bu sevgi seli devam ederken, 27 Ekim’de grubun yeni albüm turnesi kapsamında Eskişehir’e SPR‘ye geleceğini haber alınca inanılmaz gaza geldik. Konsere bir hafta kala biletlerimiz hazırdı bile. Yıllar önce Vega’yı Eskişehir’de dinleme fırsatı bulmuştuk, Deniz Abla o gece biraz sarhoş olduğu için konser bir saatten daha kısa sürmüştü. Ancak bu sefer yeni albüm turnesi olacağı için hem eski hem de yeni şarkılara doyabilecektik. Üstelik albümlerimizi de imzalatma şansımız vardı. O heyecanla beklemeye başladık. Saat 22.00’de kapı açılıyordu.

Biz o gazla saat 20.30’da mekandaydık. Mustafa kapıları yumrukluyor, Alper en öne geçebilmek için güvenliklerle kavga ediyordu. Ben ise iki gözüm iki çeşme ağlıyordum. Beklenenden 15 dakika erken, 21.45’te kapılar açıldı. İçeri, en öne geçtik. Sahnenin sağ tarafında, birazdan Tuğrul Abi‘nin gitar çalacağı kısmın önüne geçmiştik. Burada saat 23.00’e kadar bekledik. Tabi biz beklerken mekan doldu da doldu. Bizim yaşıtlarımız, bizden biraz büyükler ve bizden epey küçükler. Bak bu nokta biz anladık ki Vega, yalnızca 2000’lerde genç olanların değil, şu yıllarda da genç olanlara hitap ediyor. Yeni albümün, 12 sene önceki çizgiden devam etmesi de muhtemelen buna gösterilebilecek en büyük kanıttı. Grubun sahneye çıkmasını beklerken, tonmaisterların biri giriyor, rodilerin biri çıkıyordu sahneden. Biz de kendimizce küçük oyunlar oynamaya başladık.

Sahnede duran iki gitardan hangisini Tuğrul Akyüz çalacak diye iddiaya girdik. Ben ve Mustafa, kazandık iddiayı. Sonra giriş şarkısını tahmin etmeye çalıştık. Rodinin gelip playlisti önümüze koymasıyla iddia sona ermiş oldu. Grup sahneye yerleştiğinde saat 23.00 civarındaydı. Sahnede altı kişiyi izliyorduk. Üç kadın ve üç erkek. Tuğrul abi, bas gitarist ve davulcu erkek üyelerdi. Back vokal, ki gecenin belki de en güzellerinden bir tanesiydi, gece boyunca bizi en çok etkileyen ve sahneyi kurtaran isim oldu. Bas gitarist görüş açımızda olmadığından yorum yapamıyorum. Tuğrul Abi, özellikle birkaç soloda hatalar yapmasına rağmen enerjisiyle gayet göz doldurdu. Vega’nın Youtube’daki pek çok canlı videosunu izlemiştim. Ancak sahnedeki ekibi ilk kez görüyordum.

vega004Deniz Abla ne yazık ki yine çok sarhoştu. Pek çok şarkıyı söylemedi, söyleyemedi ve tamamlayamadı. Bu anlarda back vokal bizleri büyüledi. Diğer gitarist (ismi galiba Ece Aksoy) en ufak bir atraksiyona girmeden, neredeyse yüz ifadesi bile değişmeden konseri tamamladı. Çok üzüldük. Deniz Abla’nın konserde yaptığı “Artık çok üst seslere çıkamıyorum” itirafı ise kalplerimize saplandı kaldı. Yutkunduk. Bir diğer üzücü durum ise davulcunun, kapasitesinin çok çok altında çalmasıydı. Belli ki notadan çalabilecek kadar kaliteli bir davulcuydu ancak özellikle “Mendil” gibi aksak ritimli parçaları bile dümdüz çaldı. Üzüldük. Bunu nasıl tarif edebilirim? Bak, demek ki insan bu denli çok sevince, beklentisi de hayli yüksek oluyor. Gerçi nasıl olmasın? 12 yıl sonra albüm çıkarmışsın ve sahnelere yepyeni parçalarla dönüyorsun. Neden kendi yazdığın şarkıları kağıttan okumak zorunda hissediyorsun o halde?

vega005

Toplamda 17 şarkı çaldılar. Performanstan önce rodinin sahneye bıraktığı playlistte ufak değişiklikler yaptılar. Sahnedeki altı kişiye ilaveten, alt yapı da kullandılar. Hatta açılış parçasında küçük bir yanlışlıkla, ikinci parça başladı. Çaldıkları parçalar şu şekilde:

Dünyacım
Komşu Işıklar
Elimde Değil
Delinin Yıldızı
Mendil
Dertler İri Kıyım
Uçları Kırık
Arzuhal
İz Bırakanlar Unutulmaz
Ankara
Serzenişte
İsim Şehir
Sevgilim
Manyaklar
Ve Tekrar
Bu Sabahların Bir Anlamı Olmalı
Alışamadım Yokluğuna

vega006

İşin en güzel yanı, yeni albüme çok ağırlık vermeleriydi. Elbette eski hit parçaları da coşkuyla söyledi herkes ancak yeni albümdeki parçaların da pek çoğunun hep bir ağızdan söylendiğini görünce, 12 yıl beklemenin sonunda ortaya çıkan albümün hakkının verildiğini anladım.

Son parçanın ortasında, Deniz abla seyirciyi selamladı ve sahneden indi. Grubun diğer üyeleri de parçayı bitirip jet hızıyla indiler sahneden ve kulise geçtiler. Maceranın ikinci bölümü bizim için hep bu aşamada başlıyordu işte: imza almak.

Vega’nın son albümü yalnızca CD formatında yayımlandı. Önceki albüm Hafif Müzik ise CD ve kaset formatında yayımlanmıştı. İlk albümü bulmak, en azından aklı başında fiyatlara, neredeyse imkasızdır. Bir diğer hayal kırıklığı ise, grubun plak formatında da yayımlanacağını duyurduğu son albüm Delinin Yıldızı’nın henüz plak olarak basılmayışıydı. Biz de Alper’le elimizde üç dört parça ürünle kulisin kapısına yöneldik. Buradaki görevliye derdimizi anlattık. Görevli isimlerimizi sorup içeriye girdi. Birkaç dakika sonra adlarımıza imzalanmış albümleri getirip verdi ve gitti. Bu kadar. Ne tanışabildik, ne bir fotoğraf çekilebildik, ne de sohbet edebildik. Üstelik tüm mekanda tek albüm imzalatmak isteyenler biz olduğumuz halde. Üzüldük.

Elbette konseri bizi birazcık hayal kırıklığına uğratmasında, mekandaki ses sisteminin de payı yok değildi sevgili okur. SPR’nin sahnesi zaten fazlasıyla küçüktür. Ancak bir de sistemin iki de bir de viyaklamasını ekleyince iş iyice katlanılmaz oldu. Ses sisteminden kaynaklanan hatalara, zamanında kendisi de kurbanı olduğu için, Alper özellikle çok üzülür. Kıyamam.

Konser ve imza faslı bittikten sonra dışarı çıktık. Özlem‘le karşılaştık. Özlem’in enteresan bir arkadaşı gelip “Abiee CD nedir yeeaa, mp3 diye bişiyy vaaer” dedi bize. Mustafa’yla bir birimize bakıp kahkaha attık. Bu esnada Caner ve Alper de gülmemek için kendilerini o kadar sıktılar ki karınları ağrımıştır muhakkak.

Evet, böylece saat 01.00 sularında Vega gecesi bitmiş oldu. Yine de grubu, yıllar sonra sahnede izlemek keyifliydi. Keşke çok daha iyi bir sistem ve sahnede, çok daha enerjik bir Vega izleseydik. Keşke Deniz abla, aklımızı başımızdan alan vokalleriyle bizleri büyüleseydi. Keşke.

vega003

Reklamlar

İstanbul’da Neler Oldu?

19-20 Mayıs’ta , Togay‘la birlikte İstanbul‘a gittik sevgili okur. Neden? Konser için. Hangi konser yahu? God Mode‘un, yani Togaylar’ın Peyote‘de vereceği konser.

Bir önceki gün gidecektik ama Ahmet‘in nişanını bırakıp gitmek olmazdı. Ahmet’in nişanı da apayrı bir eğlenceydi aslında. Neyse, bu yazıda İstanbul’dan bahsedeyim. Evet, sabah Togay’la buluşup otogara geçtik. Saat 08.00’de araç hareket etti. İstanbul’a gitmeyeli epey zaman olmuştu. Planımız otobüsle gidip Esenler Otogarı‘ndan Taksim‘e geçmekti. Trenle gidersek Pendik‘ten karşıya geçmek çok sıkıntı olabilir diye düşündük. Ahh salak biz!

Saat 08.00’de bindiğimiz araç saat 14.00’te İstanbul’a, Esenler Otogarı’na girdi. Tam 6 saat sonra yani! İnsan insana böyle zulüm etmez lan! İşin saçma tarafı, saat 12.00’de İstanbul ili sınırlarına girip de Üçüncü Köprü sağ olsun, tam iki saatte Esenler’e bizi ulaştırmış olması. Otobüsler artık mecburen üçüncü köprü güzergahını kullandığı için eskiye göre tam 1 saat yolculuğumuza ekleniyor. Dolayısıyla, İstanbul’a gideceklere tavsiye, trenle gidin abicim. Net. Bu arada şu İstanbul’a o kadar yeni yer yapılıyor, projeler falan. Ama neden bu Esenler’e bir şey yapılmıyor? Otobüsün dolaşıp çıktığı o alt katlarda adam kesiyorlar lan resmen. Enteresan.

istan96Esenler’e inince bir şok da orada yaşadık. Zira Kamil Koç‘un Esenler’den Taksim’e servisi yok. Biz de mecburen metro + metro aktarma yapmak zorunda kaldık. Böylece üçüncü İstanbul Kartı‘mı da almış oldum.

Taksim’e ulaşıp Togay’ın grup arkadaşlarını beklemeye başladık. Eh, bir Decayed Darkness olamasak da, en az onlar kadar havalı bir buluşma gerçekleşti. Daha sonra Togaylar’dan ayrılıp Cihan‘la buluşmak üzere İstiklal Caddesi‘ne daldım. Çok özlemişim herifi. Buluştuktan sonra hemen Karaköy İskelesi‘ne geçtik. Neden? Çünkü Kadıköy‘e gidiyorduk!

istan98

İstanbul’dan aldıklarım

Olum İstanbullu olmadığımız için herhalde daha çok tadına varabiliyoruz. Vapur ne kadar harika bir şey lan! Her geldiğimde bunu tecrübe ediyorum valla. Karşıya inince yine bir turist gözüyle şunu bir kere daha anladım ki İstanbul’un Anadolu yakası çok daha güzel lan. Daha doğrusu Kadıköy. Çok rahat, bariz daha rahat bir yer. Eskişehir’den gelirken, yol boyunca Togay’la planlama yaptığım için nerelere gideceğimi çok iyi biliyordum. Cihan da sağ olsun bana eşlik ediyordu. Önce Hammer Müzik‘e gidip bir önceki gece listelediğim şeyleri aldım. Daha sonra DMS‘nin Kadıköy Şubesi’nden biraz sarf malzeme aldım. Tüm işlerimizi bitirip vapura dönerken, Mephisto Kitabevi‘nden çıkan iki kişinin elinde Pentagram‘ın Akustik albümünün CD’sini gördüm. Neler oluyor diye sorduğumda bana grubun imza günü olduğu söyledi!

istan01Böyle bir şans ancak üç yıl da bir olur. Düşünsene, az önce Pentagram’ın yeni çıkardığı akustik albümün plağını almışsın. Yürüyorsun, köşeyi dönünce grubun imza günü olduğunu görüyorsun. Neyse hemen girdim mekana. Üç katlı mekanın ikinci katından itibaren kuyruk başlıyordu. Cihan üzerimdeki yükü alıp bitişikteki kahveciye gitti. Bir saat kadar bekledikten sonra nihayet en üst kata çıkıp grup elemanlarıyla buluşabildim. Bir de ne göreyim! Demir Demirkan! Eskişehir’deki konsere gelemeyen Demir abi, bu imza gününde grup üyeleriyle birlikteydi. Sırasıyla Hakan Utangaç, Demir Demirkan, Murat İlkan, Cenk Ünnü, Gökalp Ergen, Ogün Sanlısoy, Metin Türkcan ve Tarkan Gözübüyük‘ten oluşan grup katılımcılarla hem sohbet ediyor hem de albümleri imzalıyordu. Sırasıyla her birine plağı imzalatıp bir de şu harika fotoyu çektirdikten sonra adeta uçarak indim mekandan.

istan00

istan02

istan99

Cihan’la buluşup vapura bindik ve bu sefer Eminönü iskelesinde indik. Cihan’ın uzman olduğu alan Yeşilçam filmleri. Özellikle Kemal Sunal, Şener Şen ve İhsan Yüce‘nin çok büyük bir hayranıdır. Yol boyunca onlarca filmdeki replikleri seslendirdik. Bir araya geldiğimizde bunu hep yaparız. Ertesi gün sınavı olduğu için Cihan’la Taksim’de vedalaştık ve ben Togaylar’la buluştum. Bu arada Togaylar diyip duruyorum ama adamların isimlerini de yazayım. Vokalde Erdinç, gitarda Tayfun, bass gitarda Tuna ve davulda Berk. Bu dörtlüye yine gitarda Togay’ı da ilave edince karşımıza God Mode çıkıyor.

istan89İstanbul’daki Peyote, bizim Eskişehir’dekinden daha kötü lan. İnsanın kendi şehri gibisi yok. Neyse biraz da konserden bahsedeyim. Konserde sırasıyla İstanbullu metalcore grubu Grapes In The Mouth, İzmirli deathcore grubu God Mode ve Almanyalı beatdown grubu Spawn Of Disgust sahne alacaktı. Grapes’i duymuştum, Pasif Agresif‘te bir de albüm yorumlarını okumuştum. O yüzden çok merak ediyordum. Grup başladı. Özellikle melodik sololarını çok beğendim. Ama Peyote’nin sahnesi çok kötüydü. Davulun yan olarak kurulduğunu ilk defa burada gördüm. Grapes, özellikle iki gitaristiyle çok dikkatimi çekti. Son şarkı olarak Trivium‘dan In Waves‘i çaldıklarında ben dahil herkes şarkıya eşlik ediyordu.

Daha sonra God Mode sahneye çıktı. God Mode’u ülkede en çok takip eden, albümlerine en detaylı incelemeleri yazan ben, o ana kadar sahnede hiç izlememiştim. Bizimkiler, Tayfun’un sempatik hareketleri eşliğinde sahneye çıktılar. Her iki albümlerinden ve yeni çıkaracakları albümden parçalar çaldılar. İlk grup sahnedeyken eşlik eden seyirci kitlesi biraz daha azalsa  da performansın sonlarına doğru ortalık iyice karıştı. Ortalık karıştı lafını burada gerçek anlamıyla kullanıyorum. Zira yıllardır death metal seyircisine alışmışız. Hayatımda ilk defa core/beatdown dinleyicisi izledim. Evet bir noktadan sonra grubu bırakıp, sahne önünde sağa sola uçan tekmeler savuran seyircilere odaklanmaya başladım. İlk şarkılara en önde eşlik ederken bu tekme tokat faslı başlayınca arkalara çekildim yalan yok. Lan heriflerde nasıl bir enerji var!

istan90

Konserde en çok eğlenen seyirciler 😉

God Mod’un sahne süresi dolmak üzereyken Sercan‘dan mesaj geldi. Taksim’e gelmiş ve bizi bekliyormuş. Togay ve Berk’le birlikte hızlıca toparlanıp mekandan ayrıldık. Sercan’la Galatasaray Lisesi‘nin önünde buluştuk. 1 Mayıs tatilinde görüşmüş olmamıza rağmen epey özleşmişiz. Buradan Sercan bizi Kızılkayalar‘a götürdü. Biz daha önceden hep Bambi Kafe‘ye giderdik. Ama Kızılkayalar’ın ıslak hamburgeri daha güzelmiş lan. Ya da o anda çok açtık öyle geldi.

Sercan, gecemizi kurtaran adam oldu. Eğer Sercan olmasaydı, o yorgunlukla yola çıkıp eve dönmeye çalışacaktık. Ya da bir arkadaşın arkadaşında kalacaktık. Ama Sercan’ı şans eseri İstanbul’da yakalayabildiğimiz için öz be öz kardeşimizin evinde kalmış olduk. Gece nereden aklına geldi Sercan’ın bilmiyorum, Godspel‘in yıllar önceki bir şarkısına taktı kafayı. Ben tüm o kahkahanın içinde uyumuş gitmişim. Rüyamda da seni gördüm.

Sabah, kahvaltı faslından sonra Sercan’ın evine yakın bir yerden servisine bindik Anadolu Turizm‘in. Gelirken Kamil Koç’la daha rahat gelmiştik. Anadolu Turizm, herhalde birkaç koltuk daha sığdırabilmek için koltuk aralarındaki mesafeyi daraltmıştı. Bir de önümdeki herif daha yolculuğun başında koltuğunu yatırınca altı saatlik yolculuk ızdırap oldu. İşin kötü yanı Bozüyük’te trafik sıkışmıştı ve araçlar bir metre bile ilerleyemiyordu. Şoför erken davranıp bizi Kütahya yoluna soktu. Böylece fazladan 30 km daha yol geldik. Trafikte beklemektense yol gitmek daha iyidir değil mi?

İstanbul’dan saat 14.00’te bindiğimiz araçtan saat 20.00’de indik yine. Yorgun ve perişandık. Ki bu halimizin Sercan’ın evinde güzel bir uyku çekip dinlendiğimiz halde böyleydi.

Velhasıl kelam, yolculuk kısımlarını saymazsak İstanbul bu sefer güzeldi sevgili okur. Albümler, sürpriz imza günü, konser, Cihan, Sercan ve vapur. Her biri harikaydı.

istan97

Carnophage- Inhuman Depravity – Pyschotic Konseri

carnop.jpg

Pazar gecesi Eskişehir’de çok büyük bir olay vardı sevgili okur: CarnophageInhuman DepravityPyschotic Konseri. Peyote‘de katıldığım galiba en iyi konser buydu. Uzun süredir, çok uzun süredir, hatta bizim yaptığımız son Eskirock Metal Fest‘ten beridir, çok gruplu metal konserine katılmamıştım Eskişehir’de. Peyote de prensip gereği metal konserlerini genelde tek grup ya da iki grup şeklinde organize ediyordu. Üç grup olması bakımından bir ilk oldu benim için.

Geçtiğimiz pazar akşamı, saat 20.00’yi biraz geçe kalıp duş aldım. Tıraş oldum ve ertesi gün giyeceğim kıyafetimi hazırladım. Pazar günü sendromu beni iliklerime kadar ürpertmişti zira. Ancak fazla uzun sürmedi bu durum. Evden çıktım ve Eskişehir’in olanca ayazına rağmen yürüyerek Peyote’ye geldim. Konserin kapı açılışı 20.30’da idi. Ancak performansın tahminen 21.30 gibi başlaması bekleniyordu.

peyo01

Psychotic

Ben gittiğimde ilk grup olan Ankaralı Psychotic sahnede yerini almıştı ve başlamak üzereydi. Üç kişilik grup ilk bakışta biraz tereddüte yol açtı bende. İçeride, grup hariç, üç kişi vardık. Buna rağmen tam saatinde performanslarına başladılar. Müthiş hızlı girdiler. Tek gitar olmalarına rağmen inanılmaz bir sound yaratmayı başarıyorlardı. Bunu hem gitaristlerinin süper yeteneğine, hem de bassçılarının bass gitarı elektrodan farksız kullanabilmesine borçlular. Bassçı arkadaşımız, aralarda inanılmaz şeyler yaptı. Davulcuları da müthiş enerjikti. Grubun alameti farikası, vokalleri bass ve elektro gitaristlerin birlikte ve dönüşümlü olarak yapıyor olmasıydı bence. Kitabına uygun thrash metal dinleyince epey keyfim yerine geldi. Grup sound olarak bana Slayer‘ı çok fazla anımsattı, bir de Pentagram‘ın Trail Blazer albümünü. Onur‘la birlikte izledik performanslarını. Diğer iki grubu izlemeden belki biraz erken bir tespit olacaktı ama galiba gecenin en büyük keşfini yapmıştım: Psychotic. Grup, tamamı beste olan setlistlerini çalıp sahneden indi. Ben de gidip hiç tereddüt etmeden merchandise standından demolarını aldım. Hatta şu anda da çalıyor yazarken. Hücum kayıt olarak kaydedilen demoyu bulup arşivinize katın. Ancak bir de samimi itiraf da bulunayım, grubun sahnedeki enerjisi ve soundu, kesinlikle demodan daha iyi! Bir de seyirciyle olan iletişimi birazcık daha arttırabilirseler, aranan sahne gruplarından biri olmaları kesindir. (Gerçi grup çalarken içeride pek fazla seyirci yoktu, sonlara doğru sayı arttı, adamların da kabahati yok iletişim konusunda.)

peyo02

Inhuman Depravity

Küçük bir aradan sonra sahneye İstanbullu Inhuman Depravity grubu çıktı. Dört kişilik grubun vokalisti kadındı ve gecenin de tek kadın müzisyeniydi. Brutal Death Metal yapan grubun gitaristi Murat Sabuncu ile Facebook’tan arkadaşmışız meğer de benim haberim yokmuş. Bunu, şimdi yazıyı yazarken fark ettim. Grubun en ilgi çeken üyesi bence bass gitaristleriydi. Altı telli bass gitarı gözleri kapalı olarak (evet gerçekten gözlerini saç bandıyla kapatarak) çalıyordu. Grup sahnedeyken özellikle Bursa’dan gelen müzikseverler içeriyi epey doldurdular. Sahnenin yanına bir merchandise standı kuruldu. grubun vokalisti hem stil hem de sima olarak bana bizim Hande‘yi anımsattı. Eski güzel günler geldi aklıma. Brutal death metal seviyorsanız takip listenize muhakkak alın bu grubu.

peyo03

Carnophage

Vee gecenin headliner’ı, Carnophage‘a geldi sıra. Daha önce Carnophage’ı sahnede izlemeyenler şöyle anlatayım. Sahnede doğrudan seninle iletişim kuran, gözünün içine bakan, seninle konuşan, tepkine göre performansına yön veren bir gruptur Carnophage. Vokalist Oral Abi, her şarkı arasında seyircinin nabzını tutan, şarkıları anekdotlarıyla anons eden ve kalabalığı yöneten bir şeftir. Grubun davulcusu ve yakın arkadaşım Onur ise Türkiye’nin en iyi extreme müzik davulcularından biridir, hatta ilk üçtedir. Carnophage, her iki albümünde de parçalar çaldı. Üşenmedim ve not aldım çalma listelerini:

  1. Same Old Circle
  2. Deformed Future – Genetic Nightmare
  3. At The Backside Of Our Civilization
  4. Blood Commander
  5. Resistance Against Mind Clouding Heresy
  6. Anomalistik Resurrection
  7. Ode To Corruption
  8. Second Genesis

Carnophage, sahnede “çok şey anlatan” bir grup. Şarkı sözleri çok uzun ve Oral Abi’nin yavaş yavaş onunla özdeşleşen vokal tarzıyla tane tane geliyor kulaklara. Onur (sonradan öğrendiğime göre ne çaldığını çok duyamamasına rağmen) arkada doğrayıp durdu tüm gece. Grubun yurt dışı sahne tecrübesi olduğunu da işte o anlarda çok güzel anlayabiliyorsunuz.

Son zamanlarda gittiğim en güzel metal konserlerinden birisiydi. Ali‘yi ve yakın zamanda nişanlanan sevgili arkadaşımız Gülay‘ı da gördüm. Ayrıca konsere gelerek destek veren Ankaralı, Bursalı ve İstanbullu metal müzikseverlere de bir Eskişehirli olarak teşekkür etmezsem ayıp olur.

Konserde sahne alan grupların profilleri:

https://www.facebook.com/carnophageturkey/

https://www.facebook.com/psychoticTR/

https://www.facebook.com/Inhumandepravity/

29 Mart Eskişehir Pentagram Akustik

17545219_10150793627169975_1295992163512144504_o

– Merhaba, grupla görüşme imkanımız olabilir mi acaba?
– Pek sanmıyorum arkadaşlar.
– Ama biz çok seviyoruz, yani cidden seviyoruz. Başımıza da ne geldiyse bu yüzden geldi.
– Hımm, o zaman siz üçünüz buyurun.

Bu blogda daha önce pek çok defa Pentagram’ı okudun sevgili okur. Hatta Pentagram’a ait konser değerlendirmesi bile okudun. Ama ilk defa bu kadar büyük bir mutlulukla yazıyorum Pentagram’ı.

Sevgili okur, 29 Mart 2017 gecesi tüm dertleri üç beş saatliğine unutup kendimizi dünyanın tek gerçek güzelliği olan müziğin kollarına bıraktık. Çok sevdiğimiz Pentagram, kuruluşunun 30. yılına özel olarak yayımladığı “AKUSTİK” albümü ve akustik turnesiyle ülkeyi dolaşmaya başladı. İzmir, Ankara ve İstanbul’dan sonra sıra Eskişehir’deydi. Bu albümü ve turneleri, normal bir Pentagram konserinden ve albümünden bir adım öne geçiren şey kadroda gruba emek vermiş eski grup elemanları olan Demir Demirkan, Ogün Sanlısoy ve The Magnificent Murat İlkan’ın da bulunmasıdır. İşte biz de Eskişehir’de, Pentagram akustik konseri haberini öğrendiğimizde, ilk çığlığımızı Demir Demirkan’ı Pentagram’la sahnede izleme ihtimali için atmıştık Alper’le. Demir Demirkan’ın Eskişehir konserinde sahne almayacağı netleşti gerçi sonradan, ama bu durum bizim bir an için bile tereddüt etmemize yol açmadı. Öyle ya, Ogün Sanlısoy, Gökalp Ergen ve kişisel olarak da hayranı olduğumuz Murat İlkan’ı aynı sahnede bir daha izleme şansımız olmayacaktı.

01

Alper sağ olsun biletleri aldı. Ben de yeni yayımlanan akustik albümü aldım. Hali hazırda arşivimde yer alan diğer albümlerle çantamı doldurdum ve 29 Mart akşamı evden çıktım. Konser, 222 Park’ta yapılacaktı. Ahh, bu mekanda ne güzel anılarımız vardı sevgili okur. Düzenlediğimiz ve katıldığımız onlarca etkinlik geldi yol boyunca aklıma. Özgür Abi‘nin kulaklarını çınlattım.

Saat 20.00’de önce Koray’la buluştuk. Birlikte mekana geçerek kuyruğa girip kapı açılışını beklemeye başladık. Daha sonra Alper ve Mustafa da koşarak geldiler. Kapı açıldı ve içeri girdik. Düşün, öyle heyecanlıyız ki daha performansa 1,5 saat var ve biz içeride bekliyoruz. İçeride okuldan arkadaşımız olan diğer bir Mustafa’yla karşılaştık. O kadar saat aynı yerde ayrılmadan bekledim lan. Bizimkilerle muhabbet ede ede geçti zaman. Düşün hepsi en az birer kere dışarı çıktı. Ama ben çıkmadım ben, Yaşar Usta.

Dersime iyi çalışmıştım ve grubun daha önce verdiği üç konserin de incelemelerini okumuştum. Çalacakları parçaları ve sıralamayı aşağı yukarı biliyordum. Tam da beklediğim gibi başladı konser. Grup tam vaktinde sahnede yerlerini aldılar. Saydığım isimlere ilave olarak gruba sahnede Ozan Tügen de eşlik etti ki, kimse kusura bakmasın, kapasite olarak en iyi oydu diyebilirim. Ama orada gerçek bir yıldız vardı ve herkes kim olduğunu biliyordu.

02

Önce grubun Eskişehir konseri çalma listesini vereyim:

  1. Apokalips
  2. Lions In A Cage
  3. Fly Forever
  4. Şeytan Bunun Neresinde
  5. Uzakta
  6. No One Wins The Fight
  7. For The One Unchanging
  8. Gündüz Gece
  9. Geçmişin Yükü
  10. 1000s In The Eastland
  11. Anatolia
  12. In Esir Like An Eagle
  13. Doğmadan Önce
  14. Give Me Something To Kill The Pain
  15. Dark Is The Sunlight
  16. This Too Will Pass
  17. Bir
  18. Sonsuz
  19. Bir
  20. Gündüz Gece

03

Evet, tam yirmi şarkı çaldılar! Sonsuz’u çaldıktan sonra seyircinin ısrarı üzerine yine Bir’i çaldılar ve ardından Gündüz Gece’yi de eklediler. Ancak bizi bitiren olay “This Too Will Pass” olmuştu. Alper’le birlikte en sevdiğimiz Pentagram şarkısıdır This Too Will Pass. (Gerçi bazen de Lions In A Cage oluyor.) Daha önceki akustik konserlerinde çalınmamıştı. Albümde de yoktu zaten. Grubun Eskişehir’de ilk defa bu şarkıyı çalmaları ,bizim için gecenin Top 3 anından ilki olmuştu. Şarkıyı duymaya başlayınca kendimi kaybedip zıplamaya başladım. Enteresandır.

Yazı bir konser hakkında olduğu için, yirmi parçanın her birine ayrı ayrı yorum yazmak mümkün değil. O yüzden olayın tamamıyla ilgili özet halinde, değerlendirmeler yapacağım. Belki de hayranı olduğumuz için bilmiyorum, bana göre Murat İlkan gecenin yıldızı oldu. Ozan Tügen’i de unutmuyorum. Gecenin şaşırtan ismi ise Gökalp Ergen oldu. Pentagram’ın daha önceki Eskişehir konserinde hastaydı ve konserde kendisi de bunu dile getirmişti. Bu seferki akustik konserde inanılmaz işler yaptı. Mest olduk. Lions In A Cage’in aralarında “fifty years behind a wall” kısımlarını bu ülkede söyleyebilecek üç kişiden biri olduğunu gösterdi. Hem çaldı hem söyledi. Çalmak söylemek derken, bazı anlarda sahne dört tane akustik gitar oldu. Üç kişi ritim çaldı, bir kişi solo attı. Soloları Metin Türkcan, Hakan Utangaç ve Ozan Tügen değişmeli olarak çaldılar. Hakan Utangaç her solo attığında kalabalık çılgına döndü. Hakan abi, Ogün Sanlısoy’la birlikteki sahnede en karizma duran kişiydi. Haa, bir de Gündüz Gece’de Ozan Tügen’in cura solosuyla Tarkan Gözübüyük’ün bass solosu epey alkış aldı. Bu arada yine bak konusu açıldı. Ozan Tügen gece boyunca gruba back vokal, piyano, cura, ritim ve solo gitarda eşlik etti. Adam!

Gündüz gece! #PentagramAkustik #pentagram #mezarkabul

Gündüz gece! #PentagramAkustik #pentagram #mezarkabul

Üç vokalist de ağırlıklı olarak kendi dönemlerinde yazılan şarkıları seslendirdiler. Cenk Ünnü hariç herkes back vokallere katkı sağladı. Her şey çok güzeldi lan. Murat İlkan’ın şarkılara tıpkı bizim gibi “tadına bakılacak tatlar” olarak yaklaşması bizi mest etti. “Hadi şimdi şöyle güzel bir Anatolia yapalım mı?” ya da “En nefis parçalardan olan In Esir Like An Eagle” gibi anonsları duydukça Alper sırıttı durdu. Bir ara Mustafa kayboldu yanımızdan, sonra yanında kız arkadaşıyla döndü.

Unutmadan, bizim için gecedeki bir diğer kahraman da Tuğba’dan emanet aldığı iPhone 7 ile konserdeki en süper şarkıları kaydeden Koray gardaşımız oldu. Önümüzdeki iki Suriyeli ise konseri izlemekten çok canlı yayımlamayı tercih ettiler. Gerçi bunu yapan çok kişi varmış Alper söyledi. Salonda kaç kişi vardı emin değilim ama iki tane öküz vardı ki bunlar kapalı alanda, hınca hınç dolu salonda sigara içmekten hiç utanmadılar.

Gece yarısı geçti, tahminim saat 00.30 civarında iş bitti. O anda grubun fotoğraflarını çeken kişi dikkatimi çekti. “Lan dedim bu Levan!” Sabhankra’nın da fotoğraflarını çeken kişi. İstanbul’da tanışmak istiyordum ama şansa bak, Eskişehir’de tanıştık. Bu arada konser boyunca, salonun sağ tarafında kule arkasında grubu izleyen Janset’i de fark ettik. Bilmeyenler için, Janset büyük bir Pentagram hayranıdır.

Sahne bitip de grup kulise geçtiğinde biz de hemen kulisin kapısına seğirttik. Kapıda mekânın görevlileri soru sormaya bile imkan vermeyen bir açıyla bekliyorlardı. Neden sonra kapıda bir kadın belirdi. Boynunda asılı “ALL ACCESS” kartını görüp kıskandım. Neyse, yazının o en başında okuduğun diyalog vardı ya, işte bu aşamada o diyalogu yaşadık ve bam bam bam! İçerideyiz. İşte bu da gecenin Top 3 anlarından ikincisi olmuştu. Yukarı çıktık ve abilerimizi dinlenirken yakaladık. Çantama doldurduğum ne kadar albüm varsa döktüm önlerine. O dakikadan sonrası Allah Allah! Koray bir yandan, Alper bir yandan, ben diğer yandan albümleri imzalatmaya başladık. Çok kral adamlar, en ufak tepki göstermeden, aksine büyük bir sevecenlikle albümlerimizi imzalamaya başladılar. Şu an grubun aktif kadrosunda benim en sevdiğim adam Hakan Utangaç mesela. Ona “This Too Will Pass” parçasını sordum. Kim yazdı bunu, dedim. Tarkan abi’yle ikisinin şarkısıymış. Dedim, “Unspoken” bizim en sevdiğimiz albüm. Aaa, onun yeri çok ayrı tabi, dedi. Muhtemelen o da en çok Unspoken’ı seviyor 🙂

06

alper07

En son Murat İlkan’ın yanına gittik. Bundan birkaç ay önce Murat İlkan, Metin Türkcan’la birlikte yine bir akustik projeyle birlikte Eskişehir’de sahne almıştı. O konserde kendisine eşi Alper İlkan ile Melisa Uzunarslan da eşlik ediyordu. O konserden önce Murat İlkan’a ve Metin Türkcan’a kendi solo albümlerini imzalatmıştık. “Murat abi bizi hatırladın mı Eskişehir konserinden?” diye sorduk. Baktı “Tamam ya hatırladım” dedi. “Abi o konserde eksik kalan albümler vardı imzalamadığın, onları da şimdi imzalatalım”. Murat Abi bizi kahkahalara boğan ve gecenin Top 3 anlarının sonuncusunu yaşatan o cevabı verdi: “Ooo lan Mesut, aştın sende kendini haa”. Sonra sağ olsun albümlerimizi isimlerimize imzaladı. Alper’in albümü de imzalarken yine bombayı patlattı: “Alper de en sevdiğim isimdir!

010

Kasetler hariç hepsi imzalıdır.

Şimdi bunları sana anlatıyorum sevgili okur. Belki saçma geliyor, belki komik geliyor. Ama inan ben aylar sonra geriye dönüp bunları okuduğumda o anki coşkuyu tekrar yaşıyorum. Samimi olarak yazıyorum.

Saat 01.00’i çoktan geçmişti. Az önce bizi içeri alan hanım efendiyle göz göze gelince artık kulisten çıkalım dedik. O da bizi arşivimiz için tebrik etti. Çıkarken Levan’la Savaş Abi’ye selam gönderdim. İletir herhalde.

Daha nice Pentagramlara diyorum ve yazıyı burada bitiriyorum. Fotoğrafları Koray çekti. Video da Instagramdan. Sevgiyle kal sevgili okur.

Lions in a cage. #pentagramakustik2017 @pentagramofficial #muratilkan #222park

A post shared by Mesut Proofhead Çiftçi (@proofhead) on

Teşekkürler Eskişehir! #PentagramAkustik #pentagram #mezarkabul

Ankara Metalcileri Eskişehir’deydi!

Geçen hafta sonu Bursa’da harika bir konser organizasyonu vardı. Ancak İstanbul’da meydana gelen terör saldırısı sebebiyle tüm ülkede olduğu gibi, konser organizasyonları iptal edildiği için bir otobüs dolusu metalci Eskişehir-Bozüyük-Bursa hattında otobüsü geri döndürmek zorunda kaldı. İşte bu geri dönüşün ara durağı Eskişehir oldu. Bu yazı, bu güzel güne dair aklımda kalanlardan ibarettir.

Onur‘la birlikte otobüsteki arkadaşları Eskişehir’e uğramaya ikna edince, normalde 40 dakikadan fazla süren yol benim için 5 dakikada bitivermişti. O heyecan ve sevinçle otobüsün il sınırlarına girmesini bekleyip durmuştum. Otobüste kimler vardı? Türk Metal’inin tereddütsüz en büyük üç grubundan biri olan, iş öğreten, baş yapıtları One Of Your Neighbours‘la kalitenin sınırlarını belli eden grup Suicide vardı en başta. Daha sonra yakın arkadaşım, Türkiye’nin en iyi extreme davulcularından Onur’un da çaldığı, Carnophage grubunun elemanları ve Ankaralı metal müzik severler vardı. Yaklaşık 25 kişilik bir kafileydik.

Eskişehir’e dönünce Onur, otobüsü park edecek güvenli bir yer bulmak için şoföre eşlik etti. Ben de tüm bu ekibi toplayıp Vural Sokak‘a doğru yürümeye başladım. Burada önceden Onur’un konuştuğu bir mekanın en üst katına çıktık. İşte grup elemanıyla, dinleyicisiyle, delisiyle, fanıyla ve lideriyle Ankara’nın metal camiasının küçük bir modeli buradaydı.

ankara03

Suicide grubunun efsane isimleri Erkan Tatoğlu, Hakan Kuşçu ve Türk Metal camiasının tereddütsüz en büyük davulcusu Goremaster masanın tam ortasındaydılar. Benim de oturduğum sol kanatta ise Carnophage grubu elemanları Oral Akyol, Mert Kaya, Bengi Öztürk vardı. Her biri şahsına münhasır, müthiş insanlar bunlar. Oral Abi’nin en büyük özelliği muhtemelen Ankara’da yapılmış olan tüm metal etkinliklerine katılmış olan iki üç kişiden birisi olmasıdır. Anlatmayı çok sever. Yaşayarak anlatır ve hemen her konserle ilgili muhakkak komik bir anısı vardır. Onu dinlemek hem öğretici bir ders gibidir hem de eğlencelidir.

ankara01

Biz böyle dereden tepeden konuşurken Onur da nihayet Ece‘yle birlikte gelip muhabbete dahil oldu. Tüm masada müthiş bir yer değişimi vardı. Kim lavabo için ya da sipariş vermek için ya da herhangi bambaşka bir sebepten dolayı yerinden kalksa hemen bir başkası yerine oturuyordu. Böyle böyle en başında oturduğum masanın ortalarına kadar geldim. İşte bu yer değiştirmelerin sayesinde Nehri ismindeki arkadaşla tanıştım. Üzerinde harika bir Dissection tişörtü olan bu kişinin aslında Türkiye’nin en büyük Dissection fanlarından birisi olduğunu, en büyük Dissection arşivcisi olduğun nereden bilebilirdim! Nehri’yle birlikte hayatımın en keyifli Dissection sohbetlerinden birini yaptım. Bana Reinkaos albümünü ve Rebirth Of Dissection DVD’sini nasıl temin edebileceğim konusunda harika fikirler verdi. Birkaç gün sonra bu fikirlerin nasıl işe yaradığını şaşkınlıkla görecektim.

ankara06

ankara04Saat ilerledikçe ve sohbet koyulaştıkça, pek çoğunu hayatımda ilk defa gördüğüm bu insanlarla samimiyetim de ilerliyordu. Birkaç saat önce tek ortak noktamız dinlediğimiz müzik olan bu insanlar şimdi politika, müzik, spor konuştuğum arkadaşlarım olmuştular.

Sonra yerimde duramadım, gittim Goremaster’ın yanına sıkıştım, oturdum. Büyük hayranıydım ne de olsa. O kadar mütevazi, o kadar harika muhabbeti olan bir adamdı ki inanamadım. İnsan yıllarca sertlik skalasının en üst seviyelerinde dolaşan müziklerini dinledikten sonra böyle adamların mütevazi ve aklı başında duruşlarına akıl sır erdiremiyor. Ulan zaten kalite de kendini bu şekilde belli ediyor. Şimdi açıp Goremaster’ın davul çaldığı gruplara bakıyorum da bir tane kötü grup yok. Sadece Goremaster değil, Hakan Abi ve Erkan Abi de hem müzik hem de gündem hakkında çok kaliteli tespitler yapan adamlar. Bunu hem konuşurken hem de dinlerken anlayabiliyorsun.

ankara05

Erkan Abi’nin bazı Suicide şarkılarını sevmediğini itiraf etmesine kahkahalarla karşılık verdik. Yeni albümle ilgili çok şey konuştuk. Hatta biz oradayken albümden çıkan ilk klip “Bloodthirsty Gods” Youtube’da yayına girdi. Yeni albüm Deaf Mute‘la ilgili ayrı bir yazı yazmak çok daha yerinde olacağından albümle ilgili duyduklarımı o yazıya saklamak daha doğru olacak.

Hava karardıktan ve saat 19.00’u geçtikten sonra Ankara’ya doğru dönüş vakti gelmişti. Ancak kimsenin kalkmaya niyeti yoktu. Burada da Erkan Abi ekibe liderlik ederek kısa sürede topladı herkesi. Yavaştan Tren Garı’nın yolunu tuttuk. Zira otobüs o civardan alacaktı bunları. Burada tüm ekip toplandı, eksik kimse kalmadığından emin olduktan sonra vedalaştık ve yola çıktılar.

Tramvaya binip eve dönerken dayanamadım, Crimson River açtım. Cebimde ikisi Carnophage’ın ikisi de Suicide’ın olmak üzere toplam dört tane imzalı albüm vardı. O gazla tramvaydan inip koşasım geldi. Özetle, bir pazar gününe yakışmayacak kadar güzel bir gündü, keşke cumartesi olsaydı 🙂

Aşağıda o gün imzalattığım albümleri görebilirsiniz.

ankara07 ankara08

NOT: Fotoğrafların tamamına yakını Slim Rodrigez tarafından çekildi. Hatta yetmedi Slim bir de video hazırladı. Kendisine emeği için çok teşekkür ediyorum.

ankara02

Ankaralı Metal Müzikseverler

Murat İlkan & Metin Türkcan Akustik Konseri

mi05
İyi konserlerin yazılarını geç yazan blog, Proofhead My Resort’ten merhaba sevgili okur.

18 Kasım gecesi, çok uzun süre sonra hayranı olduğumuz bir sesi dinleme şansımız oldu yeniden. Pentagram‘ın efsane vokalisti, Cem Köksal‘la yaptığı şarkılar dillere pelesenk olmuş adam, muthiş insan Murat İlkan Eskişehir’e geldi. Pentagram’ın ezbere bildiğimiz hemen her şarkısını onun sesiyle beynimize kazıdığımızdan, “Kalbim bomboş!” çığlıklarını atarken onun sesine eşlik ettiğimizden bu konseri kaçırmamız olanaksızdı. Biz de elimizde avucumuzda ne var ne yoksa toplayıp o gece konserin yapılacağı mekana gittik. Elimizde avucumuzda ne varsa derken neyi kastettiğimi birazdan anlayacaksın.

Mekana gayet kalabalık ve organize olmuş bir kadroyla gittik. Başta Alper olmak üzere Merve, Utku, Hazal, Volkan, Murat ve Gökçe‘den oluşan ekibimize bir de yakın arkadaşımız Mustafa dahil olunca sahne önünü biz doldurmuş olduk. Mekanda oturmak için yer yoktu eyvallah da yaslanmak için masa da yoktu. Akustik konser olunca zaten fazla atraksiyona girilemeyeceğinden sabit durmak yetiyordu. Ancak özellikle mont ve çantalar sıkıntı oldu.

Neyse, biz mekana gittiğimizde saat 21.00 civarıydı. Aynı günün sabahında organizasyonu yapan dostlarımız Murat ve Özcan Brothers‘ı Pilot Bar‘da yakaladım. Konser öncesinde bir fan buluşması olup olmayacağını öğrendim böylece. Akşamki programın detaylarını kestirebildikten sonra iş mekana gidip beklemeye kaldı.

13071948_10154115780073630_5346793829956951623_o

Bir gözüm Murat abi‘nin üzerinde beklemeye başladım. 10 dakika sonra Murat abi eliyle beni işaret etti ve çağırdı. Hazırdık, Murat İlkan ve Metin Türkcan‘ın mi01yanına gidiyorduk! Alper’le birlikte mekanın üst katındaki kulise doğru çıktık. İşte, hayranı olduğumuz ses, taze metalciliğimizin en büyük kahramanı Murat İlkan karşımızdaydı. Kuliste eşi Alper İlkan, Metin Türkcan ve aslında o gecenin
de en büyük sürprizlerinden birisi olacak Melisa Uzunarslan ona eşlik diyordu. Kısa bir selamlaşma faslından sonra elimizde ve avucumuzdakileri dökmeye başladık: 2 tane plak, 1 tane DVD ve bir sürü CD. Murat İlkan ve Metin Türkcan büyük bir ilgiyle ve samimiyetle tüm bu materyallerimizi imzaladılar. Murat İlkan’ın sol anahtarı şeklindeki imzasına dikkat edin lütfen 🙂 Konsere gitmeden mi02iki tane CD kalemi hazırlamıştım. Ancak orada ne hikmetse kalemlerin ikisi de yazmadılar! Eğer organizatör Murat Abimiz bir kalem daha bulup gelmeseydi ağlayarak ayrılmak zorunda kalacaktık.

Murat İlkan’a ilk solo albümü Fanus’un plağını ve Pentagram’la birlikte yaptığı işleri imzalattım. Metin Türkcan’a ise yine ilk solo albümünün CD’sini ve yıllar önce Pentagram’la konsere geldiğinde grubun diğer üyelerinin imzalayıp onun imzalamadığı CD’yi imzalattım.

mi04

Tüm bu imza ve sohbet faslından sonra birer fotoğraf çektirip kulisten ayrıldık ve o gazla aşağıda beklemeye başladık. Herkes ayakta beklemekten şikâyetçiydi ama benim dünyayı gördüğüm duyduğum yoktu mutluluktan. Bir süre sonra sırasıyla Metin Türkcan, Alper İlkan, Melisa Uzunarslan ve Murat İlkan sahneye çıktılar.

Rahatsızlığının Murat İlkan’ı yorduğu çok belliydi. Hareketlerini de bir miktar kısıtlamıştı. Ancak sesine hiçbir şey olmamıştı! En ufak bir tereddüt yoktu hiçbir şarkıda. Çalma listeleri de harikaydı. İlk çaldıkları şarkı haricinde, listede boş şarkı yoktu. İlk şarkıyı bilmiyordum çünkü 🙂 Özellikle kendi albümünün çıkış şarkısı Yaramaz Çocuk’a tüm salon eşlik etti. Pentagram’dan da söyledi. Her şarkıyı aslında salon da onunla birlikte söyledi. Pink Floyd’lar da ise özellikle solo kısımlarında Melisa Uzunarslan’ın kemandaki ustalığı alkışlara boğuldu. Metin Türkcan da kendi albümden bir şarkı söyledi. Ancak gecenin sürprizini yine Melisa Uzunarslan yaptı ve Kaan Tangöze’nin Bekle Dedi Gitti isimli parçasını söyledi. Ne söylemek! Yaşattı resmen! Jestleri, mimikleri ve sesiyle yaptıklarını dinleyip izledikten sonra bu ismi not ettik telefonlarımıza. Ancak salaklık edip kaydetmedik bu performası.

mi03

Murat İlkan’a sahnede bir ara kim olduğunu anlamadığımız birisi eşlik etti. Gereksiz bir eşlikti bence, Murat abinin ihtiyacı yoktu zira 🙂 Konser boyunca seyirciyle en az etkileşime geçen isim Murat İlkan’ın eşi ve bass gitaristi Alper İlkan’dı. Neden bilmiyorum ama yüzünü pek az defa tebessüm ederken görebildik.

mi06

Neyse, her şey süper giderken pek çok konserde olduğu gibi bu konser de bazı aksilikler yaşadığım için erken ayrılmak zorunda kaldım. Zira ben ne zaman bir konserde eğlensem mutlaka bir şeyler bir tarafımı çekiştirir.

Velhasıl, son zamanlarda gittiğim en iyi konserdi diyebilirim Murat İlkan ve Metin Türkcan Akustik Proje için. Konserde pek çok şarkıyı 4K kalitesinde videoya çektim. Ancak bu boyuttaki videoları işlemek biraz zaman aldığından ortaya çok da istediğim gibi bir video çıkmadı.

mi07

Black Omen – 30 Nisan Peyote Konseri

bo2Black Omen, bu blogda defalarca okuduğun, Türkiye’de tarzının en iyi gruplarında biri sevgili okur. 2004 yılında Mehmet‘in elime sıkıştırdığı demoları ile tanıyıp takip etmeye başladığım grup, bugün 3 albüm kaydetmiş ve Melodik/Senfonik Black Metal tarzının Türkiye’deki en köklü gruplarından birisi.

Sahnede izlemeyeli çok uzun zaman olmuştu Black Omen’i. 30 Nisan’daki bu konserlerini ilk duyduğumda epey heyecanlandım. Bir etkinliğe gidilebilecek en güzel zaman olan cumartesi gecesine denk gelmesi, konsere katılmayı farz kılıyordu.

bo01Etkinlik akşamında Peyote’de pek çok tanıdık sima gördüm. Eskişehir’de gerçekleşen metal organizasyonlarında gördüğümüz hemen tüm müzikseverler oradaydı. Mekanın kapısında önce Black Omen vokalisti Karahan‘la, daha sonra Serkan abi, Ali ve Tolga‘yla karşılaştık. Kapı açılışının saat 22.00’de olduğunu öğrendik. Ancak bir Peyote klasiği olduğu üzere, konserin gece yarısına doğru başlayacağı konuşuluyordu.

Konser salonuna girdiğimde sahnede yanan iki şamdan karşıladı beni. İnsanlar yavaş yavaş sahne önünde yerlerini alıyordu. Çok uzun beklememize gerek kalmadı ve Black Omen elemanları birer birer sahnedeki yerlerini aldılar. Saat gece yarısına yaklaşmışken konser başladı.

bo4

Grup üç albümde de parçalar çaldı. Konserde, daha önce bir Black Omen konserinde görmediğim üç farklı olay oldu. İlk olarak grubun davulcusu ve yakın arkadaşımız Onur, efsane parça Loki‘den önce bir davul solo gerçekleştirdi. Açıkçası bunu başka konserlerinde de yapıyor mudur bilmiyorum ama insanları şaşırtan ve insanların hızını arttıran bir atraksiyondu bu. Zaten devamında patlayan Loki ile Black Omen, ezmeye başladı. Aşağıdaki videoda o anki performanslarını izleyebilirsiniz.

Black Omen, köklü bir beste grubu olduğundan konserlerinde hiç cover çalmıyordu. İşte ilk defa bu konserde, Dissection‘dan Night’s Blood çaldılar. Bu cover’ı Gülay ve Umut‘la birlikte dinledik. Jon abimizin anısına cehenneme selam çaktık.

Grup hiç ara vermeden sahnede kaldı. “Artık bitti” dediklerinde ise seyirciden inanılmaz bir bağırış çağırış yükseldi. Bir Black Metal konserinde böylesini beklemezdiniz. Bir kısım seyirci Night’s Blood bir kısım ise Black Candle‘ı yeniden çalmalarını istiyordu. Bunun üzerinde bir kere daha Black Candle’ı çalmaya başladılar. Bu da o gecenin unutulmazlarından bir tanesiydi.

bo3

Konser bittiğinde Sertan Hoca‘yla ayak üstü lafladım ve görebildiğim diğer tüm dostlarla vedalaştım. Favori parçalarım Black Candle, Loki, When The Sun Rises ve Curtains Of Imaginary Vortex‘i canlı canlı dinlemenin huzuruyla mekandan çıktım. Gruba ve organizasyona bir kere daha teşekkür ederim. Şimdi yazı biterken sizi şöyle efsane bir girişe sahip olan Loki’yle baş başa bırakıyorum:

Fotoğrafları, grubun Facebook profilinden aldım.

Efendi’yle Roxy Müzik Günleri Macerası!

roxyŞu yazımda Efendi‘nin bu yıl düzenlenen 19. Roxy Müzik Günleri‘nde finale kaldığını ve 18 Mart günü final performansını sergilemek üzere İstanbul Roxy‘de sahneye çıkacağını yazmıştım.

Birkaç gün öncesinden plan yapıp geçtiğimiz pazar günü Eskişehir Otogarı‘ında buluştuk. Taksi tutmak yerine Alper‘in arabasıyla otogara gittik. İki günlük otopark parası, vereceğimiz taksi parasına eşitti çünkü. Otogar’da saat 14.00’e doğru buluştuk. Epey kalabalık bir gruptuk doğrusu: Alper, Utku, Ersan, Mahmut, Yağmur, Narin, Emre, Serbay, Merve ve ben. Otobüsün arka tarafı bize tahsis edilmişti sanki. İstanbul’a kadar güzel bir yolculuk oldu. Herhangi bir sıkıntı çıkmadı.

Otobüs akşam 20.00 civarında Alibeyköy Cep Otogarı‘na girdi. Biz buradan teyzeme geçtik. Grubun geri kalanı ise Taksim‘e gitmek üzere servis aracını beklemeye başladılar. Teyzemlere en son 4 Şubat 2014’te, askere gitmeden önceki gün gitmiştim. Hatta askere de teyzem ve Cihan tarafından az önce indiğimiz otogardan uğurlanmıştım. Şimdi aynı eve, bir yıldan daha uzun bir süre sonra gidiyorum ve bu sefer asker olan Cihan.

Ertesi sabah saat 11.00’e doğru gidip bir yerlerden İstanbul Kart bulup aldık. Bununla Alibeyköy’den binip Taksim Meydanı‘na ulaştık. İstiklal Caddesi‘ni devam edip Tünel‘e geçtik. Burada kendime bir Irish Flute aldım. Hatıra olsun dedim. Az sonra, Galata Kulesi’nin karşısında bulunan Lavazza isimli mekanda Efendi’nin yanına dahil olmuştuk. Önceki gün bizimle gelmeyen Aykut ve abisi Burak ile Caner de oradaydı. Burada biraz oyalanıp yarışmanın yapılacağı Roxy isimli mekana gitmek üzere yola çıktık. Ama ne yürüdük! Arkadaş ne yürüdük anlatamam! Kana tere batmış bir şekilde mekanın kapısına yığıldık hepimiz. Burada nihayet tüm ekip toplanabildik. Soundcheck için epey zaman varmış. Biraz kapı önünde lafladıktan sonra nihayet Efendi soundcheck için içeri girdi. Biz de bir kenardan sızıp mekana daldık.

roxy05Soundcheck devam ederken en son geçen sene Temmuz ayında gördüğüm asker arkadaşlarım, biricik kardeşlerim Selçuk ve Atilla çıkageldiler. Askerden sonra da görüşmeyi sürdürdüğüm bu adamlarla aylar sonra buluşmak paha biçilmezdi. Karnımız çok aç olduğu için Merve’yle ben kısa süreliğine bu ikiliden ayrılıp karnımızı doyurduk ve sonrasında Selçuk’un bir arkadaşının çalıştığı, arka sokaklardaki bir mekanda tekrar buluştuk. Birkaç saat sürecek mükemmel bir muhabbete böylece başlamış olduk. Selçuk, şu ve şu yazılarımda bahsettiğim kitapların yazarı. Atilla ise turizm sektöründe çalışıyor. Her ikisiyle de askerde çok fazla şey paylaştım. Asker sonrasında da iletişimimiz hiç kopmadı. Muhabbetimiz askerlikten çok, mevcut hayatlarımızı konuştuk. Atilla’nın o muhteşem maceralarını, Selçuk’un ciddi kararlarını dinledim. Onlar da benim seviyeli muhabbetimden keyif almışlardır kanımca 🙂 Muhabbet devam ederken Umur aradı ve yolda olduğunu söyledi. Ama Selçuk’a gelen bir telefonla aylar sonraki ilk buluşmamız sona erdi. Kardeşlerimle kucaklaştık ve ayrıldık.

roxy06Tekrar Tünel’e doğru yöneldim Umur’la buluşmak için. Ancak şansıma HDP mitingi vardı ve yol tıkanmıştı. Bunu tarif edebilecek sözcük kesinlikle buydu: tıkanmıştı. Hiç bilmediğim bu İstanbul’da bir ara sokağa saptım. Aylar önce İlkan Abi’den gördüğüm taktikle yolu bulmaya çalıştım ve bingo! Tam da mitingin bittiği noktada, kalabalığın arkasında tekrardan İstiklal Caddesi’ne çıktım. Umur’u Galata Kulesi’nin altında buldum. Birkaç önce görüşmemize rağmen sanki hiç görüşmemiş gibi kucaklaştık Umur’la. Yakın zamanda nişanlanacağı için sohbetimizin başlarında hep bu mevzulardan bahsettik. Sonra Umur’un beni kahkahalara boğan çıkışları eşliğinde can dostum Keyb ile buluşmak için Galatasaray Lisesi’nin önüne doğru yürüdük.

roxy08

Keyb, İstanbul’daki daimi plak tedarikçim, elinde Iron Maiden’ın Seventh Son Of The Seventh Son plağı ile bizi bekliyordu. Hızımızı kaybetmeden Roxy’e doğru yola çıktık. Sabah yürüdüğümüz o uzuuuun yolu bu sefer yürümedik. Çünkü öğle üzeri Selçuk ve Atilla’yla buluştuğumuzda bana kısa bir yol öğretmişlerdi. Beş dakikada mekanın önüne geldik. Burada tüm Efendi’yi sahneye çıkmak için bekler halde bulduk. Bizim çocuklar nasıl giyinmişlerdi bir görseniz. Gururla baktım lan hepsine. Mekanın önünde sadece biz değil, Koray Candemir, Harun Tekin, Aylim Aslım ve bir sürü tanınmış sima vardı. Mekanın ses düzeni ise hastası olduğumuz grup Dorian’ın vokalisti İlkin Kitapçı idi.

roxy04

İçeriye girmek üzere beklerken yolunu gözlediğimiz adamlardan ilki, Ahmet Ali Mert çıkageldi! Kardeşi Alper ve nişanlısı Petra da yanındaydı. En son düğünde görüşmüştük Ahmet’le. Sağolsun Efendi’ye destek için o da gelmişti. Tüm mekan dışarıdayken bir anda herkes içeri doluştu. Anlaşılan nihayet gece başlamıştı. Üç grup dinledik ve sıra Efendi’ye geldi. Bu esnada ilginç bir şey oldu. Mekanın kapısı açıldı. İçeriye bir sakal girdi. Neredeyse 3 senedir görmediğimiz dostumuz Erol’du bu. En öndeydik artık Erol’la birlikte. Diğer uçta ise Ahmet, Galaxy Note 4 ile 4K kalitesinde ve kesintisiz olarak performansı kaydetmeye başlamıştı.

roxy00

Yazının bu kısmında grupların sahne performanslarından bahsetmemi bekliyor olmalısınız. Ama yapmayacağım. İzlediğim gruplara dair elbette değerlendirmeler yaptım. Ancak şimdi bu yazıda ne yazarsam yazayım taraflı olacak. Düşüncelerim yanlış yorumlanacak. O yüzden grupların performanslarına ilişkin bir şey yazmıyorum. Buna bizim çocuklar da dahil. Ama çaldılar, çok güzel çaldılar valla 🙂

roxy03Efendi sahneden indiğinde, geceden beri ilk defa sahne önünde bu kadar çok kalabalık oluşmuştu. Alkışlar eşliğinde toparlanıp indiler. Sonra mekanın dışına çıktık. Kanat Atkaya’yı gördüm, tanıdım. Erol, elli tane daha adam tanıdı. Erol bunu hep yapar. Yalan yok, bir daha da içeri girmedik Erol’la. Mekanın önünde çöktük ve uzun, upuzun bir muhabbet başladı.

Belirtmeyi unuttum. Umur, ulaşım sıkıntısından dolayı Efendi’yi dinleyemeden mekandan ayrıldı. Efendi sahneden indikten sonra dışarıda Keyb yanında bir arkadaşla çıkageldi. Bu arkadaş, bizimkinin asteğmen olduğu yerde kısa dönemmiş. Ayak üstü biraz muhabbet ettik. Gayet kral bir elemana benziyordu. Keyb sağ olsun epey dil döktü gece ona gitmemiz için. Gitmedik, üzdük kardeşimi.

roxy02

Gece tüm performanslar bitti ve tüm bir ekip olarak yola düştük. Erol’la vedalaştık. Ahmet Ali bizimle kaldı. Bir süre Cihangir tarafında yürüdükten sonra güzel bir tepenin yamacına tırmandık. Burada nihayet midye yeme fırsatım oldu. Açlıktan öldüğümüz için hemen oradaki bir köfteciden önce beş sonra yedi sonra on bir tane köfte ekmek sipariş ettik. Güzel bir boğaz manzarası eşliğinde yemeğimizi yedik. Sonra Ahmet’le birlikte grubun diğer kalanından ayrıldık. Ahmet’in evi de Keyb gibi karşı taraftaydı. Buraya gitmek için harika bir yol varmış meğer: Taksim Meydanı’nın ilerisinden dolmuşlar kalkıyor ve 24 saat çalışıyorlar. Taksim Meydanı’nda Ahmet Ali’nin kardeşi Alper ve nişanlısı Petra ve arkadaşı Baran ile buluştuk. Hepimiz gittik ve bekleyen dolmuşlardan birine atladık. Dolmuşçu saatte 130 km hızla (ekmek çarpsın) bizi yaklaşık 20 dakikada karşıya geçirdi, Ahmetlerin mahalleye indik. Gece saat 3’e yaklaşıyordu ve yollar bomboştu. Ahmetlerde hiçbir şey yapmadık ve doğrudan uyuduk. Yorgunluktan kırılıyorduk hepimiz. Burada Ahmet ve Petra’nın müthiş misafirperverliğiyle ağırlandık. Her ikisine de teşekkür ederim. Hatta Petra için: Díky za vaši pohostinnost půvabné.

roxy01

Ertesi sabah da erkenden uyandık. Dün bindiğimiz dolmuşun bu sefer tersi istikametinde gidenine bindik. Ahmet sağ olsun durağa kadar bıraktı kardeşim. Sabah erken vakit olduğundan ve o gün resmi tatil olmasından dolayı yine trafik azdı ve bu sefer de yarım saatte karşıya geçtik. Dün bindiğimiz yerde, Meydanın yukarısında, dolmuştan indik. Kahvaltı yaptık. Önceki gün yarışmanın düzenlendiği yerde bir plakçı görmüştüm. Alperlerle buluşmamıza daha vardı. Biz de bu plakçıya gittik. Ancak kapalıydı. Geri dönerken yolda Efendi’yle karşılaştık ve hep birlikte tekrar İstiklal’e doğru yürüdük. Burada otobüse giden servis aracı kalkana kadar bir mekanda oturduk. Önceki gün hakkında değerlendirmeler yaptık. Saati geldiğinde servisin kalkacağı yazıhaneye gittik. Kısa süre sonra da servis geldi. Şaşılacak şey, 20 dakikada Alibeyköy Cep Otogarı’na geçtik. Otobüse bindik ve uyuduk! Cidden uyuduk. O kadar yorulmuştuk ki iki gündür… Bir ara gözlerimi açtım, otobüs İstanbul’dan çıkmak üzereydi. Sonra Sakarya Otogarı’na kadar yine uyudum. Ondan sonra da bir daha uyuyamadım. Eskişehir’e kadar birkaç film izledim. Saat 20.00’ye doğru Eskişehir Otogarı’na ulaştık ve iki günlük bu Roxy macerası bir süreliğine bitmiş oldu.

Yarışmaya katılan tüm gruplar. Tıklayın ve büyük halde görün.

Yarın (Cuma günü) yarışmanın sonuçları açıklanacak. Heyecanla bekliyor olacağız biz de. Merak etme sevgili okur, sen de sonuçları herkes önce buradan öğreneceksin. Bol şanslar EFENDİ!

NOT: Yakın zamanda grubun videolarını ekleyeceğim. Birkaç gün sonra yazıyı yine kontrol edin 🙂

Muhteşem Bir Konser Haberi

15 Haziran’da Eskişehir’de olanlar lütfen dikkat! Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası‘nın 15 Haziran cumartesi günü saat 20.30’da muhteşem bir konseri olacak: İtalyan Film Müzikleri. Bu blogu uzun süredir okuyanlar hemen Ennio Morricone ismini hatırlamıştır. Daha önce defalarca bu efsane müzik adamından bahsetmiştim. İşte şimdi o efsanenin eserleri 15 Haziran gecesi senfoni eşliğinde müzikseverlerle buluşacak.

Lanet olsun böyle şansa ki ben o tarihte Çorum‘da olacağım. Ancak sen Eskişehir’deysen sevgili okur sakın kaçırma. Ender SAKPINAR yönetimindeki orkestranın solistiliğini soprano Tülay UYAR yapacak. Gecede

Tülay Uyar

sadece Morricone değil bir diğer unutulmaz film müziği bestecisi Nino Rota‘nın da eserleri çalınacak. Nino Rota’nın en bilinen eserleri herhalde The Godfather serisi için hazırladıklarıdır. Ben kendi adıma bir Morricone hayranı olduğum için Rota hakkında pek bir bilgi sahibi değilim.

Konsere gidecek olan sevgili okurun duymasu kuvvetle muhtemel Morricone parçalardan bir kaçı şu filmlerin soundtrackleri olacaktır: A Fistful of Dollars, For a Few Dollars More, The Good, the Bad and the Ugly, Once Upon a Time in the West, The Mercenary. Çok merak edenler, nasıl bir şey izleyecekleri hakkında fikir sahibi olmak isteyenler, aağıdaki videoyu izleyebilirler.

Konser, 15 Haziran Cumartesi günü Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayı’nda yapılacak. Blogda daha önce Ennio Morricone ve İtalyan film müzikleri hakkında yazdığım şu yazılara göz atabilirsiniz:

  1. Yeni Başlayanlar İçin 8 Videoda Spaghetti Western
  2. Western Coşkusu

7 Mart 2013 – Pentagram Eskişehir Konseri

Eh, uzun zaman olmuştu bir konser yazısı yazmayalı. Elimden geldiğince detaylı olarak yazmaya çalışacağım ki gelmeyenler pişman olsunlar 🙂

Image Hosted by ImageShack.usAynı gün Bilecik‘te akşam 17.00’de işten çıkıp Eskişehir‘e giden ilk arabaya bindim. Eve gelene kadar yaşadıklarımı bir sonraki yazıda anlatacağım. Eve geldikten sonra hızlıca almam gereken eşyaları alıp karnımı da doyurduktan sonra Alper‘e geçtim. Ertesi gün Antalya‘ya gideceğim için valizimi Alper’e bıraktım. Saat 21.00 civarında 222 Park‘a gittik. Burada İzmir‘den Barış Abi, Togay, Volkan ve Halil‘le buluştuk. Barış Abi “Bu Toprağın Metalikacıları” isimli belgesel için bizimle kısa bir çekim yaptı. Burada özellikle yer ayarlama konusunda yardımlarından dolayı Özgür Abi‘ye derin saygılarımı sunarım. Bu çekimden hemen sonra konser için kapılar açıldı.

Image Hosted by ImageShack.usAlper’e beraber kuyruğa girdiğimizde Koray ve Yakup‘u gördük. Bu adamları da uzun süredir görmüyordum. Dördümüz içeri girmek üzere beklemeye başladık. Sıra geldiğinde girdik içeri ve sahne önünde 4. sıraya kadar gelebildik ve demir atıp beklemeye başladık. Ben bilmiyordum, ancak bir de ön grup varmış meğer Pentagram‘dan önce: MEKANİK.

Mekanik

Bu grubun adını olumlu ve olumsuz pek çok yorumun içinde duyduğum için açıkçası merak ediyordum. Saat 22.00’yi biraz geçe Mekanik sahneye çıktı. Dediğim gibi daha önce hiç dinlememiştim, bana tarz olarak ilk dönem Metallica‘yı fazlasıyla anımsattı. Metallica konusunda benden daha bilgili olan Alper ise grubun tarzını fazlasıyla Metallica ve dönemdaşlarına benzetti. Ancak o da ben de bir konuda hemfikirdik, adamlar güzel yapıyorlar işlerini. Seek And Destroy çaldılar, müthişti. Overkill çaldılar, Yakup epey coştu. Kendi besteleri de fena değildi. Türkçe sözlü olması bilakis bir avantaj olmuş besteleri açısından. Sahne olarak da ben yeterli buldum. Ancak bir talihsizlik yaşadılar ve son şarkılarını çalamadılar, gitaristlerinin amfisi devre dışı kaldı. Mekanik sahneden alkışlarla indi ve saat 23.00’ü beklemeye başladı herkes.

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.usSaat 23.00’e doğru salonu bir akustik Sonsuz dinletisi doldurdu. Tüm salon aynı anda şarkıyı söylemeye başladık. Şarkı bittiğinde Gökalp ve devamında diğer grup üyeleri sahneyi doldurdu ve Pentagram sahneye çıktı.

Her konserde Alper’le girdiğimiz iddiaya bu sefer Koray ve Yakup’u da dahil ettik: Pentagram konsere hangi şarkı ile başlayacak? Evi arabayı satıp tüm paramı “Sand” e yatırdım. Alper, Koray ve Yakup başka başka şarkılar söylediler. Pentagram “Sand”in ilk notalarını çalmaya başladığında artık zengin bir adam olmuştum. Pentagram şöyle bir playlist hazırlamış gece için:

  1. Sand
  2. 1000 In The Eastland
  3. Doğmadan Önce
  4. Unspoken
  5. Wasteland: Burada ses sisteminde bir arıza oldu, şarkının yarısına kadar baslar yoktu.
  6. It’s Down Again
  7. Give Me Something To Kill The Pain
  8. Disturbing The Peace
  9. Geçmişin Yükü
  10. Bu Alemi Gören Sensin: Hakan Utangaç vokale geçti.
  11. Şeytan Bunun Neresinde
  12. Anatolia (Türkçe): Burada da iddiaya girdik İngilizce mi söyler Türkçe mi diye. Yine ben kazandım.
  13. Beyond Insanity
  14. Now and Nevermore
  15. Gündüz Gece
  16. Apokalips
  17. Tigris + Bir

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Konserle ilgili üzüldüğüm bazı şeyler var. İlki Hakan Utangaç‘ın sadece bir şarkı söylemesi oldu. Rotten Dogs söyleseydi mesela çok farklı olurdu herşey. İkinci olarak Alper de ben de This Too Will Pass ile Behind The Veil‘i çalmalarını bekledik. Ama çalmadılar. Çok üzüldük. Bir de 18 şarkıdan 7 tanesi Türkçe idi. Türkçe parçaların ardarda gelmesi biraz üzdü, özellikle This Too Will Pass için çok ümitlenmişken…

Image Hosted by ImageShack.us5 kişilik grubun 3 üyesi hastaydı. Vokal Gökalp Ergen, hastalığını performansına yansıtmamaya çalışsa da sahnede fazla hareket edemedi. Grubun en iyisi hiç şüphesiz Tarkan Gözübüyük idi. Ayrıca Cenk Ünnü‘yü de hiçbir zaman unutmuyoruz. Hakan Utangaç, iki yanında birer LED ampül bulunan komik bir gözlük takıyordu 🙂 Tüm fanlar için onun yeri ayrıdır ve ne olursa olsun Pentagram, Hakan Utangaç’sız olmaz, olamaz.

Konser hiç ara vermeden yaklaşık 2 saat sürdü ve müthiş bir şekilde bitti. Performanstan sonra dışarıda uzun süredir görüşmediğimiz epey bir adamla görüştüm. Serkan Abi, Ali, Serdar bunlardan bir kaçı. Bu şekilde muhabbet ederken kardeşim Murat yanıma geldi ve gruba imzalatmak üzere yanımda taşıdığım albümlerini istedi. Böylece hep beraber 222 Park’ın yan tarafından bekleyen tur otobüsüne gittik.

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Şansımıza Gökalp Ergen otobüsün kapısındaydı ve hiç sıkıntı yaratmadan uzattığım MMXII albümünü imzaladı. Sonrasında sırasıyla Cenk Ünnü, Hakan Utangaç ve Tarkan Gözübüyük de geldiler ve albümü imzaladılar. Alper de efsane Bir albümünü yaratıcılarına imzalattı. Burada epey bir fotoğraf çektirdik. Eklediğim fotoğraflarn bir tanesini ben çektim. Gerisi Metin Ünlü‘ye ve Kağan Kılıç‘a aittir.

Sonuç olarak güzel bir konser oldu. Pentagram seven sevmeyen tüm metalci kitlenin de orada olması ayrıca güzeldi. Bu konuda en güzel cümleyi de Serkan Abi söyledi herhalde: “Biz çocukken adamlar metal müzik yapıyorlardı.

İmzalı MMXII Albümüm (Metin Türkcan hariç)

Pentagram’a saygı duymak gerek. Merak edenler için benim kameramdan Pentagram 7 Mart 2013 Eskişehir konseri: (Bu bir Proofhead.net hizmetidir.)

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us